Ankara Büyükşehir Belediyesi’nde yılın skandalı

Saygı Öztürk

Melih Gökçek‘in istifa ettirilmesinden sonra yerine Mustafa Tuna getirildi. O da, belediyenin peyzaj, fuar başta olmak üzere bir çok organizasyonunu yapan ANFA Şirketi‘nin genel müdürlüğüne Orhan Kaya‘yı getirdi. Görevini yerine getirmiş olacak ki, geçen hafta istifa ettirildi, yerine, AKP Çankaya Belediye Meclis Üyesi Ferhat Türk atandı.

Ankara Büyükşehir Belediyesi’nde Melih Gökçek döneminde 60 bin lirayı geçen ihalelerde genel sekreterin onayı gerekiyordu. Ama son dönemlerde bunun hiç dikkate alınmadığı anlaşılıyor. Milyonlarca liralık işler seçim öncesi dağıtılıyor. Onlardan da seçim çalışmalarına gönüllü olarak yardımda bulunmaları isteniyor.

NE YAPTINIZ O ÇANTALARI?

Ankara Büyükşehir Belediyesi ANFA Ankara Altınpark İşletmeleri Limited Şirketi’nin iki ihalesinden söz edelim:

Birinci ihale 15 Mayıs 2018 tarihinde yapıldı. İhale sonuç belgesine göre yaklaşık maliyeti 3 milyon 850 bin lira tuttuğu belirtilen 8 kalem ajanda, defter, broşür ve çanta alımı için ihaleyi kazanan firmayla 3 milyon 500 bin 350 liraya sözleşme imzalandı. Bu işleri firmanın bir ay içinde teslimi de öngörüldü.

İkinci ihale 16 Kasım 2018’de imzalandı. Yaklaşık maliyeti 7 milyon 500 bin lira tutarında ajanda, takvim ve elyaf çanta alımı öngörüldü. İhale bedeli 7 milyon lira olarak belirlendi. Teslimi de 20 Kasım 2018’de başlayıp 19 Nisan 2019’da bitmesi sözleşmede yer aldı.

İki ihaleyi de Ankara’da bulunanElektrosim Teknoloji Marketi Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi kazanmıştı. Firma için bir şey demiyorum ama belediye şirketi KDV’si hariç 10 milyon 500 bin 350 liralık elyaf çanta, ajanda, takvim bastırıp bunları kimlere dağıttı acaba? Bu işleri bilenler, 200 binden fazla çantanın yapılması gerektiğini belirtiyorlar. İyi de Büyükşehir Belediyesi bunları gerçekten dağıttı mı, yoksa önemli bir bölümü kağıt üzerinde mi kaldı? Düşünün, bunu belediyenin onlarca şirketinden sadece birisi yaptı. Ya diğerleri? Varın hesaplayın.

YAZIK OLUYOR?

Orhan Kaya’yı, Mustafa Tuna bu göreve getirdi. ANFA Genel Müdürü, 495 bin liraya makam otomobili aldı. Kendisinden önceki genel müdürün 5 makam otomobili bulunduğunu, onları iade ettiği söyledi. Bu ne lüks be kardeşim…

Kendisine KDV hariç 10 milyon 350 bin liralık ajanda, takvim, çanta yaptırması herhalde hiçbir belediyede olmamıştır. Orhan Kaya’nın cevabı ise“İhtiyaç olduğu için ihale ettik. Şahsımı rahatsız eden bazı olaylar nedeniyle de istifa ettim” dedi. Bu kadar çok malzemenin açıkçası sağlıklı olarak sayılıp teslim alınması da, dağıtılması da sorunludur.

ATAMALAR ÖZHASEKİ’DEN  

Bu köşenin okurlarına, Mehmet Özhaseki’nin başkan bile seçilmeden kadrosunu belediyenin kritik birimlerine yerleştirdiğini belirtmiştim. Bugün seçim organizasyonlarını yürüten, belediyenin bütün olanaklarını Özhaseki için seferber eden kişi Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreterliği’ne getirilen Refik Tuzcuoğlu’dur.

Belediyede konuşulan, Mustafa Tuna’nın tamamen devre dışı bırakıldığıdır. Belediyeyi Özhaseki’ye teslim etmediyse, mesai saati içinde belediye çalışanlarını nasıl oluyor da Özhaseki’nin toplantısına gönderiyor?

Mansur Yavaş, toplantılarının 90 kişilik bir belediye ekibiyle sabote edilmesi için belediye personelinden ekip oluşturulduğu da Yavaş’ın çevresi tarafından öne sürülüyor.

Eski Konya-Meram Belediye Başkanı olan Refik Tuzcuoğlu‘nu, Özhaseki’nin Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde Belediye Ekmek Fabrikası Genel Müdürlüğü’ne, su kanalizasyon idaresi KASKİ’nin Yönetim Kurulu Üyeliği’ne getirmişti. Bitmedi, Özhaseki bakan olunca, Tuzcuoğlu’nu Kayseri’den Ankara’ya getirtip müsteşar yardımcısı, İller Bankası Yönetim Kurulu Üyesi yaptı.

Refik Tuzcuoğlu’nun genel sekreterliğe getirilmesinin altında seçim döneminde tüm siyasi organizasyon, davet, araç-gereç, afiş ve diğer hizmetler için masrafları belediye kesesinden yapmak mı yatıyor? Anadolu Yayıncılar Birliği Başkanı, seçimlerde AKP’den aday adayı olan, TRT’de de programlar yapan Sinan Burhan da basın organizasyonunu yapıyor. Bunu gönüllü olarak yaptığını belirtiyor.

Millet İttifakı‘nın adayı Mansur Yavaş, devlet olanaklarına, basın gücüne karşı büyük bir mücadele yürütmek zorunda kaldığının farkında…

Kaynak : https://www.sozcu.com.tr/

O zarflar kimlerin eline geçti?

Saygı Öztürk

Halk oylamasının yapıldığı saatte, AKP Temsilcisi eski Milletvekili Recep Özel, Yüksek Seçim Kurulu (YSK) Başkanlığı’na el yazısıyla yazdığı dilekçeyi verdi. Dilekçesinde “16 Nisan 2017 tarihinde yapılmakta olan halk oylamasında bazı sandıklarda oy pusulalarının veya oy zarflarının İlçe Seçim Kurulu ve Sandık Kurulu mührü ile mühürlenmediğini yoğun bir biçimde tespit etmiş bulunmaktayız” iddiasında bulundu. Recep Özel, zarflarda mühür bulunmadığını nereden biliyordu? İşte, işin “püf” noktası ve araştırılması gereken de bu…
Recep Özel, dilekçe verdi vermesine ama zarflarda ilçe seçim kurulunun mührünün bulunmaması halinde, sandık kurulları oy verme işlemini başlatamaz. Oylamanın başlatılmadığına ilişkin hiçbir şikayet ve tespit yok. Konuyu biraz açalım:

