“Canlı yakalayın, elleri arkadan bağlı, diz çökmüş fotoğrafını çekin”

FETÖ lideri Fethullah Gülen’in, Erdoğan’la ilgili olarak, ‘Canlı yakalayın, elleri arkadan bağlı, diz çökmüş fotoğrafını çekin’ talimatını verdiği ortaya çıktı.

15 Temmuz darbe girişimi öncesinde Pensilvanya’da yapılan toplantıda Fetullah Gülen’in darbecilere verdiği talimatlara ilişkin iddialar yayınlandı.

Aydınlık gazetesinin güvenlik kaynaklarına dayandırdığı iddiasına göre, Gülen, Türkiye imamı aracılığı ile verdiği talimatta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sağ yakalanmasını istedi. Yakalandıktan sonra ellerinin arkadan kelepçelenmesi ve diz çöktürülerek fotoğrafının çekilmesi talimatını veren Gülen’in, Erdoğan’ın bu durumdayken kendisiyle konuşturulmasını ve bu görüntülerin de kaydedilmesi istediği ifade edildi.

SADDAM BENZETMESİ

Fetullah Gülen’in Erdoğan’la ilgili talimatının CIA’nın “itibarsızlaştırma”taktiklerini andırdığını kaydeden güvenlik kaynakları, Irak’ta ABD askerlerinin Saddam Hüseyin’in yakalanmasını dünyaya duyurdukları fotoğraflara dikkat çektiler. Saddam’ın pecmurde, saç sakal birbirine karışmış yeraltında deliklerde sürünen bir fotoğrafının dünya medyasına servis edildiğini vurgulayan güvenlik kaynakları, Fethullah Gülen’in de aynı taktiği Erdoğan için uygulamayı planladığı, ancak başaramadığını söylediler.

DARBE BAŞARILI OLSAYDI

Darbe başarılı olsaydı Fetullah Gülen’in Türkiye’ye dönmeyi planladığını kaydeden güvenlik kaynaklarının verdiği bilgiye göre Gülen’in dönüş planı da CIA ile birlikte organize edildi. Büyük bir törenle İstanbul’a gelmesi ve havaalanında milyonlarca kişi tarafından karşılanması düşünüldü.

Karşılığında ABD’nin tüm isteklerinin karşılanmasının planlandığını kaydeden yetkililere göre darbe girişiminde “emir komuta zinciri” görüntüsü vermek için çok uğraşıldı. Ancak TSK’daki direniş nedeniyle sonuç alınamadı.

“Emir komuta” görüntüsü sağlanamayınca ve darbenin başarısız olacağı anlaşılınca ABD yönetimdeki bir kanadın darbeye desteğini çektiği, olayın ortalığa dökülmesi sonrasında da darbe girişiminin erkene çekildiği belirtildi. Bu durumun darbeciler arasında kaosa yol açtığını kaydeden bir güvenlik yetkilisi, Marmaris’te Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kaldığı otele yapılan baskının da bu karmaşa içinde başarısızlıkla sonuçlandığını kaydetti.

RÜTBESİNİ GÜLEN TAKMIŞ

Ayrıca Aydınlık’tan Turan Salcı’nın haberine göre; GATA’daki FETÖ yapılanmasına dair hazırlanan iddianamede firari askerlerden eski Prof. Dr. Hava Tabip Tuğgeneral Mehmet Zeki Kıralp’e generallik rütbesini Fethullah Gülen’in taktığı ortaya çıktı.

Etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak için ifade veren GATA hekimlerinden İsmail Yıldırım’ın iddianamedeki beyanında, “2013 yılında örgüt beni ödüllendirmek için ABD devletine göndermek istedi” dediği yer aldı ve Gülen’in Kıralp’e rütbesini takmasını şöyle anlattı:

“Ankara ilinde GATA’da öğretim görevlisi olan Doçent Albay Muharrem Uçar ABD’deki kongreyi ayarladı. 2013 yılının ekim ayı itibari ile 7 günlük kongreye ABD’ye gönderdiler. Asım kod isimli şahıs gitmeden ABD’de bulunan Zafer kod isimli şahısla İstanbul ilinde bulunan Şemsettin isimli şahsın kayınçosu olan kişi görüştü. Beni bu şahıs ABD’de karşıladı, beni hemen araba ile Pensilvanya’ya Fethullah Gülen’in yanına götürdü. Bu malikanede iki gece kaldım. Sürekli toplu vaziyetteydik, bir ara sadece içerde askeri personel kaldı, kendi bakıcısı ya da yardımcısı olan Cevdet kod isimli şahıs bu durumu ayarladı. Odada ben ve 2013 yılında Tuğgeneral olan Mehmet Zeki Kıralp de vardı. Cevdet, Kıralp’i göstererek ‘Bu şahsa generallik rütbesini Fethullah Gülen benim yanımda dua okuyarak taktı, görevinizde başarılar diliyorum, Allah muhaffak etsin, daha üst görevlere gelirsiniz inşallah’ dedi. Daha sonra Gülen, bana dönerek nerede görev yaptığımı sordu. Ben de kendisine sizin memleketinizde görev yapıyorum dedim. Bana Erzurum nasıl diye sordu, kendisine Erzurum hakkında hava ve sudan bahsettim. Bana rütbemi sordu, Albay olduğumu söyledim. ‘Bu abin gibi inşallah general olursun’ dedi, yaklaşık 10 dakika sürdü ve 2 gün sonra buradan ayrıldım, kongreye gittim ve Türkiye’ye döndüm.”

Kaynak : odatv.com/

Fıkra!..

Uğur Dündar

Önceki gece Niğde’de Halk Arenası canlı yayınını yaparken, değerli seyircimiz eğitimci Hilmi Taşkın‘dan bir mesaj geldi.
Baktım, bir fıkra!
“Bunda ne var” diyeceğinizi bildiğim için hemen söyleyeyim:
Tehdit var, nefret suçu var!

*  *  *

‘viratrabzon.com’ ve ‘ilk-kursun.com’ haber sitelerinin iddiasına göre; olay Trabzon’da yaşanıyor.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın mitinginden önce kürsüye Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli çıkıyor ve şu fıkrayı anlatıyor:
“Birbirini çok seven iki yaşlı arkadaştan biri hastalanmış. Diğeri hastaya ‘Öbür dünyada futbol var mı, yok mu çok merak ediyorum. Bana bildirirsen sevinirim’ demiş.
Hasta kısa bir süre sonra vefat etmiş.
Geride kalan arkadaşı üzüntülü günler geçirirken bir gece, merhumu rüyasında kendisine bir şeyler anlatırken görmüş.
Şöyle diyormuş:
‘Sana iki haberim var. Önce güzel olanından başlayayım; Evet burada futbol oynanıyor!..
Kötü habere gelince; Pazar günkü maçta kaleyi sen koruyacaksın!”

*  *  *

“Ne var bunda? Bilinen bir fıkra” dediğinizi duyar gibiyim.
Sözünü ettiğim vahim durum, bundan sonra başlıyor.
Zira Başbakan Yardımcısı Canikli kahkahalarla gülen kalabalığa şöyle sesleniyor:
“Kemal Kılıçdaroğlu, Pensilvanya ve tüm terör örgütlerini referandumdan sonra kaleye geçireceğiz!.. Gazanız mübarek olsun!”

*  *  *

Bakan’a sorarlar:
Bir: Terör örgütlerini kaleye geçirmek için neden referandumu beklediniz?
İki: CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu neye dayanarak terör örgütü ilan ettiniz?
Üç: Kılıçdaroğlu’nu referandumdan sonra kaleye geçireceğiz” derken, yani ölümle tehdit edip nefret suçu işlerken aklınızı, vicdanınızı ve insanlığınızı nerede bıraktınız?..

*  *  *

Sözün özüne gelirsek:
Algı operasyonlarıyla bizi bölemeyecek, kardeşliğimizi asla bozamayacaksınız!
Çünkü biz, Çanakkale tepelerinde yan yana şehit düştükten sonra kaynaşıp yekvücut olmuş ataların torunlarıyız ve hâlâ o ruhla yaşıyoruz.
Yaşasın lâik, demokratik Türkiye Cumhuriyeti!..

Kaynak : Uğur Dündar – http://www.sozcu.com.tr/

AKP’li vekillerin Fethullah Gülen’le fotoğrafı ortaya çıktı: Topu Bülent Arınç’a attılar

2016-09-26_190732

AKP’li 12 milletvekilinin Pensilvanya’da yaşayan Fethullah Gülen’i ziyaret ettiği ortaya çıktı. Ziyaretin tarihi ise dikkat çekici. Fotoğraf, ‘cemaatle kavga’ döneminde çekilmiş.

