Erdoğan ve belediye başkanlarına suç duyurusu: ‘İstifa ettirmek anayasaya aykırı’

Ankara’da Yargıçlar ve Savcılar Birliği (YARSAV) kurucu başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu liderliğindeki bir grup, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Başbakan Binali Yıldırım ve istifa eden belediye başkanları hakkında suç duyurusunda bulundu.

Sendika.org’un haberine göre savcılığa sunulan dilekçede, Erdoğan, Yıldırım ve başkanlar ‘anayasayı ihlal’ ve ‘siyasi hakları kullanmayı engellemek’le suçlandı.

Dilekçede şöyle dendi: “İstifa ettirenler, anayasanın dışına çıkmış, istifa edenler de daha önce istifaları gündemde değilken, ortaya çıkan bu irade karşısında, istifalarını isteyenlerin eylemlerine iştirak etmişler ve bu suçu birlikte işlemişlerdir.”

Fotoğraf: Reuters

‘Baskıyla istifa etti’

Eminağaoğlu, belediye başkanlarının seçilme yeterliliğini mahkumiyet kararıyla kaybetse bile Danıştay tarafından görevine son verilebileceğini belirterek belediye başkanlarının kendi iradelerinin dışında, AKP yöneticilerinin istek ve baskıları sonucunda istifa ettiğini söyledi.

Şimdiye dek İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Kadir Topbaş, Düzce Belediyesi Başkanı Mehmet Keleş, Niğde Belediyesi Başkanı Faruk Akdoğan, Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkanı Recep Altepe, Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanı Melih Gökçek ve Balıkesir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ahmet Edip Uğur istifa etmişti.

Kaynak : http://www.diken.com.tr/

”İSTİFA ETMEMENİN NETİCESİ AĞIR OLUR”

YouTube Preview Image

Recep Tayyip Erdoğan;İstifa etmezlerse gereği yapılacak

YouTube Preview Image

ERDOĞAN ; 3 BEL. BAŞ . İSTİFA ETTİ .! 3 ‘ BELEDİYE BAŞKANI’DA İSTİFA ETMELİ.!!

YouTube Preview Image

Kılıçdaroğlu’ndan Erdoğan’a: Belediye başkanlarımız yetkiyi saraydan almıyor

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, kendi belediyelerine müfettişin gelebileceğini söyleyen Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a yanıt verdi: “Bu, ‘Bizimkiler suçluydu’ demek.”

Erdoğan, ‘kulağına AKP’li olmayan bazı belediyelerle ilgili de sorunlar geldiğini’ ifade ederek “İlgili partiler problemi kendileri çözmek isterlerse gereğini yaparlar. Aksi takdirde mülkiye müfettişleri devreye girmek durumunda kalabilir” demişti.

Bursa’nın İnegöl ilçesinde işadamlarıyla bulunan Kılıçdaroğlu, Erdoğan’nın sözlerinin itiraf niteliğinde olduğunu söyledi.

Fotoğraf: DHA

Bu, ‘Bizim belediye başkanları suçluydu. Ben gereğini yaptım. Diğer partilerin de belediye başkanları suçlu. Onlar da gereğini yapsın’ anlamına geliyor” diyen CHP lideri, kendi başkanlarının suçlu olmadığını kaydetti.

İstifa eden Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Edip Uğur’un ailesinin tehdit edildiği yönündeki sözlerini hatırlatan Kılıçdaroğlu, halkın seçtiği başkanlara saygılı olduklarını, tehdit ve şantajların demokraside yeri olmadığını aktardı.

CHP lideri sözlerini şöyle sürdürdü: “Bizim zaten belediye başkanlarımızın hemen hemen 24 saatinde müfettişler var. Biz çekinmiyoruz ki. Ne eksiğimiz var? Kendilerinin hesabını veremeyeceği çok şey var. Bizim bu millete hesabını veremeyeceğimiz hiçbir şey yoktur. Ne yapıyorsak milletin gözleri önünde yapıyoruz. Belediye başkanlarına talimatımdır, her kuruşun hesabını belde halkına vereceksiniz. Bizim bütün belediye başkanlarımız, bu görevlerini yapıyor. Her şey hükümetin bilgi ve denetimindedir. Gizlenecek, saklanacak hiçbir şeyimiz yoktur. Bizim belediye başkanlarımız yetkiyi saraydan almıyor, halktan, milletten alıyor. Hesabı da millete veriyor. Siyaset anlayışımız da budur.”

Kaynak : http://www.diken.com.tr/

AKP’li başkan ağlayarak istifa etti: Tehdit ve baskılar aileme kadar ulaştı, külli iradeye teslim oluyorum!

“Görev yapmam imkansız hâle geldi; üzgünüm, kırgınım, AK Parti’yi de bırakıyorum”

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan‘ın “En kısa sürede istifa edeceklerine inanıyorum” sözleriyle işaret ettiği isimlerden biri olan Ahmet Edip Uğur, 30 Mart 2014’ten bu yana sürdürdüğü Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinden ve AKP’den ayrıldığını duyurdu. İstifasını, Erdoğan’ın talebiyle verdiğini vurgulayan Uğur,  “Üzgünüm, kırgınım” dedi.

Açıklaması sırasında gözyaşlarını tutamayan Uğur, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ni ima ederek “Külli iradeye teslim olarak cüzi irademle milletime vefa gösteriyorum” ifadesini kullandı.

Kurulduğu 2002 yılından bu yana AKP’de çeşitli görevler üstlenen Uğur, istifa kararını “vicdan rahatlığı” aldığını belirterek şunları kaydetti:

“Kendi adıma şunu söylemeliyim. Yolsuzluğunuz yok, FETÖ bağlantınız yok fakat ailenize, evinize kadar ulaşan baskılar, hatta tehdide varan müdaleler var. Bu katlanılacak bir durum olmanın ötesine geçmiştir. AK Parti’de siyaset yapma imkanımız ortadan kalkmıştır. Külli iradeye teslim olarak cüzi irademle milletime vefa gösteriyorum. Partime ve başkanlık görevime burada veda ediyorum. Vicdan rahatlığı ile bu kararı almış buluyorum. Hepinize, bütün hemşehrilerime, uzun mesai yıllarımda bana destek olan aileme teşekkür ediyorum.”

Erdoğan’ın, genel başkanlığını yürüttüğü AKP’ye yönelttiği metal yorgunluğu eleştirileri sonrası İstanbul, Ankara, Bursa, Balıkesir, Niğde ve Nevşehir belediye başkanlarının istifası gündeme gelmişti. 13 yıldır sürdürdüğü İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı (İBB) görevinden ayrılan Kadir Topbaş, “Her şey affedilebilir, ama adam yerine konmamak asla” derken, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek de, istifa açıklamasında 23 yıllık “başarılarını” sıralamış; “Başarısız olduğum için değil, liderimiz istediği için istifa ediyorum” ifadesini kullanmıştı. Gökçek ve Uğur ile birlikte istifaya karşı direndiği iddia edilen Recep Altepe de,  Bursa Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı bıraktığını duyurduğu açıklamada “davaya bağlılık” vurgusu yapmıştı.

Ahmet Edip Uğur kimdir?

Ahmet Edip Uğur 7 Nisan 1950 tarihinde Balıkesir’de doğdu. Orta Öğrenimini İstanbul IşıkLisesi’nde, Yüksek Öğrenimini İstanbul Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi Kimya Mühendisliği Bölümü’nde tamamladı.

Balıkesir Ticaret Odası Başkanlığı, Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği Balıkesir Şube Başkanlığı yaptı. Bitkisel Yağ Sanayicileri Derneği Başkanlığı görevine 2008 yılından bu yana devam ediyor.

Balıkesir Milletvekili olarak 18. Dönemde ilk kez Parlamento’ya girdi. AKP Balıkesir Kurucu İl Başkanlığı’da yapan Ahmet Edip Uğur, 22. 23. ve 24. Dönemde üç defa üst üste Milletvekili seçildi. 2008 yılında “AKP Genel Başkan Yardımcısı” ve “Mali ve İdari İşler” Başkanı olarak görev yaptı.

30 Mart 2014 Mahalli İdareler seçiminde, AKP’den Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı seçildi.

Kaynak : http://t24.com.tr/

 

YouTube Preview Image YouTube Preview Image YouTube Preview Image YouTube Preview Image

Kılıçdaroğlu’ndan Erdoğan’a erken seçim çağrısı: 17 ay beklemeyelim, hodri meydan!

Erdoğan’ın “İstanbul’a ihanet ettik” ifadesine eleştiri: Hainsen o koltuktan kalkacaksın!

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan‘ın “metal yorgunluğu” eleştirileri sonrası AKP’li belediyelerde başlayan istifalara tepki gösterdi. Erdoğan’ın “En kısa sürede istifalarını vereceklerine inanıyorum” sözleri sonrası Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek ve Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe‘den gelen “istifa” açıklamalarını hatırlatan Kılıçdaroğlu, “Böyle bir adam Türkiye’de cumhurbaşkanlığı makamını işgal edemez” dedi. Kılıçdaroğlu, sözlerinin devamında “erken seçim” çağrısı yaparak “Tehditle, şantajla baskıyla devlet yönetilir mi? Hodri meydan,  17 ay beklemeyelim seçimler için buyrun gelin seçimleri erken yapalım” ifadesini kullandı.

Partisinin grup toplantısında konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “2018’de erken seçim yapılacağı” yolunda ileri sürülen iddialarla ilgili olarak “Erken seçim gündemimizde yok” demişti.

“Hainsen o koltuktan kalkacaksın”

Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın İstanbul’da yürütülen inşaat çalışmalarıyla ilgili olarak kullandığı “Biz bu şehrin kıymetini bilmedik, biz bu şehre ihanet ettik, hâlâ da ihanet ediyoruz. Ben de bundan sorumluyum” ifadesini de eleştirdi.

“İtirafı” için Erdoğan’a teşekkür eden Kılıçdaroğlu, sözlerine “Eğer itiraf etmeseydi biz bu şekilde konuşamazdık. Hainsen o koltuktan kalkacaksın arkadaş” diye devam etti.

İhsan Eliaçık’a yönelik saldırıya tepki

İlahiyatçı, “Anti-Kapitalist Müslüman”  olarak tanınan yazar İhsan Eliaçık‘ın Kayseri Kitap Fuarı’nda uğradığı saldırıyı da kınayan Kemal Kılıçdaroğlu, “Eliaçık’a yapılam, düşünce özgürlüğüne getirilen büyük bir kısıtlamadır” ifadesini kullandı.

“Bizimkiler namuslu adamlardır”

Kılıçdaroğlu, AKP’li belediyelere yönelik olarak başlayan “istifa” çağrılarının CHP’li belediyelere uzanacağı yolundaki iddiaları da şöyle değerlendirdi:

“Belediyelerimizin üzerine gideceklermiş. Gidin. Demirden korkan trene binmez. Bizim belediye başkanları namuslu adamlardır.”

