“ABD-Türkiye geriliminin sebebi Zarrab, Erdoğan ortaya çıkacak bilgilerden çekiniyor”

“NATO müttefiki kalıbı, Türkiye’nin eylemlerinin ne kadar düşmanca ve otokratik olduğunu saklıyor”

Çeviri – Gonca Tokyol

Washington Post gazetesinde David Ignatius imzasıyla yayınlanan yazıda, Türkiye ile ABD arasındaki gerilimin merkezinde, ABD’de tutuklu yargılanan İran ve Türkiye vatandaşı Reza Zarrab‘ın serbest bırakılmasının yattığı iddia edildi. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, Zarrab davasının olası sonuçlarından ‘korktuğunu’ savunan Ignatius, meselenin Washingon-Ankara arasında yapılan birçok görüşmede dile getirildiğini kaydetti.

Yazıda, eski ABD Başkanı Barack Obama döneminde görev yapan üst düzey bir yetkilinin, “Erdoğan’ın takıntısının sebebinin ortaya çıkacak bilginin ailesine ve en sonunda da kendisine zarar vermesi ihtimali olduğunu düşünüyoruz” ifadelerine de yer verildi.

“Konsolosluk çalışanının tutuklanması, 27 Kasım’daki duruşma öncesinde el güçlendirme çabası olabilir”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın perşembe günü yaptığı açıklamada, Zarrab’ın itirafçı olarak kullanılmak istediğini söylediğini hatırlatan Ignatius, Türkiye’deki ABD büyükelçiliği ve konsolosluklarda çalışanlara yönelik gözaltı ve tutuklamaların sıklaşmasının da 27 Kasım’da New York’ta görülecek dava öncesinde ‘avantaj sağlama’ çalışması olarak görüldüğünü savundu. “Zarrab, mahkemede hangi pislikleri ortaya saçabilir” diyen Ignatius’un yazısı şöyle devam etti:

“Olası bir ön bilgi, dönemin ABD Savcısı Preet Bharara’dan gelmişti. Türk savcıların Aralık 2013’te hazırladığı rapordan alıntı yapan Bharara’nın notunda, Türkiye’deki kanıtların “Zarrab ve diğerlerinin İran yararına yaptıkları işlemleri sürdürebilmek için hükümet yetkililerine ve üst düzey banka görevlilerine milyonlarca euro ve dolar ödeme yapılan bir rüşvet şemasını ortaya çıkardığı” söyleniyordu. Bharara, sonuçların FBI soruşturmasında elde edilen elektronik postalarla da desteklendiğini belirtiyordu.

“Erdoğan 90 dakikalık görüşmeyi Zarrab’a adadı, Bharara’nın kovulmasını istedi”

“Erdoğan’ın Zarrab’ın salıverilmesine yönelik çalışması inanılmazdı. 21 Eylül 2016’da dönemin ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’la yaptığı özel görüşmede, Zarrab’ın salıverilmesinin yanı sıra Bharara’nın kovulmasını da talep etti. ABD yetkilileri, 90 dakikalık görüşmenin Zarrab’a adandığını söyledi. Erdoğan’ın eşi de aynı gece konuyu Biden’ın eşine açtı. Dönemin Adalet Bakanı Bekir Bozdağ ise Ekim’de dönemin Başsavcısı Loretta E. Lynch’le görüşerek davanın kanıtlara dayanmadığını ve Zarrab’ın salıverilmesi gerektiğini söyledi.

TIKLAYIN – “Emine Erdoğan da Reza Zarrab’ı ABD’den istedi”

“Erdoğan’ın Zarrab saplantısı, Zarrab davasında ortaya çıkacak bilgilerin kendisine ve ailesine zarar vermesi ihtimalinden kaynaklanıyor”

Eski başkanlık yardımcılarına göre Erdoğan, Aralık ve Ocak’taki son iki telefon görüşmesinde konuyu kişisel olarak eski ABD Başkanı Obama’yla da konuştu. Obama döneminde görev yapan üst düzey yetkililerden biri, “Operasyonumuzun tahmini, Erdoğan’ın bu davayla ilgili saplantısının, ilerlemesi halinde ortaya çıkan bilginin ailesi ve en nihayetinde kendisine zarar vermesi ihtimalinden kaynaklanıyordu” dedi.

Erdoğan hükümeti, Donald Trump’ın ekibiyle dostluk kurma çalışmalarına seçimlerden önce başladı. Kampanya ekibindeki Micheal Flynn, Türkiye yanlısı bir lobici tarafından işe alındı ve ekibi geçiş döneminde de Türkiye’den para almaya devam etti. Flynn’in Şubat ayında ulusal güvenlik danışmanı görevinden istifa etmesinin ardından, Türkler Trump’a yakın başka bir danışman olan Rudy Guilani’yle çalışmaya başladı.

“Erdoğan, Bharara’yı da Gülenci olmakla suçladı”

Dava, Erdoğan için zehirli çünkü Pennsylvania’da yaşayan, düşmanı Fethullah Gülen’le kesişiyor. Erdoğan, Gülen’in destekçilerini 2013 yılında ortaya çıkan ve Türk medyasının aktarımına göre Erdoğan ailesiyle ilgili de iddialar barındıran kanıtların toplanması ve sızdırılmasından sorumlu tutuyor. Eski bir yetkiliye göre Erdoğan, bir yıl önce Biden’la bir araya geldiğinde, garip bir şekilde Bharara’yı da Gülenci olmakla suçladı.

Guilani’nin konuya dahil olması da davanın alışıldık olmayan bölümlerinden biriydi. 24 Şubat’ta Bharara’yla iletişeme geçen Guilani, Zarrab adına Ankara’ya seyahat etmeyi planladığını söyledi. Trump, Bharara’yı Mart ayında, Guilani’nin Adalet Bakanlığı’na “Amerikan güvenlik çıkarlarına yardımcı olmak ve Zarrab’a yardımcı olmak için ABD ve Türkiye arasında bazı anlaşmalar yapmak” için sıkıştırdığı zamanlarda kovdu.

