Erdoğan ve belediye başkanlarına suç duyurusu: ‘İstifa ettirmek anayasaya aykırı’

Print Friendly, PDF & Email

Ankara’da Yargıçlar ve Savcılar Birliği (YARSAV) kurucu başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu liderliğindeki bir grup, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Başbakan Binali Yıldırım ve istifa eden belediye başkanları hakkında suç duyurusunda bulundu.

Sendika.org’un haberine göre savcılığa sunulan dilekçede, Erdoğan, Yıldırım ve başkanlar ‘anayasayı ihlal’ ve ‘siyasi hakları kullanmayı engellemek’le suçlandı.

Dilekçede şöyle dendi: “İstifa ettirenler, anayasanın dışına çıkmış, istifa edenler de daha önce istifaları gündemde değilken, ortaya çıkan bu irade karşısında, istifalarını isteyenlerin eylemlerine iştirak etmişler ve bu suçu birlikte işlemişlerdir.”

Fotoğraf: Reuters

‘Baskıyla istifa etti’

Eminağaoğlu, belediye başkanlarının seçilme yeterliliğini mahkumiyet kararıyla kaybetse bile Danıştay tarafından görevine son verilebileceğini belirterek belediye başkanlarının kendi iradelerinin dışında, AKP yöneticilerinin istek ve baskıları sonucunda istifa ettiğini söyledi.

Şimdiye dek İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Kadir Topbaş, Düzce Belediyesi Başkanı Mehmet Keleş, Niğde Belediyesi Başkanı Faruk Akdoğan, Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkanı Recep Altepe, Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanı Melih Gökçek ve Balıkesir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ahmet Edip Uğur istifa etmişti.

Kaynak : http://www.diken.com.tr/

”İSTİFA ETMEMENİN NETİCESİ AĞIR OLUR”

YouTube Preview Image

Recep Tayyip Erdoğan;İstifa etmezlerse gereği yapılacak

YouTube Preview Image

ERDOĞAN ; 3 BEL. BAŞ . İSTİFA ETTİ .! 3 ‘ BELEDİYE BAŞKANI’DA İSTİFA ETMELİ.!!

YouTube Preview Image

Kılıçdaroğlu’ndan Erdoğan’a: Belediye başkanlarımız yetkiyi saraydan almıyor

Print Friendly, PDF & Email

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, kendi belediyelerine müfettişin gelebileceğini söyleyen Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a yanıt verdi: “Bu, ‘Bizimkiler suçluydu’ demek.”

Erdoğan, ‘kulağına AKP’li olmayan bazı belediyelerle ilgili de sorunlar geldiğini’ ifade ederek “İlgili partiler problemi kendileri çözmek isterlerse gereğini yaparlar. Aksi takdirde mülkiye müfettişleri devreye girmek durumunda kalabilir” demişti.

Bursa’nın İnegöl ilçesinde işadamlarıyla bulunan Kılıçdaroğlu, Erdoğan’nın sözlerinin itiraf niteliğinde olduğunu söyledi.

Fotoğraf: DHA

Bu, ‘Bizim belediye başkanları suçluydu. Ben gereğini yaptım. Diğer partilerin de belediye başkanları suçlu. Onlar da gereğini yapsın’ anlamına geliyor” diyen CHP lideri, kendi başkanlarının suçlu olmadığını kaydetti.

İstifa eden Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Edip Uğur’un ailesinin tehdit edildiği yönündeki sözlerini hatırlatan Kılıçdaroğlu, halkın seçtiği başkanlara saygılı olduklarını, tehdit ve şantajların demokraside yeri olmadığını aktardı.

CHP lideri sözlerini şöyle sürdürdü: “Bizim zaten belediye başkanlarımızın hemen hemen 24 saatinde müfettişler var. Biz çekinmiyoruz ki. Ne eksiğimiz var? Kendilerinin hesabını veremeyeceği çok şey var. Bizim bu millete hesabını veremeyeceğimiz hiçbir şey yoktur. Ne yapıyorsak milletin gözleri önünde yapıyoruz. Belediye başkanlarına talimatımdır, her kuruşun hesabını belde halkına vereceksiniz. Bizim bütün belediye başkanlarımız, bu görevlerini yapıyor. Her şey hükümetin bilgi ve denetimindedir. Gizlenecek, saklanacak hiçbir şeyimiz yoktur. Bizim belediye başkanlarımız yetkiyi saraydan almıyor, halktan, milletten alıyor. Hesabı da millete veriyor. Siyaset anlayışımız da budur.”

Kaynak : http://www.diken.com.tr/

Erdoğan muhalefeti tehdit etti: Gereğini yapın yoksa İçişleri Bakanlığı devreye girer

Print Friendly, PDF & Email

Azerbaycan dönüşü uçakta gazetecilerin sorularını yanıtlayan Erdoğan, başka partilerde de ‘sorunlu belediyelere dair kulağına çok şeyler geldiğini’ söyledi ve açıkça tehdit etti: Gereğini yapmazsanız İçişileri Bakanlığı devreye girer.

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, AKP’li belediye başkanlarının istifasıyla ilgili “Neticede hiçbir belediye başkanı layüsel (sorumsuz) değildir” dedi. Erdoğan başka partilerde de ‘sorunlu belediyelere dair kulağına çok şeyler geldiğini’, partiler problemleri kendileri çözmezse müdahale edileceğini söyleyerek tahdit etti..

Hürriyet gazetesinden Hande Fırat’In haberine göre, Azerbaycan dönüşü uçakta gazetecilerin sorularını yanıtlayan Erdoğan şunları söyledi:

“Hiçbir belediye başkanı layüsel (sorumsuz) değildir. Diğer partilerin de sorunlu başkanları var”

“AK Parti olarak biz, 2019 Mart’a nasıl hazırlanacağımızı planlıyoruz. Attığımız adımlar bu plan çerçevesinde değerlendirilmeli. Diğer siyasi partiler, onların belediye başkanları, benim sorunum değil. Diğer siyasi partiler bu noktada bir sorun, bir sıkıntı görmüyor; bu şekilde devam etmeyi düşünüyor olabilirler. Ama bu sorunlu belediyelere, hukuki anlamda, yargı anlamında herhangi bir müdahale olmayacağı anlamına da gelmez. Neticede hiçbir belediye başkanı layüsel (sorumsuz) değildir. Milletvekillerinde dokunulmazlık vardı, bu nedenle de layüsel oldukları havasındaydılar. Ama dokunulmazlık kalkınca ne olmaya başlandı? Hesaplar sorulmaya başlandı.”

“Kendileri çözmezse İçişleri bakanlığımız devreye girer” 

“Hesaplar sorulmaya başlayınca da bu defa ‘Niçin’ demeye başladılar. Oysa dokunulmazlığın kaldırılmasını kendileri istemişti. Belediye başkanları için zaten dokunulmazlık yok. Ben de belediye başkanlığı yaptım; 4,5 yıl yaptıktan sonra beni de okuduğum şiirden dolayı içeri aldılar, yargıladılar. Öyle veya böyle, içeri girdik. Şu anda da bazı belediyelerin sorunlu olduğuna dair birçok şey geliyor kulağımıza. O tür sorunlu belediyelerle ilgili olarak, ilgili partiler problemi kendileri çözmek isterlerse zaten gereğini yaparlar. Aksi takdirde İçişleri Bakanlığımızın Mülkiye müfettişleri devreye girmek durumunda kalabilir. Bütün belediyeler zaten inceleniyor, takip ediliyor. İncelemeler yapıldığında herhangi bir şey yakalanırsa, öyle bir durumda gerekli müdahale elbette yapılır.”

AK Parti’nin üzerinde durduğunuz yeter. Biraz da başka yerlere gidin.

