Bahçeli, Ozan Arif’e dava açtı!

“Şüpheli hakkındaki hukuki süreç titizlikle takip edilecektir”

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ülkücü kesimin en yakından tanıdığı siyasi şarkıların yazarı olan ve Ozan Arif olarak bilinen sanatçı Arif Şirin‘e dava açtı.

Cumhuriyet’ten Selda Güneysu‘nun haberine göre, dava gerekçesi olarak Ozan Arif’in son şiiri gösterildi.

Daha sonra KRT TV’de “Haber Merkezi” programında Çağlar Cilara’ya telefonla konuk olan Ozan Arif, şunları söyledi:

“Ben bir şerefsiz elbisesi diktim. Bu elbiseyi birileri kendisine yakıştırıyorsa, söyleyecek sözüm olmaz. Yazdığım her satırın arkasındayım. Bunun bu derece birileri tarafından mahkemeye taşınmasını da manidar buluyorum. İddia edenler, iddialarını ispatlamakla mükellefler. ‘Şerefsiz’ dediğimi ona ait olduğunu ispat ederlerse, şeriatın kestiği parmak acımaz.”

YouTube Preview Image

Ozan Arif’in şiiri şöyleydi:

ŞEREFSİZ!..
…………..“ İsim-misim vermedim, korktuğumdan sanmayın,
………….. Gocunan şerefsizdir, bunu bari anlayın..„
Sus!.. Kraldan fazla kralcı olma,
Utan ulan biraz utan şerefsiz!..
Sakın ha beyliği ağzına alma,
Konuştukça boka batan şerefsiz!..
Beylik kim, sen kimsin tövbe et tövbe!..
Bey kısmı ellere kalır mı gebe?
Senden aşirete bey mi olur be?
Aşireti ele satan şerefsiz!..
Aşiretin temel taşını söküp,
Hayalini söküp, düşünü söküp,
Kurtları aldatıp dişini söküp,
Götürüp davara katan şerefsiz!..
Kendi eski kapımızı batırdın,
Yeni diye el kapsına götürdün!
Kendin gibi sevdamızı bitirdin,
Kendi gönüllerde biten şerefsiz!..
Vâkıf olamadın bizdeki aşka!
Eller ile girdin devamlı meşke!
Bu gün böyle dersin yarın bir başka
Sözünü yalayıp yutan şerefsiz!..
Yalan mıyım dansöz gibi kıvırdın,
Yönümüzü başka yöne çevirdin,
Şoför yaptık arabayı devirdin,
Bizi uçuruma atan şerefsiz!..
Bülbül idik gülümüzden ettin sen!
Töremizden ilimizden ettin sen!
Yahu bizi yolumuzdan ettin sen,
Rotan belirsiz be rotan şerefsiz!..
Böğürmeden konuş adam ol önce,
Çıtın çıkmaz el hakaret edince,
Ele çıkmaz ama bize gelince,
Çatlak zurna gibi öten şerefsiz!..
Ne huzur bıraktın ne bizde dirlik,
Bundan sonra seni görmemek körlük,
Sadece sen değil seninle birlik,
Artık sana alkış tutan şerefsiz!..
Çok geç anlaşıldım içim yanıyor,
Ama şükür artık herkes tanıyor!
Halâ kendisini kağnı sanıyor,
Kağnı gölgesinde yatan şerefsiz!..
Vatan-matan bu Arif‘i kandırma,
Kendini hiç vatanperver sandırma,
Senin derdin koltuk, lafı döndürme,
Senin umrunda mı vatan şerefsiz!

Bahçeli’nin avukatından açıklama

Bahçeli’nin avukatı Yücel Bulut konuyla ilgili yaptığı yaptığı açıklamada, “27.06.2017 tarihinde Arif Şirin (Ozan Arif) isimli şahsın kamuoyuna yansıyan hakaret dolu beyan ve ifadeleri nedeniyle gerekli hukuki süreç başlatılmış olup; adı geçen hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmuştur. Şüpheli hakkındaki hukuki süreç titizlikle takip edilecektir” dedi.

Kaynak : http://t24.com.tr/

MHP’nin ‘Hayır’cı vekili Atila Kaya’dan seçmene mektup: Değişen ben değilim…

“Vekilden asile beyandır”

MHP İstanbul Milletvekili Atila Kaya, referandumun son dönemecinde seçmene neden “Hayır” dediğini anlatan bir mektup yazdı. Kaya, “Bugüne dek ağızlarına ‘Türk’ sözünü almayanlar, bir de Türklüğü ambalaj kâğıdı olarak kullanıp, isteklerini ‘Türk Tipi Başkanlık’ kisvesi altında sunmak istiyorlar” dedi. MHP’li Kaya’nın, “Güçlendirilmiş parlamenter sistemi savunuyorum. Değişen ben değilim. Bunu unutmamanız dileğiyle…” ifadesi dikkat çekti.

Atilla Kaya’nın “Vekil’den Asil’e hesap beyanıdır” başlıklı mektubu şöyle:

Yüce Türk Milleti’nin asil ferdi;

Sizin oyunuzla seçildiğinin farkında olan bir milletvekiliyim. Nedeni belirsiz bir şekilde ülke gündemine getirilen sistem değişikliği referandumunda, Genel Başkanım ve Parti yönetimi “Başkanlık Sistemi” lehinde tercihlerini ortaya koyarken, ben, getirilmek istenen “Tek Adam-Parti Devleti” rejimine “Hayır!” denilmesine ve güçlendirilmiş parlamenter sistemin savunulmasına dair taşıdığım inancın gereği olarak, Genel Başkan Yardımcılığı görevinden istifa ettim. Halen bu inancı taşımakta ve –elimden geldiğince kitlelerle paylaşmaktayım. Sizlerin vekili olarak, aldığım vekâleti kullanma biçimimin hesabını siz asillere vermek istiyorum: Ülkemizi -15 yıla yakın zamandır- yönetmekte olanlar, Türk milletine; din istismarının, mezhepçiliğin, yolsuzluğun, yoksulluğun, işsizliğin, yandaş kadrolaşmanın, terörün, BOP eşbaşkanlığının, Habur’un, Oslo’nun, şehirlerin cephaneliğe dönüşünü seyretmenin, dış politikada yalnızlaşmanın ve milli çıkarları koruyamamanın, yasalarla yapboz oynamanın, yürütmeyle uyumlu yargı istemenin, basın özgürlüğünü boğmanın, Türk milliyetçiliğini ayaklar altına almanın … bütün acı sonuçlarını yaşattılar. “Ben ülkemi pazarlamakla mükellefim” diyerek yola çıkanların, “anayasadan Türklüğü çıkartacağız” diyen Meclis Başkanvekilleri, “anayasadan laikliği çıkartalım” diyen Meclis Başkanları oldu. PKK’sından FETÖ’süne, terör örgütlerine “ne istedilerse verdim” diyenler, “Rabbim beni affetsin” demenin ötesinde bir bedel ödemediler. Adeta, “yaptığımız duble yollara, köprülere sayın” demeye getirdiler. Ülkeyi bu hale getirenler –yaptıklarının yanlarına kâr kalması yetmezmiş gibi- üstüne bir de ödül olarak; ülkeyi, ancak mutlak monarşi ve diktatörlük düzenlerinde görülebilecek yetkilerle, denetimsiz şekilde yönetmeyi istemekteler.