“İnsan düşmanına dahi insanca davranmalı”

Kılıçdaroğlu’nun, partisinin grup toplantısında yaptığı açıklamalar şöyle:

Taşeron işçilerle ilk toplantı yapan bu kardeşinizdi. Taşeronların haklarını sonuna kadar savunmak bir sendikalı işçi kadrolu işçi gibi haklara sahip olacak taşeron işçi de. Hiçbir fark olmayacak. Sizin hakkınızı savunmak boynumuzun borcudur.

Enis Berberoğlu aylardır hapiste. Bir de fıtık ameliyatı oldu. Beni üzen havuz medyası tarafından istismar edilmesi. İnsan düşmanına dahi insanca davranmalıdır. İnsanda biraz ahlak olur. Bunların gözü o kadar kararmış ki yanında olmayanın yakılmasını istiyorlar. Berberoğlu boş durmadı içeride, kitap yazdı. Bu kitabın bütün gelirlerini gazetecilik stajı yapan öğrencilere verecek.

Ergenekon Balyoz davalarında bir Silivri Külliyatı oluşturulmuştu. Onlarca kitap çıktı böyle. Şimdi 20 Temmuz Silivri darbesi sonunda da böyle külliyat çıkacak.

“Bütün gazeteciler serbest bırakılsın”

Bugün Birgün Gazetesi’nden Mahir Kanaat’in duruşması var. Gazeteciler aylardır içeride bir türlü yargı önüne çıkarılamıyor. Bütün gazetecilerin serbest bırakılmasını istiyoruz. Cumhuriyet yazarları neredeyse 1 yıllarını dolduracaklar. Eğer bir ülkede gazeteci hapisteyse o ülkede demokrasi yoktur.

İnsan hakları savunucuları da hapiste. Efendim bu gizli toplantı. Ne gizli toplantısı? Bu aktivistler daha önce AK Parti’nin Bakanlıklarında da göreve yapmışlar. Ne yaptı bu insanlar? Ellerine silah alıp bir yer mi bastılar? Bunları yaptığınız zaman Türkiye dünyada itibar kaybeder. İtibarı demokrasiyle düşünce özgürlüğüyle kazanabilirsiniz. Onlar itibarı parayla kazandıklarını zannediyorlar.

Kayseri’de kitap fuarı yapılıyor. İhsan Eliaçık hepimizin bildiği bir isim. Düşünce, inanç özgürlüğünü savunur. Çok sayıda dini içerikli eseri vardır. Fuarı düzenleyen belediye İhsan Eliaçık’ın oraya gelip kitabını imzalamasını ve konuşmasını yasaklar. Bu Belediye Başkanı en büyük hakareti Kayserililere yapıyor. Demokrattır Kayserililer, düşünce özgürlüğünü savunur. İhsan Eliaçık 28 Şubat’ta mağdur olan bir isim. İbrahim Kaboğlu için de yasak getirilmiş. Bunlar bizde demokrasi olmadığını tek adam rejimi olmadığını gösteriyor. Büyük ihtimalle telefon etmiştir içeri sokmayın diye.

“Herkesin oturup düşünmesi lazım”

Şırnak’ta acı bir olay yaşadık 8 işçimiz kömür madeninde hayatını kaybetti. Biri Sıddık’tı.17 yaşında…Okula gitmek yerine kömür madenine gidiyorsa herkesin oturup düşünmesi lazım. Olaydan sonra açıklama yapıldı, maden ocağı kaçak diye. Kaçak değildi ihaleyle verilmişti. Ya bir Bakan yalan söyler mi? Dokularına işlemiş. Yalan söyleyen bakanın görevini bırakması lazım. 8 işçinin kanı onun boynundadır. Kendi kabahatini gizlemek için maden ocağı kaçaKtır diyorsun. İhaleyi sen yaptın!

“Uyuşturucu için verdiğimiz önergeyi parti reddetti”

Uyuşturucu sorununun çözümüyle ilgili verdiğimiz önergeyi AK Partililer reddetti. Buradan özellikle annelere sesleniyorm. AK Partili vekil size “Bir derdiniz var mı?” diye sorarsa deyin ki ‘CHP’nin önergesine niye hayır dediniz? Siz uyuşturucu baronlarını mı koruyorsunuz, çocuklarımızı mı?’

“OHAL bir yılı geçti”

Yine OHAL uzatıldı. Darbe girişiminde sonra Binali Yıldırım ile Çankaya’da bir araya gelmiştik. Çok kısa bir süre için OHAL’in ilan edileceğini söylemişti. Bir yılı geçti.

Her darbe kendi hukukunu yaratıt. 20 temmuz 2016 sivil darbesi kendi hukukunu yarattı ve öyle devam ediyor. Meclis’te bir komisyon kuruldu. O komisyonu engellediler. Gelip ifade vermesi gereken kişileri komisyona davet etmediler. Adil Öksüz’ü serbest bıraktılar. Cep telefonuyla serbest bıraktılar. Takip de etmediler. Dürüst savcıları görevden aldılar. 1 milyon aileyi mağdur ettiler. Ya darbeyi yapanı yakala. Askeri öğrencilerin ne günahı var? Dayısı olanlar parası olanlar dışarıda. Hele bir kayınpederin iyyise damat olarak her yere gideriz. 20 Temmuz’dan sonra yaratılan iklim nedeniyle hakimler adalet dağıtamaz hale geldiler.

“Hainler devlet yönetemez”

Tek adamı kandırırsanız ülkeyi felakete götürürsünüz. Trump kandırdı,PKK kandırdı, Esad kandırdı, Obama kandırdı, FETÖ kandırdı. Herkesin kandırdığı adamın ülkeye faydası olur mu? Her gece sarayda başka odada yatıyor. Niye korkuyorsun? Çık git kahvede otur çiftçiyle sohbet et. Devleti yöneten aldatılırsa ne olur? Devletin kozmik odasını teröre teslim eder. Türkiye devletinin bütün sırlarını terör örgütüne teslim eden vatan hainidir. Sen Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün sırlarını terör örgütüne açtın bunun hesabını verdin mi? Vereceksin!

“16/9 İhanet kuleleridir”

Sayın Erdoğan açıklama yapıyor. ‘Biz bu şehre ihanet ettik ben de bundan sorumluyum’ diyor. Hainler devlet yönetemez. 16/9 kuleleri ihanet kuleleridir. Danıştay kararını hiç kimse takmadı. Hukuk yok ki. Ben bildiğimi okurum diyor. Şimdi ihanet ettik diyor. İhanet ettiysen hain kim? Sensin! ‘Silueti yık’ diyoruz yapan adam ‘ben yıkmam’ diyor. Erdoğan diyor ki ‘Yıkmıyorsan ben seninle küstüm.’ ‘Danıştay kararıyla yık’ demiyor. Geçen yine beraber kurdele kestiler. Hainliğe hala devam ediyoruz diyor. Kendini hain ilan ettiysen o koltuktan kalkacaksın. Nurettin Sözen’i hatırlayın. Otelin kaçak katlarını devletten destek almadan tıraşladı. Bunların yatacak yeri yok bunlar sadece doların yeşilini seviyorlar. İhanetini itiraf ediyor, teşekkür ederiz. Etmese böyle konuşamazdık. Kendisine yürekten teşekkür ediyorum. ‘Benim haberim yoktu’ diyemez. Bir bakanı vardı uzun yıllar TOKİ başkanlığı yaptı. Bir bakanı Çevre ve Şehircilik bakanlığı yaptı. Ne dedi? Ne yaptıysam Erdoğan’ın talimatıyla yaptım dedi. İstifa etti. O etmedi. İhanete devam edecek. CHP’li belediyelerin üzerine gidecekmiş. Gidin. Demirden korkan trene binmez. Bizim belediye başkanları namuslu adamlardır.

Erken seçim çağrısı

Yüzde 49,5 oy alan Başbakanı görevden aldı. Milli iradeyi hiçe saydı. Milli irade benim diyor. Sonra seçimle gelen belediye başkanlarını istifaya zorluyor. Böyle bir adam Türkiye’de cumhurbaşkanlığı makamını işgal edemez. Bir daha söylüyorum, namus ve şeref kavramını yüreğinde taşımayan insanların o koltukta oturmaya hakları yoktur. Tehditle, şantajla baskıyla devlet yönetilir mi? Ben bunları söylediğim zaman siz belediye başkanını mı koruyorsunuz diyorlar. Biz demokrasiyi koruyoruz. 17 ay beklemeyelim seçimler için buyrun gelin seçimleri erken yapalım.

Kaynak : http://t24.com.tr/

Cumhuriyet Gazetesi davasında karar açıklandı

Cumhuriyet gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu, İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay, yazar Kadri Gürsel ve muhabir Ahmet Şık, gazetenin 158 gündür tutuklu bulunan muhasebe çalışanı Emre İper’in hazır bulunduğu duruşma İper’in savunmasıyla başladı. Öğle saatlerinde davayı takip etmek için Silivri’ye gelen AKP’li Mehmet Metiner, tepkiyle karşılanınca Silivri’den ayrıldı. Gazeteci yazar Kadri Gürsel’in savunmasının ardından mütalaa için süre isteyen savcı sanıkların tutukluluk hallerinin devamı istendi. Mahkeme heyeti ise gece yarısı kararını açıklandı. Sanıkların tutukluluk hallerinin devamına karar verilerek duruşma 25 Eylül’e ertelendi.

Cumhuriyet Gazetesi’nin yazar ve yöneticilerinin aralarında bulunduğu 20 şüphelinin yargılandığı davada mahkeme heyeti ara kararını açıkladı.

Tutuklu sanıklar Ahmet Şık, Kadri Gürsel, Akın Atalay, Emre İper, Ahmet Kemal Aydoğdu, Murat Sabuncu’nun tutukluluk hallerinin devamına hükmedildi. Üye hakimlerden biri sanıklardan Kadri Gürsel’in tahliye edilmesi yönünde görüş bildirdi. Mahkeme heyeti, duruşmayı 25 Eylül’e erteledi.

CANLI ANLATIM

23: 37 / Mahkeme Başkanı: Üç tanık dinlendikten sonra tutuklulukla ilgili daha sağlıklı karar vereceğiz.

25 EYLÜL’E ERTELENDİ

23:35 / Tüm sanıkların tutukluluk halinin devamına karar verilerek duruşma 25 Eylül’e ertelendi. Duruşmanın Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’nde saat 15:30’da görülecek.

KADRİ GÜRSEL İÇİN MUHALEFET ŞERHİ

23:32 / Mahkeme Başkanı: Ara kararların bir kısmı ara kararlarımızla aynı. Emre İper ile ilgili cezaevindeki görüş kısıtlılığı kaldırıldı. İncelenmemiş dijital bilgiler için bilirkişi incelemesine karar verildi. Can Dündar ve İlhan Tanır’ın yakalamalarının infazı bekleniyor. Bir kişiye yönelik bir arkadaşımızın muhalefet şerhi var Kadri Gürsel için.

23: 30 / SON DAKİKA… Mahkeme heyetini verilen  aranın ardından kararını açıkladı.

23: 31 / Mahkeme heyeti salona geldi.

23:27 / 22.30’da devam edeceği açıklanan duruşma henüz başlamadı. İzleyiciler, sanıklar ve avukatlar mahkeme heyetini bekliyor.

21:36: 27. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti ara karar için saat 22.30’a dek duruşmaya ara verdi.