 “Tekirdağ’da bir belediye başkanının terbiyesizlik yapmasını kastediyorsunuz”

“Tekirdağ’da bir belediye başkanının bir terbiyesizlik yapmasıyla başlayan süreci kastediyorsunuz muhtemelen. Eh, genel başkanlarından geri kalacak halleri yok. Keşke bizi o tür hakaretlere cevap vermeye mecbur etmeseniz. Normalde bir Cumhurbaşkanı’na o tür hakaretler olduğunda o partinin genel başkanının müdahale etmesi gerekir. Ama bu yapılmayınca, genel başkan da farklı davranmayınca ister istemez konu yargıya intikal ediyor. Avukatlarım da şahsım da, bu tür insanlara, ‘İstediğiniz hakareti yapmaya devam edin’ diyemeyiz. Hukuk çerçevesinde hukuki haklarımı sonuna kadar kullanırım.”

“Açıklamasından dolayı üzgünüm, bizi arayabilirdi” 

“SAYIN başkanın (istifa eden Ahmet Edip Uğur) tehdit edildiğine yönelik bize ulaşan herhangi bir bilgi yok. Ben o açıklamasından dolayı üzgünüm. Kendisi, siyasette bunca zaman tecrübesi olan, belediye başkanlığı yapan biri olarak, o türden bir tehdit varsa nereyi ya da hangi mercileri araması gerektiğini gayet iyi bilir. Bir tehdit varsa ilgili mercileri, gerekirse bizi pekâlâ arayabilirdi. Araması halinde de pekâlâ olayın üzerine gidilirdi. Biz de ima edildiği türden bir tehdit durumunda herhalde kendisini yalnız bırakacak değiliz. Bırakın Edip Bey’i, kim olursa olsun, birine o tür bir tehdit durumunda gerekli müdahale tabii ki yapılır.”

“657’nin tepeden tırnağa değiştirilmesi lazım”

“Bürokrasiye dediğiniz türden bir çekidüzen verebilmek, 657 (Devlet Memurları Kanunu) ile bağlantılı bir konudur. Bu 657 var olduğu sürece, siz bürokraside arzu edilen türden köklü düzenlemeler yapamazsınız. Sadece birini bir yerden alır başka bir yere koyabilirsiniz. O da köklü bir düzenleme anlamına gelmez. Gerçek manada bir düzenleme, 657’nin tepeden tırnağa değiştirilmesiyle mümkün olabilir. O da tabii ki anayasa değişikliği yetkisi yapabilecek güçte olmakla mümkündür. Temenni ederim ki parlamentoda anayasa değişikliğini yapacak güce sahip oluruz. O vakit bu yönde gerekli adımları atabiliriz.”

 “Vekil asil gibidir”

“Varlık Fonu ile ilgili atama noktasındaki yetki Başbakan ve hükümete ait. Şu anda Başbakan’ın yaptığı hazırlık henüz önümüze gelmedi. Ama atalarımız, ‘Vekil asil gibidir’ derler. Vekil arkadaşımız, görevinin başındadır. Temennim, başarılı bir şekilde geçiş sürecinin tamamlanması, Varlık Fonu’nun gerçek yöneticilerini bulmasıdır.”

 “Schröder’le tahliyeleri görüşmedik. Herhalde gaipten haber alıyorlar”

“Schröder, ta şansölye olduğu dönemden beri benim gayet iyi görüştüğüm, dayanışma içinde olduğum bir dostumdur. Zaten görüştüğüm biridir. Ama görüştüğümüzde, iddianın aksine o tür bir meseleyi görüşmedik. Biz Türkiye-Almanya ilişkilerini, iki ülke arasındaki ilişkilerin nasıl daha uyumlu bir sürece gireceğini, bunun için ne şekilde mesafe alınabileceğini görüştük. Ama birkaç köşe yazarının, tutup o görüşmeyi, yargıyla alakalı bir süreci etkilemeye yönelik bir teşebbüs gibi sunması hiç yakışık almamıştır. Bunlar herhalde gaipten haber alıyorlar. Eski dostumla yaptığım bir görüşme hakkında yalan yanlış şeyler ileri sürülmesi çok çirkindir. Türkiye bir hukuk devletidir. Yargı, davalarla ilgili, itirazlar dahil her hususu kendisi değerlendirir ve hukukun gereğini yapar. Kaldı ki bahsettiğiniz davada yargı kararının beraat değil, tahliye yönünde olduğunu gördük. Davanın nasıl sonuçlanacağını bilemeyiz. Ama bir görüşme hakkında birilerinin yalan yanlış şeyler söylemesi, aslı astarı olmayan şeyler yazılması, kabul edilebilir bir şey değildir.”

“Sınır ötesinde operasyonlara girebiliriz”

“İbadi’yi kabulüm sırasında, bölücü terör örgütüyle mücadele konusu elbette gündeme geldi. Ancak bölücü terör örgütünün Sincar’daki uzantısı gündeme gelmedi. Irak merkezi hükümetinin şu anda PKK’ya karşı bir silahlı girişimi söz konusu değil. Onların şu an öncelikli hedefi DEAŞ. Onlar DEAŞ’ı temizlemeden o türden bir şeye girmek istemiyorlar ama, bölücü terör örgütünün silahtan arındırılması için ne gerekiyorsa yapacaklarını belirtiyorlar. Bizim, elbette illa onların bir şey yapmalarını bekleyecek halimiz yok. Bunu İbadi’ye de söyledim. Ülkemize yönelik olumsuz bir gelişme ya da oralardan bir taciz söz konusu olursa, sınır ötesinde operasyonlara girebiliriz. Bizim buna mecbur edilmememiz için neler yapılması gerektiğini anlattım.”

“KDP’ikinci baypas kapısı”

“Halil İbrahim Sınır Kapısı’nın merkezi yönetime tesliminin ardından Fişhabur Sınır Kapısı da devreye alınabilir. Böylece peşmerge devreden tamamen çıkmış olacak ve insani yardımlar gönderilmeye başlanacak. İran’ın o bölgeyle beş sınır kapısı var. Onlar KYB bölgesinde. Halil İbrahim ve Fişhabur’da sıkıntı olursa, insanı yardımları İran’daki sınır kapılarından da ulaştırabiliriz.

Bölücü terörle mücadele açısından Sincar meselesi bizler için elbette önemli. Örgütün ikinci Kandil olarak gördüğü bir yer. Orada olanları Irak merkezi yönetimi de kendi kontrol mekanizmalarımızla bizler de takip ediyoruz.”

“İşin başındaki kişi İspanya’dan kaçıyor”

“Bölgede bizim için önemli bir konu da Telafer’deki Türkmen kardeşlerimizin yerlerine yerleşmelerinin sağlanmasıdır. Telafer’de 400 binin üzerinde Türkmen var, yarısı Şii, yarısı Sünni. Bunların 100 bin kadarı bizim topraklara geldi, 100 bin kadarı da güneye indi, diğerleri çevrede bölgede duruyor. Gayemiz Türkmen kardeşlerimizin Telafer’de kendi topraklarına yerleşmelerini sağlamak. Bu gerçekleştiğinde, inşallah tam bir dayanışma içinde Sünni-Şii ayrımcılığı da ortadan kalkmış olacak. Ayrıca Musul açısından Ninova Muhafızları’nın çok büyük önem arz ettiklerini düşünüyoruz. Irak’ın kuzeyinde Barzani’nin 1 Kasım’da görevi teslim etmesi akabinde nasıl bir sürecin başlayacağını göreceğiz. Temennim odur ki federal yapı ile bir bütünleşme olsun. Biz bunun tüm Irak halkının lehine olacağını düşünüyoruz. Görüyorsunuz İspanya’daki gelişmeler ortada. Orada o işin başındaki kişi (Carles Puigdemont) İspanya’dan kaçıyor. Gittiği yer neresi? Belçika…”

“Rusya ile şu anda bir dayanışma içindeyiz”

İDLİB konusunda Rusya ile şu anda bir dayanışma içindeyiz. Bu, Afrin’i de kapsayacak. Çünkü Afrin bizim için her an bir tehdit oluşturabilir. Bölücü terör örgütü mensupları, neymiş, kuzeyden Akdeniz’e ineceklermiş. Buna Afrin üzerinden ilerleyerek, İdlib’i işgal ederek yeltenebilirler. Biz tabii ki izin vermeyiz. Münbiç şu an tamamen onların (YPG) kontrolünde. İnsani yardım noktasında bizim elimizde birkaç köy var, Rusya’da birkaç köy var.

