“Canlı yakalayın, elleri arkadan bağlı, diz çökmüş fotoğrafını çekin”

FETÖ lideri Fethullah Gülen’in, Erdoğan’la ilgili olarak, ‘Canlı yakalayın, elleri arkadan bağlı, diz çökmüş fotoğrafını çekin’ talimatını verdiği ortaya çıktı.

15 Temmuz darbe girişimi öncesinde Pensilvanya’da yapılan toplantıda Fetullah Gülen’in darbecilere verdiği talimatlara ilişkin iddialar yayınlandı.

Aydınlık gazetesinin güvenlik kaynaklarına dayandırdığı iddiasına göre, Gülen, Türkiye imamı aracılığı ile verdiği talimatta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sağ yakalanmasını istedi. Yakalandıktan sonra ellerinin arkadan kelepçelenmesi ve diz çöktürülerek fotoğrafının çekilmesi talimatını veren Gülen’in, Erdoğan’ın bu durumdayken kendisiyle konuşturulmasını ve bu görüntülerin de kaydedilmesi istediği ifade edildi.

SADDAM BENZETMESİ

Fetullah Gülen’in Erdoğan’la ilgili talimatının CIA’nın “itibarsızlaştırma”taktiklerini andırdığını kaydeden güvenlik kaynakları, Irak’ta ABD askerlerinin Saddam Hüseyin’in yakalanmasını dünyaya duyurdukları fotoğraflara dikkat çektiler. Saddam’ın pecmurde, saç sakal birbirine karışmış yeraltında deliklerde sürünen bir fotoğrafının dünya medyasına servis edildiğini vurgulayan güvenlik kaynakları, Fethullah Gülen’in de aynı taktiği Erdoğan için uygulamayı planladığı, ancak başaramadığını söylediler.

DARBE BAŞARILI OLSAYDI

Darbe başarılı olsaydı Fetullah Gülen’in Türkiye’ye dönmeyi planladığını kaydeden güvenlik kaynaklarının verdiği bilgiye göre Gülen’in dönüş planı da CIA ile birlikte organize edildi. Büyük bir törenle İstanbul’a gelmesi ve havaalanında milyonlarca kişi tarafından karşılanması düşünüldü.

Karşılığında ABD’nin tüm isteklerinin karşılanmasının planlandığını kaydeden yetkililere göre darbe girişiminde “emir komuta zinciri” görüntüsü vermek için çok uğraşıldı. Ancak TSK’daki direniş nedeniyle sonuç alınamadı.

“Emir komuta” görüntüsü sağlanamayınca ve darbenin başarısız olacağı anlaşılınca ABD yönetimdeki bir kanadın darbeye desteğini çektiği, olayın ortalığa dökülmesi sonrasında da darbe girişiminin erkene çekildiği belirtildi. Bu durumun darbeciler arasında kaosa yol açtığını kaydeden bir güvenlik yetkilisi, Marmaris’te Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kaldığı otele yapılan baskının da bu karmaşa içinde başarısızlıkla sonuçlandığını kaydetti.

RÜTBESİNİ GÜLEN TAKMIŞ

Ayrıca Aydınlık’tan Turan Salcı’nın haberine göre; GATA’daki FETÖ yapılanmasına dair hazırlanan iddianamede firari askerlerden eski Prof. Dr. Hava Tabip Tuğgeneral Mehmet Zeki Kıralp’e generallik rütbesini Fethullah Gülen’in taktığı ortaya çıktı.

Etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak için ifade veren GATA hekimlerinden İsmail Yıldırım’ın iddianamedeki beyanında, “2013 yılında örgüt beni ödüllendirmek için ABD devletine göndermek istedi” dediği yer aldı ve Gülen’in Kıralp’e rütbesini takmasını şöyle anlattı:

“Ankara ilinde GATA’da öğretim görevlisi olan Doçent Albay Muharrem Uçar ABD’deki kongreyi ayarladı. 2013 yılının ekim ayı itibari ile 7 günlük kongreye ABD’ye gönderdiler. Asım kod isimli şahıs gitmeden ABD’de bulunan Zafer kod isimli şahısla İstanbul ilinde bulunan Şemsettin isimli şahsın kayınçosu olan kişi görüştü. Beni bu şahıs ABD’de karşıladı, beni hemen araba ile Pensilvanya’ya Fethullah Gülen’in yanına götürdü. Bu malikanede iki gece kaldım. Sürekli toplu vaziyetteydik, bir ara sadece içerde askeri personel kaldı, kendi bakıcısı ya da yardımcısı olan Cevdet kod isimli şahıs bu durumu ayarladı. Odada ben ve 2013 yılında Tuğgeneral olan Mehmet Zeki Kıralp de vardı. Cevdet, Kıralp’i göstererek ‘Bu şahsa generallik rütbesini Fethullah Gülen benim yanımda dua okuyarak taktı, görevinizde başarılar diliyorum, Allah muhaffak etsin, daha üst görevlere gelirsiniz inşallah’ dedi. Daha sonra Gülen, bana dönerek nerede görev yaptığımı sordu. Ben de kendisine sizin memleketinizde görev yapıyorum dedim. Bana Erzurum nasıl diye sordu, kendisine Erzurum hakkında hava ve sudan bahsettim. Bana rütbemi sordu, Albay olduğumu söyledim. ‘Bu abin gibi inşallah general olursun’ dedi, yaklaşık 10 dakika sürdü ve 2 gün sonra buradan ayrıldım, kongreye gittim ve Türkiye’ye döndüm.”

Kaynak : odatv.com/

Gökçek’ten ‘İbrahim Kalın’ açıklaması!

Gökçek’in “Erdoğan’ın baş danışmanı CIA ajanı çıktı” konulu bir haberi Twitter adresinde paylaşmıştı.

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın hakkında paylaştığı bir mesaj için açıklama yaptı ve “İbrahim Bey’e linki direkt mesaj atmaya çalışırken sehven yanlış tuşa basmışım, mesaj genele düştü” dedi. Kalın ise iddiaya ilişkin olarak herhangi bir açıklama ya da paylaşımda bulunmadı.

Gökçek’in Twitter’da Kalın hakkında yaptığı paylaşımda turkishnews.com adlı bir siteden “Erdoğan’ın baş danışmanı CIA ajanı çıktı” başlığıyla yayımlanan bir haber bulunuyor ve haber için kullanılan görselde “Recep Tayyip Erdoğan’ın baş danışmanı İbrahim Kalın’ın derin bağlantıları” ifadelerine yer veriliyor.

Gökçek, “İB.KALIN” notuyla paylaştığı bu mesajı Kalın’ın ‘ikalin1’ rumuzlu Twitter hesabına direkt mesaj olarak göndermek istediğini ancak yanlışlıkla takipçilerine gönderdiğini söyledi.

