Baykal’dan erken seçim iddiası

CHP Bursa İl Başkanlığı’nı ziyaret eden eski CHP Genel Başkanı Baykal, burada düzenlenen basın toplantısında, 16 Nisan’da yapılan referandumun arzu ettikleri gibi sonuçlanmadığını söyledi.

Baykal, ‘Hayır’ oranının en az yüzde 75 olması gerektiğini öne sürerek, “Şimdi bu belirsizliği, alaca karanlık dönemini, dalgalı buğulu ortamı netleştirmek lazım. Bunu düzelteceğiz, millet düzeltecek. Önümüzde yapılacak seçimler, ‘Bu anayasayı bu şekliyle uygulayacağım’ diyen kişinin uygulama fırsatını bulup- bulamayacağı seçim olacak. Millet ‘Helal olsun uygula arkadaşım’ diyecek mi, demeyecek mi bakalım? Tarihi bir an olacaktır. Bizim siyasi tarihimizin, modern Türkiye Cumhuriyeti siyasi tarihinin en kritik, en önemli, en tarihi kararı önümüzdeki günlerde alınacak” dedi.

Teorik olarak 2019’da yapılacak seçim hakkında konuşan Baykal, şöyle konuştu:

“Benim kanaatim daha önce. Kasım 2018’de büyük bir olasılıkla bu konuda millet bir karar almak durumunda kalacak. Orada o iş çıkacak. Orada milletimiz, ‘Sen bunu uygulayacağım diyorsun. Bunu uygulamana izin vermiyoruz, bunu kabul etmiyoruz’ diyecektir. Öbüründe nasıl başa baş oldu, bunda daha kararlı olacak.”

“TÜRKİYE’NİN UMUDU OLACAK”

Bursa´nın pek çok açıdan Türkiye´nin en önemli kentlerinden biri olduğunu da vurgulayan Baykal, Bursa´da CHP açısından istenilen noktaya henüz gelinemediğini kaydederek şöyle konuştu:

“Hepimizin gayretlerine rağmen, kendimizi Bursalılar’a yeterince anlatamadık duygusu içinde olduk hep. `Neden Bursa’da hakkımız olduğuna inandığımız düzeyi yakalayamıyoruz, niçin engelleri kıramadık, mesafeyi azaltamadık´ duygusu içindeydik. Bir sanayi kenti, işçi hareketi ortada, tarımsal niteliği çok belirgin bir kent, büyük bir metropol. Eğitim açısından fevkalade önemli. Çevreyle çok yakın ilişkisi var. Biz burada daha iyi olmalıyız duygusu içindeyiz. Artık şartların Türkiye’nin yaşadığı deneyimin bizi, CHP’yi Bursa’da da o özlediğimiz noktaya getirecek aşamaya geldiği izlenimini alıyorum.

CHP BİR PATLAMANIN EŞİĞİNDE

Bursa’da CHP bir patlamanın eşiğinde. Bu bir temenni değil, kanaatimi söylüyorum. Bursa’da CHP’nin yerel yönetimlerde, parlamento seçimlerde, Cumhurbaşkanlığı seçiminde çok şaşırtıcı, bugüne kadar görülenin çok ötesinde bir manzaranın ortaya çıkabileceği kanaatindeyim. Böyle bir olgunlaşma yaşanıyor. Gerçekler ortaya çıkıyor. Son yaşadığımız referandum da aslında bunun işaretlerini verdi. Evet çıktı ama 53.2 ile çıktı. Türkiye’de başa baş olan sonuçlar Bursa’da bunun bir iki puan altında. Bu durumda Bursa’ya öncülük yapmak düşer. Bursa bu işi sürükleyecek, Türkiye’nin umudu olacak.”

Kaynak : http://www.sozcu.com.tr/

Zarrab, Zafer Çağlayan’ın da olduğu iddianame için ne dedi

İran asıllı iş adamı Reza Zarrab’ın yargılandığı mahkemedeki duruşma bugün gerçekleştirildi. CHP ABD Temsilcisi Yurter Özcan da davayı takip eden isimler arasındaydı.

Davaya ilişkin ayrıntıları sosyal medya hesabından yazan Özcan, “Bugünkü Reza Zarrab duruşması kısa sürdü. Zarrab ayakları kelepçeli, saçları kısa kesilmiş şekilde geldi” dedi. Özcan, Zarrab’ın Zafer Çağlayan’ın adının da yer aldığı iddianamedeki suçlamaları reddettiğini belirterek, “Zarrab’ın avukatı Brafman, geçen hafta ibraz edilen yeni iddianameyi ve suçlamaları kabul etmediklerini iletti” ifadelerini kullandı.

Yurter Özcan davayla ilgili şu bilgileri paylaştı:

“(Zarrab) İddianamenin genişlemesinden kaynaklanarak, savunma hazırlığı için daha fazla zamana ihtiyaç olacağını iletti. Buna ek olarak Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla’nın avukatı Rocco kalp ameliyatı geçirmiş. Büyük ihtimalle esastan yargılama 30 Ekim’den ileri bir tarihe atılacak.”

Kaynak : odatv.com/

“Canlı yakalayın, elleri arkadan bağlı, diz çökmüş fotoğrafını çekin”

FETÖ lideri Fethullah Gülen’in, Erdoğan’la ilgili olarak, ‘Canlı yakalayın, elleri arkadan bağlı, diz çökmüş fotoğrafını çekin’ talimatını verdiği ortaya çıktı.

15 Temmuz darbe girişimi öncesinde Pensilvanya’da yapılan toplantıda Fetullah Gülen’in darbecilere verdiği talimatlara ilişkin iddialar yayınlandı.

Aydınlık gazetesinin güvenlik kaynaklarına dayandırdığı iddiasına göre, Gülen, Türkiye imamı aracılığı ile verdiği talimatta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sağ yakalanmasını istedi. Yakalandıktan sonra ellerinin arkadan kelepçelenmesi ve diz çöktürülerek fotoğrafının çekilmesi talimatını veren Gülen’in, Erdoğan’ın bu durumdayken kendisiyle konuşturulmasını ve bu görüntülerin de kaydedilmesi istediği ifade edildi.

SADDAM BENZETMESİ

Fetullah Gülen’in Erdoğan’la ilgili talimatının CIA’nın “itibarsızlaştırma”taktiklerini andırdığını kaydeden güvenlik kaynakları, Irak’ta ABD askerlerinin Saddam Hüseyin’in yakalanmasını dünyaya duyurdukları fotoğraflara dikkat çektiler. Saddam’ın pecmurde, saç sakal birbirine karışmış yeraltında deliklerde sürünen bir fotoğrafının dünya medyasına servis edildiğini vurgulayan güvenlik kaynakları, Fethullah Gülen’in de aynı taktiği Erdoğan için uygulamayı planladığı, ancak başaramadığını söylediler.

DARBE BAŞARILI OLSAYDI

Darbe başarılı olsaydı Fetullah Gülen’in Türkiye’ye dönmeyi planladığını kaydeden güvenlik kaynaklarının verdiği bilgiye göre Gülen’in dönüş planı da CIA ile birlikte organize edildi. Büyük bir törenle İstanbul’a gelmesi ve havaalanında milyonlarca kişi tarafından karşılanması düşünüldü.

Karşılığında ABD’nin tüm isteklerinin karşılanmasının planlandığını kaydeden yetkililere göre darbe girişiminde “emir komuta zinciri” görüntüsü vermek için çok uğraşıldı. Ancak TSK’daki direniş nedeniyle sonuç alınamadı.

“Emir komuta” görüntüsü sağlanamayınca ve darbenin başarısız olacağı anlaşılınca ABD yönetimdeki bir kanadın darbeye desteğini çektiği, olayın ortalığa dökülmesi sonrasında da darbe girişiminin erkene çekildiği belirtildi. Bu durumun darbeciler arasında kaosa yol açtığını kaydeden bir güvenlik yetkilisi, Marmaris’te Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kaldığı otele yapılan baskının da bu karmaşa içinde başarısızlıkla sonuçlandığını kaydetti.

RÜTBESİNİ GÜLEN TAKMIŞ

Ayrıca Aydınlık’tan Turan Salcı’nın haberine göre; GATA’daki FETÖ yapılanmasına dair hazırlanan iddianamede firari askerlerden eski Prof. Dr. Hava Tabip Tuğgeneral Mehmet Zeki Kıralp’e generallik rütbesini Fethullah Gülen’in taktığı ortaya çıktı.

Etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak için ifade veren GATA hekimlerinden İsmail Yıldırım’ın iddianamedeki beyanında, “2013 yılında örgüt beni ödüllendirmek için ABD devletine göndermek istedi” dediği yer aldı ve Gülen’in Kıralp’e rütbesini takmasını şöyle anlattı:

“Ankara ilinde GATA’da öğretim görevlisi olan Doçent Albay Muharrem Uçar ABD’deki kongreyi ayarladı. 2013 yılının ekim ayı itibari ile 7 günlük kongreye ABD’ye gönderdiler. Asım kod isimli şahıs gitmeden ABD’de bulunan Zafer kod isimli şahısla İstanbul ilinde bulunan Şemsettin isimli şahsın kayınçosu olan kişi görüştü. Beni bu şahıs ABD’de karşıladı, beni hemen araba ile Pensilvanya’ya Fethullah Gülen’in yanına götürdü. Bu malikanede iki gece kaldım. Sürekli toplu vaziyetteydik, bir ara sadece içerde askeri personel kaldı, kendi bakıcısı ya da yardımcısı olan Cevdet kod isimli şahıs bu durumu ayarladı. Odada ben ve 2013 yılında Tuğgeneral olan Mehmet Zeki Kıralp de vardı. Cevdet, Kıralp’i göstererek ‘Bu şahsa generallik rütbesini Fethullah Gülen benim yanımda dua okuyarak taktı, görevinizde başarılar diliyorum, Allah muhaffak etsin, daha üst görevlere gelirsiniz inşallah’ dedi. Daha sonra Gülen, bana dönerek nerede görev yaptığımı sordu. Ben de kendisine sizin memleketinizde görev yapıyorum dedim. Bana Erzurum nasıl diye sordu, kendisine Erzurum hakkında hava ve sudan bahsettim. Bana rütbemi sordu, Albay olduğumu söyledim. ‘Bu abin gibi inşallah general olursun’ dedi, yaklaşık 10 dakika sürdü ve 2 gün sonra buradan ayrıldım, kongreye gittim ve Türkiye’ye döndüm.”

Kaynak : odatv.com/

Cumhuriyet Gazetesi davasında karar açıklandı

Cumhuriyet gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu, İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay, yazar Kadri Gürsel ve muhabir Ahmet Şık, gazetenin 158 gündür tutuklu bulunan muhasebe çalışanı Emre İper’in hazır bulunduğu duruşma İper’in savunmasıyla başladı. Öğle saatlerinde davayı takip etmek için Silivri’ye gelen AKP’li Mehmet Metiner, tepkiyle karşılanınca Silivri’den ayrıldı. Gazeteci yazar Kadri Gürsel’in savunmasının ardından mütalaa için süre isteyen savcı sanıkların tutukluluk hallerinin devamı istendi. Mahkeme heyeti ise gece yarısı kararını açıklandı. Sanıkların tutukluluk hallerinin devamına karar verilerek duruşma 25 Eylül’e ertelendi.

Cumhuriyet Gazetesi’nin yazar ve yöneticilerinin aralarında bulunduğu 20 şüphelinin yargılandığı davada mahkeme heyeti ara kararını açıkladı.

Tutuklu sanıklar Ahmet Şık, Kadri Gürsel, Akın Atalay, Emre İper, Ahmet Kemal Aydoğdu, Murat Sabuncu’nun tutukluluk hallerinin devamına hükmedildi. Üye hakimlerden biri sanıklardan Kadri Gürsel’in tahliye edilmesi yönünde görüş bildirdi. Mahkeme heyeti, duruşmayı 25 Eylül’e erteledi.

CANLI ANLATIM

23: 37 / Mahkeme Başkanı: Üç tanık dinlendikten sonra tutuklulukla ilgili daha sağlıklı karar vereceğiz.

25 EYLÜL’E ERTELENDİ

23:35 / Tüm sanıkların tutukluluk halinin devamına karar verilerek duruşma 25 Eylül’e ertelendi. Duruşmanın Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’nde saat 15:30’da görülecek.

KADRİ GÜRSEL İÇİN MUHALEFET ŞERHİ

23:32 / Mahkeme Başkanı: Ara kararların bir kısmı ara kararlarımızla aynı. Emre İper ile ilgili cezaevindeki görüş kısıtlılığı kaldırıldı. İncelenmemiş dijital bilgiler için bilirkişi incelemesine karar verildi. Can Dündar ve İlhan Tanır’ın yakalamalarının infazı bekleniyor. Bir kişiye yönelik bir arkadaşımızın muhalefet şerhi var Kadri Gürsel için.

23: 30 / SON DAKİKA… Mahkeme heyetini verilen  aranın ardından kararını açıkladı.

23: 31 / Mahkeme heyeti salona geldi.

23:27 / 22.30’da devam edeceği açıklanan duruşma henüz başlamadı. İzleyiciler, sanıklar ve avukatlar mahkeme heyetini bekliyor.

21:36: 27. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti ara karar için saat 22.30’a dek duruşmaya ara verdi.

18:22 / Oturuma 45 dakika ara verildi.

18:15 / Ahmet Şık söz aldı: Kendisine tanınan yetki ve sorumlulukları kendi çıkarları için kullananlar her meslekte çıkıyor, keza medyada da çıkıyor. Asla bunlar içinde olmadım, olmayacağım da. Öyle olanlar da her ne kadar benimle aynı meslekte olsalar da “meslektaşım” demedim, demeyeceğim. Çünkü bu mesleğe hakaret olur. (Savcı Hasan Yılmaz imzasıyla mahkemeye sunulan Karlov suikastiyle ilgili dosyayı hatırlatarak) Ben hakim ya da savcı olsaydım Hasan Yılmaz’a meslektaşım demekten utanırdım. Katledilen bir meslektaşınızla ilgili davaya konu olan şey bir telefon görüşmesi. Bununla terör örgütü yardımı suçlaması yöneltiliyor. Böyle bir suçlama yapılacaksa bunu bana yöneltmeniz gerekir.O gün bütün gün adliyedeydim. Hakim ve savcıların, meslektaşları rehin alınmışken nasıl adliyeden kaçtıklarını gördüm. O gün telefonla konuştum, gazetede de bu şekilde yer aldı. Fahrettin Kemal Yerli beni çağırdı, avukatımla odasına gittim. Gazetecilik faaliyetimi sorgulamak kimsenin haddi değildir dedim ve aynı ifademi tekrarladığımı söyledim. Cezaevine girdim, önümüze klasörler geldi. Ben örgüt propagandasından tutuklanmışken diğer arkadaşlarımın dosyasına dahil edildiğimi gördüm. Bunun da “Ahmet’i içeride tutma” planı olduğunu anladım. Çünkü beni bu suçlamalarla tutuklu bırakamazlardı. Sabah’ta yeni bir haber “Ahmet Şık’a Şok”. Çok da Şok olmuşum. Kim yazmış? Nazif Karaman. Bu daha önce de yapıldı. Daha önce Yeni Şafak’ın manşetiydim. Diyor ki “Ahmet Şık Mihraç Ural’dan talimat aldı”. Devlet gelip bana bu adam seni öldürecek, diyor benim talimat almam mümkün mü? Ya sizin heyetinizden biri, ya kaleminizden biri, ya da soruşturma savcılarından biri bu tetikçilere belge sızdırıyor Böyle yargılama yapılmaz. 8 Eylül tarihli bir polis yazısı var Ahmet Şık’a ait Twitter hesabında yapılan incelemede “suç delili olarak değerlendirilebilecek…” bir olasılıktan bahsediyor. Tweetimde Mert Altıntaş hakkında FETÖ soruşturması olup olmadığını sormuşum. Kaldı ki savcı, suikasti FETÖ’PDY yaptı diyor hala açık bir soruşturma, ya hukuk bilmiyor ya da ülke gündemini takip etmiyor. İran medyasından bir haber düşmüş, bunu duyurmuşum. Daha sonra bunun asparagas olduğu ortaya çıkmış, onu da duyurmuşum. Nesnel bir gazetecilik var ama savcının bu suç çıkarma gayreti var.

Tarık Tolunay’ın çizgisinden duruşma salonu

Savcı floodumda sorular sorduğumu söylüyor. Ben gazeteciyim başka ne yapacağım. Dahası devletin yapması gerekeni yapıyorum. imse beni bununla FETÖ/PDY ile ilşkilendirme hadsizliğine girmesin. Hala diyorum, o zaman da dedim. Suikastçi Mert Altıntaş El Nusracı olabilir ya da olmayabilir ama önemli olan polis olmasıdır. Bir cihatçı polis olabiliyor. Bunu sormayayım istiyorlar ki 15 temmuz gibi olguları tartışmayalım. Ben bir gazeteci olarak bir konuyla ilgili şüphelerimi dile getiriyorum. “Askeri kendi halkını katleden darbeci; polisi,cihat sloganları atan suikastçi; yargısı iktidar sopası; medyası lağım ama yaşasın başkanlık” demişim buna takmışlar. Nesi yanlış bunun. Ben böyle düşünüyorum ve böyle düşünmeye de devam edeceğim. Kamuoyu kendisiyle dalga geçildiğini düşündü “Ahmet Şık’a cemaatçi dediler” diye ki iddianameden düştü bu. PKK ve DHKP-C olarak geçti. E peki bu “‘FETÖ’nün suçunu perdelemeye çalıştığı” ifadesini ne yapacağız? Bu suçlama PKK’ye mi DHKP-C’ye mi giriyor?

