NYT: New York’ta görülecek bir dava, Türkiye Cumhurbaşkanı’nı neden rahatsız ediyor?

“Erdoğan, neler olduğunun farkındaydı”

Çeviri: Gonca Tokyol

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın 27 Kasım’da New York’ta görülecek olan ‘Zarrab davasına’ yönelik eleştirilerinin temelindeki asıl kaygının, hâkim karşısına çıkacak isimlerden bir ya da birkaçının suçlamaları kabul ederek anlaşmaya gitmesi olduğu iddia edildi. ABD’nin İran’a yönelik yaptırımlarının delinmesine dair davanın, Türkiye ile ABD arasındaki ilişkileri gerginleştirdiğini kaydeden New York Times gazetesi, Erdoğan’ın sürece yönelik itirazlarının ‘vatansever’likten öte sebepler içerdiğini savundu. 

2013 yılında ortaya çıkan ses kayıtlarının Erdoğan hükümeti tarafından ‘uydurma’ olarak kabul edildiğini hatırlatan NYT, ABD’li savcıların ise New York’taki davada bu kayıtlardan alıntı yaptığını, iddianamede isimleri yer alan Zarrab, eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan ve eski Halkbank Genel Müdürü Süleyman Aslan’ın Erdoğan’la bir araya gelmeyi tartıştığını ve Türkiye’nin dış ticaret verilerini artırmak için ‘başbakanın emriyle’ hareket ettiklerini söylediğini aktardı.

“Erdoğan’ın ismi geçen kişilerin bazılarıyla düzenli olarak görüştüğüne dair kanıtlar var”

“New York’ta görülecek bir dava, Türkiye Cumhurbaşkanı’nı neden rahatsız ediyor” başlıklı yazıda, 17-25 Aralık döneminde ortaya çıkan kayıtların çevirisini inceleyen Patrick Kingsley ve Benjamin Weiser, New York’taki davanın geçen ay sunulan iddianamesinde dönemin Başbakanı Erdoğan’ın isminin geçmediğini ya da kendisine referans verilmediğini belirterek, “Ancak, 2013’te, yaptırımların delinmesinin zirve yaptığı dönemde Erdoğan’ın ismi geçen kişilerin bazılarıyla düzenli olarak görüştüğüne dair kanıtlar var” ifadelerine yer verdi.

“Erdoğan, duruşmada ortaya çıkabileceklerden endişeleniyor”

Davaya dair sorulardan birinin, sanıklardan bir ya da birkaçının cezalarında indirime gidilmesi umuduyla suçu kabul ederek ABD’li yetkililerle işbirliğine gidip gitmeyeceği olduğunu kaydeden NYT yazarlarına konuşan ABD’nin eski Türkiye Büyükelçisi Eric. S. Edelman da, “Erdoğan’ın bundan endişe duyduğuna eminim. Eminim ki duruşmada nelerin ortaya çıkacağına yönelik endişe duyuyor” dedi.. 2013’teki iddiaların ve dinleme kayıtlarının Türkiye’de ‘Gülen hareketinin kurgusu’ olarak kabul edildiğini ancak aynı kayıtların ABD’deki davanın bir parçası olduğunu ifade eden Kingsley ve Weiser’ın yazısından bazı bölümler şöyle:

-Mahkeme kayıtları, Erdoğan’ın sesinin belirlenen kayıtlardan herhangi birinde yer almadığını gösteriyor. Ancak 2013 sonbaharında, gizli anlaşmada yer aldığından şüphelenilen kişiler tarafından sıklıkla makamına referans verildi.

“ABD’nin İran’a yönelik yaptırımlarının ardından Türkiye’nin ticaret açığı yükselişe geçti”

-Obama yönetimi, Haziran 2013’te, Türkiye’nin İran’a benzin için altınla ödeme yapmasına izin veren bir açığı kapadı. Davada yer alan kayıtlardaki ifadelere göre, aynı yılın sonbaharında, iddianamede ismi yer alan iki kişi, yaptırımlardan kaçınmak için alternatif bir yol bulunmasını tartıştı. Yüksek miktarda altın artık Türkiye üzerinden yönlendirilmeyeceği için tarafların üzerinde anlaştığı iddia edilen anlaşmanın Türkiye ekonomisi için sıkıntılı etkileri oldu, ülkenin ticaret açığı artmaya başladı.

“Erdoğan paniğe kapıldı”

-Dinlemelere yansıyan konuşmalara göre Erdoğan, bu gelişmenin ardından paniğe kapıldı. Yerel seçimlerin yakınlaşmasıyla birlikte Erdoğan, Türk ekonomisinin kurtarıcısı olarak şöhretinin zarar görebileceğinden korkmuş olabilir. Kayıtlara göre Erdoğan Zarrab, Çağlayan ve Aslan’la Türkiye’nin ihracat verilerinin bir önceki yılki rekor düzeylere ulaşması ihtiyacı hakkında konuştu.