“Trump ilk başlarda sempatik yaklaşıyordu…”

Savcılık makamını engellemek için girişilen çeşitli denemelere rağmen dava ilerledi ve eski bir Türk hükümet üyesi ve üç Türk vatandaşı da dahil edildi. Dönemin Adalet Bakanı Bozdağ, 11 Eylül’de genişletilen iddiaları yeni bir ‘darbe girişimi’ olarak eleştirdi.

Erdoğan, Zarrab’ın serbest bırakılması konusunda Trump’ın kendisini destekleyeceğini ummuş olabilir. Trump da ilk başlarda Türk lidere sempatik yaklaşıyordu, onu Mayıs ayında bir toplantı için Washington’a davet etmişti. Ancak bu gezi, Erdoğan’ın korumaları Türk Büyükelçiliği’nin dışında protestoculara saldırdığında kötüye gitti ve Trump’ın hareket alanı da yönetimine yönelik soruşturmalarla birlikte daraldı.

“NATO müttefiki kalıbı, Türkiye’nin eylemlerinin ne kadar düşmanca ve otokratik olduğunu saklıyor”

Bazı ABD’li yetkililer, Erdoğan’ın Gülen’i desteklediği iddiasıyla papaz Andrew Brunson’un ve Gülen’le bağı bulunan savcılarla iletişim halinde olduğu iddiasıyla uzun süredir ABD Konsolosluğu’nda çalışan Metin Topuz’un tutuklanmalarıyla pazarlık konusunda elini sağlamlaştırmaya çalıştığından korkuyor. Erdoğan da geçen ay Brunson’ın Gülen’le takas edilmesini önermişti.

“NATO müttefiki” kalıbı Türkiye konusunda o kadar çok tekrar edildi ki, Türklerin son eylemlerinin ne kadar düşmanca ve otokratik olduğunu saklıyor. Washington, bir sonraki adımın ne olacağı konusunda endişeli.”

Kaynak : http://t24.com.tr/

“Canlı yakalayın, elleri arkadan bağlı, diz çökmüş fotoğrafını çekin”

FETÖ lideri Fethullah Gülen’in, Erdoğan’la ilgili olarak, ‘Canlı yakalayın, elleri arkadan bağlı, diz çökmüş fotoğrafını çekin’ talimatını verdiği ortaya çıktı.

15 Temmuz darbe girişimi öncesinde Pensilvanya’da yapılan toplantıda Fetullah Gülen’in darbecilere verdiği talimatlara ilişkin iddialar yayınlandı.

Aydınlık gazetesinin güvenlik kaynaklarına dayandırdığı iddiasına göre, Gülen, Türkiye imamı aracılığı ile verdiği talimatta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sağ yakalanmasını istedi. Yakalandıktan sonra ellerinin arkadan kelepçelenmesi ve diz çöktürülerek fotoğrafının çekilmesi talimatını veren Gülen’in, Erdoğan’ın bu durumdayken kendisiyle konuşturulmasını ve bu görüntülerin de kaydedilmesi istediği ifade edildi.

SADDAM BENZETMESİ

Fetullah Gülen’in Erdoğan’la ilgili talimatının CIA’nın “itibarsızlaştırma”taktiklerini andırdığını kaydeden güvenlik kaynakları, Irak’ta ABD askerlerinin Saddam Hüseyin’in yakalanmasını dünyaya duyurdukları fotoğraflara dikkat çektiler. Saddam’ın pecmurde, saç sakal birbirine karışmış yeraltında deliklerde sürünen bir fotoğrafının dünya medyasına servis edildiğini vurgulayan güvenlik kaynakları, Fethullah Gülen’in de aynı taktiği Erdoğan için uygulamayı planladığı, ancak başaramadığını söylediler.

DARBE BAŞARILI OLSAYDI

Darbe başarılı olsaydı Fetullah Gülen’in Türkiye’ye dönmeyi planladığını kaydeden güvenlik kaynaklarının verdiği bilgiye göre Gülen’in dönüş planı da CIA ile birlikte organize edildi. Büyük bir törenle İstanbul’a gelmesi ve havaalanında milyonlarca kişi tarafından karşılanması düşünüldü.

Karşılığında ABD’nin tüm isteklerinin karşılanmasının planlandığını kaydeden yetkililere göre darbe girişiminde “emir komuta zinciri” görüntüsü vermek için çok uğraşıldı. Ancak TSK’daki direniş nedeniyle sonuç alınamadı.

“Emir komuta” görüntüsü sağlanamayınca ve darbenin başarısız olacağı anlaşılınca ABD yönetimdeki bir kanadın darbeye desteğini çektiği, olayın ortalığa dökülmesi sonrasında da darbe girişiminin erkene çekildiği belirtildi. Bu durumun darbeciler arasında kaosa yol açtığını kaydeden bir güvenlik yetkilisi, Marmaris’te Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kaldığı otele yapılan baskının da bu karmaşa içinde başarısızlıkla sonuçlandığını kaydetti.

RÜTBESİNİ GÜLEN TAKMIŞ

Ayrıca Aydınlık’tan Turan Salcı’nın haberine göre; GATA’daki FETÖ yapılanmasına dair hazırlanan iddianamede firari askerlerden eski Prof. Dr. Hava Tabip Tuğgeneral Mehmet Zeki Kıralp’e generallik rütbesini Fethullah Gülen’in taktığı ortaya çıktı.

Etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak için ifade veren GATA hekimlerinden İsmail Yıldırım’ın iddianamedeki beyanında, “2013 yılında örgüt beni ödüllendirmek için ABD devletine göndermek istedi” dediği yer aldı ve Gülen’in Kıralp’e rütbesini takmasını şöyle anlattı:

“Ankara ilinde GATA’da öğretim görevlisi olan Doçent Albay Muharrem Uçar ABD’deki kongreyi ayarladı. 2013 yılının ekim ayı itibari ile 7 günlük kongreye ABD’ye gönderdiler. Asım kod isimli şahıs gitmeden ABD’de bulunan Zafer kod isimli şahısla İstanbul ilinde bulunan Şemsettin isimli şahsın kayınçosu olan kişi görüştü. Beni bu şahıs ABD’de karşıladı, beni hemen araba ile Pensilvanya’ya Fethullah Gülen’in yanına götürdü. Bu malikanede iki gece kaldım. Sürekli toplu vaziyetteydik, bir ara sadece içerde askeri personel kaldı, kendi bakıcısı ya da yardımcısı olan Cevdet kod isimli şahıs bu durumu ayarladı. Odada ben ve 2013 yılında Tuğgeneral olan Mehmet Zeki Kıralp de vardı. Cevdet, Kıralp’i göstererek ‘Bu şahsa generallik rütbesini Fethullah Gülen benim yanımda dua okuyarak taktı, görevinizde başarılar diliyorum, Allah muhaffak etsin, daha üst görevlere gelirsiniz inşallah’ dedi. Daha sonra Gülen, bana dönerek nerede görev yaptığımı sordu. Ben de kendisine sizin memleketinizde görev yapıyorum dedim. Bana Erzurum nasıl diye sordu, kendisine Erzurum hakkında hava ve sudan bahsettim. Bana rütbemi sordu, Albay olduğumu söyledim. ‘Bu abin gibi inşallah general olursun’ dedi, yaklaşık 10 dakika sürdü ve 2 gün sonra buradan ayrıldım, kongreye gittim ve Türkiye’ye döndüm.”

Kaynak : odatv.com/

Trump’ın eski danışmanı Flynn, Türkiye’den aldığı parayı geri mi verecek?

Belgeler, Flynn’in Türk hükümetinin çıkarlarını korumak üzere 500 bin dolar kabul ettiğini gösteriyor.

Cumhuriyetçi Kongre üyesi Jason Chaffetz, ABD Başkanı Donald Trump’ın eski ulusal güvenlik danışmanı Michael Flynn’in, lobicilik faaliyetleri için Türkiye ve Rusya’dan aldığı yüzbinlerce doları geri ödemesi için çaba harcayacağını söyledi.

Amerikan’nın Sesi‘nin haberine göre, Temsilciler Meclisi Devlet Denetleme Komisyonu’nun en kıdemli Cumhuriyetçi üyesi olan Chaffetz, Devlet Denetleme Dairesi’ne Flynn’e yapılan ödemeleri soracağını bildirdi.

Chaffetz, “Daha önceki örneklerden hareketle, muhtemel cezası aldığı paraları geri ödemek olacak” dedi.

Emekli general Flynn, Trump’ın ulusal güvenlik danışmanlığını sadece 24 gün yapmıştı. Flynn, Rusya büyükelçisiyle Trump göreve gelmeden önce yaptığı görüşme hakkında Başkan Yardımcısı Mike Pence ve diğer yetkililere eksik bilgi verdiği gerekçesiyle Donald Trump’ın isteği üzerine istifa etmişti.

Rusya ve Türkler’in Flynn’e ödediği para yeni mali beyannameler ve Kongre denetçilerinin derlediği bilgilerle yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Belgeler, Flynn’in Türk hükümetinin çıkarlarını korumak üzere 500 bin, Rusya bağlantılı kuruluşlardan da 70 bin dolar kabul ettiğini gösteriyor.

Rusya’dan aldığı miktar, Flynn’in RT televizyonunun 10. yılı kutlaması için Moskova’ya seyahatinin masraflarını da içeriyor. Flynn, bu kutlamada Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin’in yanında oturmuştu.

Flynn, Federal Soruşturma Bürosu (FBI) ve Kongre’nin her iki kanadında süren Rusya’nın ABD başkanlık seçimine Trump’ın kazanmasına yardımcı olmak için müdahil olduğu yönündeki soruşturmanın merkezinde. Amerikan istihbaratı Rusya’nın seçime müdahil olduğu görüşünde. FBI, Trump’ın yardımcılarının suç işleyerek Rus ajanlarla Cumhuriyetçi adayın seçim şansını arttırmak için işbirliği yapıp yapmadıklarını araştırıyor.

Geçen hafta Flynn, Kongre’de ifade vermek için dokunulmazlık istemişti. Kongre üyeleriyse bunun için çok erken olduğunu kaydetmişlerdi.

Amerika Adalet Bakanlığı’nın verilerine göre Flynn Türkiye adına lobicilik faaliyeti yürütmek için Ekim Alptekin’e ait olan merkezi Hollanda’daki Inovo BV şirketiyle bir anlaşma imzaladı. Ancak ne Alptekin ne de Flynn, o dönem bu anlaşmaya dair ABD Adalet Bakanlığı’na bilgi verdi.

Adalet Bakanlığı’na sunulan belgelere göre Flynn’in şirketi Ağustos ayında Türkiye bağlantılı lobi işini aldı. Yine belgelere göre Flynn’in şirketi Alptekin tarafından Türk yetkililerle görüşmek üzere Eylül ayında New York’a davet edildi.

Associated Press ajansına konuşan Alptekin, Flynn’le iki yetkili arasında görüşme ayarladığını kabul ediyor. İşadamı, Türk yetkililerin o dönemde Birleşmiş Milletler Genel Kurul çalışmalarına katıldığını da söylüyor.

Alptekin, “Flynn’ın ekibinden birine kentte olup olmadığını ve buluşmaya gidip gidemeyeceğini sordum ve onlar da onunla irtibata geçti” dedi.

