‘Sarraf davası’na doğru Erdoğan: Dünyayı ayağa kaldırmayı biliriz

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, ‘Sarraf davası’yla ilgili olarak ABD’ye yüklendi: “Vatandaşımızı itirafçı yapmanın gayreti içindeler, bu işler bittiği zaman dünyayı ayağa kaldırmasını biliriz.”

New York’ta bir buçuk yıldır dolandırıcılıktan tutuklu bulunan 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasının kilit ismi işadamı Rıza Sarraf ve aynı dosya kapsamında yedi ay önce tutuklanan Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Hakan Atilla 16 Kasım’da duruşmaya çıkacak. Davada son olarak eski ekonomi bakanı Zafer Çağlayan da sanık ilan edilmişti.

Sarraf ve Atilla. (Fotoğraf: Reuters)

Erdoğan’ın en sert demeci

Erdoğan,  davayla ilgili bugüne kadarki en sert demecini partisinin grup toplantısında verdi.

Erdoğan ABD’ye şöyle seslendi: “Sizin gücünüz Tayyip Erdoğan’ın 13 tane korumasına gözaltı kararı çıkarmaya yeter. Bir bankamızın altı kere Amerika’ya girip çıkan görevlisini yedinci kez girişinde gözaltına almaya yeter. Öbür taraftan bakıyorsunuz bir başka vatandaşımızı aynı şekilde gözaltına almaya yeter. Ve ondan sonra da onu köşeye sıkıştırarak şunları şunları söylemen halinde şu kadar demek suretiyle itirafçı durumuna düşürmenin gayreti içine girerler. Takipçisiyiz, bu işler bittiği zaman dünyayı ayağa kaldırmasını da biliriz, hepsini açıklayacağız.” 

Hakan Atilla: Delilleri tanıklara gösterelim

Amerika’nın Sesi’nin haberine göre Atilla, duruşmaya 20 gün kala mahkemeye verdiği dilekçede “Savunma olarak tanıklarımız mahkemeyi isim vermekten çekiniyor. Delillerde gizlilik kararı olduğu için tanıklara delilleri gösteremiyoruz. Dosyayla ilgili gizlilik kararı kaldırılsın” dedi.

Dilekçei inceleyen hakim Richard Berman, savunma ve iddia makamlarını uzlaşmaya davet etti.

Hakan Atilla Rıza Sarraf’tan ayrı yargılanmak istiyor.

‘Trump, Berman’la görüştü’

Amerika’nın Sesi’nden Can Kamiloğlu’nun yaptığı habere göre de davanın iddia makamı New York Güney Bölgesi başsavcılığı görevine Türkiye’yle yakın ilişkileri bulunan Geoffrey S. Berman’ın getirilme ihtimali ciddiyet kazandı.

Berman’ın adı bu görev için New York Times’ın yazdığı haberde geçmişti. Atanma ihtimalinin güçlenmesinin nedeni ise ABD Başkanı Donald Trump’ın,  Geoffrey S. Berman ile Beyaz Saray’da görüştüğü yönündeki haber.

Başsavcı adayı Türkiye’nin lobicisi için çalışıyor

Berman, Sarraf’ın da avukatı eski New York valisi Rudy Giuliani’yle birlikte ortağı olduğu Greenberg Traurig firmasında çalışıyor. Firma aynı zamanda Türkiye’nin de ABD’deki lobicilik faaliyetlerini yürütüyor.

Kaynak : http://www.diken.com.tr

NYT: New York’ta görülecek bir dava, Türkiye Cumhurbaşkanı’nı neden rahatsız ediyor?

“Erdoğan, neler olduğunun farkındaydı”

Çeviri: Gonca Tokyol

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın 27 Kasım’da New York’ta görülecek olan ‘Zarrab davasına’ yönelik eleştirilerinin temelindeki asıl kaygının, hâkim karşısına çıkacak isimlerden bir ya da birkaçının suçlamaları kabul ederek anlaşmaya gitmesi olduğu iddia edildi. ABD’nin İran’a yönelik yaptırımlarının delinmesine dair davanın, Türkiye ile ABD arasındaki ilişkileri gerginleştirdiğini kaydeden New York Times gazetesi, Erdoğan’ın sürece yönelik itirazlarının ‘vatansever’likten öte sebepler içerdiğini savundu. 

2013 yılında ortaya çıkan ses kayıtlarının Erdoğan hükümeti tarafından ‘uydurma’ olarak kabul edildiğini hatırlatan NYT, ABD’li savcıların ise New York’taki davada bu kayıtlardan alıntı yaptığını, iddianamede isimleri yer alan Zarrab, eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan ve eski Halkbank Genel Müdürü Süleyman Aslan’ın Erdoğan’la bir araya gelmeyi tartıştığını ve Türkiye’nin dış ticaret verilerini artırmak için ‘başbakanın emriyle’ hareket ettiklerini söylediğini aktardı.

“Erdoğan’ın ismi geçen kişilerin bazılarıyla düzenli olarak görüştüğüne dair kanıtlar var”

“New York’ta görülecek bir dava, Türkiye Cumhurbaşkanı’nı neden rahatsız ediyor” başlıklı yazıda, 17-25 Aralık döneminde ortaya çıkan kayıtların çevirisini inceleyen Patrick Kingsley ve Benjamin Weiser, New York’taki davanın geçen ay sunulan iddianamesinde dönemin Başbakanı Erdoğan’ın isminin geçmediğini ya da kendisine referans verilmediğini belirterek, “Ancak, 2013’te, yaptırımların delinmesinin zirve yaptığı dönemde Erdoğan’ın ismi geçen kişilerin bazılarıyla düzenli olarak görüştüğüne dair kanıtlar var” ifadelerine yer verdi.

“Erdoğan, duruşmada ortaya çıkabileceklerden endişeleniyor”

Davaya dair sorulardan birinin, sanıklardan bir ya da birkaçının cezalarında indirime gidilmesi umuduyla suçu kabul ederek ABD’li yetkililerle işbirliğine gidip gitmeyeceği olduğunu kaydeden NYT yazarlarına konuşan ABD’nin eski Türkiye Büyükelçisi Eric. S. Edelman da, “Erdoğan’ın bundan endişe duyduğuna eminim. Eminim ki duruşmada nelerin ortaya çıkacağına yönelik endişe duyuyor” dedi.. 2013’teki iddiaların ve dinleme kayıtlarının Türkiye’de ‘Gülen hareketinin kurgusu’ olarak kabul edildiğini ancak aynı kayıtların ABD’deki davanın bir parçası olduğunu ifade eden Kingsley ve Weiser’ın yazısından bazı bölümler şöyle:

-Mahkeme kayıtları, Erdoğan’ın sesinin belirlenen kayıtlardan herhangi birinde yer almadığını gösteriyor. Ancak 2013 sonbaharında, gizli anlaşmada yer aldığından şüphelenilen kişiler tarafından sıklıkla makamına referans verildi.

