‘Sarraf davası’na doğru Erdoğan: Dünyayı ayağa kaldırmayı biliriz

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, ‘Sarraf davası’yla ilgili olarak ABD’ye yüklendi: “Vatandaşımızı itirafçı yapmanın gayreti içindeler, bu işler bittiği zaman dünyayı ayağa kaldırmasını biliriz.”

New York’ta bir buçuk yıldır dolandırıcılıktan tutuklu bulunan 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasının kilit ismi işadamı Rıza Sarraf ve aynı dosya kapsamında yedi ay önce tutuklanan Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Hakan Atilla 16 Kasım’da duruşmaya çıkacak. Davada son olarak eski ekonomi bakanı Zafer Çağlayan da sanık ilan edilmişti.

Sarraf ve Atilla. (Fotoğraf: Reuters)

Erdoğan’ın en sert demeci

Erdoğan,  davayla ilgili bugüne kadarki en sert demecini partisinin grup toplantısında verdi.

Erdoğan ABD’ye şöyle seslendi: “Sizin gücünüz Tayyip Erdoğan’ın 13 tane korumasına gözaltı kararı çıkarmaya yeter. Bir bankamızın altı kere Amerika’ya girip çıkan görevlisini yedinci kez girişinde gözaltına almaya yeter. Öbür taraftan bakıyorsunuz bir başka vatandaşımızı aynı şekilde gözaltına almaya yeter. Ve ondan sonra da onu köşeye sıkıştırarak şunları şunları söylemen halinde şu kadar demek suretiyle itirafçı durumuna düşürmenin gayreti içine girerler. Takipçisiyiz, bu işler bittiği zaman dünyayı ayağa kaldırmasını da biliriz, hepsini açıklayacağız.” 

Hakan Atilla: Delilleri tanıklara gösterelim

Amerika’nın Sesi’nin haberine göre Atilla, duruşmaya 20 gün kala mahkemeye verdiği dilekçede “Savunma olarak tanıklarımız mahkemeyi isim vermekten çekiniyor. Delillerde gizlilik kararı olduğu için tanıklara delilleri gösteremiyoruz. Dosyayla ilgili gizlilik kararı kaldırılsın” dedi.

Dilekçei inceleyen hakim Richard Berman, savunma ve iddia makamlarını uzlaşmaya davet etti.

Hakan Atilla Rıza Sarraf’tan ayrı yargılanmak istiyor.

‘Trump, Berman’la görüştü’

Amerika’nın Sesi’nden Can Kamiloğlu’nun yaptığı habere göre de davanın iddia makamı New York Güney Bölgesi başsavcılığı görevine Türkiye’yle yakın ilişkileri bulunan Geoffrey S. Berman’ın getirilme ihtimali ciddiyet kazandı.

Berman’ın adı bu görev için New York Times’ın yazdığı haberde geçmişti. Atanma ihtimalinin güçlenmesinin nedeni ise ABD Başkanı Donald Trump’ın,  Geoffrey S. Berman ile Beyaz Saray’da görüştüğü yönündeki haber.

Başsavcı adayı Türkiye’nin lobicisi için çalışıyor

Berman, Sarraf’ın da avukatı eski New York valisi Rudy Giuliani’yle birlikte ortağı olduğu Greenberg Traurig firmasında çalışıyor. Firma aynı zamanda Türkiye’nin de ABD’deki lobicilik faaliyetlerini yürütüyor.

Kaynak : http://www.diken.com.tr

“Emine Erdoğan da Reza Zarrab’ı ABD’den istedi”

“Washington, bir sonraki adımın ne olacağından kaygılı”

Türkiye ile ABD arasında yaşanan krizin merkezinde, New York’taki davası 27 Kasım’da başlayacak olan İranlı Azeri işadamı Reza Zarrab’ın bulunduğu öne sürüldü. İddiaya göre bazı ABD’li yetkililer, Amerikan konsolosluğu çalışanı Metin Topuz’un tutuklanmasının Zarrab davasında ‘pazarlık unsuru’ olduğuna inanıyor. Buna göre, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan resmi ziyaretlerindeki temaslarında Zarrab’ın Türkiye’ye iadesini bizzat talep etti.

İddia, Washington Post gazetesi yazarı David Ignatius’un yazısında yer aldı. Ignatius, “ABD-Türkiye anlaşmazlığının merkezindeki adam mahkeme önüne çıkmak üzere” başlıklı yazısına şu ifadelerle başladı: “ABD ile Türkiye arasında giderek sertleşen anlaşmazlığın merkezinde, Türkiye’nin hiddetli Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, para aklama ve dolandırıcılık suçlamasıyla mahkeme önüne çıkmak üzere olan Türk-İranlı altın tüccarının Amerikalı savcılar tarafından serbest bırakılması talebi bulunuyor.”

Erdoğan’ın Zarrab hakkındaki “Vatandaşımı tutuklayacaksın, sonra da itirafçı olarak kullanmak isteyeceksin” sözlerini aktaran Ignatius, Amerikan konsolosluğu çalışanı Metin Topuz’un tutuklanmasının ABD’de bazı yetkililer tarafından ’27 Kasım’daki dava öncesinde Zarrab’ın serbest bırakılması konusunda baskı gücü elde etme girişimi’ olarak yorumlandığını yazdı.

