Müjdat Gezen, Cumhurbaşkanı’na “Haddini bil” dediği için, polis refakatinde savcılığa götürüldü ve mahkeme tarafından ‘yurt dışına çıkma yasağı ve haftada bir kez karakolda imza atması koşuluyla’ serbest bırakıldı. Bu bizim hukukumuzda tutuklamanın alternatifi olan bir uygulama. Daha iddianame yazılacak ve yargılama yapılacak. Demek ki Gezen’in “Haddini bil” demesi savcılarımıza göre bir hakaret ifadesi. Bence hakaret sayılmaz. Bu deyimi cümle içinde kullanırsak, daha iyi anlaşılabilir diye düşündüm. Ama tembel bir tabiata sahip olduğum için cümleleri, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın konuşmalarından aldım. Şimdi kim uğraşacak, yeni cümleler kurmak için, hazır en yetkili ağız tarafından kurulmuşları varken? Buyurun, birlikte okuyalım ve savcılarımız da karar versin: Birisine “Haddini bil” demek hakaret sayılmalı mı, sayılmamalı mı?
“Fetullahçı çetenin, günün birinde yönetime talip olabileceğini biliyordu”
Hürriyet yazarı Mehmet Yakup Yılmaz, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan‘ın “Bu hain örgütün gerçek yüzünü çok daha önceden ortaya dökememiş olmanın üzüntüsü içerisindeyim. Bundan dolayı hem Rabbimize hem de milletimize verecek hesabımız olduğunu biliyorum. Rabbim de milletim de bizi affetsin” ifadesiyle ilgili olarak “Cumhurbaşkanı, Fetullahçılar tarafından kandırıldığını söylüyor ama aslında ortada bir kandırılma filan da yoktu” dedi.
“Neden aslında çok açık: Erdoğan, son ana kadar Fetullah Gülen ile bir uzlaşma arayışı içinde oldu” diyen Yılmaz, “Fetullahçı çetenin devleti işgal ettiğini, günün birinde bu gücü kullanarak yönetime de talip olabileceğini biliyordu. Ama o hukuki yollarla bu çeteyle savaşmak yerine önce uzlaşma olanaklarını aradı” ifadesini kullandı.
ADALET Bakanı Sadullah Ergin, hapisteki gazeteciler için şöyle konuştu: “Silahla soygun yapıp, adam öldürenleri ne olur Türkiye’nin önüne gazeteci olarak getirmeyin.”
Bakan Ergin, Uluslararası Gazeteciler Komitesi’nin Türkiye’de 49 tutuklu gazeteci bulunduğuna ilişkin açıklamasını da şöyle değerlendirdi:
“Ekimde 76 demişlerdi, 49’a indirdiler. Ben buradan ilan ediyorum, bu liste de inecektir. Bu liste içinde banka soyan, adam öldüren, gasp yapanlar da var.”
Üzülerek söylemem gerekiyor ki Bakan Bey demagoji yapıyor.
BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan, “İnovasyon Haftası” etkinliklerinin açılış töreninde, bir süredir ağzına sakız ettiği Muhteşem Yüzyıl dizisine verdi veriştirdi.
Önce “inovasyon” ne anlama geliyor, ona bir bakalım derim: İnovasyon, yeni fikirleri değer yaratan ürünlere dönüştürme işini tanımlamak için kullanılan bir kelime.
Yeni bir ürün yaratarak bunu ticarileştirmek ya da önemli ölçüde değiştirilerek yenilenmiş bir mal ya da hizmet üretmek anlamına geliyor.
Ve Başbakan, “inovasyon haftasında”, bu durumu teşvik etmek için neler yaptığını ya da yapacağını anlatmak yerine, bir televizyon dizisi ile uğraşıyor.
FAZIL Say, Twitter’da yazdığı bir mesaj nedeniyle yargıç karşısına çıkacak.
“Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama” suçlamasıyla 1,5 yıla kadar hapis ile cezalandırılması isteniyor.
Fazıl Say’ın yazdığı şey Ömer Hayyam’a ait olduğu iddia edilen bir dörtlük. Onun mudur, ona mı mal edilmiştir, bilemiyorum, ayrıca bunun bir önemi de yok.
“Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama suçu”, bu topraklarda her gün işleniyor.
Ve bu bir suç ise “suç” hiçbir şekilde takip de edilmiyor.
BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan, kürtajın cinayet anlamına geldiğini söylerken “Her kürtaj bir Uludere’dir” de dedi.
Öyle görünüyor ki Başbakan da esasen Uludere’de yaşanan “operasyon hatasının” cinayet ile eşdeğer olduğunu görüyor, düşünüyor ama bunu bir türlü söyleyemiyor. Bilinçaltı, gündemi değiştireyim derken onu yine alıp “Uludere = Cinayet” noktasına getiriyor.
Normal şartlar altında, bu sadece basit bir operasyon hatası olsaydı nelerin olacağını tahmin edebiliriz: Hava Kuvvetleri’nde bir-iki general görevden alınır, haklarında soruşturma açılır ve soluğu mahkemede alırlardı.
Bugünkü hükümetin askerler ile ilgili genel tutumuna bakarak bunu söyleyebiliyorum.