“ABD’nin İran’a yönelik yaptırımlarının ardından Türkiye’nin ticaret açığı yükselişe geçti”

-Obama yönetimi, Haziran 2013’te, Türkiye’nin İran’a benzin için altınla ödeme yapmasına izin veren bir açığı kapadı. Davada yer alan kayıtlardaki ifadelere göre, aynı yılın sonbaharında, iddianamede ismi yer alan iki kişi, yaptırımlardan kaçınmak için alternatif bir yol bulunmasını tartıştı. Yüksek miktarda altın artık Türkiye üzerinden yönlendirilmeyeceği için tarafların üzerinde anlaştığı iddia edilen anlaşmanın Türkiye ekonomisi için sıkıntılı etkileri oldu, ülkenin ticaret açığı artmaya başladı.

“Erdoğan paniğe kapıldı”

-Dinlemelere yansıyan konuşmalara göre Erdoğan, bu gelişmenin ardından paniğe kapıldı. Yerel seçimlerin yakınlaşmasıyla birlikte Erdoğan, Türk ekonomisinin kurtarıcısı olarak şöhretinin zarar görebileceğinden korkmuş olabilir. Kayıtlara göre Erdoğan Zarrab, Çağlayan ve Aslan’la Türkiye’nin ihracat verilerinin bir önceki yılki rekor düzeylere ulaşması ihtiyacı hakkında konuştu.

Erdoğan’ın bunun yasadışı yollarla yapılmasını talep ettiği ya da beklediği yönünde bir kanıt yok. Ancak istediği sonuç, daha önce sadece şimdi ABD yaptırımları kapsamında kalan metotlarla elde edilmişti.

Zarrab: Elimizden geleni yapmalıyız, başbakana söz verdim

-19 Eylül 2013’teki bir konuşmada Zarrab, ticaret açığı konusunda Erdoğan’la kişisel olarak konuştuğunu ve Türkiye’ni ihracatını 4 milyar dolar artırmak konusunda Erdoğan’a güvence verdiğini iddia ediyor. Eski Halkbank Genel Müdürü Aslan’la konuşan Zarrab, “4 milyar dolarlık hedefe ulaşmak için elimizden geleni yapmalıyız çünkü başbakana söz verdim” diyor. Aynı gün yapılan bir başka görüşmedeyse Zarrab, bir iş arkadaşıyla yaptığı görüşmede, “2 milyar dolar bile önemli çünkü başbakanla doğrudan bir araya geleceğim” ifadelerini kullanıyor.

-Dönemin Ekonomi Bakanı Çağlayan ise, 3 Ekim 2013’te Aslan’la yaptığı konuşmada, “Türkiye’nin ihracatta en az 2 ila 4 milyar dolara ihtiyacı var. Dün akşam başbakanla İstanbul’da iki saatlik bir görüşme yaptık ve ona çok fazla baskı olduğunu söyledim” diyor.

-Türkiye’deki savcıların ulaştığı 16 Eylül 2013 tarihli bir başka konuşmaya göre ise Aslan, Erdoğan’ın kendisine “ihracatı artırmak için ne gerekiyorsa yapılmasını” söylediğini aktarıyor. Kayıtların dökümleri, Erdoğan’ın Zarrab, Aslan ya da Çağlayan’ın ihracatı nasıl artıracağını söylediğini içermiyor.

“Erdoğan, neler olduğunun farkındaydı”

-Dökümlerden anladıklarım, 27 yıldır Türkiye siyasetini takip eden biri olarak Erdoğan’ın neler yaşandığının tamamen farkında olduğunu gösteriyor” diyen İstanbul merkezli Global Source Partners analiz firmasının danışmanlarından Atilla Yeşilada, kayıtlarda yaptırımların nasıl delineceğine dair herhangi bir konunun Erdoğan’a sunulmadığını ise kabul ediyor.

-Ancak Erdoğan, ABD’nin İran’a yönelik yaptırımlarının delinmesine yönelik niyetini daha önce açık şekilde dile getirmişti. Aralık 2012’de bir basın toplantısında konuşan Erdoğan, “Bu konuyla ilgili olarak bize ‘yaptırımlara uymanız gerekir’ gibi yaklaşımlar olduğunda biz ona uymayız. Bu bizim için stratejik öneme haizdir” demişti.


Makalenin orijinal hâlini okumak için tıklayın

Kaynak : http://t24.com.tr/

“ABD-Türkiye geriliminin sebebi Zarrab, Erdoğan ortaya çıkacak bilgilerden çekiniyor”

“NATO müttefiki kalıbı, Türkiye’nin eylemlerinin ne kadar düşmanca ve otokratik olduğunu saklıyor”

Çeviri – Gonca Tokyol

Washington Post gazetesinde David Ignatius imzasıyla yayınlanan yazıda, Türkiye ile ABD arasındaki gerilimin merkezinde, ABD’de tutuklu yargılanan İran ve Türkiye vatandaşı Reza Zarrab‘ın serbest bırakılmasının yattığı iddia edildi. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, Zarrab davasının olası sonuçlarından ‘korktuğunu’ savunan Ignatius, meselenin Washingon-Ankara arasında yapılan birçok görüşmede dile getirildiğini kaydetti.

Yazıda, eski ABD Başkanı Barack Obama döneminde görev yapan üst düzey bir yetkilinin, “Erdoğan’ın takıntısının sebebinin ortaya çıkacak bilginin ailesine ve en sonunda da kendisine zarar vermesi ihtimali olduğunu düşünüyoruz” ifadelerine de yer verildi.