“Emine Erdoğan Jill Biden’la görüştü”

Gazete Duvar’ın aktardığı habere göre Ignatius, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın, 2016’daki ABD ziyaretinde Zarrab’ın bırakılması talebini dönemin ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’ın eşi Jill Biden’a ilettiğini yazdı. Washington Post yazarı şu ifadeleri kullandı:

“Erdoğan’ın Zarrab’ın serbest bırakılması için yürüttüğü kampanya sıradışı. 21 Eylül 2016’da dönemin başkan yardımcısı Joe Biden ile özel görüşmesinde hem Zarrab’ın bırakılmasını hem de [davanın o dönemki savcısı olan] Preet Bharara’nın kovulmasını istedi. Amerikalı yetkililer, 90 dakika süren bu görüşmenin yarısında Zarrab’ın konuşulduğunu söylüyor. Erdoğan’ın eşi de o gece aynı şeyi Jill Biden’dan talep etti. O dönem adalet bakanı olan Bekir Bozdağ ekim ayında Adalet Bakanı Loretta E. Lynch’le yaptığı görüşmede davanın ‘kanıtlara dayanmadığını’ savunarak Zarrab’ın serbest bırakılmasını istedi.”

“Obama’yla son konuşmalarında gündeme getirdi”

Ignatius eski yetkililere dayanarak, Erdoğan’ın konuyu eski ABD Başkanı Barack Obama ile son iki telefon konuşmasında da bizzat gündeme getirdiğini yazdı. Eski bir üst düzey Obama yönetimi yetkilisi, “Erdoğan’ın bu davaya dair saplantısının, davanın ilerlemesi halinde ailesine ve nihayetinde kendisine zarar verebilecek bilgilerin açığa çıkmasından kaynaklandığını varsayıyorduk” dedi. Eski bir yetkili, Erdoğan’ın Biden’la yaklaşık bir yıl önce yaptığı görüşmede savcı Bharara’nın ‘Gülen tarafından kullanıldığı’ yorumunu yaptığını da aktardı.

Ignatius, Türkiye’nin Donald Trump’ın ilk ulusal güvenlik danışmanı Michael Flynn ve danışmanı Rudy Giuliani ile de birlikte çalıştığını hatırlattı; Zarrab’ın savunma ekibine katılan Giuliani’nin ‘ABD’yle Türkiye arasında bir tür anlaşma için Adalet Bakanlığı’na baskı yaptığını’ yazdı.

“Ziyaret, Erdoğan’ın korumalarının gölgesinde kaldı”

“Davayı durdurmak için bu çeşitli girişimlere rağmen süreç ilerledi ve hatta iddianame, eski bir bakan ile önde gelen üç Türk’ü kapsayacak şekilde genişledi” diyen Ignatius, şu ifadeleri kullandı: “Erdoğan Trump’ın Zarrab’ın serbest bırakılması için yaptığı baskıya destek vereceğini ummuş olabilir. Ve Trump da başta Türk lidere sempatik yaklaşıyordu; onu mayıs ayında Washington’a davet etti. Fakat o ziyaret, Erdoğan’ın korumalarının Türkiye elçisinin dışındaki protestoculara saldırmasının gölgesinde kaldı ve Trump’ın manevra alanı kendi yönetiminin etrafındaki soruşturmalar nedeniyle zayıfladı.”

Ignatius, bazı Amerikalı yetkililerin Erdoğan’ın Türkiye’de tutuklu olan papaz Andrew Brunson ile Metin Topuz’u ‘pazarlık unsuru olarak kullanmak istediğinden korktuğunu’ yazdı ve makalesine şu ifadelerle son verdi:

“Türkiye hakkında ‘NATO müttefiki’ tamlaması o kadar çok kullanılıyor ki, Türkiye’nin son dönemdeki adımlarının ne kadar düşmanca ve otokratik olduğu bunun gölgesinde kalıyor. Washington, bir sonraki adımın ne olacağından kaygılı.”

Kaynak : http://t24.com.tr/

ABD’de tutuklu bulunan Halkbank Genel Müdür yardımcısı ve Zarrab’ın davalarının birleştirilmesi istendi

Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Atilla 27 Mart’ta New York’ta gözaltına alınmıştı.

ABD’de tutuklu bulunan Halkbank Genel Müdür yardımcısı Mehmet Hakan Atilla ve Reza Zarrab‘ın davalarının birleştirilmesi talep edildi.

CNN Türk’te yer alan habere göre, New York JFK Havalimanı’ndan Türkiye’ye dönerken 27 Mart tarihinde gözaltına alındıktan sonra tutuklanan Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla ile New York’ta bir yıldır tutuklu olarak yargılanan İran asıllı işadamı Reza Zarrab’ın davaları birleştirilmesi için mahkemeye dilekçe verildi. 

Ne olmuştu?

ABD, Zarrab’ın söz konusu işlemler için Halkbank’ın üst düzey yöneticilerine ve bazı hükümet görevlilerine milyonlarca dolar rüşfet verdiğine dair kanıtları bulunduğunu açıklamıştı.

22 Mart 2016’dan beri tutuklu olan İran asıllı iş adamı Reza Zarrab, hem Türkiye’de hem de Birleşik Arap Emirlikleri’nde yönettiği şirketler ağıyla İran yaptırımlarının etrafından dolaşmakla suçlanıyor.

Zarrab’ın yaptırımları ihlal etmek için kullandığı şirketlerden birisinin ise Türkiye’de faaliyet gösteren Royal Holding AŞ olduğu iddia ediliyor.