18:22 / Oturuma 45 dakika ara verildi.

18:15 / Ahmet Şık söz aldı: Kendisine tanınan yetki ve sorumlulukları kendi çıkarları için kullananlar her meslekte çıkıyor, keza medyada da çıkıyor. Asla bunlar içinde olmadım, olmayacağım da. Öyle olanlar da her ne kadar benimle aynı meslekte olsalar da “meslektaşım” demedim, demeyeceğim. Çünkü bu mesleğe hakaret olur. (Savcı Hasan Yılmaz imzasıyla mahkemeye sunulan Karlov suikastiyle ilgili dosyayı hatırlatarak) Ben hakim ya da savcı olsaydım Hasan Yılmaz’a meslektaşım demekten utanırdım. Katledilen bir meslektaşınızla ilgili davaya konu olan şey bir telefon görüşmesi. Bununla terör örgütü yardımı suçlaması yöneltiliyor. Böyle bir suçlama yapılacaksa bunu bana yöneltmeniz gerekir.O gün bütün gün adliyedeydim. Hakim ve savcıların, meslektaşları rehin alınmışken nasıl adliyeden kaçtıklarını gördüm. O gün telefonla konuştum, gazetede de bu şekilde yer aldı. Fahrettin Kemal Yerli beni çağırdı, avukatımla odasına gittim. Gazetecilik faaliyetimi sorgulamak kimsenin haddi değildir dedim ve aynı ifademi tekrarladığımı söyledim. Cezaevine girdim, önümüze klasörler geldi. Ben örgüt propagandasından tutuklanmışken diğer arkadaşlarımın dosyasına dahil edildiğimi gördüm. Bunun da “Ahmet’i içeride tutma” planı olduğunu anladım. Çünkü beni bu suçlamalarla tutuklu bırakamazlardı. Sabah’ta yeni bir haber “Ahmet Şık’a Şok”. Çok da Şok olmuşum. Kim yazmış? Nazif Karaman. Bu daha önce de yapıldı. Daha önce Yeni Şafak’ın manşetiydim. Diyor ki “Ahmet Şık Mihraç Ural’dan talimat aldı”. Devlet gelip bana bu adam seni öldürecek, diyor benim talimat almam mümkün mü? Ya sizin heyetinizden biri, ya kaleminizden biri, ya da soruşturma savcılarından biri bu tetikçilere belge sızdırıyor Böyle yargılama yapılmaz. 8 Eylül tarihli bir polis yazısı var Ahmet Şık’a ait Twitter hesabında yapılan incelemede “suç delili olarak değerlendirilebilecek…” bir olasılıktan bahsediyor. Tweetimde Mert Altıntaş hakkında FETÖ soruşturması olup olmadığını sormuşum. Kaldı ki savcı, suikasti FETÖ’PDY yaptı diyor hala açık bir soruşturma, ya hukuk bilmiyor ya da ülke gündemini takip etmiyor. İran medyasından bir haber düşmüş, bunu duyurmuşum. Daha sonra bunun asparagas olduğu ortaya çıkmış, onu da duyurmuşum. Nesnel bir gazetecilik var ama savcının bu suç çıkarma gayreti var.

Tarık Tolunay’ın çizgisinden duruşma salonu

Savcı floodumda sorular sorduğumu söylüyor. Ben gazeteciyim başka ne yapacağım. Dahası devletin yapması gerekeni yapıyorum. imse beni bununla FETÖ/PDY ile ilşkilendirme hadsizliğine girmesin. Hala diyorum, o zaman da dedim. Suikastçi Mert Altıntaş El Nusracı olabilir ya da olmayabilir ama önemli olan polis olmasıdır. Bir cihatçı polis olabiliyor. Bunu sormayayım istiyorlar ki 15 temmuz gibi olguları tartışmayalım. Ben bir gazeteci olarak bir konuyla ilgili şüphelerimi dile getiriyorum. “Askeri kendi halkını katleden darbeci; polisi,cihat sloganları atan suikastçi; yargısı iktidar sopası; medyası lağım ama yaşasın başkanlık” demişim buna takmışlar. Nesi yanlış bunun. Ben böyle düşünüyorum ve böyle düşünmeye de devam edeceğim. Kamuoyu kendisiyle dalga geçildiğini düşündü “Ahmet Şık’a cemaatçi dediler” diye ki iddianameden düştü bu. PKK ve DHKP-C olarak geçti. E peki bu “‘FETÖ’nün suçunu perdelemeye çalıştığı” ifadesini ne yapacağız? Bu suçlama PKK’ye mi DHKP-C’ye mi giriyor?

Tarık Tolunay’ın çizgisinden Kadri Gürsel

17:48 / Savcının isteminin ardından tutuklu Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu söz aldı. Sabuncu şöyle dedi: “12 aya varan yayın yönetmenliğimin 10,5 ayını cezaevinde geçirdim. Cumhuriyet iddianamesinin bilirkişisi 28 yaşında, benim meslek hayatım kadar yaşı var. Hiç gazetecilik yapmamış biri. Manşetlerden cımbızlayarak bizi Türkiye’de adı terörle anılan herkese yardımla suçluyor. İddianamede Vakıf Senedi’nden bahsediyorsunuz. Senet Cumhuriyet değerlerini savunur, Atatürkçülüğü temel alır. Bizim bunlara uymamakla suçlanıyoruz. Hayatta en hakiki mürşit ilim değilse biz Atatürkçü değiliz, fikir ve ifade özgürlüğünü, adaleti savunmamak Atatürkçülükse biz Atatürkçü değiliz. Bu dava fikir ve ifade özgürlüğünün tarihine kara bir leke olarak geçti. Bu davayı yıl sonuna kadar bitireceğiz diyorsunuz. ama bu dava bitmez. Bu dava okullarda okutulacak. Ve biz 10,5 ay daha yatsak, daha fazla da yatsak gazeteciliği ve ifade özgürlüğünü tüm Türkiye’deki gazeteciler için savunacağız.”

16:46 / Savcı sanıkların delilleri karatma şüphesi ve adli kontrol tedbirinin yeterli olmayacağı gerekçesiyle tutukluların tutukluluk halinin devamını istedi.

16:45 / 
Savcı mütalaasını vermeye başladı. Sanıkların Tutukluluk hallerinin devamı istendi

16:25 / Savcı, mütalaa için süre istedi, duruşmaya 20 dakika ara verildi.

15:30 / Gazeteci Kadri Gürsel savunmasını yaptı: “Ara kararınızda Cumhuriyet’e isnat edilen sözde yayın politikasının değiştiğine ilişkin tanıkların dinlenmemiş olmasını tutukluluğum devam edilmesine sebep gösterdiniz. Tanık ifadeleri yönünden de böyle bir iddia olsa da buna iştirak edemeyeceğim kanıtlandı. Ayrıca 92 ByLock kullanıcısı ve hakkında FETÖ soruşturması olan 145 kişiyle iletişimim olduğu iddiasını tutukluluğumun devamına sebep göstermiştiniz. Heyetinizin karşısında söylediğim, benim bu kişilerle iletişim kaydımın olabileceğini ama irtibatımın olamayacağını, bu kişilerden sadece 8’i ile karşılıklı iletişim kurduğumu 5’inin ByLock kullanıcısı olduğunu söylemiştim. Matematiksel olarak suçlamaları çökertmiştim ancak heyetiniz bana bu konuyla ilgili tek bir soru sormadı. Ara kararı görene kadar bunun nedeninin, safiyane bir şekilde, ifademin tatmin edici bulmuş olabilirdiniz, ya da siyasi bir tercih olarak bana tek bir soru sormamayı karşılaştırmış olabilirdiniz. Bir de üçüncü bir neden olabilirdi, terör örgütüne üye olmamakla birlikte yardım etmek suçunu işlediğimi sadece ve sadece ByLock konusundaki polis fezlekesine bakarak hakkımda peşinen hüküm vermiş olabilirdiniz.

Benim 45 gün daha tutuklu kalmam konusunda savunmam hiç dikkate alınmadı. Adil yargılanma hakkım engellendi. Polis fezlekesi dikkate alınarak tutuklu kalmam için sözde yayın politikası değişikliğine etkim olduğu iddiası sebep gösterildi. Bu nedenle neden bu kişilerle irtibatlı olmadığımı ayrıntılandıracağım. HTS raporunu, tetkik etmediyseniz ediniz lütfen. O ara kararı yazdığınız tarihe kadar HTS raporuna bakmamıştınız. Bunu ara kararınızdan anlıyorum. Rapor incelendiğinde “olağandışı” olarak tabir edilen kayıtların bana bir defaya mahsus gönderilmiş ve cevapsız kalmış SMS’lerden oluştuğunu görürdünüz. Görüşmek, işteşli fiil olarak tanımlanır. İşteşli fiil oluşması için iki kişi arasında gerçekleşmesi gerekir. Rapor incelenmiş olsaydı benim bu “olağandışı” sayıdaki ByLock kullanıcısyla sözde irtibatımın Cumhuriyet’te görev yaptığım sırada gerçekleştiği gibi bir ifade ara kararda yer almazdı. Yani zannediliyor ki benim bu toplam 112 kişiyle 5 ay 20 gün süren Cumhuriyet yazarlığım ve 34 günlük yayın danışmanlığım sırasında oluşmuş. Gerekçeli ara kararınızı okuduğumda başka bir anlam çıkarılması imkansızdır. HTS raporu incelenmiş olsaydı bana söz konusu kayıtlardaki son raporun 26 Ekim 2015’te olduğu görülürdü. Yani son ByLock’cu beni Cumhuriyet’e başlamamdan 6,5 ay önce aramış.

10 Mayıs’tan sonra bir FETÖ şüphelisinden sadece 1 SMS atılmış. Bu kişi yine Murat Aksoy. Bir ByLock kullanısından bana atılan 9 Nisan 2015 tarihli bir SMS var. Cumhuriyet’e başlamamdan tam 13 ay önce. Bana bir mesaj atmış ve benden bir mesaj almış. Yani aslında bu ByLock’cular ben Cumhuriyet’te başlamamdan çok önce yakamdan düşmüş. Gerçeklik budur. Ara kararda bahsedilen gerçeklikliğin tam zıttıdır. Cumhuriyet yöneticilerine aynı suçlamayla yaklaşmak hatalıdır. HTS raporunun okunmadığını, bunun da benim adil yargılanma hakkımı engellediğini düşünüyorum. Sadece 1 defaya mahsus SMS’lerin bir görüşme olarak nitelendirilemeyeceği bir gerçektir. Bu SMS’ler bir kampanya kapsamında yapılan bir taciz eylemidir.

Beni 2014 yazında yüzlerce kişi SMS yağmuruna tuttu. Bunların bir kısmı aynı formattadır. Bazıları FETÖ şüphelisidir. Bu mesajların çoğu açılmamıştır. Çünkü 6 gün boyunca bunaltıldım, çoğunu açmadım bile. iPhone 4S telefonum vardı. İleride lazım olur diye bir kısmını stokladım ama böyle bir şey olacağı aklıma gelmemişti. Mesaj atanların sayısı 83’ten çok fazladır. İşte bu “olağandışı rakam”ı oluşturan hadise budur.Anadolu’daki durumu incelemedim ama İstanbul ve Ankara’da bu medya davalarından bahsedildiğinde; ByLock’cular mesaj attı diye tutuklu olan sanıyorum tek benim.