“Konsolosluk çalışanının tutuklanması, 27 Kasım’daki duruşma öncesinde el güçlendirme çabası olabilir”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın perşembe günü yaptığı açıklamada, Zarrab’ın itirafçı olarak kullanılmak istediğini söylediğini hatırlatan Ignatius, Türkiye’deki ABD büyükelçiliği ve konsolosluklarda çalışanlara yönelik gözaltı ve tutuklamaların sıklaşmasının da 27 Kasım’da New York’ta görülecek dava öncesinde ‘avantaj sağlama’ çalışması olarak görüldüğünü savundu. “Zarrab, mahkemede hangi pislikleri ortaya saçabilir” diyen Ignatius’un yazısı şöyle devam etti:

“Olası bir ön bilgi, dönemin ABD Savcısı Preet Bharara’dan gelmişti. Türk savcıların Aralık 2013’te hazırladığı rapordan alıntı yapan Bharara’nın notunda, Türkiye’deki kanıtların “Zarrab ve diğerlerinin İran yararına yaptıkları işlemleri sürdürebilmek için hükümet yetkililerine ve üst düzey banka görevlilerine milyonlarca euro ve dolar ödeme yapılan bir rüşvet şemasını ortaya çıkardığı” söyleniyordu. Bharara, sonuçların FBI soruşturmasında elde edilen elektronik postalarla da desteklendiğini belirtiyordu.

“Erdoğan 90 dakikalık görüşmeyi Zarrab’a adadı, Bharara’nın kovulmasını istedi”

“Erdoğan’ın Zarrab’ın salıverilmesine yönelik çalışması inanılmazdı. 21 Eylül 2016’da dönemin ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’la yaptığı özel görüşmede, Zarrab’ın salıverilmesinin yanı sıra Bharara’nın kovulmasını da talep etti. ABD yetkilileri, 90 dakikalık görüşmenin Zarrab’a adandığını söyledi. Erdoğan’ın eşi de aynı gece konuyu Biden’ın eşine açtı. Dönemin Adalet Bakanı Bekir Bozdağ ise Ekim’de dönemin Başsavcısı Loretta E. Lynch’le görüşerek davanın kanıtlara dayanmadığını ve Zarrab’ın salıverilmesi gerektiğini söyledi.

TIKLAYIN – “Emine Erdoğan da Reza Zarrab’ı ABD’den istedi”

“Erdoğan’ın Zarrab saplantısı, Zarrab davasında ortaya çıkacak bilgilerin kendisine ve ailesine zarar vermesi ihtimalinden kaynaklanıyor”

Eski başkanlık yardımcılarına göre Erdoğan, Aralık ve Ocak’taki son iki telefon görüşmesinde konuyu kişisel olarak eski ABD Başkanı Obama’yla da konuştu. Obama döneminde görev yapan üst düzey yetkililerden biri, “Operasyonumuzun tahmini, Erdoğan’ın bu davayla ilgili saplantısının, ilerlemesi halinde ortaya çıkan bilginin ailesi ve en nihayetinde kendisine zarar vermesi ihtimalinden kaynaklanıyordu” dedi.

Erdoğan hükümeti, Donald Trump’ın ekibiyle dostluk kurma çalışmalarına seçimlerden önce başladı. Kampanya ekibindeki Micheal Flynn, Türkiye yanlısı bir lobici tarafından işe alındı ve ekibi geçiş döneminde de Türkiye’den para almaya devam etti. Flynn’in Şubat ayında ulusal güvenlik danışmanı görevinden istifa etmesinin ardından, Türkler Trump’a yakın başka bir danışman olan Rudy Guilani’yle çalışmaya başladı.

“Erdoğan, Bharara’yı da Gülenci olmakla suçladı”

Dava, Erdoğan için zehirli çünkü Pennsylvania’da yaşayan, düşmanı Fethullah Gülen’le kesişiyor. Erdoğan, Gülen’in destekçilerini 2013 yılında ortaya çıkan ve Türk medyasının aktarımına göre Erdoğan ailesiyle ilgili de iddialar barındıran kanıtların toplanması ve sızdırılmasından sorumlu tutuyor. Eski bir yetkiliye göre Erdoğan, bir yıl önce Biden’la bir araya geldiğinde, garip bir şekilde Bharara’yı da Gülenci olmakla suçladı.

Guilani’nin konuya dahil olması da davanın alışıldık olmayan bölümlerinden biriydi. 24 Şubat’ta Bharara’yla iletişeme geçen Guilani, Zarrab adına Ankara’ya seyahat etmeyi planladığını söyledi. Trump, Bharara’yı Mart ayında, Guilani’nin Adalet Bakanlığı’na “Amerikan güvenlik çıkarlarına yardımcı olmak ve Zarrab’a yardımcı olmak için ABD ve Türkiye arasında bazı anlaşmalar yapmak” için sıkıştırdığı zamanlarda kovdu.

“Trump ilk başlarda sempatik yaklaşıyordu…”

Savcılık makamını engellemek için girişilen çeşitli denemelere rağmen dava ilerledi ve eski bir Türk hükümet üyesi ve üç Türk vatandaşı da dahil edildi. Dönemin Adalet Bakanı Bozdağ, 11 Eylül’de genişletilen iddiaları yeni bir ‘darbe girişimi’ olarak eleştirdi.

Erdoğan, Zarrab’ın serbest bırakılması konusunda Trump’ın kendisini destekleyeceğini ummuş olabilir. Trump da ilk başlarda Türk lidere sempatik yaklaşıyordu, onu Mayıs ayında bir toplantı için Washington’a davet etmişti. Ancak bu gezi, Erdoğan’ın korumaları Türk Büyükelçiliği’nin dışında protestoculara saldırdığında kötüye gitti ve Trump’ın hareket alanı da yönetimine yönelik soruşturmalarla birlikte daraldı.

“NATO müttefiki kalıbı, Türkiye’nin eylemlerinin ne kadar düşmanca ve otokratik olduğunu saklıyor”

Bazı ABD’li yetkililer, Erdoğan’ın Gülen’i desteklediği iddiasıyla papaz Andrew Brunson’un ve Gülen’le bağı bulunan savcılarla iletişim halinde olduğu iddiasıyla uzun süredir ABD Konsolosluğu’nda çalışan Metin Topuz’un tutuklanmalarıyla pazarlık konusunda elini sağlamlaştırmaya çalıştığından korkuyor. Erdoğan da geçen ay Brunson’ın Gülen’le takas edilmesini önermişti.

“NATO müttefiki” kalıbı Türkiye konusunda o kadar çok tekrar edildi ki, Türklerin son eylemlerinin ne kadar düşmanca ve otokratik olduğunu saklıyor. Washington, bir sonraki adımın ne olacağı konusunda endişeli.”

Kaynak : http://t24.com.tr/

Türkiye’nin ayağına dolaşan lobicilik maceraları

Amberin Zaman

Dün Washington’da birkaç haftadır gösterimde olan ve ABD’li eleştirmenler tarafından övgü yağmuruna tutulan Kedi belgeselini izledim. İstanbul’da  çekilen film İstanbulluların sokak kedileriyle iç içe geçen yaşamlarını anlatıyor.