ABD’li savcılar, Zarrab ve hakkında tutuklama kararı çıkarılan iki kişinin 2010 – 2015 döneminde aralarında Bank Mellat’ın da bulunduğu büyük İranlı şirketlere finansman sağladığını söylüyor.

Türkiye’de kısa süreli gözaltı

Türkiye’deki 17 – 25 Aralık 2013 yolsuzluk soruşturmalarında da sanık olarak kısa bir süre gözaltına alınan Zarrab daha sonra serbest bırakılmış ve hakkındaki suçlamalar da düşürülmüştü. Dava dosyasında Zarrab, o dönem bakanlık yapan isimlere rüşvet vermekle suçlanıyordu.

O dönemde Türkiye’nin altın ihracatı karşılığı İran’dan doğalgaz alımını yürüten isim olduğu ileri sürülen Reza Zarrab, serbest bırakıldıktan sonra kendisine yöneltilen suçlamalara tepki göstermişti.

Zarrab, 2014’te A Haber televizyon kanalına verdiği bir röportajda “25 milyar TL’lik ihrtacat yapmışım, cari açığın yüzde 15’ini tek başıma kapatmışım. Takdir sizin” demişti.

Zarrab davasının savcısı görevden alınmıştı

ABD Başkanı Donald Trump, İran asıllı Türk vatandaşı Reza Zarrab aleyhindeki iddianameyi hazırlayan New York Güney Bölgesi Başsavcısı Preet Bharara’yı görevden almıştı.

Preet Bharara Twitter hesabından yaptığı açıklamada, “İstifa etmedim. Dakikalar önce kovuldum. New York Güney Bölgesi Başsavcılığı sonsuza dek profesyonel yaşamımın en büyük onuru olacak” demişti.

48 yaşındaki Hindistan asıllı Bharara, 2009’da New York Savcısı olduktan sonra 25 farklı ülkeye gönderdiği güvenlik güçleriyle silah ve uyuşturucu ticaretiyle suçlanan kişileri New York’a getirtmiş ve hakim karşısına çıkartmıştı.

Bharara, yüksek profilli kişileri soruşturmasıyla ve açtığı yolsuzluk dosyalarıyla biliniyor.

Mehmet Hakan Atilla kimdir?

1970 yılında Ankara’da doğdu. Gazi Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü’nden mezun oldu. Meslek hayatına 1995 yılında T. Halk Bankası A.Ş.’de Araştırma Geliştirme ve Planlama Müdürlüğü’nde Uzman Yardımcısı olarak başladı. Bankacılık Kartları ve Nakit Yönetimi Müdürlükleri’nde Uzman olarak görev aldıktan sonra Stratejik Planlama Daire Başkanlığı’nda Yönetmen ve Bölüm Müdürlüğü görevlerinde bulundu. 22.06.2007-11.11.2011 tarihleri arasında Finansal Kurumlar ve Yatırımcı İlişkileri Daire Başkanı olarak görev yapan Atilla, 11.11.2011 tarihinden itibaren Uluslararası Bankacılık’tan sorumlu Genel Müdür Yardımcılığı görevini yürütmektedir.

Kaynakhttp://t24.com.tr/

ABD Vurdu AKP Destekledi

ABD Suriye’deki hava üssünü vurdu… Başkan Trump’ın talimatının ardından Doğu Akdeniz’de konuşlu USS Porter ve USS Ross destroyerlerinden ateşlenen 59 Toma Hawk füzesi, Suriye’nin Şayrat Hava Üssü‘nü hedef aldı.  ABD’nin hava saldırısı sonrası AKP ve Erdoğan cephesinden ard arda açıklamalar geldi.

Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin Şayrat askeri üssüne yaptığı saldırının ‘son derece olumlu’ karşılandığını vurgulayarak, “Benzer suçların cezasız kalmaması ve hesap verilebilirliğin tesis edilmesi yönünde atılacak adımlar Türkiye’nin tam desteğine sahip olacaktır” açıklamasında bulundu.

Dışişleri: Türkiye’nin Tam Desteğine Sahip

Dışişleri’nden yapılan açıklama şöyle:

“Suriye rejiminin insanlık vicdanı önünde ve ilgili uluslararası kuruluşların tespitleriyle sabit, altı yıldır gerek konvansiyonel, gerek kimyasal silahlarla işlediği insanlık ve savaş suçlarının son örneğini teşkil eden Han Şeyhun kimyasal saldırısı sonrasında, ABD’nin sabaha karşı rejimin Şayrat askeri üssüne yaptığı operasyonu son derece olumlu karşılamaktayız. Benzer suçların cezasız kalmaması ve hesap verilebilirliğin tesis edilmesi yönünde atılacak adımlar Türkiye’nin tam desteğine sahip olacaktır. Rejimi halkına karşı sürdürdüğü terör ve toplu cezalandırma uygulamalarından alıkoyacak ve Suriye’de siyasi çözümün önünü açacak bir sürecin ilerletilmesi için 3 milyon Suriyeliyi barındıran bir ülke olarak uluslararası toplumla birlikte çalışmayı sürdüreceğiz.”