Bu istek sahipleri; Yürütme tek adamın iradesinden ibaret olsun istiyorlar. Bu tek adam tarafsız olmasın, partisinin başında bulunsun ve yasamayı da o belirlesin istiyorlar. Bu tek adam tarafsız olmasın ama eski anayasamızın “tarafsız” cumhurbaşkanına tanıdığı Anayasa Mahkemesi üyelerini ve rektörleri atama yetkilerini kullansın istiyorlar. Bu tek adam dilediğinde TBMM’yi feshedebilsin istiyorlar. Bu tek adam ülkeyi kararnamelerle yönetsin hatta OHAL ilan edip insan hak ve hürriyetlerini bile askıya alabilsin istiyorlar. Bu tek adam ülkenin idari teşkilat yapısını tek başına değiştirebilsin istiyorlar. Bu tek adam milletin seçmediği sadece kendisinin takdir ettiği sayıları belirsiz başkan yardımcılarına ülkeyi vekâleten yönettirebilsin istiyorlar. Bu tek adam bütün üst düzey bürokratları –usulünü de kendi belirleyecek şekilde tek başına seçsin ve atasın, Meclis’in onayına da gerek duymasın istiyorlar. Bu tek adam uluslararası antlaşmaları yapsın istiyorlar. Bu tek adam, bütçesi Meclis’te kabul edilmese bile, eski bütçesini arttırarak kullanabilsin istiyorlar. Bu tek adam yargıyı belirlesin; kendisi ile kendi seçeceği yardımcı ve bakanların yargılanmaları da ömür boyu imkânsız mesabesinde olsun istiyorlar. Bugüne dek ağızlarına “Türk” sözünü almayanlar, bir de Türklüğü ambalaj kâğıdı olarak kullanıp, isteklerini “Türk Tipi Başkanlık” kisvesi altındasunmak istiyorlar.

Vekâletini taşımaktan onur duyduğum, milletimin asil ferdi; Sizlerden oy isterken, nasıl parti programı ve seçim beyannamesindeki ilke ve görüşlere sadık kaldıysam, halen bu sadakatin gereğini yerine getirme azim ve kararındayım. Sizlere verdiği söze sadakat gösteren her milletvekilinden beklenecek şekilde, egemenliği milletten alıp bir kişiye verecek “Tek Adam-Parti Devleti” seçeneğine “Hayır!” diyor ve güçlendirilmiş parlamenter sistemi savunuyorum. Değişen ben değilim. Bunu unutmamanız dileğiyle…

Kaynakhttp://t24.com.tr/

MHP’de toplu ‘Nuri Okutan’ istifası: Şahsımız, teşkilatımız tehdit edilmiştir!

MHP Uluborlu İlçe Başkanı Ülkü Işıldar (Bahçeli’nin solundaki) ve 16 üye görevinden istifa etti.

“Hareketimizin ülkücü çizgisinden ayrılmış olduğunu üzüntüyle görmekteyiz”

MHP’den ihraç edilen Isparta Milletvekili Nuri Okutan‘ın Uluborlu ilçesindeki bir kahvehanede yaptığı “Hayır” toplantısı krize dönüştü. Genel Merkez’den MHP İl Başkanlığı’nın Uluborlu İlçe Teşkilatı’na geldiği belirtilen, “Milletvekilini karşılar ve kabul ederseniz sonuçlarına katlanırsınız” şeklindeki mesaj toplu istifa getirdi. MHP Uluborlu İlçe Başkanı Ülkü Işıldar dahil 17 yönetim kurulu üyesinin partiden istifa etti. İstifa dilekçesinde “İl başkanlığı yetkilileri ve merkez ilçe başkanı ‘Milletvekilini karşılar ve kabul ederseniz sonuçlarına katlanırsınız’ diyerek şahsımızı, teşkilatımızı tehdit ve rencide etmiştir” dendi.

Sözcü gazetesinden Kamil Elibol‘un haberine göre, istifa dilekçesinde şu ifadeler yer aldı:

“Bizler MHP Uluborlu İlçe Başkanlığı ve yönetim kurulu olarak bütün dava arkadaşlarımızla beraber ömrümüzün en güzel yıllarını partimize ve davamıza verdik. Ailemize, çocuklarımıza ayırmadığımız kadar zamanımızı ve maddi imkanlarımızı partimize harcadık. Uluborlu teşkilatı olarak hiçbir parti faaliyetlerinden geri kalmadık. Seçimlerde ve referandumlarda partimizin başını yere eğdirmedik. Anlattıklarımız ülkemizdeki birçok teşkilatımızla aynıdır. Ancak bugün itibariyle yaşadığımız olay bizleri farklı mecralara sürükledi. Bizlerin verdiği oylarla seçilen, ancak genel başkanımızın emriyle partimizden ihraç edilen ve halihazırda ilimiz milletvekili Nuri Okutan bey ilçemizi ziyaret etmek istedi. Bizler de kabul ettik. Ancak bunu haber alan il başkanlığı yetkilileri ve merkez ilçe başkanı ‘milletvekilini karşılar ve kabul ederseniz sonuçlarına katlanırsınız’ diyerek şahsımızı, teşkilatımızı tehdit ve rencide etmiştir. MHP ilçe teşkilatı olarak, son gelişmelerle hareketimizin ülkücü çizgisinden ayrılmış, demokratik hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği çizgiye getirildiğini üzüntüyle görmekteyiz. Bu netice itibariyle Uluborlu İlçe Başkanı ve yönetim kurulu olarak mevcut görevlerimizden toplu istifa ediyoruz.”

Kaynak : http://t24.com.tr/

‘Bu metin bir ihanet belgesidir’

Duayen Gazeteci Uğur Dündar’ın hazırlayıp sunduğu ‘Halk Arenası’ programının bu haftaki konuklarından biri CHP Konya Milletvekili Hüsnü Bozkurt…

Bozkurt, referandum öncesi AKP’ye yüklenip şunları söyledi;

”İsteyenle tartışırım. Burada söylüyorum asla bir AKP ve MHP milletvekilinin hazırladığı bir metin değildir. Bu metin 10 Ağustos 1920’de saltanat şurasının önüne konulan Serv Antlaşması nerede hazırlanmışsa, bu metin bu ülkenin başbakanlarını emperyalistlerin memuru eden o ‘BOP’ denilen Büyük Ortadoğu Projesi nerede hazırlanmışsa, o Büyük Ortadoğu Projesi’nin haritaları kimler tarafından nerelerde çizilmişse, işte bu metin de o mahfirlerde hazırlanıp bu meclisin önüne getirildi. Bu metin bir ihanet belgesi… Böyle bir metin Mustafa Kemal’in Türkiye’sine yakışmaz…”

Rıza Türmen, İbrahim Kaboğlu ve Turgut Kazan anlattı; neden “Hayır” diyorlar?

HABER
Miray Tamer

Türmen, Kaboğlu ve Kazan, Demokrasi İçin Birlik’in toplantısında konuştu.