Tarık Tolunay’ın çizgisinden Kadri Gürsel

17:48 / Savcının isteminin ardından tutuklu Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu söz aldı. Sabuncu şöyle dedi: “12 aya varan yayın yönetmenliğimin 10,5 ayını cezaevinde geçirdim. Cumhuriyet iddianamesinin bilirkişisi 28 yaşında, benim meslek hayatım kadar yaşı var. Hiç gazetecilik yapmamış biri. Manşetlerden cımbızlayarak bizi Türkiye’de adı terörle anılan herkese yardımla suçluyor. İddianamede Vakıf Senedi’nden bahsediyorsunuz. Senet Cumhuriyet değerlerini savunur, Atatürkçülüğü temel alır. Bizim bunlara uymamakla suçlanıyoruz. Hayatta en hakiki mürşit ilim değilse biz Atatürkçü değiliz, fikir ve ifade özgürlüğünü, adaleti savunmamak Atatürkçülükse biz Atatürkçü değiliz. Bu dava fikir ve ifade özgürlüğünün tarihine kara bir leke olarak geçti. Bu davayı yıl sonuna kadar bitireceğiz diyorsunuz. ama bu dava bitmez. Bu dava okullarda okutulacak. Ve biz 10,5 ay daha yatsak, daha fazla da yatsak gazeteciliği ve ifade özgürlüğünü tüm Türkiye’deki gazeteciler için savunacağız.”

16:46 / Savcı sanıkların delilleri karatma şüphesi ve adli kontrol tedbirinin yeterli olmayacağı gerekçesiyle tutukluların tutukluluk halinin devamını istedi.

16:45 / 
Savcı mütalaasını vermeye başladı. Sanıkların Tutukluluk hallerinin devamı istendi

16:25 / Savcı, mütalaa için süre istedi, duruşmaya 20 dakika ara verildi.

15:30 / Gazeteci Kadri Gürsel savunmasını yaptı: “Ara kararınızda Cumhuriyet’e isnat edilen sözde yayın politikasının değiştiğine ilişkin tanıkların dinlenmemiş olmasını tutukluluğum devam edilmesine sebep gösterdiniz. Tanık ifadeleri yönünden de böyle bir iddia olsa da buna iştirak edemeyeceğim kanıtlandı. Ayrıca 92 ByLock kullanıcısı ve hakkında FETÖ soruşturması olan 145 kişiyle iletişimim olduğu iddiasını tutukluluğumun devamına sebep göstermiştiniz. Heyetinizin karşısında söylediğim, benim bu kişilerle iletişim kaydımın olabileceğini ama irtibatımın olamayacağını, bu kişilerden sadece 8’i ile karşılıklı iletişim kurduğumu 5’inin ByLock kullanıcısı olduğunu söylemiştim. Matematiksel olarak suçlamaları çökertmiştim ancak heyetiniz bana bu konuyla ilgili tek bir soru sormadı. Ara kararı görene kadar bunun nedeninin, safiyane bir şekilde, ifademin tatmin edici bulmuş olabilirdiniz, ya da siyasi bir tercih olarak bana tek bir soru sormamayı karşılaştırmış olabilirdiniz. Bir de üçüncü bir neden olabilirdi, terör örgütüne üye olmamakla birlikte yardım etmek suçunu işlediğimi sadece ve sadece ByLock konusundaki polis fezlekesine bakarak hakkımda peşinen hüküm vermiş olabilirdiniz.

Benim 45 gün daha tutuklu kalmam konusunda savunmam hiç dikkate alınmadı. Adil yargılanma hakkım engellendi. Polis fezlekesi dikkate alınarak tutuklu kalmam için sözde yayın politikası değişikliğine etkim olduğu iddiası sebep gösterildi. Bu nedenle neden bu kişilerle irtibatlı olmadığımı ayrıntılandıracağım. HTS raporunu, tetkik etmediyseniz ediniz lütfen. O ara kararı yazdığınız tarihe kadar HTS raporuna bakmamıştınız. Bunu ara kararınızdan anlıyorum. Rapor incelendiğinde “olağandışı” olarak tabir edilen kayıtların bana bir defaya mahsus gönderilmiş ve cevapsız kalmış SMS’lerden oluştuğunu görürdünüz. Görüşmek, işteşli fiil olarak tanımlanır. İşteşli fiil oluşması için iki kişi arasında gerçekleşmesi gerekir. Rapor incelenmiş olsaydı benim bu “olağandışı” sayıdaki ByLock kullanıcısyla sözde irtibatımın Cumhuriyet’te görev yaptığım sırada gerçekleştiği gibi bir ifade ara kararda yer almazdı. Yani zannediliyor ki benim bu toplam 112 kişiyle 5 ay 20 gün süren Cumhuriyet yazarlığım ve 34 günlük yayın danışmanlığım sırasında oluşmuş. Gerekçeli ara kararınızı okuduğumda başka bir anlam çıkarılması imkansızdır. HTS raporu incelenmiş olsaydı bana söz konusu kayıtlardaki son raporun 26 Ekim 2015’te olduğu görülürdü. Yani son ByLock’cu beni Cumhuriyet’e başlamamdan 6,5 ay önce aramış.

10 Mayıs’tan sonra bir FETÖ şüphelisinden sadece 1 SMS atılmış. Bu kişi yine Murat Aksoy. Bir ByLock kullanısından bana atılan 9 Nisan 2015 tarihli bir SMS var. Cumhuriyet’e başlamamdan tam 13 ay önce. Bana bir mesaj atmış ve benden bir mesaj almış. Yani aslında bu ByLock’cular ben Cumhuriyet’te başlamamdan çok önce yakamdan düşmüş. Gerçeklik budur. Ara kararda bahsedilen gerçeklikliğin tam zıttıdır. Cumhuriyet yöneticilerine aynı suçlamayla yaklaşmak hatalıdır. HTS raporunun okunmadığını, bunun da benim adil yargılanma hakkımı engellediğini düşünüyorum. Sadece 1 defaya mahsus SMS’lerin bir görüşme olarak nitelendirilemeyeceği bir gerçektir. Bu SMS’ler bir kampanya kapsamında yapılan bir taciz eylemidir.

Beni 2014 yazında yüzlerce kişi SMS yağmuruna tuttu. Bunların bir kısmı aynı formattadır. Bazıları FETÖ şüphelisidir. Bu mesajların çoğu açılmamıştır. Çünkü 6 gün boyunca bunaltıldım, çoğunu açmadım bile. iPhone 4S telefonum vardı. İleride lazım olur diye bir kısmını stokladım ama böyle bir şey olacağı aklıma gelmemişti. Mesaj atanların sayısı 83’ten çok fazladır. İşte bu “olağandışı rakam”ı oluşturan hadise budur.Anadolu’daki durumu incelemedim ama İstanbul ve Ankara’da bu medya davalarından bahsedildiğinde; ByLock’cular mesaj attı diye tutuklu olan sanıyorum tek benim.

Burada tutuklu olmamın sebebi sorgulayıcı, eleştirel, bağımsız ve muhalif bir gazeteci olmamdır. Kesin bir güçler ayrılığı ilkesini, laik demokratik parlamenter bir demokrasiyi savunduğum için kaçınılmaz olarak muhalifim. Öngörülü ve barışçıl bir dış politikayı savunduğum için muhalifim. Bunların hiçbiri Türkiye’de yok. Bunları savunduğum için hak savunuculuğu yapıyor olduğum için muhalifim. Basın ve ifade özgürlüğünü savunduğum için tüm bu ByLock’cuların ve FETÖ’cülerin hedefi haline getirildim.

26 Temmuz 2014’te Tolga Güzeltaş işimli bir ByLock’cu ile en uzun konuşmam olmuş. Ama ben bir kadın ile konuştuğumu hatırlıyorum. Bir polis eşi idi. Ama HTS kaydında Tolga Güzeltaş ile konuşmuş olarak görünüyorum. Ancak o sırada Tolga Güzeltaş tutukluydu. Yani onunla konuşmam imkansız. Bunu da böyle karşı delil olarak sunayım.