Erdoğan’ın bunun yasadışı yollarla yapılmasını talep ettiği ya da beklediği yönünde bir kanıt yok. Ancak istediği sonuç, daha önce sadece şimdi ABD yaptırımları kapsamında kalan metotlarla elde edilmişti.

Zarrab: Elimizden geleni yapmalıyız, başbakana söz verdim

-19 Eylül 2013’teki bir konuşmada Zarrab, ticaret açığı konusunda Erdoğan’la kişisel olarak konuştuğunu ve Türkiye’ni ihracatını 4 milyar dolar artırmak konusunda Erdoğan’a güvence verdiğini iddia ediyor. Eski Halkbank Genel Müdürü Aslan’la konuşan Zarrab, “4 milyar dolarlık hedefe ulaşmak için elimizden geleni yapmalıyız çünkü başbakana söz verdim” diyor. Aynı gün yapılan bir başka görüşmedeyse Zarrab, bir iş arkadaşıyla yaptığı görüşmede, “2 milyar dolar bile önemli çünkü başbakanla doğrudan bir araya geleceğim” ifadelerini kullanıyor.

-Dönemin Ekonomi Bakanı Çağlayan ise, 3 Ekim 2013’te Aslan’la yaptığı konuşmada, “Türkiye’nin ihracatta en az 2 ila 4 milyar dolara ihtiyacı var. Dün akşam başbakanla İstanbul’da iki saatlik bir görüşme yaptık ve ona çok fazla baskı olduğunu söyledim” diyor.

-Türkiye’deki savcıların ulaştığı 16 Eylül 2013 tarihli bir başka konuşmaya göre ise Aslan, Erdoğan’ın kendisine “ihracatı artırmak için ne gerekiyorsa yapılmasını” söylediğini aktarıyor. Kayıtların dökümleri, Erdoğan’ın Zarrab, Aslan ya da Çağlayan’ın ihracatı nasıl artıracağını söylediğini içermiyor.

“Erdoğan, neler olduğunun farkındaydı”

-Dökümlerden anladıklarım, 27 yıldır Türkiye siyasetini takip eden biri olarak Erdoğan’ın neler yaşandığının tamamen farkında olduğunu gösteriyor” diyen İstanbul merkezli Global Source Partners analiz firmasının danışmanlarından Atilla Yeşilada, kayıtlarda yaptırımların nasıl delineceğine dair herhangi bir konunun Erdoğan’a sunulmadığını ise kabul ediyor.

-Ancak Erdoğan, ABD’nin İran’a yönelik yaptırımlarının delinmesine yönelik niyetini daha önce açık şekilde dile getirmişti. Aralık 2012’de bir basın toplantısında konuşan Erdoğan, “Bu konuyla ilgili olarak bize ‘yaptırımlara uymanız gerekir’ gibi yaklaşımlar olduğunda biz ona uymayız. Bu bizim için stratejik öneme haizdir” demişti.


Makalenin orijinal hâlini okumak için tıklayın

Kaynak : http://t24.com.tr/

“Emine Erdoğan da Reza Zarrab’ı ABD’den istedi”

“Washington, bir sonraki adımın ne olacağından kaygılı”

Türkiye ile ABD arasında yaşanan krizin merkezinde, New York’taki davası 27 Kasım’da başlayacak olan İranlı Azeri işadamı Reza Zarrab’ın bulunduğu öne sürüldü. İddiaya göre bazı ABD’li yetkililer, Amerikan konsolosluğu çalışanı Metin Topuz’un tutuklanmasının Zarrab davasında ‘pazarlık unsuru’ olduğuna inanıyor. Buna göre, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan resmi ziyaretlerindeki temaslarında Zarrab’ın Türkiye’ye iadesini bizzat talep etti.

İddia, Washington Post gazetesi yazarı David Ignatius’un yazısında yer aldı. Ignatius, “ABD-Türkiye anlaşmazlığının merkezindeki adam mahkeme önüne çıkmak üzere” başlıklı yazısına şu ifadelerle başladı: “ABD ile Türkiye arasında giderek sertleşen anlaşmazlığın merkezinde, Türkiye’nin hiddetli Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, para aklama ve dolandırıcılık suçlamasıyla mahkeme önüne çıkmak üzere olan Türk-İranlı altın tüccarının Amerikalı savcılar tarafından serbest bırakılması talebi bulunuyor.”

Erdoğan’ın Zarrab hakkındaki “Vatandaşımı tutuklayacaksın, sonra da itirafçı olarak kullanmak isteyeceksin” sözlerini aktaran Ignatius, Amerikan konsolosluğu çalışanı Metin Topuz’un tutuklanmasının ABD’de bazı yetkililer tarafından ’27 Kasım’daki dava öncesinde Zarrab’ın serbest bırakılması konusunda baskı gücü elde etme girişimi’ olarak yorumlandığını yazdı.