SEÇİM İÇİN KOŞUL: ÖNCE İKİ MÜHÜR

YSK tarafından bastırılan ve YSK mührü taşıyan zarflar, oy pusulaları ile birlikte ilçe seçim kurullarına seçmen sayısı dikkate alınıp gönderilir. İlçe seçim kurulu, kendilerine gelen zarfları, ilçe seçim kurulu mührü ile mühürler. Oy kullanılan yerlerin sandık kurullarına bunlar ulaştırılır.
Sandık kurulları ise oylama başlamadan önce, gelen paketi açar, zarfların YSK ve ilçe seçim kurulu mührü taşıyıp taşımadığına bakar. İki mührü gördükten sonra aynı zarf üzerine kendi mührünü basar. Yani zarf üzerinde üç mühür bulunur. Seçimde kullanılacak oy pusulasının da arkasına mühür basılır. Yasaya göre uyulması, yapılması gereken de bu… Sandık kurulları, bu süreci işletti, oy verme süreci Türkiye’nin her tarafında başlatıldı. YSK’daki AKP Temsilcisi Recep Özel, ilçe seçim kurulu mührünün, bulunmadığını öne sürüp, mühürsüz zarfların da geçerli sayılmasını istedi. CHP Üyesi Mehmet Hadimi Yakupoğlu’nun itirazını dikkate alan bile olmadı.

MÜHÜRSÜZLER SİSTEME NASIL GİRDİ?

Sandık kurulu, ilçe seçim kurulunun mührünün basılmamasını ve bununla ilgili şikayetlerin gelmesi kabul edilebilir. Ama ilçe seçim kurulu mührü görülmeden, siyasi parti temsilcisinin de bulunduğu sandık kurulunun zaten oylamayı başlatmaması gerekirdi. Oylamayı başlattıklarına göre zarfın üstünde YSK ve ilçe seçim kurulu mührü var demektir. Peki, seçim yapılacak yere, yasa gereği seçmen sayısından fazla zarf ve oy pusulası gönderilmesi gerekirken, bunların eksik gönderilmesine ne demeli? CHP Genel Başkan Yardımcısı Erdal Aksünger de bunu YSK yetkililerine bir türlü anlatamadı.Mühürsüz zarfların, oy pusulalarının YSK’nın sisteminden başka ellere geçtiği şüphesi doğdu. Eğer, YSK eliyle bunlar ulaştırılmış olsa, YSK ve ilçe seçim kurulu mührünü taşımış olması gerekirdi. Belki birkaç yerde mühürsüz olabilir ama bu kadar yaygın olduğuna göre bu işin altında başka şeyler aranır, seçmene saygı gereği aranmalı da…

KUŞKULAR BOŞUNA DEĞİL

Anayasa’nın 79. maddesi, oylamanın düzeni ve dürüstlüğünü sağlama görevini YSK’ya vermiş. YSK’dan beklenen “Mühürsüz oy pusulalarını, YSK mührünü taşımayan zarfları saydırdık, tutanak düzenledik. İşte sonuç” demesiydi. Kaç ilçe seçim kurulu, kaç sandık kurulunun ihmali görüldüğü, mühürsüz pusula ve zarflardaki tercihin hep “evet” ya da “hayır” yönünde mi ağırlıklı olduğu, bunun organize bir şey olup olmadığının ortaya çıkarılması gerekirdi. Bunların hiçbirini yapmadan olayın üstünü kapattı. Eski DYP’li hukukçu bakan Yaşar Topçu, YSK’nın, “mühürsüzleri kabul ettim” demekle kurtulamayacağını, seçimin dürüst bir biçimde yapıldığını kanıtlamak zorunda olduğunu anlattı. Oy pusulalarının dışarıdan gelip gelmediğini kanıtlamanın vatandaşın değil YSK’nın görevi olduğunu hatırlattı. Dönemin AKP Genel Başkan Yardımcısı Haluk İpek’in verdiği 8 Nisan 2010 tarihinde yasalaşan Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair 5980 Sayılı Kanun’un 19. Maddesi’ni okuyalım:
“Üzerinde ilçe seçim kurulu ve sandık kurulu mührü bulunmayan zarflar geçersiz sayılır. Bu zarflar paketlenir, paketin üzeri mühürlenerek zarf sayısı yazılır. Bu zarflar saklanır ve kesinlikle açılmaz. Bütün işlemler ayrıca tutanak defterine geçirilerek, sandık kurulu başkan ve üyeleri tarafından mühürlenir.”
Yukarıdaki hükümleri uygulamak için hukukçu olmaya da gerek yok. Siz kanunları en iyi bilmesi gereken 10 hukukçu, yasa hükmünün hiçbir hükmünü niçin yerine getirmediniz? Yok yok, bu işin altında başka şeyler yattığına ilişkin kamuoyunda oluşan kuşkuları gidermek de, zarfların birilerinin eline geçip geçmediğini ortaya koymak da sizin göreviniz.

Kaynak : Saygı Öztürk – http://www.sozcu.com.tr/

Bunları öğrenince sizin de kaygınız artacak

Saygı Öztürk

Hakaretlere uğradılar, “terörist” ilan edildiler, her gün ekranlarda aşağılandılar, silah çekildi, kürsüleri yıkıldı, ancak onlar anayasanın ince hesaplarını sabırla ortaya koydular. Halk hareketinin isimsiz binlerce kahramanı da bu mücadelede yerini aldı. Hile olmazsa seçimi de mutlaka kazanacaklarına inanıyorlardı. Şimdi, seçim hilelerinin sonucu belirlediği konuşuluyor.

Yüksek Seçim Kurulu (YSK), AKP’li üyenin başvurusu üzerine, mühürsüz oy pusulalarını “geçerli” kabul etti. Oysa, aynı seçim kurulu yurtdışında kullanılan mühürsüz oy pusulalarını geçersiz saydı. Aynı seçim içinde YSK’nın iki ayrı uygulamasına tanık olduk. Şu anlaşılıyor ki, yasaları uygulamayan ya da kararlarını yasaların üstünde gören bir YSK ile karşı karşıyayız.

ÖNCE YASALARA BAKALIM

2 Mayıs 1961 tarihinde 298 Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkındaki Kanun yürürlüğe girdi. Kanunun 98. maddesi oy pusulasının konulacağı zarfla ilgiliydi. Mühürden söz edilmeyen bu madde 2010 yılına kadar yürürlükte kaldı.
Recep Tayyip Erdoğan’ın AKP Genel Başkanlığı ve başbakanlığı döneminde, Seçim İşlerinden Sorumlu AKP Genel Başkan Yardımcısı Haluk İpek ve arkadaşları tarafından TBMM Başkanlığı’na sunulan 15 Mart 2010 tarihli yasa önerisi, kabul edildi, 10 Nisan 2010 tarihli Resmi Gazete’de kanun yayımlanıp yürürlüğe girdi. Yasanın 19. maddesiyle oy pusulasının konulduğu zarfta sandık kurulu mührünün basılı olması koşulu getirildi. Maddeye, “mühürsüz zarflar saklanır ve kesinlikle açılmaz” hükmü eklendi.
1961 tarihli yasasının 101. maddesi oy pusulasıyla ilgiliydi ama pusulaya mühür vurulmasından söz edilmiyordu. 1977 yılında yasanın 77. maddesi yeniden düzenlendi, “oy pusulasının üzerine mühür vurulur” hükmü eklendi Ancak bunun oy pusulasının önü mü, arkası mı olduğu belirtilmedi.

