İktidar medyasını uyaran RTÜK bürokratı ertesi gün görevden alındı

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) İzin ve Tahsisler Daire Başkanvekili Yasin Yiğit’in, hükümete yakın Turkuvaz medya grubuna yasayı açıkça ihlal eden uygulama konusunda uyarı yaptıktan bir gün sonra görevden alındığı öğrenildi.

‘FETÖ bağlantısı’ nedeniyle Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na (TMSF) devredilen çok sayıda radyo televizyon kuruluşunun bazıları kapatılmış bazıları da satılmıştı. RTÜK’teki görevden alınma olayı da bu satışla ilgili yaşandı.


Cumhuriyet’ten Sinan Tartanoğlu’nun
 CHP’li RTÜK üyesi İlhan Taşçı’ya dayandırdığı haberine göre, ‘FETÖ bağlantısı‘ nedeniyle satışa çıkarılan radyo ve televizyonlardan 35’i hükümete yakın Turkuvaz grubuna (Sabah ve atv’nin de sahibi) geçti. Bunlardan 11’inin yayın yaptığı alanda Turkuvaz grubu hali hazırda yayın yapıyordu. Ancak RTÜK mevzuatı bir kuruluşun aynı bölgede birden fazla yayına sahip olmasını yasaklıyor.

RTÜK İzin ve Tahsisler Daire Başkanvekili Yasin Yiğit bunun üzerine 9 Ocak’ta Turkuvaz Medya Grubu’na gönderdiği yazıda, ‘mevzuata uyulması, çakışan frekanslardan bir tanesini iade etmesi gerektiği’ni bildirdi. Yiğit uyarı yazısının ardından 10 Ocak perşembe günü görevinden alındı.

Kaynak : http://www.diken.com.tr/

CHP’den “Man Adası gerçekleri” belgeseli

CHP, “Man Adası gerçekleri” adında bir belgesel hazırladı. “Bu filmdeki belgelerin tamamının gerçek olduğu cumuriyet başsavcılığı tarafından resmen kabul edilmiştir” denilen belgeselde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun gündeme getirdiği iddialar yer alıyor. 

Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve yakınlarının vergi cenneti olarak bilinen Man Adası’na para transferi yaptıklarını iddia eden belgeleri kamuoyuna açıklamıştı. Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın kendisine açtığı tazminat davalarını kaybetmişti.

Kaynak : http://t24.com.tr/


Haddini bil!


T24 Yazarı
Mehmet Y. Yılmaz

Müjdat Gezen, Cumhurbaşkanı’na “Haddini bil” dediği için, polis refakatinde savcılığa götürüldü ve mahkeme tarafından ‘yurt dışına çıkma yasağı ve haftada bir kez karakolda imza atması koşuluyla’ serbest bırakıldı.
Bu bizim hukukumuzda tutuklamanın alternatifi olan bir uygulama. Daha iddianame yazılacak ve yargılama yapılacak.
Demek ki Gezen’in “Haddini bil” demesi savcılarımıza göre bir hakaret ifadesi.
Bence hakaret sayılmaz.
Bu deyimi cümle içinde kullanırsak, daha iyi anlaşılabilir diye düşündüm.
Ama tembel bir tabiata sahip olduğum için cümleleri, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın konuşmalarından aldım. Şimdi kim uğraşacak, yeni cümleler kurmak için, hazır en yetkili ağız tarafından kurulmuşları varken?
Buyurun, birlikte okuyalım ve savcılarımız da karar versin: Birisine “Haddini bil” demek hakaret sayılmalı mı, sayılmamalı mı?

Erdoğan’dan Fatih Portakal’a (17 Aralık 2018): “Birileri çıkmış portakal mıdır mandalina mıdır sokağa çağırıyor. Haddini bil. Bilmezsen haddini, bu millet patlatır enseni.”

Erdoğan’dan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na (15 Mayıs 2016): “Haddini bil, haddini ben halkımdan besleniyorum. Kandan beslenen birileri varsa 1960’da rahmetli Menderes ve arkadaşlarının idamına zemin hazırlayan CHP zihniyetidir.”

Erdoğan’dan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye (27 Mayıs 2015): “Cumhurbaşkanlığı makamındaki zırhlı Mercedeslerden bir tanesini ben Diyanet İşleri Başkanlığına tahsis edeceğim, dedim. Bu makama tahsis ettik. Şimdi çıkmış Bahçeli ne diyor, ‘Ya istifa et ya bu arabayı iade et?’ Sen kimsin?”

Erdoğan’dan Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’na (18 Nisan 2017): “Haddini bil!”

Erdoğan’dan, Muharrem İnce’ye (Haziran 2018): Bay Muharrem bak yolsuzluktan falan bahsediyorsun haddini bil. Sen bizi yaptığımız yatırımlara kör müsün, görmüyor musun bu yatırımları. Adam tam kör. Adam soygundan bahsediyor. Haddini bil.”

