Erdoğan, yeni sistemin ilk kabinesini açıkladı

Cumhurbaşkanı: Ülkemiz tarihinin en önemli demokratik dönüşümlerinden biri bugün başarıyla tamamlanmıştır.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yeni kabineyi açıkladı. Yeni kabinede eski bakanlardan dördü yer alırken; Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar da Milli Savunma Bakanı oldu. Eski bakanlardan Abdulhamit Gül Adalet Bakanı, Süleyman Soyluİçişleri Bakanı, Mevlüt Çavuloğlu Dışişleri Bakanı ve Berat Albayrak da Hazine ve Maliye Bakanı olarak görevlendirildi. 

Kabinede kamuoyunun adını pek duymadığı sürpriz isimler de yer aldı. Medipol Üniversitesi’nin mütevelli Heyeti ve Yönetim Kurulu Başkanı Fahrettin Koca Sağlık Bakanı oldu. Kültür ve Turizm Bakanı ise ETS Turizm Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ersoy oldu. Milli Eğitim Bakanı koltuğuna da Talim ve Terbiye Kurulu’ndan Ziya Selçuk oturdu. Eski Karayolları Genel Müdürü Mehmet Cahit Turan da Ulaştırma ve Altyapı Bakanı, eski TOKİ Başkanı Murat Kurum Çevre ve Şehircilik Bakanı oldu.

Yeni kabine şöyle:

Cumhurbaşkanı Yardımcısı: Fuat Oktay
Adalet Bakanı: Abdulhamit Gül
Dışişleri Bakanı: Mevlüt Çavuşoğlu
İçişleri Bakanı: Süleyman Soylu
Milli Savunma Bakanı: Hulusi Akar
Milli eğitim Bakanı: Ziya Selçuk
Sağlık Bakanı: Fahrettin Koca
Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı: Fatih Dönmez
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı: Mehmet Cahit Turan
Çevre ve Şehircilik Bakanı: Murat Kurum
Tarım ve Orman Bakanı: Bekir Pakdemir
Kültür ve Turizm Bakanı: Mehmet Ersoy
Gençlik ve Spor Bakanı: Mehmet Kasapoğlu
Çalışma, Sosyal Hizmetler ve Aile Bakanı: Zemra Zümrüt Selçuk
Hazine ve Maliye Bakanı: Berat Albayrak
Ticaret Bakanı: Ruhsar Pekcan
Sanayi ve Teknoloji Bakanı: Mustafa Varank

Erdoğan, kabineyi ilan etmeden önce yaptığı açıklamada, “Ülkemiz tarihinin en önemli demokratik dönüşümlerinden biri bugün başarıyla tamamlanmıştır” dedi. Erdoğan’ın açıklamaları şöyle:

-Dünyada yönetim sistemini demokratik yollardan değiştirebilen az sayıdaki ülke arasına girdik. 16 Nisan halk oylaması ve 24 Haziran seçimleri demokrasinin ispatı olmuştur. Gerek katılım itibariyle, gerekse kesin sonuçlara baktığımızda ortaya çıkan tabloyla eşi benzeri olmayan bir seçim gerçekleşmiştir.

-Yüreğinde ülke ve millet sevdası olan herkesle çalışmaktan memnuniyet duyacağız.

“MHP’yle işbirliğimizi inşallah Meclis’te de sürdüreceğiz”

-MHP’ye, başta Genel başkan Bahçeli olmak üzere teşekkür ediyorum. İşbirliğimizi inşallah Meclis’te de sürdüreceğiz.

-Yeni yönetim mimarisini seçimden önceki günlerde milletimizle de paylaşmıştık. Geçen hafta aski sistemden yeni sisteme geçişin altyapısı mahiyetindeki kanun değişiklikleri Resmi Gazete’de yayınlandı.

-1 numaralı Cumhurbaşkanlığı kararnamesini yayınladık. Yeni yönetim yapısının çatısını resmen hayata geçirmiş olduk. Yeni sistemi en üstten en alta kadar devletimizin bütün hücrelerine nüfus ettirmeye kararlıyız. Yürütme görevi konusunda aksaklıklar, eksiklikler konusunda öne sürülecek bahane kalmamıştır. Anayasanın cumhurbaşkanına verdiği yürütme yetkileri konusunda hiçbir mazerete sığınma hakkımız bulunmuyor.

-En önemli yetkilerimizden biri de kabineyi hiçbir sınırlama olmadan oluşturabilme imkanıdır. Başkan yardımcımızla birlikte kabinedeki bakan sayısını 17’ye indirdik.

-Yeni yönetim sistemimizi reformist bir anlayışla en aşağıdaki memura kadar indireceğiz. Özel sektörden STK’ya tüm dinamiklerin kendilerini yenileyeceklerine de inanıyorum. Yasama ve yargı organlarımızın da kendilerini geliştireceklerini ümit ediyorum. Bizden sonraki nesillere de çok güçlü bir zemin hazırlamış olacağız.

-Rabbim yar ve yardımcımız olsun.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ilk kabinesinde yer alan alan bakanlar yarın (10 Temmuz Salı) saat 15.00’te yemin edecek.