DEĞİŞİKLİK ÖNERİSİ ERDOĞAN’DAN

10 Nisan 2010 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan yasanın 21. maddesinin başlığı: “Geçerli olmayan oy pusulaları” yapıldı. Bu maddenin üçüncü bendinde “Arkasında sandık kurulu mührü bulunmayan” ifadesi eklendi. Yani, mührün pusulanın arkasına vurulması yasada öngörüldü.
– Seçim Yasası, YSK’ya sadece seçim sürelerini kısıtlama yani takvim belirleme yetkisi veriyor. Yasada yer alan emredici hükümleri değiştirme yetkisi tanımıyor. Oysa, şimdi yasanın açık hükmüne rağmen YSK, mühürsüz pusulaları, ya da ön yüzüne mühür basılmış oy pusulasının da geçerli saydı.
YSK’nın, daha sandık başkanı yaptıklarına bile oy pusulası eğitimi vermediği ya da yetersiz verdiği, her başkanın kafasına göre işlem yaptığı anlaşılıyor. Hele 1,5 milyondan fazla oyun iptal edilmesi de, oy kullanacakların yeterli içimde bilgilendirilmediğinin kanıtıdır.

SEÇİMLERİ BUNLAR YAPTI

Kendilerini yasanın üzerinde görüp, mühürsüz zarf ve oy pusulasının geçerli olmasına ilişkin karar veren YSK’nın biraz geçmişine gidildiğinde, ülkemizde seçim güvenliğinin hiç bulunmadığı da ortaya çıkar. AKP, Yüksek Seçim Kurulu’nu yıllarca Fethullahçı bir yapıya teslim etmişti. Hükümet-Fethullah ilişkileri bozulduğunda YSK’da da önemli değişiklikler oldu. Başkan Sadi Güven’in eski üyelerle ilgili aktardığı bilgilere bakalım:
– 24 Ocak 2013 tarihinde göreve başlayan Yüksek Seçim Kurulu üyelerinden İbrahim Zengin, Ali Kaya, Ünal Demirci, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) Genel Kurulu’nun 24 Ağustos 2016 tarihli ve kararı ile meslekten çıkarıldı.
– 24 Ocak 2013 ile 23 Temmuz 2016 tarihleri arasında üye olarak görev yapan İbrahim Zengin, Ali Kaya, Ünal Demirci, FETÖ soruşturması kapsamında tutuklandı.
– 2002 yılından sonra YSK üyeliğine seçilenlerden Selahattin Atalay, Halim Aşaner, İbrahim Zengin, Ali Kaya, Ünal Demirci tutuklandı.
Sadi Güven, “Kurul üyelerimizden seçim sonuçlarına hile karıştırdığı gerekçesiyle tutuklanan veya ihraç edilen bulunmamaktadır” diyor. Tabii ki son yıllardaki bütün seçimlerin kazanının belli olduğuna göre, birlikte aynı menzile gidildiği belirtildiğine göre “Hile yaptıkları için tutuklandıklarını” zaten kimse söyleyemez.
Yalnız onlar mı tutuklu? Seçim Kurulu Başkanlığı yapan 500’e yakın hakimin ya tutuklu ya da ihraç edildiği ülkede seçimlerin güvenli yapıldığına kimi inandırabilirsiniz? Mevcut üyelerin seçimleri sırasında karşılarına hiç rakip çıkmamasına ne dersiniz? Eşini belediyeye “sınavsız” olarak aldıran Seçim Kurulu Başkanı var mı yok mu bir zahmet Sadi Bey ona da baksın…

Kaynak : Saygı Öztürk – http://www.sozcu.com.tr/

ABD, o dosyayı açık tutuyor giden tutuklanır

Saygı Öztürk

2012/120663, kamuoyunun “17 Aralık” olarak bildiği rüşvet, yolsuzluk, karapara suçlamalarının yer aldığı, üç bakanın, çocuklarının içinde bulunduğu soruşturma dosyasının numarasıdır. Bu dosyada 53 şüpheli bulunuyordu. Soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı Celal Kara’dan dosya alındıktan sonra 2014/69582 sayıyla, sanıklar hakkında “kovuşturmaya yer olmadığı”na ilişkin karar verildi. İşte hakkında takipsizlik kararı verilenlerden biri de dosyanın 25. şüphelisi olan Halbank Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla’ydı.
ABD’nin İran’a uyguladığı ambargonun delinmesi, rüşvet, yolsuzluk olayına adı karışanlar haklarında kovuşturmaya gerek olmadığına ilişkin karar alındı ama ABD bunu hiç tanımıyor. Verilen “Kovuşturmaya Yer Olmadığı” kararını yok sayıyor. O yüzden, dosyada ismi olanlardan ABD’ye gidecek olanlar varsa tutuklanmayı da göze alsınlar. Bankacı Atilla hakkında da takipsizlik kararı verilmişti verilmesine ama ABD’de tutuklandı.

KADIN AJAN PEŞİNDEYDİ

ABD’de birileri görevden alınınca, ayrılınca yerine gelenler sistemi değiştirmiyor. Rıza Sarraf’ı tutuklatan Savcı Bharara görevden alındı ama aynı soruşturmada adı geçen Halkbank Genel Müdür Yardımcısı, ABD’ye gelince tutuklandı. Gelişmeleri yakından izleyen bir hukukçu, “17 Aralık dosyasıyla ilgili olarak savcılığın verdiği takipsizlik kararını, ABD makamları ‘yok’ sayıyor. Hazırlanan ilk fezleke ABD savcılığının elinde. Bu dosyada kim varsa, ABD’ye gelince tutuklanıyor ya da tutuklanacak. Açıkçası, ABD makamları Türk hukukçuların verdiği kararı tanımıyor” dedi.
FBI ajanı Jennifer A., 17 Aralık dosyasında adı geçen kişilerle tek tek ilgileniyor. Öyle bir sistem kurulmuş ki, 17 Aralık dosyasının şüphelilerinden ABD’ye gitmek isteyen olursa vize işlemleri hemen yapılıyor. Yani, bu kişilere vize vermemek gibi bir uygulamaları olmuyor. Yeter ki onlar ABD’ye gitmek istesin. Kapıyı sonuna kadar açıyorlar. İşte, o dosyanın şüphelilerinin attığı her adımı ajan Jennifer izliyor. Yakayı kaptıran artık kolay kolay dönemiyor. Rıza Sarraf’la başladı, Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Atilla ile devam ediyor.