Belgesel, devletin on milyonlarca dolarla akıtarak yıllardır başaramadığını 80 dakikada başarıyor.

İzleyiciye Türkiye’yi ve Türk insanını sevdiriyor. Türkiye’ye derhal gitme arzusunu uyandırıyor.

Film neden bu kadar etkili? Gerçek olduğu için. İstanbul’a özgü, sahici bir hikayeyi anlattığı için. Süslemeden püslemeden, tüm yalınlığıyla ama mizah da katarak.

Bir filmin başaramadığını Türk devletinin neden başaramadığına gelince… Ne şekilde ambalajlarsanız ambalajlayın, hangi lobi şirketine milyonlarca dolar akıtırsanız akıtın, anlattıklarınız doğru değilse, hikayeniz özünde kötüyse ve haksızsanız kimseyi kandıramazsınız.

Tutuklu gazeteci sayısıyla dünya birincisisiniz. Halkın oylarıyla seçilen onlarca belediye başkanını, milletvekilini hapislerde çürütüyorsunuz. Vatandaşlarınızı bodrumlarda yanarak can vermesine göz yumuyorsunuz. Ve bunu Birleşmiş Milletler raporlarla belgeliyor.

Ama dünyaya ‘demokrasi’ diye yutturmaya çalışıyorsunuz. Yutmuyorlar işte.

Birkaç yıl öncesine kadar yere göğe sığdırılamayan Türkiye, sürekli olarak olumsuzluklarla anılıyor.

Dün The New York Times’da yer alan bir haber yine Türkiye’nin başını ağrıtacak cinsten.

Trump’a yakınlığıyla tanınan New York’un eski belediye başkanlarından Rudy Giuliani’nin davaya bakan savcıları bypass ederek Rıza Sarraf’ın durumunu görüşmek üzere Trump yönetiminden bazı kişilerle bir araya gelmek istediği kaydediliyor.

Sarraf’ın savunma ekibine dahil edilen Giuliani’nin geçtiğimiz ay Türkiye’de cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Sarraf davasını görüştüğü de ortaya çıktı. Giuliani, Türkiye’ye gitmeden önce Adalet bakanı Jeff Sessions’ı da bilgilendirmiş.

Haberde “Erdoğan’ın davayla ilgili müzakerelerde müdahalesi derinleşiyor” ifadesi yer alıyor.

Aynı zamanda Sarraf’ın 17-25 Aralık yolsuzluk davasında sanık olarak yargılandığı ancak davanın düştüğü de hatırlatılıyor. Açıkça telaffuz edilmese de, Türkiye’nin Trump’a yakın figürler üzerinden davayı etkilemeye çalıştığı ima ediliyor.

Sarraf’la birlikte İran lehine yasadışı faaliyetler yürüttüğü iddialarıyla geçtiğimiz hafta New York’ta tutuklanan Halkbank’ın genel müdür yardımcısı Mehmet Hakan Atilla’nın vereceği ifade de ayrı merak konusu.

Türk medyasının çoğunlukla es geçtiği Michael Flynn skandalı da dinecek gibi değil. Rusya ile ilişkileri ifşa edildikten sonra Trump’ın Ulusal Güvenlik Danışmanlığı koltuğundan istifa etmek zorunda kalan emekli general Flynn, geçtiğimiz ay ABD adalet bakanlığına Türk işadamı Ekim Alptekin’den 530 bin dolar aldığını bildirmişti.

ABD kanunlarına göre yabancı hükümetler adına lobi faaliyeti yürüten ABD vatandaşları, hükümete açıklamada bulunmak zorundalar.

Ödeme, Alptekin’in Hollanda’da kayıtlı Inovo BV hesabı tarafından yapılsa da Flynn, yürüttüğü çalışmaların ‘Türk hükümetinin lehine’ olarak yorumlanabileceğini teslim etti.

Oysa Alptekin, ‘lobicilik faaliyeti’ değil, Türkiye’yi de ilgilendiren milyarlarca dolar değerinde bir projenin ortağı olan İsrailli bir enerji şirketi adına ‘jeopolitik raporlar üretmesi’ için Flynn’e başvurduğunu savunmuştu.

Ne var ki Flynn’in daha ziyade Fethullah Gülen ile uğraştığı meydana çıktı. En çarpıcı ayrıntılardan birini The Wall Street Journal ortaya çıkardı.

Alptekin’in aracılığıyla 19 Eylül’de New York’ta Enerji Bakanı Berat Albayrak ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’yla bir araya gelen Flynn’in, Gülen’in ABD’den nasıl kaçırılabileceğine dair fikir yürüttüğü iddia ediliyor. Gazeteye konu hakkında bilgi veren ve görüşmenin sadece bir kısmına katıldığını belirten eski CIA direktörü James Woolsey, herhangi somut bir planın söz konusu olmadığını ancak tartışılan adımların potansiyel olarak illegal olabileceğinin altını çizdi.

Skandalın ucu İsrail’e de değdi. İsrail’in Kanal 10 televizyonunun baş muhabiri Nadav Eyal, Alptekin’in birlikte çalıştığı ancak yaptığı anlaşma gereği adını açıklamayacağını savunduğu şirkete ulaştı. Şirket, Eyal’e Alptekin ile herhangi bir bağlantısı olmadığını iddia etti.

Bize ulaşan Eyal, haberin peşini bırakmayacağını söylüyor.

Bu arada Flynn, İbrahim Kurtuluş adında bir Türk-Amerikan iş adamının düzenlediği bir etkinlikte konuşma yapmak karşılığında 10 bin dolar aldığını da Adalet bakanlığına bildirdiği ortaya çıktı. Ankara’da yerleşik serbest gazeteci Laura Pitel’e demeç veren Kurtuluş ödemenin kendisi tarafından değil etkinliğin ev sahibi, Koreli işadamı tarafından yapıldığını savundu.

The Financial Times’a da katkı da bulunan Pitel doğal olarak soruyor: “Eğer Bay Kurtuluş’un anlattıkları doğruysa nasıl oldu da Flynn yakından irdelenecek bu denli önemli bir bildirime yanlış kişinin ismini yazabildi?”

Türkiye’nin imajı mı demiştiniz?