(PYD’nin) Deyrizor’dan Akdeniz’e ulaşabilmeleri için kuzeyi kullanmaları lazım. Kuzeyi kullanmaları da bizim onlara yol vememiz halinde olabilir ki, bu da mümkün değil. Güneyde karşılarında rejim ve de Rusya var. Onlara ne rejim yol verir ne Rusya yol verir. DEAŞ’ın oradaki yerleri, Deyrizor’un olduğu yerler, petrolün en fazla olduğu yerler. Oralar kolay kolay kaptırılmak istenmez.”

 “DEAŞ (IŞİD)’ tan sonra El Nusra var”

“Bu bölgenin DEAŞ’tan temizlenmesi lazım. Bu olmazsa olmaz. DEAŞ’tan sonra asıl mesele El Nusra gibi yerli terör unsurları olacak. Biz Irak’ta da Suriye’de de toprak sahiplerinin yerlerine dönebilmelerini istiyoruz.”

“Yerli oto bugün start alıyor”

“PERŞEMBE günü (bugün) yerli oto ile ilgili lansmanı Külliye’deki kongre merkezimizde yapacağız. Bu konu ile ilgili gerek TOBB, gerek Bilim Sanayi Teknoloji Bakanlığımız çalışmalar yaptılar. Neticede sektördeki en önemli beş kuruluşumuzun bir araya gelmeleriyle, inşallah biz de kendi elektrikli otomobilimizi üretir konuma geleceğiz. Bu beş marka firmamız bu işe el atmış durumda. Lansmanını perşembe günü yapacağız.”

“Azerbaycan’a Gelibolu’ya zafer anıtı izni”

““Azerbaycan bu konuda son derece duyarlı, hatta oldukça erken tepki veren ülkelerden biridir. Şu anda Maarif Vakfı ile Azerbaycan Milli Eğitim Bakanlığı tam bir dayanışma içinde çalışıyorlar” dedi. 2018’de Kafkas İslam Ordusu’nun 100’üncü yılını birlikte kutlayacağını açıklayan Erdoğan, şöyle devam etti: “Azerbaycanlı kardeşlerimizin Gelibolu’da anıt yapma arzuları vardı, bizler de kendilerine Gelibolu’nun uygun bir yerinde bu anıtı yapmalarına yönelik değerlendirme için bakanlığımıza talimatımızı verdik. Gerekli çalışmayı yapıyorlar. Türkiye olarak Yukarı Karabağ için haklı davalarında Azerbaycan’ın yanında olmaya devam edeceğiz. Önümüzdeki hafta ya da sonraki hafta Sayın Putin ile yapacağım görüşmede bu konuyu bizzat onunla görüşeceğim. Eğer Putin hakikaten bu işe asılırsa netice almak çok daha kolaylaşacaktır, öyle görünüyor.”

CHP’li tezcan’a tazminat davası

“Kişilik haklarını ihlal edici mahiyette, şahsiyet haklarına saldırı kastıyla fevkalade ağır hakarette bulunduğu” gerekçesiyle 50 bin liralık manevi tazminat davası açtık.”

Kaynak : http://www.cumhuriyet.com.tr/

Erdoğan 36 başdanışmana ne danışıyor acaba?

Print Friendly, PDF & Email

Ahmet Sever

Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Fahri Kasırga, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda Cumhurbaşkanlığı bütçesi görüşülürken milletvekillerinin sorusu üzerine açıklamış:

“Külliyede 36 başdanışman var”…

Sayı vermiyor ama, “Danışman düzeyinde de çok sayıda hizmet eden arkadaşımız var” diyor…

Başdanışmanların eline, “6 bin 400 ek göstergeye tabi devlet memurlarının aldığı ücretin” geçtiğini, ayrıca özel bir ücret almadıklarını, sadece uçak bileti ödendiğini, harcırah verilmediğini söylüyor…

Geçmişte aynı görevde bulunduğum için, hasbelkader bu konuyla ilgili biraz bilgiye sahibim…

Daha önceki Cumhurbaşkanları döneminde 5 – 6’yı geçmeyen başdanışmanlar şimdi 36’ya fırlamış…

Sayın Kasırga’nın açıklamalarına bakınca, sanki başdanışmanlar kuru bir maaşa çalışıyorlarmış gibi bir algı ortaya çıkıyor…

Önce, Genel Sekreter Kasırga’nın cevabında eksik bıraktığı noktalara bir bakalım…

36 başdanışmanın sekreteri, makam aracı, şoförü, lojmanı, cep telefonu yok mu?

Cumhurbaşkanı ile yurt dışına seyahat eden başdanışmanların 5 yıldızlı otellerde konaklamaları, yeme içmeleri karşılanmıyor mu?

Ayrıca, Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan bu 36 başdanışmana neyi, ne kadar danışıyor acaba?

Her birine 15 dakika danışsa, günde 9 saat eder…

Aslında bu başdanışmanların önemli bir bölümünün Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ender görüşebildiğini, kendilerine de pek bir şey danışılmadığını düşünüyorum…

Erdoğan, şu veya bu nedenle bakan ya da milletvekili yapamadığı isimleri küstürmemek ve yanında tutmak için başdanışman yapmış…

Cumhurbaşkanlığındaki başdanışmanlık “arpalık” olmuş anlaşılan…

Kasırga, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda Cumhurbaşkanlığı bütçesindeki artışı savunurken, bir yerde şöyle bir izahat yapmak gereği duyuyor:

“Bütçemizde yer alan her kuruşu, aziz milletimizin, şehitlerimizin, fakir fukara insanlarımızın bir emaneti bilincinde harcıyoruz”…

Ne diyelim?

Her şey ortada…

Ama en azından, “Aziz milletimizi, şehitlerimizi, fakir fukara insanlarımızı” karıştırmayın bu işe diyelim bari…

Kul hakkına falan girmeyelim…

Kaynak : Ahmet sever – http://t24.com.tr/

Erdoğan’a ‘Diktatörün şeddelisi’ diyen Tezcan’a AKP’den yanıt: Tek faşist CHP’dir

Print Friendly, PDF & Email

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a “Faşist diktatör” diyen CHP Sözcüsü Bülent Tezcan’a, Hükümet Sözcüsü Bekir Bozdağ’dan yanıt geldi: “Tek faşist CHP’dir.”

Tezcan, Erdoğan’a hakaret ettiği gerekçesiyle adli kontrol şartı uygulanıp, yurt dışına çıkış yasağı getirilen Tekirdağ’ın Süleymanpaşa Belediye Başkanı Ekrem Eşkinat’a destek vermek için yaptığı konuşmada şunları söylemişti: “Şimdi Ekrem başkan bu lafı dedi demedi ben onu bilmem. Ama Tekirdağ meydanında ben söylüyorum: Recep Tayyip Erdoğan, faşist diktatördür. Hem de onların anladığı dilden söylüyorum. Şeddelisidir diktatörün şeddelisidir hem de.”

Fotoğraf: Reuters

Bozdağ demediğini bırakmadı

Bakanlar Kurulu sonrası gazetecilere konuşan Bozdağ’a Tezcan’ın sözleri soruldu.

Tezcan’ın ‘kabul edilemez’ bulduğu sözlerini “Büyük bir edepsizliktir, ahlaksızlıktır, terbiyesizliktir, seviyesizliktir”diyerek değerlendiren Bozdağ, ‘halkın seçtiklerine tahammülsüz’ CHP’nin daha önce de Adnan Menderes hakkında aynı ifadeleri kullandığını söyledi.

CHP’nin ‘halkın adamı’ dediği Turgut Özal’ı da itibarsızlaştırmak için saldırdığını öne süren Bozdağ, “Şimdi de Türkiye Cumhuriyeti halkının doğrudan doğruya seçtiği Recep Tayyip Erdoğan beye aynı şekilde saldırmaktadırlar” dedi.