Eski Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) yargıcı ve Demokrasi için Birlik Sözcüsü Rıza Türmen, anayasa profesörü İbrahim Kaboğlu ve avukat Turgut Kazan, 16 Nisan’da halk oylamasına sunulacak anayasa değişikliği teklifini eleştirdi. İbrahim Kaboğlu’nun “İçinde Türkiye yok” dediği metin için, Rıza Türmen’in yorumu da “Halkın çıkarları korunmuyor. Anayasaları halk hazırlar, hükümet değil” oldu. 

Halk oylamasında “hayır” çıkması durumunda, yeni bir anayasa için harekete geçilmesi gerektiğinin altını çizen Türmen, şunları söyledi:

“Bu ‘hayır’ sonucu ortaya çıkarsa, yeni bir anayasa yapmak gerekir. Düzeltilmiş bir parlamenter sistem kurulması gerekir. Cumhurbaşkanlığı’nın Meclis’ten çıktığı ve yetkilerinin sembolik hale getirildiği bir anayasa hazırlanmalı. Katılımcı ve çoğulcu bir sistem getirilmesi lazım”

Avukat Turgut Kazan da, referandumda ‘evet’ sonucunun çıkması hâlinde “kimsenin güvende olmayacağını” savundu. Kazan, “Evet çıkarsa güvenliğimiz kalmaz demeyeceğim yalnızca. Kimsenin evinin güvenliği kalmayacak. ‘O ev terörist evi denecek‘. Bugün zaten bu yaşanıyor” ifadesini kullandı.

Demokrasi İçin Birlik tarafından düzenlenen basın toplantısına konuşmacı olarak katılan Türmen, Kaboğlu ve Kazan’ın açıklamaları şöyle:

“Yapılan anayasa değişikliği, halktan kopuk”

Rıza Türmen: 
Referandum kampanlayalarında her türlü korkutma taktiğini uyguluyorlar. Ne basın özgürlüğünden ne toplantı özgürlüğnden söz edebilirsiniz. Korku, sindirme yöntemleri geçerli ve öyle anlaşılıyor ki ‘evet’i savunanlar, içeriğini anlatmak yerine ‘hayır’cıları susturmayı yeğliyorlar. Devletin bütün olanaklarını kullanıyorlar. İşte en son Demokrasi için Birlik’in RTÜK çalışması var. Oradan bir örnek bermek gerekirse televizyon ekranlarda ‘Evet’ için 485, ‘Hayır’ için 45 dakika ayrılmış.

Önemli olan şu; hayır hâlâ önde ve hayır mücadelesi yapılıyor. Alana baktığınız zaman ‘evet’ kampanyası 1.5 siyasi parti içine sıkışmış durumda. Ama hayır kampanyası çok geniş bir halk hareketi. Referandum büyük bir halk hareketi başlattı. Geziden bu yana hep görmek istedğimiz bir halk hareketini başlattı. Bu halk hareketinin içinde ‘evet’in getireceği keyfi, tek adam yönetimine itirazı olan, demokrasi içinde yaşamak isteyen herkes var. Bu istek, önüne geçilemez bir istek hale geldi.

Bu halk hareketi, baskılanan bir buharın fışkırması haline dönüştü. Bugün ortaya çıkan halk hareketinin bence en büyük özelliği bu. Bu halk hareketini ekranlarda görmüyorsunuz. Bizim elimizde kaymakam, vali de yok. “Vatan haini”, “Darbeci” diyenlere yanıt verme olanağımız yok, ama bu ‘hayır’ rüzgarını hissediyorsunuz. Bu dipten gelen bir hareket. Bütün toplum bunu ensesinde hissediyor. Bu halk hareketinin böyle çıkmasının temel nedeni, yapılan anayasa değişikliğinin halktan kopuk olması bir kere.

Anayasaları halk yapar, hükümetler değil. Halk yaparsa bir anayasayı ancak o halkın malı olur. Oysa bugün yapılan anayasa değişikliği içinde halkın olmadığı bir değişikliktir. Halkın çıkarlarının korunmadığı bir değişikliktir. O nedenle bu anayasa değişikliği hareketi böyle bir halk hareketine toslamıştır. Referandumda oylanan Türkiye’nin geleceğidir. Bu referandumda mutlaka doğru bir sonuç çıkarmalıyız. Referandum bittikten sonra bu hareketin devamı söz konusudur. Bu hareket devam etmelidir ki, hayır sonrasında, daha demokratik daha çoğulcu bir Türkiye’nin yolu açılsın. Bu Türkiye’yi yaratılmak için bu halk hareketinin dinamiğini sürdürmek lazım. Hayır kampanyası sonuç verirse, ki böyşe olacağını tahmin ediyorum, bu hayır kampanyası sadece anayasa değişikliğinin reddi değil, bu tahakkümcü zihniyetin de reddidir. Onun için bu hareketi muhafaza etmek lazım.

Bu ‘hayır’ sonucu ortaya çıkarsa tabii ki yeni bir anayasa yapmak gerekir. Düzeltilmiş bir parlamenter sistem kurulması gerekir. Cumhurbaşkanlığı’nın Meclis’ten çıktığı ve yetkilerinin sembolik hale getirildiği bir anayasa. Katılımcı ve çoğulcu bir sistem getirilmesi lazım. Hayır çıktıktan sonra bugünkü durum muhafaza edilemeyecektir. Bugünkü durumdan daha farklı bir anayasa yapmak lazım. Bu proje yeni bir demokrasi tartışması başlatabilir. Bu tartışma yeni kapılar açabilir. Hayır sonucunun çıkması böyle bir Türkiye’nin çıkması anlamına gelecektir. Bu referandum ile birlikte yeni bir günün ışıkları doğacaktır. Böylesine bir kampanya Türkiye’de görülmemiştir. Böylesine yaratıcı, cıvıl cıvıl bir kampanya görülmemiştir.

“Metnin içinde Türkler yok, Kürtler yok, Türkiye yok”

İbrahim Kaboğlu:
Rıza Bey çok olumlu, pozitif bir çerçeve çizdi. Ben onun açtığı yoldan ilerlemeye çalışacağım bazı belirlemeler yapmak suretiyle. Bu işin bir devlet tarafı var ve bir muhalefet partisinin katkılarıyla hazırlanan bir metin söz konusu. “Halk bunun neresinde?” sorusunu Güneydoğu’da çok soruyorlar. Kürt halkı da soruyor, Batı’da Türkler de soruyorlar. Bu metinde Türkiye de yok aslında. Toplumsal ihtiyaçlardan kaynaklı bir metin değil. Bunun kamuoyuna sunulmasında izlenen yöntem dikkate alındığında üç ayak saptanabilir;
1) İktidar, muhalefet partisi ve bütün devlet organları…
2) Medya
3) Halk
Birincisi savaş seferberliği görünümünde. Bu savaşa “Hayır” diyenler terörist olarak ilan edilebiliyor. Öyle bir medya ki bu metnin tartışılması bir yana, bu metnin çıplak olarak sunulması bile söz konusu değil. Yani sadece cumhurbaşkanının yasama yetkileriyle ilgili maddeler okunsa, bu bile yaterli bir mesaj olur. Bu metnin çıplak tanıtımı yapılamıyor, tam tersine çarpıtılarak sunulması söz konusu. Anayasal bilgilendirilme hakkı, en öne çıkan haklardan biridir.