Gökçek’in Twitter hesabından yaptığı açıklama şöyle:

“Twit alemi. Fetocu alçakların İbrahim Kalın kardeşimle ilgili daha önce yaptıkları haberi tekrar gündeme getirmek istediklerini gördüm. İbrahim’e bu linki direkt mesaj atmaya çalışırken sehven yanlış tuşa basmışım mesaj genele düştü… Kimse bundan bir ekmek çıkartmaya kalkmasın… İbrahim Kalın kardeşimle de konuştum. Fetocuların ilk defa Taraf gazetesinde dile getirdikleri bu yalan ve alçak haberin hiçbir kıymeti yoktur. Fetocular attığınız bu iftiraların içinde kendiniz boğulacaksınız…”

Kaynak : http://t24.com.tr/

Wikileaks’in ‘CIA deşifresi’nin ardından şirketler harekete geçti

WikiLeaks, CIA ve müttefiki istihbarat servislerinin bilgisayarlar ve internete bağlanan televizyonların yanı sıra akıllı telefonlardaki Signal, WhatsApp ve Telegram gibi haberleşme programlarındaki şifreleme sistemini aşarak sızmayı başardığını ortaya çıkarmıştı.

Bu olaydan sonra Apple’ın sözcüsü BBC’ye yaptığı açıklamada kullanıcıların iOS’un son güncellemesini indirmelerini isteyerek “iPhone’un içindeki teknoloji bugün tüketiciler için en iyi veri güvenliğini temsil ediyor ve biz bunun böyle devam etmesi için çalışıyoruz. Ürünlerimiz ve yazılımlarımız  kullanıcılarımızın hızlıca en son güvenlik güncellemelerini elde etmesi için tasarlandı. Kullanıcıların yüzde 80’i işletim sistemimizin son sürümünü kullanıyor. Yaptığımız ilk incelemeye göre sızıntılarda belirtilen konular son iOs sürümünde düzeltildi. Herhangi bir belirlenmiş savunmasızlığa yanıt vermeyi sürdüreceğiz” dedi.

“İDDİALARIN FARKINDAYIZ VE KONUYLA ACİLEN İLGİLENİYORUZ”

Sputnik’in haberine göre, Microsoft’tan yapılan açıklamada da ‘söz konusu iddiaların farkında olunduğu ve konuyla acilen ilgilendikleri’ belirtildi.

Samsung’un sözcüsü ise “Kullanıcılarımızın gizliliği ve ürünlerimizin güvenliği şirketimizin en önemli önceliğidir. Söz konusu iddiaların farkındayız ve konuyla acilen ilgileniyoruz” dedi.

Kaynak : http://www.sozcu.com.tr/

Ahmet Zeki Üçok: Necdet Özel külliyen yalan söylüyor

pageFethullah Gülen Örgütü hakkında TSK içinde ilk resmi soruşturmayı yürüten isim Emekli Hâkim Albay Ahmet Zeki Üçok, darbeci askerler hakkında “Haklarında bir ihbar veya iddia olmamış” diyen Genelkurmay eski Başkanı Necdet Özel’e tepki gösterdi: Çok üzülerek söylüyorum ki; külliyen yalan söylüyor.

Hava Kuvvetleri Komutanlığı eski Başsavcısı emekli Albay Ahmet Zeki Üçok, Genelkurmay eski Başkanı Necdet Özel’in Hürriyet gazetesindeki röportajında kullandığı ifadelere tepki gösterdi. Üçok, “Özel, toplum vicdanında yargılandı ve mahkûm edildi, yapacağı hiçbir açıklama onun toplum nezdinde affedilmesi için vesile olmayacaktır” dedi.

Üçok, darbeci askerler için “Haklarında bir ihbar veya iddia olmamış. Olsa mutlaka incelenirdi. Dosyaları da temiz, parlak siciller, ayrıca istihbarat raporları da temiz gelmişse, artık sizin yapacağınız bir şey yok demektir” diyen Özel’i şu ifadelerle eleştirdi:

“Bu söylemini, artık çok üzülerek söylüyorum ki; külliyen yalan söylüyor yani. Bu ülkenin ordusunu 4 yıl Genelkurmay Başkanı olarak yönetmiş birisine, ben bu tür konuşmaları hiç yakıştıramadım. Bunun tamamıyla savunma içgüdüsü ile yapıldığını düşünüyorum. Çünkü bizim yaptığımız bütün müracaatların, sadece benim değil, tabii ki diğer arkadaşların yaptığı bütün müracaatların da kayıtları var.

Ben defalarca Genelkurmay Askeri Savcılığı’na gidip ifade verdim. Bunların da kayıtları oradadır. Benden sonra işte Ali Türkşen gitti, Fuat Selvi gitti, bir sürü arkadaşlarımız gitti. Hepsi gittiler, tek tek bu Fetullahçı yapılanmayı anlattılar.

Biz bunlarla da yetinmedik. Ben aynı zamanda 27 Mart 2014 tarihinde Ankara Terörle Mücadele ve Ankara Savcısı Serdar Coşkun’a ifade verdim. Orada bütün listeyi hatta Kara, Hava, Deniz, Jandarma diye hem yazılı olarak verdim, hem de dijital ortamda verdim. Genelkurmay Başkanlığı’nda ismini vermeyeceğim bir arkadaşım, verdiğimiz listeleri hiçbir geciktirme yapmadan Genelkurmay Başkanlığı’na gönderdiklerini söyledi. Gönderme yazılarını da çıkarırlarsa çok utanır diye düşünüyorum Sayın Özel’in. Yine ben aynı bilgileri 29 Nisan 2014 tarihinde de MİT’e bir dilekçe ile gönderdim. Yani kendisinin bizden haberimiz yoktu falan demesi, hakikaten yakışıksız.”

‘Bilgin Balanlı paşamız doğru söylüyor’

Ahmet Zeki Üçok, Necdet Özel’in Hasdal Cezaevi’nde tutuklu olan general, amiral ve subaylara yaptığı ziyaret hakkındaki iddiasını yineledi:

“Özel’in röportajında maalesef birçok konuyu, sadece kendisini ve bu süreçteki hataları örtmek, savunmak amacıyla çarpıttığını ve hatta zaman zaman da çok üzülerek söylüyorum bunu, ama yalan söylediğini görüyoruz. Bu haber çıktığı gün, yani ‘CIA ve FETÖ konuşulmadı’ diye başlıklı röportajın çıktığı gün, Sayın Bilgin Balanlı beni aradı ve kendisi bana gazetede Sayın Özel’in kendisi ile yaptığı bu konuşmanın geçmediğini, böyle bir konuşma olmadığını, o dönemde FETÖ diye bir şeyin olmadığını söylediğini, hâlbuki bu konuşmanın tamamı ile ikisinin arasında geçtiğini, tabii ki FETÖ olarak değil, ancak Fetullahçılar ve CIA olarak geçtiğini ve kendisine bu konuda anlattığını, Sayın Özel’in de ‘evet ben de size katılıyorum’ bu ve benzer mimarilerde konuştuğunu bana söyledi.