‘Türkiye’de tek faşist parti CHP’dir’

Hükümet sözcüsü, sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye’de tek faşist parti CHP’dir. Partinin geçmişine baktığınızda geçmişi bunun tanığıdır. Faşist partilerle ilişkilerine baktığınızda da ortadadır. Nazi Almanya’sıyla, Nazi partisiyle, Mussoli’nin İtalya’sıyla yakın ilişkilerde olduğunu hepimiz biliyoruz. Hatta 1940’lı yıllarda nasyonal sosyalist partinin marşı CHP’nin yemekhanesinde müzik olarak yemek vaktinde çalarmış. Onlar da bu marşı dinleye dinleye yemek yerlermiş.”

‘Diktatörlük olmadığını ispatı’

“Türkiye’nin faşist bir devlet olmadığı, Türkiye’de de faşist ve diktatörün bulunmadığının en büyük ispatı, sayın Tezcan gibi birisinin çıkıp bu edepsizliği yapmaya cüret etmesi ve yapmasıdır” diyen Bozdağ, Türkiye’de bir diktatör olsaydı CHP’li siyasetçinin bunları söyleyemeyeceğini kaydetti.

Bozdağ, şöyle devam etti: “Bu bile Türkiye’de faşizmin, diktatörlüğün olmadığının en büyük ispatıdır. Kendi yaptığı terbiyesizlik kendisini tekzip etmektedir. Esasında bu bir akıl ve ruh sağlığı sorunu olan insanların yapabileceği bir iştir. Edep büyük bir taç, onu taşıyanı yükseltir. Cumhurbaşkanı hakkında herkesin bir edep ölçüsü içinde konuşması, eleştiriyi bu çerçevede yapması asgari bir adabın, edebin gereğidir. Ama maalesef biz bunu burada göremiyoruz. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan beyefendi, bütün siyasi hayatı demokrasimizi kurumsallaştırma, geliştirme, insan hakları konusunda Türkiye’nin standartlarını yükseltmek için büyük mücadeleler verdi, bedeller ödedi.”

Kaynak : http://www.diken.com.tr/

Seçimle geldiler, emirle gittiler; AKP’li 5 belediye başkanı görevi nasıl bıraktı?

Print Friendly, PDF & Email

HABER
Miray Tamer

İşte belediye başkanlarının istifasıyla sonuçlanan süreçte yaşananlar…

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan‘ın AKP’ye yönelttiği “metal yorgunluğu” eleştirileri sonrası partinin il ve ilçe teşkilatlarında başlayan istifalar, halk oylamasında “hayır” oylarının oranının “beklenenden fazla çıktığı” merkezlerdeki belediye yönetimlerinin değiştirilmesine uzandı. Süreç, Erdoğan’ın “En yakın zamanda istifalarını vermelerini bekliyorum” sözleriyle işaret ettiği belediye başkanlarının, tepki mesajlarıyla istifalarını vermesiyle sonlandı. 23 yıldır sürdürdüğü Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinden istifa eden Melih Gökçek,  yaşananları “Emir demiri keser” diyerek özetledi.

Yüksek Seçim Kurulu’nun “mühürsüz zarf ve pusulalar da kabul edilecek” kararıyla birlikte bir dizi tartışmayı da beraberinde getiren halk oylamasında, “cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi”nin, yüzde 51.4 “evet” oyuyla kabul edildiği açıklanmıştı. Oylama sonrasında yeniden AKP Genel Başkanlığını üstlenen Erdoğan, başta İstanbul ve Ankara olmak üzere yaşanan “oy kaybını”, “teşkilatlarda baş gösteren ‘metal yorgunluğu’nun sonucu” olarak değerlendirmişti.

“Her şey affedilir, adam yerine konmamak asla”

Erdoğan’ın eleştirileri sonrası aralarında İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Kadir Topbaş ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in de bulunduğu altı belediye başkanının adı, istifayla anılmaya başlandı.

AKP Sözcüsü Mahir Ünal‘ın 9 Eylül’de yaptığı “Öncelikleriniz değişmişse, vatan, bayrak, devletin bekası söz konusu olduğunda sağına ve soluna bakınmadan ben varım, sorumlu olan benim diyemiyorsanı metal yorgunusunuz. Son iki yıl içerisinde 200’e yakın AK Parti ilçe başkanı, 20’ye yakın il başkanı değiştirilmiştir. Bu bir nöbet değişimi ve bayrak yarışıdır” açıklamasından iki hafta sonra Kadir Topbaş, İBB Başkanlığı görevinden istifa ettiğini duyurdu.

“Her şey  affedilebilir, ama adam yerine konmamak asla” diyen Topbaş, 23 Eylül’de yaptığı açıklamada şunları kaydetti:

“Bu emanet şehirde bu görevi yapmaya çalıştık. Hata yapmamaya özen gösterdik. Hata yaparsak telafisi zordur. Hata ile ihanet birbirine karıştırılmamalı. İhanet edenler asla affedilemez. Partimin her kademesiyle bir gönül bağı ile hizmet etmeye çalıştık. Sayın Kılıçdaroğlu 2009’da adaylığını denedi ama İstanbullular izin vermedi. 2010’da manipülasyonlara rağmen İstanbul bize güvendi. Güzel hizmetler bırakarak hayırla yad edilmek amacımız oldu. Borçlu bir belediye bırakmıyorum.”

“Başım dik, alnım açık ayrılıyorum”

Kadir Topbaş’ın istifası üzerinden geçen bir ay boyunca, kimi belediye başkanları hakkında ileri sürülen “İstifası istendi” iddiaları gündeme gelmeye devam etti. Niğde Belediye Başkanı Faruk Akdoğan, 18 Ekim’de bir basın toplantısı düzenleyerek istifa ettiğini açıkladı. “Makamından başı dik, alnı ak bir şekilde ayrıldığını” vurgulayan Akdoğan, şöyle konuştu:

“8.5 yıldır yürüttüğüm belediye başkanlığı görevimden başım dik alnım açık olarak ayrılıyorum. Bilinmesini isterim ki bana iki defa AK Parti İl Başkanlığı, 2 defada Belediye Başkan adaylığı görevini tevdi eden Sayın Cumhurbaşkanımızın ve partimin her zaman emrinde olacağım. Bu görev bana tevdi edilirken nasıl heyecanlandıysak bugün de aynı heyecanla görevimden ayrılıyorum. Bu kararımın ülkem, partim, şahsım ve özellikle de hizmet etmekten gurur duyduğum Niğde için hayırlara vesile olmasını diliyor, mesai arkadaşlarımdan ve Niğde halkımızdan haklarını helal etmesini istiyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.”

“Üç belediye başkanı direniyor” iddiası

İstanbul ve Niğde’de yaşanan istifaların ardından gözlerin çevrildiği Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe ve Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Edip Uğur tarafından yapılan “İstifa yok” açıklamaları, “Üç başkan direniyor” yorumlarına neden oldu.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ise, direndiği iddia edilen belediye başkanlarına ilişkin olarak 20 Ekim’de yöneltilen soruyu şöyle yanıtladı:

“Üç belediye başkanımızın istifalarını en kısa zamanda vereceklerine inanıyorum. İlgili arkadaşlarımız görüşmelerini yaptılar ve şu anda da zannediyorum bu istifayı vermenin hazırlığı içindeler. Aksi takdirde gereği neyse yapılacaktır.”

