Sandıktan soru işaretleri çıktı

24 Haziran seçimlerinin üzerinden 1 hafta geçti, kesin sonuçlar 5 Temmuz’da açıklanacak. Ancak sorular yanıtsız, sorunlar çözümsüz.

Seçim günü yaşananların birçoğu soru işaretine dönüştü, aradan geçen bir haftada soru işaretleri büyüdü, birçoğu net ve akılcı bir yanıt verilmedi. Yaşananlar ve akılda kalan sorular şöyle:

YSK sandık sayısını bilmiyor mu?

YSK’nin sandık sayısı ile ilgili kararı 4 Mayıs cuma günü Resmi Gazete’nin mükerrer sayısında yayımlandı. YSK’nin söz konusu 371 No’lu kararında, “Yurt içinde 181 bin 129 sandıkta 56 milyon 345 bin 891 seçmen oy kullanacaktır. Yurtdışında ise; ‘tahmini’ 3 milyon 10 bin 725 seçmen 3 bin 167 sandıkta oy kullanacaktır” ifadeleri yer aldı. Yani YSK işe, yurtiçinde ve yurtdışında toplam 184 bin 296 sandık “tahmini” ile başladı. AA ise aynı gün YSK Başkanı Sadi Güven’in “tahmini” sandık sayısını 180 bin 896 olarak bildirdiğini aktardı. Ancak 26 Haziran’da açıkladığı kesin olmayan sonuçlarına göre YSK, 188 bin 8 sandığın yüzde yüzünü açtı. Açıklamalar arasındaki rakam farkları açıklanamadı.

İhlaller neden önüne geçilmedi?

Başta Şanlıurfa Suruç olmak üzere Şırnak, Mardin, Diyarbakır, Van ile Ankara olmak üzere pek çok sandık bölgesinde; toplu oy kullanma, seçmenin iradesine kabinde müdahale, oy kullanılmasının engellenmesi, açık oy kullanmaya zorlama, sandık kurulu üyelerinin ve müşahitlerin sandıktan uzaklaştırılması, sandık çevresinde silahlı kişilerin bulunması gibi çeşitli ihlaller yaşandı. Seçilmiş muhtarların, insanların seçme özgürlüğünü oy kullandırmayarak engelledikleri görüldü. İtiraz edenler örgütlü gruplar tarafından yaralandı, yaşamını yitirdi.

Nasıl bu kadar hızlı sayıldı?

Oy verme işleminin sona erdi ancak ihlal iddiaları sona ermedi. Ancak YSK, 1 saat 45 dakika sonra, 18.45’te seçim sonuçlarına ilişkin yayın yasaklarının kalkacağını duyurdu. İki pusula tek zarftan ibaret oyların sayım işleminin 1 saat 45 dakikada açıklanmaya başlanabilir hale gelmesinin kendisi bile bir soru işareti oluşturdu.

Ölüler oy kullandı mı?

Erken seçim kararı bile alınmadan, Mart ayında, CHP’nin eski Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen, İçişleri Bakanlığı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü’ne ait belgeler ile açıklamalar yaptı. 2 milyon 537 bin kişinin ölü olduğunu, ancak vatandaşlık numarası verilerek sahte kimlikler oluşturulduğunu açıkladı. Ölmüş bir kişinin kayıtlarında harf değişikliği, doğum ölüm tarihleri gibi konularda değişiklikler yapıldığını belirten Pekşen iddiasını bir adım daha ileri taşıyarak, “Hiç dünyaya gelmemiş kişilere de sahte vatandaşlık numarası vermişsiniz” dedi. Pekşen’in iddiasının, 24 Haziran seçimlerini ilgilendiren kısmı ise “Bu kayıtlarda sağ görünen insanlara seçmen kartı çıkarılmış mıdır?” sorusunun hiç verilmeyen yanıtının altında kaldı.

AA’nın ‘test’i nasıl tuttu?