Ben de kendisine dedim ki, ‘Komutanım siz de çıkın anlatın bunu’ dedim. O da bana kendisinin eski bir komutan olduğunu, öyle komutanlar arasında bu tür polemiklere girmek istemediğini söyledi. O zaman dedim ben anlatayım ve benim anlatabileceğimi söyledi. Yani Sayın Bilgin Balanlı, bu olayı bana aktardı, o zamanlar ben de bunu kamuoyu ile paylaştım. Yani burada kesinlikle Bilgin Balanlı paşamız doğru söylüyor. Sayın Özel ne yazık ki bu konuyu çeşitli yöntemler kullanarak saptırmaya çalışıyor. Kaldı ki böyle bir konuşma yapılmış olmasının ne gibi kendisiyle ilgili bir mahsur doğuracağını çok da anlamış değilim açıkçası.”

Üçok, Hasdal ziyaretinde tutuklu olan Hava Orgeneral Bilgin Balanlı’nın Necdet Özel’e “FETÖ, CIA işidir” dediğini, Özel’in de “Aynı kanaatteyim” dediğini öne sürmüş, ancak Özel bu iddiayı “O ziyareti 2011 Ekim ayında yaptım. Daha ortada FETÖ lafı yok. Cemaat var ama terör örgütü nitelemesi yok. O tarihte FETÖ, CIA konuşması niye geçsin ki? O tarihte böyle bir olay yok. 2011’de kim biliyordu bunu? Bunlar asılsız iddialardır” ifadeleriyle yalanlamıştı.

‘Bilinçli ihmâl’

Üçok, Özel’in Gülen örgütü mensuplarının nasıl soruşturulacağını bilmeyen bir komutan olarak geldiğini söyledi:

“FETÖ, yani bir terör örgütü ile ilgili bir soruşturmanın kimin yapacağını bir genelkurmay başkanının bilmemesi mümkün değil. Bir insanla ilgili FETÖ üyesi olduğu geliyorsa, bunu inceleyecek olan 2-3 tane kurum vardır. Birincisi Emniyet teşkilatı kolluk olarak, ikincisi Milli İstihbarat Teşkilatı, diğeri de yine adli kolluk görevi itibariyle belki Jandarma Komutanlığı bunu yapabilir. Bunları yapma yetkisi tamamı ile bu saydığım 3 kuruma aittir. Zaten bunlara bildirmeyerek Sayın Özel görevini ihmal etmiş, hem bence de bunu bilinçli yapmış olduğunu düşünüyorum.

Sayın Özel Fetullahçı Terör Örgütü mensuplarının nasıl soruşturulacağını bilmeyen bir komutan olarak geldi ve bilmeyen bir komutan olarak kendi döneminde 2011-2014 yıllarında bugün darbeye katılan, darbeci olarak geçen general ve amirallerin neredeyse yüzde 70’i onun döneminde terfi ettirildi, general yapıldı.

O yüzden ben Sayın Özel’in sadece vicdanında, tarih önünde, bunun sorumlusuyum demesini yeterli bulmuyorum. İnşallah bu yaptıklarına ilişkin olarak, yasalar önünde kanun önünde hâkimler ve savcılar önünde de ne gerekiyorsa, onun da karşılığını vermesi gerektiğini düşünüyorum.”

‘Yalancı genelkurmay başkanımız var dedirtmek istemiyoruz’

Üçok, 2 yılda 48 general-amiralin masumiyet karinesi hala geçerli iken emekli ettirildiğini belirtti. “Şimdi çıkıp ‘Ben o arkadaşlarımızın, ne kadar kahraman olduklarını, nasıl iyi komutan olduklarını biliyorum. Ama ben kanunlara uydum, ben vicdanımın sesini dinledim’ gibi böyle halkı kandıran açıklamalar yapması en azından bizim ölen, bu sürede şehit olan arkadaşlarımıza hakarettir. Lütfen artık biz sağ olduğumuz müddetçe çıkıp televizyonlarda falan konuşma yapmasın. Çünkü yaptığı her konuşmanın karşılığını bizden alacaktır. Böyle yalancı Genelkurmay Başkanımız var dedirtmek istemiyoruz. Buna benzer konuşmaları ordu evinde, kendi arkadaşları ile sohbetlerinde yapsın” dedi.

Kaynak : http://www.cumhuriyet.com.tr/

Hüseyin Gülerce: Böyle bir canavara destek verdik; Allah bizi affetsin

298744676

Fethullah Gülen cemaati ile yakınlığıyla bilinen gazeteci ve Star yazarı Hüseyin Gülerce

“En büyük hatam…”

Bir dönem Fethullah Gülen cemaati ile yakınlığıyla bilinen gazeteci ve Star yazarı Hüseyin Gülerce, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Gülen ile ilgili yaptığı “Ciddi yanılgıya düşmüşüz, Allah bizi affetsin” sözlerini hatırlatan bir açıklama yaptı. Gülerce, CIA’den destek aldığını söylediği Gülen için “Böyle bir canavara destek verdik, Allah bizi affetsin” dedi.

Gülerce, “Benim en büyük hatam, 95’te Zaman Gazetesi Genel Müdürü olunca, dualarını alayım düşüncesiyle vardığımda, görüşmeyi beklerken bir patırtı üzerine gidip bunun Cevdet Türkyolu’nu dövmesini görmem” diye konuştu.

Habertürk’te konuşan Gülerce’nin açıklamalarından satırbaşları şöyle:

Darbeye kalkışacakları aklımdan geçtiği gibi bu konuyu son 5-6 aydır yazılarımda “teşebbüs edebilirler fakat emir komuta zinciri içinde yapamazlar” diye yazdım. İki şeyi bilemedim; birincisi bu çapta yaygın ve derin olmasını, mesela Jandarma Genel Komutanı’nın 8 yıllık emir subayı ve Sayın Cumhurbaşkanı’nın yaverleri. Sayın Cumhurbaşkanı en çok mücadele eden insan, kim bilir nasıl dikkat etmiştir yaverlerini seçerken ama bunların en önemli özelliği görülmemiş bir gizlilik. Çok iki yüzlüler. 

“CIA’den destek alıyorlar” 

“Bu FETÖ gibi bir emekli vaizin yapabileceği iş değildir” ifadesinin en önemli kanıtlarından biri bu kadar derin bir kumpas olması. CIA’den mutlaka destek alıyor. CIA, bu şahsa çok erken el atmış. 

Mahmut Övür 2014’te diyor ki, 1971’de Vehbi Koç’un evinde Fuat Doğu ile Fetullah Gülen görüştüler. O dönemin en çok bu işlerle ilgilenen insanları MİT ile CIA arasındaki ilişkilerin en yakın olduğu dönem olarak söylüyor. Bizim silahlı kuvvetler personelinin maaşını ABD ödemiş, bunları hatırlamadıktan sonra bir tane adam çıkmış şöyle böyle. Bunu ne zaman öğreniyoruz biz, 2014’te. Mahmut Bey’in bu yazısından sonra, bunu yalanlayan bir açıklama da olmadı.  

“Adil Öksüz kimdir?” 