Kaynak : http://t24.com.tr/

Türkiye’nin ayağına dolaşan lobicilik maceraları

Amberin Zaman

Dün Washington’da birkaç haftadır gösterimde olan ve ABD’li eleştirmenler tarafından övgü yağmuruna tutulan Kedi belgeselini izledim. İstanbul’da  çekilen film İstanbulluların sokak kedileriyle iç içe geçen yaşamlarını anlatıyor.

Belgesel, devletin on milyonlarca dolarla akıtarak yıllardır başaramadığını 80 dakikada başarıyor.

İzleyiciye Türkiye’yi ve Türk insanını sevdiriyor. Türkiye’ye derhal gitme arzusunu uyandırıyor.

Film neden bu kadar etkili? Gerçek olduğu için. İstanbul’a özgü, sahici bir hikayeyi anlattığı için. Süslemeden püslemeden, tüm yalınlığıyla ama mizah da katarak.

Bir filmin başaramadığını Türk devletinin neden başaramadığına gelince… Ne şekilde ambalajlarsanız ambalajlayın, hangi lobi şirketine milyonlarca dolar akıtırsanız akıtın, anlattıklarınız doğru değilse, hikayeniz özünde kötüyse ve haksızsanız kimseyi kandıramazsınız.

Tutuklu gazeteci sayısıyla dünya birincisisiniz. Halkın oylarıyla seçilen onlarca belediye başkanını, milletvekilini hapislerde çürütüyorsunuz. Vatandaşlarınızı bodrumlarda yanarak can vermesine göz yumuyorsunuz. Ve bunu Birleşmiş Milletler raporlarla belgeliyor.

Ama dünyaya ‘demokrasi’ diye yutturmaya çalışıyorsunuz. Yutmuyorlar işte.

Birkaç yıl öncesine kadar yere göğe sığdırılamayan Türkiye, sürekli olarak olumsuzluklarla anılıyor.

Dün The New York Times’da yer alan bir haber yine Türkiye’nin başını ağrıtacak cinsten.

Trump’a yakınlığıyla tanınan New York’un eski belediye başkanlarından Rudy Giuliani’nin davaya bakan savcıları bypass ederek Rıza Sarraf’ın durumunu görüşmek üzere Trump yönetiminden bazı kişilerle bir araya gelmek istediği kaydediliyor.

Sarraf’ın savunma ekibine dahil edilen Giuliani’nin geçtiğimiz ay Türkiye’de cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Sarraf davasını görüştüğü de ortaya çıktı. Giuliani, Türkiye’ye gitmeden önce Adalet bakanı Jeff Sessions’ı da bilgilendirmiş.

Haberde “Erdoğan’ın davayla ilgili müzakerelerde müdahalesi derinleşiyor” ifadesi yer alıyor.

Aynı zamanda Sarraf’ın 17-25 Aralık yolsuzluk davasında sanık olarak yargılandığı ancak davanın düştüğü de hatırlatılıyor. Açıkça telaffuz edilmese de, Türkiye’nin Trump’a yakın figürler üzerinden davayı etkilemeye çalıştığı ima ediliyor.

Sarraf’la birlikte İran lehine yasadışı faaliyetler yürüttüğü iddialarıyla geçtiğimiz hafta New York’ta tutuklanan Halkbank’ın genel müdür yardımcısı Mehmet Hakan Atilla’nın vereceği ifade de ayrı merak konusu.

Türk medyasının çoğunlukla es geçtiği Michael Flynn skandalı da dinecek gibi değil. Rusya ile ilişkileri ifşa edildikten sonra Trump’ın Ulusal Güvenlik Danışmanlığı koltuğundan istifa etmek zorunda kalan emekli general Flynn, geçtiğimiz ay ABD adalet bakanlığına Türk işadamı Ekim Alptekin’den 530 bin dolar aldığını bildirmişti.

ABD kanunlarına göre yabancı hükümetler adına lobi faaliyeti yürüten ABD vatandaşları, hükümete açıklamada bulunmak zorundalar.

Ödeme, Alptekin’in Hollanda’da kayıtlı Inovo BV hesabı tarafından yapılsa da Flynn, yürüttüğü çalışmaların ‘Türk hükümetinin lehine’ olarak yorumlanabileceğini teslim etti.

Oysa Alptekin, ‘lobicilik faaliyeti’ değil, Türkiye’yi de ilgilendiren milyarlarca dolar değerinde bir projenin ortağı olan İsrailli bir enerji şirketi adına ‘jeopolitik raporlar üretmesi’ için Flynn’e başvurduğunu savunmuştu.

Ne var ki Flynn’in daha ziyade Fethullah Gülen ile uğraştığı meydana çıktı. En çarpıcı ayrıntılardan birini The Wall Street Journal ortaya çıkardı.

Alptekin’in aracılığıyla 19 Eylül’de New York’ta Enerji Bakanı Berat Albayrak ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’yla bir araya gelen Flynn’in, Gülen’in ABD’den nasıl kaçırılabileceğine dair fikir yürüttüğü iddia ediliyor. Gazeteye konu hakkında bilgi veren ve görüşmenin sadece bir kısmına katıldığını belirten eski CIA direktörü James Woolsey, herhangi somut bir planın söz konusu olmadığını ancak tartışılan adımların potansiyel olarak illegal olabileceğinin altını çizdi.

Skandalın ucu İsrail’e de değdi. İsrail’in Kanal 10 televizyonunun baş muhabiri Nadav Eyal, Alptekin’in birlikte çalıştığı ancak yaptığı anlaşma gereği adını açıklamayacağını savunduğu şirkete ulaştı. Şirket, Eyal’e Alptekin ile herhangi bir bağlantısı olmadığını iddia etti.