Erdoğan’dan Federal Almanya Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel’e (19 Ağustos 2017): “Sen kimsin ki Türkiye Cumhurbaşkanı’na konuşuyorsun? Sen Türkiye’nin Dışişleri Bakanı ile konuş. Haddini bil!”

Erdoğan’dan, CHP Konya Milletvekili Hüsnü Bozkurt’a (4 Nisan 2017): “Bu adama terbiyesiz demeyeceksiniz de kime diyeceksiniz. Seni bir daha Samsun’a, Sivas’a, Amasya’ya sokmazlar. Sen kimsin be ahlaksız. Haddini bil. Kendini bil. Ceddini bil. Neslini bil. Ama bunlarda haya yok ki. Bizde edep denen bir şey var. Edeb yahu derler.”

Erdoğan’dan HDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’a (23 Mart 2015): “Çözüm süreci benim sorumluluğumda başlamış süreçtir. Bundan sonraki süreçte söz söylemek de hakkım ve vazifem. Birileri ‘tek adamsın diyor, yanında kimse yok’. Bunlar çok zavallı. Ben cumhurun başkanıyım. Büyüklerimizin güzel lafı var. Kendini bil, haddini bil, neslini bil.”

Erdoğan’dan gazeteci Amberin Zaman’a (7 Ağustos 2014): “Kılıçdaroğlu önceki gün bir televizyona çıkmış, AKP kitlesinin sorgulama yeteneği yok diyor. Orada da gazeteci kılıklı bir militan çıkmış. Edepsiz bir kadın. ‘Müslüman ülkede bunu beklemek zor değil mi’ diyor. Haddini bil haddini. Haddini bil, eline vermişler bir kalem, gazete köşesinde yazıyorsun.”

Erdoğan’dan YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu’na (13 Ocak 2014): “Bir taraftan hukukçuyum diyeceksin bir taraftan orada konuşma yapmak isteyeceksin. Sen kimsin? Bir defa haddini bil. Senin konuşma yapacağın yer, başka yer.”

Erdoğan’dan 35. Muhtarlar toplantısında Bahçelievler Kaymakamı’na (19 Ocak 2017): “Haddini bil kaymakam. Yoksa gereği yapılır.”

Erdoğan’dan TÜSİAD Başkanı Candan Symes’e (11 Nisan 2015): “Bunlar haddini bilmiyor, çünkü bunlarda insaf yok. Sermayeleri bu dönemde 5’e katlandı. Onun şımarıklığı içinde bunları yapıyorlar.”

Erdoğan’dan, Alman Yeşiller Partisi Eş Başkanı Cem Özdemir’e (27 Mayıs 2014): “Nerede milletvekili olursan ol önce haddini bileceksin. Sen yaptığın açıklamalarla Türkiye’nin Başbakanının oraya gitmesinin doğru olmayacağını söylüyorsun. Buna senin gücün yetmez önce haddini bil.”

Erdoğan’dan Standart ve Poors’a (5 Mayıs 2018): “S&P diye bakıyorsunuz bir kredi derecelendirme kuruluşu siyasi kararlar alıp bizim gerilediğimizi söylüyor. Haddini bil haddini. Türkiye nerede siz nerede? Zaten biz bunları dehledik, artık onlara üyeliğimiz filan da yok ama buna rağmen bunlar rahat durmuyor.”

Erdoğan’dan Guardian gazetesine (6 Haziran 2015): “Sen kimsin ya, terbiyesiz, haddini bil.”

Erdoğan’dan New York Times gazetesine (26 Mayıs 2015): “Sen haddini bil ne zamandan beri ABD’den Türkiye’ye el uzatmaya başladın. Artık eski Türkiye yok artık yeni Türkiye var.”

***

“Halkı kin ve düşmanlığa tahrik” bu değilse, nedir?

Osmanlı Ocakları isimli bir dernek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hedef gösterdiği Fatih Portakal’ı protesto etmek için, televizyon binasının önünde bir gösteri düzenledi.
Derneğin Kurucu Genel Başkanı Kadir Canpolat, gösteride şunu söyledi:

“Portakal seni kınıyoruz. Ülkemizi her fırsatta karıştıranlar bilmelidirler ki evinde en az yüzde 52 dişlerini sıkarak bekleyenler var.”

Şimdi bu bey ne demek istiyor, açık değil mi?
Halkın yüzde 52’si ‘evinde dişini sıkarak bekliyor’, tepelerinin tası atarsa sokağa çıkıp, muhalif avına girişecekler!
Peki bu durumda evinde ‘dişini sıkmakta ve beklemekte olan yüzde 48’in’ eli armut mu toplayacak?
Bu adamlar ne yapmak, ne demek istiyorlar?
Türkiye’de bir iç karışıklık mı çıkarmak istiyorlar?
Yine Amerika’dan işaret geldi de Türkiye’yi 12 Eylül öncesindeki günlere mi döndürmek istiyorlar?
Savcı, Metin Akpınar’ın söylediği bir cümleden bile ‘Halkı TC hükümetine karşı silahlı isyana teşvik suçu’ icat etti.
Bu adamın sözleri ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik’ değilse nedir?
Savcı beyler uyuyor mu?