Mesela Adil Öksüz, üste yakalandı değil mi? Kimdir bu diye merak ediliyor. Adam darbeden önceki son 25 günde 2 defa Pensilvanya’ya gitmiş, 2 gün önce dönmüş. Adil Öksüz 2002’den beri 109 defa gitmiş yurt dışına. Bütün bunları bir araya getirdiğiniz zaman, şunun araştırılması lazım; şu an kaçanların hepsinin Fetullah Gülen ABD’ye gittiği Mart 1999’dan itibaren hangileri bir bahaneyle ABD’ye gitmişler, bunun araştırılması lazım. Görülecektir ki, bir vesileyle Pensilvanya’ya gitmişlerdir. Ama CIA ile asıl irtibatları şuradan tespit edilebilir; özellikle emniyet içinden yükseltilmesi gereken insanlardan emniyet içinde ABD’ye gönderilen çok insan oldu. Wikileaks belgelerinde var; Gülen bir dernek kurduruyor ve bu dernek CIA ile ortak toplantılar yapıyor. 

Bundan 15 sene öncesinden CIA ile o bağlantıları resmiyette göstermek için çalışmalar yapılmış. Fuat Avni Pensilvanya’da bir istihbarat havuzudur demiştim ben 2 sene önce. Başbakanlık’ta çalışan adam Fuat Avni’ye çalışıyor. Ama kötü olan şu; bu bilgiler Pensilvanya’ya düştüğü gibi CIA’e de düştü.  

“Allah affetsin” 

Sayın Cumhurbaşkanı’nın ifadesiyle, biz bu insanlara yani Fetullah Gülen’e, hüsn-ü zan ile baktık. Böyle baktığımız için de bu harekete destek vermiş olduk. Fiili bir desteğim olmadı, ama bu harekete destek oldum. Hiç tahmin etmediğimiz şekilde karşımızda kendi halkının üzerine tank süren canavar bir örgüt var. Benim gibi bir adam buna destek vermemeliydi. Cumhurbaşkanımız gibi şunu diyebilirim ancak; Allah bizi affetsin. Medya da susarak çok büyük destek verdi, kasedi çıktığında bir kez yayınlayıp bir daha yayınlamadılar. Böyle bir canavara destek verdik, Allah bizi affetsin. 

Ben 25 Aralık’tan sonra çok net bir tavırla, “benim ülkemin Başbakanı’nı yabancılar götüremez” tweet’i attığım tarih 27 Aralık 2013. Üç senedir bu canavarı anlatmaya çalıştım.

Çok samimi olduklarım var içlerinde fakat o mübarek gördüklerim de dahil hepsinin küçük canavarcıklar olduğunu görüyorum şimdi. Büyük canavar Fetullah Gülen. Kendilerini bana karşı nasıl saklamışlar? Erdal Şen, bu Öksüz’ün kaçmasına yardım edenlerden biri için, Sayın Cumhurbaşkanı dün “aynı apartmanda komşuyduk, saygısında kusur ettiği yoktu” dedi. Bunlar böyle karaktersiz. 

“Kendi düşen ağlamaz” 

Kendim ettim, kendim buldum. Kendi düşen ağlamaz. Ben gayri meşruluğa hep tavır koydum. Onun için benim yanımda hiç bu tür şeyler konuşulmadı. Sayın Nurettin Veren’e, Latif Erdoğan’a itirafçı denebilir, bildiklerini anlatıyorlar. Hem Veren hem Erdoğan söyledi; dediler ki, biz bu darbeci simaları görünce “bu bizim Gülen’in yanında gördüğümüz adamlar” dediler. Benim böyle itiraf kategorisine girecek bir sözüm olamaz. Gazetede bir numara iki numara olarak çalıştığımız arkadaş Zaman’da, benim arkamdan toplantılarda “Hüseyin Bey bizim arkadaşımız değil” demiş.  

“Adını ilk kez 1977’de duydum” 

Benim Gülen’in ismini duymam 1977’de fizik öğretmeni olduğum gün. Din Bilgisi öğretmenleri arkadaşlar bana onu anlatmaya çalıştılar. 1980, Gülen’in yanında 3-4 kişi Yalova’da bir vakıf şubesi vardı, oraya uğramış, bana gizli haber verdiler, “şu saatte vakfa gel.” Gülen’i ilk defa görüyorum ama kim olduğunu bilmiyorum. Çıktıktan sonra dediler ki “Gülen yanında oturandı.” Çünkü Gülen o yıllarda, mesela Yalova’da 2-3 kişide fotoğrafı olurdu. 

Sonra beni kazanma adına, ben eski Mücadeleci’yim, sarı basın kartlı, 77’de bayrak gazetesinin baş yazarıyım, fizik öğretmeniyim. Feleğin çemberinden geçmiştik hatta espiri yapıyordum; bizi çok açık tavlamaya çalışıyorlar diye. Beni vaazlara götürmeye başladılar. 89’da cemaate ait kolejin inşaatı devam ediyor. Geçerken görmeye gelmiş, orada tanıştırdılar işte. Orada konuşurken Zaman gazetesi 86’da geçmiş cemaate fakat söylemiyorlar bunu, dar bir çevre biliyor. Ben de dedim ki “Zaman gazetesi bizimmiş, efendim dedim ben dergide 5 yıl yazdım” deyince, orada ayak üstü dedi ki “rica etsem Zaman’da yazmaz mısınız?” Dedim “yazarım”, “Ahmet Taşgetiren Bey’e de söyler misiniz?” dedi, söyledim. 89’da yazmaya başladık. Sonra 3 yıldan sonra dediler ki bize 3 isim gönderin, size köşe açalım. “Bize Göre” ismini seçtiler.

Ekrem Dumanlı genel yayın yönetmeni olduktan sonra dediler ki, “Bize Göre” biraz bağlayıcı oluyor, bunu değiştirmemiz daha güzel olacak, “Denge” olsun dedim. “Denge” koydular.

1991’de dediler ki sizin konferanslar vermenizi istiyoruz.

Bu sırada işgalin temelleri atılmış. Bana diyorlar ki, subayların adını açıklasanıza. Bunlar kamp kurduklarında, ben Mücadele’de yazardım. Kimin adını söyleyeyim, ben hiçbirini görmedim ki.  

“1 kuruş almıyorum” 

1991’de ben konferansçılığa başladım, 93’te Gülen dedi ki, Hüseyin Bey arkadaşlar Samanyolu Televizyonu’nda yorum yapmanızı istiyorlar. İlk defa kameranın karşısına geçiyorum, yorum yapacağım, “Yusuf ne olur dedim gel kameranın yanına otur sana konuşayım”, öyle alıştım. 

Haftada 5 gün fizik dersi veriyorum 35-40 saat, Samanyolu’na geliyorum, yorumumu hazırlıyorum, tekrar evime dönüyorum, bir kuruş almıyorum. Bizde mücadelecilikten gelen bir dava adamı olma var. Yalova Lisesi’ne girince kardeşimle söz verdik, bir daha bu işlerle uğraşmayacağız dedik. 80 darbesi öncesi, lisede öğrenciler birbirine girmiş, ben de fizik dersinde başladım Allah’ı anlatmaya, bu duyulunca o din bilgisi öğretmeni arkadaşlar benle ilgilenmeye başladı. Tekrar havaya girdik.