“Liderimizle ters düşmeyeceğiz”

“Direndiği” iddia edilen isimlerden biri olan Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe, 23 Ekim’de görevini bıraktığını duyurdu. İstifa açıklamasında büyükşehir belediye başkanlığı koltuğuna oturduğu 2009 yılından bu yana yaptıkları işleri anlatan Altepe, “Liderimizle ters düşmeyeceğiz” dedi. Bursa’ya hizmet imkânının kalmadığını belirten Altepe, sözlerini şöyle noktaladı:

“Böyle bir teşkilat terbiyesi olan, ömrünü davaya adamış biri olarak, 24 yıldır belediye görevlerinde hep hizmet konusunda adımlar attık. Bu yolda kavgadan yana hiç olmadım. Kent kültürünü de en güzel şekilde ortaya koyduk. Bugüne kadar sürdürdüğümüz ‘kavga değil hizmet’ ilkesini sonuna kadar sürdüreceğiz, parti liderimiz ile ters düşmeyeceğiz, çatışmayacağız. Hasar da vermeyeceğiz. Bize yakışanı yapacağız. Kriz ortamı oluşturmaya hiç yanaşmayacağız. Bu şartlarda Bursa’mıza, hemşehrilerimize, ülkeme hizmet imkânının kalmadığı da ortadadır.  Bugün itibarıyla Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevimden istifa ediyorum. 

Ankara’da 23 yıllık ‘Gökçek’ dönemi sona erdi

Melih Gökçek hakkında ileri sürülen “istifa” iddiaları CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu tarafından da tepkiyle karşılandı.  Kılıçdaroğlu’nun “İnsanları zorla istifaya zorlamayı doğru bulmuyorum, demokratik de bulmuyorum, ahlaki de bulmuyorum” parti içinde tartışma yarattı. Kulislerde CHP’li vekillerin, “Melih Gökçek’i de savunmayalım” tepkisini gösterdiği belirtildi.

Tartışmaların odağında yer alan Gökçek, 28 Ekim’de 23 yıldır sürdürdüğü Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinden istifa ettiğini açıkladı. “Başarısız olduğum için değil, liderimiz öyle istediği için istifa ediyorum” diyen Gökçek, 23 yıllık “başarılarını” sıraladı. Gökçek, sözlerinin devamında şu ifadeleri kullandı:

“Ben bu davanın adamıyım. Dava ahlakından geliyorum, benim davamda nefse uymak yoktur. Benim davamda şahsi çıkarlarla davaya zarar vermek yoktur. Benim davamda liderin kararlarına uymak gerekir. Emir, demiri keser. Ben bu vebalin altından kalkamam.”

“Aramızı açanları helak et ya Rab”

“Sözlerimi bir dua ile sonlandırmak istiyorum. Bizden görünüp bizden olmayan, görevleri liderimiz Erdoğan ile arasını açmak olan içimizdeki fitnecilere imkan verme, onları helak et ya Rabbim”

“Tehdit ve baskılar aileme kadar ulaştı, külli iradeye teslim oluyorum”

Altepe ve Gökçek’in istifalarının ardından gözler, direndiği iddia edilen son isim olan Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Edip Uğur’a çevrildi. Uğur, bugün (30 Ekim 2017) yaptığı açıklamada “Yolsuzluğunuz yok, FETÖ bağlantınız yok fakat ailenize, evinize kadar ulaşan baskılar, hatta tehdide varan müdaleler var. Bu katlanılacak bir durum olmanın ötesine geçmiştir” dedi.

Topbaş, Akdoğan, Altepe ve Gökçek’in aksine “lidere ve davaya bağlılık” vurgusunda bulunmayan Uğur, hem AKP’den hem belediye başkanlığından istifa ettiğini duyurduğu açıklamasında şunları kaydetti:

“Kendi adıma şunu söylemeliyim. Yolsuzluğunuz yok, FETÖ bağlantınız yok fakat ailenize, evinize kadar ulaşan baskılar, hatta tehdide varan müdaleler var. Bu katlanılacak bir durum olmanın ötesine geçmiştir. AK Parti’de siyaset yapma imkanımız ortadan kalkmıştır. Külli iradeye teslim olarak cüzi irademle milletime vefa gösteriyorum. Partime ve başkanlık görevime burada veda ediyorum. Vicdan rahatlığı ile bu kararı almış buluyorum. Hepinize, bütün hemşehrilerime, uzun mesai yıllarımda bana destek olan aileme teşekkür ediyorum.”

Kaynak : http://t24.com.tr/

AKP’li başkan ağlayarak istifa etti: Tehdit ve baskılar aileme kadar ulaştı, külli iradeye teslim oluyorum!

Print Friendly, PDF & Email

“Görev yapmam imkansız hâle geldi; üzgünüm, kırgınım, AK Parti’yi de bırakıyorum”

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan‘ın “En kısa sürede istifa edeceklerine inanıyorum” sözleriyle işaret ettiği isimlerden biri olan Ahmet Edip Uğur, 30 Mart 2014’ten bu yana sürdürdüğü Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinden ve AKP’den ayrıldığını duyurdu. İstifasını, Erdoğan’ın talebiyle verdiğini vurgulayan Uğur,  “Üzgünüm, kırgınım” dedi.

Açıklaması sırasında gözyaşlarını tutamayan Uğur, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ni ima ederek “Külli iradeye teslim olarak cüzi irademle milletime vefa gösteriyorum” ifadesini kullandı.

Kurulduğu 2002 yılından bu yana AKP’de çeşitli görevler üstlenen Uğur, istifa kararını “vicdan rahatlığı” aldığını belirterek şunları kaydetti:

“Kendi adıma şunu söylemeliyim. Yolsuzluğunuz yok, FETÖ bağlantınız yok fakat ailenize, evinize kadar ulaşan baskılar, hatta tehdide varan müdaleler var. Bu katlanılacak bir durum olmanın ötesine geçmiştir. AK Parti’de siyaset yapma imkanımız ortadan kalkmıştır. Külli iradeye teslim olarak cüzi irademle milletime vefa gösteriyorum. Partime ve başkanlık görevime burada veda ediyorum. Vicdan rahatlığı ile bu kararı almış buluyorum. Hepinize, bütün hemşehrilerime, uzun mesai yıllarımda bana destek olan aileme teşekkür ediyorum.”

Erdoğan’ın, genel başkanlığını yürüttüğü AKP’ye yönelttiği metal yorgunluğu eleştirileri sonrası İstanbul, Ankara, Bursa, Balıkesir, Niğde ve Nevşehir belediye başkanlarının istifası gündeme gelmişti. 13 yıldır sürdürdüğü İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı (İBB) görevinden ayrılan Kadir Topbaş, “Her şey affedilebilir, ama adam yerine konmamak asla” derken, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek de, istifa açıklamasında 23 yıllık “başarılarını” sıralamış; “Başarısız olduğum için değil, liderimiz istediği için istifa ediyorum” ifadesini kullanmıştı. Gökçek ve Uğur ile birlikte istifaya karşı direndiği iddia edilen Recep Altepe de,  Bursa Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı bıraktığını duyurduğu açıklamada “davaya bağlılık” vurgusu yapmıştı.

Ahmet Edip Uğur kimdir?

Ahmet Edip Uğur 7 Nisan 1950 tarihinde Balıkesir’de doğdu. Orta Öğrenimini İstanbul IşıkLisesi’nde, Yüksek Öğrenimini İstanbul Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi Kimya Mühendisliği Bölümü’nde tamamladı.

Balıkesir Ticaret Odası Başkanlığı, Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği Balıkesir Şube Başkanlığı yaptı. Bitkisel Yağ Sanayicileri Derneği Başkanlığı görevine 2008 yılından bu yana devam ediyor.

Balıkesir Milletvekili olarak 18. Dönemde ilk kez Parlamento’ya girdi. AKP Balıkesir Kurucu İl Başkanlığı’da yapan Ahmet Edip Uğur, 22. 23. ve 24. Dönemde üç defa üst üste Milletvekili seçildi. 2008 yılında “AKP Genel Başkan Yardımcısı” ve “Mali ve İdari İşler” Başkanı olarak görev yaptı.

30 Mart 2014 Mahalli İdareler seçiminde, AKP’den Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı seçildi.

Kaynak : http://t24.com.tr/

 

YouTube Preview Image YouTube Preview Image YouTube Preview Image YouTube Preview Image

İstanbullu yazarlar kusura bakmasın, bu yazı ‘bizim’ hakkımız!

Print Friendly, PDF & Email

Murat Sevinç

Melih Gökçek, artık Ankara büyükşehir belediyesinin başkanı değil. Ne güzel bir 29 Ekim.