“Emine Erdoğan Jill Biden’la görüştü”

Gazete Duvar’ın aktardığı habere göre Ignatius, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın, 2016’daki ABD ziyaretinde Zarrab’ın bırakılması talebini dönemin ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’ın eşi Jill Biden’a ilettiğini yazdı. Washington Post yazarı şu ifadeleri kullandı:

“Erdoğan’ın Zarrab’ın serbest bırakılması için yürüttüğü kampanya sıradışı. 21 Eylül 2016’da dönemin başkan yardımcısı Joe Biden ile özel görüşmesinde hem Zarrab’ın bırakılmasını hem de [davanın o dönemki savcısı olan] Preet Bharara’nın kovulmasını istedi. Amerikalı yetkililer, 90 dakika süren bu görüşmenin yarısında Zarrab’ın konuşulduğunu söylüyor. Erdoğan’ın eşi de o gece aynı şeyi Jill Biden’dan talep etti. O dönem adalet bakanı olan Bekir Bozdağ ekim ayında Adalet Bakanı Loretta E. Lynch’le yaptığı görüşmede davanın ‘kanıtlara dayanmadığını’ savunarak Zarrab’ın serbest bırakılmasını istedi.”

“Obama’yla son konuşmalarında gündeme getirdi”

Ignatius eski yetkililere dayanarak, Erdoğan’ın konuyu eski ABD Başkanı Barack Obama ile son iki telefon konuşmasında da bizzat gündeme getirdiğini yazdı. Eski bir üst düzey Obama yönetimi yetkilisi, “Erdoğan’ın bu davaya dair saplantısının, davanın ilerlemesi halinde ailesine ve nihayetinde kendisine zarar verebilecek bilgilerin açığa çıkmasından kaynaklandığını varsayıyorduk” dedi. Eski bir yetkili, Erdoğan’ın Biden’la yaklaşık bir yıl önce yaptığı görüşmede savcı Bharara’nın ‘Gülen tarafından kullanıldığı’ yorumunu yaptığını da aktardı.

Ignatius, Türkiye’nin Donald Trump’ın ilk ulusal güvenlik danışmanı Michael Flynn ve danışmanı Rudy Giuliani ile de birlikte çalıştığını hatırlattı; Zarrab’ın savunma ekibine katılan Giuliani’nin ‘ABD’yle Türkiye arasında bir tür anlaşma için Adalet Bakanlığı’na baskı yaptığını’ yazdı.

“Ziyaret, Erdoğan’ın korumalarının gölgesinde kaldı”

“Davayı durdurmak için bu çeşitli girişimlere rağmen süreç ilerledi ve hatta iddianame, eski bir bakan ile önde gelen üç Türk’ü kapsayacak şekilde genişledi” diyen Ignatius, şu ifadeleri kullandı: “Erdoğan Trump’ın Zarrab’ın serbest bırakılması için yaptığı baskıya destek vereceğini ummuş olabilir. Ve Trump da başta Türk lidere sempatik yaklaşıyordu; onu mayıs ayında Washington’a davet etti. Fakat o ziyaret, Erdoğan’ın korumalarının Türkiye elçisinin dışındaki protestoculara saldırmasının gölgesinde kaldı ve Trump’ın manevra alanı kendi yönetiminin etrafındaki soruşturmalar nedeniyle zayıfladı.”

Ignatius, bazı Amerikalı yetkililerin Erdoğan’ın Türkiye’de tutuklu olan papaz Andrew Brunson ile Metin Topuz’u ‘pazarlık unsuru olarak kullanmak istediğinden korktuğunu’ yazdı ve makalesine şu ifadelerle son verdi:

“Türkiye hakkında ‘NATO müttefiki’ tamlaması o kadar çok kullanılıyor ki, Türkiye’nin son dönemdeki adımlarının ne kadar düşmanca ve otokratik olduğu bunun gölgesinde kalıyor. Washington, bir sonraki adımın ne olacağından kaygılı.”

Kaynak : http://t24.com.tr/

Bu işte bir tuhaflık var: Altın ithalatı yüzde 1400 arttı, ihracat 96.4 tonu buldu!