Öğrencilere ders veriyoruz, 68 kuşağının sağ tarafıyız ya, gülümsüyorum. Ben diyalogu Yalova Lisesi’nde öğrendiğim için eğitimle, diyalogla ilgili şeylere gönüllü oldum. Gazete var, televizyon var. Bunlar benim o kadar hoşuma giden şeylerdi ki, aradığım kaynağı buldum diye kendimi kaptırdım. 

94’te Altunizade’de Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı için isimler belli olmuş. Hocaefendi 15 dakika sonra mütevelli heyeti başkanı Hüseyin Bey olsun, dedi. Beni mütevelli heyet başkanı yapıyor. 2009-2013 arasında beni organize suç örgütü üyeliğinden dinletmiş, bir sene öncesinde de başkanlıktan aldı. 

Ben meğerse Peygamberimizin hadisine uygun davranmışım. Ben hiçbir şey istemedim. Beni eleştirenler oldu gazetenin içinde, ayrılırken. 

Vicdan sahiplerine soruyorum, ben o kadar akıllı değilim, Fetullah Gülen ABD’ye gitti, ben 5 sene Yalova’dan genel müdürlüğe gittim geldim, kimlerle ne konuştu bilmiyorum, arkasından ABD’ye gitti, ben de senede 2 defa gittim, iki hafta kaldım. Şimdi benden daha uyanık olun, Gülen’in 15 gün haricinde, 350 gün kimlerle ne görüştüğünü nasıl anlayacaktınız?

Habertürk’te çalışan arkadaşlar şahittir, söze şöyle başlıyordum “vallahi billahi cemaatin sözcüsü değilim.” Ama Gülen o kadar uyanık ki, bir Edirneli fizik öğretmenini bulmuş, açılıma uygun bir genel müdür olması lazım, biz de davamız için ne güzel zemin bulduk diye şahlanmışız. Ama ameller niyetlere göre. Bizi vitrine çıkardı. Bir arkadaş bana Altunizade’de dedi ki “Hocaefendi sizi izlemiş, işte yüzümüz demiş.”

O gizli ilişkilerin hiçbirine şahitlik etmedim. Adam sıkıştırıyor, “bildiğini söylemiyorsun” diye. Allah şahit, bu yaşta insan yemin eder mi? 

Bu sınav sorularının verilmesiyle ilgili birim, imamların da haberinin olmadığı bir birim. 

Benim kızım Marmara Üniversitesi sınıf öğretmenliğini bitirdi, seminere aldı bunlar, öğretmen yapmak için kızımı. Fakat benim kızım onların dersanelerinde ve evlerinde kalmamıştı. TÜRGEV’in yurtlarında kalmıştı. Bakın bu onlar için önemli, Hüseyin Abi’nin kızı da olsa, kendi memelerinden süt emmemiş. Yahu benim kızımı öğretmen yapmayacaksan, bizi niye işletiyorsun? Arıyorum, kim bu işin sorumlusu, soruyorum, “abi onu biz değerlendiremiyoruz” diyorlar. Ben ateşe yakın olmak istemedim, mücadele birliğinden tecrübe. 

(Fenerbahçe Yöneticisi Şekip Mosturoğlu’nun Habertürk TV canlı yayınındaki açıklamaları üzerine) Bir gerizekalı söyler değil mi, “ben örgüt üyesiyim” diye. Ben örgüt üyesiyim demiyorum ki. Örgütse Fenerbahçeliler niye bu örgüte karşı çıkmamış? Bunun adı yeni kondu, FETÖ. 15 Temmuz yaşanmasaydı Mosturoğlu ile uğraşırdım. Ben CNN Türk’te Fetullah Gülen’in karakterini anlatırken, kendisini mehdi kabul ettiği için, önüne çıkan her engeli ne pahasına olursa olsun bertaraf etme gözü karalığında bir adam, dedim.

4 kişi oturuyoruz, ben Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni’yim. Kızdı bu Gülen, Samanyolu’nun Genel Müdürü’nden başladı, “televizyonculuktan ne anlarsınız” dedi. O şahıs 55 yaşlarında, o zaman. Şimdi benim nevrim döndü. Koskoca adama “sen başka bir televizyon binasına gitsen kapıdan alırlar mı” diyor. Yanımdakine “siz gazetecilikten anlar mısınız” dedi. Bu ‘liderlerin’ özelliğidir, herkes içinde birbirlerine ezdirme. İmtiyaz sahibine geçti, “siz iktisattan anlar mısınız” dedi. Bana gelince o kızgın kişi, tebessüm etti “ben Hüseyin Bey’e bir şey demem” dedi. Bizim onunla münasebetimiz diğerlerinden farklı. Onlara dediğini bana gitse, ben ertesi gün oraya gitmem. 

“Karşı karşıya olduğunuz hareketi tanımanız çok zor, 1 hissesi dışarıda, 99’u içeridedir” dedim. O gizli işleri kamuoyuyla birlikte öğreniyorum.

Ben böyle konuşmaya başlayınca, 2 sene önce, bir tanıdığım vasıtasıyla biri evime geldi oturdu. Arkadaş, İstanbul İstihbarat’ta 10 yıl çalışmış. Benim ufkumu çok açtı. Bir de Mustafa Yeşil çok açtı benim ufkumu, 3 sene önce. Bu arkadaş dedi ki, bütün iş istihbaratta 2005’te değişti. “Nasıl?” dedim. 2005’ten itibaren bir ölçü getirdiler, tam itaatkar bıraktılar dedi. Ve dedi dikkat ettik sonradan, birinci ölçü bu, tam itaat, herhangi biri ağzından bir eleştiri kaçırmışsa müsamaha yok. Bir de hısım akrabalık bağları olanları bıraktılar, dedi. 

Allah korusun darbe olsaydı, 1 milyon kişiyi öldüreceklerdi. Belki daha fazla. Bunlar Türkiye’yi teslim alıp, ABD’nin kucağına teslim etmek üzere, 40 yıllık bir işgal kuvveti.

Bunlar birbirlerine düşerler durumunun bu arkadaş tarafından anlatılan örneği çok enteresan. Mustafa Özcan bunlardan beş altısının İstanbul dışına tayinini çıkarıyor. Birinin sigortası atıyor, atlıyor ABD’ye gidiyor. Fetullah Gülen’e diyor ki “yanlış bir şey oluyor.” Ve durduruyor onu Gülen. Emniyet’in içindeki hiyerarşiyi Gülen’in adamları sağlıyor.

Mustafa Yeşil ne söyledi de benim “hizmet dünyamı” yıktı? 25 Aralık’tan 3 gün sonra Ahmet Taşgetiren, istifa etti Bugün gazetesinden Star’a geçti. Birkaç dün sonra, Mustafa Yeşil yardımcısıyla Yalova’ya geldi. Ama ondan bir ay önce de, eşleriyle geldi ikisi, orada bir takım imalarla bana, “ayağını denk alsan” gibi bir şeyler söyledi. Beni ikaz ettiği belli.