Hak savunucusu bir muhalif olduğum için bu yapı tarafından hedefe alındım. 17-25 Aralık sonrası kendini cemaat olarak nitelendiren bu yapı hak ihlaline uğradığını savundu ancak ben bu kampanyada hiçbir şekilde yer almadığımı daha önce de dile getirdim. Bu süreçten sonra iki FETÖ şüphelisiyle görüşmem oldu. Biri tutuklu bulunan, beraber program yaptığım Nazlı Ilıcak, diğeri ise bugün yurtdışında olan Abdülhamit Bilici. Bunun dışında defalarca bu yapıdan medya temsilciler aradı görüş istedi ama hiçbir zaman görüş vermedim.

Tek talebim adil yargılanmaktır. Burada ne karar çıkarsa çıksın vicdanım rahattır. Ve adaletin ayaklar altında çiğnendiği bu dönemde biraz bile adalet varsa beraat edeceğimi biliyorum.”

15:05 / Adli Bilişim Uzmanı Koray Peksayar sanık tanığı olarak dinleniyor. Ergenekon ve Bayoz davalarında da mütalaa vermişti.

13:30 / AKP Milletvekili Mehmet Metiner duruşmayı izlemek için Silivri’deki mahkemeye geldi. Ancak Metiner davayı takip edenlerden tepki görünce Silivri’den ayrıldı.

13:25 / Duruşmaya 1 saat yemek arası verildi.

13:20 / Orhan Erinç: TGC ve TGS’de 45 yıl yöneticilik yaptığımı ileride lazım olur diye ilk ifademde belirtmiştim. .Ben yöneticilik süremde yönetim kurulu kararından bağlı olan hiçbir konuda hiç kimseye söz vermedim. Ben sayın Kıraç ile görüşmedim. Beni çok rahat yalanlayabilir. Yurtdışından davet yazısının gelmesinden sonra ya beni telefonla aramıştır ya da davet etmiştir ama sanıyorum ki Alev Coşkun ile karıştırmaktadır. Orhan Erinç: Mustafa Balbay’ın oyu hakkında önceki toplantılarda alınmış bir karardır. İnan beyin oyunun kabul edilmemesi oy çokluğu. Balbay’ın oyu oy birliği ile kabul edilmiştir. Tutukluluk hali gözönüne alınmıştır. Bu İnan beye karşı bir tavır değildir. Katkıları için yazılarımda da her zaman takdir etmişimdir. İnan bey güvendiği bir üyeye vekalet vermiş olsaydı oyunu kullanabilecekti. Mücbir sebeple oyunu kullandırmaya kalkmasının ceremesini bize ödetmeye çalışmaktadır.

İnan Kıraç’ın ifadesine sanıklardan Orhan Erinç itiraz etti.

Mahkeme Başkanı: Evvelce seçimlerde bu şekilde oy bırakmak suretiyle gerçekleşmiş vakıf toplantısı var mı?

İnan Kıraç: Mustafa Balbay’ın oyu bu şekilde kabul edildi. İlhan Beyden sonra ilk defa Orhan beyin başkanlığındaki bu kurum benim oyumu kabul etmedi ama Mustafa Baybay’ın oyunu kabul etti. Bununla ilgili şikayet edildi. İlk kişi bizi haklı gördü, ikinci müfettiş ‘Hayır böyle olabilir’ dedi. Neticede düştük.

13:10 / Gerek Alev Coşkun gerekse Şevket Tokuş, yapılan seçim sonunda vakıftan çıkarıldılar. Ve ben de o tarihte istifa ederek vakıftan ayrıldım. Hemen şunu söylemek isterim, ifademde “Bir Cumhuriyet okuruydum ama artık Cumhuriyet gazetesini okumuyorum ve yayın politikasını da doğru bulmuyorum” derken . bundan katiyetle terör örgütleriyle temas edilmesini kast etmedim. Temastan kastım örgütle temas değildir. Kastım İlhan Selçuk, Uğur Mumcu’nun yolundan kademe kademe ayrılmalarıdır. Dolayısıyla vakıf ne olmuştur derseniz öyle zannediyorum ki büyük sorunlar içerindedir. 50 binin üzerinde tiraj ancak vakfı bir yerde tutabiliyordu ama bu rakamın altına düştüklerini duydum. Tüm gayrimenkullerinin satıldığını duydum ve çok üzüldüm.

12:57 / İnan Kıraç: Emniyet ifademi aynen kabul ediyorum. 2004’te İlhan Selçuk’un davetiyle Le Monde’u tanıyabilmek ve Cumhuriyet’i benzer bir vakfa çevirmek üzere davet edildim. Sebebim, vakıfçılık konusundaki tecrübem 10’un üstünde vakfın ya idari heyeti ya da yöneticisiyim. İlhan Selçuk’un bu arzusunu yerine getirmek için çalışmaya başladım, kendisiyle muhtelif tarihlerde görüştüm. İlhan Selçuk tarafından 2009’da  sana bir Vakıf bırakıyoruz ama bundan sonra durumumuz zor. Güveneceğin kişiler Alev Coşkun ve Aydın Aybay’dır.” dedi. Cumhuriyet Vakfı’nın içindeki 11 üyenin tümünün gazete içinden olması vakfı dışarı karşı zora sokuyordu. Bunun 9’a indirilmesi, 4’ünün gazeteden seçilmesi, isteniyordu. Fakat toplantılarda bir başarı elde edemedim. Bu arada Ayın Aybay’ı kaybettik. Yerine bir kişinin seçilmesi lazımdı. O tarihte çok önemli bir yurtdışı seyahatim vardı. Alev Coşkun’a ve Orhan beye de sordum. “Oyumu zarf içinde kullanabilir miyim, ya da toplantıyı bir süre geciktirebilir misiniz?”.dedim. Aynı zamanda Mustafa Balbay da tutuklu olduğu için oyumu kullanma hakkı verdiler. Bu şekilde oyumu bırakarak yurtdışına çıktım. Ama öğrendim ki oyumu saymadılar. Ondan sonraki toplantıda…

12:46 / Eski Cumhuriyet Vakfı Yöneticisi İnan Kıraç’ın tanık olarak dinlenmesine başlandı.

12:45 Akın Atalay: Görev Vakfı, Aydınlık gazetesi, Ulusal Kanal’ın sahibi midir?

Pamukoğlu: Görev Vakfı bu kuruluşların çatı kurtuluşudur ben de başkanıyım. Aday gösterildiğim seçimde seçimin hukuka aykırı olduğunu tarihe not düşmek için yaptım. Cumhuriyet’teki misyonumu tamamladım.

Mahkeme Başkanı: Yanıt vermeyebilirsiniz.

Akın Atalay:  Kesinleşmiş değil.

Mustafa Pamukoğlu: İkisi de değildir. Benim şikayet dilekçem kendi imzamla Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne verdiğim dilekçem var. Şikayet aşamasından itibaren bu soruları sormanız doğru değil. Dava sonuçlandığına, usulsüz olduğuna dair yargı kararı olduktan sonra…

Akın Atalay: Dosyaya da yansıdığı gibi Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün tüm klasörleri geldi. O toplantıyla ilgili iki şikayet dilekçesi var. Biri el yazısıyla, diğeri bilgisayar çıktısı. Her iki dilekçe de isimsiz ihbar dilekçeleridir. Olabilir. Acaba tanığın verdiğini söylediği şikayet dilekçesi bunlardan hangisidir?

Mustafa Pamukoğlu: İzin verirseniz cevap vermeyeyim. İlgili ve uzmanlarla tartıştık.

Akın Atalay: Savcılıktaki bilgi alma tutanağında şöyle bir ifadesi var: “İtiraz dilekçesi doğru mudur? kim tarafından verileceği tartışması nedeniyle vakfın denetçisi sıfatıyla yaptım” diyor. Bu beyana göre bu tartışmayı kimlerle yürüttü?

Sanıklardan Akın Atalay: 2008’den sonra İcra Kurulu Başkanı ile yaşanan anlaşmazlık nedeniyle gazetenin mali müşavirliği sona erdi.

Mustafa Pamukoğlu: 2001-2013 arasında Vakıf ve şirketin mali müşavirliğini yaptım. Benim de aday olduğum seçimlerle ilgili Vakıf senedine aykırı olduğu gerekçesiyle itiraz ettik, dava açtık.

Mahkeme Başkanı: İnan Kıraç’ın oyunun geçersiz sayıldığı oylama hakkında neler biliyorsunuz?

Aydınlık Yazarı Mustafa Pamukoğlu tanık olarak dinleniyor.

12:34 / Şükran Soner: Yine aynı şey yaşanıyor. İster askeri olsun ister sivil darbe davalarında bir kurgu var. Tek kriteri vardı, Cumhuriyetle olan bağımız. Kendisi gidiyordu, bir boşluk olacaktı bunun doldurulması gerekiyordu.

Mahkeme Başkanı: İlhan Selçuk’u rahmetle anıyoruz. İlhan Selçuk sizi vakfa davet ederken kriteri var mıydı?