Burada tutuklu olmamın sebebi sorgulayıcı, eleştirel, bağımsız ve muhalif bir gazeteci olmamdır. Kesin bir güçler ayrılığı ilkesini, laik demokratik parlamenter bir demokrasiyi savunduğum için kaçınılmaz olarak muhalifim. Öngörülü ve barışçıl bir dış politikayı savunduğum için muhalifim. Bunların hiçbiri Türkiye’de yok. Bunları savunduğum için hak savunuculuğu yapıyor olduğum için muhalifim. Basın ve ifade özgürlüğünü savunduğum için tüm bu ByLock’cuların ve FETÖ’cülerin hedefi haline getirildim.

26 Temmuz 2014’te Tolga Güzeltaş işimli bir ByLock’cu ile en uzun konuşmam olmuş. Ama ben bir kadın ile konuştuğumu hatırlıyorum. Bir polis eşi idi. Ama HTS kaydında Tolga Güzeltaş ile konuşmuş olarak görünüyorum. Ancak o sırada Tolga Güzeltaş tutukluydu. Yani onunla konuşmam imkansız. Bunu da böyle karşı delil olarak sunayım.

Hak savunucusu bir muhalif olduğum için bu yapı tarafından hedefe alındım. 17-25 Aralık sonrası kendini cemaat olarak nitelendiren bu yapı hak ihlaline uğradığını savundu ancak ben bu kampanyada hiçbir şekilde yer almadığımı daha önce de dile getirdim. Bu süreçten sonra iki FETÖ şüphelisiyle görüşmem oldu. Biri tutuklu bulunan, beraber program yaptığım Nazlı Ilıcak, diğeri ise bugün yurtdışında olan Abdülhamit Bilici. Bunun dışında defalarca bu yapıdan medya temsilciler aradı görüş istedi ama hiçbir zaman görüş vermedim.

Tek talebim adil yargılanmaktır. Burada ne karar çıkarsa çıksın vicdanım rahattır. Ve adaletin ayaklar altında çiğnendiği bu dönemde biraz bile adalet varsa beraat edeceğimi biliyorum.”

15:05 / Adli Bilişim Uzmanı Koray Peksayar sanık tanığı olarak dinleniyor. Ergenekon ve Bayoz davalarında da mütalaa vermişti.

13:30 / AKP Milletvekili Mehmet Metiner duruşmayı izlemek için Silivri’deki mahkemeye geldi. Ancak Metiner davayı takip edenlerden tepki görünce Silivri’den ayrıldı.

13:25 / Duruşmaya 1 saat yemek arası verildi.

13:20 / Orhan Erinç: TGC ve TGS’de 45 yıl yöneticilik yaptığımı ileride lazım olur diye ilk ifademde belirtmiştim. .Ben yöneticilik süremde yönetim kurulu kararından bağlı olan hiçbir konuda hiç kimseye söz vermedim. Ben sayın Kıraç ile görüşmedim. Beni çok rahat yalanlayabilir. Yurtdışından davet yazısının gelmesinden sonra ya beni telefonla aramıştır ya da davet etmiştir ama sanıyorum ki Alev Coşkun ile karıştırmaktadır. Orhan Erinç: Mustafa Balbay’ın oyu hakkında önceki toplantılarda alınmış bir karardır. İnan beyin oyunun kabul edilmemesi oy çokluğu. Balbay’ın oyu oy birliği ile kabul edilmiştir. Tutukluluk hali gözönüne alınmıştır. Bu İnan beye karşı bir tavır değildir. Katkıları için yazılarımda da her zaman takdir etmişimdir. İnan bey güvendiği bir üyeye vekalet vermiş olsaydı oyunu kullanabilecekti. Mücbir sebeple oyunu kullandırmaya kalkmasının ceremesini bize ödetmeye çalışmaktadır.

İnan Kıraç’ın ifadesine sanıklardan Orhan Erinç itiraz etti.

Mahkeme Başkanı: Evvelce seçimlerde bu şekilde oy bırakmak suretiyle gerçekleşmiş vakıf toplantısı var mı?

İnan Kıraç: Mustafa Balbay’ın oyu bu şekilde kabul edildi. İlhan Beyden sonra ilk defa Orhan beyin başkanlığındaki bu kurum benim oyumu kabul etmedi ama Mustafa Baybay’ın oyunu kabul etti. Bununla ilgili şikayet edildi. İlk kişi bizi haklı gördü, ikinci müfettiş ‘Hayır böyle olabilir’ dedi. Neticede düştük.

13:10 / Gerek Alev Coşkun gerekse Şevket Tokuş, yapılan seçim sonunda vakıftan çıkarıldılar. Ve ben de o tarihte istifa ederek vakıftan ayrıldım. Hemen şunu söylemek isterim, ifademde “Bir Cumhuriyet okuruydum ama artık Cumhuriyet gazetesini okumuyorum ve yayın politikasını da doğru bulmuyorum” derken . bundan katiyetle terör örgütleriyle temas edilmesini kast etmedim. Temastan kastım örgütle temas değildir. Kastım İlhan Selçuk, Uğur Mumcu’nun yolundan kademe kademe ayrılmalarıdır. Dolayısıyla vakıf ne olmuştur derseniz öyle zannediyorum ki büyük sorunlar içerindedir. 50 binin üzerinde tiraj ancak vakfı bir yerde tutabiliyordu ama bu rakamın altına düştüklerini duydum. Tüm gayrimenkullerinin satıldığını duydum ve çok üzüldüm.

12:57 / İnan Kıraç: Emniyet ifademi aynen kabul ediyorum. 2004’te İlhan Selçuk’un davetiyle Le Monde’u tanıyabilmek ve Cumhuriyet’i benzer bir vakfa çevirmek üzere davet edildim. Sebebim, vakıfçılık konusundaki tecrübem 10’un üstünde vakfın ya idari heyeti ya da yöneticisiyim. İlhan Selçuk’un bu arzusunu yerine getirmek için çalışmaya başladım, kendisiyle muhtelif tarihlerde görüştüm. İlhan Selçuk tarafından 2009’da  sana bir Vakıf bırakıyoruz ama bundan sonra durumumuz zor. Güveneceğin kişiler Alev Coşkun ve Aydın Aybay’dır.” dedi. Cumhuriyet Vakfı’nın içindeki 11 üyenin tümünün gazete içinden olması vakfı dışarı karşı zora sokuyordu. Bunun 9’a indirilmesi, 4’ünün gazeteden seçilmesi, isteniyordu. Fakat toplantılarda bir başarı elde edemedim. Bu arada Ayın Aybay’ı kaybettik. Yerine bir kişinin seçilmesi lazımdı. O tarihte çok önemli bir yurtdışı seyahatim vardı. Alev Coşkun’a ve Orhan beye de sordum. “Oyumu zarf içinde kullanabilir miyim, ya da toplantıyı bir süre geciktirebilir misiniz?”.dedim. Aynı zamanda Mustafa Balbay da tutuklu olduğu için oyumu kullanma hakkı verdiler. Bu şekilde oyumu bırakarak yurtdışına çıktım. Ama öğrendim ki oyumu saymadılar. Ondan sonraki toplantıda…

12:46 / Eski Cumhuriyet Vakfı Yöneticisi İnan Kıraç’ın tanık olarak dinlenmesine başlandı.

12:45 Akın Atalay: Görev Vakfı, Aydınlık gazetesi, Ulusal Kanal’ın sahibi midir?

Pamukoğlu: Görev Vakfı bu kuruluşların çatı kurtuluşudur ben de başkanıyım. Aday gösterildiğim seçimde seçimin hukuka aykırı olduğunu tarihe not düşmek için yaptım. Cumhuriyet’teki misyonumu tamamladım.

Mahkeme Başkanı: Yanıt vermeyebilirsiniz.

Akın Atalay:  Kesinleşmiş değil.

Mustafa Pamukoğlu: İkisi de değildir. Benim şikayet dilekçem kendi imzamla Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne verdiğim dilekçem var. Şikayet aşamasından itibaren bu soruları sormanız doğru değil. Dava sonuçlandığına, usulsüz olduğuna dair yargı kararı olduktan sonra…

Akın Atalay: Dosyaya da yansıdığı gibi Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün tüm klasörleri geldi. O toplantıyla ilgili iki şikayet dilekçesi var. Biri el yazısıyla, diğeri bilgisayar çıktısı. Her iki dilekçe de isimsiz ihbar dilekçeleridir. Olabilir. Acaba tanığın verdiğini söylediği şikayet dilekçesi bunlardan hangisidir?

Mustafa Pamukoğlu: İzin verirseniz cevap vermeyeyim. İlgili ve uzmanlarla tartıştık.

Akın Atalay: Savcılıktaki bilgi alma tutanağında şöyle bir ifadesi var: “İtiraz dilekçesi doğru mudur? kim tarafından verileceği tartışması nedeniyle vakfın denetçisi sıfatıyla yaptım” diyor. Bu beyana göre bu tartışmayı kimlerle yürüttü?

Sanıklardan Akın Atalay: 2008’den sonra İcra Kurulu Başkanı ile yaşanan anlaşmazlık nedeniyle gazetenin mali müşavirliği sona erdi.

Mustafa Pamukoğlu: 2001-2013 arasında Vakıf ve şirketin mali müşavirliğini yaptım. Benim de aday olduğum seçimlerle ilgili Vakıf senedine aykırı olduğu gerekçesiyle itiraz ettik, dava açtık.

Mahkeme Başkanı: İnan Kıraç’ın oyunun geçersiz sayıldığı oylama hakkında neler biliyorsunuz?

Aydınlık Yazarı Mustafa Pamukoğlu tanık olarak dinleniyor.

12:34 / Şükran Soner: Yine aynı şey yaşanıyor. İster askeri olsun ister sivil darbe davalarında bir kurgu var. Tek kriteri vardı, Cumhuriyetle olan bağımız. Kendisi gidiyordu, bir boşluk olacaktı bunun doldurulması gerekiyordu.

Mahkeme Başkanı: İlhan Selçuk’u rahmetle anıyoruz. İlhan Selçuk sizi vakfa davet ederken kriteri var mıydı?

Şükran Soner: Vakıf gazetenin iflas etmesinin önüne geçilmek için Yunus Nadi’nin “Atatürk’ün gazetesini kapatmam” diyerek kurdurduğu bir oluşum. İlhan Selçuk 12 Mart’ta ağır işkence gördü orada yıkılmadı ama Silivri’de yıkıldı. İlhan Selçuk’u siz bir terör örgütü kurgulamasında bir numaralı sanık haline getirirseniz… İlhan Selçuk yaşamadığı yıkımı o dönem yaşadı.

12:31 / Mahkeme Başkanı: Gazetecilere tanık olarak soru yöneltmek tehlike bir durum.

12:30 / Şükran Soner:Uzunca bir ömür Cumhuriyet geçmişiyle baktığımda, ister askeri ister sivil darbe olaylarında gazetecilik yaptım. Vakıfla ilgili söyleyeceklerim olabilir ama terörle ilgili hayır.