İnsanlık için bir önemi olmayan ancak ‘bizler’ için büyük bir adım bu! Gönül isterdi ki ‘Seçimle gelen seçimle gider’ gibi ‘ilkeler’e boyun büküp hiç olmazsa bir an olsun ‘TV tartışma programı konuğu performansı’ sergileyeyim ancak hiç gerek yok. Çünkü demokratik ilkeler, demokratik sistemlerde işlevseldir. Evet, yarın pek farklı olmayacak, Ankara’nın yaşadığı travma kolay kolay tedavi edilemeyecek ve belki daha iyisi de gelmeyecek. Kabul. Buna mukabil Gökçek’in artık olmaması başlı başına müjdeli bir haber.

Melih Gökçek gibi gelen, Melih Gökçek gibi davranan biri, Melih Gökçek gibi gitmeliydi ve öyle gitti. Gönderilerek.

Çok önemli iki şey yapmış oldu Erdoğan ve ona itiraz edemeyen, etme ihtimali olmayanlar. Öncelikle, bambaşka gerekçelerle de olsa Ankara’yı anlatılmaz bir çileden kurtardılar ve ikinci olarak, Türkiye sağının/siyasal İslamcısının ‘milli irade’den ne anladığını, tarihi değeri olan bir örnekle sergilediler.

İkinciden başlayalım. Milli irade terimi ve ondan çıkan kavga, büyük ölçüde 1950-1960 arasında olup bitenlerden kaynaklanır. 1961 Anayasası’nın ‘egemenlik’ tanımını değiştirmesi ve başta AYM’nin kurulması olmak üzere yargı bağımsızlığı ile özerk kurumlar konusundaki düzenlemeleri, özellikle Demirel iktidarının (1965) ortalarından (1967-68 gibi) itibaren eleştiri konusu oldu. Türkiye sağı ve onun karizmatik liderleri, demokrasinin olmazsa olmazı ‘güçler ayrılığı’nı yaşama geçirmeye yönelik ‘fren ve denge’ mekanizmalarıyla sürekli sorun yaşadı. Menderes ve Bayar’ın milli irade tanımına her zaman sadakat duydular.

1950’lerde DP’lilerin biraz da 1924 Anayasası’nın hükümlerinden kaynaklanan (ancak kesinlikle böyle bir yorumu zorunlu kılmayan) milli irade/egemenlik algısı şöyleydi: Egemenlik TBMM’de temsil ediliyorsa ve ben o Meclis’te çoğunluğa sahipsem, demek ki milli irade, benim. Peki azınlık? Güçler ayrılığı? Denge mekanizmaları? Yargı? İşte bunları sağlama alacak mekanizma 1961 Anayasası ile yaratıldı ve o gün bu gündür genellikle iktidar olan sağ partiler ile son 15 yılın siyasal İslam temsilcisi AKP, Bayarcı ‘milli irade’ düşüncesini benimsemeyi/savunmayı sürdürdü.

Ancak AKP, söz konusu ‘çoğunlukçu milli irade’ savunusunu, kendinden önceki iktidarları mumla aratır noktaya vardırdı. Herhangi bir demokraside yeri olmayan bu anlayışa göre; seçimle ‘çoğunluğu’ elde eden, istediğini yapar! Oysa seçim, yalnızca kimin yöneteceğini belirler, nasıl yönetileceğini değil. Ona karar verecek olan seçmen değil, anayasa ve yasalardır. Türkiye’de askıda olan anayasa!

Sonuç: 2002 yılında, yüzde 10 seçim barajı nedeniyle geçerli oyların yüzde 45’i değerlendirme dışı kaldığı için, yaklaşık yüzde 35 oy ile tek başına iktidara gelir ve bunun adına da milli irade dersin! Hiç bir medeni memlekette olmayan yüzde 10 barajlı milli irade… AKP, tarihsel bir iki yüzlülük ve çarpıklıkla malul milli irade söylemini, zirveye taşıdı.

İşte bu nedenle Gökçek ve diğerlerinin istifası son derece‘yerinde’ bir gelişme. Zira 2017 yılında ‘milli irade’, Erdoğan’dır. Haliyle Gökçek ve diğerleri yalnızca aldıkları oyla değil, tek karar vericinin lütfuyla geldiler her seferinde ve onun fikir değiştirmesiyle gidiyorlar. Onun yerine bir tükenmez kalem aday gösterilseydi, herhalde azımsanmayacak oy alırdı. Böyle bir rejimde aksini düşünmek güç.

Dolayısıyla hâlâ bir parti ve ‘istişare’ varmış, ya da örneğin bir belediye meclisinden ve TBMM’den söz edilebilirmiş (hele ki son İçtüzük değişikliği ardından!) gibi davranmanın, daha saf görünmek dışında anlamı yok. Türkiye’de ve AKP’de, tek karar vericinin isteği dışında bir şeyin geçekleşme ihtimali neredeyse hayal. 16 Nisan’daki ‘Evet’, böylesi bir sisteme verildi.

Bursa belediye başkanı veda konuşmasında, halkoylamasında yüzde 53 evet oyu çıkarma başarısını hatırlatmış. Tebrikler! Sayelerinde Türkiye görülmemiş saçmalıkta bir sisteme geçti. Şimdi, kendi sonunu da getiren o ‘oy oranı’nın turşusunu kursun.

Türkiye seçmeninin yarısı ve şu anda istifa eden başkanlar, tam olarak başlarına (başımıza!) bu gelsin diye çaba harcadılar halkoylamasında. Artık tek karar verici var, frenleyici başka hiç bir kurum ve kişiye tahammül etme ‘şansı/niyeti’ olmayan bir karar verici. Gerisi fasa fiso…

Özetle, biz ne kadar yazarsak yazalım, anayasa ve tarih kitapları ne kadar anlatırsa anlatsın boş. Türkiye sağı ve siyasal İslamcısı’nın milli iradeden anladığı tam olarak budur. Seçilmişler-atanmışlar gibi manasız tartışmalar sona erdi artık. İrade-i milliye değil, bir diğer belediye başkanının ifadesiyle, irade-i külliye. Gökçek, Erdoğan sayesinde/isteğiyle ve ‘o seçim gecesi’ atı alanın Üsküdar’ı geçmesiyle belediye başkanlığı koltuğuna oturdu, Erdoğan’ın isteğiyle gidiyor. Kumaşı bu olan bir demokraside seçim/demokrasi sohbetleriyle insanları iyiden iyiye alık yerine koymanın âlemi yok.

Gelelim istifanın diğer yararına. Melih Gökçek’siz Ankara’ya…

Gökçek Keçiören belediye başkanı olduğunda ben 14 yaşındaydım. Kenan Evren cumhurbaşkanı, Turgut Özal başbakandı. 1991’de Refah Partisi milletvekili olduğunda Mülkiye’de öğrenciydim. 1994’te Ankara belediye başkanı seçildiğinde, kara haberi yurt dışında aldım. O tarihte Michael Jackson sahnede dans ediyordu.

Sonraki seçimlerde kazanmasında, sosyal demokratların basiretsizliğinin ve malum ‘hizmetler’in büyük payı oldu. 50 yaşıma merdiven dayadım ve Gökçek, başkenti yönetiyor. 94 yıllık Cumhuriyet’in 23 yılı. Keçiören’le birlikte neredeyse Cumhuriyet’in üçte biri. 1994’ten bugüne Türkiye ve Dünya hayli değişti. İki şey aynı kaldı: Melih Gökçek ve dokunulmazlığı kaldırılan Kürt siyasetçilerin cezaevine girmesi!

‘Özgül ağırlık’ tarafından gündeme getirilen ‘parsel parsel satma’ iddiasını vs. bir yana bırakalım. Bunları gazetelerin ‘bir kısmından’ okuyorsunuz nasıl olsa! Daha çok konuşulur.

Eğer 1988’de öğrenci olarak gittiğim Ankara’ya tek çivi çakmasaydı Gökçek, şu anda çok daha sevimli bir şehirdi.