Şükran Soner: Vakıf gazetenin iflas etmesinin önüne geçilmek için Yunus Nadi’nin “Atatürk’ün gazetesini kapatmam” diyerek kurdurduğu bir oluşum. İlhan Selçuk 12 Mart’ta ağır işkence gördü orada yıkılmadı ama Silivri’de yıkıldı. İlhan Selçuk’u siz bir terör örgütü kurgulamasında bir numaralı sanık haline getirirseniz… İlhan Selçuk yaşamadığı yıkımı o dönem yaşadı.

12:31 / Mahkeme Başkanı: Gazetecilere tanık olarak soru yöneltmek tehlike bir durum.

12:30 / Şükran Soner:Uzunca bir ömür Cumhuriyet geçmişiyle baktığımda, ister askeri ister sivil darbe olaylarında gazetecilik yaptım. Vakıfla ilgili söyleyeceklerim olabilir ama terörle ilgili hayır.

Mahkeme Başkanı: Burada sanıklar terör örgütü üyesi olmamakla birlikte örgüte yardım ve kasıtlı olarak vakfı mali zarara uğratmakla yargılanıyorlar. Neler söyleyeceksiniz?

12:20 / Cumhuriyet Gazetesi Yazarı Şükran Soner’in tanık olarak dinlenmesine geçildi.

11:46 / Nevzat Tüfekçioğlu’ndan sonra Cumhuriyet çalışanı Miyase İlknur tanık olarak çağrıldı.

11:43 / Aykut Küçükkaya’nın sorgusu tamamlandı Cumhuriyet Vakfı Eski Yönetim Kurulu Üyesi Nevzat Tüfekçioğlu tanık olarak dinleniyor.

11:20 / Eski Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Yıldız’dan sonra Cumhuriyet Gazetesi Haber Kordinatörü Aykut Küçükkaya tanık olarak dinleniyor.

11:04 / Tanık olarak dinlenmek üzere Cumhuriyet’in eski Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Yıldız çağrıldı.

10:25 / Bylock kullandığı iddiasıyla 158 gündür tutuklu bulunan muhasebe çalışanı Emre İper savunmasına başladı. İper savunmasında şunları söyledi:

“İddianame ulaştığında adımın baş harfleriyle rumuzlandığını ve Bylock kullanıcısı olmakla suçlandığımı gördüm. Bunu gördüğümde hemen gazetemizin yönetim kurulu başkanı Orhan Erinç beye ve hukuk servisine durumu bildirdim. Zira hayatım boyunca Bylock adlı programla ilişkilendiren terör örgütüyle hiçbir ilişkim olmadığı ve olamayacağı gibi, telefonumda da böyle bir program yoktu. Bunun üzerine gazetemiz bilgi-işlem yöneticisi Yusuf Güler’e giderek telefonumdan imaj almasını istedim. Gerçek bir suçlu böyle mi yapar? Ben kaçmadım, tek delil olan telefonumu da denize atmadım. Tam aksine böyle bir şey olmadığına emin olduğum için kanıt topladım.”

İper savunmasını şöyle sürdürdü:

“Bilirkişi Koray Peksayar telefonda ByLock’a rastlanmamıştı dedi. Emniyet raporu da ‘ByLock vardır’ diyemiyor. Benim bir ByLock kullanıcısı olmadığım açıktır. Bu nedenle iddianamede belirtilmiş olan ‘mesajlaşma programını telefonuna yükleyerek sisteme dahil olmuştur’ ifadesi yanlış bir ifadedir. Gerçeğe tamamen aykırıdır. Tweette yazmış olduğum ‘elbise DAR Beğenmedi’ ifadesindeki ‘DAR’ ve beğenmedi kelimesindeki ‘BE’ hecesini büyük yazarak oluşturmuş olduğum DARBE kelimesinin 15 Temmuz darbesi ile ilişkilendirilmesi tam bir zorlamadır. Burada amaç, Sayın Davutoğlu’nun Pelikan dosyası ile medyaya da konu olan AKP başkanlığından alınma sürecine gönderme yapmaktır. İddianameye konu olan ikinci tweetim ise 15 Temmuz gecesi saat 01.14’de yazdıklarımdır. Birincisi, ülkesini sevmeyen biri olsam ‘Canım ülkem’ diyerek söze başlamaz ve ülkemizin geçirdiği zor durumları anlatmak için… ‘neler gördün’ demezdim. İkincisi ‘sanal darbeler ve oyundan darbeler’ ile anlatılmak istediğim aslında darbe olgusuna karşı olmamdır. Paylaşımlarım fikir özgürlüğü kapsamında da hiçbir suç içermemektedir. Hiç kimseye hakaret ve tehdit yoktur. Hiçbir grubu övmek ve destek vermek yoktur. Hatta eklerde sunduğum 15 Temmuz’dan çok önceki kimi paylaşımlarımda da FETÖcüleri bir terör örgütü olarak gördüğüm açıktır. Gözaltında evimden alınan CD, flaş disk ve bilgisayarda da herhangi suç unsuruna rastlanmamıştır. FETÖ/PDY örgütünden hiç kimseyle irtibatlı olmadığım onlarla hiçbir organik bağım olmadığı belgelenmiştir. Sonuç olarak benden de FETÖcü çıkmaz. O terör örgütünün en çok zararını gören insanlardan da biriyim. Arkadaşlarım ve ailemden insanlar da onların kurdukları kumpas davalarında yargılandılar. Onların gazete binasına attırdıkları el bombaları benim çalıştığım cama geldi. Ben Cumhuriyet’te çalışmaya devam ettim… Beni FETÖ’den bir gün tutmanızdansa ömür boyu sorgusuz sualsiz tutmanızı tercih ederim. Utanç verici bu davadan beraatimi talep ediyorum.”

Duruşma Emre İper’in sorgusuyla devam ediyor. Mahkeme Başkanı İper’den bir gününü nasıl geçirdiğini anlatmasını istedi. Mahkeme Başkanı “Bir sanığın günlük olarak ne yaptığı mahkemelerin ilgisini çeken bir şey değildir. Ama enteresan bir şekilde sizin ByLock hattınız sizin güzergahınızı izliyor. Sizin gittiğiniz yerleri takip eden bir ByLock silsilesi var izah eder misiniz?” dedi.

İper ise şöyle yanıt verdi:

“ByLock sadece bir kişide yok. Bir sürü kişide var. Burada bir kişide bu uygulama varsa buradaki IP çakışmamızdan hepimizde gösterir… Bahsi geçen HTS kayıtları iş saatleri ve güzergahı. Ama HTS kayıtları da tutarsız. ByLock kayıtları yanlış demiyorum, benim değildir diyorum. Ben sabah yola çıkıyorum, internete giriyorum. Yola çıktığımda beraberimdeki insanlarla aynı IP’yi kullanıyoruz… Benim telefonumda ByLock yok ama HTS kayıtlarıyla buradaki bir kişide ByLock olması herkesi ByLockçu olarak gösterebilir.”

10:22 / Duruşma Emre İper’in savunmasıyla başlanıyor. Mahkeme başkanı seyircilerin arasında arka sıralarda oturan jandarma görevlilerinin mahkeme salonu dışına çıkmasını istedi. Mahkeme heyeti yerini aldı. Başkan: Görüyorum ki bir yer sıkıntısı var. Ama daha büyük bir salona da geçsek aynı sıkıntı. Aileler ve izleyiciler duruşma salonundaki yerlerini alıyorlar.

09:50 /  Duruşma salona girişleri tek noktadan sağlamak için jandarma kapıyı adeta ablukaya aldı. Cep telefonu, bilgisayarın alınmayacağı duruşmada izleyiciler kimliklerini vererek ve üst aramasından geçirilerek salona alınacağı için girişte de uzun bir sıra oluştu.

YOĞUN GÜVENLİK ÖNLEMİ

Güvenlik önemlerini ve salonun küçük olmasını eleştiren CHP Milletvekili Barış Yarkadaş, “96 kişilik daracık bir salona Cumhurbaşkanı davasını hapsettiler. Şu anda salona girmeye çalışan yüzlerce insan o daracık salonda demokrasi ve adaletin sınırlarını genişletmeye çalışıyor. Gazetecilerin basın açıklaması yapma hakkınız gaspı keyfi bir uygulamadır. İktidar khk’ların arkasına sığınarak gazetecilere açıklama dahi yaptırmıyor. Bu bile iktidarın korkusunu gösteriyor” dedi.

TÜRK BAYRAĞINI ALMADILAR

Salona girmek için güvenlik kontrolünden geçen vatandaşların elinde bulunan Türk Bayrakları salona alınmak istenmedi. Yarkadaş, “Elimizdeki üzerinde Atatürk’ün kalpaklı fotoğrafı bulunan bu bayrak salona alınmadı. Yaptığımız görüşmelerden sonra kabul edildi. Türk Bayrağı taşımak suç değildir” diye konuştu.