AA’nın verileri ile ilgili seçimlerden önce bir olay daha gündeme geldi. Hükümete yakın TVnet kanalında, 19 Haziran’da yayımlanan bir programda, ekranda AA’nın seçim tablosunun oy oranlarını belirdi. Tabloda, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın yüzde 53, İnce’nin yüzde 26, Akşener’in yüzde 12, Demirtaş’ın yüzde 7, Karamollaoğlu’nun yüzde 1 ve Perinçek’in yüzde 1 oy aldığı görüldü. Ekranda bir anda beliren tabloda il il sonuçlara da yer verildi. AA, bu yayının seçim akşamı sonuçların sağlıklı bir şekilde abonelere iletilmesi için bir test olduğu belirtildi. 24 Haziran günü kurulan sandıktan çıkan sonuçlarla test yayanındaki sonuçların birbirine yakın olması dikkat çekti. Sözcü Gazetesi yazarı Soner Yalçın, AA Genel Yayın Yönetmeni Murat Mutanoğlu’nun, test yayını ekranlarına yansıtan TVNET’in kurucu kadrosundan olduğunu yazdı.

Manipülasyon mu var?

Seçim sonuçlarının açıklanmaya başlaması ile kamu yayıncısı Anadolu Ajansı’nın, hem sandık güvenliğinden sorumlu görevlileri, hem de oyunu çoktan kullanıp sonuçlara yansıdığının peşine düşen seçmenin algısını bozmaya yönelik yayın yaptığı iddiaları yükseldi. CHP Sözcüsü Bülent Tezcan, 19.15’te, kameraların karşısına geçti. AA’nın sandık sonuçlarını nasıl yayımladığını anlattı. Tezcan, “AA, yüzde 70.72 ile başladı. Bizim verilerimize göre 9 bin 638 sandık açıldığında Muharrem İnce yüzde 40.35, Erdoğan yüzde 46.58, Meral Akşener yüzde 7.25 oy seviyesinde, Selahattin Demirtaş yüzde 4.06 oy oranında. AA ise yüzde 3’ken yüzde 70 oran açıkladı. Çok açık bir manipülasyon” dedi.

Yüzdeler neden açıklanmadı?

YSK’nin çelişkileri: YSK Başkanı Sadi Güven, seçimden bir gün önce sandık sonuçlarının 24 Haziran geceyarısı 24.00’ten önce açıklamayı ümit ettiklerini bildirmişti. Ancak Güven’in kameraların karşısına geçmesi, 03.00’ü buldu. Güven, “Recep Tayyip Erdoğan’ın geçerli oyların salt çoğunluğunu aldığı anlaşılmaktadır” dedi, ama Cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki alınan yüzdeleri açıklamadı.

Kesin sonuçlar neden ertelendi?

YSK Başkanı Güven, seçim günü kesin sonuçların 29 Haziran cuma günü açıklanabileceğini duyurmuştu. Ancak bu daha sonra 5 Temmuz’a ertelendi. Kesin sonuçların 29’unda açıklanacağına ilişkin tahminin Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin birinci turda tamamlanmaması durumunda hazırlandığı, ancak birinci turda tamamlanması nedeniyle normal milletvekili seçim sürecinin işletileceği açıklandı.

Tutanaklar neyi bekliyor?

YSK, daha önce yaptığının aksine sandık tutanaklarını açıklamak için bu kez kesin sonuçların açıklanmasını bekledi. Vatandaşların en azından kendi sandıklarındaki sonuçları görmesi, partilerin kendi görevlileri aracılığıyla elde ettiği tutanakları karşılaştırması için 2014 yılından bu yana işleyen sistem için YSK Başkanı Güven, “Sandık sonuç tutanakları taramak suretiyle sisteme koyuyoruz. Tüm vatandaşlarımız inceliyor. Bu seçimde tutulan ve sisteme büyük oranda işlenen tutanakları da seçim sonuçları kesinleştikten sora vatandaşımıza açacağız. Sistem yorulmasın diye 5-10 günlük bir kesinti yaptık” dedi.