Uzmanların görüşlerine başvurulmadığı bir süreçte, bu hak da ihlal edilmektedir. Şu söylenebilir; referanduma iki hafta kala, bu metin yeterince işlenilebilmiş değil ve yeterince bu konuyla ilgili kesimler arasında bile paylaşılabilmiş değil. Bir anayasa metni değil, adeta sonradan eklemeler yoluyla yazılmış bir metin. Bütün yetkiler bir kişiye veriliyor, belirsiz yetkiler bunlar, birçok yasama yetkisi hem de doğrudan doğruya anayasa ile aynı kişiye verilmiş bulunuyor. Bunun başında devletin tüm örgütleri bulunuyor. Bu metin, cumhurbaşkanının parlamentoda çoğunluğa sahip olabilmesi amacıyla yazılan bir metin. Bu metnin sistemle ilgisi bulunmamaktadır.

Burada esasen halk çok canlı ve benim hiç görmediğim bugüne kadar bir sahiplenme söz konusu. Hayırın terörize edilmesi Anadolu halkının zoruna gitmiş bulunuyor. ‘Anadolu isyanı’ denebilecek bir süreç içindeyiz. Bence savaş projesinin kırılması, barış projesinin geliştirilmesine bağlıdır. Bu nedenle bu metni tekrar tekrar okuyup bunun çelişkilerini çevremizle paylaşmamız gerekiyor. Bu metni hazırlayan AK Parti ve MHP’nin tabanı da çok rahatsız. “Hayır” diyenleri terörize ederek kendi tabanlarını kurtarmak istiyorlar. Bunları münferit olarak, bireysel olarak, birlikte olarak yapabileceğimize inanıyorum. Bu bir savaş projesi. Salonlar iptal ediliyor, üniversitede öğrencileri bile konuşturulmuyor. Bu sürdürülebilir bir kampanya değildir.

“İçerik anlatılmıyor, hepsi yalana dayalı”

Turgut Kazan:
İçeriğin anlatılması gerek, içerikle ilgili hiçbir şey anlatılamıyor. Hepsi yalana dayalı. ‘Hayır’cılar, ağırlaşan bir korku imparatorluğunun daha gelmekte olduğunu anlatıyorlar. Ben yargının içinde görev yapan bir insanım. O yüzden bu pencereden bakarak ‘hayır’ı anlatmaya çalışıyorum. Bugün kimsenin güvenliği yok. Saray “Bu kadarı bana yetmez” diyor. ‘Evet’ çıkarsa güvenliğimiz kalmaz demeyeceğim yalnızca. Kimsenin evinin güvenliği kalmayacak. “O ev terörist evi” denecek. Bugün zaten bu yaşanıyor.

Kaynak : Miray Tamer –  http://t24.com.tr/

15 Temmuz ile ilgili gündemi sarsacak Devlet Bahçeli iddiası

Hakan Aygün’ün bu hafta piyasaya çıkacak ’15 Temmuz Sırları’ isimli kitabında MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile ilgili çarpıcı iddialar yer alıyor.

15 Temmuz kalkışmasından sonra sürpriz bir şekilde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan yana tavır alan ve beklenmedik şekilde ”başkanlık” desteği veren MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 15 Temmuz gecesi MHP’lilere önce ”Askere karşı durmayın, yardımcı olun” mesajları attığı iddia edildi.

Hakan Aygün’ün bu hafta piyasaya çıkacak, ”15 Temmuz Sırları” kitabında, kalkışmanın üzerindeki sis perdesini aralayan yepyeni sırları ilk kez gündeme getirdi.

15 Temmuz’a ilişkin en ilginç sırlardan biri de, kalkışmadan sonra beklenmedik şekilde Erdoğan’a ”başkanlık desteği” verip, Türkiye’nin 16 nisan referandumuna gitmesinin yolunu açan Bahçeli’ye ait…

Kitapta, Bahçeli’nin kalkışmayı başlangıçta büyük ihtimalle ”emir-komuta zinciri içinde bir darbe sanarak” MHP genel merkezi adına MHP üyelerine, ”sakın askerle karşı karşıya gelmeyin” mesajı attırdığı iddiası ortaya atıldı.

Bahçeli’nin ”askere direnmeyin” mesajını attığı saatlerde, AKP’lilerin ise başta Başbakan Binali Yıldırım, tüm Türkiye’yi darbeci askerlere karşı direnişe çağırdığı biliniyor.

Hakan Aygün’ün MHP’nin önemli isimlerine doğrulattığını belirttiği bu mesaj, “Kalkışma aslında cemaatin işi olmasaydı, Bahçeli’nin tavrı ne olurdu” sorusunu gündeme getirdi. Bahçeli’nin ”darbeye epeyce geç de olsa tavır almasıyla, olayların sıcaklığında pek farkedilmeyen bu ”sır” kitapta şöyle anlatıldı:

”Küçük bir sır…

15 Temmuz gecesi, henüz “emir-komuta zinciri içinde görüntüsü dağılmamışken”, MHP genel merkezinden gönderilen mesajlarda, “sokaklara çıkmayın, askere direnmeyin’’ deniliyordu.

Sonra MHP üyelerine gönderilen mesaj değişti! Bahçeli kalkışmaya tavır aldı!

Eylül 2016 başı…

Ortalıkta henüz 15 Temmuz’un vesile olduğu başkanlık-anayasa değişikliği tartışmaları yok.

ANAP döneminin “derin devlet adamları’’ndan biri, siyasetçi arkadaşına, önemli bir istihbarat verdi:

“Erdoğan ile Bahçeli anlaştı. Anayasa değişikliği ve başkanlık önerisini Bahçeli getirecek. Kendisi de Erdoğan’ın yardımcısı olacak.’’

Bu sözler söylendiğinde şaka gibiydi. Ama 1 ay içinde doğruluğu çıkmaya başladı.

Anayasa değişikliği önerisi Bahçeli’den geldi!

Tıpkı, Bahçeli’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu’nu kendi adayıymış gibi önce CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na ilan ettirmesi gibi!”

HULUSİ AKAR’A BAHÇELİ’NİN HEDİYE ETTİĞİ TABANCA

Kitapta yer alan ilginç bir ayrıntı da, Bahçeli’nin Hulusi Akar’a ”tabanca hediye edecek” kadar yakın olması. Hatta bu yakınlığa ve Bahçeli’nin asker ve polisteki ülkücü kadrolardaki gücüne dikkat çekilerek, 15 Temmuz sonrası Erdoğan-Bahçeli yakınlaşmasının ”Erdoğan’ın da Bahçeli’ye sığınmak zorunda kaldığı” belirtiliyor.

Kitaptaki ilgili bölüm şöyle:

”Kalkışma sonrası Bahçeli “anayasayı Cumhurbaşkanı için değiştirme atağına” geçti ve bir anda Erdoğan’la yakınlaşmaya başladı.

Çok garipti, herkes şaşkındı!

İlerde anlatacağız; herkes “Bahçeli teslim oldu” tarafından bakıyordu ama, Bahçeli’nin de kendince Erdoğan’ı kuşatması” söz konusuydu!

Akar’ın ifadesinden Bahçeli’yle gizliden gizliye yakın ilişkide olduğu sonucu da çıkıyordu. Tıpkı 1. Ordu Komutanı Ümit Dündar için de iddia edildiği gibi!