İbrahim Kalın : Olumlu

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, ABD’nin Suriye’deki üsse saldırısıyla ilgili ‘Olumlu bir cevap olarak değerlendiriyoruz” dedi. Kalın’ın açıklaması şöyle: “Amerika Birleşik Devletleri tarafından Humus’ta bulunan Şayrat Hava Üssü’ne yönelik bu sabah gerçekleştirilen hava saldırısını, Esed rejiminin savaş suçlarına karşı verilmiş olumlu bir cevap olarak değerlendiriyoruz. Şaryat Hava Üssü’nün kullanılamaz hale getirilmesi, sivillere yönelik kimyasal ve konvansiyonel saldırıların cevapsız kalmaması açısından önemli bir adımdır. Benzer katliamların yeniden yaşanmaması için acilen uçuşa yasak bölge ve güvenli bölgenin hayata geçirilmesi gerekmektedir.”

Kurtulmuş: Vurulması Anlamlıdır

Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’un Fox TV’de yaptığı açıklamaları şöyle: “(ABD’nin Suriye’de rejime ait üsse hava saldırısı düzenlemesi) Cumhurbaşkanımızın da açıkça ifade ettiği gibi biz sadece laf değil icraat görmek istiyoruz. Bu anlamda Amerika Birleşik Devletleri tarafından oradaki askeri üssün vurulması, yani kalkıp sivillerin üzerine ateş eden, muhtemelen kimyasal silahları sivillerin üstüne atan o askeri üssün vurulması önemlidir, anlamlıdır. Ama uluslararası camia, Esed rejiminin bu barbarlığına karşı tavrını çok net bir şekilde sürdürmelidir. Ta ki Esed rejimi artık halkına zarar veremez hale gelebilene kadar. Dolayısıyla bunu olumlu karşılıyoruz ama bunun sonunun gelmesinin ve Esed rejiminin tamamıyla uluslararası alanda cezalandırılmasının şart olduğunu düşünüyoruz.”

Kaynakhttp://gazeteport.com/

ABD Suriye’yi Vurdu!

Trump‘ın ‘Suriye‘ye askeri müdahale seçeneği masada’ sözlerinin ardından ABD, Suriye’nin Al-Shayrat üssünü 50’den fazla Tomahawk füzesi ile vurdu. Reuters, füzelerin Humus yakınlarında Al-Shayrat hava üsssünü hedef aldığını duyurdu.

Pentagon da Suriye rejimine ait Şayrat Hava Üssünü 59 Tomahawk füzesiyle vurduklarını açıkladı. “Başkan Trump’ın talimatıyla ABD kuvvetleri, Suriye Hava Kuvvetlerine ait bir üssü seyir füzeleri ile vurdu” diyen Pentagon Sözcüsü Albay Jeff Davis, saldırı öncesinde gün içerisinde Rusya’yı bilgilendirdiklerini ve Rus askerlerinin o üste bulunduğunu bildiklerini söyledi. Operasyonla ilgili açıklama yapan ABD Başkanı Trump da ”Bu gece kimyasal saldırının yapıldığı askeri üssü hedef alan askeri operasyonun emrini verdim” dedi.

ABD füze destroyerleri Suriye açıklarında

Pentagon’da toplantı sürerken USS Ross ve USS Porter ABD füze destroyerleri Suriye açıklarına yaklaştı. Pentagon’dan yapılan açıklamada Suriye’ye 50’den fazla Tomahawk füzesi atıldığı ifade edildi. Reuters füzelerin Humus yakınlarında Al-Shayrat hava üsssünü hedef aldığını duyurdu.

Saldırıdan önce üs boşaltıldı

Al-Shayrat üssü IŞİD ile mücadele çerçevesinde Rusya’nın Palmira’ya yönelik operasyonları sırasında kullanılmıştı. ABD’nin 84 milyon dolarlık 50 füze ile vurduğu üste ölen veya yaralanan olmadı.

ABD’li kaynaklar saldırıdan önce bilgi verilmesi nedeniyle üssün çok kısa bir süre içerisinde boşaltıldığını açıklandı. Moskova ise kendilerine bilgi verilmediğini açıkladı. Rus askeri kaynakları üssün uçaklar için uygun olmadığı sadece helikopterle için kullanılabildiğini öne sürdü. Saldırının ardından Pentagon kısa bir video ve USS Ross gemisinden fotoğraflar yayınladı.

Pentagon’dan açıklama

Pentagon’da gazetecilere açıklama yapan Albay Davis, “Başkan’ın (Donald Trump) talimatıyla ABD kuvvetleri, Suriye Hava Kuvvetlerine ait bir üssü yerel saatle 4.45, ABD Doğu Yakası yerel saatiyle 8.45’te seyir füzeleri ile vurdu.” açıklamasını yaptı.

Saldırının Humus vilayeti sınırlarının içinde bulunan Şayrat Hava üssüne yönelik yapıldığını ifade eden Davis, fırlatılan Tomahawk Land füzelerinin Doğu Akdeniz’de konuşlu USS Porter ve USS Ross Destroyerlerinden fırlatıldığını ifade etti.

“ABD, kimyasal saldırılara tahammül etmeyecektir”

ABD’nin hava saldırısının Esad yönetiminin4 Nisan’da İdlib’in Han Şeyhun beldesinde gerçekleştirdiği kimyasal silah saldırısına tepki olarak yapıldığını ifade eden Davis, “ABD, kimyasal saldırılara tahammül etmeyecektir.” dedi.

Davis, “Bu füzelerle (hava üssündeki) uçaklar, hangarlar, yakıt ve lojistik destek depoları, güçlendirilmiş uçak sığınakları, mühimmat depoları, hava savunma sistemleri ve radarları vuruldu.” şeklinde konuştu.