Kaynak : http://t24.com.tr/

En özgür Erdoğan: YSK, AKP genel başkanını seçim yasaklarının dışında tuttu

Yüksek Seçim Kurulu (YSK), AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın seçim yasakları kapsamına alınmasına ilişkin başvuruyu reddetti.

Erdoğan’ın yeniden AKP genel başkanı olmasının ardından yapılan 24 Haziran seçimlerinde de YSK  ‘partili cumhurbaşkanı’nı seçim yasaklarına uyacak kurum ve kişilerin dışında tutmuştu. 

İYİ Parti 31 Mart’ta yapılacak yerel seçimlerde, cumhurbaşkanının da seçim yasaklarına uyması gereken kurum ve kişiler arasında bulunması için YSK’ya başvurmuştu. 

Ancak YSK, sistem değişikliğinin ardından ilk kez yapılacak seçimde de ‘partili cumhurbaşkanı’  Erdoğan’ın seçim yasakları kapsamına alınmasını reddetti. 

Cumhuriyet’ten Emine Kaplan’ın haberine göre ret kararına gerekçe olarak anayasa gereği cumhurbaşkanının ‘devletin başı’olması ve seçim yasaklarının cumhurbaşkanına uygulanamayacağı gösterildi.

Buna göre Erdoğan, seçim gününe kadar ‘cumhurbaşkanı’sıfatıyla devletin tüm olanaklarını kullanarak seçim propagandası yapabilecek, ayrıca bakan ve milletvekillerinin 21-31 Mart günleri arasında makam araçlarını kullanamayacağı, açılış ve temel atma törenlerinin düzenlenemeyeceğine ilişkin seçim yasaklarından muaf olacak. 

Kaynak : http://www.diken.com.tr/

Yargıtay: Cemevleri ibadethanedir, faturalarını devlet karşılamalı

2014 yılında AİHM de cemevlerinin ibadethane olduğunu ilişkin karar vermişti.

Alevilerin cemevlerinin ibadethane olduğuna ilişkin yürüttüğü hukuk mücadelesi uzun yıllardan beri sürüyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) 2014 yılında cemevlerinin ibadethane olduğuna ilişkin verdiği kararın ardından, Cem Vakfı’nın açtığı davada Yargıtay, cemevlerinin ibadethane olduğuna, tıpkı diğer ibadethaneler gibi elektrik faturalarının da devlet tarafından karşılanması gerektiğine hükmetti.

Sendika.org’da yer alan habere göre, davayı takip eden avukat Ulaş Cam, en başından beri cemevlerinin ibadethane olduğuna ve elektrik giderlerinin devlet tarafından karşılanması gerektiğine ilişkin düzenleme talep ettiklerini ve buna istinaden faturaları ödemediklerini belirtti. Bunun üzerine BEDAŞ’ın fatura borcu nedeniyle icra takibi başlattığını belirten Cam, “Biz itiraz ettik. Akabinde BEDAŞ itirazın iptali için dava açtı. Bu davalar 2012 yılında önce aleyhimize sonuçlandı ve BEDAŞ yönünden tahsilat kararı çıktı” dedi.

AİHM’in 2014 yılındaki kararının ardından Yargıtay’ın dosyayı bozma kararı verdiğini belirten Cam şunları söyledi: Yeniden inceleme yapılması için mahkemeye gönderdi. Mahkeme dosyaları yeniden ele aldı. Bilirkişi incelemesi yapıldı, tespitler yapıldı. Cemevlerinin elektrik giderlerinin karşılanması yönünde mahkeme olumlu bir şekilde BEDAŞ’ın açtığı davaya reddetti. BEDAŞ temyiz etti. Dosya Yargıtay’a gitti tekrar ve Yargıtay, BEDAŞ’ın aleyhine olan bu kararları onadı.

Bundan sonraki sürece ilişkin ise Cam şunları söyledi: Yargıtay kararı bu şekilde kesinleşecek gibi görünüyor. Bu kararın kesinleşmesinden sonra artık elektrik faturası ödeme yükümlülüğü tamamen ortadan kalkmış olacak. Çünkü elektrik kuruluşları icra takipleri yaptıklarında ya da dava açtıklarında önlerine bu karar çıkacak. Dolayısıyla hem davayı kaybedecek, vekalet ücreti ödeyecekler, bir sürü masraf yapacaklar. Bu durumdan çıkış adına tek şey, devletin cemevlerinin ibadethane olduğuna ilişkin düzenleme yapmasıdır. Bu aşamada önemli bir karar, uzun zamandır bunun peşindeydik. Beklentimiz bundan sonrası adına yasal düzenleme. Yasal düzenleme olursa hepimiz adına olumlu bir gelişme olur.