“Devlet Bahçeli tarafından hediye edilen ve odamda hatıra maksatlı duran tabanca ve beni götürdüklerinde emir subayı odasında kaldığını düşündüğüm şahsi cep telefonum halen bulunamamıştır. Bu husus bende makamın bir başkası için hazırlandığı kanaatini doğurdu.”

Bahçeli-Akar’ın “tabancalı” ilişkisine daha sonra değineceğiz. Ama söyleyelim: tabanca bulundu!

Akar ve birlikte derdest edildiği KKK ile diğer komutanların cep telefonları ise bulunamadı!

Akar’ın cep telefonu büyük ihtimal darbecilerde, düşük ihtimal de “istihbaratın” elinde!

İçinde neler olduğuna bakmaya almışlardı!”

DARBEYİ ÖNLEYEN 1. ORDU KOMUTANI ÜMİT DÜNDAR – BAHÇELİ BAĞLANTISI

Kitapta, Bahçeli’nin başlangıçta MHP genel merkezi adına ”askerle karşı karşıya gelmeyin” sms’leri gönderdikten sonra, kalkışmanın cemaat işi olduğunu oldukça geç anladığına işaret ediliyor. İşte bu aşamada bahçeli ile darbeyi önleyen komutan olarak tarihe geçen zamanın 1. Ordu Komutanı Ümit Dündar arasındaki yakınlığa ilişkin iddialara da gönderme yapılarak, Erdoğan’a ”Ümit Dündar’a güvenmesi” mesajını Bahçeli’nin vermiş olabileceğine işaret ediliyor.

1. Ordu, darbe girişimine katılmayınca, “Karacıların hele de 1. Ordu’nun yer almadığı darbe başarılı olmaz” efsanesi bir kez daha doğrulandı.

2. Ordu ve 3. Ordu darbe girişimini bastırmakta zayıf kalmıştı, ama zaten en kuvvetlisi 1. Ordu’ydu.

1. Ordu Komutanı Ümit Dündar kalkışma gecesi, Boğaziçi Köprüsü ve Genelkurmay’daki hareketliliği duyar duymaz, Hulusi Akar’ı ve diğer komutanları aradı, ama kimseye ulaşamadı.

Saat 22:20’de evini terk ederek kapatılan Boğaziçi Köprüsü’ne doğru yola çıktı. Arkasından darbeciler evini basacak, ama Dündar’ı bulamayacaklardı.

Kendisine bağlı 5 birliğin darbeye katıldığını saptayan Dündar, Çorlu ve Gelibolu’daki iki kolordu komutanını arayarak desteklerini aldı.

22:45’te Dündar’a bağlı Tümgeneral Yavuz Türkgenci ve İstanbul Valisi Vasip Şahin, Boğaz Köprüsü trafik denetleme biriminde kriz masası oluşturmuştu.

Dündar, Boğaziçi Köprüsü güvenli olmayacağından, Istanbul Valisiyle “gizli tutulan” bir başka yere geçti.

Dündar, Ege Ordu ve 3. Ordu komutanlarını arayıp, televizyonlara açıklama yapmalarını sağladı.

Erdoğan’ı arayıp, “Atatürk Havalimanı’na inin, sizi ben koruyacağım” dediği iddiasını ise Meclis Darbe Komisyonu’na verdiği ifadede yalanladı!

Keza, Erdoğan’a “Beni Bahçeli’ye sorun” dediği iddiasını da doğrulamadı! Belki de, Erdoğan’a ”Ümit Dündar hakkındaki güvenceyi” Bahçeli verdi. Bilgi medyaya sızarken, karışıklık yaşandı!”

ERDOĞAN’I BAHÇELİ Mİ TESLİM ALDI?

Kitapta yeralan ilginç bir iddia da, 15 temmuz kalkışmasından sonra, ordu ve poliste kimseye güvenemez hale gelen Erdoğan’ın aslında polis ve askerdeki ”ülkücü gücü”ne güvenerek Bahçeli’ye sığınmak zorunda kalması veya ”bıraktırılması”.

Kitaptaki ilginç iddialardan biri de, 15 Temmuz gecesi Marmaris’ten nasıl kurtulacağını düşünerek panik içinde eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar gibi bazı isimleri arayan ama ulaşamayan Erdoğan’ın, ”Bahçeli’ye sarılmak zorunda” bırakılması. İlgili bölüm şöyle:

“Peki, Erdoğan Bahçeli’yi nasıl ele geçirmişti?

“Derin adam’’, “Siz hala anlayamadınız, Erdoğan Bahçeli’yi değil, Bahçeli Erdoğan’ı ele geçirdi’’ diyordu ve anlatmaya devam ediyordu:

“Erdoğan 15 Temmuz gecesi Marmaris’te panik halindeyken, eski ülkücü polislere sığınmak istedi. Aklına Mehmet Ağar geldi. Aradı, bulamadı. O gece, aradığı desteği Bahçeli’den buldu. Bahçeli asker ve polisteki kontaklarıyla, Erdoğan’ı korumaya aldı.’’

Kaynakhttp://www.cumhuriyet.com.tr/

“MHP’nin durumu, AKP’nin gözlerini Kürt oylarına çevirdi”

“AKP, Diyarbakır’da büyük bir miting için kolları sıvadı”

Hürriyet yazarı Murat Yetkin, anayasa değişikliği teklifine ilişkin 16 Nisan’da yapılacak halk oylamasıyla ilgili olarak kulis yazdı. Yetkin, “AK Parti MHP ile ittifak nedeniyle araya mesafe koyan Kürt seçmenin kalbini böylelikle yeniden kazanmak, MHP’deki sorun nedeniyle alamayacağını düşündüğü ‘evet’ desteğini bu yolla telafi etmek istiyor” ifadesini kullandı.

Murat Yetkin’in “MHP’nin durumu AKP’nin gözlerini Kürt oylarına çevirdi” başlığıyla yayımlanan (25 Mart 2017) yazısı şöyle:

Anayasa kampanyasındaki son gelişmeler 16 Nisan’da “Evet” için MHP’den gelecek desteğin tahminlerinden az olabileceğinden endişe eden AK Parti’nin gözlerini Kürt seçmene çevirdiğini gösteriyor.

Başbakan Binali Yıldırım “Evet” kampanyası için MHP lideri Devlet Bahçeli’den desteği aldığı sıralarda AK Parti o zamana dek alışılmadık dozda bir Türk milliyetçiliği söylemini benimsemişti.

Yalnızca MHP’nin öteden beri istediği ölüm cezasının geri getirilmesi vaadinin öne çıkarılmasıyla sınırlı değildi bu durum. Örneğin eş-başkanlar Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ dâhil önemli sayıda HDP milletvekilinin art arda tutuklanmaları da bu amaca hizmet edecek şekilde değerlendiriliyordu. HDP’nin PKK’nın aleti olduğu, diyaloga yeniden başlamanın söz konusu olmadığı, Suriye’deki gelişmelere karşın tek yolun kayıtsız şartsız teslimiyet olduğu söyleminin her fırsatta öne çıkarılarak tekrarı da öyle.