Belgelerde yetkililerin Türk Dışişleri ve Enerji Bakanları olduğu belirtiliyor.

ABD Adalet Bakanlığı’na sunulan belgelere göre Flynn’in şirketi Fethullah Gülen hakkında bilgi topladı ve Amerikalı yetkililere Gülen’e karşı adım atmaları için baskı yaptı. Bunlar arasında Ekim ayında Flynn’in şirketiyle ABD Temsilciler Meclisi İç Güvenlik Komisyonu’nun bir üyesiyle görüşme ayarlanması da var.

O dönem “The Hill” adlı Kongre haberleri geçen gazetede bir makalesi yayınlanan Flynn, Türkiye’nin desteğe ihtiyacı olduğunu belirtmiş ve Erdoğan’ın Gülen’le ilgili uyarılarını gündeme getirmişti. Flynn, Gülen’e Amerika’da güvenli liman sağlanmaması gerektiğini kaydetmişti.

Flynn, Inovo BV ya da Türk hükümetinden Fethullah Gülen karşıtı yazı yazması için talimat almadığını, yazı için de para almadığını söylüyor. Alptekin de, kendisi Gülen karşıtı olmasına rağmen Flynn’in böyle bir yazı yazmasına destek vermediğinin altını çizdi.

Alptekin ayrıca Flynn’in şirketinin faaliyetlerini yetersiz bulduğunu söyleyerek, kendisine ödenen 530 bin doların bir kısmının geri verilmesini istediğini kaydetti.

Kaynak : http://t24.com.tr/

Türkiye’nin ayağına dolaşan lobicilik maceraları

Amberin Zaman

Dün Washington’da birkaç haftadır gösterimde olan ve ABD’li eleştirmenler tarafından övgü yağmuruna tutulan Kedi belgeselini izledim. İstanbul’da  çekilen film İstanbulluların sokak kedileriyle iç içe geçen yaşamlarını anlatıyor.

Belgesel, devletin on milyonlarca dolarla akıtarak yıllardır başaramadığını 80 dakikada başarıyor.

İzleyiciye Türkiye’yi ve Türk insanını sevdiriyor. Türkiye’ye derhal gitme arzusunu uyandırıyor.

Film neden bu kadar etkili? Gerçek olduğu için. İstanbul’a özgü, sahici bir hikayeyi anlattığı için. Süslemeden püslemeden, tüm yalınlığıyla ama mizah da katarak.

Bir filmin başaramadığını Türk devletinin neden başaramadığına gelince… Ne şekilde ambalajlarsanız ambalajlayın, hangi lobi şirketine milyonlarca dolar akıtırsanız akıtın, anlattıklarınız doğru değilse, hikayeniz özünde kötüyse ve haksızsanız kimseyi kandıramazsınız.

Tutuklu gazeteci sayısıyla dünya birincisisiniz. Halkın oylarıyla seçilen onlarca belediye başkanını, milletvekilini hapislerde çürütüyorsunuz. Vatandaşlarınızı bodrumlarda yanarak can vermesine göz yumuyorsunuz. Ve bunu Birleşmiş Milletler raporlarla belgeliyor.

Ama dünyaya ‘demokrasi’ diye yutturmaya çalışıyorsunuz. Yutmuyorlar işte.

Birkaç yıl öncesine kadar yere göğe sığdırılamayan Türkiye, sürekli olarak olumsuzluklarla anılıyor.

Dün The New York Times’da yer alan bir haber yine Türkiye’nin başını ağrıtacak cinsten.

Trump’a yakınlığıyla tanınan New York’un eski belediye başkanlarından Rudy Giuliani’nin davaya bakan savcıları bypass ederek Rıza Sarraf’ın durumunu görüşmek üzere Trump yönetiminden bazı kişilerle bir araya gelmek istediği kaydediliyor.

Sarraf’ın savunma ekibine dahil edilen Giuliani’nin geçtiğimiz ay Türkiye’de cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Sarraf davasını görüştüğü de ortaya çıktı. Giuliani, Türkiye’ye gitmeden önce Adalet bakanı Jeff Sessions’ı da bilgilendirmiş.

Haberde “Erdoğan’ın davayla ilgili müzakerelerde müdahalesi derinleşiyor” ifadesi yer alıyor.

Aynı zamanda Sarraf’ın 17-25 Aralık yolsuzluk davasında sanık olarak yargılandığı ancak davanın düştüğü de hatırlatılıyor. Açıkça telaffuz edilmese de, Türkiye’nin Trump’a yakın figürler üzerinden davayı etkilemeye çalıştığı ima ediliyor.

Sarraf’la birlikte İran lehine yasadışı faaliyetler yürüttüğü iddialarıyla geçtiğimiz hafta New York’ta tutuklanan Halkbank’ın genel müdür yardımcısı Mehmet Hakan Atilla’nın vereceği ifade de ayrı merak konusu.

Türk medyasının çoğunlukla es geçtiği Michael Flynn skandalı da dinecek gibi değil. Rusya ile ilişkileri ifşa edildikten sonra Trump’ın Ulusal Güvenlik Danışmanlığı koltuğundan istifa etmek zorunda kalan emekli general Flynn, geçtiğimiz ay ABD adalet bakanlığına Türk işadamı Ekim Alptekin’den 530 bin dolar aldığını bildirmişti.

ABD kanunlarına göre yabancı hükümetler adına lobi faaliyeti yürüten ABD vatandaşları, hükümete açıklamada bulunmak zorundalar.

Ödeme, Alptekin’in Hollanda’da kayıtlı Inovo BV hesabı tarafından yapılsa da Flynn, yürüttüğü çalışmaların ‘Türk hükümetinin lehine’ olarak yorumlanabileceğini teslim etti.