RÜŞVET ALMAK VE VERMEK…

Rıza Sarraf’la, Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Atilla arasındaki konuşmalar İstanbul Emniyet Müdürlüğü tarafından dinlenmiş. Bunlar fezlekede bulunuyordu. Bu konuşmalara ve eldeki diğer kanıtlara dayanarak aynı soruşturma dosyasında Rıza Sarraf da, Mehmet Hakan Atilla da şüpheliler arasında… Savcı Celal Kara, genel müdür yardımcısını “rüşvet almak ve vermekle” suçlamıştı. Soruşturmanın Kara’dan alınmasından sonra tüm sanıklarla ilgili kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilince, dosya işlemden kaldırılmıştı.
Bizde dosya kalkıyor ama başkaları kolay kolay kaldırmıyor. Nitekim bir dönem imzasız diye eleştirilen o dosya, ABD savcılığının elinde. O dosyada bulunan telefon konuşmalarının tapeleri (bant çözümleri) arasında Rıza Sarraf ve dönemin banka genel müdürü Süleyman Aslan arasındaki telefon konuşmalarında da, Atilla’nın adı sıkça geçiyor. Sarraf’la Atilla arasında yapılan soruşturma dosyasındaki konuşmaların tapeleri de ABD’nin elinde. Bunlar, Rıza Sarraf’ın sorgusu sırasında da gündeme getirildi.
2 Temmuz 2013 tarihinde saat 15.16’da Rıza Sarraf ile Mehmet Hakan Atilla konuşuyor. Saat 15.35’te yine konuşuyor. Bu konuşma fezlekede şöyle açıklanıyor:

TÜM KONUŞMALAR KAYITLARDA

“Bu görüşmelerde şahısların bankaya beyan edecekleri menşe şahadetnamesinde buğday ürünlerinin menşeinin Dubai olarak beyan edildiği ancak Dubai’de buğday üretiminin olmadığının Halbank Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla tarafından da bilindiği, bu durumun Genel Müdür Süleyman Aslan’la yapılan rüşvet anlaşmasında gerçeği yansıtmayan belgeler kullanılmasından Mehmet Hakan Atilla’nın da haberdar olduğu anlaşılmıştır. Bu görüşmeden sonra Rıza Sarraf’ın hemen Abdullah Happani’yi uyardığı ve menşe şahadetnamesindeki usulsüzlüğü gidermesini istediği tespit edilmiştir.”
9 Temmuz’da Mehmet Hakan Atilla ile Rıza Sarraf iki kez telefonda konuşuyor. İşte bu konuşmalar o dönem yetkililer tarafından şöyle değerlendiriliyor:
“Transit ticaretle ilgili Rıza Saraf’ın, genel müdür Süleyman Aslan’dan yardım aldığı, banka personelinin anlamaması için Mehmet Hakan Atilla ile görüştüğü, Atilla’nın da yapacakları ticaret için ibraz edecekleri belge içeriklerinin gerçeğe aykırı olduğunun anlaşılmaması için uyarılarda bulunduğu, bunlar içerinde transit olarak gönderildiği iddia edilen malların içeriğinin firma iştigal alanı ile örtüşmesi, tonaj uyumunun sağlanmasının yer aldığı tespit edilmiştir.”
Konuşmalar uzayıp gidiyor. Şüphelilere takipsizlik veriliyor, dosya kapatılıyor. Ama dosyayı kapatmayanlar da var.

Kaynak : Saygı Öztürk – http://www.sozcu.com.tr/

Metin Feyzioğlu, yapılan haberlere çok sert tepki gösterdi

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu, hakkında çıkan “Hollanda’da hayır kampanyası yaptı” şeklinde haberlere tepki gösterdi: “Bazı ahlak ve namus yoksunları, Sayın Başbakanın Almanya toplantısı ile aynı gün Hollanda’da düzenlediğimiz toplantı sebebiyle bizi Avrupa ile işbirliği yapmakla suçluyor. Sayın Başbakanın Almanya mitingini görmezden geliyor.”

TBB Başkanı Metin Feyzioğlu ve İzmir Barosu Başkanı Aydın Özcan, 18 Şubat 2017 tarihinde Hollanda’da düzenlenen “Anayasa değişikliği” konulu bir panele konuşmacı olarak katıldı. Feyzioğlu ve Özcan’ın Hollanda’da olduğu tarihte, Başbakan Binali Yıldırım da Almanya’da “evet” kampanyasının mitingini düzenliyordu.

Hollanda krizinin ortaya çıkması ile birlikte, havuz medyasından Feyzioğlu’na yönelik saldırılar başlatıldı. “Hollanda’da hayır propagandası yaptı” şeklinde geçmiş tarihli haberlerin yeni gibi kullanılmasına tepki gösteren Feyzioğlu şunları söyledi:

“Avrupa’nın sığ popülist siyasetçileri Türkiye’den gelecek bakanlara göstermelik yasaklar koyarak kendi tribünlerine şov yapıyor. Halk oylaması sürecinde nasıl bir mağduriyete uğramış gibi yapsak da işi mecrasından saptırsak diye çözüm arayan yerli tetikçiler ayaklarına gelen pası alıp, “mağduruz mağduruz mağduruz” diye televizyon televizyon dolaşıyor. Bazı ahlak ve namus yoksunları, Sayın Başbakanın Almanya toplantısı ile aynı gün Hollanda’da düzenlediğimiz toplantı sebebiyle bizi Avrupa ile işbirliği yapmakla suçluyor. Sayın Başbakanın Almanya mitingini görmezden geliyor.”

ERDOĞAN’IN SÖZLERİNİ HATIRLATTI NE ANLATACAKSAN KIBRIS’TA ANLAT!

2004 yılında dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan’ın, Türkiye’de miting yapmak isteyen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti lideri Rauf Denktaş’a izin vermeyerek, “Ne anlatacaksa Kıbrıs’ta anlatsın” sözlerini de hatırlatan Feyzioğlu şöyle devam etti:

Büyük devlet adamı, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş Türkiye’deki KKTC vatandaşlarını bilgilendirmek için Türkiye’de toplantılar yapmak istiyor. Annan Planını destekleyen Sayın Başbakan Tayyip Erdoğan, ömrünü Kıbrıs Türkünün davasına adamış, babası yaşındaki Denktaş’a; ömrünün sonuna kadar unutmadığını bizzat bildiğim, konusu her geçtiğinde gözlerini nemlendiren, hazmedilmesi mümkün olmayan şu sözü söylüyor: Ne anlatacaksan Kıbrıs’ta anlat! Havuz medyasının tetikçilerinin atmaya çalıştıkları her çamur, dönüp kendi yüzlerine yapışıyor. Acaba yukarıdaki gazete kupürünü yayınlamaya yürekleri yeter mi?