Bize ulaşan Eyal, haberin peşini bırakmayacağını söylüyor.

Bu arada Flynn, İbrahim Kurtuluş adında bir Türk-Amerikan iş adamının düzenlediği bir etkinlikte konuşma yapmak karşılığında 10 bin dolar aldığını da Adalet bakanlığına bildirdiği ortaya çıktı. Ankara’da yerleşik serbest gazeteci Laura Pitel’e demeç veren Kurtuluş ödemenin kendisi tarafından değil etkinliğin ev sahibi, Koreli işadamı tarafından yapıldığını savundu.

The Financial Times’a da katkı da bulunan Pitel doğal olarak soruyor: “Eğer Bay Kurtuluş’un anlattıkları doğruysa nasıl oldu da Flynn yakından irdelenecek bu denli önemli bir bildirime yanlış kişinin ismini yazabildi?”

Türkiye’nin imajı mı demiştiniz?

Kaynak : Amberin Zaman – http://www.diken.com.tr/

Bharara’dan kendisini ‘FETÖ’cü ilan eden Çavuşoğlu’na: Aptalca propaganda

17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasının kilit ismi İran asıllı işadamı Rıza Sarraf’ı tutuklatan Amerikalı eski başsavcı Preet Bharara, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun kendisini ‘FETÖ’cü ilan etmesini ‘aptalca propaganda’ diye niteledi.

Dün ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’la ortak basın toplantısında konuşan Çavuşoğlu, Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Atilla Hakan’ın, Sarraf davası kapsamında ABD’de tutuklanmasına tepki gösterirken, Bharara’yı Twitter’da Türkiye karşıtı içerikleri paylaşmakla itham ederek, “Eski savcı Bharara, FETÖ ile çok yakından bağları var. Hatta hakim de dahil onlarla daha önce Türkiye’ye gelmişlerdir ve Türkiye’de siyasi etkinliklere katılmışlardır, Türkiye aleyhine konuşmalar var” demişti.

Çavuşoğlu’na tek cümlelik yanıt

New York Times’ta yer alan habere göre gazetecilerin sorularını yanıtlayan Bharara, Çavuşoğlu’nun sözlerine “Artık bakmadığım bir davayla ilgili yabacı bir yetkilinin yaptığı yanlış ve aptalca propaganda hakkında yorum yapmayacağım” diye yanıt verdi.

Bozdağ Bharara’nın ‘FETÖ’ ile birlikte Türkiye’ye karşı yürütülen bir operasyonun ortağı olduğunu da öne sürmüştü.

ABD Başkanı Donald Trump’ın 46 savcının istifasını istemesinin ardından Bharara, görevine son verildiğini duyurmuştu.

ABD’yi dolandırma, İran yaptırımlarını ihlal, bankacılık sahtekârlığı ve kara para aklama suçlamalarından 75 yıla kadar hapis istemiyle yargılanan Sarraf davasının da savcılığını yürüten Bharara, bunun dışında birçok yolsuzluk davasına da bakıyordu.

Kaynakhttp://www.diken.com.tr/

ABD: Esad’ın gitmesi artık önceliğimiz değil

Geçen yıl Obama yönetiminin de Suriye’deki önceliği IŞİD ile mücadeleye kaymıştı.

Amerika Birleşik Devletleri’nin Birleşmiş Milletler (BM) Büyükelçisi Nikki Haley, Trump yönetiminin Suriye politikasıyla ilgili olarak “Önceki hükümetin yaptığı şekilde (Suriye Devlet Başkanı Beşar) Esad’ın gitmesine odaklanamayız” açıklamasını yaptı.Haley “Önceliğimiz artık orada öylece oturup Esad’ı görevden indirmeye odaklanmak değil” dedi.

Barack Obama’nın başkanlığı döneminde ABD Suriye’de Esad’ın görevden ayrılmasını şart koşuyor ve Esad’a muhalif grupları destekliyordu.

BBC’nin haberine göre, ABD’nin desteği, IŞİD’in bölgede etkisini artırmasının ardından başka gruplara kaydı.

BBC’nin ABD Dışişleri muhabiri Barbara Plett Usher, Haley’nin ABD’nin zaten bir süredir uygulamakta olduğu politikayı açıkça dile getirmiş olduğuna dikkat çekiyor.

Geçen yıl Obama yönetiminin de Suriye’deki önceliği IŞİD ile mücadeleye kaymıştı.

“Açıklama talihsiz”

Suriyeli muhaliflerin temsilcilerinden olan Farrah el- Atassi, Haley‘nin açıklamalarını “talihsiz” olarak niteledi ve Amerikan yönetiminin kendilerine çelişkili mesajlar gönderdiğini öne sürdü.

Atassi “Beyaz Saray sözcüsü bugün açıkça Esad’ın geçiş döneminde yer alamayacağını söyledi” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson da Ankara’da Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’yla düzenlediği basın toplantısında, Haley’ninkilere benzer bir açıklama yaptı.

Tillerson, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın geleceği ile ilgili bir soruya “Esad’ın gidip gitmeyeceğine Suriye halkı karar verir” yanıtını verdi.