AK Parti’deki hesaplar şöyle bir var sayıma dayanıyordu. 1 Kasım 2015 seçimlerinde AK Parti yüzde 49,5, MHP yüzde 10,8 oranında oy almıştı. Düz toplamları yüzde 60,3 yapıyordu.

MHP ile ittifak nedeniyle araya mesafe koyan Kürt oylar ve MHP’deki muhalefet nedeniyle “Evet” demeyecek seçmenler göz önünde tutulduğunda dahi yüzde 50’nin rahatça geçileceği hesap ediliyordu.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın 23 Mart akşamı CNN Türk-Kanal D ortak yayınında Hakan Çelik’i yanıtlarken “yüzde 52’nin üzerinde” oy beklediğini ancak bu sonucu aslında “yüzde 60 ile taçlandırmak” gerektiğini söylemesi muhtemelen bu varsayımlar bütününe dayanıyordu. Yüzde 52 (tam olarak 51,8)  ise malum, Erdoğan’ın 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aldığı destek oranıydı.

Ancak zaman geçtikçe AK Parti’de MHP’deki sorunun sanılandan daha büyük, çatlağın tahmin edilenden daha derin olduğu yolunda izlenim ağır basmaya başladı. MHP’nin kamuoyunca tanınan isimleri, partiden atılmayı göze alarak (ve neticede atılarak) “hayır” kampanyasına destek veriyorlardı. Bunu yazan gazeteciler, mesela Abdülkadir Selvi Bahçeli’nin tepkisine neden oluyordu ama AK Parti’den dışarıya yansıyan izlenim bu şekildeydi. Dün konuştuğum AK Parti’nin Kürt siyaset üzerinde etkili kaynağım, henüz MHP’deki “Evet” oranının yüzde 35’i aştığını gösteren bir tek güvenilir anket görmediklerini söyledi örneğin.

Bu durum, AK Parti hesaplarını etkiliyordu doğal olarak.

Üstelik tek etken bu da değildi.

AK Parti-MHP kampanyasının HDP’yi ama daha çok da PKK’yı “Evet de çıksa, hatır da çıksa Kürt davasına faydası yok” deyip seçimleri boykot etmeye itebileceği yolunda bir varsayım da vardı. HDP oyunu “hayır” olarak açıkladığına göre, hayırcı cepheden sandığa gitmeyen her oy, kendiliğinden evet oranının artmasına neden olacaktı.

HDP zaten söylem değiştirme yolunda işaret vermedi. Ancak PKK’dan geçtiğimiz aydan itibaren birbirinden sert açıklamalar geldi; belki de Suriye kolu PYD/YPG’nin hem ABD, hem de Rusya’dan Türkiye’ye karşı destek bulmasına paraleldi bu açıklamalar. PKK’nın Kandil’deki başları bırakın boykot ilanını, boykottan söz etmenin dahi Türk devletine ajanlık sayılacağı gibi tehditkâr bir söylem geliştirdi; hayır verilmesinde ısrarlıydı.

Barometre dönmeye başlamıştı. İşte bu noktada AK Parti’de, bir süredir askıya alınan “CHP de PKK gibi hayır diyor” söylemi yeniden canlandırıldı.

Ama asıl dönüm noktası Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY) Başkanı Mesud Barzani’nin 26 Şubat’taki Ankara ziyareti oldu.

Barzani AK Parti iktidarı için mevcut zaman diliminde yalnızca Irak ve Suriye’de PKK ve IŞİD’e karşı ortak tavır alabilmek için önem taşımakla kalmıyordu. Geleneksel, dindar ve aşiret bağları güçlü Kürt seçmen üzerinde bir etkisi de vardı. Bu etki belki niceliksel, aritmetik değeri olan bir etki değildi ama niteliksel, psikolojik yönü, moral yönü güçlü bir etkiydi.

Referandum kampanyasından beri AK Parti hükümetine muhalefeti öne çıkarmayan MHP lideri Bahçeli, Barzani’nin Ankara’da Erdoğan ve Yıldırım ile görüşmelerinde KBY bayrağının göndere çekilmesine sert tepki verdi.

Başka koşullar altında Bahçeli’nin, kendi tabanındaki eğilimi de dikkate alarak bu tepkisini bir süre devam ettirmesi beklenebilirdi. Ama öyle olmadı. Hatta AK Parti kademelerinde Bahçeli’nin mesela “Kürt kökenli” söylemi yerine “Kürt” dediği dahi not edildi. Bahçeli’nin bu tutumu AK Parti saflarında “hayır çıkarsa MHP ve kendi liderliğinin yaşayacağı sıkıntıları” dikkate alan “makul” bir yaklaşım olarak memnuniyete neden oldu.

Böylelikle AK Parti’de Kürt seçmene yönelik adımlar cesaret kazandı.

Başbakan Yıldırım, AK Parti İstanbul İl Örgütünün 21 Mart Nevruz günü düzenlediği kitlesel bir “Doğu ve Güneydoğu Kanaat Önderleriyle Buluşma” toplantısına katıldı.

O arada AK partililer 23 Mart Batman mitingini örgütlemekle meşguldü. Yıldırım Batman mitinginde “evet” oyunu Kürtçe istedi.  istedi. Miting, aynı gece CNN Türk’te konuşan Erdoğan’dan övgü aldı.

Şimdi AK Parti 1 Nisan’da Diyarbakır’da Erdoğan ve Yıldırım’ın birlikte katılacağı, belki de gövde gösterisi niteliğinde büyük bir miting için kolları sıvamış bulunuyor.

AK Parti MHP ile ittifak nedeniyle araya mesafe koyan Kürt seçmenin kalbini böylelikle yeniden kazanmak, MHP’deki sorun nedeniyle alamayacağını düşündüğü “evet” desteğini bu yolla telafi etmek istiyor.

Bunu başarıp başaramayacağını görmek için fazla beklememize gerek kalmayacak, sandığa 22 gün kaldı bugün itibarıyla.

Kaynak : http://t24.com.tr/

Çiçek’ten ‘başkanlık itirazı’: İçerik de yanlış, MHP’nin peşine takılmamız da

Başbakan Binali Yıldırım’ın ev sahipliğinde AKP hükümetlerinde bakanlık yapmış isimlerin çağrıldığı yemekte, Meclis eski başkanı ve partinin kurucularından Cemil Çiçek, ‘partili cumhurbaşkanlığı’yla ilgili eleştirilerini dile getirdi: “Düzenlemenin içeriği ve zamanlamasını da, MHP’nin peşine takılmamızı da yanlış buluyorum.” 

Toplantıya istifa eden ve ihraç edilen eski bakanlar davet edilmemiş, 11’nci cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve eski başbakanlardan Ahmet Davutoğlu katılmamıştı.

Meclis eski başkanı ve partinin kurucularından Cemil Çiçek

Hürriyet’ten Nuray Babacan’ın haberine göre, kahvaltıda söz alan Çiçek en uzun konuşmalardan birini yaptı.

Devlet sisteminin işleyişini Abdülhamit’ten Turgut Özal’a kadar uzanan bir yelpazede anlatan Çiçek sözlerini şöyle bitirdi: “Cumhurbaşkanlığı sistemine ilişkin düzenlemenin hem zamanlamasını hem de içeriğini yanlış buluyorum. Üstelik MHP’nin bu işin içinde olması ve gerçek niyetleri konusunda farklı değerlendirmeler yapılıyor; peşlerine takılmamız yanlıştı. Önceliğimiz ülkenin gerçek sorunları olmalıydı. Bununla zaman kaybediyoruz.” 

