GÜNDEM – ARŞİV

TÜGVA belgelerini paylaşan Metin Cihan gördüklerini anlattı

AKtroller birbirine girdi..

Soylu’nun sözlerine sert tepki

Apple Glass üretimi için hazırlıklar başladı

Tarsus kazısı bitti sıra Lüleburgaz’da

Miyase İlknur

Lüleburgaz’da ilginç bir kazı öyküsü herkesin dilinde. İlçede işletmesi olan bir dostum arayıp hikâyeyi anlatınca “Yok artık daha neler” deyip üzerinde durmadım. Ancak birkaç gün sonra devlette üst düzeyde görev almış bir başka dostumuzdan da benzer konuda bilgiler gelince olayı bir kurcalayalım dedik. Altından evlere şenlik bir hikâye çıktı. Mersin’in Tarsus kazısındaki gizemli öykünün benzeri bu kez Lüleburgaz’da yaşandı.

Define avcılığı ile başlayıp sonradan terör operasyonuna dönüşen bu ilginç hikâyenin taraflarından biri ünlü bir iş insanı. Fırat Plastik Kauçuk Sanayi (Fıratpen) Yönetim Kurulu Başkanı Nevzat Demir. Bu ismi sporseverler, özellikle de Beşiktaş taraftarları iyi bilir. Zira Beşiktaş’ın Ümraniye’deki tesisleri onun sponsorluğunda yapıldığı için tesislere Nevzat Demir adı verilmiştir.

Erdoğan, bu pazar günü ‘Sisi’ dedi

İsmail Saymaz

“Dün dündür, bugün bugündür” cümlesi 9. Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel’e ait olsa da bu sözün hakkını Erdoğan veriyor.

Bir değil, iki değil, üç değil.

Say say bitmiyor.

“Görevde olduğum sürece İsrail ile olumlu bir şeyi düşünemem” diyen de, “Siz bebek öldürmeyi iyi bilirsiniz” diye parmak sallayan da o, Tel Aviv’e büyükelçi atayan da.

Rus uçağının düşürülmesi için “Emri ben verdim” diye övünen de o, Putin’in ayağına kadar gidip canlı yayında kapıda bekletilen ve özür mektubu sunan da.

İmamoğlu’nu ortadan kaldırmaya hazırlanıyorlar

Barış Terkoğlu

Marquez’in Kırmızı Pazartesi romanı, “Santiago Nasar, onu öldürecekleri gün, psikoposun geleceği gemiyi karşılamak için sabah saat 05.30’da kalkmıştı” diye başlar. Haliyle cinayeti ilk cümleden itibaren izlemeye başlarız.

Bu yazı siyasi bir cinayeti anlatmak için yazıldı. Hayır, parmağımızla gösteremiyoruz. Kapının ardında konuşulanları duyduk. Aklımız, gözlerimizin önünde gidiyor.

“Ahmak davası”nı biliyorsunuz. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, üç yıl önce, Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi’nde konuşmuştu. Toplantı, Türkiye’deki yerel seçimlere dair hazırlanan rapor üzerine olağan bir buluşmaydı. Katılımcılar arasında, AKP dahil, farklı partilerin belediye başkanları vardı. İmamoğlu, İstanbul seçimlerinin tekrar edilmesi dahil, yaşanan sıra dışı olayları eleştirmişti. “Bedel” kelimesini ise şöyle kullanmıştı: “Sadece üç ayda, 13 bin oydan 806 bin oya çıkan bir farkla bedel ödeten bir halk var.” Birkaç gün sonra, İçişleri Bakanı Soylu’nun hedefi oldu: “Avrupa Parlamentosu’na gidip, Türkiye’yi şikâyet eden ahmağa söylüyorum, bunun bedelini bu millet sana ödetecek.” İmamoğlu’nun cevabı, tabiri caizse, “Sensin o” şeklindeydi: “31 Mart’ta seçimi iptal edenler ahmaktır.”