Kaynak : Amberin Zaman – http://www.diken.com.tr/

Bharara’dan kendisini ‘FETÖ’cü ilan eden Çavuşoğlu’na: Aptalca propaganda

17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasının kilit ismi İran asıllı işadamı Rıza Sarraf’ı tutuklatan Amerikalı eski başsavcı Preet Bharara, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun kendisini ‘FETÖ’cü ilan etmesini ‘aptalca propaganda’ diye niteledi.

Dün ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’la ortak basın toplantısında konuşan Çavuşoğlu, Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Atilla Hakan’ın, Sarraf davası kapsamında ABD’de tutuklanmasına tepki gösterirken, Bharara’yı Twitter’da Türkiye karşıtı içerikleri paylaşmakla itham ederek, “Eski savcı Bharara, FETÖ ile çok yakından bağları var. Hatta hakim de dahil onlarla daha önce Türkiye’ye gelmişlerdir ve Türkiye’de siyasi etkinliklere katılmışlardır, Türkiye aleyhine konuşmalar var” demişti.

Çavuşoğlu’na tek cümlelik yanıt

New York Times’ta yer alan habere göre gazetecilerin sorularını yanıtlayan Bharara, Çavuşoğlu’nun sözlerine “Artık bakmadığım bir davayla ilgili yabacı bir yetkilinin yaptığı yanlış ve aptalca propaganda hakkında yorum yapmayacağım” diye yanıt verdi.

Bozdağ Bharara’nın ‘FETÖ’ ile birlikte Türkiye’ye karşı yürütülen bir operasyonun ortağı olduğunu da öne sürmüştü.

ABD Başkanı Donald Trump’ın 46 savcının istifasını istemesinin ardından Bharara, görevine son verildiğini duyurmuştu.

ABD’yi dolandırma, İran yaptırımlarını ihlal, bankacılık sahtekârlığı ve kara para aklama suçlamalarından 75 yıla kadar hapis istemiyle yargılanan Sarraf davasının da savcılığını yürüten Bharara, bunun dışında birçok yolsuzluk davasına da bakıyordu.

Kaynakhttp://www.diken.com.tr/

ABD, o dosyayı açık tutuyor giden tutuklanır

Saygı Öztürk

2012/120663, kamuoyunun “17 Aralık” olarak bildiği rüşvet, yolsuzluk, karapara suçlamalarının yer aldığı, üç bakanın, çocuklarının içinde bulunduğu soruşturma dosyasının numarasıdır. Bu dosyada 53 şüpheli bulunuyordu. Soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı Celal Kara’dan dosya alındıktan sonra 2014/69582 sayıyla, sanıklar hakkında “kovuşturmaya yer olmadığı”na ilişkin karar verildi. İşte hakkında takipsizlik kararı verilenlerden biri de dosyanın 25. şüphelisi olan Halbank Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla’ydı.
ABD’nin İran’a uyguladığı ambargonun delinmesi, rüşvet, yolsuzluk olayına adı karışanlar haklarında kovuşturmaya gerek olmadığına ilişkin karar alındı ama ABD bunu hiç tanımıyor. Verilen “Kovuşturmaya Yer Olmadığı” kararını yok sayıyor. O yüzden, dosyada ismi olanlardan ABD’ye gidecek olanlar varsa tutuklanmayı da göze alsınlar. Bankacı Atilla hakkında da takipsizlik kararı verilmişti verilmesine ama ABD’de tutuklandı.

KADIN AJAN PEŞİNDEYDİ

ABD’de birileri görevden alınınca, ayrılınca yerine gelenler sistemi değiştirmiyor. Rıza Sarraf’ı tutuklatan Savcı Bharara görevden alındı ama aynı soruşturmada adı geçen Halkbank Genel Müdür Yardımcısı, ABD’ye gelince tutuklandı. Gelişmeleri yakından izleyen bir hukukçu, “17 Aralık dosyasıyla ilgili olarak savcılığın verdiği takipsizlik kararını, ABD makamları ‘yok’ sayıyor. Hazırlanan ilk fezleke ABD savcılığının elinde. Bu dosyada kim varsa, ABD’ye gelince tutuklanıyor ya da tutuklanacak. Açıkçası, ABD makamları Türk hukukçuların verdiği kararı tanımıyor” dedi.
FBI ajanı Jennifer A., 17 Aralık dosyasında adı geçen kişilerle tek tek ilgileniyor. Öyle bir sistem kurulmuş ki, 17 Aralık dosyasının şüphelilerinden ABD’ye gitmek isteyen olursa vize işlemleri hemen yapılıyor. Yani, bu kişilere vize vermemek gibi bir uygulamaları olmuyor. Yeter ki onlar ABD’ye gitmek istesin. Kapıyı sonuna kadar açıyorlar. İşte, o dosyanın şüphelilerinin attığı her adımı ajan Jennifer izliyor. Yakayı kaptıran artık kolay kolay dönemiyor. Rıza Sarraf’la başladı, Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Atilla ile devam ediyor.

RÜŞVET ALMAK VE VERMEK…

Rıza Sarraf’la, Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Atilla arasındaki konuşmalar İstanbul Emniyet Müdürlüğü tarafından dinlenmiş. Bunlar fezlekede bulunuyordu. Bu konuşmalara ve eldeki diğer kanıtlara dayanarak aynı soruşturma dosyasında Rıza Sarraf da, Mehmet Hakan Atilla da şüpheliler arasında… Savcı Celal Kara, genel müdür yardımcısını “rüşvet almak ve vermekle” suçlamıştı. Soruşturmanın Kara’dan alınmasından sonra tüm sanıklarla ilgili kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilince, dosya işlemden kaldırılmıştı.
Bizde dosya kalkıyor ama başkaları kolay kolay kaldırmıyor. Nitekim bir dönem imzasız diye eleştirilen o dosya, ABD savcılığının elinde. O dosyada bulunan telefon konuşmalarının tapeleri (bant çözümleri) arasında Rıza Sarraf ve dönemin banka genel müdürü Süleyman Aslan arasındaki telefon konuşmalarında da, Atilla’nın adı sıkça geçiyor. Sarraf’la Atilla arasında yapılan soruşturma dosyasındaki konuşmaların tapeleri de ABD’nin elinde. Bunlar, Rıza Sarraf’ın sorgusu sırasında da gündeme getirildi.
2 Temmuz 2013 tarihinde saat 15.16’da Rıza Sarraf ile Mehmet Hakan Atilla konuşuyor. Saat 15.35’te yine konuşuyor. Bu konuşma fezlekede şöyle açıklanıyor:

