Nedim Şener: İhbar mektubu yazan FETÖ’cü, “15 Temmuz’da Hande Fırat’ın pejmürde kıyafeti bile senaryoydu” dedi

“Darbe suçlamasını FETÖ’nün üzerine yıkmak için seyahatin planlandığını yazıyor”

Posta yazarı Nedim Şener, 15 Temmuz darbe girişiminin kilit ismi olan Adil Öksüz‘ün “MİT ajanı olduğu” iddiasını ortaya atan @denizbayrak83 uzantılı Twitter hesabının mailinden CHP’ye bir ihbar mektubu gönderildiğini yazdı. “İhbarcı, mektubunda 15 Temmuz darbe girişiminin MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar tarafından kurgulanan bir ‘tiyatro’ olduğunu yazıyor” diyen Şener, “Darbe suçlamasını FETÖ’nün üzerine yıkmak için seyahatin planlandığını yazıyor. Dahası Hande Fırat’ın, 15 Temmuz gecesi CNNTürk’te Cumhurbaşkan Erdoğan’ın halkı sokağa çağırdığı Facetime görüşmesini 14 Temmuz günü MİT’ten N.Y. ile planladığını yazıyor” ifadesini kullandı.

ABD, o dosyayı açık tutuyor giden tutuklanır

Saygı Öztürk

2012/120663, kamuoyunun “17 Aralık” olarak bildiği rüşvet, yolsuzluk, karapara suçlamalarının yer aldığı, üç bakanın, çocuklarının içinde bulunduğu soruşturma dosyasının numarasıdır. Bu dosyada 53 şüpheli bulunuyordu. Soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı Celal Kara’dan dosya alındıktan sonra 2014/69582 sayıyla, sanıklar hakkında “kovuşturmaya yer olmadığı”na ilişkin karar verildi. İşte hakkında takipsizlik kararı verilenlerden biri de dosyanın 25. şüphelisi olan Halbank Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla’ydı.
ABD’nin İran’a uyguladığı ambargonun delinmesi, rüşvet, yolsuzluk olayına adı karışanlar haklarında kovuşturmaya gerek olmadığına ilişkin karar alındı ama ABD bunu hiç tanımıyor. Verilen “Kovuşturmaya Yer Olmadığı” kararını yok sayıyor. O yüzden, dosyada ismi olanlardan ABD’ye gidecek olanlar varsa tutuklanmayı da göze alsınlar. Bankacı Atilla hakkında da takipsizlik kararı verilmişti verilmesine ama ABD’de tutuklandı.

“Erdoğan’ın kandırıldığı falan yok, Fethullah Gülen ile uzlaşmaya çalıştı”

“Fetullahçı çetenin, günün birinde yönetime talip olabileceğini biliyordu”

Hürriyet yazarı Mehmet Yakup Yılmaz, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan‘ın “Bu hain örgütün gerçek yüzünü çok daha önceden ortaya dökememiş olmanın üzüntüsü içerisindeyim. Bundan dolayı hem Rabbimize hem de milletimize verecek hesabımız olduğunu biliyorum. Rabbim de milletim de bizi affetsin” ifadesiyle ilgili olarak “Cumhurbaşkanı, Fetullahçılar tarafından kandırıldığını söylüyor ama aslında ortada bir kandırılma filan da yoktu” dedi.

Neden aslında çok açık: Erdoğan, son ana kadar Fetullah Gülen ile bir uzlaşma arayışı içinde oldu” diyen Yılmaz, “Fetullahçı çetenin devleti işgal ettiğini, günün birinde bu gücü kullanarak yönetime de talip olabileceğini biliyordu. Ama o hukuki yollarla bu çeteyle savaşmak yerine önce uzlaşma olanaklarını aradı” ifadesini kullandı.

‘Saçma’nın iktidarı

Ahmet Talimciler

Her geçen gün medya/sosyal medya ile gündelik yaşantılarımız arasında kurulan bağın biraz daha fazla aleyhimize işlemeye başladığı ve Sadık Güneş’in ‘Medya ve Kültür’1 isimli çalışmasındaki yerinde tespiti ile ‘kendimiz gibi olamamanın çaresizliğinin, bizleri genelleştirilmiş bir başkası gibi olmaya ittiği’ bir süreci yaşıyoruz. Kültür sanayi ürünlerinin oluşturulması ve toplumsal hayat içerisinde yerleştirilmesinde medya ön planda yer almaktadır. Birtakım rol modelleri topluma önce medya aracılığı ile önerilmekte,  medyada gösterilmekte ve zaman içerisinde kabul görmesinin yolları tekrarlara dayanan format içerisinde gerçekleşmektedir.