Mahkeme Başkanı: Burada sanıklar terör örgütü üyesi olmamakla birlikte örgüte yardım ve kasıtlı olarak vakfı mali zarara uğratmakla yargılanıyorlar. Neler söyleyeceksiniz?

12:20 / Cumhuriyet Gazetesi Yazarı Şükran Soner’in tanık olarak dinlenmesine geçildi.

11:46 / Nevzat Tüfekçioğlu’ndan sonra Cumhuriyet çalışanı Miyase İlknur tanık olarak çağrıldı.

11:43 / Aykut Küçükkaya’nın sorgusu tamamlandı Cumhuriyet Vakfı Eski Yönetim Kurulu Üyesi Nevzat Tüfekçioğlu tanık olarak dinleniyor.

11:20 / Eski Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Yıldız’dan sonra Cumhuriyet Gazetesi Haber Kordinatörü Aykut Küçükkaya tanık olarak dinleniyor.

11:04 / Tanık olarak dinlenmek üzere Cumhuriyet’in eski Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Yıldız çağrıldı.

10:25 / Bylock kullandığı iddiasıyla 158 gündür tutuklu bulunan muhasebe çalışanı Emre İper savunmasına başladı. İper savunmasında şunları söyledi:

“İddianame ulaştığında adımın baş harfleriyle rumuzlandığını ve Bylock kullanıcısı olmakla suçlandığımı gördüm. Bunu gördüğümde hemen gazetemizin yönetim kurulu başkanı Orhan Erinç beye ve hukuk servisine durumu bildirdim. Zira hayatım boyunca Bylock adlı programla ilişkilendiren terör örgütüyle hiçbir ilişkim olmadığı ve olamayacağı gibi, telefonumda da böyle bir program yoktu. Bunun üzerine gazetemiz bilgi-işlem yöneticisi Yusuf Güler’e giderek telefonumdan imaj almasını istedim. Gerçek bir suçlu böyle mi yapar? Ben kaçmadım, tek delil olan telefonumu da denize atmadım. Tam aksine böyle bir şey olmadığına emin olduğum için kanıt topladım.”

İper savunmasını şöyle sürdürdü:

“Bilirkişi Koray Peksayar telefonda ByLock’a rastlanmamıştı dedi. Emniyet raporu da ‘ByLock vardır’ diyemiyor. Benim bir ByLock kullanıcısı olmadığım açıktır. Bu nedenle iddianamede belirtilmiş olan ‘mesajlaşma programını telefonuna yükleyerek sisteme dahil olmuştur’ ifadesi yanlış bir ifadedir. Gerçeğe tamamen aykırıdır. Tweette yazmış olduğum ‘elbise DAR Beğenmedi’ ifadesindeki ‘DAR’ ve beğenmedi kelimesindeki ‘BE’ hecesini büyük yazarak oluşturmuş olduğum DARBE kelimesinin 15 Temmuz darbesi ile ilişkilendirilmesi tam bir zorlamadır. Burada amaç, Sayın Davutoğlu’nun Pelikan dosyası ile medyaya da konu olan AKP başkanlığından alınma sürecine gönderme yapmaktır. İddianameye konu olan ikinci tweetim ise 15 Temmuz gecesi saat 01.14’de yazdıklarımdır. Birincisi, ülkesini sevmeyen biri olsam ‘Canım ülkem’ diyerek söze başlamaz ve ülkemizin geçirdiği zor durumları anlatmak için… ‘neler gördün’ demezdim. İkincisi ‘sanal darbeler ve oyundan darbeler’ ile anlatılmak istediğim aslında darbe olgusuna karşı olmamdır. Paylaşımlarım fikir özgürlüğü kapsamında da hiçbir suç içermemektedir. Hiç kimseye hakaret ve tehdit yoktur. Hiçbir grubu övmek ve destek vermek yoktur. Hatta eklerde sunduğum 15 Temmuz’dan çok önceki kimi paylaşımlarımda da FETÖcüleri bir terör örgütü olarak gördüğüm açıktır. Gözaltında evimden alınan CD, flaş disk ve bilgisayarda da herhangi suç unsuruna rastlanmamıştır. FETÖ/PDY örgütünden hiç kimseyle irtibatlı olmadığım onlarla hiçbir organik bağım olmadığı belgelenmiştir. Sonuç olarak benden de FETÖcü çıkmaz. O terör örgütünün en çok zararını gören insanlardan da biriyim. Arkadaşlarım ve ailemden insanlar da onların kurdukları kumpas davalarında yargılandılar. Onların gazete binasına attırdıkları el bombaları benim çalıştığım cama geldi. Ben Cumhuriyet’te çalışmaya devam ettim… Beni FETÖ’den bir gün tutmanızdansa ömür boyu sorgusuz sualsiz tutmanızı tercih ederim. Utanç verici bu davadan beraatimi talep ediyorum.”

Duruşma Emre İper’in sorgusuyla devam ediyor. Mahkeme Başkanı İper’den bir gününü nasıl geçirdiğini anlatmasını istedi. Mahkeme Başkanı “Bir sanığın günlük olarak ne yaptığı mahkemelerin ilgisini çeken bir şey değildir. Ama enteresan bir şekilde sizin ByLock hattınız sizin güzergahınızı izliyor. Sizin gittiğiniz yerleri takip eden bir ByLock silsilesi var izah eder misiniz?” dedi.

İper ise şöyle yanıt verdi:

“ByLock sadece bir kişide yok. Bir sürü kişide var. Burada bir kişide bu uygulama varsa buradaki IP çakışmamızdan hepimizde gösterir… Bahsi geçen HTS kayıtları iş saatleri ve güzergahı. Ama HTS kayıtları da tutarsız. ByLock kayıtları yanlış demiyorum, benim değildir diyorum. Ben sabah yola çıkıyorum, internete giriyorum. Yola çıktığımda beraberimdeki insanlarla aynı IP’yi kullanıyoruz… Benim telefonumda ByLock yok ama HTS kayıtlarıyla buradaki bir kişide ByLock olması herkesi ByLockçu olarak gösterebilir.”

10:22 / Duruşma Emre İper’in savunmasıyla başlanıyor. Mahkeme başkanı seyircilerin arasında arka sıralarda oturan jandarma görevlilerinin mahkeme salonu dışına çıkmasını istedi. Mahkeme heyeti yerini aldı. Başkan: Görüyorum ki bir yer sıkıntısı var. Ama daha büyük bir salona da geçsek aynı sıkıntı. Aileler ve izleyiciler duruşma salonundaki yerlerini alıyorlar.

09:50 /  Duruşma salona girişleri tek noktadan sağlamak için jandarma kapıyı adeta ablukaya aldı. Cep telefonu, bilgisayarın alınmayacağı duruşmada izleyiciler kimliklerini vererek ve üst aramasından geçirilerek salona alınacağı için girişte de uzun bir sıra oluştu.

YOĞUN GÜVENLİK ÖNLEMİ

Güvenlik önemlerini ve salonun küçük olmasını eleştiren CHP Milletvekili Barış Yarkadaş, “96 kişilik daracık bir salona Cumhurbaşkanı davasını hapsettiler. Şu anda salona girmeye çalışan yüzlerce insan o daracık salonda demokrasi ve adaletin sınırlarını genişletmeye çalışıyor. Gazetecilerin basın açıklaması yapma hakkınız gaspı keyfi bir uygulamadır. İktidar khk’ların arkasına sığınarak gazetecilere açıklama dahi yaptırmıyor. Bu bile iktidarın korkusunu gösteriyor” dedi.

TÜRK BAYRAĞINI ALMADILAR

Salona girmek için güvenlik kontrolünden geçen vatandaşların elinde bulunan Türk Bayrakları salona alınmak istenmedi. Yarkadaş, “Elimizdeki üzerinde Atatürk’ün kalpaklı fotoğrafı bulunan bu bayrak salona alınmadı. Yaptığımız görüşmelerden sonra kabul edildi. Türk Bayrağı taşımak suç değildir” diye konuştu.

DAVALARI TAKİP EDİN

Modacı Barbaros Şansal ise herkesin davaları takip etmesi gerektiğini belirtti. Şansal, “Laik, demokratik sosyal hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhuriyet davasında Silivri’deyiz. Zaman zaman içeride zaman zaman dışarıda olsak da her zaman mücadelenin tam göbeğindeyiz. Haklarında asılsız iddianameler yazılanmış binlerce insanın görevlerinden alınıp yargılanıp hukuksuz ve haksız şekilde ceza evlerine atılmalarına dur demekteyiz. Siz de lütfen elinizdeki gazeteyi sakince yere bırakıp en yakınınızdaki davaları takip etmeye çalışın” şeklinde konuştu.

CHP DAVAYI TAKİP EDİYOR

CHP davayı geniş bir ekip ile takip ediyor. Barış Yarkadaş , Muharrem Erkek, Musa Çam, Engin Altay, Utku Çakırözer, Gamze Akkuş İlgezdi, Murat Bakan, Mehmet Tüm, Ali Şeker, Sezgin Tanrıkulu,
Tacettin Bayır, Hilmi Yarayıcı, İlhan Cihaner, Sibel Özdemir, Kazım Arslan, Kadın Kolları Başkanı Fatma Köse, Parti Meclis Üyesi Kadir Öğüt davayı takip edenler arasında yer alıyor.

YARKADAŞ’TAN ‘GAZETECİLERE ÖZGÜRLÜK’ BİLDİRİSİ

Duruşma öncesi açıklama yapan CHP İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş, ‘Gazetecilere Özgürlük’ bildirisini okudu.


İLK DURUŞMADAN

Yargılamayı yürüten İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi, davanın ilk ara kararında gazetenin okur temsilcisi Güray Öz, yazarı Hakan Kara, çizeri Musa Kart, Kitap Eki Yayın Yönetmeni Turhan Günay, avukatları Bülent Utku ve Mustafa Kemal Güngör ile yöneticisi Önder Çelik’i tahliye etmişti. Mahkeme; Sabuncu, Atalay, Gürsel ve Şık’ın ise tutukluluğunun devamına karar vermişti.

Kaynak : http://www.sozcu.com.tr/

Times: Ücretsiz otobüslere rağmen Erdoğan’ın mitingine katılım düşük

Haberde Erdoğan’ın konuşması sürerken insanların miting alanını terk etmeye başladığı yer aldı.

İngiliz The Times gazetesi, Türkiye’deki referandum öncesi atmosferle ilgili bir haber yayınladı.

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı gözlemcilerinin referandumun eşit koşullar altında gerçekleşmediği ve kamu kaynakları evet kampanyası için kullanılırken hayır kampanyalarının engellerle karşılaştığını belirten raporuna yer veren haberde hafta sonu İstanbul’da düzenlenen evet mitingi de anlatıldı.

Hannah Lucinda Smith imzalı haberde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Binalı Yıldırım’ın katıldığı mitinge devlet medyasının iki milyon kişi iddiasına rağmen yüz bine yakın kişinin geldiği, katılımın ücretsiz otobüslere rağmen düşük olduğu aktarıldı.