Kaynak : http://t24.com.tr/

Okluk Koyu’nda arazi pazarlığı: Fiyatı beğenmeyen mahkemeye gitsin!

Bölgede arazisi bulunanlara dönüm başına önce 95 bin, ardından 160 bin lira para teklif edildi.

Muğla’nın Marmaris İlçesi Okluk Koyu’nda yapımı devam eden Cumhurbaşkanlığı Yazlık Konutu’nun ardından 200 dönüm arazinin acil kamulaştırılma kararı sonucu koydaki arazi sahipleriyle pazarlık başladı. İçinde avukatların da bulunduğu Ankara’dan gelen heyet dönümüne deniz kıyılarına 160, arka bölümlere ise 95 bin lira fiyat biçti. Kabul etmeyenlere ise “Mahkemeye gidin” denildi. 

Mustafa Sarıipek’in Sözcü’de yer alan haberine göre, pazartesi günü Okluk Koyu’nun karşı tarafında bulunan Malderesi Koyu’nda arazisi bulunan 4 kişi ile Marmaris Mal Müdürlüğü’nde pazarlığa oturuldu. Edinilen bilgiye göre ilk rakam dönüm başına 95 bin lira olarak belirtildi. İtiraz üzerine rakam 160 bin liraya çıkarılırken “Bu rakamı da arazinin deniz kenarında olmasından dolayı veriyoruz” denildi.

“Parayı az bulan mahkemeye gitsin”

Arazi sahipleri bölgede deniz kenarındaki arazilerin dönümünün milyon lira olduğu, Karacasöğüt’ün denizden uzak bölümlerinde bile tarlaların dönümünün 500 bin lira ettiğini belirtmeleri üzeri pazarlığı sürdürmeyen heyet “Verilen rakam eğer size az geliyorsa mahkeme yolu açık. Buyurun dava açabilirsiniz” denildiği öğrenildi.

“Görüşmeler hafta sonuna kadar sürecek”

Heyet ile konutun şantiyesinin kurulduğu arazi sahipleriyle görüşme yapılacak. Önümüzdeki günlerde ise koydaki restoran sahipleri ve konut yakınındaki arazi sahipleriyle masaya oturulacak.

“Kimsenin konuşması istenmiyor”

Adının açıklanmasını istemeyen bir bölge yaşayanı “Kimsenin gazetecilerle konuşması istenmiyor. Bölgeye gazeteci geldiği anda jandarmaya bildirilmesi istendi. Herkes korkuyor. Kimse ne yapacağını bilmiyor. Pazarlıklar bittikten sonra hepimiz bir araya gelerek bir yol belirleyeceğiz” dedi.

İmza sayısı 60 bini geçti

Öte yandan bölgede başlatılan “Gökova, koylar hepimizin” imza kampanyasının ise 60 bini geçtiği açıklandı. Marmaris Haziran Hareketi üyeleri, kamulaştırmanın gerçekleşeceği haberi üzerine bölgedeki 200 dönüm arazinin sahipleriyle görüşme gerçekleştirdiğini sosyal medya aracılığıyla tüm üyelerine duyurdu. Duyuru şöyle:

“Bir avuç denizci ile başladığımız yolculuğumuz katılımlarınızla 60 bini geçti. Bizler bu arada boş durmadık, kamulaştırılması söz konusu olan 200 dönüm arazinin pay sahiplerine ulaştık. Tabii hepsi de bölgenin yerlileri olan dededen toruna hak sahipleri. Elbette devletle oturacakları bir masadan mağlup kalkacakları endişesi gözlerinden okunuyor. Onlara hukuki destek vererek, korkularını bir nebze olsun hafiflettik.
Bodrum’un Kent Konseyi’nin bileşenleri olan Bodrum Deniz Derneği, Belediye Başkanı, Bodrum Deniz Ticaret odası, Bodrum Ticaret Odası’na direkt veya dolaylı olarak ulaştık. Muğla Çevre Platformu’ndan samimi destek aldık, her nefesimizde yanımızda oldular.  Destek büyüdükçe, bu çabaları destek alabileceğimiz tüm paydaşların içinde olduğu bir platformdan yürütme gereği doğdu. Bu ihtiyacı Facebook’da oluşturduğumuz ‘Gökova Hepimizin’ sayfasından yürütmekte karar kıldık. Şimdi her bir imza sahibinin, bu sayfayı beğenmesini ve paylaşarak destekleyenlerin 100 binlere ulaştırmasını bekliyoruz.”

Kaynak : http://t24.com.tr/

AB-Türkiye ilişkileri kopuyor mu?

Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Kati Piri Türkiye ile ilgili yazdığı taslak raporu açıkladı. Raporda Kati Piri, Türkiye ile üyelik müzakerelerinin resmi olarak askıya alınmasını talep etmeye hazırlanıyor.

Türkiye’nin son yıllarda insan hakları ihlalleri konusunda büyük ölçüde demokratik anlamda gerilediği belirtilen raporda, 28 AB ülkesini temsil eden Avrupa Birliği Konseyi’nin insan hakları ile ilgili müzakere fasıllarını Avrupa Parlamentosu’nun ısrarına rağmen açmaması nedeniyle kısmen bu durumdan sorumlu olduğu ifadeleri yer alıyor.

Geçtiğimiz haftalarda Türkiye’ye bir ziyaret gerçekleştiren Kati Piri raporda Türk halkına kapıları kapatmak istemediklerini belirterek “Demokratik ve ekonomik açıdan istikrarlı bir Türkiye, Avrupa Birliği’nin çıkarınadır.” ifadelerini kullandı. Ayrıca “Gümrük Birliği modernizasyonu” ve “Vize Muafiyeti” konularının Avrupa Birliği’nin gündemine alınması gerektiğini vurgulayarak böylece “Türk halkının izole edilmediği işareti verilmeli” dedi. Raporda Ankara’nın da bu doğrultuda demokratik anlamda üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmesi gerektiği belirtildi.

Piri’nin Türkiye ile ilgili gözlemlerini ve görüşlerini kaleme aldığı taslak rapor önümüzdeki Şubat veya Mart ayında Strasbourg’da bununan Avrupa Parlamentosu’nda oylamaya sunulacak. Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye’ye yönelik duruşunu belirlemesini sağlayacak olan raporda büyük ölçüde değişiklik yapılması beklenmiyor. Avrupa Parlamentosu’nun oylayacağı rapor kurumun tutumunu belirlemesi sağlıyor ancak herhangi bağlayıcılığı bulunmuyor. Avrupa Parlamentosu 28 ülkeyi temsil eden Avrupa Birliği Konseyi ve Avrupa Komisyonu’nun Türkiye’ye yönelik yumuşak tutumlarından şikayetçi.

‘Türkiye kırmızı çizgiyi aştı’

Kati Piri’nin kaleme aldığı taslak raporda “Türkiye’de cumhurbaşkanının yetkilerinin had safhaya ulaşması, hayata geçirilen anayasa değişikliği ile birlikte bakanları atayabilmesi veya görevden alabilmesi, bu yetkilerin meşru hale getirilmesi Avrupa Parlamentosu için kırmızı çizginin aşıldığı anlamına geliyor.” ifadeleri yer aldı.

Avrupa Parlamentosu son raporunda anayasa değişikliğinin gerçekleşmesi halinde müzakerelerin resmi olarak askıya alınmasını talep edeceğini ifade etmişti.

‘AB-Türkiye ilişkileri kredibilitesini yitirdi’

Kati Piri, “Türkiye’nin AB üyeliğini hedefleyen müzakerelerin sürdürülmesi, mevcut koşullar altında tüm inanırlığını yitirdi. Yeni kurulan ve gerekli demokratik kontrol ve dengelerden yoksun başkanlık sisteminin açık bir şekilde otokratik niteliği taşıdığını göz önünde bulundurmak gerekiyor. Gazeteciler, politikacılar ve insan hakları savunucuları hapiste bulunurken hukukun üstünlüğünün daha da gerilemesini göz ardı etmek mümkün değil. Darbe girişiminin ardından 150 bin memur yasal prosedür olmaksızın görevlerinden uzaklaştırıldı.” dedi.

Taslak raporda, Türkiye’nin Hollanda gibi bazı AB ülkeleri ile ilişkilerinin iyileştiği ancak her şeye rağmen hukuk ilkeleri ihlallerinin gözardı edilemeyeceği belirtildi.

‘Avrupa Birliği Konseyi bu durumdan kısmen sorumlu’

Avrupa Birliği Konseyi’ni de olumsuz gelişmelerden kısmen sorumlu tutan Kati Piri, “Avrupa Parlamentosu’nun defalarca talep etmesine rağmen Türkiye ile demokrasi ve hukukun üstünlüğü konusunda ciddi görüşmeler yürütülmedi, bu konu ile ilgili müzakere fasılları açılmadı ve fırsatlar kaçırıldı” ifadelerini kullandı.

Kati Piri sözlerine şöyle devam etti: “Avrupa Birliği Konseyi katılım müzakerelerinin tamamen durduğu gerçeğinin bilincinde olmasına rağmen, kırmızı çizgiyi görmedi. Hem Türkiye hem 28 AB ülkesini temsil eden Avrupa Birliği Konseyi üyelik müzakerelerine sadece teorik anlamda önem veriyor. Çıkmazın her iki tarafın da tercih edilen seçeneği olduğu görülüyor.” dedi.