Çocuklar için hazırlanan dizilerde ilkokula giden çocukların kız ve erkek arkadaşlarının olması ve bu durumdan ailelerin haberdar olmaları, bu arkadaşların birbirlerinin evlerine gidip gelmeleri şeklinde televizyondan evlerimize aktarılan görüntüler sonrasında, bu tip ilişkilerin hızla yaygınlaşma süreci içerisine girdiğini görüyoruz. Bir başka çarpıcı örnek 2002 dünya kupası döneminde Türk milli takımının kalecisi Rüştü Rençber gözlerinin altına siyah boya sürerek maça çıkıyordu, Ümit Davala saçlarını Kızılderililer gibi kestirmişti. Bu iki rol modeli de minik futbolcular arasında hızlı bir şekilde kabul gördü ve aynı dönemde katıldığım Karşıyaka futbol takımının alt yapı seçmelerinde bütün kalecilerin gözlerinin altında siyah boya sürüldüğünü ve çok sayıda çocuğun saçlarının da Ümit Davala gibi kesilmiş olduğunu görmüştüm.

Ali Bayramoğlu: 16 Nisan, otoriter gidişe dur denip denmeyeceğinin tarihi sınavı ya da kritik anı olacak

Erdoğan’ın referandumdan galip çıkması halinde AB ile gerilen ilişkiler büyük ihtimalle donma noktasına gelecek

Ali Bayramoğlu

Türkiye yol ayrımında

Kritik 16 Nisan anayasa referandumuna bir aydan az bir süre kaldı. Şüphe yok, toplumun ve siyasetin geleceğine dair bu tür önemli tercih anları demokratik ve özgür bir siyasi ortam gerektirir. Türkiye ise popülist milliyetçiliğin otokratik örneklerinin sergilendiği, son yılların en boğucu siyasi kampanyalarından birisini yaşıyor. Hürriyet Gazetesi yazarı Taha Akyol’un şu tespiti mevcut tabloyu özetliyor: “İktidarın propaganda makinesi tam gaz çalışıyor, devlet gücünü de devreye sokarak muazzam bir evet kampanyası yürütüyor. (…) ‘Evet’in devlet gücüyle nasıl desteklendiğinin, ‘hayır’ın da yine devlet gücüyle nasıl baskılandığının örneklerini her gün görüyoruz.”

Bu vicdansızlığa ‘Evet’ diyecek misiniz?

Levent Gültekin

Başbakan Binali Yıldırım Burdur’da yaptığı konuşmada şöyle demiş: “Bu ülke nice gençleri terör olaylarında kaybetti. Bu anayasayla eğer devam edersek kayıplarımız artarak devam edecek.”

2014 yılında yapılan cumhurbaşkanlığı seçiminde iktidar mensupları şöyle dediler: “Erdoğan’ı seçin, terör bitsin, çocuklarımız artık ölmesin.” “Erdoğan’ı seçin, Gazze kurtulsun, İslam dünyası ayağa kalksın.” “Erdoğan’ı seçin, ekonomi şaha kalksın.” “Erdoğan’ı seçin, Türkiye düşmanları ağır bir yenilgi alsın.”

Size, bize, bütün ülkeye… hepimize böyle sözler ver

diler.

Sonunda Erdoğan seçildi.

“Beni Meclis değil halk seçti, bundan dolayı da farklı bir cumhurbaşkanı olacağım” dedi ve işe koyuldu. Bakanlar kuruluna başkanlık etmeye, ekonomi kurmaylarını toplamaya başladı. Merkez Bankası’nın politikalarından güvenlik konularına kadar hemen her konuda tek söz sahibi ve tek yetkili oldu.

“Sayın Cumhurbaşkanı, hadi hukuka pek inancınız yok, ah almaktan da mı korkmuyorsunuz?”

“Sözlerinizi geri alınız Sayın Erdoğan; bizim için değil kendiniz için değil”

Cumhuriyet yazarı Özgür Mumcu, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan‘ın tutuklu gazetecilerle ilgili olarak kullandığı “Bakıyorsunuz suçlarına, ülkemize Kuzey Irak’tan bomba düzeneği getirmek. Bir diğerinin suçu polis aracına silahlı saldırıda bulunmak. Bir diğeri patlayıcı maddeyle yakalanmış. Banka soyanından seçim bürosu yakanlara kadar ne varsa bunların içinde var” ifadesine tepki gösterdi.

Özgür Mumcu, “Sayın Cumhurbaşkanı, bu kadar aldatılmış ve kandırılmış birine göre fazla iddialı konuşmuyor musunuz? Hadi hukuka pek inancınız yok belli, ‘ah almaktan’ da mı korkunuz yok?” ifadesini kullandı. 

Diğer sounçlar..

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Post Type Selectors
Filter by Categories
BİLİM VE TEKNOLOJİ
DÜNYA
DW HABER
EKONOMİ
GÜNDEM
KÖŞE YAZILARI
KÜLTÜR & SANAT
MEDYA & MAGAZİN
SAĞLIK
SPOR
YOUTUBE