AKP’li milletvekilleri, 2012’de Boston şehrinde Fetullah Gülen cemaati tarafından organize edilen ‘Kültür Günleri’ programına gitti. Sözcü gazetesinden Veli Toprak’ın haberine göre, gezinin bir bölümünde “Haydi Pensilvanya’ya gidiyoruz” bilgisi verildi. O tarihte 12’si de milletvekili olan grup Fetullah Gülen’e gitti. Birlikte orada ikindi namazı kıldılar. Sonrasında yaklaşık 30 dakika sohbet ettiler, hatıra fotoğrafı çektirdiler.

Ziyarete giden isimlerden bazıları, 2015’te yapılan iki seçimde liste dışı kaldı. 4’ü halen AKP’den milletvekili. 2012’de milletvekili olan iki isim ise sonra yönetici seçildi. Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz Grup Başkanvekili. Erdoğan’a yakınlığı ile bilinen Vedat Demiröz ise Genel Başkan Yardımcısı oldu.

Fotoğraftaki dikkat çeken bir ayrıntı da kadın milletvekilleri ile ilgili. Normal hayatlarında başı açık olan 4 kadın vekillerin, kutsal bir mekan ya da camiye giriyormuş gibi başlarını eşarp ile örttükleri görüldü.

19

ESKİ VEKİLDEN OLAY ‘ARINÇ’ YORUMU

Fotoğrafla ilgili olarak eski Giresun Milletvekili Adem Tatlı, “Bir arkadaş ‘hadi gidelim’ dediğinde Mahir Bey’i (grup başkanvekili Mahir Ünal’ı kast ediyor) aradım. ‘Git, ne konuşuluyor öğren’ diye gönderdi. Benim yerim belli, durduğum yer belli. Bizim bu fotoğraflarımızı ortaya çıkaranlar FETÖ ile Bülent Arınç, Hüseyin Çelik’in fotosunu neden ortaya çıkarıp, yayınlamıyorlar” dedi.

18

“GRUP HALİNDE OLUNCA…”

Eski Ordu milletvekili Mustafa Hamarat ise gönülsüz olarak katılmak zorunda kaldığını söyledi. “Beni herkes bilir. Eşim veya ben onlara en ufak yakınlığım olsa ‘Eskiden filan…’ derim. İzah etme gereği bile duymam” diyen Hamarat, “Bir grup halinde olunca ‘Ben gelmeyeyim, çarşıda, şehirde ayrı gezeyim’ diyemiyorsunuz” ifadelerini kullandı.

Kaynak : http://www.cumhuriyet.com.tr/

Hüseyin Gülerce: Böyle bir canavara destek verdik; Allah bizi affetsin

298744676

Fethullah Gülen cemaati ile yakınlığıyla bilinen gazeteci ve Star yazarı Hüseyin Gülerce

“En büyük hatam…”

Bir dönem Fethullah Gülen cemaati ile yakınlığıyla bilinen gazeteci ve Star yazarı Hüseyin Gülerce, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Gülen ile ilgili yaptığı “Ciddi yanılgıya düşmüşüz, Allah bizi affetsin” sözlerini hatırlatan bir açıklama yaptı. Gülerce, CIA’den destek aldığını söylediği Gülen için “Böyle bir canavara destek verdik, Allah bizi affetsin” dedi.

Gülerce, “Benim en büyük hatam, 95’te Zaman Gazetesi Genel Müdürü olunca, dualarını alayım düşüncesiyle vardığımda, görüşmeyi beklerken bir patırtı üzerine gidip bunun Cevdet Türkyolu’nu dövmesini görmem” diye konuştu.

Habertürk’te konuşan Gülerce’nin açıklamalarından satırbaşları şöyle:

Darbeye kalkışacakları aklımdan geçtiği gibi bu konuyu son 5-6 aydır yazılarımda “teşebbüs edebilirler fakat emir komuta zinciri içinde yapamazlar” diye yazdım. İki şeyi bilemedim; birincisi bu çapta yaygın ve derin olmasını, mesela Jandarma Genel Komutanı’nın 8 yıllık emir subayı ve Sayın Cumhurbaşkanı’nın yaverleri. Sayın Cumhurbaşkanı en çok mücadele eden insan, kim bilir nasıl dikkat etmiştir yaverlerini seçerken ama bunların en önemli özelliği görülmemiş bir gizlilik. Çok iki yüzlüler. 

“CIA’den destek alıyorlar” 

“Bu FETÖ gibi bir emekli vaizin yapabileceği iş değildir” ifadesinin en önemli kanıtlarından biri bu kadar derin bir kumpas olması. CIA’den mutlaka destek alıyor. CIA, bu şahsa çok erken el atmış. 