‘Türk halkına kapıları kapatmak istemiyoruz’

Raportör Kati Piri, katılım müzakerelerinin askıya alınmasını önermekle birlikte, Türk halkına kapıları kapatmak istemiyor. Kati Piri: “Demokratik ve ekonomik açıdan istikrarlı bir Türkiye, Avrupa Birliği’nin çıkarınadır. Bu nedenle, Türkiye’nin AB’ye ve değerlerine uymasını sağlamak için tüm araçlar kullanılmalıdır. Gümrük Birliği’nin modernizasyonu demokratik şartlılık için fırsat sağlayacaktır. Bu aynı zamanda Türkiye’nin sınıfta kaldığı iklim değişikliği ve işçi hakları konusunda da somut tartışmaya olanak tanıyacak. Vize muafiyeti, tüm Türk vatandaşları için ve özellikle öğrenciler, iş insanları ve AB ülkelerindeki aile bağları olan insanlar için büyük önem taşıyor. Bu nedenle, Türk hükümetini, Türkiye’nin terörle mücadele mevzuatını Avrupa standartlarına uygun hale getirmek de dahil olmak üzere, 72 kritere uymalı.” dedi.

‘AB Vize muafiyeti ve Gümrük Birliği modernizasyonunu gündemine almalı’

Raporda “Avrupa Birliği’nin Vize muafiyeti ve Gümrük Birliği’nin modernizasyonunu gündemine alması Türk halkını izole etmek istemediğinin işareti olacak. Ancak Ankara demokratik reformlar doğrultusunda gereken adımları atmak zorunda.” ifadeleri yer aldı.

Kaynak : https://tr.euronews.com/

‘O günü’ anlatacak

Muharrem İnce

24 Haziran’da CHP’nin cumhurbaşkanı adayı olan Muharrem İnce, günler sonra ilk kez televizyona çıkacak. İnce’nin 24 Haziran ve sonrasına ilişkin konuşması bekleniyor.

24 Haziran seçimlerinin ardından CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun kurultay çağrısı yapmaması üzerine bayrak açan Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce , günler sonra ilk kez bugün televizyon programına çıkacak. İnce’nin konuşmasında hangi zorlukları yaşadığını, cumhurbaşkanı adayı gösterilmesinden önceki süreci, 24 Haziran gecesi neden açıklama yapmadığını ve son çıkışlarının nedenini açığa kavuşturacağı belirtiliyor. Sert bir konuşma yapması beklenen İnce’nin resmi imza toplama girişimine de açıklamalarının ardından başlayacağı belirtiliyor. Siyasi kulislerde ise olağanüstü kurultay karşısında genel merkez’in en büyük kozunun yerel seçimler olduğu konuşuluyor.

Edinilen bilgiye göre; İnce Habertürk TV’de katılacağı programda, cumhurbaşkanı adayı gösterilmesinden önceki sürecin detaylarını kamuoyuyla paylaşacak. Siyasi kulislerde aday belirleme sürecinde Kılıçdaroğlu’nun İnce’yi aday göstermeye “mecbur” kaldığını savunanların yanı sıra anketlerin İnce’yi işaret etmesi nedeniyle İnce isminin öne çıktığı belirtiliyor. İnce’nin tüm bu sürece kendi açısından netlik kazandırması bekleniyor. Programda İnce’nin 24 Haziran gecesi neden açıklama yapmadığını ve son çıkışlarının nedenini açığa kavuşturacağı kaydediliyor. Kampanya sürecinde parti nedeniyle yaşadığı sorunları da kamuoyuyla paylaşması beklenen İnce’nin, verilen söz verilmesine karşın listelerde ekibinin büyük çoğunluğunun yer almamasına karşı duyduğu tepkiyi de dile getireceği belirtiliyor. İnce’nin kamuyoyuna yapacağı açıklamaların ardından imza toplama işlemine resmen başlanacağı dile getiriliyor. İnce’ye yakın isimler, imza sayısının 500’e yaklaştığını belirterek, resmi imza toplama girişiminden sonra 3 gün içinde yeterli imza sayısı olan 630’u bulacaklarına inanıyor.

Toplasalar tartışma biterdi

Genel Merkez kanadı ise İnce ve ekibinin yeterli imzayı bulamayacağı görüşünde ısrarlı. Yeterli imza bulunabilseydi bugüne kadar olağanüstü kurultay çağrısının çoktan yapılacağına dikkat çeken Genel Merkez, yeterli imza bulunsaydı tartışmaların da son bulacağını belirtiyor.

Yeni dönem masaya yatırılacak

İmza tartışmalarının yanı sıra genel merkezde yeni döneme ilişkin hazırlıklar başladı. Bugün seçimden sonraki ikinci kapalı grubuna toplayacak olan CHP , özellikle yeni gelen milletvekillerine yönelik oryantasyon gerçekleştirecek. Toplantıda yeni sistemin ve nasıl bir muhalefet izleneceğinin detaylarıyla konuşulacağı belirtiliyor.