Oysa Alptekin, ‘lobicilik faaliyeti’ değil, Türkiye’yi de ilgilendiren milyarlarca dolar değerinde bir projenin ortağı olan İsrailli bir enerji şirketi adına ‘jeopolitik raporlar üretmesi’ için Flynn’e başvurduğunu savunmuştu.

Ne var ki Flynn’in daha ziyade Fethullah Gülen ile uğraştığı meydana çıktı. En çarpıcı ayrıntılardan birini The Wall Street Journal ortaya çıkardı.

Alptekin’in aracılığıyla 19 Eylül’de New York’ta Enerji Bakanı Berat Albayrak ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’yla bir araya gelen Flynn’in, Gülen’in ABD’den nasıl kaçırılabileceğine dair fikir yürüttüğü iddia ediliyor. Gazeteye konu hakkında bilgi veren ve görüşmenin sadece bir kısmına katıldığını belirten eski CIA direktörü James Woolsey, herhangi somut bir planın söz konusu olmadığını ancak tartışılan adımların potansiyel olarak illegal olabileceğinin altını çizdi.

Skandalın ucu İsrail’e de değdi. İsrail’in Kanal 10 televizyonunun baş muhabiri Nadav Eyal, Alptekin’in birlikte çalıştığı ancak yaptığı anlaşma gereği adını açıklamayacağını savunduğu şirkete ulaştı. Şirket, Eyal’e Alptekin ile herhangi bir bağlantısı olmadığını iddia etti.

Bize ulaşan Eyal, haberin peşini bırakmayacağını söylüyor.

Bu arada Flynn, İbrahim Kurtuluş adında bir Türk-Amerikan iş adamının düzenlediği bir etkinlikte konuşma yapmak karşılığında 10 bin dolar aldığını da Adalet bakanlığına bildirdiği ortaya çıktı. Ankara’da yerleşik serbest gazeteci Laura Pitel’e demeç veren Kurtuluş ödemenin kendisi tarafından değil etkinliğin ev sahibi, Koreli işadamı tarafından yapıldığını savundu.

The Financial Times’a da katkı da bulunan Pitel doğal olarak soruyor: “Eğer Bay Kurtuluş’un anlattıkları doğruysa nasıl oldu da Flynn yakından irdelenecek bu denli önemli bir bildirime yanlış kişinin ismini yazabildi?”

Türkiye’nin imajı mı demiştiniz?

Kaynak : Amberin Zaman – http://www.diken.com.tr/

Yazar Paul Auster: Erdoğan’ın oluşturmak istediği diktatör toplumu karşısında ürküyoruz

Dünyaca ünlü yazar Paul Auster, eşi yazar Siri Hustvedt’le birlikte Türkiye’deki siyasi iklimi değerlendirdiği bir yazı kaleme aldı.

Auster, 2012 yılında gazeteci ve yazarların tutuklu bulunmasından dolayı Türkiye’ye gelmeyi reddetmişti. Bunun üzerine dönemin başbakanı Tayyip Erdoğan, Auster için ‘cahil adam’ demiş ve eklemişti: “Gelsen ne olur gelmesen ne olur.”

‘Darbe girişimi bahane’

Auster ve Hustvedt’in Cumhuriyet’te yayınlanan yazısında, Gezi Parkı eylemleri sırasında polisin göstericileri ‘acımasızca’ bastırdığı ve parkın ‘savaş alanı’na çevrildiği belirtilerek, “Bütün dünyanın tanık olduğu ürkütücü olaylardan sonra bizler, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’de gücünün kıskacını nasıl daha da sıktığını gitgide daha da umutsuzluğa kapılarak izledik” dendi.

Çift, AKP ve Erdoğan’ın darbe girişimini ‘muhalefeti susturmak’ için kullandığını ifade ederek şöyle yazdı: “Yüz binlerce muhalifi, Pennsylvania’da yaşayan eski yoldaşı Fethullah Gülen tarafından yönetilen ‘Gülenciler’ gibi terörist grupların taraftarlarını ya da üyelerini ya da Kürt PKK’yi vatana ihanetle suçlayarak kovdurmak, suçlamak, tutuklamak ve mahkûm ettirmek üzere bir bahane olarak kullandı.”

‘Ürküyoruz’

Auster ve Hustvedt, yapılacak anayasa değişikliğiyle ise ‘başkanın elindeki gücü’ artırarak ‘bir diktatörün yetkisine sahip olarak’ hareket etmesinin hedeflendiğini ifade etti.

Uluslararası hukukun umursanmadığını ifade eden Auster ve Hustvedt, gelişmelerin onları korkuttuğunu dile getirdi: “Olağanüstü hal ve sıkıyönetim yasaları altında bir referandum ilan etmek, ayrıca başbakanın önerilen anayasa değişikliğine ‘Hayır’ diye oy vereceklerin vatan haini sayılacaklarını söylemesi, uluslararası hukuku umursamamaktan başka bir şey değildir, demokrasi kurallarına da saygısızlıktır. Zengin ve çok çeşitli Türk kültürüne hayranlık duyan ve içinde bulunduğumuz bin yılın ilk yıllarında, ülkede tam anlamıyla gelişmiş modern bir demokrasiye doğru gidişe artan bir güvenle tanıklık eden bizler, Recep Tayyip Erdoğan’ın bu tehlikeli anayasa değişiklikleriyle oluşturmak istediği müstebit diktatör toplumu karşısında son derece rahatsızız ve ürküyoruz.”

Kaynak : http://www.diken.com.tr/

ABD’li analist Rubin: Sarraf yargılanırsa, Erdoğan’ın sakladığı paranın yeri ortaya çıkar

15 Temmuz’dan önce Türkiye’de darbe olacağını öne süren ABD’li analist Michael Rubin, ABD’de ‘kara para aklama’ suçlamasıyla yargılanan 17 Aralık soruşturmasının kilit ismi Rıza Sarraf’ın yargılanması durumunda, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın sakladığı nakit paranın yerinin ortaya çıkacağını savundu.