Kaynak : http://t24.com.tr/

Kabataş Yalanı Volume 2

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Kabataş yalanını hatırlatan bir iddiada bulundu. Çavuşoğlu; “Hayırcı bir grup gelmiş ve orada başörtülü kızlarımızın başörtüsünü zorla çıkarmışlar. Bu insanlık mı?” dedi. Ancak olaya ilişkin bir detay veremedi. Konu hakkında bir şikayete de rastlanmadı.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Antalya’nın Işıklar Caddesi’nde, AKP Gençlik Kollarınca açılan standa saldırı olduğunu iddia ederek “Hayırcı bir grup gelmiş ve orada başörtülü kızlarımızın başörtüsünü zorla çıkarmışlar. Bu insanlık mı?” dedi.

Antalya Ticaret Borsası Meclis Salonu’nda yaptığı konuşma sırasında AKP Antalya İl Başkanı Rıza Sümer’in verdiği notu da okuyan Çavuşoğlu, “Işıklar Caddesi’ndeki bizim gençlik kolları standına hayırcı bir grup gelmiş ve orada başörtülü kızlarımızın başörtüsünü zorla çıkarmışlar. Bu insanlık mı? Affedersiniz hayvanlık. Sen de başka yerde stant kur. Bunların laiklik anlayışı bu” iddiasında bulundu.

Çavuşoğlu’nun açıklaması sosyal medyada “İkinci Kabataş yalanı” tepkisini doğururken, iddia edilen olaya ilişkin herhangi bir haber ya da bilgi olmaması ise dikkat çekti.

Kaynak : http://gazeteport.com/

Eski CIA Direktörü Woolsey’in iddiası: Berat Albayrak, Çavuşoğlu ve Flynn; Gülen’i kaçırmayı planladı!

Woolsey, görüşmenin 19 Eylül’de New York’ta yapıldığını öne sürdü.

Eski CIA Direktörü James Woolsey, ABD Başkanı Donald Trump’ın Ulusal Güvenlik Danışmanlığı görevinden kovduğu Mike Flynn ile Enerji Bakanı Berat Albayrak, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu‘nun Fethullah Gülen’in sınır dışı edilmesi konusunu görüşürken kaçırma planı da yaptıklarını iddia etti.

Washington Hattı’ndan İlhan Tanır’ın Wall Street Journal’a dayandırdığı habere göre, 19 Eylül’de New York’ta Albayrak, Çavuşoğlu, Inovo BV’nin sahibi iş adamı Ekim Alptekin ile Flynn bir otelde görüşme gerçekleştirdi. Bu görüşmenin ortasında Woolsey görüşmeye katıldı ve “illegal olması mümkün olan bu konu” dediği Gülen’i Türkiye’ye “kanuni iade sürecini atlayarak” gönderilmesi konusunun görüşüldüğüne şahit olduğunu öne sürdü. Woolsey’in iddiasına göre, plan Gülen’i “gecenin karanlığında Pensilvanya’daki evinden kaçırmak”tı.

James Woolsey

Flynn’in sözcüsünün Wall Street’e yaptığı açıklamaya göre ise Flynn böyle bir konuyu görüşmedi.

Flynn’in ABD Adalet Bakanlığına doldurduğu ‘yabancı ülke için lobicilik kaydı’ (FARA) da, Flynn’in 19 Eylül’de Türk bakanlar ile ve Ekim Alptekin ile yaptığı görüşmeyi ”Türkiye’deki siyasi iklimi daha iyi anlamak için” olduğu kaydı düşülmüştü.

Şimdi ise bu görüşmede Gülen’in nasıl kaçırılacağının görüşüldüğü ileri sürüldü.

CIA eski başkanı Woolsey, WSJ’ye yaptığı açıklamada, Gülen’i ABD’den illegal yollardan çıkarmaya kendisi karşı çıkmış ve ortak bir dost aracılığı ile zamanın Başkan Yardımcısı Joe Biden’i olanlardan haberdar etmiş. Biden ise sözcüsü aracılığı ile konuya yorum yapmazken, Gülen’in mahkemeler aracılığı ile halledilmesinden taraftar olduğunu bildirmiş.

Kaynak : http://t24.com.tr/

İsviçre’den casusluk iddialarıyla ilgili soruşturma

İsviçre Federal Savcılığı ülkedeki Türklere yönelik casusluk iddiaları üzerine soruşturma başlattı. Savcılık, İsviçre’deki Türklerin takip edildiği yönünde somut kuşkular bulunduğunu bildirdi.

İsviçre Federal Savcılığı ülkedeki Türklere yönelik casusluk iddiaları üzerine soruşturma başlattı. Federal Savcılık tarafından Fransız Haber Ajansı AFP’ye Cuma günü yapılan açıklamada, “siyasi bir istihbarat birimi” tarafından İsviçre’deki Türklerin takip edildiği yönünde “somut” kuşkular bulunduğu belirtildi. Savcılığın açıklamasında, İsviçre hükümetinin yeşil ışık yakmasının ardından soruşturmanın mart ayının ortasında başlatıldığı ifade edildi. Ancak soruşturmadan etkilenen kuruluşlar ve kişiler konusunda ayrıntılı bilgi verilmedi.