Başbakan Binali Yıldırım, İstanbul’da ‘Hayır’ın önde olduğunu savunan eski bakan Sait Yazıcıoğlu’na şöyle yanıt verdi: “İstanbul dahil ülkenin büyük bölümünde ‘Evet’ oyları önde. Ayrıca da ‘Evet’ oyları sürekli yükselişte.”

‘Başkanlık sistemini bizden daha iyi bilen parti yok’

Eski AB bakanı Volkan Bozkır, Yıldırım’ı “Avrupalı gibi davranmamız gerekir” diye uyarırken, Ali Coşkun ise “İşadamlarının tedirgin bekleyişi var” diye konuştu.

Kulis bilgisine göre eski bakanların büyük çoğunluğu Yıldırım’a şu şikayetleri iletti: “Bizler partiye büyük emekler verdik. Tüm yasa ve anayasa çalışmalarımızı daha fazla demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları ve evrensel değerlerden yola çıkarak yaptık. Geçmişte, ortaya koyduğumuz anayasa metinleri, büyük tartışmalarla sonuca vardı, komisyonlar kuruldu, günlerce müzakere edildi. Şimdi cumhurbaşkanlığı sistemi olarak ortaya konulan metnin içeriğinde ciddi sakıncalar var, yanlışlar var. Daha iyi bir metin hazırlanabilir ve halkın önüne getirilebilirdi. Başkanlık sistemini bizden daha iyi bilen parti yok.”

Kaynak : http://www.diken.com.tr/

Halaçoğlu: Suikastlar yapılabilir, bombalar patlayabilir; ‘evet’ çıkması için her şeyi yapabilirler

“Bize yapılan saldırıyı Ülkü Ocakları yaptı hepsini tek tek tespit ettik”

MHP’de ‘hayır’ cephesinde yer aldıkları için partiden ihraç edilen isimlerden Kayseri Bağımsız Milletvekili Prof. Yusuf Halaçoğlu, Hollanda kriziyle ilgili olarak “Dışişleri Bakanı’nın uçağı Hollanda’ya indirilmezken Aile Bakanı neden Hollanda’ya gönderiliyor” dedi. MHP’li muhaliflere suikast yapılma ihtimaline dair açıklamalarda bulunan Halaçoğlu, “Suikastler yapılabilir mi yapılabilir, bombalar patlayabilir. Yani evet için her şeyi yapabileceklerini düşünüyorum” diye konuştu.

Halaçoğlu, AKP’li Hüseyin Kocabıyık’ın Hollanda olayında sonrasında ‘evet’ oylarının artığına ilişkin sözlerine, “Zaten bir algı operasyonu bu. Bir mağduriyet ortaya çıkarmadan Türkiye’deki tabloyu değiştirmeleri mümkün değil. Milliyetçilik duygularını yabancı bir devlete karşı kullanmaya kalkıyorlar. Bu millet bütün bunlara aldanmayacaktır, burada başarılı olamayacaklardır. Bu da ters olacak, çünkü niyetlerinde samimi değil bunlar” dedi.

Halaçoğlu TBMM’de düzenlediği basın toplantısında partiden ihraçlarını ve Hollanda krizini değerlendirdi.

“Böyle devlet yönetilmez, adam gibi yönetin bakan gidiyorsa o devletle bağlantı kurmanız lazım” diyen Halaçoğlu, “Hollanda bizim konsolosluğa sormuş ve ‘Hayır bakan gelmeyecek’ denmiş. Bu doğruysa vahim” diye konuştu. Diplomasinin basit bir iş olmadığını da ifade eden Halaçoğlu, iki ülke arasındaki işbirliğine ilişkin bazı rakamları hatırlattı.

YSK’nın uyguladığı 2008 kanunu

İktidarın yurt dışı ve temsilciliklerde propaganda yapılamayacağını hükme bağlayan 2008 yılı kanunu ve bu kanuna bağlı YSK’nın kararına dikkat çeken Halaçoğlu, “Şimdi siz Türkiye’ de demokrasiyi zaten uygulayamamışsınız. Başka ülkelerden demokrasi beklemeniz mümkün değil. Ama, şimdi sesleniyorum başta Cumhurbaşkanı ve Başbakan olmak üzere, hadi bakalım hayır diyen bizlere TRT’den konuşma hakkı verin” diye konuştu.

“Bize yapılan saldırıyı Ülkü Ocakları yaptı hepsini tek tek tespit ettik”

İhraç edilmeleriyle ilgili değerlendirmede bulunan Halaçoğlu, “Bizi zaten atmak istiyorlardı. Hayır dediğimiz için bunu uyguladılar” dedi. Gaziantep Milletvekili Ümit Özdağ’ın gündeme getirdiği ‘suikast’ iddialarıyla ilgili olarak, “Bize yapılan saldırıyı ülkü ocakları yaptı. Hepsini tek tek tespit ettik. Şikayette de bulunduk. Mehmet Metiner ve Burhan Kuzu bunların açıklamaları işleri karartan bir durum, saldıranlar için ‘Demokratik haklarını kullanmışlardır’ diyor. Maalesef Bahçeli Beyefendi de ‘Ülkücüler yarım bırakmaz’ diyerek teşvik etmiştir. Yani artık her şeyi düşünüyoruz. Mecburen düşünüyoruz. gerçekten akıl ve mantık dışı her şeyi yapabilecek durumdalar.

“Ben bir bahaneyle referandumu iptal de edebilirler demiştim. Biz Hollanda meselesiyle uğraşırken Suriye’de Menbiç, PYD kanton ilan etti. Yani gözden kaçırılıyor bunlar. Suriye’de savaşa girdiğimiz denerek böyle bir tedbir alınabilir mi alınabilir. Suikastler yapılabilir mi yapılabilir,  bombalar patlayabilir. Yani evet için her şeyi yapabileceklerini düşünüyorum.”

“Disiplin süreci bana değil Genel Merkez’e başlatılmalı”

Basın toplantısında partiden ihraç edilmeleriyle ilgili yargıya başvurup başvurmayacağına ilişkin soruya Halaçoğlu, “Bu konuda hala müteredditim. MHP’ye mahkeme kararıyla dönsem bile şu an bu yönetimle zaten bundan sonra hiç anlaşamalıyız. Yönetimle anlaşmak için yönetimin bundan önce söylediği sözlere, tüzüğe dönmesi lazım. Ben ‘Hayır’a devam edeceğim sonuna kadar” yanıtı verdi.