“Tayyip Bey” dedi, “30 Mart yerel seçimlerini göremeyecek” dedi, “ya intihar edecek ya da akıl hastanesine götürülecek” dedi. Benim kafam allak bullak oldu. Tayyip Bey imam hatip lisesi mezunu dindar bir insan, böyle bir insan ve intihar. O böyle deyince “siz bu işi neden büyütüyorsunuz, niye dedim yargıda, emniyette, TSK’da insanlar olmasını önceliyorsunuz” dedim. “Bak abi” dedi, sağ kolunu uzattı, “asıl kol bu” dedi, “diğerlerinin hepsi bu kolu korumak için.” Ben hizmeti böyle mi anlamışım?

Ben Gülen’den böyle bir şey duymamışım. Adam Silahlı Kuvvetleri ele geçirmenin asıl fetih olduğunu söylüyor. Ben bunu savcıya söyledikten sonra Mustafa Yeşil kaçtı.

Uçakta kaç kişi var bilmiyorum, orada birisine şakayla karışık falan da değil, sitemkar bir şekilde diyor ki “senin bu Fetullah’ın yanında ne işin var” diyor. Bu insan da konuşurken Gülen’le beraber, bu hadiseyi anlatıyor. Gülen kendisini seçilmiş kurtarıcı gördüğü için, karşı çıkan herkes engeldir, onun kenara çekilmesi lazım. Fenerbahçe yöneticileri hala diyor ki “bu Fenerbahçe meselesi.” Yahu kardeşim 15 Temmuz’da darbe oldu, hala Galatasaray’ı karıştırıyor. Biz Türkiye’den bahsediyoruz. Türkiye üzerine bir kabus çökmek üzereydi, adam eskinin yaralarını taşıyor. Hakkını yine arasın. Benim 3 Temmuz’da yazdıklarımda ana fikir şu; darbe heveslileriyle ne güzel uğraşılıyor, Türkiye bağırsaklarını temizliyor, futbolda da kirlilik varsa, ki olma ihtimali var diyorum, futbol tertemiz bir alan değil ki, bunun da üzerine gidilsin. Fenerbahçe şike yapmıştır, demiyoruz. Yargı baksın, diyoruz. Benim söylediğim şey şu, 17-25 Aralık’ın adı Türkiye’de hala bir kesimde yolsuzluk ve rüşvet operasyonu, değil mi? Biz diyoruz ki bu siyasi darbe teşebbüsüdür. Ben şimdi geriye dönüp 3 Temmuz’da Fenerbahçe’yi ilgilendiren bu konunun bir şike meselesi olmadığını, Fetullah Gülen’in engel gördüğü, Türkiye’nin en çok taraftarı olan kulüp başkanının bu hissiyatının taraftarlarına yayılmasını engelleme hareketi diyorum. 

“Yıkılması, 3 ayağının çökmesine bağlı” 

Gülen’in yıkılması üç ayağın çökmesine bağlı; biri taban dediğimiz, ki dost halkası oluşturuyordu, iyice derin hipnozda olanlar var, bu darbe girişimini bile hala Erdoğan’ın filmi olduğunu söylüyorlar.

Gülen öyle bir numaracı ki “ben yapmıyorum etrafım yapıyor” der. Benim yanımda diyor ki “yahu Hüseyin Bey, bu kız talebeler çok değişik rüyalar görüyorlar, bana gönderiyorlar, ben artık yasakladım, çünkü rüyalarla amel etmek doğru değil.” Bir ses kaydı düşmüştü, o ses kaydında konuşan kişi Barbaros Kocakurt: Hocam arkadaşlar rüya görmüşler, Peygamberimiz tweetleri ikiye katlayın. 

“En büyük hatam…” 

Benim en büyük hatam, 95’te Zaman Gazetesi Genel Müdürü olunca, dualarını alayım düşüncesiyle vardığımda, görüşmeyi beklerken bir patırtı üzerine gidip bunun Cevdet Türkyolu’nu dövmesini görmem. Tekme tokat yahu. Neresine vurduğu belli değil. Bana bir eleştiri gelecekse, bunu gördükten sonra neden müdürlüğü kabul ettin? Bu haklı bir eleştiri. 

Gürültü patırtı olunca ben odamdan fırladım, baktım, gözümün önünde dövdü yani. Sonra çok mahcup oldu tabii. Benim şahit olmamdan çok rahatsız oldu. Cevdet Bey’in yaşıtı geldi, dedi ki “Cevdet’i 14-15 yaşından beri dövüyor, Cevdet çok sevinmiştir.” Ben en çok neyi merak ediyorum biliyor musunuz, Cevdet Bey’in hanımı, Gülen’in yeğeni, acaba ne hissediyor?

Kaynak : http://t24.com.tr/

Şoke eden analiz

ABD’li tarihçi Tarpley, Türkiye hakkında şok bir analiz yaptı. Sosyal medyada videosu dolaşan tarihçi ‘’Obama Erdoğan’ı aldatıyor, Türkler kaybedecek’’ dedi.

ABD’li tarihçi Dr. Griffin Tarpley, Türkiye ve Suriye sorunu konusunda şok bir analiz yaptı. Sosyal medyada videosu dolaşan tarihçi, ‘’Obama Erdoğan’ı aldatıyor, Türkler kaybedecek’’ dedi. 

‘’Obama’nın her hafta Erdoğan’ı aradığını, kibir ve hırsı ile oynayarak onu bir yere ittiği söyleniyor’’ iddiasını da ortaya atan Tarpley, ‘’Mübarek’in düşürülmesinden sonra Türk hükümeti Yeni Osmanlı İmparatorluğu fikri ile kandırıldı. Bu aldatmaca ile sıfır sorundan, başta Kürt sorunu olmak üzere, onlarca sorunlar dizisine geçiverirsiniz’’ dedi ve şunları söyledi;

PKK VE CİA

 Simon Hersh’e göre PKK, CIA’nın desteklediği bir örgüttür; CIA, PKK’yı İran’a karşı kullanmaktadır. Yakın geçmişte Fransa’da Cumhurbaşkanı Mitterand’ın eşi Danielle Mitterand PKK’nın koruyucu azizesi idi. Bir yıl önce, İsrail Dışişleri Bakanı Lieberman, Mavi Marmara’daki davranışından dolayı Türkiye’yi cezalandırmak için İsrail’in PKK’yı destekleyeceğini söyledi. NATO’nun Yunanistan aracılığıyla PKK’yı desteklediği haberleri var. Bana göre Türkiye’nin anlaması gereken bu !..

TÜRKİYE’Yİ YOK ETMEK İÇİN

Türkiye’yi ziyaret ettim, pek çok siyasi lider ile görüştüm. Türkler öncelikle Amerika ve İngiltere ile ittifakın “öldüren bir kucaklama” olduğunu anlamalı; bir başka deyişle İngiliz- Amerikalılar Türkleri öldürene kadar sevecekler. Türkleri Suriye’ye karşı kullanacaklar. Ve çatışmayı modern Türkiye’yi yok etmek için kullanacaklar. Korkarım, Obama’nın aldattığı Erdoğan ve Davutoğlu bu psikoloji ile kendi çukurlarını kazıyorlar. Kazanacakları hiçbir şey yok ve kaybedecekler.