İsviçre medyasında yer alan haberlerde ise soruşturmanın 16 Mart’ta başlatıldığı belirtildi. Tages-Anzeiger gazetesinde yaklaşık iki hafta önce yer alan haberde, Zürih Üniversitesi’nde 11 Ocak’ta düzenlenen “Ermeni soykırımı” konulu bir seminerde iki kişinin akıllı telefonları ile katılımcıların fotoğrafını çektiği belirtilmişti. Bunun yanısıra Aralık ayında Cumhuriyet gazetesi eski genel yayın yönetmeni Can Dündar’ın Zürih Üniversitesi’nde katıldığı bir toplantıda katılımcıların görüntülerinin çekildiği kaydedildi.

İsviçre Dışişleri Bakanı Didier Burkhalter, Türk mevkîdaşı Mevlüt Çavuşoğlu ile Zürih’te yaptığı görüşmenin ardından, İsviçre’nin Türklere yönelik “yasadışı istihbarat faaliyetlerini ciddiyetle soruşturacağı” açıklamasında bulunmuştu.

 © Deutsche Welle Türkçe

DW/AFP, JD/BK

Kaynak : http://www.dw.com/tr/

İşte, Hollanda ile kayıkçı kavgasının belgeleri!..

Ahmet Takan

“Maskeli balo sona eriyor” mu?.. Hiç sanmıyorum!.. AB ile ortaklaşa tiyatro sahnesine konulan “Haçlı-Hilal kavgası” son sürat devam ediyor… Hıristiyan anayasasını, Papa hazretlerinin manevi huzurunda, Hollanda Başbakanının hediye ettiği dolma kalemlerle imzalayanların en yüksek perdeden sallamaları!.. Paralelinde yurt içinde yapılan ahret istismarları, üretilen sahte hadisler, dinbazların camilerde referandum propagandaları…

Şöyle kısa geçmişi bir hatırlarsak, aslında maskeli balonun devam ettiğini, hiç de sona ermediği ve aklımızla irademizle alay edilmesine müsaade ettiğimiz sürece de devam edeceğini de çok net olarak görebiliriz.

Ta başından beri, Almanya, Hollanda ve Avusturya ile en yüksek perdeden yürütülen atışmaların kayıkçı kavgası olduğunu söylemiştik. Yeri geldikçe belgelerini alt alta dizmiştik. Maskeli balonun bir perdesini daha açık hale getirelim o zaman!.. Çok değil. Üstünden daha bir buçuk yıl geçmedi. Tarih 8 Aralık 2015…

Hollanda Savunma Bakanı Jeanine Hennis ve Hollanda Göçmen Bakanı Klaas Dijkhoff, Yunan Savunma Bakanı Kammenos ile birlikte askeri helikoptere binerek Yunanistan’ın işgal ettiği Aydın Bulamaç Adası‘na gitmişlerdi. Üstelik, Bakanları taşıyan Yunan CH 47 askeri helikopteri Türk hava sahasını 2 mil ihlal ettikten sonra Türk topraklarına inmişti.

Aydın Bulamaç Adası’nda incelemelerde (!) bulunan Hollanda Savunma Bakanı Hennis, Hollanda Göçmen Bakanı Dijkhoff ve Yunan Savunma Bakanı Kammenos, işgalci Yunan askerleri ile birlikte Türkiye ile alay edercesine fotoğraf çektirmiş dünyaya servis etmişlerdi.

Hollandalı Bakanlar ve Yunan Savunma Bakanı Kammenos aynı gün helikopterle yine Yunanistan tarafından işgal atında tutulan Aydın ilimizin  Eşek Adası‘na geçmişlerdi. Bakanları taşıyan Yunan CH 47 askeri helikopteri Türk hava sahasını 3 mil ihlal etmiş ve Türk topraklarına inmişti. Hollandalı Bakanlar ve Kammenos, Belediye Başkanı Kottoros ile birlikte burada da “hatıra” fotoğrafı çektirmekten geri durmamışlardı.. Aydın Eşek Adası sözde Belediye Başkanı Kottoros yapmış olduğu konuşmada, “Hollandalı Bakanların Eşek Adası’na yaptıkları ilk ziyaret” olduğunu ballandıra ballandıra vurgulamıştı!..

Hollandalı Bakanların, Aydın Eşek Adası ve Aydın Bulamaç Adası’na yaptıkları ziyaret, Yunan Hükümeti ile birlikte resmi ziyaret kapsamında planlanmış ve icra edilmişti. O zamanlar, bu icraatlar tüm dünyanın gözü önünde açıktan gerçekleşiyordu. Hollandalı Bakanlar, Eşek ve Bulamaç Adası’na resmi ziyaret yaparak, Türk topraklarındaki Yunan işgaline açık destek veriyorlardı…

Yunanistan da, ilk defa, başka bir ülkenin Bakanlarını, Eşek ve Bulamaç adalarına götürmek suretiyle Ege’deki işgale resmiyet kazandırıyordu. Ziyaret ile ilgili haber, fotoğraf ve video görüntüleri, hem Yunan basınında hem de Yunan Savunma Bakanlığı resmi internet sitesinde çarşaf çarşaf yayımlanıyordu.