Sivil kayıplarını önlemek için mümkün mertebede can kaybının olmamasına dikkat ettiklerini ifade eden Davis, üssün 2013 öncesinde Esed rejimi tarafından kimyasal silah deposu olarak kullanıldığını ve ABD’nin radar izlerinin Han Şeyhun’daki kimyasal saldırıyı gerçekleştirmek üzere bu hava üssünden havalandığını tespit ettiğini ifade etti.

Saldırı sonrası Trump’tan ilk açıklama

ABD Başkanı Donald Trump, ABD’nin Suriye’yi vurmasıyla ilgili “Bu gece kimyasal saldırının yapıldığı askeri üssü hedef alan bir saldırı emrini verdim. Suriye’deki füze operasyonu ABD’nin güvenliği için elzemdi” açıklamasını yaptı.

ABD’nin Suriye’yi vurmasıyla ilgili açıklama yapa Trump, şunları söyledi;
– Bu barbar saldırıyla (kimyasal saldırı) birçok insan ve hatta güzel bebekler yavaş, vahşice ve insafsızca öldürüldü.
– Esad yardıma muhtaç erkek, kadın ve çocukların canını aldı
– Suriye rejiminin kimyasal silah kullandığına hiç şüphe yok
-Bu gece kimyasal saldırının yapıldığı askeri üssü hedef alan askeri operasyonun emrini verdim
– Daha önceki girişimler başarısız olduğu için mülteci krizi devam ediyor ve bölgedeki istikrarsızlık ABD’yi ve müttefiklerini tehdit ediyor
-Bu akşam tüm medeni ülkeleri, Suriye’deki katliamı ve her türlü terörizmi durdurmak için ABD’ye katılmaya davet ediyorum.

Kaynak : http://gazeteport.com/

Zarrab, Trump’ın danışmanını ‘avukat’ yaparak, Erdoğan’la görüşmeye göndermişti ama…

İran’a yönelik Amerikan yaptırımlarını delmek ve Banka dolandırmak suçlamasıyla ABD’de tutuklu yargılanan Reza Zarrab’ın, ABD Başkanı Donald Trump’ın en yakından danışmanlarından birini, New York eski Belediye Başkanı Rudolp Giuliani’yi devreye sokma çabasına, mahkeme hakimi Richard Berman el koydu.

Berman, geçen ay Türkiye’ye giderek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la Zarrab davasını görüşen Giuliani ve ABD eski Adalet Bakanları’ndan Michael Mukasey’in, Zarrab’ın savunma ekibine dahil olmaları konusunda ikna olmadı. Bu konunun tartışılması için 24 Nisan’a duruşma koyan Hakim Berman, yayınladığı gerekçeli kararında da “yargılamanın doğru şekilde yapılması bu mahkemenin görevidir” dedi.

Hakim’in bu çıkışı yapması, Zarrab’ın New York eski Belediye Başkanı da olan ve ABD’nin yeni Başkanı Donald Trump’a yakınlığı ile bilinen Giuliani ve eski Adalet Bakanı Mukasey aracılığıyla, “mahkemenin ardından dolaşma çabasına ket vurma” olarak yorumlandı.

“ZARRAB’IN AVUKATLARININ ÜCRETİNİ KENDİSİNDEN BAŞKA ÖDEYEN VAR MI?”

Savcılık daha önce, Giuliani ve Mukasey’in bağlı olduğu hukuk firmalarının aynı zamanda Zarrab’ın dolandırdığı idddia edilen bankaların da avukatlığını üstlenmiş olmalarının mahkemede “çıkar çatışması yaratabileceğine” işaret etmişti.

Yine benzer şekilde, Giuliani’ni bağlı bulunduğu firmanın, Türkiye Cumhuriyeti ile resmi danışmanlık/lobicilik anlaşması olmasının da, yine çıkar çatışmasına neden olabileceği ifade edilmişti.

Hakim Berman, 24 Nisan’daki duruşmada, tarafların sunumlarıyla birlikte,  tüm bu soruların yanıtlarının aranacağına gerekçeli kararında yer verdi.

Berman Zarrab’ın avukatlarının iddia edilen bu çıkar çatışmalarına açıklık getirmeleri için de bir dizi belge ve bilgiyi 24 Nisan duruşmasından önce mahkemeye iletmelerini de istedi. Berman’ın, Zarrab’ın avukatlarından istediği belge ve bilgilerden öne çıkanlar şöyle;

– Giuliani ve Mukasey ile Zarrab arasındaki avukatlık sözleşmelerinin metni.
– Giuliani ve Mukasey’in Zarrab davası sürecinde oynayacakları rolün tam tanımı.
– Giuliani ve Mukasey’in firmalarının, Zarrab iddianamesinde dolandırıldıkları iddia edilen bankalarla olan ilişkilerinin detayları
– Giuliani’nin bağlı olduğu firmanın, Türkiye Cumhuriyeti hükümeti ile yaptığı danışmanlık/lobi anlaşmasının içeriği ve detayları
– Avukatların ücretlerinin bizzat Zarrab tarafından mı ödeneceği, yoksa başka tarafların mı bu ücretleri üstlendiğine ilişkin bilgi. Eğer ücretler başkaları tarafından ödeniyorsa, ödeyenlerin kim olduklarının detayları.

Kaynak : Zeynep Gürcanlı – http://www.sozcu.com.tr/

Trump’ın eski danışmanı Flynn, Türkiye’den aldığı parayı geri mi verecek?