Mahmut Övür 2014’te diyor ki, 1971’de Vehbi Koç’un evinde Fuat Doğu ile Fetullah Gülen görüştüler. O dönemin en çok bu işlerle ilgilenen insanları MİT ile CIA arasındaki ilişkilerin en yakın olduğu dönem olarak söylüyor. Bizim silahlı kuvvetler personelinin maaşını ABD ödemiş, bunları hatırlamadıktan sonra bir tane adam çıkmış şöyle böyle. Bunu ne zaman öğreniyoruz biz, 2014’te. Mahmut Bey’in bu yazısından sonra, bunu yalanlayan bir açıklama da olmadı.  

“Adil Öksüz kimdir?” 

Mesela Adil Öksüz, üste yakalandı değil mi? Kimdir bu diye merak ediliyor. Adam darbeden önceki son 25 günde 2 defa Pensilvanya’ya gitmiş, 2 gün önce dönmüş. Adil Öksüz 2002’den beri 109 defa gitmiş yurt dışına. Bütün bunları bir araya getirdiğiniz zaman, şunun araştırılması lazım; şu an kaçanların hepsinin Fetullah Gülen ABD’ye gittiği Mart 1999’dan itibaren hangileri bir bahaneyle ABD’ye gitmişler, bunun araştırılması lazım. Görülecektir ki, bir vesileyle Pensilvanya’ya gitmişlerdir. Ama CIA ile asıl irtibatları şuradan tespit edilebilir; özellikle emniyet içinden yükseltilmesi gereken insanlardan emniyet içinde ABD’ye gönderilen çok insan oldu. Wikileaks belgelerinde var; Gülen bir dernek kurduruyor ve bu dernek CIA ile ortak toplantılar yapıyor. 

Bundan 15 sene öncesinden CIA ile o bağlantıları resmiyette göstermek için çalışmalar yapılmış. Fuat Avni Pensilvanya’da bir istihbarat havuzudur demiştim ben 2 sene önce. Başbakanlık’ta çalışan adam Fuat Avni’ye çalışıyor. Ama kötü olan şu; bu bilgiler Pensilvanya’ya düştüğü gibi CIA’e de düştü.  

“Allah affetsin” 

Sayın Cumhurbaşkanı’nın ifadesiyle, biz bu insanlara yani Fetullah Gülen’e, hüsn-ü zan ile baktık. Böyle baktığımız için de bu harekete destek vermiş olduk. Fiili bir desteğim olmadı, ama bu harekete destek oldum. Hiç tahmin etmediğimiz şekilde karşımızda kendi halkının üzerine tank süren canavar bir örgüt var. Benim gibi bir adam buna destek vermemeliydi. Cumhurbaşkanımız gibi şunu diyebilirim ancak; Allah bizi affetsin. Medya da susarak çok büyük destek verdi, kasedi çıktığında bir kez yayınlayıp bir daha yayınlamadılar. Böyle bir canavara destek verdik, Allah bizi affetsin. 

Ben 25 Aralık’tan sonra çok net bir tavırla, “benim ülkemin Başbakanı’nı yabancılar götüremez” tweet’i attığım tarih 27 Aralık 2013. Üç senedir bu canavarı anlatmaya çalıştım.

Çok samimi olduklarım var içlerinde fakat o mübarek gördüklerim de dahil hepsinin küçük canavarcıklar olduğunu görüyorum şimdi. Büyük canavar Fetullah Gülen. Kendilerini bana karşı nasıl saklamışlar? Erdal Şen, bu Öksüz’ün kaçmasına yardım edenlerden biri için, Sayın Cumhurbaşkanı dün “aynı apartmanda komşuyduk, saygısında kusur ettiği yoktu” dedi. Bunlar böyle karaktersiz. 

“Kendi düşen ağlamaz” 

Kendim ettim, kendim buldum. Kendi düşen ağlamaz. Ben gayri meşruluğa hep tavır koydum. Onun için benim yanımda hiç bu tür şeyler konuşulmadı. Sayın Nurettin Veren’e, Latif Erdoğan’a itirafçı denebilir, bildiklerini anlatıyorlar. Hem Veren hem Erdoğan söyledi; dediler ki, biz bu darbeci simaları görünce “bu bizim Gülen’in yanında gördüğümüz adamlar” dediler. Benim böyle itiraf kategorisine girecek bir sözüm olamaz. Gazetede bir numara iki numara olarak çalıştığımız arkadaş Zaman’da, benim arkamdan toplantılarda “Hüseyin Bey bizim arkadaşımız değil” demiş.  