AA’nın internet sitesinde hala yayınlanan seçim sonuçları ile YSK’nin açıkladığı kesin olmayan sonuçlar arasında sandık, seçmen, toplam oy, geçerli oy rakamlarında büyük farklar dikkat çekiyor. Bunun en belirgin örneği ise ise AKP’nin aldığı oy sayısı ve oy oranlarında kendisini gösteriyor. YSK’nin 26 Haziran’da açıkladığı kesin olmayan sonuçlara göre AKP, yüzde 41.85’lik oy oranına ulaştı. Ancak AA, o günden bu yana AKP hanesinde görülen yüzde 42.56 oranını değiştirmedi. YSK ile AA arasındaki bir diğer büyük fark ise AKP’nin topladığı toplam geçerli oy sayısı. YSK’ye göre AKP’nın aldığı toplam oy 20 milyon 980 bin 956. AA’ye göre ise AKP 21 milyon 335 bin 579 oy topladı. AA’nın, AKP’nin hanesine YSK’ye göre 354 bin 623 fazla oy yazdığı görülüyor. 

AA’ya sorular

Finansmanını en az TRT kadar halkın vergilerinden sağlayan kamu yayıncısı Anadolu Ajansı, seçim akşamı 2 binden fazla yayın kuruluşuna, sandıkların sonuçlarını duyurdu. 13 dilde yayın yapan AA; görevlilerinin sandıklar açıldıktan sonra, ıslak imzalı tutanağı merkeze ileteceğini duyurdu. Ancak “Sistemimizi siber saldırılara karşı koruyacağımızı, eleştirilere cevap vermek yerine işimize odaklanacağımızı ve ne olursa olsun verileri hiç bekletmeden anında aboneye ulaştırarak kesintisiz, hızlı ve doğru veri akışını gerçekleştireceğimizi söylemiştik. Bugün çalışanlarımızla birlikte milletimize verdiğimiz sözü yerine getirmenin huzuru içerisindeyiz” açıklamasını yapan AA, şu sorulara yanıt vermedi:

AA’nın görevlileri kim? Muhabir mi?

AA, 24 Haziran günü 188 bin sandığın başında birini mi görevlendirdi? AA ‘görevlileri’ her sandıkta mı, sandıkların bulunduğu her okulda mı? Sandıkların bulunduğu 50 bine yakın okulda görevlendirme yapılabildi mi? AA görevlileri 957 ilçe seçim kurulunda mı görevlindirildi?

Yayın yasağının kalkmasından sonra AA, nasıl YSK’den da hızlı bir şekilde verileri topladı ve yayınladı? AA görevlilerinin sonuçları il seçim kurullarından alması demek ise kesin olmayan sonuçları açıklaması için YSK kadar geç kalması gerek.

AA, parti müşahitlerinden, partilerin ilçe veya il başkanlıklarından bilgi alabilir mi?

Adil Seçim Plat formu’na sorular

Millet İttifakı’nı oluşturan muhalefet partileri, onlarca sivil toplum kuruluşu ve sivil inisiyatif, seçimlerin çok öncesinde; sözkonusu “tekel” yayınına alternatif olmak, AA’nın erkenden açıkladığı büyük yüzdelerle algı operasyonu iddialarının ortaya çıkmasını engellemek için Adil Seçim Platformu adıyla yola çıkmıştı. “YSK bile sonuçları bizden öğrenecek” iddialı çıkışına karşın, sistem varoluş amacını işletemedi. YSK’nin yayın yasaklarını kaldırıldığı 18.45’ten 21.00’a kadar tek bir veri açıklanamadı. Merkezdeki verilerin basın mensupları için aktarılacağı söylenen ekrana çok uzun süre Halk TV canlı yayını aktarıldı. Platformun gönüllüleri, esas amacı, yani sisteme tutanak yollamayı uzun süre başaramadı. İnternet sitesine de uzun süre ulaşılamadı.