Haberde Erdoğan’ın konuşması sürerken insanların miting alanını terk etmeye başladığı yer aldı.

Binali Yıldırım için ise şu ifadeler kullanıldı:

Bay Yıldırım çok ilginç bir konumda. Makamının iptal edilmesi için var gücüyle çalışıyor.

“Eğer referandumda değişiklik teklifi kabul edilirse başbakanlık makamı kaldırılacak.

“Erdoğan cumhurbaşkanı olduktan sonra başbakanların ülkedeki etkisi azaldı.

“Türkiye’nin anayasasına göre cumhurbaşkanları tarafsız olmak zorunda. Fakat Erdoğan bu kuralı hep çiğnedi, AKP’nin kampanyalarına liderlik etti.

“Mitingde de Erdoğan’ın adını taşıyan bandanalar takan çok sayıda kişi vardı. Fakat Binali Yıldırım yazan bir ürün görmek mümkün değildi.”

Kaynakhttp://t24.com.tr/

ABD Vurdu AKP Destekledi

ABD Suriye’deki hava üssünü vurdu… Başkan Trump’ın talimatının ardından Doğu Akdeniz’de konuşlu USS Porter ve USS Ross destroyerlerinden ateşlenen 59 Toma Hawk füzesi, Suriye’nin Şayrat Hava Üssü‘nü hedef aldı.  ABD’nin hava saldırısı sonrası AKP ve Erdoğan cephesinden ard arda açıklamalar geldi.

Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin Şayrat askeri üssüne yaptığı saldırının ‘son derece olumlu’ karşılandığını vurgulayarak, “Benzer suçların cezasız kalmaması ve hesap verilebilirliğin tesis edilmesi yönünde atılacak adımlar Türkiye’nin tam desteğine sahip olacaktır” açıklamasında bulundu.

Dışişleri: Türkiye’nin Tam Desteğine Sahip

Dışişleri’nden yapılan açıklama şöyle:

“Suriye rejiminin insanlık vicdanı önünde ve ilgili uluslararası kuruluşların tespitleriyle sabit, altı yıldır gerek konvansiyonel, gerek kimyasal silahlarla işlediği insanlık ve savaş suçlarının son örneğini teşkil eden Han Şeyhun kimyasal saldırısı sonrasında, ABD’nin sabaha karşı rejimin Şayrat askeri üssüne yaptığı operasyonu son derece olumlu karşılamaktayız. Benzer suçların cezasız kalmaması ve hesap verilebilirliğin tesis edilmesi yönünde atılacak adımlar Türkiye’nin tam desteğine sahip olacaktır. Rejimi halkına karşı sürdürdüğü terör ve toplu cezalandırma uygulamalarından alıkoyacak ve Suriye’de siyasi çözümün önünü açacak bir sürecin ilerletilmesi için 3 milyon Suriyeliyi barındıran bir ülke olarak uluslararası toplumla birlikte çalışmayı sürdüreceğiz.”

İbrahim Kalın : Olumlu

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, ABD’nin Suriye’deki üsse saldırısıyla ilgili ‘Olumlu bir cevap olarak değerlendiriyoruz” dedi. Kalın’ın açıklaması şöyle: “Amerika Birleşik Devletleri tarafından Humus’ta bulunan Şayrat Hava Üssü’ne yönelik bu sabah gerçekleştirilen hava saldırısını, Esed rejiminin savaş suçlarına karşı verilmiş olumlu bir cevap olarak değerlendiriyoruz. Şaryat Hava Üssü’nün kullanılamaz hale getirilmesi, sivillere yönelik kimyasal ve konvansiyonel saldırıların cevapsız kalmaması açısından önemli bir adımdır. Benzer katliamların yeniden yaşanmaması için acilen uçuşa yasak bölge ve güvenli bölgenin hayata geçirilmesi gerekmektedir.”

Kurtulmuş: Vurulması Anlamlıdır

Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’un Fox TV’de yaptığı açıklamaları şöyle: “(ABD’nin Suriye’de rejime ait üsse hava saldırısı düzenlemesi) Cumhurbaşkanımızın da açıkça ifade ettiği gibi biz sadece laf değil icraat görmek istiyoruz. Bu anlamda Amerika Birleşik Devletleri tarafından oradaki askeri üssün vurulması, yani kalkıp sivillerin üzerine ateş eden, muhtemelen kimyasal silahları sivillerin üstüne atan o askeri üssün vurulması önemlidir, anlamlıdır. Ama uluslararası camia, Esed rejiminin bu barbarlığına karşı tavrını çok net bir şekilde sürdürmelidir. Ta ki Esed rejimi artık halkına zarar veremez hale gelebilene kadar. Dolayısıyla bunu olumlu karşılıyoruz ama bunun sonunun gelmesinin ve Esed rejiminin tamamıyla uluslararası alanda cezalandırılmasının şart olduğunu düşünüyoruz.”

Kaynakhttp://gazeteport.com/

Ali Bayramoğlu: Kesin olarak hayır oyu vereceğim; ben değişmedim, Ak Parti değişti

Fotoğraflar: Gazete Duvar’dan Mert Volkan

Bence Abdullah Gül gizli hayırcı; Erdoğan’ın demokrat olmadığını ilk günden görüyorduk

Gazeteci yazar Ali Bayramoğlu, anayasa değişikliği referandumunda kesin olarak ‘hayır’ oyu vereceğini açıkladı. 2003’ten 2013’e kadar AKP’yi desteklediğini hatırlatan Bayramoğlu, “Birincisi reformist politikalar. Benim gibi insanların desteğinin ikinci bir nedeni de Ak Parti’nin ortaya koyduğu liberal politikalardı. Hata yapmış olabilirim, yanlış yapmış olabilirim. Ama şunu açık söylüyorum ki, ben değişmedim, Ak Parti değişti” dedi.

Bayramoğlu, Yeni Şafak yazarı Hayrettin Karaman‘ın “Referandumda ‘Hayır’ cephesinde yer alan insanların büyük çoğunluğu yabancılaşmış parçamız” şeklindeki sözlerinin Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan‘ın yaptıklarıyla örtüştüğünü savundu. Bayramoğlu, “Hayrettin Karaman’ın yazdıklarıya Erdoğan’ın yaptıkları çok örtüşüyor diye bütün muhafazakâr kesimi veya Ak Partili seçmeni bu zihniyet kalıbı içerisinde tanımlamanın doğru olmadığını düşünüyorum” diye ekledi. “Erdoğan ve çevresi açısından baktığımızda bu, narsistik bir otoriter popülizmin İslami ya da yerel-milli tarifi” şeklinde yorumlayan Bayramoğlu, “Ak Parti’ninki sadece bir siyasi parti öyküsü değil, aynı zamanda siyasi elitlerin, dindar-muhafazakâr elitlerin de öyküsüdür. Bu elit içinde bir ayrışma, toplumsal kesimlerde ise evrensel değerlerle tanışma yaşandı” yorumunda bulundu. 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül hakkında “Bence gizli bir hayırcı” diyen Bayramoğlu, “Erdoğan demokrat değildi. İlk günden itibaren bunu görüyorduk. Ama demokrat olmayan bir adamın İslami kesimi sırtına alıp ‘Ben Avrupa Birliği’ne gireceğim, Kopenhag Kriterlerini uygulayacağım’ demesi herhalde hafife alınacak bir şey değildi” diye konuştu.

Ali Bayramoğlu’nun Gazete Duvar‘dan İrfan Aktan‘a verdiği söyleşi şöyle:

– Sonu başa alalım: “Evet” mi “Hayır” mı?

Ben kesin olarak Hayır oyu vereceğim ve Hayır çıkmasını temenni ediyorum.

– Temenni bir yana, sizce ihtimal nedir?

Buna yanıt vermek çok zor. Çünkü özellikle muhafazakâr kesim içinde, kapalı ve nasıl davranacağı belli olmayan, araştırmacıların bile haklarında net bir fikir beyan edemedikleri bir grup var. Sonuç, bu grubun nasıl davranacağına bağlı olarak değişebilir.

“Ak Parti’ninki dindar-muhafazakâr elitlerin de öyküsüdür”

– Bu kesim kimlerden oluşuyor?

Muhafazakâr kesim içinde memnuniyetsiz bir grup olduğunu biliyoruz. 7 Haziran seçimlerinde yüzde 40’lara indi Ak Parti oyları. 1 Kasım’da bu oylar geri geldi ama Haziran’dan itibaren Ak Parti seçmeni içinde bir memnuniyetsiz kitle olduğu görülüyor. Bu memnuniyetsizlikle ilgili somut araştırmalar yapılmadı ama Ak Parti’liler bunu çözüm sürecindeki korkuya bağladılar. Ben, Ak Parti’nin yıpranma sürecinin bunda etkili olduğunu düşünüyorum. Yolsuzluk tartışmaları, iktidar içi kavgalar, Tayyip Erdoğan’ın dili, gerek Milli Görüş hareketinde gerekse Ak Parti’de beklentinin ötesine geçen bir iktidar kişiselleştirmesi bu memnuniyetsiz kitleyi yarattı. Ak Parti’ninki sadece bir siyasi parti öyküsü değil aynı zamanda siyasi elitlerin, dindar-muhafazakâr elitlerin de öyküsüdür. Bu elit içinde bir ayrışma, toplumsal kesimlerde ise evrensel değerlerle tanışma yaşandı.

– Peki bunların memnuniyetsizliklerini yüksek sesle dillendirmemelerini neye bağlıyorsunuz?

Muhafazakâr siyasi geleneğin özelliklerinden biri çok açık siyaset yapmamak, açık ifade etmemek, “bütünü parçalamamak” Bu bir gelenek ve bunu örneğin Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu ve başka pek çok siyasi aktör için söyleyebiliriz. Ama sokaktaki insanların otoriteyle temkinli ve endişeli ilişkisinin de bunda bir payı olduğunu eklemek lazım. Özellikle son dönemde Ak Parti’nin müdanasız her türlü muhalifi araçsal veya fikirsel bir şekilde tehdit olarak algılayıp paralamasını en iyi yine muhafazakâr kesimler görüyor.

“Karaman ve Erdoğan söylemi arasında fark yok”

– Yeni Şafak yazarı Hayrettin Karaman, 26 Mart tarihli yazısında, ‘Hayırcıları’ ‘yabancılaşmış parçalarımız’ olarak tanımlayıp şöyle devam etti: “Müslümanlar Yahudilere, Hristiyanlara ve diğer din mensuplarına aralarında, kendi toplumlarında yaşama hakkı tanıdıklarına, onlarla ‘iyilik ve adalet çerçevesinde’ ilişkiler kurduklarına göre kendi insanlarından olup zaman içinde değerlerine, öz medeniyet ve kültürüne yabancılaşmış parçalarına bunu tanımayacaklar mı? Elbette tanıyacaklardır.” Bu zihniyet İslâmcı cenahta ne kadar egemen?

Siyasi iktidarın merkezi açısından çok egemen. Tayyip Erdoğan ve çevresi açısından baktığımızda bu, narsistik bir otoriter popülizmin İslami ya da yerel-milli tarifi. Dolayısıyla Erdoğan’ın diliyle Hayrettin Hoca’nın dediği arasında bu açıdan çok da fark yok. Ama şunun altını hep çizmek lazım ki, buna itiraz eden Ak Parti’li seçmen ve Müslümanlar veya muhafazakârlar var. Elbette bunlar bir çoğunluk oluşturmuyorlar.