Halaçoğlu’nun değerlendirmesi şöyle:

“Bu çerçevede bir anayasal hak olarak, halk oylamasına sunulan anayasa maddelerine hayır demem suç olmasa gerektir. Zira MHP Genel Başkanı her zeminde, ‘Önce ülkem ve milletim, sonra partim ve ben’ demektedir. Yine bu ziyaretlerime engel olacak bir parti kararı tarafıma iletilmemiştir ve bildiğim kadarıyla da bir parti kararı yoktur. Ayrıca bir parti içi değerlendirme toplantısı da yapılmamış ve anayasa teklifiyle ilgili olarak parti kararı muallakta bırakılmıştır. Dolayısıyla sırf parti taassubu ile Türk Milleti ve Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğini feda etmemiz beklenmemelidir. Hiç kimse unutmamalıdır ki tarih muhakkak gerçekleri yazacaktır ve bunun geri dönüşü yoktur. Aslında parti ilkelerinden taviz veren ve ilkelerin dışına çıkan genel merkezdir. Bu sebeple disiplin süreci bana değil, bu ilkelerin aksine politikalar yürütenlere başlatılmalıdır.”

Kaynak : http://t24.com.tr/

NYT: Hollanda’yla girilen ağız dalaşının ardından Türkiye’nin Avrupa’yla ilişkileri çöküyor

“Yapılan açıklamalar yurt dışındaki Türkleri değil, içerideki MHP’lileri hedef alıyor”

AKP’li yetkililerin 16 Nisan’da gerçekleşecek Anayasa referandumu öncesinde Avrupa’da düzenlemeyi planladığı bazı etkinliklerin iptal edilmesinin ardından başlayan ve karşılıklı açıklamalar/eylemler ile tırmanan gerginliği değerlendiren New York Times yazarı Patrick Kingsley, Türkiye-Avrupa ilişkilerinin çöküşe geçtiğini savundu.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’na uçuş izni verilmemesinin ardından yükselen gerilim süresince, ‘normalde farklı bakış açılarına açık bir duruş’ sergileyen Hollanda’nın da alışıldığın dışında hareket ettiğine dikkat çeken Kingsley, bunun sebebinin ülkede Çarşamba günü gerçekleştirilecek ve gündeminin en tepesinde ‘sığınmacılar ve uyum’ bulunan seçimler olduğunu ifade etti.

“AKP, nisandaki seçimden hayır çıkmasından korkuyor”

Türk bakanların, yasalar aksini söylese de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın gücünü artıracak değişikliklere ‘Evet’ demeleri konusunda Avrupa’daki Türk diasporasını ikna etme çabasının, Nisan’daki seçimden ‘Hayır’ sonucu çıkmasına yönelik korkudan kaynaklandığını kaydeden Kingsley, bu kampanyanın Hollanda ve Fransa’daki seçim gündemlerinin önemli özneleri olan aşırı sağcıların tepkisiyle karşılaştığını aktardı. Kingsley, yazısında şu ifadelere yer verdi:

“AKP’nin kampanyası, sağ kanattaki siyasetçilerin Türklerle oluşacak gerilimi kızıştırmaktan politik kazanç elde edeceği Hollanda ve Fransa’daki seçimlerle çakıştı. Aynı zamanda oy talebi, Türkiye’nin demokrasiden uzaklaştığına dair Avrupa’da paniğin arttığı ve sığınmacılar ile uyum meselelerine dair yönelik kaygıların yükseldiği bir dönemde geldi.”

“Türkiye’yle gerilim Hollandalı siyasetçilere yarayacak”

Gerilimin artmasının üzerine Danimarka Başbakanı Lars Lokke Rasmussen’in Türk mevkidaşı Binali Yıldırım’la olan görüşmesini ertelediğini, AKP Genel Başkan Yardımcısı Mehdi Eker’in İsveç’teki toplantısının yerinin değiştirildiğini, Fransa’da François Fillon ve Marine Le Pen’in Çavuşoğlu’nun ülkeye girişine izin verilmesine tepki gösterdiğini ve İsviçre ile Avusturya’nın ise daha önceden Erdoğan’ın kampanyasına sıcak bakmadıklarını duyurduklarını hatırlatan Kingsley’nin yazısı şöyle devam etti:

“Hollanda’da hem muhafazakar Başbakan Mark Rutte hem de onun aşırı sağcı muhalifi Geert Wilders anlaşmazlıktan çıkar sağlamayı umsa da, şu anda hangisinin daha manalı bir kazancı olacağı belli değil. Seçimler Çarşamba günü ve konuyu ilk kez kamuya duyuran Wilders ya da Türk bakanların girişini engelleyen Rutte bundan kazanç sağlayacak.

“Rutte, liderliğin ne demek olduğunu gösterebilir”

Kingsley’e konuşan BKB’den politik stratejist Bianca Pander, başbakan olması nedeniyle öncelikli kazancın Rutte’ye yansıyacağını belirtirken, “Şimdi liderliğin ne demek olduğunu gösterebilir” ifadelerini kullandı. Başbakan’ın gerilimin bir sonucu olan medya görünürlüğünden de faydalandığını kaydeden Pander, “Rutte şimdi kareye girdi: Her televizyon programında ve gazetede o var” dedi.

“Erdoğan, milliyetçilerin desteğini almak için Avrupa’yla kavga çıkardı”

İki ülke arasında yaşanan gerilimin iç gündemlere etki etmesinin karşılıklı bir durum olduğuna dikkat çeken Kingsley, benzer eleştirilerin Türkiye’den de geldiğini aktardı. Referandum sonuçlarına dair belirsizliğin ‘Erdoğan’ın milliyetçilerin desteğini kazanmak için Avrupa’yla kavga çıkardığı’ yorumlarına sebep olduğunu aktaran NYT muhabiri, gazeteci ve akademisyen Cengiz Çandar’ın da konuyla ilgili şu görüşlerine yer verdi:

“Bugünkü Türkiye dış politikası, -Suriye’den Hollanda ve Almanya’ya kadar, iç siyasi gündemle bağlantılı. Şu anda bir Türk dış politikası yok. Türk dış politikası Erdoğan’ın referandum kampanyasına bağlı.”

“Hedef kitle diaspora değil, evdekiler”

Avrupa’yla yükselen gerilimin sebeplerinden bir tanesinin de MHP tabanını etkilemek olabileceğini ifade eden Kingsley, İngiltere’deki King’s College London’da Türk diasporası çalışmalarında bulunan Alexander Clarkson’ın “Hedef kitle aslında diaspora değil, asıl dinleyiciler evde” görüşünü aktardı. Gerilim süresince kullanılan hararetli dilin de bu amaca uygun olduğunu belirten Clarkson, “Bu, Erdoğan ve AKP’nin, ‘Biz yurtdışındaki Türkleri korumak için oradayız’ demesine olanak veriyor” ifadelerini kullandı.

Avrupa’yı eleştiren Erdoğan’ın ülkesinde yaptıkları nedeniyle ‘ikiyüzlülükle’ eleştirildiğini söyleyen NYT muhabiri, 15 Temmuz’daki darbe girişiminin ardından Türkiye’de yaşanan gözaltılar, tutuklamalar, soruşturmalar ve işten çıkarmaları hatırlatarak, gazeteci Çandar’ın şu sözleriyle yazısına son verdi:

“O, 150’den fazla gazetecinin, muhalif yazarın, siyasetçinin cezaevinde olduğu bir ülkenin cumhurbaşkanı. Ve Meclis’teki en büyük 3. partinin liderleri ve 12 milletvekili de cezaevinde. Türkiye, bir korku cumhuriyetine dönüştü.”

Çeviri: Gonca Tokyol

Kaynak : http://t24.com.tr/

Sayfa1 → 81234Son Sayfa »