O zamanlar, Türkiye’de resmi ve siyasi makamlarda tık yoktu. Ne maskeli balonun sona erdirilmesi vardı… Ne de Haçlı işgallerine meydan okuyanlar!.. Dışişleri uykudaydı. Savunma Bakanlığı üstüne yorgan çekmişti… Hollanda Büyükelçisini bırakın Dışişleri Bakanlığı’na çağırmayı, yalandan kınama açıklaması bile yapılmıyordu…

Ümit Yalım’dan sert tepki

Millî Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri emekli Kurmay Albay Ümit Yalım da, Hollanda Savunma Bakanı Bayan Hennis ve Hollanda Göçmen Bakanı Dijkhoff, 8 Aralık 2015’te, Türk topraklarına, hiçbir engelle karşılaşmadan, yasa dışı yollardan, elini kolunu sallayarak ve pasaportsuz olarak girerken, Hollanda Hükümeti, 11 Mart 2017’de, Türk Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nu ülkesine sokmadı, Aile Bakanı Bayan Kaya’yı da sınır dışı etti” dedi. Yalım, tepkisini şöyle dile getirdi;

Hollanda’nın Türk bakanlara ve Türk soydaşlarımıza yaptığı uygulama asla kabul edilemez. Ancak Hollandalı iki bakan, on beş ay önce Yunan askeri helikopteri ile Türk topraklarına yasa dışı yollardan ve pasaportsuz olarak girdiğinde kimsenin sesi çıkmadı. Hollandalı Bakanlar, Türk topraklarındaki Yunan işgaline destek verirken, Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenlik haklarını yok sayıp Türk devletine meydan okurken Erdoğan ve Çavuşoğlu neredeydi?

İktidar mensuplarının, ‘Bedelini ödeyecekler!’, ‘Hollanda ne ki? Bizim kürdan cebimiz.’, ‘Naziler! Nazi kalıntıları!’, ‘Hesabını soracağız!’, ‘Hollanda lâle ülkesiymiş. Sen ne lâlesisin ya?’ gibi söylemleri içi boş söylemlerdir.

Hollandalı bakanlar, 8 Aralık 2015’te, Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenlik haklarını yok sayıp Türk devletine meydan okurken, Yunan askerleri ile birlikte işgale destek verirken sessiz kalan, Hollanda’ya müzik notası bile veremeyen Erdoğan ve Çavuşoğlu’nun bugünlerde Hollanda’ya meydan okuması kayıkçı kavgasından başka bir şey değildir.

Hollanda Savunma Bakanı Bayan Hennis ve Hollanda Göçmen Bakanı Dijkhoff hâlâ görevdeler. İktidar mensuplarının cesaretleri varsa aynı eleştirileri Bayan Hennis ve Bay Dijkhoff için yapsınlar.

Kaynak : Ahmet Takan – http://www.yenicaggazetesi.com.tr/


YouTube Preview Image

Merkel’den Hollanda’ya tam destek

Almanya Başbakanı Angela Merkel Hollanda ile Türkiye arasındaki tırmanan gerginlikle ilgili açıklamalarda bulundu. Merkel Hollanda’ya ‘tam destek’ verildiğini söyledi.

Münih’te Alman iş çevrelerinden temsilciler ile düzenlenen bir toplantıda konuşan Almanya Başbakanı Angela Merkel, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kamuoyu önünde Almanya’ya Nazi benzetmesinde bulunmasını “hiçbir biçimde kabul edilemez” olarak niteledi. Merkel bu tür benzetmelerin yanlış anlamalara yol açacağını, ayrıca Nazi döneminde kurbanların çektikleri acıları da azımsamak anlamına geldiğini belirtti.  

Hafta sonunda Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Hollanda’ya giriş yapmasının engellenmesi üzerine Türkiye ile Hollanda arasında ağır bir kriz baş göstermişti. Olayın ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hollanda hükümet üyelerini de “Nazi kalıntısı” olarak nitelendirmişti.

Merkel: Tam bir dayanışma içindeyiz

Federal Meclis’te yaptığı konuşmada, Türk siyasilerin Almanya’ya Nazi benzetmesinde bulunmalarını reddettiğine bir kez daha değinen Başbakan Merkel, bu tavrının Almanya ile dost olan, örneğin Hollanda gibi ülkeler için de tamamen geçerli olduğunu belirtti. Merkel, “Özellikle de Nasyonal Sosyalizm’den en fazla zarar gören ülkelerden birinin Hollanda olduğu göz önünde bulundurulduğunda bu benzetmelerin hiçbir kabul edilir yanı kalmaz. Bu nedenle Hollanda’ya tam destek veriyorum ve tam dayanışma içindeyim” diye konuştu.

Merkel-Trump buluşması

Başbakan Merkel salı günü ABD’ye giderek, Başkan Donald Trump ile doğrudan temaslarda bulunacak. Merkel, ABD’nin Almanya‘nın ve de tüm AB’nin anahtar konumdaki ticarî partneri olduğunun altını çizerek, „Bu ticarî ilişkiler heriki taraf için de avantajlıdır. Doğrudan görüşmeler her zaman daha iyidir. Başkan Trump ile yüzyüze görüşecek olmaktan memnuniyet duyuyorum” diye konuştu.

Almanya Başbakanı Merkel’in ABD ziyareti öncesinde Alman ekonomi çevreleri de ABD ile ticarî ilişkilerin önemine dikkat çektiler. Alman Sanayiciler Birliği (BDI), ABD Başkanı Trump’ın yabancı şirketlerin gümrük cezaları yoluyla ABD içinde üretim yapmaya zorlanmasını içeren yeni ekonomik planlarının ise soğukkanlıkla karşılanması gerektiğini bildirdi.