ANF’den Amed Dicle’ye konuşan Rubin, Erdoğan ve ailesine ait Avrupa ve Rusya’da açılmış çok sayıda banka hesabı bulunduğunu öne sürerek, “Erdoğan’ın yolsuzluğu herkes tarafından bilinen bir durum. Bu ülkelerin istihbarat ajansları muhtemelen kendisinin nakit paraları nerede sakladığını biliyorlar” dedi.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in de bunu bildiğini savunan Rubin, “Erdoğan’ın Sarraf konusunda bu kadar kızgın olmasının nedeni yargının elinde olan bu bilgilerin yargılanma durumunda ortaya çıkacağıdır” diye konuştu.

Rubin, Diken’den Tunca Öğreten’e verdiği söyleşide de şu ifadeleri kullanmıştı: “ABD’deki yargı bağımsızlığına anlam veremeyen Erdoğan’ı büyük bir korkunun sardığı aşikar. Bu yüzden davayla ilgilenen medyayı susturmaya çalışıyor ya zaten.”

Sarraf’ı sormuştu

Erdoğan, Fethullah Gülen’in iadesinde umduğunu bulamadığı ABD’yi 17 Aralık operasyonunun kilit ismi Rıza Sarraf’ın tutukluluğu üzerinden eleştirmişti.

ABD temaslarının ardından yurda dönerken gazetecilerin sorularını yanıtlayan Erdoğan, ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’a Sarraf’ın durumunu sorduğunu söylemiş, şunları aktarmıştı: ‘Bu kişi (Reza Zarrab) Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır. Eşi ve çocuğu ile birlikte ABD’ye giriş yaptığı anda kendisi tutuklandı, eşi ve çocuğu da hemen Türkiye’ye gönderildi. Bu tutuklama hangi kurala göre yapıldı?’ diye sordum. Neticede bizim vatandaşımız olduğu için, hukukunu aramak zorundayız. Kaldı ki gerek adalet gerek ekonomi bakanlığımızın yaptıkları çalışmalara göre, bu kişinin bir suçu da bulunmuyor. İran da aynı şeyi söylüyor. Ancak buna rağmen bu kişi altı aydır ABD’de tutuklu durumda.”

‘Hayır işleri’ni vurgulamıştı

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Meclis’teki bir grup toplantısında Erdoğan ve Sarraf’ın birlikte göründüğü bu kareyi göstermişti.

Sarraf’ın 17 Aralık’ta başlatılan operasyon sonucunda hapiste bulunduğu günlerde Erdoğan, kendisini hayır işlerinden tanıdığını söylemişti.

Erdoğan şöyle konuşmuştu: “Ülkeye katkısının olduğunu biliyorum. Altın ihracatı yapan bir zat. Hayır işlerine girdiğini biliyorum.”

Erdoğan bununla da kalmamış, Sarraf, 28 Şubat 2014’te ‘konumu gereği’ tutuksuz yargılanmak üzere salıverilince bu kez de, “Adalet yerini buldu” demişti.

Sarraf, 21 Mart 2016’dan bu yana tutuklu

Dava hakkında hazırlanan iddianamede Sarraf ve işbirlikçilerinin, 2010-2015 arasında İran hükümeti ve diğer İran kurumları adına yaptırımları delerek, Amerikan finans sistemi aracılığıyla yüz binlerce dolar değerinde işlem gerçekleştirdiği öne sürülüyor.

19 Mart 2016’da ABD’deki Miami Havalimanı’nda gözaltına alınan Sarraf, 21 Mart’ta çıkarıldığı mahkemede tutuklanmıştı. Sarraf hakkında 75 yıla kadar hapis cezası isteniyor.

Sarraf’ın bir sonraki duruşması 21 Ağustos’ta görülecek.

Sarraf ile ilgili yürütülen soruşturma kapsamında Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla dün ABD’de tutuklanmıştı.

Kaynakhttp://www.diken.com.tr/

Alman istihbarat şefi: 15 Temmuz’un arkasında Gülen hareketinin olduğuna kimse inanmıyor

Alman İçişleri Bakanı: Vatandaşlar hakkında dış ülkeler tarafından istihbarat toplanamaz.

Alman medyasının bildirdiğine göre Almanya, Türkiye’nin ülkede yaşayan Türkiye kökenliler hakkında istihbarat topladığına ilişkin Alman basınında çıkan haberler üzerine, topraklarında casusluk faaliyetlerine izin vermeyeceği uyarısında bulundu.

Almanya’nın iç istihbarat servisi Anayasayı Koruma Teşkilatı’nın (BfV) başkanı Hans-Georg Maassen ise ’15 Temmuz darbe girişiminin arkasında Gülen hareketinin olduğuna kimsenin inanmadığını’ söyledi.

Sueddeutsche Zeitung gazetesi ve iki televizyona göre, Türkiye istihbarat servisi MİT, Fethullah Gülen sempatizanı olduğu düşünülen kişiler hakkında bir liste oluşturarak, bu listeyi Alman istihbarat servisine teslim etti ve işbirliğinde bulunmalarını istedi.

Ancak Alman yetkililer tam tersine listedeki kişileri uyardı.

De Maiziere: Vatandaşlar hakkında dış ülkeler tarafından istihbarat toplanamaz

İçişleri Bakanı Thomas De Maiziere, “Raporun çok da şaşırtıcı gelmediğini” söyleyerek, Türkiye’nin davranışına tolerans gösterilmeyeceğini kaydetti.

Thomas De Maiziere, “Türkiye’ye defalarca bu tür davranışların kabul edilemez olduğunu söyledik. Gülen hareketi üzerine nasıl bir pozisyon takınırsa takınsınlar, burada Alman yargısı geçerlidir ve vatandaşlar hakkında dış ülkeler tarafından istihbarat toplanamaz” dedi.