Kim kazıyor memleketi? Ahlat, define ve külliye üzerine

Bilal Erdoğan, helikopterlerle Bitlis Çarşısı dâhil olmak üzere Ahlat’tan sürekli bir yerlere uçuşlar yapılıyor, bir şeyler götürülüyor.

Ahlat üzerine çok konuşuldu. Bitlis ve çevresine Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oğlunun, Okçular Vakfı ziyaretleri ve son olarak da Ahlat’ta neden bir Cumhurbaşkanlığı külliyesi açıldığı tartışıldı.

İddia o ki Bilal Erdoğan bir süredir tarihi eser kaçakçılığı ile uğraşıyor.

Helikopterlerle Bitlis Çarşısı dâhil olmak üzere Ahlat’tan sürekli bir yerlere uçuşlar yapılıyor, bir şeyler götürülüyor.

Olabilir. Ya da olmayabilir.

Masaya oturmadan otel odasında gizlice buluştu!..

Ahmet Takan

Ha!.. Ta, en başta söyleyeyim:

Lütfen o yana bu yana çekiştirilmesin… Aşağıdaki satırların herhangi bir siyasi destek veya muhalefetle uzaktan yakından ilgisi yoktur… Kavgaya taraf olmak gibi bir niyetimde hiç olmaz… Bizim işimizin bir parçası da yeri ve zamanı geldiğinde güncel gelişmelere göre geçmişte kalmış olsa da, doğru bilgileri yazmak, onları gün ışığına çıkarmak, kamuoyunu aydınlatmaktır.

(Ancak burada kendime göre bazı sınırlamalarım vardır. 1- Devletin kozmik mahrem bilgileri 2- Kişilerin sadece bana teslim ettiği çok özel sırları, benimle mezara gider. İçinizden bazıları, bunların gazetecilik mesleğinin gereklerine uymadığını düşünebilir. Onu tartışmam. Ben böyle geldim böyle gitmekte de kararlıyım.)

Haddini bil!

T24 Yazarı Mehmet Y. Yılmaz




 

Müjdat Gezen, Cumhurbaşkanı’na “Haddini bil” dediği için, polis refakatinde savcılığa götürüldü ve mahkeme tarafından ‘yurt dışına çıkma yasağı ve haftada bir kez karakolda imza atması koşuluyla’ serbest bırakıldı.
Bu bizim hukukumuzda tutuklamanın alternatifi olan bir uygulama. Daha iddianame yazılacak ve yargılama yapılacak.
Demek ki Gezen’in “Haddini bil” demesi savcılarımıza göre bir hakaret ifadesi.
Bence hakaret sayılmaz.
Bu deyimi cümle içinde kullanırsak, daha iyi anlaşılabilir diye düşündüm.
Ama tembel bir tabiata sahip olduğum için cümleleri, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın konuşmalarından aldım. Şimdi kim uğraşacak, yeni cümleler kurmak için, hazır en yetkili ağız tarafından kurulmuşları varken?
Buyurun, birlikte okuyalım ve savcılarımız da karar versin: Birisine “Haddini bil” demek hakaret sayılmalı mı, sayılmamalı mı?


Temelinde hırsızlık olan bir uygarlık!

Arslan Bulut

Basınımızın değerli isimlerinden Bekir Coşkun, Ottowa’da, festival meydanına yuva yapan bir göçmen kuşun yuvasının bozulmaması için bütün ülkenin nasıl seferber olduğunu anlattıktan sonra, sözü cesedi bulunan küçük Eylül ve halen kayıp olan dört yaşındaki Leyla‘ya getirdi ve kıyaslama yaparak, yazısını “Böyle bir şeydir işte uygarlık. Uğruna çırpındığımız ama halkımıza anlatamadığımız şey…” diye bitirdi.