“Adını ilk kez 1977’de duydum” 

Benim Gülen’in ismini duymam 1977’de fizik öğretmeni olduğum gün. Din Bilgisi öğretmenleri arkadaşlar bana onu anlatmaya çalıştılar. 1980, Gülen’in yanında 3-4 kişi Yalova’da bir vakıf şubesi vardı, oraya uğramış, bana gizli haber verdiler, “şu saatte vakfa gel.” Gülen’i ilk defa görüyorum ama kim olduğunu bilmiyorum. Çıktıktan sonra dediler ki “Gülen yanında oturandı.” Çünkü Gülen o yıllarda, mesela Yalova’da 2-3 kişide fotoğrafı olurdu. 

Sonra beni kazanma adına, ben eski Mücadeleci’yim, sarı basın kartlı, 77’de bayrak gazetesinin baş yazarıyım, fizik öğretmeniyim. Feleğin çemberinden geçmiştik hatta espiri yapıyordum; bizi çok açık tavlamaya çalışıyorlar diye. Beni vaazlara götürmeye başladılar. 89’da cemaate ait kolejin inşaatı devam ediyor. Geçerken görmeye gelmiş, orada tanıştırdılar işte. Orada konuşurken Zaman gazetesi 86’da geçmiş cemaate fakat söylemiyorlar bunu, dar bir çevre biliyor. Ben de dedim ki “Zaman gazetesi bizimmiş, efendim dedim ben dergide 5 yıl yazdım” deyince, orada ayak üstü dedi ki “rica etsem Zaman’da yazmaz mısınız?” Dedim “yazarım”, “Ahmet Taşgetiren Bey’e de söyler misiniz?” dedi, söyledim. 89’da yazmaya başladık. Sonra 3 yıldan sonra dediler ki bize 3 isim gönderin, size köşe açalım. “Bize Göre” ismini seçtiler.

Ekrem Dumanlı genel yayın yönetmeni olduktan sonra dediler ki, “Bize Göre” biraz bağlayıcı oluyor, bunu değiştirmemiz daha güzel olacak, “Denge” olsun dedim. “Denge” koydular.

1991’de dediler ki sizin konferanslar vermenizi istiyoruz.

Bu sırada işgalin temelleri atılmış. Bana diyorlar ki, subayların adını açıklasanıza. Bunlar kamp kurduklarında, ben Mücadele’de yazardım. Kimin adını söyleyeyim, ben hiçbirini görmedim ki.  

“1 kuruş almıyorum” 

1991’de ben konferansçılığa başladım, 93’te Gülen dedi ki, Hüseyin Bey arkadaşlar Samanyolu Televizyonu’nda yorum yapmanızı istiyorlar. İlk defa kameranın karşısına geçiyorum, yorum yapacağım, “Yusuf ne olur dedim gel kameranın yanına otur sana konuşayım”, öyle alıştım. 

Haftada 5 gün fizik dersi veriyorum 35-40 saat, Samanyolu’na geliyorum, yorumumu hazırlıyorum, tekrar evime dönüyorum, bir kuruş almıyorum. Bizde mücadelecilikten gelen bir dava adamı olma var. Yalova Lisesi’ne girince kardeşimle söz verdik, bir daha bu işlerle uğraşmayacağız dedik. 80 darbesi öncesi, lisede öğrenciler birbirine girmiş, ben de fizik dersinde başladım Allah’ı anlatmaya, bu duyulunca o din bilgisi öğretmeni arkadaşlar benle ilgilenmeye başladı. Tekrar havaya girdik.

Öğrencilere ders veriyoruz, 68 kuşağının sağ tarafıyız ya, gülümsüyorum. Ben diyalogu Yalova Lisesi’nde öğrendiğim için eğitimle, diyalogla ilgili şeylere gönüllü oldum. Gazete var, televizyon var. Bunlar benim o kadar hoşuma giden şeylerdi ki, aradığım kaynağı buldum diye kendimi kaptırdım. 

94’te Altunizade’de Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı için isimler belli olmuş. Hocaefendi 15 dakika sonra mütevelli heyeti başkanı Hüseyin Bey olsun, dedi. Beni mütevelli heyet başkanı yapıyor. 2009-2013 arasında beni organize suç örgütü üyeliğinden dinletmiş, bir sene öncesinde de başkanlıktan aldı. 

Ben meğerse Peygamberimizin hadisine uygun davranmışım. Ben hiçbir şey istemedim. Beni eleştirenler oldu gazetenin içinde, ayrılırken. 