DAVALARI TAKİP EDİN

Modacı Barbaros Şansal ise herkesin davaları takip etmesi gerektiğini belirtti. Şansal, “Laik, demokratik sosyal hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhuriyet davasında Silivri’deyiz. Zaman zaman içeride zaman zaman dışarıda olsak da her zaman mücadelenin tam göbeğindeyiz. Haklarında asılsız iddianameler yazılanmış binlerce insanın görevlerinden alınıp yargılanıp hukuksuz ve haksız şekilde ceza evlerine atılmalarına dur demekteyiz. Siz de lütfen elinizdeki gazeteyi sakince yere bırakıp en yakınınızdaki davaları takip etmeye çalışın” şeklinde konuştu.

CHP DAVAYI TAKİP EDİYOR

CHP davayı geniş bir ekip ile takip ediyor. Barış Yarkadaş , Muharrem Erkek, Musa Çam, Engin Altay, Utku Çakırözer, Gamze Akkuş İlgezdi, Murat Bakan, Mehmet Tüm, Ali Şeker, Sezgin Tanrıkulu,
Tacettin Bayır, Hilmi Yarayıcı, İlhan Cihaner, Sibel Özdemir, Kazım Arslan, Kadın Kolları Başkanı Fatma Köse, Parti Meclis Üyesi Kadir Öğüt davayı takip edenler arasında yer alıyor.

YARKADAŞ’TAN ‘GAZETECİLERE ÖZGÜRLÜK’ BİLDİRİSİ

Duruşma öncesi açıklama yapan CHP İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş, ‘Gazetecilere Özgürlük’ bildirisini okudu.


İLK DURUŞMADAN

Yargılamayı yürüten İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi, davanın ilk ara kararında gazetenin okur temsilcisi Güray Öz, yazarı Hakan Kara, çizeri Musa Kart, Kitap Eki Yayın Yönetmeni Turhan Günay, avukatları Bülent Utku ve Mustafa Kemal Güngör ile yöneticisi Önder Çelik’i tahliye etmişti. Mahkeme; Sabuncu, Atalay, Gürsel ve Şık’ın ise tutukluluğunun devamına karar vermişti.

Kaynak : http://www.sozcu.com.tr/

Tapudaki Rüşvet Çarkına Operasyon

Esenyurt Tapu Dairesi’nde rüşvet almadan iş yapmayan ve günlük rüşvet gelirleri ortalama 25 bin lirayı bulan üçü müdür yardımcısı, 11’i memur 47 kişi gözaltına alındı.

Tapudaki Rüşvet Çarkına Operasyon

İstanbul mali polisi, Esenyurt Tapu Dairesi’nde görevli bazı memur ve müdür yardımcılarının, bir şebekeden rüşvet alarak iş yaptıkları ve rüşvetsiz iş yapmadıkları ihbarı üzerine soruşturma başlattı. Teknik ve fiziki takiplerle desteklenen soruşturmada rüşvet veren, rüşvet alan ve aracılık eden 62 şüpheli belirlendi.

Milliyet gazetesinden Ferit Zengin’in haberine göre, kurulan rüşvet çarkında, rüşvet alan şüphelilerin üçünün müdür yardımcısı, 11’inin ise memur olduğunu belirleyen mali polis, emlakçı ve muameleci 33 ismi de rüşvete aracılık eden ve rüşvet veren isimler olarak tespit etti. Tespitlerin ardından dün sabah harekete geçen mali şube ekipleri, 47 şüpheliyi gözaltına alıp İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne götürdü.

3 aşamalı rüşvet çarkı

Soruşturmada şebeke halinde faaliyet gösteren 47 kişi arasındaki emlakçı ve muamelecilerin tapu dairesinde işi olan vatandaşların işlemlerini hızlandırıp karşılığında ilk rüşveti aldıkları belirlendi. Rüşvet vermeyen vatandaşların işlemlerini zorlaştıran memurların da, ilk rüşveti alan muameleci ve emlakçılar üzerinden ikinci rüşveti alarak işlemleri gerçekleştirdikleri belirlendi. Günlük rüşvet geliri 25 bin lira olarak tespit edilen şebekenin üyesi tapu memurlarının yapamadıkları usulsüz işlerde ise gözaltına alınan müdür yardımcılarının devreye girdiği ve üçüncü bir rüşvet karşılığı usulsüz işlemleri gerçekleştirdikleri belirlendi.

Rüşvete “şarj aletini getir” şifresi

Rüşvet çetesinin, kalabalık ortamlarda yaptığı rüşvet alışverişini şifreli kelimeler kullanarak gerçekleştirdiğini de tespit eden polis, rüşvetin şifresini ise “şarj aleti” olarak tespit etti. Daire çalışanlarının muameleci ve emlakçılarla yaptıkları yüz yüze ve telefon görüşmelerinde, “Şarj aletimi getirdin mi?”, “Şarj aletimi getirmeyi unutma” gibi şifreli cümleler kurarak para istedikleri tespit edildi. Polis operasyonu, tapu dairesinde işi olan vatandaşların mağdur olmaması için hafta sonu yaptı. Operasyon sonrası personeli üçte iki oranında azalan Esenyurt Tapu Dairesi’ne, İl Tapu Müdürlüğü tarafından hafta içi destek ekip gönderileceği öğrenildi.

Kaynak : gazeteport.com/

İZBAN açılışını terk eden CHP’li Kocaoğlu: Tepkim ‘Erdoğan’ tezahüratına değildi

Fotoğraf: DHA

İzmir’in CHP’li belediye başkanı Aziz Kocaoğlu, İZBAN banliyö hattı açılış törenini terk etme sebebinin Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan lehine yapılan tezahüratlar olmadığını söyledi.

Cumhuriyet’ten Hakan Dirik’e konuşan Kocaoğlu, projeyi yerel yönetimin geliştirdiğini, bakanlıkla yüzde 50 ortak olmalarına karşın Selçuk’taki programı basından öğrendiklerini kaydetti.

Yine de bunu gündem yapmak istemediklerini aktaran Kocaoğlu, kürsüye çıktığında bazı gruplar tarafından yuhalandığını, “İn aşağı” ve “Konuşma” gibi seslerin yükseldiğini anlattı.

‘Tezahürata tepki göstermedim, kişiliğimle bağdaşmaz’

Başbakan dahil hiçbir AKP’li yöneticinin bu grupları susturmaya ‘yeltenmediğini’ vurgulayan Kocaoğlu, “Diğer taraftan da sayın cumhurbaşkanına tezahürat yapıldı. Ben bu tezahürata tepki göstermedim, göstermem de. Bu, benim kişiliğimle bağdaşmaz. Ama sayın başbakan, sanki orada yokmuş ve bana yapılan o sataşmaları duymamış gibi, benim tepkimi sayın cumhurbaşkanına yapılan tezahürata bağladı ki, bunu şiddetle reddediyorum. Sayın başbakana yakıştıramadım” dedi.

‘Program bugün elimize geldi’

“Bugüne kadar birlikte çalışmamıza, birlikte planlamamıza rağmen, bu programda bize ortak çalışma zemini yaratılmadı. Daha sonra TCDD Genel Müdürü beni arayarak programın henüz belli olmadığını söyledi” diyerek sözlerine devam eden belediye başkanı, İzmir Valiliği’nden gelen programın bugün ellerine ulaştığını belirtti.

‘Amaçlarının ne olduğunu bilmiyorum’

Yıldırım’ı havaalanında karşıladığını ve Selçuk’taki programa geçtiklerini ifade eden Kocaoğlu, “Uzun süredir İzmir’le bir siyasi gerginlik yaşanmasına rağmen ben sayın cumhurbaşkanı, sayın başbakan ya da bakanları karşılıyorum. Kenti ilgilendiren törenlere de katılıyorum. Buradaki amaçlarının ne olduğunu bilmiyorum” diye konuştu.

‘Nihat Ergün’e protesto olunca herkesi susturdum’

Duruşu ve davranışıyla böyle bir tavrı hak etmediğine inandığını söyleyen Kocaoğlu, sözlerini şöyle bitirdi: “Orada her seferinde taraftarlarını getirenlerin, bir belediye başkanının yuhalanmayacağını kalkıp söylemeleri gerekirdi. Bunu hiçbir AKP’li siyasetçiden görmedim. Tören sırasında bağırıp çağıranları kimse susturmaya çalışmadı bile. Bunu da çok yadırgadım. Herkes geçtiğimiz yıllarda İzmir Enternasyonal Fuarı açılışında, Açıkhava Tiyatrosu’nda yaşananları hatırlayacaktır. O zamanın Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün’e protesto olunca, ben kürsüye fırlayıp herkesi susturmuş ve sayın bakandan özür dilemiştim. Ondan sonra bir daha böyle bir olay yaşanmaması için elimden gelen azami gayreti gösterdim ve böyle bir olayı bir daha yaşatmadım. Devlet adamlığı, siyasetçilik budur; konuğuna, ortağına, devlet büyüğüne nasıl davranılacağını göstermektir.”