“Bakanlık açıklama yapmalı”

Türkiye altın ithalatının üçte birini, ihracatının beşte dördünü tek başına Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile yaptı. “Ne Türkiye ne de BAE altın üretiyor” diyen ekonomistlere göre ‘bu işte bir tuhaflık var.’ Türkiye’nin altın ithalatı Temmuz ayında 62.8 ton ile aylık bazda tarihin en yüksek seviyesine ulaştı. Borsa İstanbul Kıymetli Madenler Piyasası altın ithalat verilerine göre önceki yıl aynı dönemde 4.4 ton olan altın ithalatı, geçen ay yaklaşık yüzde 1400 arttı. Ocak-Temmuz döneminde ise altın ithalatı, geçen yılın ilk 7 ayına göre 8 kat artışla 237.6 tona fırladı. İlk 7 aylık bu rakam, şimdiden 2016’nın tamamında yapılan 106.2 tonluk ithalatı geride bıraktı. Türkiye’nin altın ihracatı ise ilk 6 ay sonunda, 96.4 tonu buldu.

Cumhuriyet’te Gamze Bal imzasıyla yayımlanan haber aynen şöyle:

Altın ihracatının yüzde 87’sinin ise tek başına Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) yapılması soru işaretlerini de beraberinde getirdi. BAE’nin Türkiye’nin ilk 6 aylık altın ithalarındaki payı ise yüzde 36’yı geçti.

Altın aldık, altın sattık!

İşin ilginç yanı ise ne Türkiye ne de BAE altın üretiyor ancak Türkiye’nin altın ithalatında da ihracatında da adres BAE’ye çıkıyor. Ekonomi Bakanlığı’nın verilerine göre Türkiye’nin BAE’e en çok sattığı ürün, (işlenmemiş) altın. BAE’den en çok aldığı ürün de yine açık ara (işlenmemiş) altın. Bu yılın ilk yarısında Türkiye BAE’ye 3.4 milyar dolarlık altın satarken, BAE’den 2.9 milyar dolarlık altın aldı. Yaşanan bu durum, Türkiye ile İran arasında 2013 yılında patlak veren “altın” ticaretini akla getirdi. Hatırlanacağı üzere İran, Türkiye ve Dubai (BAE) üzerinden altın ile ticaret yapılarak ambargonun delinmesi, İranlı işadamı Rıza Zarraf ile Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla’nın ABD’de tutuklanmasına kadar giden sürecin fitilini ateşlemişti. Söz konusu dönemde Türkiye’nin altın ithalatı İran ile rekor kırmıştı.

‘Normal değil’

Dört yıl aradan sonra 2017 yılında Türkiye’nin BAE ile artan altın ticareti, ekonomistleri, “Arkasında normal olmayan unsurlar var” düşüncesinde birleştirdi. Durumun ekonomi mantığıyla açıklanamayacağını ifade eden iktisatçı Prof. Dr. Korkut Boratav, İran’a geçmiş yıllarda uygulanan ambargoya benzer bir durumun yaşanabileceğine dikkat çekerken; BAE ile olan altın ticaretini, “Bu sonuçlar ve rekor, normal değil” diyerek değerlendirdi. Prof. Dr. Hayri Kozanoğlu ise ithalattaki artışın iç taleple açıklanamayacağı görüşünde.

‘Bakanlık açıklama yapmalı’

Temmuz 2017’deki aylık bazlı altın ithalatının 2016’da gerçekleşen toplam altın ithalatına eşit olduğuna dikket çeken Altınbaş Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Hayri Kozanoğlu, “Bu ithalat, Türkiye’nin altın talebiyle açıklanamaz” dedi. Kozanoğlu, “Türkiye’deki düğünler, yurttaşın altına olan talebi ya da herhangi başka bir ekonomik durum bu ithalatı açıklayabilecek seviyede değil. Ciddi olarak makro ekonomiyi etkileyecek bir durumdan bahsediyoruz. Maliye Bakanlığı ve Ekonomi Bakanlığı bir an önce bu duruma açıklık getirmeli” diye konuştu. Kozanoğlu, “BAE’ye dayalı olarak bu rakamlardan bahsetmemiz ‘bu ithalatın arkasında ne var’ sorusunu akla getiriyor” dedi. Altın ithalatının gelecek ayın ödemeler dengesini de ciddi etkileyeceğine değinen Kozanoğlu, şunları söyledi: “Öteden beri cari işlemler açığı veren bir ülkeyiz. Altın da devreye girince içinden çıkılmaz bir hal oluyor. Bir ayda böyle büyük bir sıçramanın gerçekleşmesi, döviz sorunu yaşayan bir ülke olarak Türkiye için risk.”

Kaynakhttp://t24.com.tr/

Esad: Kimyasal silahların Türkiye’den alındığına yüzde yüz eminim

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, ülkesindeki terörist grupların, ellerindeki kimyasal silahları Türkiye’den aldığına ‘yüzde 100 emin olduğunu’ söyledi. Esad Suriye’deki Türk askerlerinin işgalci olduğunu öne sürerek, “Ya kendileri giderler ya da savaşıp onları yeneriz, topraklarımızı koruruz.” dedi.