Vicdan sahiplerine soruyorum, ben o kadar akıllı değilim, Fetullah Gülen ABD’ye gitti, ben 5 sene Yalova’dan genel müdürlüğe gittim geldim, kimlerle ne konuştu bilmiyorum, arkasından ABD’ye gitti, ben de senede 2 defa gittim, iki hafta kaldım. Şimdi benden daha uyanık olun, Gülen’in 15 gün haricinde, 350 gün kimlerle ne görüştüğünü nasıl anlayacaktınız?

Habertürk’te çalışan arkadaşlar şahittir, söze şöyle başlıyordum “vallahi billahi cemaatin sözcüsü değilim.” Ama Gülen o kadar uyanık ki, bir Edirneli fizik öğretmenini bulmuş, açılıma uygun bir genel müdür olması lazım, biz de davamız için ne güzel zemin bulduk diye şahlanmışız. Ama ameller niyetlere göre. Bizi vitrine çıkardı. Bir arkadaş bana Altunizade’de dedi ki “Hocaefendi sizi izlemiş, işte yüzümüz demiş.”

O gizli ilişkilerin hiçbirine şahitlik etmedim. Adam sıkıştırıyor, “bildiğini söylemiyorsun” diye. Allah şahit, bu yaşta insan yemin eder mi? 

Bu sınav sorularının verilmesiyle ilgili birim, imamların da haberinin olmadığı bir birim. 

Benim kızım Marmara Üniversitesi sınıf öğretmenliğini bitirdi, seminere aldı bunlar, öğretmen yapmak için kızımı. Fakat benim kızım onların dersanelerinde ve evlerinde kalmamıştı. TÜRGEV’in yurtlarında kalmıştı. Bakın bu onlar için önemli, Hüseyin Abi’nin kızı da olsa, kendi memelerinden süt emmemiş. Yahu benim kızımı öğretmen yapmayacaksan, bizi niye işletiyorsun? Arıyorum, kim bu işin sorumlusu, soruyorum, “abi onu biz değerlendiremiyoruz” diyorlar. Ben ateşe yakın olmak istemedim, mücadele birliğinden tecrübe. 

(Fenerbahçe Yöneticisi Şekip Mosturoğlu’nun Habertürk TV canlı yayınındaki açıklamaları üzerine) Bir gerizekalı söyler değil mi, “ben örgüt üyesiyim” diye. Ben örgüt üyesiyim demiyorum ki. Örgütse Fenerbahçeliler niye bu örgüte karşı çıkmamış? Bunun adı yeni kondu, FETÖ. 15 Temmuz yaşanmasaydı Mosturoğlu ile uğraşırdım. Ben CNN Türk’te Fetullah Gülen’in karakterini anlatırken, kendisini mehdi kabul ettiği için, önüne çıkan her engeli ne pahasına olursa olsun bertaraf etme gözü karalığında bir adam, dedim.

4 kişi oturuyoruz, ben Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni’yim. Kızdı bu Gülen, Samanyolu’nun Genel Müdürü’nden başladı, “televizyonculuktan ne anlarsınız” dedi. O şahıs 55 yaşlarında, o zaman. Şimdi benim nevrim döndü. Koskoca adama “sen başka bir televizyon binasına gitsen kapıdan alırlar mı” diyor. Yanımdakine “siz gazetecilikten anlar mısınız” dedi. Bu ‘liderlerin’ özelliğidir, herkes içinde birbirlerine ezdirme. İmtiyaz sahibine geçti, “siz iktisattan anlar mısınız” dedi. Bana gelince o kızgın kişi, tebessüm etti “ben Hüseyin Bey’e bir şey demem” dedi. Bizim onunla münasebetimiz diğerlerinden farklı. Onlara dediğini bana gitse, ben ertesi gün oraya gitmem. 

“Karşı karşıya olduğunuz hareketi tanımanız çok zor, 1 hissesi dışarıda, 99’u içeridedir” dedim. O gizli işleri kamuoyuyla birlikte öğreniyorum.

Ben böyle konuşmaya başlayınca, 2 sene önce, bir tanıdığım vasıtasıyla biri evime geldi oturdu. Arkadaş, İstanbul İstihbarat’ta 10 yıl çalışmış. Benim ufkumu çok açtı. Bir de Mustafa Yeşil çok açtı benim ufkumu, 3 sene önce. Bu arkadaş dedi ki, bütün iş istihbaratta 2005’te değişti. “Nasıl?” dedim. 2005’ten itibaren bir ölçü getirdiler, tam itaatkar bıraktılar dedi. Ve dedi dikkat ettik sonradan, birinci ölçü bu, tam itaat, herhangi biri ağzından bir eleştiri kaçırmışsa müsamaha yok. Bir de hısım akrabalık bağları olanları bıraktılar, dedi. 