***

Yazının yayınlandığı gün Anadolu Ajansı bir haber geçti. Habere göre Çankırı’nın Orta ilçesine bağlı Kayılar köyünde bulunan Hacıkızı Türbesi’ndeki sanduka üzerine yuva yapan bülbüle köylüler sahip çıktı. Hacıkızı Türbesi’ne açık bırakılan pencereden giren bülbül, içeride bulunan sanduka üzerine yuva yaparak yumurtladı. Bir süre sonra yumurtadan çıkan yavrular, köylülerin ilgi odağı oldu. Köylüler, yavruların zarar görmemesi için türbeyi ziyarete kapattı. 

Sandıktan soru işaretleri çıktı

24 Haziran seçimlerinin üzerinden 1 hafta geçti, kesin sonuçlar 5 Temmuz’da açıklanacak. Ancak sorular yanıtsız, sorunlar çözümsüz.

Seçim günü yaşananların birçoğu soru işaretine dönüştü, aradan geçen bir haftada soru işaretleri büyüdü, birçoğu net ve akılcı bir yanıt verilmedi. Yaşananlar ve akılda kalan sorular şöyle:

YSK sandık sayısını bilmiyor mu?

YSK’nin sandık sayısı ile ilgili kararı 4 Mayıs cuma günü Resmi Gazete’nin mükerrer sayısında yayımlandı. YSK’nin söz konusu 371 No’lu kararında, “Yurt içinde 181 bin 129 sandıkta 56 milyon 345 bin 891 seçmen oy kullanacaktır. Yurtdışında ise; ‘tahmini’ 3 milyon 10 bin 725 seçmen 3 bin 167 sandıkta oy kullanacaktır” ifadeleri yer aldı. Yani YSK işe, yurtiçinde ve yurtdışında toplam 184 bin 296 sandık “tahmini” ile başladı. AA ise aynı gün YSK Başkanı Sadi Güven’in “tahmini” sandık sayısını 180 bin 896 olarak bildirdiğini aktardı. Ancak 26 Haziran’da açıkladığı kesin olmayan sonuçlarına göre YSK, 188 bin 8 sandığın yüzde yüzünü açtı. Açıklamalar arasındaki rakam farkları açıklanamadı.

Aslında 24 Haziran hiç yaşanmadı

ERK ACARER

ERK ACARER

CHP Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce, meydanlarda 1 tek oy bile çaldırmayacaklarını ifade ediyordu. Fakat seçimin ertesi günü, 25 Haziran’da basının karşısına geçip, “Çaldılar ama sonuçta 10 milyon oy değil” deyiverdi. Oysa 1 milyonun altındaki oy, bugün Türkiye’nin tamamının nefes almasını sağlayacaktı.

Sistem de yoktu yeterli görevli de

Derin komplo teorileri aramaya gerek yok, ‘o sır gibi akşam’ aslında olan şey çok basitti. CHP’nin sisteminin çalışmadığı doğru, fakat eksiktir. Neden; çünkü sisteme sandık başlarından veri de gönderilemedi. Söylendiği gibi yeter sayıda görevli yoktu. 600 bin görevlinin olduğu bilgisi koca bir balondu.

Erdoğan kazandı, Türkiye kaybetti

Metin Münir

Türkiye’de seçmenin çoğunluğu “Ne yaparsan yap arkandayım,” dedi ve Erdoğan’ı beş yıllık yeni bir yolculuğa uğurladı.

Ne yazık ki Erdoğan bu yolculuğa çıkarken Türkiye’yi de yanına alacak.

Geriye doğru bir yolculuk olacak bu ve hep bildiğimiz limanlara uğranacak:

FETÖ limanı, hapisleri muhaliflerle dolduralım limanı, eşi dostu zengin edelim limanı, Suriye ve Irak’ta savaş limanı, Rusya ile flört, Batı ile kavga limanı, inşaata hız ver limanı, paranoya limanı, yalan ve çalım limanı ile limanların en büyüğü, rüşvet ve yolsuzluk limanı.

Yeni bir liman yok.

Dolar neden yükseliyor? | “Türkiye hiperenflasyona doğru yol almaya başladı” – DW Türkçe

SON EKLENENLER

iPad Pro 2020 inceleme!