Kaynak : Saygı Öztürk –  http://www.sozcu.com.tr/

Yapılan şu: Önce “doldur” sonra “öldür”

saygiozturk

Saygı Öztürk

“Şırnak, Nusaybin ve Yüksekova’da operasyon yapılacak.” Bu açıklamayı İçişleri Bakanı Efkan Ala yapıyor. Yani ilin, ilçelerin bu hale gelmesine, yüzlerce teröristin faaliyetlerine göz yuman bakanlığın başındaki kişi. Yani, önce il ve ilçenin teröristlerle doldurulmasına göz yumuluyor, sonra bunları etkisiz hale getirmek için operasyon başlatılıyor. “Doldur-boşalt” yöntemiyle ilçeleriniz de “savaştan çıkmış” gibi oluyor.
Şırnak, öteden beri terör örgütünün hedefindeki bir ilimizdir. Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, İçişleri Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, AKP, CHP, MHP genel merkezleri, TBMM Başkanlığı’na yeni değil, 7 Eylül 2015 tarihinde gönderilen dilekçeyi okuyalım:
“Konu: Şırnak’ta Bölücü Terör Örgütü PKK’ye karşı Anayasal bir zorunluluk olmasına rağmen alınması gerekli güvenlik tedbirlerinin alınmaması nedeniyle, her yönüyle alt üst olan ve bozulan maddi ve manevi yaşantımızın normale dönebilmesi için bir an evvel her türlü güvenlik tedbirinin alınması talebimiz hakkında.

Halen İsmet Paşa mahallesinde yaşayan kalabalık bir ailenin büyüğü olarak hayatımı idame ettirmekteyim. Şırnak il merkezinde yaşayan ve her zaman için her koşulda bölücü teröre karşı güvenlik güçleriyle birlikte mücadele etmiş olan ve halk nazarında Tatarlar olarak bilinen yaklaşık 2.000 kişilik ailenin mensuplarıyız.

TÜMENİN YANINDA TERÖRİST MEVZİLERİ

Bütün aile eşrafımızın ve akrabalarımızın gömülü olduğu Tümen’e yakın mezarlığa giden yola, mahallede yaşayanların destek ve yardımlarıyla bölgede bulunan silahlı terör mensuplarından da alınan cesaretle bu teröristler, Tümen’in yanı başında mevzi yapmış, ara ara yol kesip kimlik kontrolleri yapmakta ve böylece bizleri mezar ziyaretlerimizden alıkoymaktadırlar. Teröre karşı olan vatandaşların hem manevi hem de iş hayatları altüst edilmektedir.
Biz de sırf bunlarla karşılaşmamak için azami gayret göstermekteyiz. Öyle ki, bazen gündüz vakti dahi dışarı çıkamıyoruz, bağımıza bahçemize bakamıyoruz, işlerimize dahi bazen gidemiyoruz. Bilinmelidir ki, Şırnak’ta bizim gibi birçok insan bu teröre ve eylemlerine sözde değil, özde karşı çıkmakta ve gerekirse her an her türlü çatışmayı göze almaktadır. Bizler bu konuda gereken güvenlik tedbirlerinin alınmadığını ve alınmadığı için de bu bölücü terör ve destekçileri karşısında mağdur edildiğimizi söylemek istiyoruz. En doğal olan bu hakların güvenceye alınması konusunda gerekli tedbirlerin alınması hukuk ve yasa gereğidir. Sayıca az ya da çok olması da önemli değildir.

HAYATI ZİNDAN EDİYORLAR

Herkesin de bildiği üzere güvenlik güçlerinin girmediği mahallelerde teröristler cirit atmakta, istedikleri eylemi istedikleri saatte yapmakta ve yaptıktan hemen sonra da bu mahallelerden herhangi bir eve girip günlerce saklanmakta ve hatta tekrar eylem yapmakta! Mahalledeki destekçiler teröristlerin yakalanmaması için kadın ve çocukları kalkan olarak kullanmaktadırlar.
Bunca eylem ve şehide rağmen halen bu konuda gerekli tedbirlerin alınmaması ve buna göz yumulması, devletin temel görevi olan halkın can ve mal güvenliğini korumakla görevli idari amirlerin görevinde ihmal ve kusur gösterdikleri anlamına gelecektir ki bu da suçtur. Terör örgütünün bir amacı da bizim gibi teröre destek vermeyen kişi ve ailelere hayatı zindan etmek ve böylece bizi buradan göçe zorlamaktır. Bunun en önemli sebebi de artık sadece kendi destekçi ve yandaşlarının şehirde kalması ve böylece daha rahat terör faaliyetlerinde bulunabilmektir.

YASAL İŞLEM YAPILSIN

Sonuç olarak arz etmek isteriz ki, artık şehrin her yanında bulunan bu terör ve destekçilerinin hem ülkeye hem de bölgeye daha fazla zarar verememesi ve daha fazla can kaybı olmaması için gerekirse sıkıyönetim ve olağanüstü hal olmak üzere her türlü tedbirin alınması için gerekenin takdir ve ifasını talep ediyoruz. Ayrıca bu konuda zafiyet gösteren amir ve görevliler hakkında yasal işlem yapılmasını istiyoruz.
Aksi durum her gün teröre yakın medya ve özellikle sosyal medya kanallarında işlendiği ve empoze edildiği üzere Türkiye Cumhuriyeti’ni zaafa uğratacak ve bu durum terörü daha da cesaretlendirecektir.”
Aradan aylar geçti. Bırakın durumun düzeltilmesini, sorunlar daha da büyüdü. Bugün Şırnak’a girilemiyor, kamu görevlileri helikopter olmadan ilden ayrılamıyor. Zamanında terör örgütünün bu yapılanmasına seyirci kalanlar şimdi askere, polise, “Teröristleri temizleyin” görevi veriyor. Anlaşılıyor ki Şırnak’ta da büyük bir yıkım olacak. Acaba, teröristlere göz yumup ilçelere doldurmak, sonra bunları etkisiz hale getirmek acaba Devletin yeni bir politikası mı?

Kaynak : Saygı Öztürk – http://www.sozcu.com.tr/

Tarikatlar anlaşamadığı için Milli Eğitim Müdürlüğü’ne atama yapılamadı!

istanbul-milli-egitim-mudurlugu-binasinda-yanginİstanbul Milli Eğitim Müdürü Muammer Yıldız’ın Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı’na atanmasıyla boşalan koltuk, tarikatların rekabetini ve çekişmesini ortaya çıkardı. TÜRGEV, İlim Yayma Cemiyeti, Ensar Vakfı, İmam Hatip Mezunları Derneği, Hüma Vakfı gibi tarikat oluşumlarının anlaşamaması nedeniyle atama yapılamadı.

İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü’nden Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı’na atanan Muammer Yıldız, görevini dini vakıflar ve AKP yanlısı sendikalar birbirine girdiği için bırakamıyor. Her iki koltukta da boşluk var.

Sözcü‘den Saygı Öztürk‘ün haberine göre, öğrencilere karnelerin verildiği gün Milli Eğitim Bakanlığı’nda sürpriz atamalar yapıldı. Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarı Yusuf Tekin, göreve başladığı dönemde özel kalem müdürlüğüne getirttiği Bülent Çiftçi’nin genel müdürlüğe, yanında eğitim uzmanı olarak görev yapan Ercan Demirci’nin ise müsteşar yardımcılığına atanmasını sağladı. Müsteşar Yardımcısı Salih Çelik, uzun süredir sürdürdüğü görevden alınıp Washington Eğitim Müşavirliği’ne verildi. Bakanla ilişkilerinin bozuk olduğu bilinen Tekin’in bu hamlesi MEB’te belirli bir kesim tarafından tepkiyle karşılandı.