Allah korusun darbe olsaydı, 1 milyon kişiyi öldüreceklerdi. Belki daha fazla. Bunlar Türkiye’yi teslim alıp, ABD’nin kucağına teslim etmek üzere, 40 yıllık bir işgal kuvveti.

Bunlar birbirlerine düşerler durumunun bu arkadaş tarafından anlatılan örneği çok enteresan. Mustafa Özcan bunlardan beş altısının İstanbul dışına tayinini çıkarıyor. Birinin sigortası atıyor, atlıyor ABD’ye gidiyor. Fetullah Gülen’e diyor ki “yanlış bir şey oluyor.” Ve durduruyor onu Gülen. Emniyet’in içindeki hiyerarşiyi Gülen’in adamları sağlıyor.

Mustafa Yeşil ne söyledi de benim “hizmet dünyamı” yıktı? 25 Aralık’tan 3 gün sonra Ahmet Taşgetiren, istifa etti Bugün gazetesinden Star’a geçti. Birkaç dün sonra, Mustafa Yeşil yardımcısıyla Yalova’ya geldi. Ama ondan bir ay önce de, eşleriyle geldi ikisi, orada bir takım imalarla bana, “ayağını denk alsan” gibi bir şeyler söyledi. Beni ikaz ettiği belli.

“Tayyip Bey” dedi, “30 Mart yerel seçimlerini göremeyecek” dedi, “ya intihar edecek ya da akıl hastanesine götürülecek” dedi. Benim kafam allak bullak oldu. Tayyip Bey imam hatip lisesi mezunu dindar bir insan, böyle bir insan ve intihar. O böyle deyince “siz bu işi neden büyütüyorsunuz, niye dedim yargıda, emniyette, TSK’da insanlar olmasını önceliyorsunuz” dedim. “Bak abi” dedi, sağ kolunu uzattı, “asıl kol bu” dedi, “diğerlerinin hepsi bu kolu korumak için.” Ben hizmeti böyle mi anlamışım?

Ben Gülen’den böyle bir şey duymamışım. Adam Silahlı Kuvvetleri ele geçirmenin asıl fetih olduğunu söylüyor. Ben bunu savcıya söyledikten sonra Mustafa Yeşil kaçtı.

Uçakta kaç kişi var bilmiyorum, orada birisine şakayla karışık falan da değil, sitemkar bir şekilde diyor ki “senin bu Fetullah’ın yanında ne işin var” diyor. Bu insan da konuşurken Gülen’le beraber, bu hadiseyi anlatıyor. Gülen kendisini seçilmiş kurtarıcı gördüğü için, karşı çıkan herkes engeldir, onun kenara çekilmesi lazım. Fenerbahçe yöneticileri hala diyor ki “bu Fenerbahçe meselesi.” Yahu kardeşim 15 Temmuz’da darbe oldu, hala Galatasaray’ı karıştırıyor. Biz Türkiye’den bahsediyoruz. Türkiye üzerine bir kabus çökmek üzereydi, adam eskinin yaralarını taşıyor. Hakkını yine arasın. Benim 3 Temmuz’da yazdıklarımda ana fikir şu; darbe heveslileriyle ne güzel uğraşılıyor, Türkiye bağırsaklarını temizliyor, futbolda da kirlilik varsa, ki olma ihtimali var diyorum, futbol tertemiz bir alan değil ki, bunun da üzerine gidilsin. Fenerbahçe şike yapmıştır, demiyoruz. Yargı baksın, diyoruz. Benim söylediğim şey şu, 17-25 Aralık’ın adı Türkiye’de hala bir kesimde yolsuzluk ve rüşvet operasyonu, değil mi? Biz diyoruz ki bu siyasi darbe teşebbüsüdür. Ben şimdi geriye dönüp 3 Temmuz’da Fenerbahçe’yi ilgilendiren bu konunun bir şike meselesi olmadığını, Fetullah Gülen’in engel gördüğü, Türkiye’nin en çok taraftarı olan kulüp başkanının bu hissiyatının taraftarlarına yayılmasını engelleme hareketi diyorum. 

“Yıkılması, 3 ayağının çökmesine bağlı” 

Gülen’in yıkılması üç ayağın çökmesine bağlı; biri taban dediğimiz, ki dost halkası oluşturuyordu, iyice derin hipnozda olanlar var, bu darbe girişimini bile hala Erdoğan’ın filmi olduğunu söylüyorlar.