Ne olmuştu?

Fotoğraf: DHA

Akşam saatlerinde Başbakan Binali Yıldırım’ın da katıldığı törende, kürsüye çıkan Kocaoğlu konuşmasına başladıktan kısa bir süre sonra alandan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan lehine sloganlar yükselmeye başladı.

Bunun üzerine kitleye “Dinlerseniz sözümü kısa kesip ineceğim” diye seslenen ve hayli sinirlendiği görülen CHP’li belediye başkanı şunları söyledi: “Bu projenin fikir babası da, uygulayıcısı da… Sayın başbakanımız burada, o zaman ulaştırma bakanıydı. Bu projenin anası da, babası da İzmir büyükşehir belediyesidir, Aziz Kocaoğlu’dur. Bunu böyle bilin ve sayın başbakana sorun. Ayıptır, ayıptır. Bu yaptığınız kırkı geçti. Ayıptır. Ben Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşıyım. Sizlerin oylarıyla, yüzde 56 oy almış belediye başkanınızım.  Siz nezaket kuralları içerisinde beni dinlemek zorundasınız. Bu proje sayın başbakanımız kadar benim projemdir. Bunun böyle bilinmesi, buna göre davranılması ve adam gibi durulması gerekmektedir. Adam gibi durmaya çağırıyorum. Adam olmaya çağırıyorum.” 

Konuşmasını bu ifadelerle noktalayıp kürsüden inen Kocaoğlu töreni terk etti.

‘Aziz başkanın şekeri çıktı’

Başbakan Yıldırım ise, Kocaoğlu’nun ‘Erdoğan sevgisine tahammül edemediğini’ savundu.

Yıldırım şöyle konuştu: “Selçuk’a bugün müjdeyle geldik. Hizmetle geldik. Sevgili Selçuklular, Başkan niye sinirlendi? Anladınız mı. Demek ki Recep Tayyip Erdoğan sevgisine hala tahammül edemeyenler var, biliyorsunuz Aziz başkanın şekeri var. Sinirden bir şeker çıktı, vitesler attı. Ama öfke onun olsun, sevgi bizim olsun. Hoşgörü İzmir’in olsun.”

Kaynak : http://www.diken.com.tr/


 

YouTube Preview Image YouTube Preview Image

CHP’li Kocaoğlu kendi projesinin açılışını terk etti: Ayıptır, adam gibi durun

Fotoğraf: DHA

İzmir’in CHP’li belediye başkanı Aziz Kocaoğlu, Selçuk ilçesine kadar uzatılan İZBAN banliyö hattının açılış törenini terk etti.

Bu projenin anası da, babası da büyükşehir belediyesidir, Kocaoğlu’dur

Başbakan Binali Yıldırım’ın da katıldığı törende kürsüye çıkan Kocaoğlu konuşmasına başladıktan kısa bir süre sonra alandan ıslıklar, sataşmalar ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan lehine sloganlar yükselmeye başladı.

Bunun üzerine kitleye “Dinlerseniz sözümü kısa kesip ineceğim” diye seslenen ve hayli sinirlendiği görülen CHP’li belediye başkanı şunları söyledi: “Bu projenin fikir babası da, uygulayıcısı da… Sayın başbakanımız burada, o zaman ulaştırma bakanıydı. Bu projenin anası da, babası da İzmir büyükşehir belediyesidir, Aziz Kocaoğlu’dur. Bunu böyle bilin ve sayın başbakana sorun. Ayıptır, ayıptır. Bu yaptığınız kırkı geçti. Ayıptır. Ben Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşıyım. Sizlerin oylarıyla, yüzde 56 oy almış belediye başkanınızım.  Siz nezaket kuralları içerisinde beni dinlemek zorundasınız. Bu proje sayın başbakanımız kadar benim projemdir. Bunun böyle bilinmesi, buna göre davranılması ve adam gibi durulması gerekmektedir. Adam gibi durmaya çağırıyorum. Adam olmaya çağırıyorum.” 

Konuşmasını bu ifadelerle noktalayıp kürsüden inen Kocaoğlu töreni terk etti.

‘Aziz başkanın şekeri çıktı’

Başbakan Yıldırım ise, Kocaoğlu’nun ‘Erdoğan sevgisine tahammül edemediğini’ savundu.

Yıldırım şöyle konuştu: “Selçuk’a bugün müjdeyle geldik. Hizmetle geldik. Sevgili Selçuklular, Başkan niye sinirlendi? Anladınız mı. Demek ki Recep Tayyip Erdoğan sevgisine hala tahammül edemeyenler var, biliyorsunuz Aziz başkanın şekeri var. Sinirden bir şeker çıktı, vitesler attı. Ama öfke onun olsun, sevgi bizim olsun. Hoşgörü İzmir’in olsun.”

Kaynak : http://www.diken.com.tr/


 

YouTube Preview Image YouTube Preview Image

Zafer Çağlayan’ın da sanık olduğu ABD’deki Reza Zarrab davasının ek iddianamesinde neler var?

İnan Ketenciler – Oğuz Bakır

17-25 Aralık operasyonlarının ardından görevinden istifa eden eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’ın da sanık sıfatıyla dahil edildiği ABD’deki Reza Zarrab davasının ek iddianamesi, New York Güney Bölgesi Savcılığı tarafından kamuoyuna sunuldu.

17 / 25 Aralık operasyonlarının odağındaki Azeri asıllı İranlı işadamı Reza Zarrab, eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, eski Halkbank Genel Müdürü Süleyman Aslan, eski Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla ve Levent Balkan, Reza Zarrab’ın kardeşi Muhammed Zarrab ile 29 yaşındaki İran vatandaşı Kamelya Cemşidi ve Mellat Excange’in üst düzey yöneticisi olan 65 yaşındaki İran vatandaşı Hüseyin Necefzade de iddianamede sanık sıfatıyla yer alıyor. 9 sanığa yönelik suçlamalar 2010 yılından 2015 yılına kadar olan dönemi kapsıyor.

Sanıklar, Türkiye, İran ve Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki şirketleri aracılığıyla yaptıkları işlemlerle ABD’ye karşı dolandırıcılık, Uluslararası Acil Ekonomik Güç Yasası’nı ihlal, Bankacılık sistemine karşı dolandırıcılık ve para aklama iddialarıyla suçlanıyor.

ABD’li savcı: Zafer Çağlayan on milyonlarca dolar rüşvet aldı

Donald Trump’ın ABD Başkanı seçilmesinin ardından Preet Bharara yerine göreve getirilen Savcı Joon H. Kim tarafından hazırlanan iddianamede “Abi” kod adıyla da anılan Zafer Çağlayan için “Nakit ve mücevherat şeklinde on milyonlarca dolar rüşvet aldı” iddiasına yer veriliyor.

Zarrab’tan Ahmedinejad’a mektup

Savcı Kim, ek iddianamede ABD’de 1,5 yıldır tutuklu bulunan Reza Zarrab’ın 2011 yılında, dönemin İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’a bir mektup yazarak şu ifadeleri kullandığını öne sürdü:

“Ekonomik cihat yılında , yüce  Allah’ın izniyle, döviz alım satımı ve nakit taşımacılığındaki 50 yıllık tecrübesiyle, Birleşik Arap Emirlikleri, Türkiye, Rusya ve Azerbaycan’daki şubeleriyle sevgili anavatanımıza hizmet etmeye hazırız.”

Savcı: Süleyman Aslan gizledi

İddianamede, 20 Aralık 2013’te tutuklandıktan sonra 17 Şubat 2014’te serbest bırakılan eski Halkbank Genel Müdürü Süleyman Aslan’la ilgili olarak “Fesat karıştırıldığını gizlemesi karşılığında on milyonlarca dolar rüşvet aldı” ifadeleri yer aldı.

“ABD’li bakanlık yetkilileri sordu, Halkbank yetkilisi reddetti”

Savcı Kim, 28 Mart 2017’den bu yana ABD’de tutuklu bulunan eski Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla’yla ilgili olarak “10 Ekim 2014’te ABD Maliye Bakanlığı yetkilileriyle bir araya geldiği toplantıda Amerikan ambargolarını delmek adına bilerek Reza Zarrab ve kendisine bağlı şirketlerle işlem yapıp yapmadıkları sorulduğunda bu iddiaları reddetti” dedi.