Belgeler, Flynn’in Türk hükümetinin çıkarlarını korumak üzere 500 bin dolar kabul ettiğini gösteriyor.

Cumhuriyetçi Kongre üyesi Jason Chaffetz, ABD Başkanı Donald Trump’ın eski ulusal güvenlik danışmanı Michael Flynn’in, lobicilik faaliyetleri için Türkiye ve Rusya’dan aldığı yüzbinlerce doları geri ödemesi için çaba harcayacağını söyledi.

Amerikan’nın Sesi‘nin haberine göre, Temsilciler Meclisi Devlet Denetleme Komisyonu’nun en kıdemli Cumhuriyetçi üyesi olan Chaffetz, Devlet Denetleme Dairesi’ne Flynn’e yapılan ödemeleri soracağını bildirdi.

Chaffetz, “Daha önceki örneklerden hareketle, muhtemel cezası aldığı paraları geri ödemek olacak” dedi.

Emekli general Flynn, Trump’ın ulusal güvenlik danışmanlığını sadece 24 gün yapmıştı. Flynn, Rusya büyükelçisiyle Trump göreve gelmeden önce yaptığı görüşme hakkında Başkan Yardımcısı Mike Pence ve diğer yetkililere eksik bilgi verdiği gerekçesiyle Donald Trump’ın isteği üzerine istifa etmişti.

Rusya ve Türkler’in Flynn’e ödediği para yeni mali beyannameler ve Kongre denetçilerinin derlediği bilgilerle yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Belgeler, Flynn’in Türk hükümetinin çıkarlarını korumak üzere 500 bin, Rusya bağlantılı kuruluşlardan da 70 bin dolar kabul ettiğini gösteriyor.

Rusya’dan aldığı miktar, Flynn’in RT televizyonunun 10. yılı kutlaması için Moskova’ya seyahatinin masraflarını da içeriyor. Flynn, bu kutlamada Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin’in yanında oturmuştu.

Flynn, Federal Soruşturma Bürosu (FBI) ve Kongre’nin her iki kanadında süren Rusya’nın ABD başkanlık seçimine Trump’ın kazanmasına yardımcı olmak için müdahil olduğu yönündeki soruşturmanın merkezinde. Amerikan istihbaratı Rusya’nın seçime müdahil olduğu görüşünde. FBI, Trump’ın yardımcılarının suç işleyerek Rus ajanlarla Cumhuriyetçi adayın seçim şansını arttırmak için işbirliği yapıp yapmadıklarını araştırıyor.

Geçen hafta Flynn, Kongre’de ifade vermek için dokunulmazlık istemişti. Kongre üyeleriyse bunun için çok erken olduğunu kaydetmişlerdi.

Amerika Adalet Bakanlığı’nın verilerine göre Flynn Türkiye adına lobicilik faaliyeti yürütmek için Ekim Alptekin’e ait olan merkezi Hollanda’daki Inovo BV şirketiyle bir anlaşma imzaladı. Ancak ne Alptekin ne de Flynn, o dönem bu anlaşmaya dair ABD Adalet Bakanlığı’na bilgi verdi.

Adalet Bakanlığı’na sunulan belgelere göre Flynn’in şirketi Ağustos ayında Türkiye bağlantılı lobi işini aldı. Yine belgelere göre Flynn’in şirketi Alptekin tarafından Türk yetkililerle görüşmek üzere Eylül ayında New York’a davet edildi.

Associated Press ajansına konuşan Alptekin, Flynn’le iki yetkili arasında görüşme ayarladığını kabul ediyor. İşadamı, Türk yetkililerin o dönemde Birleşmiş Milletler Genel Kurul çalışmalarına katıldığını da söylüyor.

Alptekin, “Flynn’ın ekibinden birine kentte olup olmadığını ve buluşmaya gidip gidemeyeceğini sordum ve onlar da onunla irtibata geçti” dedi.

Belgelerde yetkililerin Türk Dışişleri ve Enerji Bakanları olduğu belirtiliyor.

ABD Adalet Bakanlığı’na sunulan belgelere göre Flynn’in şirketi Fethullah Gülen hakkında bilgi topladı ve Amerikalı yetkililere Gülen’e karşı adım atmaları için baskı yaptı. Bunlar arasında Ekim ayında Flynn’in şirketiyle ABD Temsilciler Meclisi İç Güvenlik Komisyonu’nun bir üyesiyle görüşme ayarlanması da var.

O dönem “The Hill” adlı Kongre haberleri geçen gazetede bir makalesi yayınlanan Flynn, Türkiye’nin desteğe ihtiyacı olduğunu belirtmiş ve Erdoğan’ın Gülen’le ilgili uyarılarını gündeme getirmişti. Flynn, Gülen’e Amerika’da güvenli liman sağlanmaması gerektiğini kaydetmişti.

Flynn, Inovo BV ya da Türk hükümetinden Fethullah Gülen karşıtı yazı yazması için talimat almadığını, yazı için de para almadığını söylüyor. Alptekin de, kendisi Gülen karşıtı olmasına rağmen Flynn’in böyle bir yazı yazmasına destek vermediğinin altını çizdi.

Alptekin ayrıca Flynn’in şirketinin faaliyetlerini yetersiz bulduğunu söyleyerek, kendisine ödenen 530 bin doların bir kısmının geri verilmesini istediğini kaydetti.