Gönüllüler ellerindeki tutanakları neden sisteme kaydedemedi?

Sistemin elde ettiği ilk veriler geç açıklandı ancak nihai sonuç neden açıklanmadı?

Tüm bu sorunlar yaşanırken, 22.13’te “Büyükşehirler henüz sistemlere tam olarak yansımış durumda değil. Umudunuzu kaybetmeyin TV ekranlarındaki manipülasyonlara aldanmayın bu seçim ikinci tura kalmıştır” açıklaması hangi veriye dayanarak yapıldı?

Sisteme kaydedilemese de daha sonra yapılacak itirazları kolaylaştırması beklenen, YSK’nin partilere gönderdiği ancak vatandaş kullanımına açmak için kesin sonuçları beklediği tutunaklar nerede? Siyasi partilerin genel merkezlerine gönderildi mi?

Seçimleri muhalefet kazansaydı da, kamunun bilgi edinmesi açısından sağlıklı veri sağlanabilecek miydi?

Kaynak : Sinan Tartanoğlu – http://www.cumhuriyet.com.tr/

MHP’de toplu ‘Nuri Okutan’ istifası: Şahsımız, teşkilatımız tehdit edilmiştir!

MHP Uluborlu İlçe Başkanı Ülkü Işıldar (Bahçeli’nin solundaki) ve 16 üye görevinden istifa etti.

“Hareketimizin ülkücü çizgisinden ayrılmış olduğunu üzüntüyle görmekteyiz”

MHP’den ihraç edilen Isparta Milletvekili Nuri Okutan‘ın Uluborlu ilçesindeki bir kahvehanede yaptığı “Hayır” toplantısı krize dönüştü. Genel Merkez’den MHP İl Başkanlığı’nın Uluborlu İlçe Teşkilatı’na geldiği belirtilen, “Milletvekilini karşılar ve kabul ederseniz sonuçlarına katlanırsınız” şeklindeki mesaj toplu istifa getirdi. MHP Uluborlu İlçe Başkanı Ülkü Işıldar dahil 17 yönetim kurulu üyesinin partiden istifa etti. İstifa dilekçesinde “İl başkanlığı yetkilileri ve merkez ilçe başkanı ‘Milletvekilini karşılar ve kabul ederseniz sonuçlarına katlanırsınız’ diyerek şahsımızı, teşkilatımızı tehdit ve rencide etmiştir” dendi.

Sözcü gazetesinden Kamil Elibol‘un haberine göre, istifa dilekçesinde şu ifadeler yer aldı:

“Bizler MHP Uluborlu İlçe Başkanlığı ve yönetim kurulu olarak bütün dava arkadaşlarımızla beraber ömrümüzün en güzel yıllarını partimize ve davamıza verdik. Ailemize, çocuklarımıza ayırmadığımız kadar zamanımızı ve maddi imkanlarımızı partimize harcadık. Uluborlu teşkilatı olarak hiçbir parti faaliyetlerinden geri kalmadık. Seçimlerde ve referandumlarda partimizin başını yere eğdirmedik. Anlattıklarımız ülkemizdeki birçok teşkilatımızla aynıdır. Ancak bugün itibariyle yaşadığımız olay bizleri farklı mecralara sürükledi. Bizlerin verdiği oylarla seçilen, ancak genel başkanımızın emriyle partimizden ihraç edilen ve halihazırda ilimiz milletvekili Nuri Okutan bey ilçemizi ziyaret etmek istedi. Bizler de kabul ettik. Ancak bunu haber alan il başkanlığı yetkilileri ve merkez ilçe başkanı ‘milletvekilini karşılar ve kabul ederseniz sonuçlarına katlanırsınız’ diyerek şahsımızı, teşkilatımızı tehdit ve rencide etmiştir. MHP ilçe teşkilatı olarak, son gelişmelerle hareketimizin ülkücü çizgisinden ayrılmış, demokratik hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği çizgiye getirildiğini üzüntüyle görmekteyiz. Bu netice itibariyle Uluborlu İlçe Başkanı ve yönetim kurulu olarak mevcut görevlerimizden toplu istifa ediyoruz.”