Alman bakan “Alman topraklarında casusluk faaliyetleri suç teşkil eder ve kabul edilemez. Bu durum bütün dış ülkeler ve bütün istihbarat servisleri için geçerlidir” ifadelerini de kullandı.

Haberlere göre, liste 300’den fazla kişinin ve 200’den fazla derneğin, okulun ve diğer kurumların ismini içeriyor ve Almanya’nın yürüttüğü araştırmaya göre bazı fotoğraflar gizlice çekilmiş olabilir.

BfV Başkanı Hans-Georg Maassen de, “Türkiye’nin dışarısında, kimsenin Gülen hareketinin darbe girişiminin arkasında olduğuna inandığını düşünmüyorum” açıklamasında bulundu.

Maassen, “Hiçbir koşulda, Türkiye’nin dışarısında Türk hükümeti tarafından ikna edilmiş kimseyi tanımıyorum” diye konuştu.

Almanya Federal Başsavcılığı, ülkede Türkiye kökenli imamların casusluk faaliyetleri yürüttüğü iddiaları hakkında halihazırda soruşturma yürütüyor.

Reuters haber ajansı İsveç kamu radyosu SR’ye dayandırdığı haberinde, AKP’nin Avrupa Türk Demokratlar Birliği aracılığıyla İsveç’teki Gülen destekçilerine diğer destekçiler hakkında bilgi sağlamaları için baskı uyguladığını yazdı.

“Darbenin arkasında Gülen’in olduğuna ikna olmadık”

Alman İstihbarat Servisi (BND) Şefi Bruno Kahl, darbe girişiminin arkasında Fethullah Gülen’in bulunduğuna dair bir kanıt görmediklerini söylemişti. Kahl, “Türkiye, çeşitli açılardan bizi buna ikna etmeye çalıştı, anca henüz bunu başarabildiği söylenemez” demişti.

Türkiye’nin 15 Temmuz darbe girişiminin arkasında Gülen yapılanmasının olduğu konusunda kendilerini “çeşitli yollardan ikna etmeye çalıştığını ancak bunun şu ana kadar gerçekleşmediğini” belirten Bruno Kahl, ancak darbe girişiminin “devlet tarafından kurgulanmadığını” söyledi. “15 Temmuz öncesinde de hükümet tarafından bir temizlik dalgası başlatıldığını” söyleyen BND Başkanı Kahl “Bu yüzden ordunun bazı kesimleri sıra kendilerine gelmeden darbe yapmak istedi. Ancak artık çok geçti, kendileri de temizlendi” demişti.

Kaynak : http://t24.com.tr/

Eski CIA Direktörü Woolsey’in iddiası: Berat Albayrak, Çavuşoğlu ve Flynn; Gülen’i kaçırmayı planladı!

Woolsey, görüşmenin 19 Eylül’de New York’ta yapıldığını öne sürdü.

Eski CIA Direktörü James Woolsey, ABD Başkanı Donald Trump’ın Ulusal Güvenlik Danışmanlığı görevinden kovduğu Mike Flynn ile Enerji Bakanı Berat Albayrak, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu‘nun Fethullah Gülen’in sınır dışı edilmesi konusunu görüşürken kaçırma planı da yaptıklarını iddia etti.

Washington Hattı’ndan İlhan Tanır’ın Wall Street Journal’a dayandırdığı habere göre, 19 Eylül’de New York’ta Albayrak, Çavuşoğlu, Inovo BV’nin sahibi iş adamı Ekim Alptekin ile Flynn bir otelde görüşme gerçekleştirdi. Bu görüşmenin ortasında Woolsey görüşmeye katıldı ve “illegal olması mümkün olan bu konu” dediği Gülen’i Türkiye’ye “kanuni iade sürecini atlayarak” gönderilmesi konusunun görüşüldüğüne şahit olduğunu öne sürdü. Woolsey’in iddiasına göre, plan Gülen’i “gecenin karanlığında Pensilvanya’daki evinden kaçırmak”tı.

James Woolsey

Flynn’in sözcüsünün Wall Street’e yaptığı açıklamaya göre ise Flynn böyle bir konuyu görüşmedi.

Flynn’in ABD Adalet Bakanlığına doldurduğu ‘yabancı ülke için lobicilik kaydı’ (FARA) da, Flynn’in 19 Eylül’de Türk bakanlar ile ve Ekim Alptekin ile yaptığı görüşmeyi ”Türkiye’deki siyasi iklimi daha iyi anlamak için” olduğu kaydı düşülmüştü.

Şimdi ise bu görüşmede Gülen’in nasıl kaçırılacağının görüşüldüğü ileri sürüldü.

CIA eski başkanı Woolsey, WSJ’ye yaptığı açıklamada, Gülen’i ABD’den illegal yollardan çıkarmaya kendisi karşı çıkmış ve ortak bir dost aracılığı ile zamanın Başkan Yardımcısı Joe Biden’i olanlardan haberdar etmiş. Biden ise sözcüsü aracılığı ile konuya yorum yapmazken, Gülen’in mahkemeler aracılığı ile halledilmesinden taraftar olduğunu bildirmiş.

Kaynak : http://t24.com.tr/

Cem Küçük’ü korkutan Erdoğan mesajı: Yolun sonuna geldi

 

ABD’li yazar Rubin, sosyal medya hesabından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında paylaşımlar yaptı. Yandaş Cem Küçük, Rubin’e, ‘Bu alçağı ne yazık ki ciddiye almak lazım’ diyerek cevap verdi.

ABD’li neo-con yazar  Michael Rubin sosyal medya hesabından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında Türkçe paylaşımlar yaptı.