Kaynak : http://t24.com.tr/

Türkiye’nin ayağına dolaşan lobicilik maceraları

Amberin Zaman

Dün Washington’da birkaç haftadır gösterimde olan ve ABD’li eleştirmenler tarafından övgü yağmuruna tutulan Kedi belgeselini izledim. İstanbul’da  çekilen film İstanbulluların sokak kedileriyle iç içe geçen yaşamlarını anlatıyor.

Belgesel, devletin on milyonlarca dolarla akıtarak yıllardır başaramadığını 80 dakikada başarıyor.

İzleyiciye Türkiye’yi ve Türk insanını sevdiriyor. Türkiye’ye derhal gitme arzusunu uyandırıyor.

Film neden bu kadar etkili? Gerçek olduğu için. İstanbul’a özgü, sahici bir hikayeyi anlattığı için. Süslemeden püslemeden, tüm yalınlığıyla ama mizah da katarak.

Bir filmin başaramadığını Türk devletinin neden başaramadığına gelince… Ne şekilde ambalajlarsanız ambalajlayın, hangi lobi şirketine milyonlarca dolar akıtırsanız akıtın, anlattıklarınız doğru değilse, hikayeniz özünde kötüyse ve haksızsanız kimseyi kandıramazsınız.

Tutuklu gazeteci sayısıyla dünya birincisisiniz. Halkın oylarıyla seçilen onlarca belediye başkanını, milletvekilini hapislerde çürütüyorsunuz. Vatandaşlarınızı bodrumlarda yanarak can vermesine göz yumuyorsunuz. Ve bunu Birleşmiş Milletler raporlarla belgeliyor.

Ama dünyaya ‘demokrasi’ diye yutturmaya çalışıyorsunuz. Yutmuyorlar işte.

Birkaç yıl öncesine kadar yere göğe sığdırılamayan Türkiye, sürekli olarak olumsuzluklarla anılıyor.

Dün The New York Times’da yer alan bir haber yine Türkiye’nin başını ağrıtacak cinsten.

Trump’a yakınlığıyla tanınan New York’un eski belediye başkanlarından Rudy Giuliani’nin davaya bakan savcıları bypass ederek Rıza Sarraf’ın durumunu görüşmek üzere Trump yönetiminden bazı kişilerle bir araya gelmek istediği kaydediliyor.

Sarraf’ın savunma ekibine dahil edilen Giuliani’nin geçtiğimiz ay Türkiye’de cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Sarraf davasını görüştüğü de ortaya çıktı. Giuliani, Türkiye’ye gitmeden önce Adalet bakanı Jeff Sessions’ı da bilgilendirmiş.

Haberde “Erdoğan’ın davayla ilgili müzakerelerde müdahalesi derinleşiyor” ifadesi yer alıyor.

Aynı zamanda Sarraf’ın 17-25 Aralık yolsuzluk davasında sanık olarak yargılandığı ancak davanın düştüğü de hatırlatılıyor. Açıkça telaffuz edilmese de, Türkiye’nin Trump’a yakın figürler üzerinden davayı etkilemeye çalıştığı ima ediliyor.

Sarraf’la birlikte İran lehine yasadışı faaliyetler yürüttüğü iddialarıyla geçtiğimiz hafta New York’ta tutuklanan Halkbank’ın genel müdür yardımcısı Mehmet Hakan Atilla’nın vereceği ifade de ayrı merak konusu.

Türk medyasının çoğunlukla es geçtiği Michael Flynn skandalı da dinecek gibi değil. Rusya ile ilişkileri ifşa edildikten sonra Trump’ın Ulusal Güvenlik Danışmanlığı koltuğundan istifa etmek zorunda kalan emekli general Flynn, geçtiğimiz ay ABD adalet bakanlığına Türk işadamı Ekim Alptekin’den 530 bin dolar aldığını bildirmişti.

ABD kanunlarına göre yabancı hükümetler adına lobi faaliyeti yürüten ABD vatandaşları, hükümete açıklamada bulunmak zorundalar.

Ödeme, Alptekin’in Hollanda’da kayıtlı Inovo BV hesabı tarafından yapılsa da Flynn, yürüttüğü çalışmaların ‘Türk hükümetinin lehine’ olarak yorumlanabileceğini teslim etti.

Oysa Alptekin, ‘lobicilik faaliyeti’ değil, Türkiye’yi de ilgilendiren milyarlarca dolar değerinde bir projenin ortağı olan İsrailli bir enerji şirketi adına ‘jeopolitik raporlar üretmesi’ için Flynn’e başvurduğunu savunmuştu.

Ne var ki Flynn’in daha ziyade Fethullah Gülen ile uğraştığı meydana çıktı. En çarpıcı ayrıntılardan birini The Wall Street Journal ortaya çıkardı.

Alptekin’in aracılığıyla 19 Eylül’de New York’ta Enerji Bakanı Berat Albayrak ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’yla bir araya gelen Flynn’in, Gülen’in ABD’den nasıl kaçırılabileceğine dair fikir yürüttüğü iddia ediliyor. Gazeteye konu hakkında bilgi veren ve görüşmenin sadece bir kısmına katıldığını belirten eski CIA direktörü James Woolsey, herhangi somut bir planın söz konusu olmadığını ancak tartışılan adımların potansiyel olarak illegal olabileceğinin altını çizdi.