TÜRGEV, ENSAR, HÜRMA, İLİM YAYMA CEMİYETİ…

Bu arada İstanbul Milli Eğitim Müdürü Muammer Yıldız’dan boşalacak koltuk için dini vakıflar arasında müthiş bir yarış başladı. AKP’ye yakınlığıyla bilinen öğretmen sendikası Eğitim Bir-Sen, Erdoğan’ın oğlunun yöneticisi olduğu TÜRGEV, İlim Yayma Cemiyeti, Ensar Vakfı, İmam Hatip Mezunları Derneği, Hüma Vakfı arasında yaşanan sorunlar, atamalarla birlikte gün yüzüne çıktı. Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı’na daha önce de kurul üyesi olarak görev yapan İstanbul Milli Eğitim Müdürü Muammer Yıldız’ın getirilmesi planlandı. Ancak Yıldız, İstanbul’daki müdürlere veda etmesine rağmen, yerine yapılacak atamada etkili olan sendika ve derneklerin anlaşamaması yüzünden kentten bir türlü ayrılamadı. Talim ve Terbiye Kurulu Başkanı Emin Karip’in görev süresi de uzatılmadı.

KOCABIYIK’IN EŞİ ALINDI

İzmir Milletvekili Hüseyin Kocabık’ın eşi olan Temel Eğitim Genel Müdürü Funda Kocabıyık da, etkili olan bu genel müdürlükten alındı, Avrupa Birliği ve Yurtdışı Eğitim Genel Müdürlüğü’ne atandı. Yabancı ülkelerde sıkı işbirliğini gerektiren ve bu yüzden göreve getirilecek kişinin yabancı dil bilmesinin gerekli olmasına karşın, Kocabıyık’ın yeterli yabancı dil bilgisine sahip olmadığı belirtildi.

Kaynak : http://haber.sol.org.tr/

Asker, tazminatı Erdoğan’dan da isteyecek

erdogan-tazminat-mansetBalyoz kumpasında mağdur olan asker ve aileleri Erdoğan’a da tazminat davası açacak.

‘Balyoz Davası’nda tutuklanan ve kumpas olduğu için sonunda beraat ettirilen askerlerin açtığı tazminat davaları birer birer sonuçlanırken, eş ve çocukları da ayrı tazminat davası açıyor.

Balyoz’da çok sayıda sanığın avukatlığını yapan CHP Milletvekili Haluk Pekşen, “Bu insanların haksız yere tutuklanmasına sebep olanlardan tazminatın alınması için var gücümüzle uğraşacağız. Bunlar arasında dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdooğan da var. Yoksa, kimse milletin parasının peşinde değil” dedi.

balyoz-2Askerlere kurulan “kumpas” sonucu “Balyoz Davası” adı altında 365 komutanın cezaevinde yatmasının faturası ağır bir biçimde çıkıyor. Komutanların açtıkları tazminat davaları tek tek sonuçlanırken, askerlerin eş ve çocukları da tazminat davaları açmaya başladı. Askerler, ödenmesine hükmedilen tazminatın devletten değil, kendilerinin tutuklanmasına, ailelerin mağdur edilmesine sebep olanlardan alınması için çaba gösterecek. Askerlerin avukatlarından CHP Milletvekili Haluk Pekşen, “Tazminatları Devlet ödeyecek. Ama buna sebep olanlara paranın rücu edilmesinin takipçisi olacağız. Tazminat istenecekler arasında dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan da var” dedi.

Mahkemelerin tazminat davalarıyla ilgili birbirinden çok farklı miktarda tazminatlara hükmetmeleri de dava açanları şaşırttı. Son olarak dönemin Hava Kuvvetleri Komutanlığı Değerlendirme ve Denetleme Başkanı Korgeneral Turgut Atman’ın açtığı tazminat davası sonuçlandı. Mahkeme, Atman’a 750 bin lira maddi, 100 bin lira da manevi olmak üzere 850 bin lira ödenmesine karar verdi.

Bugüne kadar açılan davalarda, en yüksek tazminat 1 milyon 363 bin lirayla emekli Korgeneral Engin Alan’a verildi. Bunu 1 milyon 250 bin lirayla Korgeneral Ayhan Taş izledi. Albaylar içinde de 1 milyon 55 bin lira ile Albay Yusuf Kelleli en yüksek tazminat verilmesine hükmedilen oldu. Yarbaylar arasında davası sonuçlanan Oğuz Türksoy’a ise 827 bin lira ödenmesi öngörüldü.

EŞ VE ÇOCUKLAR DA AÇIYOR

Bugüne kadar en düşük tazminat ise tutuklandığı dönemde görevde olan Hava Pilot Tümgeneral Atilla Özler’e verildi. Özler’e, yarbay, albay, tuğgenerallerden bile düşük tazminat verildi. 30 Ağustos Zafer Bayramında zeybek oynadığı için “Zeybekçi Paşa” olarak bilinen Özler’e sadece 65 bin lira tazminat ödenmesi öngörülmüş ve SÖZCÜ, bu durumu “Zeybekçi Paşayı şoke eden karar” olarak duyurmuştu. Cezaevinde yatan askerlerin yanı sıra, onların eş ve çocukları da Devlet hakkında manevi tazminat davaları açıyor. Eşlerinin yanı sıra kendilerinin de maddi ve manevi yıkıntıya uğradıklarını dilekçelerinde dile getiren asker eş ve çocukları da tazminatın bu olaylara sebep olanlardan tahsili yoluna gidilmesi için çaba göstereceklerini söylediler.

Sanık avukatlarından CHP Milletvekili Haluk Pekşen, “Birileri bu davaların savcısı olduğunu söylüyordu. Tutuklamalarda etkin rol oynayan emniyet müdürü, her şeyi başbakanın bilgisi dahilinde yaptıklarını belirtiyordu. Tazminatların, tüyü bitmemiş yetimin hakkından değil, mağduriyetlere sebep olan bu işin sorumlularından tahsil edilmesini öngörüyoruz Devlet düzenini kendi kin ve garezi için kullananlar, yaptıklarının hesabını vermek zorundadır. Kim sorumluysa ödemenin de onlar tarafından yapılmasının hukuki mücadelesini vereceğiz” dedi.

YARGITAY İÇTİHAT OLUŞTURACAK

“Balyoz Davası” nda hüküm giyen ve daha sonra beraat edenlerin açtığı tazminat davalarına Yargıtay 12 Ceza Dairesi bakacak. Verilen kararlarla ilgili içtihat oluşturmak zorunda kalacağını belirten Haluk Peşken, şunları söyledi:

“Yargıtay, karar oluştururken tutukluluk süresini, tutuklu kalan kişinin statüsü, kariyeri, tutukluluk durumu dikkate alınıp temel bir içtihat oluşturmak zorunda. Buna gitmeden önce Adalet Bakanlığı da uzlaşı yöntemiyle bir rakam belirleyebilir. Mağduriyetler manevi yönden de oldu. Davalar nedeniyle askerlerin terfileri de elinden alındı. Hiyerarşik denge tümüyle sarsıldı. Kendi emrindeki subay onun komutanı oldu. Geleceklerini planlama hakları da elinden alındı.”