Kaynak : http://t24.com.tr/

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı: Türkiye, Çin’deki yönetim modelinden etkileniyor

“Referandum sonrası bütün şehir uygulamasına geçilerek yönetimde de tek başlılık sağlanmalıdır”

Anayasa değişikliği çalışmaları ekibinde yer alan Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Şükrü Karatepe, partili cumhurbaşkanı hükümet sistemiyle birlikte büyükşehirlerin yeniden yapılanacağını söyledi, Çin’i örnek gösterdi. Karatepe, “Güvenlik kaygısıyla resmi açıklamalarda yüksek sesle dile getirilmese bile, Türkiye de bu süreçten etkileniyor” diye konuştu.

Sözcü gazetesinden Ali Ekber Ertürk‘ün haberine göre, referanduma sunulan anayasa değişiklik teklifinin “özerkliğe yol açacağı” tartışmaları sürerken, Cumhurbaşkanı’nın yerel yönetimlerden sorumlu Başdanışmanı Şükrü Karatepe’den ortalığı karıştıracak açıklamalar geldi.

Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin yayın organı Şehir Araştırmaları Dergisi’nde “Başkanlık Sisteminde Şehir Yönetimi” başlıklı makale yazan Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Şükrü Karatepe, kalabalıklaşan metropollerin artık klasik idarelerle yönetilemeyeceğini savundu. Karatepe, “İl özel idareleri ile büyükşehir belediyelerinin gücünün birleşmesiyle, belediye kavramını aşan, yeni bir yönetim birimi oluşmuştur. Bu illerin yönetimine artık, şehir kavramını öne çıkaran ‘şehir yönetimi’, ‘büyükşehir yönetimi’ veya ‘kent yönetimi’ gibi başka isimler bulmak gerekir” ifadesini kullandı. “Büyük metropollerde ‘belediye’ kavramı artık şehir yönetimini açıklamada yetersiz kalıyor” diyen Karatepe, eyaletle yönetilen Çin modelini şu sözlerle aktardı:

“Çin’de, şehirlerin bir kısmı farklı statülerde kuruluyor. Bütün politikalarını, ulusal birlik ve güvenliğe öncelik vererek oluşturan Çin, büyüyen ve gelişen şehirlerine yeni yönetim modelleri uyguluyor. Güvenlik kaygısıyla resmi açıklamalarda yüksek sesle dile getirilmese bile, Türkiye de bu süreçten etkileniyor.”

Karatepe’nin örnek gösterdiği Çin’de, 23 eyalet, 5 özerk bölge ile 2 özel statülü il bulunuyor. Büyükşehirlerin artık merkezi idarelerle yarışan mega projeler geliştirdiğini dile getiren Karatepe, “yerel yönetim” tabirinin artık sınırları zorladığını belirterek şunları yazdı:

“Önce başkanlık, sonra bütün şehir”

“Şehir yönetiminin başkanlık sistemine uyumlu hale getirilmesi için düzenlemeler yapılırken, büyük şehirlerin hizmetler alanında değişen rolü dikkate alınarak, şehir yönetimi yeniden tanımlanmalıdır. Bu tanımlama yapılırken, büyükşehir belediye başkanına doğrudan ‘şehir başkanı’ veya ‘büyükşehir başkanı’ gibi bir ad verilmelidir. Bütün şehirde (30 büyükşehir) özel idarelerin kalkması ve iki başlı yürütmenin sona ermesi ise başkanlık sisteminin tam olarak kurulması yönünde atılan önemli bir adımdır.