Sputnik’e mülakat veren Esad, Suriye’deki terörist grupların ellerindeki kimyasal silahları nereden alıyor olabileceği sorusu karşısında, “Türkiye’den. Doğrudan Türkiye’den. Bunun kanıtları da var. İçlerinden (kanıtlardan) bazıları, birkaç yıl önce internette yayınlanmıştı” dedi.

Esad şöyle devam etti: “Teröristlerin para, silah, yeni militanlar ve gereksinim duydukları eşyaları alabileceği tek yol Türkiye’den geçiyor. Kuzeyden başka bir yolları yok. Bu nedenle (kimyasal silahları onları veren), yüzde 100 Türkiye.”

TÜRKİYE’YE SAVAŞ TEHDİDİ

Esad, “Türk işgali ya da Amerikan askerlerinden bahsetseniz de ki Amerikalılarınki de bir işgal, sahadaki teröristlerden bahsetseniz de aynı şey. Bunların arasında hiçbir fark yok” dedi.

Esad şunları söyledi:

“Ülkenizdeki işgalcilerle savaşmaya hakkınız vardır. Bu nedenle Amerikalılar, Türkler ve tüm işgalciler ya kendiliğinden ülkemizden gitmezlerse güç kullanılarak çıkartılacaklar. Şu anda önceliğimiz teröristlerin yenilgiye uğratılması. Teröristleri çeşitli bölgelerde yenilgiye uğratırsak, Türkler de dahil olmak üzere geri kalan tüm diğer güçleri kovmak çok kolay olacak. Ya kendileri giderler ya da savaşıp onları yeneriz, topraklarımızı koruruz.”

Kaynakhttp://www.cumhuriyet.com.tr/

Beyaz Saray: Trump’ın Erdoğan’ı araması referandum sonuçlarını onaylama anlamına gelmiyor

ABD Başkanı Donald Trump’ın Erdoğan’ı aramasına ilişkin Beyaz Saray’dan açıklama geldi.

ABD Başkanı Donald Trump’ın Erdoğan’ı referandum sonuçlarından dolayı tebrik ettiği haberlerine ilişkin Beyaz Saray’dan bir açıklama geldi. Açıklamada, “Trump’ın telefonu referandum sonuçlarını onaylama anlamına gelmiyor” denildi.

Politico’da yer alan habere göre, Beyaz Saray Basın Sekreteri Sarah Huckabee Sanders tarafından yapılan açıklamada, “Trump’ın telefonu referandum sonuçlarını onaylanması anlamına gelmiyor. Görüşmenin amacı bu değil, Suriye meselesi gibi ortak çıkarların temellerini konuşmaktı. Bu kesinlikle Trump’ın tutumu değil. O elbette demokrasiyi destekliyor ve bunu umuyordu. Başkanın bir numaralı önceliği Amerikalıları korumak, onları güvende tutumak ve bunu yapmak için diğer ülkeler ve bazı NATO ortaklarımız ile birlikte çalışmak zorundayız” ifadeleri kullanıldı.

Bu akşam CNN International’a konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı görüşmeye ilişkin “ABD başkanı Trump’tan telefon görüşmesinde olumlu sinyaller aldım” demişti.

Kaynak : http://t24.com.tr/

Eski Pentagon yetkilisi Rubin’den referandum yorumu: Bir Türk rönesansına değil, kan gölüne başkanlık edecek

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik yazılarıyla tanınan eski Pentagon yetkilisi ve American Enterprise Institute yazarı Michael Rubin, referandum sonucu değerlendirdiği yazısında, bölünecek ve kan gölüne dönüşecek bir Türkiye tablosu çiziyor.

Referandumun ardından ne yazacağı merak edilen eski Pentagon yetkilisi ve American Enterprise Institute yazarı Michael Rubin, referandum sonucuyla ilgili ilk analizini Washington Examiner için kaleme aldı.

OdaTV’den Şivan Okçuoğlu’nun haberine göre, Erdoğan’ın başkanlığı, Türkiye için büyük değişimlerin habercisi, ancak bu değişimler olumlu değil, daha ziyade bölünecek ve kan gölüne dönüşecek bir Türkiye tablosunu işaret ediyor.

Darbeyi önceden bilmesi ile Türk kamuoyunda tanınan Rubin’in analizine göre, referandum sonucunda yaşanan en gerçek değişiklik, ‘Türkiye’de yönetim biçiminin değişerek esasen bir diktatörlük kurulmuş olması’.

Seçim saatleri boyunca çeşitli videolarda usulsüzlükler olduğunun gözlendiğini belirten Rubin, HDP seçmeninin ağırlıklı olduğu yerlerde AGİT gözlemcilerinin sandık başından uzaklaştırılmaları, YSK’nın sandıklar açılmaya başladıktan 1 saat sonra ani bir kural değişikliğine gitmesi ve CHP’nin itiraz ettiği 2.5 milyon oy konusuna da değindi.