© Deutsche Welle Türkçe

dpa/afp/ÇA/BÖ

Kaynak : http://www.dw.com/tr/

Ümit Kıvanç: Biz neyin lalesiyiz?

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Hollanda Başbakanı Mark Rutte‘a yönelik olarak “Sen ne lalesisin bilmiyorum” demişti.

Portakalları sıkıp suyunu içmek, kendi kimlik kartında bulunması gereken kelimeleri yabancı ülke adının başına koyup hakaretler savurmak, temsilcilikler önünde, polisin sana bir şey yapmayacağını, aksine muhtemelen destek olacağını, en fazla, taşkınlığı ileri götürürsen “yapma birader” diyeceğini bilerek, bütün o rahatlık içerisinde, her an içeri dalıp küffarı telef, malını yağma edebilecekmiş pozlarıyla tafra yapmak filan kolay.

Kendi topraklarında, senin koruman, garantin altındaki konsolosluk binasının çatısında dalgalanan bayrağı indirip yerine kendi bayrağını çekmense, rezalet olmasının, “yapma birader” sınırının çook ötelere kaydırılmış olduğunu göstermesinin yanısıra, ciddî hastalık belirtisi. O kişi oraya nasıl girdi, polis nasıl izin verdi… bunları sormuyoruz haliyle. Fakat bu eylemin nasıl bir kafa yapısı, nasıl bir ruh haliyle, hangi maksatla yapıldığını, yapanın ne bakımdan tatmin hissettiğini falan ciddî olarak sorgulamak, yapılacak her siyasî tartışmadan daha önemli, hattâ daha hayatî, nâçizâne bendenize göre. Eylemi yapan ve orada Türk bayrağını görünce coşkuya kapılıp tekbir getirenler, binayı Hollanda ordusunun koruduğunu mu sanmaktalar? Haçlıları mı yendi şahıs? Nedir? (Aynı şekilde, Hollanda’nın yaptığına karşılık İncirlik’teki Almanların Polis Özel Harekât tarafından gözaltına alınmasını ve hepsinin kafasına çuval geçirilmesini savunan insanların da teşkilatlı tıbbî bakım ve tedavi altına alınması gerekmez mi?)

Tepkinin bindirilmiş kıta kısmını, bu sosyal-psikolojik, patolojik boyutlar dışında konu etmenin mânâsı yok. Öbür kısmı, yaşanan skandaldan bir millî mağduriyet hissi üretme ve bundan yararlanarak nicedir ayrı düşülmüş devlet ve iktidarla hiç değilse bir vesileyle yanyana gelme arzusudur ki, ilki mi daha alçaltıcı, bu mu daha küçültücü, tayin etmek zor. Bir de sırf AKP’yi dövüyor diye Hollanda’yı tutma hali var; onu da bu kendini aşağılama müzikalinde koroya katmak yanlış olmaz.

En alçaltıcı ve küçültücüsü ise, herhalde, başka ülkenin yöneticisine “lale” falan denebilmesi. Birçoğumuzun mezar taşına “başkaları adına utanarak yaşadı ve öldü” yazdırılabilir. Sen ne lalesisin? Evet, ne lalesiyiz sahiden?

Lale kime denir? Yurtdışı gezilerinde bizim cebimizden çıkan paralarla sefa süren ve utanmadan afra tafra yapan birine denebilir mi meselâ? Boşverin, bu lafı devamı bizi kötü yere götürür. Kimbilir neyin altına gideriz…

Böyle zamanlarda pek kimsenin yanaşmadığına yönelelim, çocuklarımız torunlarımız hiç değilse üç-beş insan, fırsatçı, ırkçı, millî yaygaraların dışında kalıp olan biteni anlamaya anlatmaya çabalıyormuş, toplumumuz o kadar da akıl fikir vicdan idrak izan yoksunu değilmiş, desin. Aslında bu yapay kriz ve yaygara dönemlerinde olaylara akılla mantıkla, hakkaniyetle yaklaşmaya çalışan nüfusumuz hiç de az değildir. Lâkin ne sesimiz yeterince çıkabiliyor ne de çıkması birilerine ulaşmasına yetiyor.

Olsun. Başka yolumuz yok.

İlk devre

Olanları özetlemeyeceğim, bu yazıyı okuyacak kadar konuyla ilgili herkes zaten takip ediyor. Bazı sorular sıralayacağım.

-Ankara tam olarak ne istedi, Hollanda makamları tam olarak neye engel oldu?

-İstenen, Türkiye Cumhuriyeti devleti adına istenebilecek bir şey miydi yoksa iktidardaki parti adına siyasî çalışma imkânı mıydı?

-Dolayısıyla, Hollanda’nın tutumu TC devletine yönelik sayılır mı yoksa Türkiye’de yapılacak referandumda bir tarafı savunanların siyasî eyleminin engellenmesi mi sözkonusudur?

-Hollanda hükümeti, Türk dışişleri bakanının yapacağı toplantı için, ülkesinde yapılacak seçimlerin ertesindeki bir tarihi önerdi mi?

-Önerdiyse Ankara ne cevap verdi? “Hayır, ille bu hafta geleceğiz” mi dedi?

-Eğer böyle ise benzer durumda Ankara nasıl davranır?