Skandalın ucu İsrail’e de değdi. İsrail’in Kanal 10 televizyonunun baş muhabiri Nadav Eyal, Alptekin’in birlikte çalıştığı ancak yaptığı anlaşma gereği adını açıklamayacağını savunduğu şirkete ulaştı. Şirket, Eyal’e Alptekin ile herhangi bir bağlantısı olmadığını iddia etti.

Bize ulaşan Eyal, haberin peşini bırakmayacağını söylüyor.

Bu arada Flynn, İbrahim Kurtuluş adında bir Türk-Amerikan iş adamının düzenlediği bir etkinlikte konuşma yapmak karşılığında 10 bin dolar aldığını da Adalet bakanlığına bildirdiği ortaya çıktı. Ankara’da yerleşik serbest gazeteci Laura Pitel’e demeç veren Kurtuluş ödemenin kendisi tarafından değil etkinliğin ev sahibi, Koreli işadamı tarafından yapıldığını savundu.

The Financial Times’a da katkı da bulunan Pitel doğal olarak soruyor: “Eğer Bay Kurtuluş’un anlattıkları doğruysa nasıl oldu da Flynn yakından irdelenecek bu denli önemli bir bildirime yanlış kişinin ismini yazabildi?”

Türkiye’nin imajı mı demiştiniz?

Kaynak : Amberin Zaman – http://www.diken.com.tr/

Bharara’dan kendisini ‘FETÖ’cü ilan eden Çavuşoğlu’na: Aptalca propaganda

17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasının kilit ismi İran asıllı işadamı Rıza Sarraf’ı tutuklatan Amerikalı eski başsavcı Preet Bharara, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun kendisini ‘FETÖ’cü ilan etmesini ‘aptalca propaganda’ diye niteledi.

Dün ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’la ortak basın toplantısında konuşan Çavuşoğlu, Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Atilla Hakan’ın, Sarraf davası kapsamında ABD’de tutuklanmasına tepki gösterirken, Bharara’yı Twitter’da Türkiye karşıtı içerikleri paylaşmakla itham ederek, “Eski savcı Bharara, FETÖ ile çok yakından bağları var. Hatta hakim de dahil onlarla daha önce Türkiye’ye gelmişlerdir ve Türkiye’de siyasi etkinliklere katılmışlardır, Türkiye aleyhine konuşmalar var” demişti.

Çavuşoğlu’na tek cümlelik yanıt

New York Times’ta yer alan habere göre gazetecilerin sorularını yanıtlayan Bharara, Çavuşoğlu’nun sözlerine “Artık bakmadığım bir davayla ilgili yabacı bir yetkilinin yaptığı yanlış ve aptalca propaganda hakkında yorum yapmayacağım” diye yanıt verdi.

Bozdağ Bharara’nın ‘FETÖ’ ile birlikte Türkiye’ye karşı yürütülen bir operasyonun ortağı olduğunu da öne sürmüştü.

ABD Başkanı Donald Trump’ın 46 savcının istifasını istemesinin ardından Bharara, görevine son verildiğini duyurmuştu.

ABD’yi dolandırma, İran yaptırımlarını ihlal, bankacılık sahtekârlığı ve kara para aklama suçlamalarından 75 yıla kadar hapis istemiyle yargılanan Sarraf davasının da savcılığını yürüten Bharara, bunun dışında birçok yolsuzluk davasına da bakıyordu.

Kaynakhttp://www.diken.com.tr/

ABD: Esad’ın gitmesi artık önceliğimiz değil

Geçen yıl Obama yönetiminin de Suriye’deki önceliği IŞİD ile mücadeleye kaymıştı.

Amerika Birleşik Devletleri’nin Birleşmiş Milletler (BM) Büyükelçisi Nikki Haley, Trump yönetiminin Suriye politikasıyla ilgili olarak “Önceki hükümetin yaptığı şekilde (Suriye Devlet Başkanı Beşar) Esad’ın gitmesine odaklanamayız” açıklamasını yaptı.Haley “Önceliğimiz artık orada öylece oturup Esad’ı görevden indirmeye odaklanmak değil” dedi.

Barack Obama’nın başkanlığı döneminde ABD Suriye’de Esad’ın görevden ayrılmasını şart koşuyor ve Esad’a muhalif grupları destekliyordu.

BBC’nin haberine göre, ABD’nin desteği, IŞİD’in bölgede etkisini artırmasının ardından başka gruplara kaydı.

BBC’nin ABD Dışişleri muhabiri Barbara Plett Usher, Haley’nin ABD’nin zaten bir süredir uygulamakta olduğu politikayı açıkça dile getirmiş olduğuna dikkat çekiyor.

Geçen yıl Obama yönetiminin de Suriye’deki önceliği IŞİD ile mücadeleye kaymıştı.

“Açıklama talihsiz”

Suriyeli muhaliflerin temsilcilerinden olan Farrah el- Atassi, Haley‘nin açıklamalarını “talihsiz” olarak niteledi ve Amerikan yönetiminin kendilerine çelişkili mesajlar gönderdiğini öne sürdü.

Atassi “Beyaz Saray sözcüsü bugün açıkça Esad’ın geçiş döneminde yer alamayacağını söyledi” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson da Ankara’da Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’yla düzenlediği basın toplantısında, Haley’ninkilere benzer bir açıklama yaptı.

Tillerson, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın geleceği ile ilgili bir soruya “Esad’ın gidip gitmeyeceğine Suriye halkı karar verir” yanıtını verdi.

Kaynak : http://t24.com.tr/

Sayfa1 → 212