Siz hiç şehrinizdeki güzel cadde sinema ve tiyatro yapılarının tek tek kapandığına tanık oldunuz mu? Biz olduk.

Siz hiç yüksek maliyetli o tuhaf ‘şehir kapıları’nın altından geçerek evinize vardınız mı? Biz varıyoruz.

Siz hiç her köşe başında anormal şekillerde saat kuleleri olan bir şehirde yaşadınız mı? Biz yaşadık.

Siz hiç Ankara’nın kalbi denilen Meclis kavşağında ‘dört yana bakan kol saati’nden heykel hayal ettiniz mi? Gökçek etti.

Peki, başkentte dinozor heykeli hayaliniz var mıydı? Ya robot heykeli? Gökçek’in vardı.

Bir sabah kalkıp şehrin merkezinde, Kızılay’da artık karşıdan karşıya geçemeyeceğini gördünüz mü hiç? Biz gördük. Yaya geçitlerine taş bloklar koymuştu. Gözünüzün önüne getirmekte zorlanıyorsunuz değil mi? Hayal gücünüz sınırlı da ondan. Yüz binlerce insana, “Alt geçitten geçin” dediler. Neyse ki uzun sürmedi.

Ya şehrinizin sokak isimleri, ana cadde isimleri değiştirilip hiç tanımadığınız Kırgız, Türkmen, Azeri yazar ve devlet adamlarının adlarıyla bezendi mi? Yok canım, olmamıştır herhalde!

Her Allah’ın günü belediye panolarında saçma sapan siyasi ilanlar, muhalefete hakaretler okudunuz mu? Biz okuduk.

Sabahları işe giderken, Gökçek’in çipil gözleriyle sırıtan o suratını izlemek zorunda kaldınız mı otobüslerde? Biz kaldık.

Başta Cinnah, neredeyse her ana caddede, ağaçların yeşil ışıklarla aydınlatıldığına tanık oldunuz mu? Yeşil bitkilerin yeşil ışıklarına! Biz olduk.

Yol kenarlarına yapay şelaleler inşa edildi mi? Burada edildi.

Kimi yılışık taksiciler, gecenin bir vakti onu öven tiratlar attı mı size? Bize attılar.

Musluklarımızdan kara sular akarken, TV’ye çıkıp lıkır lıkır su içen biri yönetti mi şehrinizi? Bizimkini yönetti.

Yaşadığınız yerde, inşa edildiği günden bugüne hiç kimsenin kullanmadığı üst geçitleriniz var mı? Bizim var.

Şehrinizin tarihi amblemi inatla değiştirilip her yere kedi karikatürleri serpiştirildi mi? Ankara’da oldu.

Başkentin tam göbeğinde, Kızılay’ın merkezinde devasa bir ‘elektronik lale’ düşünebilir misiniz? Lale diyorum, lale. Işıklı. Her bir yaprağından başka bir yazı geçiyor. Cumhuriyet’in başkentinde.

Hepsi bir yana;

öldürülmüş gencecik insanların, Sarısülük’ün; daha cenazesi soğumamışken ‘polise teşekkür eden’ o pankartın altından yürümek zorunda kaldınız mı, bir sabah? Biz kaldık.

Hangi birini anlatayım. Kaç yazı olsun. Sayfalar, aylar yıllar yeter mi?

Gökçek, bizim gençliğimizdir. O sırıtan yüz ifadesi, yıllarımızdır. Öyle İstanbullular, İzmirliler gibi yaşamadık şekerim biz. Ankara’da Gökçek varken akıl sağlığını yitirmeden yaşamanın bizatihi kendisi ‘direnmek’ti. Direndik. Siz bilmezsiniz bu duyguyu!

Şimdi “Aman efendim seçimle gelen seçimle…” cümleleri kurulmasın boşuna. Nasıl bir sistemde ve memlekette yaşadığımızın farkındayız. Kendilerini istifa ettirene, bir kez daha teşekkür ederim. Bir taşla birden çok ‘gerçeği’ ifşa ettiği ve Ankara’yı ondan kurtardığı için.

Mensubu olduğu siyasi hareketin tek bir ferdi arkasında durmadı. Ne güzel. Tek bir seçmeni tepki gösterip verdiği oya sahip çıkmadı. Harika. Çevresindeki çıkar ağı, bir anda bir başkasının ağı olmak üzere saf değiştirdi. Müthiş. Her şey hak edildiği gibi, hak ettikleri gibi cereyan ediyor. Bunların hallerini, yıllarca büyük şehirleri yönetmiş ‘muktedir’ adamların çaplarını, acizliklerini izlemek, son derece ibret verici bir deneyim.

Geldiği gibi gitmeli herkes. ‘Herkes’ hak ettiğini yaşamalı, ne eksik ne fazla. Gökçek, ‘emrin demiri kestiği’ rejimin, mütemadiyen sırıtan yüzüydü. Gönderildi.

 ‘Daha fazlasını hak ediyorlar’ diyorsanız eğer, çok haklısınız. Hiçbir sakıncası yok. BETER OLSUNLAR

Kaynak : Murat Sevinç –  http://www.diken.com.tr/

Allah’ın iradesinden Erdoğan’ın iradesine

Print Friendly, PDF & Email

Levent Gültekin

AK Partili belediye başkanlarının istifaya zorlanmasının tartışılacak birçok yönü var.

Seçmen iradesinin hiçe sayılıp demokrasinin bütünüyle yok edilmesi…

Eğer bir suçları varsa, yargıya göndermek yerine istifaya zorlanarak hukukun bütünüyle devre dışı bırakılması…

Tek adamın görüşünün, kanaatinin her şeyin önüne geçmesi…

Bütün bunlar elbette büyük sorunlar.

Bütün bunlar millî iradeden, adaletten uzaklaşıp kabile devletine döndüğümüzün en bariz göstergeleri.

Fakat bu istifa sürecinde yaşananların ortaya çıkardığı başka bir korkunçluk daha var.

Melih Gökçek istifa ederken uzun uzun yaptığı işlerden, hizmetlerden bahsetti.

Ne kadar başarılı olduğunu, ne kadar iyi işler yaptığını, seçmenleri tarafından ne kadar çok sevildiğini anlatıp durdu.

Sonrasında da “Liderimiz böyle emrettiği için istifa ediyorum”dedi.

Yaptığı işleri, ne kadar başarılı olduğuna anlatırken alkışlayanlar “Liderimiz böyle istedi ben de uydum” dediğinde de ayakta alkışlıyorlardı.

Basın toplantısında ağlayanlar bile vardı.

Verilen karar yanlıştı ama yapacakları bir şey yoktu: “Emir demiri keser”di.

Hem Melih Gökçek’in haklı olduğunu düşünmek hem de liderin kararına itiraz etmenin davaya ihanet olacağını varsayıp alkışlamak…

Tüm bu olup bitenler ideolojik körlüğün nasıl ideolojik deliliğe hatta bir sapkınlığa dönüştüğünü de gösteriyor.

Sapkınlık ithamının çok ağır olduğunun farkındayım.

Neden böyle dediğimi anlatayım.

Parti başkanlığı, başbakanlık, cumhurbaşkanlığı… Bütün makamları uhdesinde toplamış bir liderin makamların gelip geçici olduğunu söyleyip değişimden bahsetmesini…

Basın toplantılarında uykuya dalacak kadar yorgun bir liderin “Partimizde metal yorgunluğu var” diyerek yol arkadaşlarını harcamasını…

Tüm bu tuhaflıkları “Emir demiri keser “ diyerek sineye çekmelerini şu sözlerle açıklıyorlar: “Liderin bir bildiği vardır.”

Yani o bir şey yapıyorsa, bir karar alıyorsa sorgulanmaz, irdelenmez, nedenleri üzerinde tartışılmaz, çünkü onun bir bildiği vardır. Bu tasarrufunda bizim lehimize olan ama bizim göremediğimiz bir fayda vardır.