SONUÇLANAN DAVA YOK

Açılan ve yerel mahkemede sonuçlanan tazminat davalarının kamuoyunda farklı bir algı yarattığını belirten bir komutan, “hapis yattılarsa da parasını alıyorlar” yaklaşımının sergilendiğini belirten bir komutan, “Kimsenin henüz bir kuruş aldığı yok. Bunlar sanki sonuçlanmış, parayı almışız gibi bir hava estiriliyor ve bu durumdan hepimiz çok rahatsızız” dedi.

Kaynak : Saygı Öztürk – http://www.sozcu.com.tr/

Ak Saray’ın dağıttığı paranın belgesi çıktı

ak-saray1Seçime günler kala Beştepe’den PTT aracılığıyla bazı vatandaşlara 5 ila 7 bin lira gönderildiğine ilişkin belgeye SÖZCÜ ulaştı.

Milletvekili seçimine günler kala Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından bazı illerde vatandaşlara gönderildiği belirtilen ve PTT şubeleri tarafından “hak sahiplerine” yapılan ödemelerin “seçim amaçlı” olduğu CHP ve MHP milletvekilleri tarafından öne sürüldü. SÖZCÜ, Kayseri’de yapılan ödemelerle ilgili belgeye ulaştı. Belgenin birinci bölümünde kişinin adı, soyadı yer alırken, ikinci bölümde işlem sıra numarası bulunuyor. Ayrıca ödeme yapılan kişinin vatandaşlık numarası da belirtiliyor.

Ödemenin Cumhurbaşkanlığı tarafından yapıldığı da belgede yer alıyor. Ödemeler 5 ile 7 bin lira arasında değişiyor. PTT’nin bilgisayar mönüsünde daha önce “Cumhurbaşkanlığı ödemesi” diye bir bölüm yer almazken, geçen haftadan itibaren bilgisayar ekranında böyle bir bölüm de yer almaya başladı.42

MHP’Lİ VEKİL: PARAYI ALIN, OY VERMEYİN
MHP Kayseri Milletvekili Süleyman Korkmaz, ödemelerin nasıl yapılacağı konusunda PTT şubelerine ayrıntılı bir açıklama gönderildiğini ve işlemlerin buna göre yapılmasının istendiğini belirtti. Korkmaz şunları söyledi: “Kayseri’de seçimlerin ‘saray destekli’ olduğu ortaya çıktı. Kayseri’de umutlarını kestiler. ANAP döneminde de araçlarla para taşıdılar, para dağıttılar ama ANAP’ın erimesini, iktidarda kalmasını sağlayamadılar. Şimdi para dağıtan Saray da olsa AKP’nin erimesini durduramaz. Kayserililere sesleniyorum: Gönderilen parayı alsınlar. Ama para aldıkları için AKP’ye oy vermesinler.5670

“AKP’DEN GELİYORUZ” DİYORLAR
CHP Kayseri Milletvekili Çetin Arık da Cumhurbaşkanı ödeneğinden gönderilen parayı almak için gelenlerin PTT görevlilerine “AKP’den geliyoruz” demelerinin dikkat çekici olduğunu kaydetti. Arık SÖZCÜ’ye şunları söyledi: “Vatandaşlar, PTT’ye geldiklerinde AK Parti’den kendilerine gönderilen parayı almaya geldiklerini söylüyor.”

Kaynak : Saygı Öztürk – http://www.sozcu.com.tr/

Başkanlardan, başkana “uyarı” mektubu

Saygı Öztürk

Saygı Öztürk

AKP bü­rok­ra­si­de ya­pa­ca­ğı tüm ata­ma­la­rı yap­tı. AK­P’­nin kur­du­ğu bü­rok­ra­si dü­ze­ni “se­çim hü­kü­me­ti­”ne ata­ma ya­sa­ğı ge­ti­re­rek sür­dü­rül­mek is­te­ni­yor. “Ba­ğım­sı­z” di­ye ba­kan­lı­ğa ge­ti­ri­len­le­rin, AK­P’­ye en ya­kın isim­ler ol­du­ğu da or­ta­da…
Bü­rok­ra­si­de­ki dü­zen­siz­lik yar­gı­ya da sıç­ra­mış du­rum­da… Rad­yo ve Te­le­viz­yon Üst Ku­ru­lu­’na (RTÜK) baş­kan seç­mek için 15 Tem­mu­z’­da baş­la­yan se­çim tur­la­rın­dan bir tür­lü so­nuç çık­ma­dı. 18. tur ya­rın ya­pı­la­cak ama yi­ne so­nuç alı­na­ma­ya­cak. RTÜ­K’­te­ki du­rum­dan da­ha be­te­ri Yar­gı­ta­y’­da ya­şa­nı­yor. 28 Ni­sa­n’­dan bu ya­na Yar­gı­ta­y’­da üç dai­re baş­kan­lı­ğı için ba­zı gün­ler 3-4 kez se­çim tur­la­rı ya­pı­lı­yor ama hiç­bir aday se­çi­le­cek ço­ğun­lu­ğu el­de ede­mi­yor.

AKP, AÇIK OY­LA­MA İS­Tİ­YOR

Yar­gı­nın gi­de­rek si­ya­sal­laş­tı­rıl­dı­ğı, AK­P’­nin yar­gı üze­rin­de bü­yük bas­kı­lar kur­du­ğu sık­ça gün­de­me ge­ti­ri­li­yor. O yüz­den Ha­kim­ler ve Sav­cı­lar Yük­sek Ku­ru­lu­’nun (HSYK) ya­pı­sın­da de­ği­şik­lik ya­pıl­dı, yar­gı­da den­ge­le­ri de­ğiş­tir­mek için ya­sa­lar çı­ka­rıl­dı. AKP des­tek­li “Yar­gı­da Bir­lik Plat­for­mu­” oluş­tu­rul­du. Plat­form aday­la­rı üst gö­rev­le­re ge­ti­ril­di. Se­çim tas­nif ko­mis­yo­nu da il­ginç­tir hep Yar­gı­da Bir­lik Plat­for­mu üye­le­rin­den oluş­tu.
Yar­gı­tay 12. Ce­za Da­ire­si Baş­ka­nı Ay­şe Do­ğan, 15. Ce­za Da­ire­si Baş­ka­nı Hay­dar Ero­l’­un gö­rev sü­re­si 11 Mar­t’­ta dol­du, baş­kan­lık se­çi­mi­ne 16 Mar­t’­ta baş­lan­dı. 8. Ce­za Da­ire­si Baş­ka­nı Se­dat Ba­kı­cı­’nın gö­rev sü­re­si 25 Ni­sa­n’­da dol­du, 28 Ni­sa­n’­da se­çim için ilk tu­ra ge­çil­di. Ba­kın ara­dan 4-5 ay geç­me­si­ne rağ­men bu da­ire­le­re baş­kan se­çi­le­mi­yor. Ni­çin? Çün­kü 516 üye­si bu­lu­nan Yar­gı­ta­y’­da hiç­bir aday se­çil­me­si için ye­ter­li olan 258 oyu ala­mı­yor. AKP, ço­ğun­lu­ğu el­de et­mek için Yar­gı­ta­y’­a ge­rek­li-ge­rek­siz çok sa­yı­da ata­ma yap­tı. Ço­ğun­lu­ğu el­de et­ti­ği­ni san­dı. An­cak ata­dık­la­rı isim­ler bi­le ar­tık üzer­le­rin­de­ki bas­kı­ya rağ­men, se­çil­me­si­ni is­te­dik­le­ri aday­la­ra vic­dan­la­rı­nın se­si­ni din­le­yip oy ver­mi­yor.
Yar­gı­ta­y’­a seç­tik­le­ri üye­ler­le is­te­dik­le­ri baş­kan­la­rı seç­ti­re­me­ye­cek­le­ri­ni an­la­yan­lar, bas­kı­yı ar­tır­mak için hiç ol­ma­dık yön­tem­le­re baş­vur­mak is­ti­yor. On­la­rın hu­kuk­çu olan ço­cuk­la­rı­nın ta­yin­le­ri gün­de­me ge­ti­ri­li­yor, baş­kan­lık söz­le­ri ve­ri­li­yor. Yi­ne so­nuç alı­na­ma­yın­ca Yar­gı­tay Ya­sa­sı­’n­da se­çi­min giz­li oy­la ya­pıl­ma­sı ön­gö­rül­me­si­ne rağ­men oy­la­ma­nın açık ya­pıl­ma­sı, oy­la­rın top­lu kul­la­nıl­ma­sı için ça­ba­lar baş­la­dı.