‘HAYIR OYU VERENLER, ERDOĞAN’IN DİKTATÖRLÜĞÜNÜ KABUL ETMEYECEK’

Rubin’e göre, Erdoğan’ın zafer ilan etmesinden daha önemli olan şey, Türkiye’nin tehlikeli bir şekilde bölünmüşlük tablosu vermesi. Referandumda ‘Hayır’ oyu verenlerin ‘Erdoğan’ın diktatörlüğünü ve yeni yönetim şeklini’ kabul etmeyeceklerini ifade eden Rubin, bu sebeple şiddetin hızla tırmanabileceğini iddia ediyor.

Rubin, polis baskısının azalması olasılığında sokak çatışmalarının fitilinin ateşlenebileceği söylerken, düzenlenen ‘temizlik operasyonu’ ile gücünü yitiren TSK’nın, Güneydoğu’da ayaklanma olasılığı bulunan Kürtlere karşı gelmeye gücünün yetmeyeceği ve Türkiye’nin bu bölgeyi etkin biçimde kaybedeceği öngörüsünde buluuyor.

Kaynakhttp://www.cumhuriyet.com.tr/

Foreign Policy: Huzur içinde uyu Türkiye; 1921-2017

“Bu sonuç, Türkiye’de siyaseti daha da büyük bir istikrarsızlıkla sürükleyecek.”

ABD’nin saygın dergilerinden Foreign Policy, “1921’de Teşkilat-ı Esasiye Kanunu ile Atatürk’ün yolunu açtığı modern Türkiye’nin, dün düzenlenen referandumla artık ortadan kalktığını” yazdı.

Steven A. Cook imzalı yazıda, Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun Mustafa Kemal Atatürk’ün hayal ettiği gibi Türkiye’yi yasama ve yürütme ile yönetilen modern bir ülke haline getirdiği, Osmanlı İmparatorluğu döneminde sultanın elindeki yetkilerin halkı temsil eden Meclis’e devredildiği belirtildi.

Türkiye’de dün gerçekleşen referandumla bu sürecin sonuna gelindiği kaydedilen yazıda şu ifadeler yer aldı:

“Pazar günkü oylamada birçok kişi, Türkiye Cumhurbaşkanı olan ve ülkeyi kutuplaştıran Recep Tayyip Erdoğan’ın yetkilerine odaklandı. Ancak bundan daha fazlası var. “Evet” oyu veren Türkler aslında Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’na ve Atatürk’ün temsil ettiği modernleşmeye karşı çıkmış oldular.”

“Hayır” cephesinin yenilmiş olmasına rağmen Erdoğan’a büyük bir direniş göstermesinin beklendiği kaydedilen yazıda, referandumda tahmin edilen bu sonucun 15 Temmuz darbe girişimi sonrası artan baskı ve tutuklamaların devam etmesine yol açacağı ifade edildi. FP, tüm bu sürecin Türkiye’de siyaseti daha da büyük bir istikrarsızlıkla sürükleyeceğini belirterek, Türkiye’nin tüm iniş çıkışlara rağmen demokratik bir ülke olduğunu ancak Erdoğan’ın yeni Türkiye’sinin artık “bu hesabı kapattığını” yazdı. T24 / Çeviri

Kaynak : http://t24.com.tr/

Bharara ve Rubin de dahil 17 kişiye soruşturma

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, ABD’li savcı Preet Bharara, eski CIA Direktörü John Brenan, Ortadoğu ve Türkiye uzmanı Henri Barkey ve Michael Rubin de dahil 17 kişi hakkında inceleme başlattı.

İstanbul Barosu’na kayıtlı bir grup avukat, “FETÖ ile irtibatlı oldukları ve yardım ettikleri” öne sürülen aralarında ABD’li savcı Preet Bharara, CIA’in eski Başkan Yardımcısı Graham Fuller, Ortadoğu ve Türkiye uzmanı Henri Barkey’in de bulunduğu 17 kişi hakkında suç duyurusunda bulunmuştu. Bunun üzerine savcılığın söz konusu kişiler hakkında soruşturma başlattığı bildirildi.

Michael Rubin

Soruşturmanın, Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu’nca, “Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs”, “TBMM’yi ortadan kaldırmaya teşebbüs” ve “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçları kapsamında başlatıldığı açıklandı.

Şüphelilerin Türkiye’ye giriş çıkış yaptıkları tarihler ile Gülen hareketi yöneticileriyle irtibatlarının bulunup bulunmadığını incelemeye alan savcılığın, şüphelilerden bir kısmının 15 Temmuz darbe girişiminin yapıldığı gün Büyükada’da, bir kısmının da 17 Temmuz’da Karaköy’de yapılan bir toplantıya katıldıklarını tespit ettiği kaydedildi. Söz konusu toplantıların ne amaçla yapıldığının ve tam olarak hangi isimlerin katıldığının araştırıldığı bildirildi.