TÜM KONUŞMALAR KAYITLARDA

“Bu görüşmelerde şahısların bankaya beyan edecekleri menşe şahadetnamesinde buğday ürünlerinin menşeinin Dubai olarak beyan edildiği ancak Dubai’de buğday üretiminin olmadığının Halbank Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla tarafından da bilindiği, bu durumun Genel Müdür Süleyman Aslan’la yapılan rüşvet anlaşmasında gerçeği yansıtmayan belgeler kullanılmasından Mehmet Hakan Atilla’nın da haberdar olduğu anlaşılmıştır. Bu görüşmeden sonra Rıza Sarraf’ın hemen Abdullah Happani’yi uyardığı ve menşe şahadetnamesindeki usulsüzlüğü gidermesini istediği tespit edilmiştir.”
9 Temmuz’da Mehmet Hakan Atilla ile Rıza Sarraf iki kez telefonda konuşuyor. İşte bu konuşmalar o dönem yetkililer tarafından şöyle değerlendiriliyor:
“Transit ticaretle ilgili Rıza Saraf’ın, genel müdür Süleyman Aslan’dan yardım aldığı, banka personelinin anlamaması için Mehmet Hakan Atilla ile görüştüğü, Atilla’nın da yapacakları ticaret için ibraz edecekleri belge içeriklerinin gerçeğe aykırı olduğunun anlaşılmaması için uyarılarda bulunduğu, bunlar içerinde transit olarak gönderildiği iddia edilen malların içeriğinin firma iştigal alanı ile örtüşmesi, tonaj uyumunun sağlanmasının yer aldığı tespit edilmiştir.”
Konuşmalar uzayıp gidiyor. Şüphelilere takipsizlik veriliyor, dosya kapatılıyor. Ama dosyayı kapatmayanlar da var.

Kaynak : Saygı Öztürk – http://www.sozcu.com.tr/

ABD’li analist Rubin: Sarraf yargılanırsa, Erdoğan’ın sakladığı paranın yeri ortaya çıkar

15 Temmuz’dan önce Türkiye’de darbe olacağını öne süren ABD’li analist Michael Rubin, ABD’de ‘kara para aklama’ suçlamasıyla yargılanan 17 Aralık soruşturmasının kilit ismi Rıza Sarraf’ın yargılanması durumunda, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın sakladığı nakit paranın yerinin ortaya çıkacağını savundu.

ANF’den Amed Dicle’ye konuşan Rubin, Erdoğan ve ailesine ait Avrupa ve Rusya’da açılmış çok sayıda banka hesabı bulunduğunu öne sürerek, “Erdoğan’ın yolsuzluğu herkes tarafından bilinen bir durum. Bu ülkelerin istihbarat ajansları muhtemelen kendisinin nakit paraları nerede sakladığını biliyorlar” dedi.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in de bunu bildiğini savunan Rubin, “Erdoğan’ın Sarraf konusunda bu kadar kızgın olmasının nedeni yargının elinde olan bu bilgilerin yargılanma durumunda ortaya çıkacağıdır” diye konuştu.

Rubin, Diken’den Tunca Öğreten’e verdiği söyleşide de şu ifadeleri kullanmıştı: “ABD’deki yargı bağımsızlığına anlam veremeyen Erdoğan’ı büyük bir korkunun sardığı aşikar. Bu yüzden davayla ilgilenen medyayı susturmaya çalışıyor ya zaten.”

Sarraf’ı sormuştu

Erdoğan, Fethullah Gülen’in iadesinde umduğunu bulamadığı ABD’yi 17 Aralık operasyonunun kilit ismi Rıza Sarraf’ın tutukluluğu üzerinden eleştirmişti.

ABD temaslarının ardından yurda dönerken gazetecilerin sorularını yanıtlayan Erdoğan, ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’a Sarraf’ın durumunu sorduğunu söylemiş, şunları aktarmıştı: ‘Bu kişi (Reza Zarrab) Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır. Eşi ve çocuğu ile birlikte ABD’ye giriş yaptığı anda kendisi tutuklandı, eşi ve çocuğu da hemen Türkiye’ye gönderildi. Bu tutuklama hangi kurala göre yapıldı?’ diye sordum. Neticede bizim vatandaşımız olduğu için, hukukunu aramak zorundayız. Kaldı ki gerek adalet gerek ekonomi bakanlığımızın yaptıkları çalışmalara göre, bu kişinin bir suçu da bulunmuyor. İran da aynı şeyi söylüyor. Ancak buna rağmen bu kişi altı aydır ABD’de tutuklu durumda.”

‘Hayır işleri’ni vurgulamıştı

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Meclis’teki bir grup toplantısında Erdoğan ve Sarraf’ın birlikte göründüğü bu kareyi göstermişti.

Sarraf’ın 17 Aralık’ta başlatılan operasyon sonucunda hapiste bulunduğu günlerde Erdoğan, kendisini hayır işlerinden tanıdığını söylemişti.

Erdoğan şöyle konuşmuştu: “Ülkeye katkısının olduğunu biliyorum. Altın ihracatı yapan bir zat. Hayır işlerine girdiğini biliyorum.”

Erdoğan bununla da kalmamış, Sarraf, 28 Şubat 2014’te ‘konumu gereği’ tutuksuz yargılanmak üzere salıverilince bu kez de, “Adalet yerini buldu” demişti.

Sarraf, 21 Mart 2016’dan bu yana tutuklu

Dava hakkında hazırlanan iddianamede Sarraf ve işbirlikçilerinin, 2010-2015 arasında İran hükümeti ve diğer İran kurumları adına yaptırımları delerek, Amerikan finans sistemi aracılığıyla yüz binlerce dolar değerinde işlem gerçekleştirdiği öne sürülüyor.

19 Mart 2016’da ABD’deki Miami Havalimanı’nda gözaltına alınan Sarraf, 21 Mart’ta çıkarıldığı mahkemede tutuklanmıştı. Sarraf hakkında 75 yıla kadar hapis cezası isteniyor.

Sarraf’ın bir sonraki duruşması 21 Ağustos’ta görülecek.

Sarraf ile ilgili yürütülen soruşturma kapsamında Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla dün ABD’de tutuklanmıştı.

Kaynakhttp://www.diken.com.tr/

Hakim, 4 Nisan’a duruşma koydu! Giuliani’nin Zarrab için ‘ne yapacağını’ soracak

Reza Zarrab davasıyla ilgili olarak ABD’de Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Hakan Atilla’nın gözaltına alınmasının ardından, bir gelişme de bizzat Zarrab’ın davası konusunda yaşandı. Zarrab’ın davasına bakan Hakim Richard Berman, 4 Nisan’a duruşma koydu. Duruşmanın amacı, Zarrab’ın avukatları arasına kattığı, ABD Başkanı Donald Trump’ın gayrıresmi danışmanı, New York eski Belediye Başkanı Rudolph Giuliani ve ABD eski Adalet Bakanı Michael Mukasey’in “Zarrab’a ne gibi avukatlık hizmetleri sunacaklarının” belirlenmesi olacak.