Muhammed Zarrab’ın para trafiği

İddianamede, Reza Zarrab’ın kardeşi Muhammed Zarrab’a yönelik suçlamalar da yer alıyor. Buna göre, 2013’te yapılan 17/25 Aralık operasyonlarının ardından Reza  Zarrab’a ait şirketlerin havale trafiğini kardeşi Muhammed Zarrab yürütüyor.

Buna göre, Muhammed Zarrab 2015 yılında kendi döviz şirketi aracılığıyla Tahran merkezli Mahan Havayolları’na iletilmek üzere Birleşik Arap Emirlikleri’nden milyonlarca dolar ve Euro havale aldı.

Duruşma 25 Eylül’de 

Öte yandan, Reza Zarrab’la birlikte New York Güney Bölgesi Federal Mahkemesi’nde yargılanan Mehmet Hakan Atilla dün yeniden hakim karşısına çıktı.

Duruşmada, Atilla’nın suçsuz olduğu gerekçesiyle hakkındaki davanın düşürülme talebi ve dosyasının Zarrab davasından ayrılma isteği görüşüldü. Atilla’nın avukatı Cathy Fleming, müvekkilinin suçsuz olduğunu öne sürerek hakkında hazırlanan iddianamede yer alan suçlamaları kabul etmediğini söyledi. Savcılık ise Atilla ile ilgili iddianamede yer alan suçlamaların işlendiğinin açık olduğunu savundu.

Savcılık, İranlı ve Türk yetkililerin Zarrab tarafından kurulan suç ağının parçası olduklarını iddia etti. Yetkililerin aldıkları rüşvet karşılığında mevkilerini kullanarak suç ağının işlerini kolaylaştırıp koruduğu öne sürüldü.

Hâkim: Davanın seyri değişti

Dün açıklanan ek iddianameyle adı Zarrab davasına sanık olarak eklenen eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan ve diğer yeni isimlerle ilgili suçlamalar duruşmada da gündemine geldi. Hâkim Richard Berman davanın seyrinin eklenen yeni iddianameyle değiştiğini belirtti. Berman, ek iddianamede Halkbank’ın kurumsal olarak adının öne çıktığını söyledi. Hâkim, Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Atilla’nın aleyhine kara para aklamak, bankacılık sahtekarlığı, ABD’nin İran’a uyguladığı ambargoları delmek gibi çok kuvvetli iddialar olduğunu ifade etti.

Kaynak : http://t24.com.tr/

Adalet Bakanı’ndan ABD’ye Zafer Çağlayan tepkisi: Türk devletini ele geçirmeye çalışan FETÖ mensupları…

“FETÖ mensuplarınca kullanılıp atılan sakızı çiğnemek hukuk açısından çok büyük bir skandaldır”

Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan‘ın ABD’de tutuklu yargılanan Reza Zarrab davasına dahil edilmesiyle ilgili,”Bu iddialar aslında Türkiye’de Türk Devleti’ni ele geçirmeye çalışan FETÖ terör örgütü mensuplarınca kullanılmış, atılmış bir sakızdır. Bu sakızı alıp çiğnemeye çalışmak gerçekten hukuk devleti bakımından, hukuk açısından çok büyük bir skandaldır” ifadelerini kullandı.

Abdülhamit Gül, Hukukçular Derneği tarafından düzenlenen “Adli Yıl Açılış Programı”na katılmak üzere geldiği Haliç Kongre Merkezi’nde basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

Eski Bakan Zafer Çağlayan’a ABD’de dava açılmasına ilişkin soru üzerine Bakan Gül, “Türkiye’de eski bakanlık yapmış arkadaşımız ve ilgililerle ilgili, vatandaşlarımızla ilgili yapılan bu iddianamelerin hukuki bir tarafı bulunmamaktadır. Bu iddialar aslında Türkiye’de, Türk devletini ele geçirmeye çalışan FETÖ terör örgütü mensuplarınca kullanılmış atılmış bir sakızdır. Bu sakızı alıp çiğnemek hukuk açısından çok büyük bir skandaldır. Ben bunun Amerika Birleşik Devletinin hukuk sisteminin itibarına gölge düşüreceğine inanıyorum.” dedi.

Kaynak : http://t24.com.tr/

Perde arkasında Erdoğan-Yıldırım kavgası mı var

Varlık Fonu başkanlığı görevinden Mehmet Bostan’ın alınmasının perde arkasında ne var?

3 Kasım 2016’da Özelleştirme İdaresi başkanlığı görevinden Türkiye Varlık Fonu başkanlığı görevine getirilen Mehmet Bostan, dün görevden alındı. Bostan’ın yerine vekaleten Borsa İstanbul Başkanı Himmet Karadağ’ın getirildi.

Mehmet Bostan’ın neden görevden alındığı tartışılırken, bugün Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’dan Varlık Fonu’na ilişkin dikkat çeken açıklamalar geldi. Erdoğan konuya dair “Varlık Fonu’nda hedeflenen, arzulanan bir süreç olmadı. Bu olmayınca sayın Başbakan, Varlık Fonu ona bağlıdır. Cumhurbaşkanı olarak benimle herhangi bir bağlantısı yoktur ama biz bunları istişaretisini yaparak bu konuda kararımızı alırız. Gelişmeleri gördük, böyle yürümeyeceğine karar verdik. Sayın Başbakan da bu konuda adımını attı, hayırlı olsun diyeceğiz. Varlık Fonu’nu bizim yeniden bir reorganize etmemiz şart. Kazakistan dönüşü o adımları atacağız.” dedi.

soL haber portalının Bloomberg’den aktardığına göre, Varlık Fonu etrafında dönen tartışmaların bir gösterge olduğu, Binali Yıldırım ile Tayyip Erdoğan arasındaki ihtilafların hayli derin olduğu iddia edildi.

Bloomberg’de Kerim Karakaya, Onur Ant ve Benjamin Harvey imzasıyla yayımlanan haberde, Varlık Fonu’nun iç çatışmalar nedeniyle “felce uğradığı” söyleniyor.

Fon ile bağlantılı olan ve ismini vermek istemeyen yedi kişinin aktardığına göre, ihtilaf varlıkların nasıl dağıtılacağı ile ilgili.

Yine ismini vermeyen dört kişi, ayrılıkların hayli derin olduğunu ve Binali Yıldırım’ın ekibinin Varlık Fonu üzerindeki otoritesini artırmaya çalıştığını söylüyor.

Konuyla ilgili bazı kimseler de, Fon’un “siyasi amaçlarla” ya da başka şirketlerin aleyhine olacak şekilde hükümetle bağlantılı şirketleri zenginleştirmek için kullanılmasından endişe ettiklerini belirtiyorlar.

Haberde, Varlık Fonu’nun bazı yöneticilerinin, Fon’un borsa ve döviz piyasalarına müdahale etmesi için lobi yaptıkları, ancak Binali Yıldırım’ın Varlık Fonu değerlerini büyük altyapı projeleri için kullanmak istediği iddia ediliyor.

Öte yandan, konu hakkında bilgi sahibi kaynaklar, Varlık Fonu yönetiminde yer alanların, toplantılarda nadiren bir konu hakkında anlaşabildiklerini söylüyorlar.

Haberde, Fon’un başkanlığına getirilen Himmet Karadağ’ın silah taşıdığı ve kurşun geçirmez yelek giydiği öne sürülüyor.

Varlık Fonu’nun şu ana kadar bağladığı tek anlaşma, Singapur’un ünlü kent plancısı Surbana Jurong ile güneydoğu bölgesinde yapılması planlanan sanayi merkeziydi. Ancak nihai anlaşma, bu anlaşmayı kimin imzalayacağı ve krediyi kimin alacağı konusunda belirsizlikler nedeniyle Başbakanlık tarafından iki kez ertelendi.

Öte yandan haberde Bostan ve ekibinin, Varlık Fonu yönetimindeki diğer isimlerin gitmesini istedikleri de söyleniyor.

YİĞİT BULUT’TAN TEPKİ

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ekonomi Başdanışmanı ve Varlık Fonu Yönetim Kurulu üyesi Yiğit Bulut’ta Star’daki bugünkü yazısında, Bloomberg’in analizini eleştirdi. Bulut’un yazısının ilgili bölümü şöyle:

“Dün küresel Bloomberg kuruluşu, ekranlara ‘sözde analiz’ adında bir haberi geçerek, aklınca Türkiye’ye operasyon yaptı. İçinde geçen detaylar tamamen uydurma, hayal ürünü, iftira olduğu gibi Türkiye içinden de beslendikleri kesin. Yazanlar sözde Türk vatandaşı, biri hariç, birinin de ne olduğu zaten malum; klasik saha ajanı!”

Kaynak : odatv.com/

Sayfa1 → 9941234Son Sayfa »