Haklarında soruşturma başlatılan diğer isimler şöyle: Senatör Charles (Chuck) E. Schummer, OFAC Başkanı David Cohen, TAA / Turkic American Alliance; Türk Amerikan Birliği Başkanı Faruk Taban, TCC / Turkish Cultural Center; Türk Kültür Merkezi Avukat Zafer Akın, TCAE / Turqouise Counsil Of Americans And Euroasians; Avrasya Amerikalılar Turkuaz Konseyi Kemal Öksüz, Rumi Formundan Emre Çelik, eski emniyet müdürü Ahmet Sait Yayla, Mid Atlantic Federation Of Turkic American Associations (Orta Atlantik Türk Amerikan Federasyonu) Mahmut Yeter, TABN (Türk Amerikan İş Grubu) Talha Saraç, Recep Özkan, Burak Yeneroğlu, Michael Rubin, Ralph Peters ve CIA’in eski Başkan Yardımcısı Graham Fuller.

© Deutsche Welle Türkçe

DHA, BS/BW

Kaynakhttp://www.dw.com/tr/

Times: Ücretsiz otobüslere rağmen Erdoğan’ın mitingine katılım düşük

Haberde Erdoğan’ın konuşması sürerken insanların miting alanını terk etmeye başladığı yer aldı.

İngiliz The Times gazetesi, Türkiye’deki referandum öncesi atmosferle ilgili bir haber yayınladı.

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı gözlemcilerinin referandumun eşit koşullar altında gerçekleşmediği ve kamu kaynakları evet kampanyası için kullanılırken hayır kampanyalarının engellerle karşılaştığını belirten raporuna yer veren haberde hafta sonu İstanbul’da düzenlenen evet mitingi de anlatıldı.

Hannah Lucinda Smith imzalı haberde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Binalı Yıldırım’ın katıldığı mitinge devlet medyasının iki milyon kişi iddiasına rağmen yüz bine yakın kişinin geldiği, katılımın ücretsiz otobüslere rağmen düşük olduğu aktarıldı.

Haberde Erdoğan’ın konuşması sürerken insanların miting alanını terk etmeye başladığı yer aldı.

Binali Yıldırım için ise şu ifadeler kullanıldı:

Bay Yıldırım çok ilginç bir konumda. Makamının iptal edilmesi için var gücüyle çalışıyor.

“Eğer referandumda değişiklik teklifi kabul edilirse başbakanlık makamı kaldırılacak.

“Erdoğan cumhurbaşkanı olduktan sonra başbakanların ülkedeki etkisi azaldı.

“Türkiye’nin anayasasına göre cumhurbaşkanları tarafsız olmak zorunda. Fakat Erdoğan bu kuralı hep çiğnedi, AKP’nin kampanyalarına liderlik etti.

“Mitingde de Erdoğan’ın adını taşıyan bandanalar takan çok sayıda kişi vardı. Fakat Binali Yıldırım yazan bir ürün görmek mümkün değildi.”

Kaynakhttp://t24.com.tr/

AİHM, AKP iktidarı boyunca Türkiye’yi 270 milyon liralık tazminata mahkûm etti!

CHP’li vekil: Türkiye, son 3 yılda en çok hak ihlali yapan 5 ülke arasında.

CHP Ankara Milletvekili, Meclis İnsan Hakları Komisyonu Başkanvekili Şenal Sarıhan, AKP’nin 15 yıllık iktidarı boyunca hak ihlalleri konusunda nasıl bir sınav verdiğinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) yapılan başvuru sayıları ve mağdurlara ödenen tazminat miktarlarının açıkça ortaya koyduğunu söyledi. Adalet Bakanlığı raporları ve resmi açıklamalara göre, Türkiye 15 yılda hak ihlalleri nedeniyle 270 milyon 816 bin lira tazminat ödedi. 

“Türkiye, son 3 yılda en çok hak ihlali yapan 5 ülke arasında”

Sarıhan’ın verdiği bilgiye göre, Türkiye, AKP’nin 2002- 2017 yılları arasında her yıl aleyhine en çok  başvuru yapılan ülkeler içinde en üst sıralarda yer aldı, son üç yıllık raporlarda ise en çok hak ihlali yapan ilk beş ülke arasında.