Gülen öyle bir numaracı ki “ben yapmıyorum etrafım yapıyor” der. Benim yanımda diyor ki “yahu Hüseyin Bey, bu kız talebeler çok değişik rüyalar görüyorlar, bana gönderiyorlar, ben artık yasakladım, çünkü rüyalarla amel etmek doğru değil.” Bir ses kaydı düşmüştü, o ses kaydında konuşan kişi Barbaros Kocakurt: Hocam arkadaşlar rüya görmüşler, Peygamberimiz tweetleri ikiye katlayın. 

“En büyük hatam…” 

Benim en büyük hatam, 95’te Zaman Gazetesi Genel Müdürü olunca, dualarını alayım düşüncesiyle vardığımda, görüşmeyi beklerken bir patırtı üzerine gidip bunun Cevdet Türkyolu’nu dövmesini görmem. Tekme tokat yahu. Neresine vurduğu belli değil. Bana bir eleştiri gelecekse, bunu gördükten sonra neden müdürlüğü kabul ettin? Bu haklı bir eleştiri. 

Gürültü patırtı olunca ben odamdan fırladım, baktım, gözümün önünde dövdü yani. Sonra çok mahcup oldu tabii. Benim şahit olmamdan çok rahatsız oldu. Cevdet Bey’in yaşıtı geldi, dedi ki “Cevdet’i 14-15 yaşından beri dövüyor, Cevdet çok sevinmiştir.” Ben en çok neyi merak ediyorum biliyor musunuz, Cevdet Bey’in hanımı, Gülen’in yeğeni, acaba ne hissediyor?

Kaynak : http://t24.com.tr/

Fethullah Zaman’ın devasa zararını nasıl kapatıyor?

Ankara’nın deneyimli gazetecisi Sabahattin Önkibar, F(ethullah) Tipi ekibinin işadamlarını tehdit ettiğini yazdı. Önkibar, Aydınlık’taki köşesinde Zaman Gazetesi’nin devasa zararlarının da bu şekilde karşıladığını savundu.

İşte Önkibar’ının yazısı: 

İş dünyasında F Tipi tehdit dalgası

İddiaya göre, F Tipi Metro’nun sahibinden yaptığı cirodan büyük miktarlar istemiş.

Galip Öztürk bu parayı vermeyince tutuklanıp hapsi boylamış.

İş dünyasındaki tehdit çarkı güya şöyle işliyormuş:

Polisi ve yargıyı elinde tutan F Tipi yaptığı dinlemelerle açığı olan işadamlarını tehdit edip üstüne gidiyormuş.

Kuşkusuz bunlar hukuken kanıtlanmadığı için henüz iddia ve gerçek mi değil mi bilmem ama kesin bildiğim şey F Tipi’nin iş dünyasından bağış adı altında büyük paralar topladığıdır.

Hayır, bu tevatür değil, herkesin bildiği bir hakikat.

Zaten öyle olmasa F Tipi bugün fiili olarak ekonomik bir faaliyeti olmaksızın 30 milyar Doları yönetir durumda olamaz, yurt dışında yüz küsür okulu finanse edemez, sayısı on binleri aşan ışık evlerinin masraflarını karşılayamaz, dersaneleri finanse edemez ve bedava dağıtılan Zaman Gazetesi’nin devasa zararlarını başka şekillerde karşılayamazdı.

F Tipi iş dünyasında o kadar egemen bir hale gelmiştir ki malum adına TUSKON denen bir yapı bile inşa edebilmiştir.

Dahası, ispat edemeyeceğim için adını yazmıyorum medyada F Tipi diye adlandırılmayan iki medya grubunun bu cenahla birebir organik ilişkisinin olduğunu yakından biliyorum.

Sadece o da değil, mesela Mustafa Koç gibi bir işadamı bile hiç tanımadığı cemaat önderini kardeşi vefat ettiğinde Pensilvanya’dan arayıp başsağlığı dileme ihtiyacını duyabilmiştir ki, sadece bu bile F Tipi’nin etkinlik kanıtı değil midir?

Evet, F Tipi yapı bugün Mormonlar’ın bile çok ötesinde bir etki ve maddi güce ulaşmıştır ki bunu doğal tezahür diye okumak mümkün değildir.

Bize göre, bu tablo abartısız olarak Türkiye için milli güvenlik sorunudur.

Öyle, çünkü inancı referans alan ve devletin kilit kurumlarında örgütlenen bir yapının bağış adı altında iş dünyasına adeta vergi salıp toplaması ülke ve devletin bekası adına kabul edilemez.

Kaynak : ulusalkanal.com.tr