Böyle düşündükleri için, içleri kan ağlayarak verilen kararlara uyuyorlar.

Sapkınlık işte burada başlıyor.

Hele İslam terbiyesi aldığını söyleyen, bu tutum ve davranışlarını o terbiyeye bağlayan insanlar için mesele daha da tuhaflaşıyor.

Çünkü İslam’ın vaaz ettiği iki tür irade vardır: Biri külli irade, yani Allah’ın iradesi. Diğeri cüzi irade, yani insanın iradesi.

Bütün dinlerin bize söylediği şu: “Biz insanların aklı, ilahi iradenin hükmü neticesinde ortaya çıkan olayları anlamaya yetmez.”

Bu nedenle Allah’tan geldiğine inandığımız olayları sorgulamayız. Çünkü aklımızın buna yetmeyeceğini düşünürüz.

Mesela deprem gibi doğal afetleri, felaketlerde acı çeken insanları ve daha birçok olayı bununla açıklarız.

Bunun için de böyle durumlarda “Hikmetinden sual olunmaz”diyerek Allah’ın bir bildiği olduğunu düşünür ve O’na olan inancımızı, itaatimizi belirtiriz.

İslam terbiyesinde yalnızca Allah hakkında “En doğrusunu o bilir” denir. “Sorgulanmaz” sıfatı sadece Allah için kullanılabilecek bir tanımlamadır.

Böyle bir yaklaşım peygambere bile gösterilemez.

Bunun içindir ki İslam tarihinde Hz Ömer’in Hz Muhammed’e “Bu söylediğin vahiy mi yoksa senin sözün mü? Eğer vahiy ise tamam kabul edelim, yok senin sözünse tartışmadan kabul edemeyiz” dediği anlatılır.

Cüzi iradeyle verilen kararlar tartışılır, sorgulanır, çünkü insan aklının sınırları içindedir.

“Bir bildiği vardır” diyerek bir insana Allah sıfatı yüklemek, ona olan mutlak bir inançtan ve itaatten bahsetmek İslam inancına göre sapkınlıktır.

İslam kula kul olmayı yasaklamıştır. Çünkü bu davranışı ‘şirk’ olarak görür.

Kimilerinin, insanlara ilahlık taslamasını engellemek için yasaklamıştır.

Kula kulluğu ortadan kaldırmak için yasaklamıştır.

Gelgelelim istifaya zorlanan belediye başkanlarından birinin, cumhurbaşkanlığı külliyesine gönderme yaparak, ironik bir tarzla, “İrade-i külliye var” deyip Saray’a, Erdoğan’a Allah’ın sıfatını yüklemesi (veya böyle yapıldığını işaret etmesi) çok ilginçtir.

Sanırım Ak Partililer içine düştükleri bu durumun farkında değil.

“Davaya ihanet etmeyelim” derken İslam’ın sapkınlık olarak gördüğü bir duruma, şirke düştüklerinin sanırım farkında değiller.

“Bir bildiği vardır” diyerek Erdoğan’a sorgusuz, sualsiz itaat etmenin, ona ilahlık sıfatı yüklemek anlamına geldiği üzerinde de pek düşünmüyorlar.

Ama ne yazık ki tablo bu.

“Allah’tan başka kimseden korkmayız, ondan başka kimsenin önünde eğilmeyiz” deyip sonra da “Başarılıyım ama ne yapalım lider böyle istedi” diyerek içi kan ağladığı halde onun haksız, yanlış talebine boyun eğmek kula kul olmaktır. O lidere ilahlık makamı vermektir.

Diğer taraftan Müslümanlığın şartlarından biri akıl sahibi olmak, yani cüzi iradeyi kullanabilecek durumda olmaktır.

Neyin yanlış neyin doğru, neyin yararlı, neyin zararlı olduğunu anlayamayacak kadar akıldan, iradeden yoksun kimseler Müslüman sorumluluğundan muaf tutulmuştur.

Bu iradeyi kullanamayanların bir davadan bahsetmesi, hele o davanın İslam davası olduğunu ileri sürmesi ise gerçekten çok tuhaf.

Esasında bu sadece İslamcılar için geçerli bir durum değil.

Davaya dönüşmüş bütün ideolojik hareketler zamanla benzer bir deliliğe varıyor.

‘Davanın yararı’ işin içine girdiğinde insanın aklı, iradesi, görüşü, yaklaşımı bütünüyle değersizleşiyor.

Stalin yönetiminde de böyle oldu, Hitler yönetiminde de.

Bütün bunlardan ders çıkarmamız gerekiyor.

Yani bireyin aklını, fikrini, bilimselliği, özgürlüğü, katılımcılığı, çoğulculuğu esas alan bir yaklaşımı benimsemezsek toplum olarak bu sapkınlıklara düşmekten kendimizi kurtaramayacağız.

Lideri yüceltmek, toplumu aşağılamak anlamına gelecek.

Kantarın topuzu kaçacak.

Ne akılla, ne de inançla izah edilemeyecek bir zillet her yere yayılıyor işte.

Kaynak : Levent Gültekin –  http://www.diken.com.tr/

Kulisleri hareketlendiren iddia; Akşener’in parti kurmasına izin verilmeyecek mi?

Print Friendly, PDF & Email

Bağımsız Isparta Milletvekili Nuri Okutan: İçişleri Bakanlığı bürokratlarıyla görüştüm, Cumhuriyet Başsavcısı ile görüşeceğim.

Ankara kulisleri Meral Akşener’in yarın duyuracağı yeni partinin kuruluşunun engelleneceği iddialarıyla hareketlendi. Bağımsız Isparta Milletvekili Nuri Okutan, “Partinin engellenme söylentileri üzerine dün İçişleri Bakanlığı Genel Sekreteri ve İçişleri Bakanlığı Müsteşarı ile görüştüm. Partinin kuruluşuna ilişkin başvurumuzun Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yayınladığı bir görüşe göre inceleneceğini söylediler. Böyle bir inceleme Siyasi Partiler Yasasına aykırı. Bugün yeniden genel sekreter ve müsteşar ile görüşeceğim. İçişleri Bakanı Soylu’dan da randevu istedim” dedi.

Aysel Alp’in Hürriyet’te yer alan haberine göre, Okutan şu açıklamada bulundu:

“Ben de eski bir İçişleri Bakanlığı mensubuyum. Yeni partinin kuruluşunda sıkıntı çıkmasın, diye dün İçişleri Bakanlığı Müsteşarı ve Genel Sekreteri ile görüştüm. Kuruluş başvurumuzun 10 ay önce yayınlandığı iddia edilen bir Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı görüşüne göre inceleneceği bilgisini aldık. Ancak o görüşün ne olduğunu, içeriğini görmedik. Böyle bir şey Siyasi Partiler Yasasına aykırı. Yasanın sekizinci maddesi çok açık. ‘siyasi partiler bildiri ve belgelerin, İçişleri Bakanlığına verilmesiyle tüzelkişilik kazanırlar’ diyor. Dolayısıyla bizim yarın İçişleri Bakanlığına partimize ilişkin belgeleri vermemizle birlikte genel merkezimize tabelamzı asabilmeliyiz. Başsavcılık görüşüne göre inceleme nereden çıktı anlamış değiliz.”

Yarın partinin kuruluşunun engellenmemesi için bugün yeniden Genel Sekreter ve Müsteşar ile görüşeceğini açıklayan Okutan, “Biz bu sürecin demokrasiye uygun bir şekilde, suhuletle tamamlanmasını istiyoruz. Türk siyasetine yeni bir parti katılıyor. Yasaya, anayasaya aykırı, zorlamalarla niye engellensin ki? Bir başsavcının görüşüyle parti kuruluşu engellenebilir mi? İçişleri Bakanımız ile de görüşmek istiyoruz” dedi.

Sosyal medya hesabından partinin kuruluşunun engellenebileceği iddiaları üzerine açıklama yapan Nuri Okutan, şu ifadeleri kullandı:

Kaynak : http://t24.com.tr/

Sayfa1 → 1.2331234Son Sayfa »