Zarrab geçen hafta, avukat ekibinin arasına ABD hukuk ve siyaset çevrelerinde çok iyi tanınan iki ismi daha dahil ettiğini, içeriğini kamuoyuna açıklanmayan bir mektupla mahkemeye bildirdi. Bu isimlerden ilki, ABD Başkanı Donald Trump’ın seçim kampanyası sırasında en yakınında duran isimlerden, New York’un eski Belediye Başkanı, Cumhuriyetçi hukukçu ve siyasetçi Rudolph Giuliani idi. Trump, ABD Başkanı seçildikten sonra da Giuliani’nin kendisine “siber güvenlik alanında gayrıresmi danışmanlık yapacağını” da açıklamıştı.

Zarrab’ın ekibine kattığı ikinci avukat ise, ABD eski başkanlarından (oğul) George Bush döneminde Adalet Bakanlığı görevini üstlenmiş olan Michael Mukasey idi.

SAVCILIK; ÇIKAR ÇATIŞMASI VAR

Zarrab’ın bu iki ismi avukatları arasına kattığına ilişkin bilgi mahkemeye mühürlü olarak verilmişti. Ancak savcılık makamının “iki ismin de bu davada avukatlık yapması çıkar çatışması yaratır” içerikli yanıtının kamuoyuna açıklanması ile, Zarrab’ın Giuliani ve Mukasey ile avukatlık için anlaştığı da resmileşmiş oldu.

Savcılık makamı, bu iki ismin bağlı oldukları firmaların, Zarrab’ın dolandırdığı iddia edilen bankaların bazılarının da avukatlığını yaptıklarını, dolayısıyla da “çıkar çatışması yaşanabileceğini” bildirdi.

“GİULİANİ VE MUKASEY DURUŞMAYA ÇIKMAYACAK…”

Ancak Zarrab’ın savunma ekibinde yer alan ilk avukat Brafman, mahkemeye bir yazı göndererek, ne Giuliani’nin, ne de Mukasey’in duruşma aşamasında görev yapmayacaklarını bildirdi. Brafman, her iki ismin de, “duruşmaya çıkmayacaklarını, duruşma hazırlıklarında da rol oynamayacaklarını” bildirdi.

Bu mektup da, kafalarda “duruşma sürecine katılmayacaklarsa, Zarrab neden Giuliani ve Mukasey ile anlaştı” sorusunu gündeme getirdi.

SAVCILIK: DURUŞMA YAPALIM, GİULİANİ’NİN NE YAPTIĞINI ANLAYALIM…

Savcılık ise, Zarrab duruşmalarında rol almayacakları bildirilen Giuliani ve Mukasey’in “Zarrab’a ne gibi avukatlık hizmetleri sunulacağının” anlaşılması için bir duruşma yapılması konusunda ısrar etti.

Hakim Berman da, Preet Bharara’nın yerine vekaleten bakan Başsavcı Vekili Kim’in “duruşma yapılsın” ısrarını uygun buldu. Hakim Berman, 4 Nisan’a duruşma tarihi koydu.

Kaynak : Zeynep Gürcanlı- http://www.sozcu.com.tr/

Davanın olası sonuçları Türkiye için Zarrab’dan daha kötü!

Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Hakan Atilla’nın ABD’de gözaltına alınmasının Türkiye’ye olası sonuçları, Reza Zarrab davasından çok daha vahim olabilir.

Atilla’nın ABD’de “İran yaptırımlarını delmek” ve “ABD Bankalarını dolandırmak” suçlamalarından toplamda 50 yıl hapisle yargılanacağı açıklandı. Bu durumun, özelde Halkbank, genelde ise Halkbank’ın geçen ay dahil edildiği Varlık Fonu ve Türkiye’nin bankacılık sistemine etkileri olması sözkonusu.

İlk etapta akla gelen etkiler şunlar olabilir;

1- ZARRAB İŞADAMIYDI- ATİLLA DEVLET GÖREVLİSİ

Reza Zarrab, hem Türk, hem de İran vatandaşlığı taşıyan bir işadamıydı. Oysa Hakan Atilla, hükümet kontrolündeki bir devlet bankasında üst düzey yönetici olarak görev yapıyor.

2- HALKBANK’IN ADI DA DAVAYA KARIŞTI; BANKAYA YAPTIRIM OLASILIĞI ORTAYA ÇIKTI

Atilla’nın gözaltına alınmasına ilişkin, New York Güney Bölge Federal Savcılığı tarafından yapılan açıklamada, kendisinin isnat edilen suçları “Halkbank Genel Müdür Yardımcısı sıfatıyla” işlediğine özel vurgu yapıldı. Bu durumda, Halkbank’a yönelik olası yaptırımların da önü açılmış oldu. Ayrıca sadece bankanın adının böylesine büyük bir davada geçmiş olması bile, sadece Halkbank’ı değil, tüm Türk bankacılık sistemini etkilemeye aday.

3- HALKBANK VARLIK FONU’NDA! DOLAYISIYLA VARLIK FONU’NUN DEĞERİ DE TARTIŞMA KONUSU HALİNE GELDİ

Halkbank, AKP hükümeti tarafından kurulan Varlık Fonu’na devredilmişti. Halkbank adının böylesine ses getiren, uluslararası bir davayla anılması, Varlık Fonu’nun değerini de etkileyebilecek kadar büyük bir unsur olarak görülebilir.

Kaynak : Zeynep Gürcanlı – http://www.sozcu.com.tr/

Halkbank Genel Müdür Yardımcısı ABD’de gözaltına alındı!

Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla, New York’ta JFK Havalimanı’nda gözaltına alındı. Gözaltı gerekçesi olarak ABD’de süren Reza Zarrab davası gösterildi.

Atilla’nın gözaltına alınmasına ilişkin açıklamayı, Zarrab davasına bakan New York Güney Bölge Federal Başsavcı vekili Joon H. Kim yaptı. Kim, Zarrab iddianamesini hazırlayan ancak bu ayın başında ABD’nin yeni Başkanı Donald Trump tarafından görevinden alınan Başsavcı Preet Bharara’nın yardımcısı. Bharara görevden alınınca, vekaleten yerine Kim atandı.