“Anayasa değişikliği ile yürütmede tek başlılık sağlandıktan sonra, şehirlerin tamamında bütün şehir uygulamasına geçilerek yönetimde de tek başlılık sağlanmalıdır. Sonraki aşamada ise, şehir yönetimlerine yeni hükümet sistemine uyumlu bir kimlik kazandırılması yönündeki düzenlemeler yapılmalıdır.”

Kaynakhttp://t24.com.tr/

Meral Akşener’den yaklaşan referandum öncesi çarpıcı ‘Erdoğan-Bahçeli’ iddiası

Meral Akşener’den ‘başkanlık sistemi referandumu’ öncesi çarpıcı iddia… Referandumun “Al başkanlığı hallet Meral’i” anlaşması olduğunu söyleyen Akşener, “Başkanlık sisteminin aniden ortaya getirilmesinin, kurultayımızla ilgili olduğuna inanıyorum” dedi.

MHP’de Devlet Bahçeli’ye muhalif isimlerden Meral Akşener, kongrede aday olacağını açıklamasıyla birlikte AKP’den yüzde 8 oyun MHP’ye kaydığını söyledi. Sözcü gazetesinden Özlem Gürses’e konuşan Meral Akşener, “Bugün bu başkanlık sisteminin aniden ortaya getirilmesinin sebebinin, bizim kurultayımızla ilgili olduğuna kalpten inanıyorum. “Al Başkanlığı, hallet Meral’i” anlaşmasıdır bu. Ben buna kesin olarak inanıyorum. Tabii buna MHP camiası ayağa kalktı” diye konuştu.

Meral Akşener röportajından satırbaşları şöyle:

– Aday olma kararını nasıl aldınız?

MHP’nin seçmen tabanı “Haydi bir yola çık” mesajı verince önemli bir araştırma şirketine bütçesini ödeyerek bir anket yaptırdım, MHP’nin benimle olan oyu yüzde 22.7 çıktı. Ben buna kıyamadım. Türk milliyetçilerinin iktidarına bir vesile gibi gördüm kendimi, ‘Başarabiliriz’ diye düşündüm. Abim rahmetli hiç istemedi. Rahmetli annem bana “traktör gibisin” derdi, bir karar verince traktör gibi giderim, nitekim öyle oldu.

– Cumhurbaşkanlığı adaylığı sürecinden başlayalım. Sürekli sizin adınız geçerken Ekmeleddin İhsanoğlu aday gösterildi…

Bahçeli önce Abdullah Gül’e gitti, ancak teklifi kabul görmedi. Kılıçdaroğlu benim ismimi getirmiş gündeme, Bahçeli çok kızmış bu teklife! Sonuçta Ekmeleddin Bey’in adı çıktı, Kılıçdaroğlu da kabul etti. İhsanoğlu ile ciddi bir biçimde çalıştım. Fakat gördüm ki o kampanya sırasında İhsanoğlu cami avlusuna bırakılmış bir çocuk gibi ortada kaldı!

– İhsanoğlu Köşk’e çıkamadı ama MHP 7 Haziran’dan iktidar ortağı olarak çıktı…

7 Haziran seçim sonuçlarına baktığımda gördüğüm şey şuydu, millet AKP ile MHP’nin ortak iktidarını istedi. İşte orada karanlık bir alan var, soru işaretli. O gece, durup dururken, hiç kimseyle konuşmadan, kimsenin bilgisi yok, Bahçeli’nin birdenbire çok büyük bir şiddetle “Hadi bakalım seçime” demesi… O konuşmayı yaparken Genel Başkan Yardımcıları hayretler içinde baktı. Ha, anlaşıldı ki, biz Türkiye’yi seçime doğru götüreceğiz. O arada CHP ile Meclis Başkanlığı seçiminde kavga edildi. Oysa biz Meclis Başkanlığı’nı almış olsaydık, AKP-MHP hükümeti kurulurdu. Bunun önüne geçen iki kişi var, biri Bahçeli’dir, diğeri de Erdoğan.