-Hollanda hükümeti, Türk dışişleri bakanının toplantısı için yer konusunda görüşmeler yapıldığını ileri sürüyor. Görüşülen neydi?

-Eğer toplantının Türkiye’nin resmî temsilciliklerinden birine alınması görüşüldü ise, bu bizzat TC yasalarına göre yasak değil mi?

-Görüşme sürüyorken Türk dışişleri bakanının, “ben gelirim, sıkıyorsa önlesinler” anlamına gelen posta koyma eylemi yapmasının ardındaki güdü nedir?

-Ankara, üstelik devlet meselesi değil parti, hattâ tek adam liderliği meselesi olan bir konuda başka devlete posta koyarak sonuç alabileceğini gerçekten düşündü mü yoksa bu posta, kriz çıksın, büyüsün diye mi kondu?

-Benzer bir postayla karşılaşsa Türk hükümeti nasıl davranır?

İkinci devre

Gerisi, biliyorsunuz, TC dışişleri bakanının uçağına iniş izni verilmeyişiyle geldi. Mevlût Çavuşoğlu’nun çıkıp yerini Aile Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya’ya bıraktığı ikinci devreye geçelim.

-Rotterdam şehri yetkilileri (vali veya belediye başkanı), TC konsolosluğuna, başka siyasî-resmî ziyaretçi (bakan) bekleyip beklemediklerini sordu mu?

-Konsolosluk, aile bakanının Almanya’dan karayoluyla geleceğini bilmesine rağmen buna “beklemiyoruz” cevabı verdi mi? Yani yalan beyanda bulundu mu?

-Konsolosluk, bakan Kaya’nın gelişi önlenmesin diye güvenlik görevlilerini farklı araçlarla başka yönlere gönderdi mi? Yani ülkesinde görev yaptığı hükümetin güvenlik güçlerini kandırmak üzere plan yaptı ve uyguladı mı?

-Hollanda polisi bunu fark etti ve esas büyük skandal patlamadan önce bir de böyle kendi halinde ufak skandal yaşandı mı?

-Bakan kimliğiyle yapacağı ziyaret ve ziyaretin amacı bildirilmeden, Aile Bakanı Kaya’nın Hollanda topraklarında diplomatik kimlik ve dokunulmazlık sahibi sayılması mümkün mü?

-Hollanda polisi bakan ve konvoyunu ülkesine sokmamaya, Almanya’ya geri göndermeye çalıştığı sırada bakanın zırhlı aracına binip kapıları kilitlemesi vs., bir hükümet mensubunun yabancı ülke topraklarındaki davranışı olarak değerlendirildiğinde, hangi sınıfa girer? Eylem?

-Benzer durumda Ankara nasıl davranırdı?

-Bakanın “persona non grata”, yani “istenmeyen kişi” ilan edilmesi, resmî kimliğiyle yabancı ülke topraklarında eylem yapma girişiminden ötürü müdür yoksa Hollanda’nın keyfî uygulaması mı?

-Bir de, sokak gösterileri ve polis tepkisi vs. var. Orada olanlara dair soru sormak dahi komik olacak, bu yüzden sorunun şeklini, zeminini değiştirelim: Polisin “dağılın” dediği ama dağılmayan göstericiye Türkiye’de ne yapılıyor? Şunu da eklemeden olmaz: Hollanda’da ne yapılmış? (On altısı gözaltına alındı, on dördü bu yazı yazılırken bırakılmıştı.)

Tam bu bağlamda, oraya doğrudan doğruya krizi büyütmek için eylem yapmaya gitmiş bakanın düşünce ve ifade özgürlüğünden, demokrasiden, insan haklarından sözeden mesajlarını hatırlamamak ve hiçbir ilacın iyi edemeyeceği bulantılara kapılmamak mümkün mü? Bu yüzden, döndükten sonra söylediklerini tamamen duymazdan gelmeye çabalıyoruz.

Sona şu soruları ekleyeyim:

-Hollanda veya başka herhangi bir Avrupa devletinin taze AKP iktidarına yaklaşımı nasıldı?

-Türkiye’nin siyasî ortamı ve devlet-toplum ilişkisi demokrasi-çoğulculuk yönünde gelişecek gibi gözükürken bizzat Tayyip Erdoğan başta, AKP’li bakanların şunların bunların Avrupa ülkelerindeki itibarı ne âlemdeydi?

-Bunlara takılacak bir sürü kulp bulunacağının farkındayım. İyi. O halde şöyle soralım: Beş-altı yıl önce Hollanda veya herhangi bir başka Avrupa devleti, herhangi bir Türk bakana, uçağına iniş izni vermeme veya ‘istenmeyen kişi’ ilan edip sınırdışı etme gibi bir davranışı reva görebilir, buna cüret edebilir miydi?

-“Devlet olarak saygınlık” diye bir kavramı kimse biryerlerde duydu mu?

Ve son sorum, aynaya: Türklerin içinde bulunduğu herhangi bir anlaşmazlık, kavga, çatışma şu bu durumunda Türk tarafının hiçbir zaman herhangi bir kusuru kabahati olmuş mudur, var mıdır, olabilir mi, düşünülebilir mi, iddia edilebilir mi, değiştirilmesi teklif dahi edilebilir mi, falan..?

Ümit Kıvanç*


* Bu yazı Gazeteduvar’da yayınlanmıştır

Kaynak : http://t24.com.tr/

Sayfa1 → 41234