“Görünürlükleri de yok…”

Evet; sandıkta ortaya çıkabilir. Sandıktan Hayır çıkması onları belki daha sonra cesaretlendirebilir, bilmiyorum. Ama Hayrettin Karaman’ın yazdıklarıya Erdoğan’ın yaptıkları çok örtüşüyor diye bütün muhafazakâr kesimi veya Ak Parti’li seçmeni bu zihniyet kalıbı içerisinde tanımlamanın doğru olmadığını düşünüyorum. Baskın eğilim Karaman’ın veya Erdoğan’ın eğilimi olabilir ama bu siyasetin baskın eğilimidir, sosyolojinin baskın eğilimi olup olmadığı tartışılır.

– 2003’ten itibaren siz dahil pek çok liberal aydın, tam da bu gerekçelerle AKP’yi destekledi. Gelinen noktada, sizin tabirinizle narsistik otoriter popülist eğilimin İslâmcı – muhafazakâr cenahta bir karşılık bulduğu görülüyor. O halde neden Karaman’ın veya Erdoğan’ın eğilimini bu kesime genellemekten imtina ediyorsunuz?

Ben İslami kesim diye bir kategori oluştururken dikkat etmemiz gerektiğini söylüyorum.

– Niye bu dikkate ihtiyaç duyuyorsunuz?

Çünkü bizim geleneksel anlayışımız, ideolojik, İslâmcı bakışla, dindar kitleler arasında bir özdeşlik kurar ve ben bir sosyolog olarak yıllardır bunun karşısında dururum, bununla da mücadele ederim. Bir sosyal kesimin öyküsü bir ideolojiye indirgenemez. Bir sosyal kesimin içinde ana zihniyet, siyaset eğilimleri var. Bunlar, senin söylediğin unsurları besliyor olabilir. Buradan hareketle diyebiliriz ki, muhafazakâr kesimdeki hakim eğilim ataerkil ve otoriter bir eğilimdir. Ama bu kesimde yaşanan pek çok kırılma ve değişimin olduğunu, değişim şansının da hâlâ olduğunu unutmamalıyız.

– Bu değişim ihtimalini atfetmek, bu kesime olan desteği sürdürmenin ifadesi mi?

Hayır, nerden baktığına bağlı. 2003’te Ak Parti’nin iktidara gelişi benim gibi düşünen insanlar için iki şey ifade ediyordu: Birincisi reformist politikalar. Benim desteğim 2003’te başladı, 2011-12’ye kadar sürdü. Düşmeler oldu, keyfimin kaçtığı noktalar oldu. Ama belli bir tarihe kadar bu desteğimi sürdürdüm. Benim gibi insanların desteğinin ikinci bir nedeni de Ak Parti’nin ortaya koyduğu liberal politikalardı. Ben Ak Parti’nin aynı zamanda İslami kesim içinde bir değişim ve dönüşüm imkânı olarak karşımıza çıktığı kanaatini taşıdım. Yaptığım bütün gözlemler bana bununla ilgili ipuçları veriyordu. İktidar deneyimi ve bu tür bir reformizm kaçınılmaz olarak muhafazakâr dünyaya evrensel değerleri sokan, evrensel değerlerle muhafazakâr değerler arasında bir evlilik olmasa bile en azından temasın olduğu bir hususa işaret ediyordu.

“Ben değişmedim Ak Parti değişti”

– Ama gelinen nokta bunun tam tersi istikamete işaret ediyor…

Sosyolojik dönüşüm açısından ben bugün Türk toplumunun çok önemli girdiler elde ettiği kanaatindeyim. Her yerde mi, bütün İslami kesimlerde mi? Elbette değil. Ama gençlerde, üniversitelerde, yetişmekte olan yeni siyasi elitlerde, bir kısım yeni medyatik elitlerde bu tür bir branşlaşmanın olduğunu, bunun da İslami kesimdeki toleransı artırdığını düşünüyorum. Ama politik olarak baktığımızda, maalesef politik reform projeleri tam bir iflasla sonuçlandı. Dolayısıyla bizim desteğimiz bu açıdan geçerliyken, bugünkü iflas ve tersine otoriterleşme de benim açımdan son derece açık ve net bir eleştiri hedefidir.

– Bu aynı zamanda geçmişinize dair bir pişmanlığı da içeriyor mu?

Hayır, bir pişmanlık içermiyor. Hata yapmış olabilirim, yanlış yapmış olabilirim. Gündelik yazı yazan, gündelik tavır alan bir insanım. Siyasi olaylarla atbaşı gidiyorum. Büyük resmi görememiş olabilirim. Ya da atladıklarım olabilir. Ama şunu açık söylüyorum ki, ben değişmedim, Ak Parti değişti.

– Fakat sizin desteklediğiniz dönemde AKP’yi eleştirenler haklı çıktı.

Ak Parti’ye yönelik daha önce yapılmış eleştirilerin bugün Ak Parti’nin konumuyla doğrulanıyor olması benim için çok anlam ifade etmiyor. Ama şunu söyleyebilirim ki, 2003’ten başlayıp 2009’a kadar giden döneme dönüp baktığım zaman, kendime soru soracağım, pişmanlık duyacağım veya yanlış yaptığımı söyleyebileceğim bir şey göremiyorum. Yapmış olabilirim. Karşıma bir yazımı çıkarırsın, “doğru, yanlış yazmışım” diyebilirim. Ama 2009’dan başlayıp 2011’e kadar giden dönem kirli bir dönem. Doğrularla yanlışların çok iç içe girdiği bir dönem. Ergenekon süreci başladığında bunu çok önemsedim ama bir süre sonra Ergenekon sürecinin nasıl kullanıldığını gördüm ve bundan çok endişe duydum.

– İsterseniz 21 Nisan 2010 tarihli bir yazınızı karşınıza çıkaralım. 2010’daki anayasa referandumundan hemen önceye denk gelen yazınızda şöyle demişsiniz: “Dindar-laik karşılaşması farklı değer sistemlerinin bir bünyede yaşamaya başlamasının en önemli üreticisi olmuştur. Seküler, dinî, geleneksel ve modern değer sistemlerinin aynı kişi tarafından tüketildiği bir yapı yeni ve önemlidir. Bu noktalarda derinleşen, engelleri ortada kaldıran Türkiye kaçınılmaz olarak daha özgür olana koşmak zorundadır… 2011 sonrası bunu vaad ediyor…” Son cümle, yanılgınızı gösteriyor.

Tabii ki, 2011 sonrası benim gözümde öyleydi ama maalesef öyle olmadı. O arada benim göremediğim şeyler vardı. Kendimi eleştirmemi ve sorgulamamı istediğini anlıyorum ama müsaade et ki, son cümleden önceki kısmı önemsiyorum. Siyasi kutuplaşma araya girmediği zaman üniversite okuyan Müslüman bir kızın -laik değer sistemle dindar değer sistemini birer çiçek olarak görürsek- bunlar arasında arı gibi nasıl nasıl dolaştığını görebiliyorum.

“Sandık homojenasyondur”

– Bunu tüm İslâmcı kesimlere genellemek mümkün mü?

Elbette bunun sosyolojik bir gerçeklik olduğunu düşünmüyorum. Toplumun tümü değil, öncü grupların mücadelesi ve taşıyıcılığı toplumsal dalgaları belirler. Kürt hareketindeki PKK’nın varlığı gibi veya İslami hareketteki Milli Görüş’ün varlığı gibi. Bunları hafife alamazsanız. Bunlar sadece siyasi-ideolojik dalgalar değil, aynı zamanda kendi içlerinde siyasi-ideolojik dönüşümü barındırırlar. Elbette taşraya gittiğinde, Batman’da örneğin Hizbullahilerle karşılaşırsın veya Konya’ya gittiğinde başka eğilimleri görürsün. Keza Türkiye’de IŞİD tarzı bir radikalleşmenin olmadığını da söyleyemeyiz. Ama ana dalgaları itibariyle baktığımızda ben Ahmet Davutoğlu, Abdullah Gül, Ömer Dinçer tarzı, özgürlük fikriyle, evrensel değerlerle temas etmiş, pasif pozisyonda olsa da, kendisini yeniden üretme imkânına sahip bir dokunun oluştuğunu görüyorum. 28 Şubat öncesinde demokrasi kelimesine, bu saydığım isimler bile mesafeli yaklaşırlardı. Ama toplumun tümü açısından böyle bir değişim oldu mu, hayır. Benim o dönemdeki bakışım ve arayışım buydu. Biraz hayal etmiş olabilirim, biraz yanılmış olabilirim.

– Az önce saydığınız isimler, örneğin Ahmet Davutoğlu gibi, sizin tabirinizle “evrensel değerlerle tanışmış” görünen muhafazakâr aktörlerin, Kürt meselesi başta olmak üzere son derece yıkıcı politikalara imza attıkları da bir gerçek.

Politika başka bir şey, değerler başka…

– Fakat o değerler politik alanda karşılık bulmadı…

Abdullah Gül mükemmel ve doğru politikaların peşindedir demiyorum. Dediğim, Tayyip Erdoğan’dan farklı olarak Batı değerleriyle buraya ait değerler arasında köprü kurmaya çalışmış olmaları.

– Peki İslâmcı-muhafazakâr kesimin Gül gibi aktörler yerine Tayyip Erdoğan gibi bir ismi lider olarak yüceltmesi size ne anlatıyor?

Erdoğan’ın kişisel meziyetleriyle birlikte nerede ne yapacağını bilen bir siyasetçi olduğu açık. Ayrıca iş oya, sandığa geldiğinde, az önce söylediğim heterojen toplum bitiyor. Sandık tam homojenizasyondur ve sandıkta çoğunluğun değerleri ortaya çıkar.

– 12 Eylül 2010’daki referandumda “Evetçi”ydiniz. O zaman “Hayır” diyen solcularla boykot diyen Kürtleri eleştiriyordunuz. O kesim ise bugün olduğu gibi o zaman da AKP’nin referandumu gücüne güç katmak için yaptığını söylüyordu. Siz neden o zaman “Evetçi”ydiniz ve şimdi neden “”Hayır”cısınız?

Bugün neden “Hayır”dayım; çünkü mevcut anayasa paketinin antidemokratik olduğunu, bir kişinin iktidarını, keyfiliği kurumsallaştıracağını düşünüyorum. Türkiye’nin önümüzdeki on yıllarda başına bela olacak bir paket olduğu kanaatindeyim. İkincisi de, yüzde 51 “Evet”in 15 Temmuz sonrası oluşan siyasi ortamın meşrulaşması ve doğrulanması olarak Erdoğan ve arkadaşları tarafından kullanılacağını düşünüyorum. Dolayısıyla Hayır’a meyletmemin nedeni Ak Parti’yi destekleyip desteklememekle ilgili bir mesele değil, belli bir dönemde, belli bir politikayı destekleyip desteklememektir. Şu anda ortada desteklenecek değil, eleştirilecek bir şey var.