– Acaba o günden bugüne ne değişti de başkanlık sistemine ‘evet’te buluştular?

O arada biz çıktık “Bu 1 Kasım MHP için başarısızlıktır” deyip kurultay istedik aday olduk. Sonuçta kongremize ne oldu, biliyorsunuz! Bugün bu başkanlık sisteminin aniden ortaya getirilmesinin sebebinin, bizim kurultayımızla ilgili olduğuna kalpten inanıyorum. “Al Başkanlığı, hallet Meral’i” anlaşmasıdır bu. Ben buna kesin olarak inanıyorum. Tabii buna MHP camiası ayağa kalktı.

– Bahçeli diyor ki taban bizimledir…

İki partinin oyu yüzde 62, bakalım yüzde 62’yi toplayabilecekler mi, göreceğiz. MHP tabanının yüzde 80’i ‘hayır’ verecek. Sayın Bahçeli, bu nedenle beka sorunu çıkardı. Cumhurbaşkanını “Partili Cumhurbaşkanı” haline getirmek için nasıl bir beka sorunu var, bunu Bahçeli anlatmak zorunda.

– FETÖ ile ilişkili olduğunuz yönünde iddialar ortaya atıldı…

15 Temmuz’dan sonra başladı. Biliyorsunuz Nurettin Veren isimli bir itirafçı bir kağıt gösterdi, kendisine teşekkür etmişim bakanlık görevim sırasında. Buradan FETÖ bağlantısı kurmaya çalışıyor. Fakat bu kağıdın altındaki imza bana ait değil! Ben bu olayı sahtekarlıktan mahkemeye verdim “Bu imza benim değil” diye. Kriminal laboratuvarda imzamın alınması gerekirdi, “Kovuşturmaya gerek yoktur” diye karar verildi! Düşünün artık.

– Türkçe Olimpiyatları’na gitmeniz de tartışılıyor…

Bahçeli talimat verdi de gittim, onun adına gittim, 2006’da. Ankara’da da Sayın Mehmet Şandır Bey gitti, yine Bahçeli’nin talimatıyla. Ondan sonra “Vay efendim, Hillary Clinton’la görüştün…” Bir Genel Başkan talimat vermeden bir yabancı temsilciyle görüşün bakalım, başınıza neler gelir sizin? Ben o görüşme üzerine tekrar milletvekili oldum, tekrar Meclis Başkan Vekili oldum.

OHAL’DE REFERANDUMA GİDİLİR Mİ?

– Güçler ayrılığının bizi yavaşlattığını iddia ediyorlar…

Türkiye’de hukukun üstünlüğü konusunda her zaman sorun yaşandı. Ama en azından iyi kötü bir kanun devletiydik. Şu anda gelinen noktada KHK devleti olduk artık. Olağanüstü Hal’de referanduma gidilir mi? Bu esasında gayrimeşrudur, ama bakın biz bunu bile söylemiyoruz. Devlet gücünün sahibi olan insanlar sıradan insanları teröristlikle, vatan hainliği ile yaftalıyor. ‘Evet’ veren de saygın, ‘hayır’ veren de birinci sınıf yurttaş.

– En son ‘Çukur’ dedi Sayın Erdoğan, ‘hayır’ vereceklere…

Sayın Cumhurbaşkanı’na çağrımdır, bırakın forsu, çıkın Saray’dan, inin o arabalardan, inin sahaya ve ‘evet’ için çalışın. Devletin gücünü bırakın, bizimle eşit şartlarda çalışın. Bu koşullarda ‘evet’ çıkarabiliyorsanız, ondan sonra partili bir cumhurbaşkanı mı oluyorsunuz, ne oluyorsanız olun.

ŞU ANKİ ÖNCELİĞİM ‘HAYIR’ ÇIKARMAK…

– Yeni bir parti mi kuracaksınız?