SURİYE’DE İSYAN BASTIRILIYOR

Ortada bir de Rusya sorunu var; 19 ncu yüzyılda her 20 yılda bir, Türk- Rus Savaşı olurdu. Son zamanlarda bir Türk- Rus Savaşı olmadı ama o istikamette adımlar atılıyor. Şu bilinmelidir ki, Suriye güvenlik güçleri isyancılara karşı başarılı bir harekât yürütüyorlar, isyan bastırılıyor; Buna paralel olarak, olayların ağırlık merkezi, gerçek bir devrimci hareketin başladığı Suudi Arabistan ve Katar’a doğru kayıyor.

İSKENDERUN’DA CİA VAR

Şu anda Türkler, güney bölgelerinin tamamını CIA’ya devrettiler. Oralarda CIA başıboş, kontrolsüz dolaşıyor. İskenderun otellerinde CIA cirit atıyor. Oteller El- Kaide teröristleri ile dolu. CIA Adana yakınlarındaki İncirlik üssünden, bölgeye getirdikleri teröristleri kullanıyorlar. Ve bunun Türkiye’ye geri dönüşü feci olacak.

Kaynak : Muhalif Gazete

MİT’in Susurluk Raporu’nda Fethullah belgeleri gizlendi

İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Av. Nusret Senem, Kaynak Yayınları’ndan çıkan Fethullah ve Susurluk kitabında MİT’in hazırladığı Susurluk Raporu’ndaki Fethullah Gülen’in Çiller Özel Örgütü (Gladyo) ile ilişkilerinin yer aldığı dosya eklerinin gizlendiğini açıklıyor.

Nusret Senem’in Emniyet, Jandarma, Genelkurmay ve MİT raporlarının hepsini inceleyerek yazdığı Fethullah ve Sururluk kitabı, şu çok önemli bilgileri veriyor:

“Susurluk sürecinde dört önemli rapor ortaya çıktı: Başbakan Mesut Yılmaz’a verilen “Kutlu Savaş Raporu”, TBMM Susurluk Araştırma Komisyonu Raporu, Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun İnceleme ve Araştırma Raporu ve MİT’in hazırladığı “Susurluk Raporu.“ Bu dört raporda esas olarak İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in iddialarını araştırdı. Raporlar büyük ölçüde Perinçek’i doğruladı. Çiller Özel Örgütü’nün (Gladyo) suçlarını açığa çıkarmaya yöneldi. Başbakanlık Teftiş Kurulu tarafından hazırlanan ve Başbakan Erbakan’a sunulan rapor dışındaki bütün raporlar eksiklerine rağmen Gladyo’nun suçlarının ortaya çıkarılmasına hizmet etti.

Susurluk Raporu büyük oranda gizli kaldı 

Ancak Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT)’in hazırlığı “Susurluk Raporu” büyük oranda gizli kaldı. Bu raporun 12 eki bulunmasına rağmen bugüne kadar hiçbiri ortaya çıkmadı. Bu eklerde yazılı olan bilgileri yalnızca dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan okuyabildi. “MİT’in Susurluk Raporu”nda “Çiller Özel Örgütü”nün 59 elamanının bağlantıları ek-4 olarak adlandırılan bir şema haline getirilmiş ve bu kişiler arasındaki ilişkiler belgelendi. Fakat MİT, raporu ve eklerini TBMM Susurluk Komisyonu’ndan gizledi. Talep edilmesine karşın raporu Susurluk Komisyonu’na göndermeyi reddetti. İlişkilerinin ortaya çıkarılmasından özenle kaçınılan kişilerden biri de raporda hakkında beş sayfa bilgi bulunan Fethullah Gülen’dir.

Saklanan sayfalarda kara para işleri var 

Gerçekte MİT’in Fethullah Gülen hakkında hazırladığı sayfa sayısı 6 veya daha fazladır. Fakat bu sayfalar ve raporun ekleri mahkemelere gönderilmedi. Saklanan sayfalarda CIA ile ilişkiler, Çiller’le Fethullah Gülen’in kara para işlerinin yer aldığı düşünülüyor. Hala Başbakanlık’taki ilgili birimlerde saklanan raporun bir örneği de MİT’in arşivinde.

Raporun eklerinden birinde yer alan MİT’in bilgi notunda Gülen’in Susurluk olayında ismi geçen diğer kişilerle ilişkilerini, 1969 yılından bu yana yürüttüğü tarikat faaliyetlerini, İran türü bir İslami karşı devrim yapmak için yürüttüğü gizli faaliyetleri, ABD ile ilişkilerini, Susurluk’ta ortaya çıkan isimlerden BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nun partisine yaptığı maddi ve manevi destekleri ortaya koyuyor.

Çiller’le Gülen ortak… 

MİT, Susurluk Raporu’ndaki gizlenmeyen bölümlerde, Fethullah Gülen ile dönemin Başbakanı Tansu Çiller’in ismini rapora ekli şemada ilişkileriyle birlikte, 59 kişi içinde yan yana koydu ve Fethullah Gülen’in, CIA ve Çiller’le ilişkisini şöyle özetledi: Fethullah Hoca’nın Çiller’in kara para işinde gizli ortağı olduğu, Fethullah Hocacıların CIA’nın bölgemizdeki en önemli sivil toplum kuruluşu olduğu iddiaları, Maliye Bakanlığı’nın müfettişlerinin Fethullah Gülen’in mali kayıtlarını incelemesi ile İçişleri ve Dışişleri Bakanlıklarının ilgili kuruluşlarla yapacakları koordine sonucunda çözülebileceği değerlendirilmektedir.”

CIA’nın bölgedeki en önemli sivil toplum kuruluşu 

MİT’in Susurluk Raporu’na yansıyan, Fethullah Gülen’in Çiller’in kara para aklama işindeki gizli ortağı ve Fethullahçıların CIA’nın bölgemizdeki en önemli sivil toplum kuruluşu olduğu yönündeki tespit ve değerlendirmeler için bugüne kadar herhangi bir inceleme ya da soruşturma başlatılmadı. Refahyol Hükümeti, kara para aklama işinin üstünü örttü. TBMM Susurluk Araştırma Komisyonu ise konuya hükümetin baskı ve direktifleri sonucunda hiç girmedi. Para ilişkileri konusunda yapılan ilk ve tek inceleme Kutlu Savaş’ın raporunda bulunuyor. Raporda şöyle deniliyor: “Çetelerden söz edilirken Susurluk’la bağlantısı hiç kurulmayan bir diğer konudan, çete denemese bile bir gruplaşmadan söz etmekte zaruret vardır. Başından beri zikredilen olaylar, kişiler ve faaliyetleri müstakil veya birbirinden bağımsız işler olarak algılamak son derece yanıltıcıdır.” Raporda kamu bankalarındaki gruplaşmalara ilişkin bir de şema sunuluyor.