Kaynakhttp://t24.com.tr/

AKP-“FETÖ” Ortaklığı Darbe İddianamesinde

AKP‘nin “FETÖ” ile mücadelede 17-25 Aralık miladı çöktü…15 Temmuz darbe girişimi davasının çatı iddianamesinde savcı, FETÖ’nün mücadele edilmesi gereken bir örgüt olduğu kararının 2004’teki MGK’de alındığını yazdı…

Cumhuriyet gazetesinden Alican Uludağ’ın haberine göre, 15 Temmuz darbe girişimine ilişkin hazırlanan çatı iddianamenin satır aralarında yer alan çarpıcı bir bilgi, AKP iktidarının bir dönem ittifak yaptığı Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ile mücadelede 17 Aralık 2013 tarihini “milat” alarak “sorumluluktan kurtulma” çabasını boşa çıkardı.

2004 MGK kararı Darbe iddianamesinde

İddianamede, “Milli Güvenlik Kurulu, 25 Ağustos 2004 günü yaptığı toplantıda, ‘Fetullah Gülen grubunun faaliyetlerine karşı alınması gerekli tedbirler’ başlığı altında, Nurculuk ve Fetullah Gülen grubuna ait kuruluşlarının faaliyetlerinin engellenmesi için 15 ayrı karar almıştır” şeklinde düşülen kayıt, iktidarın “Biz FETÖ’nün terör örgütü olduğunu bilmiyorduk” tezini çürüttü. Dönemin Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan’ın 2013’te yaptığı “2004’teki MGK kararı hükümet tarafından yok hükmünde kabul edilmiştir” açıklaması da FETÖ ile mücadele edilmediğinin göstergesi oldu. Savcının resmi belge olan iddianameye, 2004 MGK kararını eklemesi, iktidarın sorumluluğunu ortaya koydu.

AKP- Cemaat ortaklığı artık yok sayılamayacak

FETÖ ile mücadele konusunda sadece 17 Aralık tarihinin “milat” olarak kabul edilmesi ve iktidar ile cemaatin ortaklık yaptığı yılların yok sayılması eleştiri konusu olmuştu. Savcılıklar, FETÖ soruşturmalarını yaparken 17 Aralık 2013 tarihinden sonraki eylemleri baz alırken, cemaatin bu noktaya gelmesine neden olan 17 Aralık öncesi, yani buzdağının görünmeyen yüzüne girmemeyi tercih etti. Başta Tayyip Erdoğan olmak üzere iktidar temsilcileri, cemaatin terör örgütü olduğunu 17 Aralık’ta anladıklarını öne sürdüler. Savcılar da bu bakış açısına uygun davrandı. Erdoğan, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra yaptığı bir açıklamada, geçmişi “… eğitim, yardım, dayanışma faaliyetleri için müsamaha gösterdik. Allah dedikleri için müsamaha gösterdik. Bir ortak yanımız var dedik” diyerek savundu.

Savcı AKP’nin 17-25 Aralık tezini çürüttü

Ancak 15 Temmuz darbe girişiminin Genelkurmay Başkanlığı’nda yaşananları anlatan iddianamede, iktidarın tüm tezlerini çökertecek iki paragraf ortaya çıktı. İktidarın siyasi sorumluluğuna işaret ettiği için görevden alınan Ankara Başsavcı Vekili Necip Cem İşçimen’in yazdığı iddianamede, FETÖ ile mücadelenin 25 Ağustos 2004’te başladığına dikkat çekildi. İddianamede, “Demokratik ve anayasal devletlerde mevcut sistemin nasıl değiştirilebileceği, demokrasinin ve hukukun ilkeleri çerçevesinde bellidir. FETÖ, kanunların ve hukukun boşluklarından faydalanıp bu kavramları istismar ederek egemenliği elde etme politikası izlemektedir. Nitekim örgütün bu niteliği nedeniyle Milli Güvenlik Kurulu, 25 Ağustos 2004 günü yaptığı toplantıda, “Fetullah Gülen grubunun faaliyetlerine karşı alınması gerekli tedbirler” başlığı altında, Nurculuk ve Fetullah Gülen grubuna ait kuruluşlarının faaliyetlerinin engellenmesi için 15 ayrı karar almıştır. Kararlarda, Cemaat hakkında ağır yaptırımlar gerektiren yasal düzenlemelerin yapılması ve eylem planının hazırlanması konusunda mutabakata varılmış, darbe girişiminden sonra da bu kararların bir işe yaramadığı ve örgütün Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeki yapılanmasının boyutları acı bir şekilde ortaya çıkmıştır.”

İddianamede, başka bir bölümünde de 2004 tarihli MGK kararına atıf yapılırken, bu toplantıda “yurtiçi ve yurtdışı faaliyetlerine karşı bir eylem planı hazırlanmasının uygun görüldüğü” ve bu konudaki tavsiye kararının hükümete bildirilmesine karar verildiğine dikkat çekildi.

Yalçın Akdoğan’ın “2004 MGK kararları yok hükmünde kabul edildi” sözleri itiraf oldu

Yani savcı, FETÖ’nün mücadele edilmesi gereken bir örgüt olduğunun kararının 2004’te alındığını resmi belge olan iddianamede yazarak kayıtlara geçirdi. Bu kayıt, iktidarın “biz bunların terör örgütü olduğunu 17 Aralık’ta anladık” savunmasını çökertirken, hukuki sorumluluğu açığa çıkardı. Dönemin Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan’ın 2013’te bu MGK kararının basında yer alması üzerine twitter’da yaptığı “2004’teki MGK kararı hükümet tarafından yok hükmünde kabul edilmiştir” açıklama iktidarın FETÖ’nün darbe yapacak güce ulaşmasındaki rolünün itirafı oldu.

Kaynakhttp://gazeteport.com/

Abdüllatif Şener: Davutoğlu, Arınç ve Gül sessiz; “Evet” derlerse gelecekte suçlanacaklarını hissediyorlar

Abdüllatif Şener, Abdullah Gül, Recep Tayyip Erdoğan, Bülent Arınç

HABER Hülya Karabağlı

Evet demenin 100 yıl içinde bu ülkeye yapılabilecek en büyük kötülük olduğunu biliyorlar

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın başbakanlığı döneminde yardımcılığı yapmış olan Abdüllatif Şener, anayasa değişikliği hakkında “AK Parti üst kademelerine geldikçe, böyle bir metne evet demenin bu ülkeye 100 yıl içerisinde yapılabilecek büyük kötülük olduğunu düşünenlerin oranı artıyor” dedi. AKP’nin kurucularından Şener, 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, eski Başbakan Ahmet Davutoğlu ve eski TBMM Başkanı Bülent Arınç‘ın anayasa değişikliği teklifiyle ilgili net bir ifadede bulunmamasını değerlendirdi.  

Tutumları AKP içinde ‘ayrışma’ iddialarına neden olan önemli isimlere dikkat çeken Şener, “Gül’ün, Davutoğlu’nun ve muhtemelen Bülent Arınç’ın şu ana kadar sessiz kalıyor olmaları böyle bir değişime evet demenin insanlık açısından gelecek kuşaklar açısından suçlanacakları, töhmet altında kalacakları ve büyük eleştirilere maruz kalacaklarını hissetmiş olmalarından dolayıdır diye düşünüyorum” diye konuştu.

“Hayır ihtimali yüksek olmakla birlikte ortada görüyorum”

16 Nisan’da yapılacak ‘hayır’ çalışması kapsamında meydanları dolaşan eski bakanlardan Abdüllatif Şener, T24’ün “Nasıl  görünüyor?” sorusuna “İşin dorusu ben bu anayasa değişikliğinin evet mi, hayır mı neticeleneceği konusunda net bir noktada değilim. Kesinlikle şu sonuç çıkacak diyemiyorum. Hayır çıkma olasılığı daha fazla olmakla birlikte kritik bir  referanduma doğru gidiyoruz biraz ortada görüyorum. Hayır ihtimali yüksek olmakla birlikte ortada görüyorum” yanıtı verdi.

“Evet demenin bu ülkeye yapılabilecek 100 yıl içinde en büyük kötülük olduğunu biliyorlar”

Şener’in AKP’deki ayrışmalarla ilgili tartışılan iddialar konusunda sorularına değerlendirmesi şöyle:

Referanduma giderken ‘Hayır’ ve ‘Evet’ oy ayrımını belli bir parti mensubu olmaya göre katı bir şekilde değerlendirmek yanlıştır. Her partinin ‘Hayırcı’ları da ‘Evetçi’leri de. Bu durum Ak Parti’ye de yansıyor. Ak Parti’de ağırlık ‘Evet’ yönünde yönlendiriliyor olsa da yine aklıselim ile düşününler bu işin ülkemize ne getirip götüreceğini ölçüp biçenler bu işe evet denemeyeceğini böyle metne bir evet demenin bu ülkeye yapılabilecek 100 yıl içinde en büyük kötülük olduğunu biliyorlar, anlıyorlar. Böyle bir kötülük gelecek kuşaklara yapmanın ülkeye yapmanın da yanlış olduğunu düşünen insanlar var, bu az sayıda da değil, mutlaka çok sayıda hatta partinin üst kademelerine geldikçe bu oranın daha da artığını düşünüyorum ben.

“Eski cumhurbaşkanı, eski başbakan ve milletvekillerince sakıncaları görülüyor”

“Normal seçmen kitlesini partinin görüşüymüşçesine bir yandan Başbakan’ın bir yandan Cumhurbaşkanı’nın evet yönünde yönlendirmeye çalışmasına rağmen partinin üst kademelerinde yani milletvekilleri arasında partinin kurullarında partide eskiden cumhurbaşkanlığı, başbakanlık yapmış kişiler arasında böyle bir metnin anayasa değişikliği metninin geçmesini yürürlüğe girmesini büyük sakıncaları çok iyi görülmektedir ki bunlar arasında ‘Hayır’ eğilimi daha fazladır.

“Rejimin  nereye doğru gidebileceği hayal bile edilemez”

“Örneğin Sayın Gül’ün, Davutoğlu’nun ve muhtemelen Bülent Arınç’ın şu ana kadar sessiz kalıyor olmaları böyle bir değişime evet demenin insanlık açısından gelecek kuşaklar açasından suçlanacakları töhmet altında kalacakları ve büyük eleştirilere maruz kalacaklarını hissetmiş olmalarından dolayı diye düşünüyorum.

“Çünkü bu öyle bir değişiklik ki gerçekten rejimin nereye doğru gidebileceği ne sizin ne de benim tarafımdan hayal bile edilemez ve gelecek kuşakların bu değişimi yapan bizim  kuşağa  lanet edeceklerinden benim hiçbir  şüphem yoktur. Bunu sadece ben hissetmiyorum ,  bunu elbette eski cumhurbaşkanı ve eski başbakan da hissediyorlar çok yönlendirilmeye çalışıldıkları halde evet oyu vereceklerini hiç söylemediler ve sessiz  kalmayı tercih ediyorlar partinin şu andaki yönetimiyle  çelişkili duruma düşmemek için.”

Kaynakhttp://t24.com.tr/

Sayfa1 → 231234Son Sayfa »