Bizim kurultayımız tedbirde şu anda, 28 Mart’ta görüşülecek, sonra da Haziran’da karar verilecek. Ama onun dışında ‘hayır’ için o kadar net bir kararlılığım var ki, bunu bozmak istemem. Tek bir konsantrasyonum var, o da ‘hayır’ çıkarmaktır. Sonrası Allah kerim. Ona arkadaşlarımız karar verir…

– Herkes korkuyor. Siz hiç korkmuyor musunuz?

Hiç korkmuyorum. Neden korkayım? “Harami vardır deyu korku verirler, benim ipek yüklü kervanım mı var?…” Oğlum maaşla bir yerde çalışıyor, işadamı değil, şirketi yok… Eşim kaç yıldır İzmit’e işine otobüsle gidip gelir. Verilemeyecek hesabınız olmadığı zaman, gücü parayla ölçmediğiniz zaman, bir korku duygunuz da olmuyor.

Kaynak : http://www.cumhuriyet.com.tr/

Başkanlık anayasasında dikkat çeken diploma ayrıntısı

Meclise sunulan anayasa paketinde Cumhurbaşkanı olma şartları değiştirildi. Değişiklik yürürlüğe girerse, Cumhurbaşkanı olmak için 4 yıllık üniversite mezunu olmak gerekmeyecek.

Meclise AKP ve MHP’nin ortaklaşa sunduğu Anayasa Paketi’nde dikkat çeken bir madde yer yerdi. Maddeye göre; Cumhurbaşkanı seçilme şartları arasında eğitim düzeyi “yüksek öğrenim yapmış” olarak değiştirilecek. Böylelikle Erdoğan’ın diploma tartışmalarının önüne geçilmesi düşünülüyor.

“DİPLOMA ARŞİVDEN ÇIKMADI”

Sözcü gazetesinden Zeynep Gürcanlı bugünkü “Kandırılanların kandırdıkları” başlıklı yazısında Anayasa Paketi’nde yer alan o maddeye de değindi. Gürcanlı şunları yazdı:

“Anayasa teklifine diploma ayarı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın üniversite diploması, altı ay önce Türkiye’de büyük tartışma çıkarmıştı.

O kadar ki, Erdoğan bile geçtiğimiz haziran ayında yaptığı bir açıklamayla, Marmara Üniversitesi rektörüne ‘Arşivden çıkartın şunu, ne yapacaksınız yapın’ çağrısında bulunmuştu.

Hazirandan bu yana altı ay geçti, rektör hâlâ diplomayı arşivden çıkartmadı.

Ancak Türkiye’nin darbe-terör-ekonomik kriz gibi ağır gündem maddeleri içinde diploma konusu da kayboldu gitti.

Ta ki, AKP ve MHP’nin üzerinde uzlaştığı, Cumhurbaşkanlığı adı altında başkanlık sistemini getiren anayasa değişiklik teklifi TBMM’ye sunulana kadar.

Teklif gün yüzüne çıkınca, cumhurbaşkanı seçilme şartları arasındaki kritik bir değişiklik yapıldığı da

anlaşıldı.

Mevcut Anayasa’da Cumhurbaşkanı olmak için ‘dört yıllık üniversite mezunu’ olma şartı aranıyor.

Yeni Anayasa teklifinde ise ‘dört yıl‘ ibaresi kaldırıldı. Cumhurbaşkanı olmak için eğitim düzeyi şartı ‘yüksek öğrenim yapmış‘ olarak belirlendi.

Böylece, iki ya da üç yıllık yüksek okul mezunlarına da Cumhurbaşkanlığı yolu açıldı.

Kısacası…

Eğer Anayasa değişiklik paketi önce TBMM’den, ardından da referandumdan çıkarsa, 3 Kasım 2019’da yapılacak olan cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın diploması hiç konu olmayacak.

Kaynak : http://www.cumhuriyet.com.tr/