Bugüne kadar soruşturma açılmadı 

Rapordaki öneri ve değerlendirmeler şöyle: Bu grup 1992-1996 döneminde bir aile holdinginde görülebilecek bir şekilde bankadan bankaya dolaştırılmıştır (s. 144). “Bankalar konusunda kapsamlı ‘organize suç’ niteliğinde polisiye metodlarla yürütülen bir soruşturma açılmalı ve konu Asliye Ceza Mahkemelerine giden kusurlu kredi dosyası olarak değil, tek bir dosyanın değişik sayfaları olarak -gerekirse DGM kanununda değişiklik yapılarak- Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin incelenmesine sevk edilmelidir (s.145). Raporlara yansıyan bankalardaki organize suçlarla, Çiller-Fethullah ilişkisi, ortaya çıkan milyarlarca dolarlık kara parayla bu ikilinin bağlantısının ortaya çıkarılması için bugüne kadar her hangi bir soruşturma başlatılmadı.

Kaynak : Aydınlık Gazetesi

Deniz Feneri CD’lerini AKP’ye Müsteşar sızdırdı

Kozinoğlu’ndan, Deniz Feneri soruşturmasıyla ilgili çok önemli açıklama: Deniz Feneri dosyasındaki 4 CD’yi Sinirlioğlu sızdırdı.

Üst düzey MİT görevlisi Kaşif Kozinoğlu, ölmeden önce Aydınlık’a yaptığı açıklamalarda, Alman mahkemelerinin “Yüzyılın soygun hareketi” diye tanımladığı Deniz Feneri yolsuzluğuyla ilgili önemli bilgiler verdi.

Kozinoğlu, Almanya’nın Deniz Feneri’nin Türkiye ayağındaki dava için gönderdiği belgeler arasındaki AKP için “çok tehlikeli” olan 4 CD’nin, Dışişleri Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu tarafından AKP’ye sızdırıldığını açıkladı. Kozinoğlu’nun “AKP için çok tehlikeli” dediği 4 CD’nin içeriği ve akıbeti aydınlatılmayı bekliyor.

İşte Kaşif Kozinoğlu’nun Deniz Feneri davasıyla ilgili çok önemli açıklamaları:

‘Almanya bazı belgeleri göndermedi’ 

“Almanya, Deniz Feneri yolsuzluğunu bulmuş ve ‘yüzyılın yolsuzluğu’ ilan etmiştir. Birinci davayı açmış, hapis cezası verdiği şahısların sorgularından kendilerinde eksik olan AKP ve Tayyip Erdoğan’a kadar uzanan bilgi ve belgeleri temin etmiştir. Bu sorguları, Alman gizli servisi BND ve iç servisin uzman personeli gerçekleştirmiştir. Ayrıca Almanya, Deniz Feneri’nin Türkiye’deki mahkeme safahatını da yakın tarihe almıştır. Almanya sonucun bu olacağını çok iyi biliyordu. Hatta dava bile açılamayacağını düşünüyordu. Davanın açılmasına ve gerçekleştirilen tutuklamalara şaşırdılar.

Dışişleri üzerinden… 

TC Adalet Bakanlığı, Deniz Feneri evraklarını Almanya’dan gelen dosyaların içeriğine bakabilmek için Dışişleri Bakanlığı üzerinden istemiştir. Tabii Almanya elindeki belgelerin tamamını göndermemiştir. Ancak AKP, gönderilen belgeler arasında kendileri için tehlikeli olan 4 CD’yi Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu vasıtasıyla temin etmiştir.

‘Gülen ve Gül’ün adamıdır’ 

Sinirlioğlu, şu andaki rezil dış politikanın sorumlusudur. Çocuğu ABD’de okumaktadır. CIA tarafından numaralanmıştır. Sinirlioğlu, Hakan Fidan’ı MİT’in başına getirtenlerden de biridir. Esasen Fethullah Gülen ve Abdullah Gül’ün adamıdır. İlk büyükelçilik görevini İsrail’de yaptığı için aynı zamanda İsrail’in de adamıdır. En büyük ideali, müsteşarlık sonrası ABD’ye büyükelçi olmaktır. Eşi de büyükelçidir.”

Kaynak : Aydinlikgazete.com

“Tayyip’in ‘GİZLİ HESAP’ bilgilerini CIA’ya Arınç verdi.”

Üst düzey MİT yöneticisi Kozinoğlu’ndan çok çarpıcı açıklama:

Tayyip’in ‘gizli hesap’ bilgilerini CIA’ya Arınç verdi.

Üst düzey MİT yöneticisi Kaşif Kozinoğlu, Tayyip Erdoğan’ın İsviçre bankalarındaki gizli hesaplarıyla ilgili bilgileri CIA’ya Bülent Arınç’ın verdiğini açıkladı. Kozinoğlu; Cemil Çiçek, Abdüllatif Şener, Nevzat Yalçıntaş ve Salih Kapusuz’un da Rus istihbaratına Erdoğan ve AKP’ye ilişkin hassas bilgiler ulaştırdığını belirtti. 

Aydınlık dün, Wikileaks belgelerinde de geçen “Tayyip Erdoğan’ın gizli hesapları”yla ilgili çok önemli bir haber yayımladı. Uzun zamandır tartışma konusu olan gizli hesaplarla ilgili ilk net bilgileri kamuoyuyla paylaştı. Üst düzey MİT yöneticisi Kaşif Kozinoğlu, ölmeden kısa süre önce Aydınlık’a yaptığı açıklamada, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın İsviçre bankalarında 8 ayrı hesapta yaklaşık 800 milyon dolar parası olduğunu ifade etti. Kozinoğlu, bu gizli hesapların belgelerini Alman istihbarat örgütü BND’nin 30 milyon Euro karşılığında İsviçre’de bir banka müdüründen temin ettiğini ve Erdoğan’a karşı koz olarak kullandığını kaydetti. Bu belgelerin ABD istihbaratının da elinde olduğunu belirten Kozinoğlu, CIA’nın elindeki bu belgeleri Türkiye’deki kaynaklardan hatta AKP içinden temin ettiğini dile getirdi.Kozinoğlu ,Erdoğan’ın hesaplarıyla ilgili CIA’ya kaynak sağlayan kişinin  de Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç olduğunu açıkladı.

“Kaynak AKP’liler”

İşte Kaşif Kozinoğlu’nun gündem yaratacak o açıklaması ;

“Aynı belgeler CIA’nın elinde de mevcuttur. CIA bu belgeleri Türkiye’deki kaynaklarından temin etmişti.Söz konusu kaynaklar,Bülent Arınç ve ona yakın AKP’ lilerdir.Belgelerin temin edilmesi sonrası,ABD’nin Ankara Büyükelçisi söz konusu 8 hesabı mesaj olarak merkezine yazmıştır.Bu mesaj Wikileaks’te de yayınlanmıştır.” Kozinoğlu, aynı belgelerin MİT müsteşar Yardımcısı Ahmet Köksoy ve Bülent Arınç’a çok yakın olan diğer MİT Müsteşarı Aydın Güler’de de bulunduğunu belirtiyor.Kozinoğlu bu açıklamalırıyla,Wikileaks belgeleriyle gündeme gelen ve tartışma yaratan”Erdogan’ın gizli hesapları”na ilişkin ilk kez net bilgiler veriyor.

Kaynak : 20/11/2011 Tarihli Aydınlık Gazetesi