Kaynak : http://www.cumhuriyet.com.tr/

Adnan Oktar ve 235 destekçisine operasyon; inanç istismarı, cinsel saldırı ve casusluk suçlaması var

Suçlamalar arasında ‘yaşı küçük çocuklara taciz, uluslararası ajanlık, kara para aklama, tehdit ve şantaj’ yer alıyor.

A9 kanalında yaptığı programla tartışılan ve kamuoyunda Adnan Hoca ismiyle bilinen Adnan Oktar ile yaklaşık 200 destekçisi gözaltına alındı. Oktar’ın İstanbul Çengelköy’deki evinde kaçmaya çalışırken yakalandığı kaydedildi.

Operasyon kapsamında 166 şüpheli gözaltına alınırken; Adnan Oktar’ın malvarlığına el kondu.

Operasyon kapsamında, Türkiye’nin adını ilk olarak 1999 yılında düzenlenen geniş katılımlı ilik bağışı kampanyasıyla duyduğu Oktar Babuna da gözaltına alındı. 

Operasyonun başlamasının ardından gözaltına alınmadan önce Cumhuriyet gazetesine konuşan Oktar, seçimlerde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AKP’yi desteklediklerini belirterek, “Biz vatanına milletine bağlı insanlarız. PKK’ye, vatan millet düşmanlarına operasyon yapılaması gerekirken bize yapılıyor. Bu operasyondan Tayyip Bey’in de İçişleri Bakanının da haberi olduğunu düşünmüyorum. Kırgın değilim ama şaşkınım” dedi.

İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü, Oktar ile beraber 235 kişi hakkında 4 ilde toplam 120 adreste operasyon başlatıldı. İstanbul, Ankara, Antalya ve Muğla’daki operasyonlarda gözaltı kararı verilenlerden 106’sının kadın olduğu öğrenildi.

İstanbul’da 22 ilçede 115 adres, Ankara’da 2 ilçede 3 adres ve Muğla ile Antalya’da 1’er adrese baskın yapıldığı öğrenildi. Yaşları 11 ile 40 arasında değişen çok sayıda şikayetçi olduğu belirtildi. Operasyonda gözaltına alınanlar sağlık kontrollerinin ardından emniyet müdürlüğüne getirildi.

Hangi suçlamalar yöneltiliyor?

Adnan Oktar ve çevresindekilere yöneltilen suçlamalar arasında ‘yaşı küçük çocuklara taciz, organize suç örgütü kurmak, uluslararası ajanlık, kara para aklama, tehdit ve şantaj’ yer alıyor. İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada da, gruba şu suçlamaların yöneltildiği kaydedildi:

“Suç işlemek amacıyla örgüt kurma, çocukların cinsel istismarı, cinsel saldırı, reşit olmayanla cinsel ilişki, çocuğun kaçırılması veya alıkonulması cinsel taciz, şantaj, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, siyasi ve askeri casusluk, dini inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle dolandırıcılık, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, özel hayatın gizliliğini ihlal, resmi belgede sahtecilik, terörle mücadele kanununa muhalefet, tehdit, cebir, iftira, halkı askerlikten soğutma, hakaret, suç uydurma, yalan tanıklık, nitelikli dolandırıcılık, kaçakçılıkla mücadele kanuna muhalefet, vergi usul kanununa muhalefet, rüşvet, eğitim ve öğretim hakkının engellenmesi, eziyet, kişisel verilerin kaydedilmesi siyasi hakların kullanılmasının engellenmesi, ailenin korunması ve kadına karşı şiddetin engellenmesine dair kanuna muhalefet”

“İngiliz derin devletinin bir komplosuyla karşı karşıyayız”

Adnan Oktar’ın televizyon kanalı A9 ‘da programlar yapan Hüma Babuna isimli kişi de sosyal medya hesabından opersayon bilgisini doğrulayarak şu ifadeleri kullandı:

“Şu anda bütün Adnan Oktar hocam ve arkadaşlarımın evlerine polis baskını var. İngiliz derin devletinin oyunu bu son zamanlarda yaptığımız faaliyetler neticesinde oluyor. Allah tuzaklarını başlarına geçirsin.

“Sayın Cumhurbaşkanımı buradan bilgilendiriyorum şu anda yine İngiliz derin devletinin bir komplosuyla karşı karşıyayız Adnan Oktar Bey’in ve arkadaşlarının bulunduğu evkere polis baskını oluyor komplolara karşı müdahalesini istirham ediyorum.”