Türkiye, AKP döneminde 270 milyon lira tazminat ödedi

AKP’nin iktidarı boyunca, “Özgürlük ve güvenlik hakkı”, “yaşam hakkına ilişkin etkin soruşturma”, “adil yargılanma”, “ifade özgürlüğü”, “insanlık ve onur dışı muamele” gibi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) çeşitli maddelerindeki ihlaller nedeniyle Türkiye AİHM kanalıyla yaklaşık olarak 247.458.360 lira tazminat ödemek zorunda kaldı. Bu rakama Anayasa Mahkemesi’ne yapılan bireysel başvuru hakkının yürürlükte olduğu 2012’den bu yana yapılan 94 bin 732 başvuruyu ve ödenen 23 milyon 358 bin 81 TL tazminatı eklendiği takdirde Türkiye’nin hak ihlalleri nedeniyle bir servet ödediği görülüyor.

Sarıhan’ın yazılı açıklaması şöyle: 

2016 yılı

AİHM’nin Avrupa Konseyi ülkeleri arasında hakkında en çok ihlal kararı verdiği ülkeler arasında Türkiye ikinci sırada yer aldı. Adalet Bakanlığı Faaliyet Raporu 2016 rakamları, Türkiye’deki hak ihlalleri açısından durduğu yeri çok net ortaya koydu.

Türkiye, 2016 yılında Ukrayna’nın ardından aleyhine en çok başvuru yapılan devlet oldu. 2016 yılında Türkiye aleyhine yapılan başvuru sayısı 12.600 iken 77 ihlal kararı ile toplam 6.884.273 AVRO tazminat ödedi.
Türkiye hakkında verilen 77 ihlal kararında, ilk sırada gelen konu “özgürlük ve güvenlik hakkı”, ikinci sırada “yaşam hakkına ilişkin etkin soruşturma”, üçüncü sırada “adil yargılanma hakkı”, dördüncü sırada “insanlık ve onur kırıcı muamele” beşinci sırada “yaşam hakkı”, altıncı sırada “ifade özgürlüğü”, yedinci sırada ise “serbest seçim” ihlalleri gelmektedir.

2015 yılı

Bu vahim tabloda 1 yıl geriye gittiğimizde 2015 yılında, 8.450 başvuru ile ilgili 79 ihlal kararı verilmiştir. 2015 yılı ortalama ihlal kararı sayısı 26 iken Türkiye’nin başvuru sayısına oranla verilen ihlal kararı sayısı oldukça yüksektir, ortalamanın neredeyse 3 katı kadardır.

2015 yılında da ihlaller sırasıyla “adil yargılama”, “özgürlük ve güvenlik hakkı”, “insanlık ve onur kırıcı muamele” olmuştur.

Türkiye’nin 2015 yılında ödediği tazminat miktarı; ise 1.522.999 AVRO olmuştur.

2014 yılı

2014 yılına baktığımızda Türkiye hakkında en çok başvuru yapılan 4. ülke konumundadır. Türkiye hakkında yapılan 9.448 başvuruya ilişkin 94 ayrı ihlal kararı verilirken Türkiye’nin bu ihlaller için ödediği rakam 4.844.006 AVRO olmuştur.

2013 yılı

2013 yılında Türkiye aleyhine 10.931 başvuru dosyası bulunmaktadır. İhlallerin en yoğun olduğu ilk beş  ülke  arasında yer alan Türkiye, 2013 yılı itibarıyla 3.982.608 AVRO tazminat ödemiştir.

AKP’nin ilk 10 yıllık dönemine baktığımızda ise; her yıl yeni eklenen başvuru sayısı ve ödenen tazminat miktarındaki ciddi artışı görebiliyoruz. AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında “binler” düzeyinde ödenen tazminat miktarı sadece bir yıl sonra “milyon” rakamlara ulaşmıştır.

AKP’nin ilk 10 yılında AİHM’e yapılan başvuru sayısı ve tazminat miktarları

2002 yılında 3 bin 862 başvuru,     304 bin 848.80 Euro
2003 yılında 3 bin 538 başvuru,     1 milyon 728 bin 351 Euro
2004 yılında 3 bin 669 başvuru,     22.227.431,00 TL (1 Mayıs- 31 Aralık)
2005 yılında 2 bin 486 başvuru      16.218.875,48 TL
2006 yılında 2 bin 249 başvuru,     13.847.145,88 TL
2007 yılında 2 bin 812 başvuru,      26.221.833,85 TL
2008 yılında, 3 bin 706 başvuru,     10.391.440,84 TL
2009 yılında 4 bin 452 başvuru,      11.662.799,72 TL
2010 yılında 5 bin 792 başvuru,      33.099.333,12 TL
2011 yılında 8 bin 656 başvuru,      37.137.069,80 TL
2012 yılında 9 bin 53 başvuru,         10.135.597,00 TL (İlk iki ay) +3.929.200,41 TL (1 Haziran-31 Aralık)

Kaynakhttp://t24.com.tr/

Sayfa1 → 661234Son Sayfa »