BAŞ­KA­NA MUH­TI­RA Gİ­Bİ YA­ZI

Bu­lun­duk­la­rı da­ire­le­re ye­ni­den baş­kan ada­yı olan Ay­şe Do­ğan, Hay­dar Erol ve Se­dat Ba­kı­cı, oy­la­ma­nın açık ya­pıl­ma­sı gi­ri­şi­mi­ne kar­şı Yar­gı­tay Baş­ka­nı İs­ma­il Rüş­tü Ci­ri­t’­e
“u­ya­rı­” ni­te­li­ğin­de mek­tup gön­der­di. Ye­tin­me­yip o mek­tu­bu tüm üye­le­re de da­ğıt­tı­lar. Böy­le bir olay Yar­gı­tay ta­ri­hin­de ilk kez ger­çek­leş­ti. O mek­tup­ta, baş­kan­lı­ğın Yar­gı­tay Ya­sa­sı­’na ay­kı­rı dav­ra­nış­la­rı sı­ra­la­nı­yor ve mek­tup şöy­le de­vam edi­yor:
“Da­ire Baş­kan­lı­ğı se­çi­min­de bil­gi, li­ya­kat, de­ne­yim, bi­lim­sel ba­şa­rı­la­rın ön plan­da tu­tul­ma­sı ge­re­kir­ken, baş­kan­lık­la­rın bu il­ke­ler­den uzak şe­kil­de pay­laş­tı­rıl­dı­ğı­na iliş­kin du­yum­lar Yar­gı­ta­y’­a olan gü­ve­ni sars­mak­ta­dır.
Ka­mu­oyu ta­ra­fın­dan, ya­kın­dan bi­lin­di­ği ve ta­kip edil­di­ği üze­re, HSYK se­çi­min­de oluş­tu­ru­lan Yar­gı­da Bir­lik Plat­for­mu, Yar­gı­ta­y’­a da yan­sı­tıl­mış ve ben­zer bir olu­şum içi­ne gi­ril­miş­tir. Yar­gı­tay Ya­sa­sı­’nın se­çim­ler­de her tür­lü pro­pa­gan­da­yı ya­sak­la­yan 38. mad­de­si­ne, Yar­gı­ta­y’­ın iş­le­vi­ne, gö­re­vi­ne, ge­le­nek­le­ri­ne, yar­gı­nın ba­ğım­sız ve ta­raf­sız­lı­ğı­na, Bir­leş­miş Mil­let­ler Ban­go­lar Yar­gı Eti­ği İl­ke­le­ri­’ne, ha­ki­me hiç­bir ko­nu­da emir ve­ri­le­me­ye­ce­ği, tav­si­ye­de bu­lu­na­ma­ya­ca­ğı­na iliş­kin Ana­ya­sa hük­mü­ne ay­kı­rı ola­rak bir­li­ğe ka­tı­lan sa­yın baş­kan ve üye­le­ri, çok sa­yı­da top­lan­tı dü­zen­le­ye­rek ve­ya top­lan­tı­la­ra ka­tı­la­rak 38. mad­de­ye ay­kı­rı dav­ran­mış­lar­dır.

BU SE­Çİ­MİN DE GÜ­VEN­Lİ­Ğİ YOK

Bi­rin­ci Baş­kan­lık­ça ge­rek­li ön­lem­le­rin alın­ma­sı, Yar­gı­tay Ya­sa­sı­’nın 38. mad­de­si­ne ay­kı­rı ola­rak ge­rek Yar­gı­tay için­de ge­rek­se Yar­gı­tay dı­şın­da se­çim­ler­le il­gi­li top­lan­tı­lar ya­pıl­ma­sı, üye­le­ri­ni bağ­la­yı­cı ka­rar­lar alın­ma­sı, pro­pa­gan­da ya­pıl­ma­sı­nın ön­len­me­si, uy­ma­yan­lar hak­kın­da di­sip­lin so­ruş­tur­ma­sı­na baş­lan­ma­sı ya­sa ge­re­ği­dir. Se­çim­ler­le il­gi­li olum­suz­luk­lar Bi­rin­ci Baş­kan­lık ve Ge­nel Sek­re­ter­lik ma­kam­la­rı­na ya­zı­lı ve­ya söz­lü ola­rak za­man za­man yan­sı­tıl­dı­ğı hal­de se­çim­le­rin ya­sa ve iç yö­net­me­li­ğe uy­gun şe­kil­de ya­pıl­ma­sı sağ­lan­ma­mış­tır.
So­nuç ola­rak; baş­kan­lık se­çim­le­ri­nin Yar­gı­tay Ya­sa­sı ve iç yö­net­me­li­ği­ne, etik ku­ral­la­ra, Yar­gı­ta­y’­ın örf ve adet­le­ri­ne uy­gun şe­kil­de ya­pıl­ma­sı­nın sağ­lan­ma­sı için ge­re­ği­nin tak­dir ve ifa­sı say­gıy­la arz olu­nur.”
Yar­gı­tay dai­re baş­kan­lı­ğı se­çim­le­ri­ne bi­le gü­ven kal­ma­dıy­sa, “Ad­li yı­l” açı­lı­şın­da yar­gı­nın önem­li ayak­la­rın­dan olan Tür­ki­ye Ba­ro­lar Bir­li­ği yok sa­yı­lı­yor, on­la­rın ay­rı tö­ren yap­ma­la­rı­na ne­den olu­nu­yor­sa va­rın yar­gı­nın ha­li­ni he­sap edin.

KAYNAK : SÖZCÜ Gazetesi