Kaynak : http://t24.com.tr/

Erdoğan, yeni sistemin ilk kabinesini açıkladı

Cumhurbaşkanı: Ülkemiz tarihinin en önemli demokratik dönüşümlerinden biri bugün başarıyla tamamlanmıştır.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yeni kabineyi açıkladı. Yeni kabinede eski bakanlardan dördü yer alırken; Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar da Milli Savunma Bakanı oldu. Eski bakanlardan Abdulhamit Gül Adalet Bakanı, Süleyman Soyluİçişleri Bakanı, Mevlüt Çavuloğlu Dışişleri Bakanı ve Berat Albayrak da Hazine ve Maliye Bakanı olarak görevlendirildi. 

Kabinede kamuoyunun adını pek duymadığı sürpriz isimler de yer aldı. Medipol Üniversitesi’nin mütevelli Heyeti ve Yönetim Kurulu Başkanı Fahrettin Koca Sağlık Bakanı oldu. Kültür ve Turizm Bakanı ise ETS Turizm Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ersoy oldu. Milli Eğitim Bakanı koltuğuna da Talim ve Terbiye Kurulu’ndan Ziya Selçuk oturdu. Eski Karayolları Genel Müdürü Mehmet Cahit Turan da Ulaştırma ve Altyapı Bakanı, eski TOKİ Başkanı Murat Kurum Çevre ve Şehircilik Bakanı oldu.

Yeni kabine şöyle:

Cumhurbaşkanı Yardımcısı: Fuat Oktay
Adalet Bakanı: Abdulhamit Gül
Dışişleri Bakanı: Mevlüt Çavuşoğlu
İçişleri Bakanı: Süleyman Soylu
Milli Savunma Bakanı: Hulusi Akar
Milli eğitim Bakanı: Ziya Selçuk
Sağlık Bakanı: Fahrettin Koca
Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı: Fatih Dönmez
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı: Mehmet Cahit Turan
Çevre ve Şehircilik Bakanı: Murat Kurum
Tarım ve Orman Bakanı: Bekir Pakdemir
Kültür ve Turizm Bakanı: Mehmet Ersoy
Gençlik ve Spor Bakanı: Mehmet Kasapoğlu
Çalışma, Sosyal Hizmetler ve Aile Bakanı: Zemra Zümrüt Selçuk
Hazine ve Maliye Bakanı: Berat Albayrak
Ticaret Bakanı: Ruhsar Pekcan
Sanayi ve Teknoloji Bakanı: Mustafa Varank

Erdoğan, kabineyi ilan etmeden önce yaptığı açıklamada, “Ülkemiz tarihinin en önemli demokratik dönüşümlerinden biri bugün başarıyla tamamlanmıştır” dedi. Erdoğan’ın açıklamaları şöyle:

-Dünyada yönetim sistemini demokratik yollardan değiştirebilen az sayıdaki ülke arasına girdik. 16 Nisan halk oylaması ve 24 Haziran seçimleri demokrasinin ispatı olmuştur. Gerek katılım itibariyle, gerekse kesin sonuçlara baktığımızda ortaya çıkan tabloyla eşi benzeri olmayan bir seçim gerçekleşmiştir.

-Yüreğinde ülke ve millet sevdası olan herkesle çalışmaktan memnuniyet duyacağız.

“MHP’yle işbirliğimizi inşallah Meclis’te de sürdüreceğiz”

-MHP’ye, başta Genel başkan Bahçeli olmak üzere teşekkür ediyorum. İşbirliğimizi inşallah Meclis’te de sürdüreceğiz.

-Yeni yönetim mimarisini seçimden önceki günlerde milletimizle de paylaşmıştık. Geçen hafta aski sistemden yeni sisteme geçişin altyapısı mahiyetindeki kanun değişiklikleri Resmi Gazete’de yayınlandı.

-1 numaralı Cumhurbaşkanlığı kararnamesini yayınladık. Yeni yönetim yapısının çatısını resmen hayata geçirmiş olduk. Yeni sistemi en üstten en alta kadar devletimizin bütün hücrelerine nüfus ettirmeye kararlıyız. Yürütme görevi konusunda aksaklıklar, eksiklikler konusunda öne sürülecek bahane kalmamıştır. Anayasanın cumhurbaşkanına verdiği yürütme yetkileri konusunda hiçbir mazerete sığınma hakkımız bulunmuyor.

-En önemli yetkilerimizden biri de kabineyi hiçbir sınırlama olmadan oluşturabilme imkanıdır. Başkan yardımcımızla birlikte kabinedeki bakan sayısını 17’ye indirdik.

-Yeni yönetim sistemimizi reformist bir anlayışla en aşağıdaki memura kadar indireceğiz. Özel sektörden STK’ya tüm dinamiklerin kendilerini yenileyeceklerine de inanıyorum. Yasama ve yargı organlarımızın da kendilerini geliştireceklerini ümit ediyorum. Bizden sonraki nesillere de çok güçlü bir zemin hazırlamış olacağız.

-Rabbim yar ve yardımcımız olsun.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ilk kabinesinde yer alan alan bakanlar yarın (10 Temmuz Salı) saat 15.00’te yemin edecek.

Kaynak : http://t24.com.tr/