Kim, beraberinde FBI New York Bölge Başkan Yardımcısı William F. Sweeney Jr ile yaptığı açıklamada, Atilla’nın “Reza Zarrab’la birlikte, İran’a yönelik ABD yaptırımlarını delmesine yardımcı olmakla suçlandığını” söyledi.

Açıklamada, gözaltındaki Atilla’nın tutuklanıp tutuklanmamasına karar verilmek üzere New York Güney Bölge Sulh Hukuk Hakimi James Francis’in mahkemesine çıkarılacağı da yer aldı.

Kim açıklamasında, “Türk bir bankacı olan Mehmet Hakan Atilla, İran’a yönelik Amerikan yaptırım yasalarını delmekle ve İran’a yasadışı yollardan milyonlarca dolar finans sağlamaya ilişkin mali işlemlerde ABD mali kurumlarını kullanmakla suçlanan altın taciri Reza Zarrab’a yardım etmekle suçlanmaktadır” dedi.

HAKKINDA YAKALAMA KARARI VARMIŞ

Kim’in açıklamasıyla birlikte, Hakan Atilla hakkındaki mühürlü iddianame ve yakalama kararı da kamuoyuyla paylaşıldı.

Kim’in açıklamasında, ABD’nin İran’a yönelik yaptırımlarının “bir öneri değil, kesin hükümlü yasalar olduğu”, bunu delenlerin de “agresif şekilde soruşturulup, yargılanacağı” ifadesi yer aldı. Atilla’nın da bu yaptırım yasaları delmekle suçlandığı vurgulandı.

FBI Temsilcisi Sweeney Jr ise, İran’ın ABD yaptırımlarını delmek konusundaki iradesini “elinden gelen tüm imkanlarla ortaya koymayı sürdürdüğünü” vurguladı. FBI yetkilisi, “bu davada bizim görevimiz, suçlanan kişinin yüklü miktarda parayı ABD Bankaları aracılığıyla, insanları doyurmak için insani yardım adı altında transfer ettiğini belgelemek. Bu olayda, suçlanan kişiler Türk ulusal ve mali kurumlarını, mali işlemlerinin gerçek amaçlarını gizlemek için bilerek ve isteyerek kalkan olarak kullanmışlardır” dedi.

ATİLLA’YA SUÇLAMA;” SAHTE FATURALARLA YAPTIRIM DELMEK…”

Atilla’ya yönelik suçlamada, “ABD ambargosunun sahte faturalarla Halkbank üzerinden delindiği”, Atilla’nın da bu konuda “rol oynadığı” iddiaları yer aldı. Atilla hakkındaki ön iddianamede, “Atilla, Zarrab ve diğer suç ortaklarının, ABD mali kurumlarını kullanarak, yaptırım uygulanan İran Hükümetine, İran kurumlarına para aktarmakla suçlandıkları” yer aldı. İddianamede, Atilla’nın Genel Müdür Yardımcısı olarak çalıştığı banka olan Halkbank’ı da bu amaçla kullandığı suçlamasına yer verildi. Atilla, Zarrab ve diğer suç ortaklarının, “sahte belgelerle” sözkonusu mali işlemleri “yiyecek ve insani yardım transferi” adı altında gerçekleştirdikleri iddiasına da yer verildi.

SÖZKONUSU SUÇLARIN CEZASI TOPLAMDA 50 YIL

Atilla’nın suçlandığı ABD’nin İran’a yönelik yaptırımlarını delmek suçunun maksimum cezası 20 yıl. Bankaların dolandırılması suçunun cezası ise maksimum 30 yıl. Ancak iddianamede, iki suçlamanın toplam cezasının 50 yıl olmasına rağmen, ne kadar ceza verileceğine mahkemenin karar vereceği de ifade edildi.

ZARRAB’LA TELEFON GÖRÜŞMESİ 17 ARALIK DOSYASINDA

New York’ta Zarrab davasıyla ilişkili olarak gözaltına alındığı iddia edilen Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla’nın Reza Zarrab’la yaptığı telefon konuşmaları 17-25 Aralık soruşturma dosyasına da yansımıştı. Zarrab hakkında İran’a yönelik ABD yaptırımlarını delmek ve bankaları dolandırmak suçlamasıyla New York Güney Bölge Federal Mahkemesinde açılan davada, savcılık dosyaya “kanıt” olarak 17-25 Aralık soruşturma dosyasını da koymuştu.

DUBAİ’DEN İRAN’A TÜRKİYE ÜZERİNDEN BUĞDAY SATIŞI

“FETÖ tarafından kurgulandığı” gerekçesiyle mahkeme kararıyla kapatılan 17-25 Aralık soruşturma dosyasında Zarrab ile Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Atilla arasında 2 Temmuz 2012 tarihli telefon görüşmesinin tapesi yer almıştı.

Tapeye göre Atilla Zarrab’a “Buğday konusunu görüşelim” dediktene sonra, “siparişin 140 ton olduğunu”, ancak ‘5 bin tonluk bir şey ile 140-150 bin ton taşımak biraz zor gibi görünüyor” bilgisini vermişti.  Yine dosyadaki telefon tapesine göre Hakan Atilla, Zarrab’a “Dubai’de buğday yetişmediğini” için, ticaret belgesinde “buğday’ın ilk çıkış noktasının Dubai olmasının zor göründüğünü” söylediği de yer almıştı.

HAKAN ATİLLA O DÖNEMDE BLOOMBERG’E KONUŞMUŞTU

17-15 aralık soruşturma dosyasının kamuoyuna yansıdığı dönemde Blomberg Hakan Atilla’ya ulaşarak, bu konuşmaları sormuştu. Bloomberg’de yer alan habere göre, Hakan Atilla o dönemde Halkbank’ın bu işlemdeki oynadığı rolün “tümüyle yasal”  ve “ABD’nin İran’a yönelik yaptırımlarına uygun” olduğunu belirterek şu açıklamayı yapmıştı.

“Cari açığı kapatmak bizim amacımız değil. Biz, rutin banka işlerimize bakıyoruz. Şirketlerin bize ulaştırdığı tüm belgeleri inceliyoruz ve uygun olup olmadıklarına bakıyoruz. Bankanın kendisi de zaten yabancılar tarafından denetleniyor.”

17-25 Aralık döneminde Hakan Atilla hakkında soruşturma açılmamış, bankanın o dönemdeki Genel Müdürü Süleyman Aslan gözaltına alınmıştı.

Kaynakhttp://www.sozcu.com.tr/