Rubin, “Recep Tayyip Erdoğan, artık yolun sonuna geldi. Erdoğan yolsuzluklar yapmasa ve cehalet içinde olmasaydi, insanlar kendisine hakaret etmezlerdi” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı yolsuzlukla suçlayan Rubin, onun Gülen cemaati lideri Fethullah Gülen ile 2013 yılına kadar müttefik olduğunu da vurguladı: “Ben Gülen’i destekliyor muyum? Hayır, o da 2013’e kadar Erdoğan’ı destekledi. Erdoğan herkesi kandırdı. Acaba Erdoğan, Katar parasıyla ödeme yapamadığı zaman gerçekte kaç kişi kendisini izleyecek? Acaba Erdoğan, çaldığı paralarını nerelerde sakladığını bilmediğimizi mi zannediyor?”

Yandaş Cem Küçük Michael Rubin’in paylaşımlarından sonra sosyal medya hesabından, ‘Bu alçağı ne yazık ki ciddiye almak lazım‘ tweet’ini atmıştı.

Kaynak : http://www.cumhuriyet.com.tr/

Gülen’e övgüler yağdıran Bozdağ: FETÖ’nün yargıda güçlenmesinin sebebi CHP

Fethullah Gülen’e övgüler yağdırdığı tweetleri silmek zorunda kalan ve Meclis’te yaptığı konuşmada CHP’li vekillere “Fethullah Gülen’e çete diyemezsiniz” diye bağıran Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, “FETÖ’nün Türk yargısının içerisinde güç sahibi, yetkisi sahibi olmasını sağlayan adımın faili ve müsebbibi CHP’dir” dedi.

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, Bayrampaşa’da “İç Anadolu Bölgesi Hemşehri Buluşması”na katıldı. Programa Bakan Bozdağ’ın yanı sıra AKP İstanbul Milletvekili Hüseyin Bürge, Bayrampaşa Belediye Başkanı Atila Aydıner katıldı.

Bozdağ burada bir konuşma yaparak, “Şimdi bakın Türk Hava Yolları’nın rekabetini göze alamayanlar yasak koyuyorlar, Türk Hava Yolları’na binen yanına tablet alamaz. Kalitede rekabet edemiyor, hizmette rekabet edemiyor, müşteri memnuniyetinde rekabet edemiyor, dünyanın her yerine ulaşmada, her yerde buluşmada rekabet edemiyor. Yasaklarla Türk Hava Yolları’nın önünü kesmeye çalışıyorlar, 3. havalimanının önünü kesmeye çalışıyorlar. Güçleri yetti mi? Yetmedi. Yetecek mi? Allah’ın izniyle yine yetmeyecek. Onun için Türkiye’yi şaha kaldırmak için projeyi çizen, inşa ihalesini yapan, açılışını yapacak olan böylesi bir istikrarlı Türkiye ve bunları yapacak kadar zamanı olan güçlü iktidarlara bizim ihtiyacımız var” dedi.

“FAİLİ VE MÜSEBBİBİ CHP’DİR”

Bekir Bozdağ, “Biz 2010 anayasa değişikliğinde yargının kimsenin eline geçmemesi sağlayacak bir mekanizma kurduk, bir düzen kurduk. Ama bu kurduğumuz mekanizmayı o zaman CHP, Anayasa Mahkemesi’ne götürdü, iptal ettirdi. ‘Her bir hakim ve savcı HSYK üyeliği için bir kişiye oy verecek’ kuralı vardı, bunu seçme hakkının önünde engel görüp iptal ettirdi. Ortaya çıkan olumsuzluk, Ak Parti’nin anayasada yaptığı değişikliğin sonucu değildir. Bu CHP’nin Anayasa Mahkemesi’ne götürdüğü iptal davasının zorunlu sonucudur. FETÖ’nün Türk yargısının içerisinde güç sahibi, yetkisi sahibi olmasını sağlayan adımın faili ve müsebbibi CHP’dir. Böyle bir düzen olmasın, bunu engellemek istedik CHP’nin çıkardığı engelle başaramadık. İki seçim yaşadık, hakimlerle, savcılarla, HSYK ile konuşan ve onların taleplerini bilen biri olarak bana söyledikleri şey şu; Türkiye üçüncü defa böyle bir seçimi yaşamasın. Eğer Türkiye HSYK’yı aynı usulde seçerse, hukuk devleti de, yargı bağımsızlığı da, adalet de bundan en büyük zararı görür” diye konuştu.

FETHULLAH GÜLEN’E ÖVGÜLER YAĞDIRMIŞTI

Bozdağ, CHP’nin Fülen cemaati ile ilgili uyarılarını dikkate almamış ve Fethullah Gülen’in her zaman arkasında durmuştu.  Fethullah Gülen hakkında paylaştığı “Muhterem Fethullah Gülen hocaefendiye teşekkür ediyorum” tweet’lerini silmesiyle gündeme gelen Adalet Bakanı Bekir Bozdağ Meclis’te de muhalefete Gülen’i savunmuştu.

Bozdağ TBMM Genel Kurulunda Fethullah Gülen’e ‘çete’ diyen muhalefet vekillerine tepki göstererek “Fethullah Gülen bu ülkenin yetiştirdiği değerli bir kıymettir. Seversiniz sevmezsiniz ama değerli bir insandır, bilge bir insandır.Bu ülkenin milli ve manevi değerlerine bağlı nesillerin yetişmesi için hizmetini yapıyor. Her şey de açık. Devletin denetimi gözetimi altında açık.Her şey göz önünde olan… Hakkında savcılık kararı olmayan birine çete derseniz ona haksızlık edersiniz” demişti.

Silmek zorunda kalmıştı 

Kaynakhttp://www.cumhuriyet.com.tr/

YouTube Preview Image

YouTube Preview Image

YouTube Preview Image

Sayfa1 → 71234Son Sayfa »