Kılıçdaroğlu’ndan Erdoğan’a erken seçim çağrısı: 17 ay beklemeyelim, hodri meydan!

Erdoğan’ın “İstanbul’a ihanet ettik” ifadesine eleştiri: Hainsen o koltuktan kalkacaksın!

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan‘ın “metal yorgunluğu” eleştirileri sonrası AKP’li belediyelerde başlayan istifalara tepki gösterdi. Erdoğan’ın “En kısa sürede istifalarını vereceklerine inanıyorum” sözleri sonrası Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek ve Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe‘den gelen “istifa” açıklamalarını hatırlatan Kılıçdaroğlu, “Böyle bir adam Türkiye’de cumhurbaşkanlığı makamını işgal edemez” dedi. Kılıçdaroğlu, sözlerinin devamında “erken seçim” çağrısı yaparak “Tehditle, şantajla baskıyla devlet yönetilir mi? Hodri meydan,  17 ay beklemeyelim seçimler için buyrun gelin seçimleri erken yapalım” ifadesini kullandı.

Partisinin grup toplantısında konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “2018’de erken seçim yapılacağı” yolunda ileri sürülen iddialarla ilgili olarak “Erken seçim gündemimizde yok” demişti.

“Hainsen o koltuktan kalkacaksın”

Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın İstanbul’da yürütülen inşaat çalışmalarıyla ilgili olarak kullandığı “Biz bu şehrin kıymetini bilmedik, biz bu şehre ihanet ettik, hâlâ da ihanet ediyoruz. Ben de bundan sorumluyum” ifadesini de eleştirdi.

“İtirafı” için Erdoğan’a teşekkür eden Kılıçdaroğlu, sözlerine “Eğer itiraf etmeseydi biz bu şekilde konuşamazdık. Hainsen o koltuktan kalkacaksın arkadaş” diye devam etti.

İhsan Eliaçık’a yönelik saldırıya tepki

İlahiyatçı, “Anti-Kapitalist Müslüman”  olarak tanınan yazar İhsan Eliaçık‘ın Kayseri Kitap Fuarı’nda uğradığı saldırıyı da kınayan Kemal Kılıçdaroğlu, “Eliaçık’a yapılam, düşünce özgürlüğüne getirilen büyük bir kısıtlamadır” ifadesini kullandı.

“Bizimkiler namuslu adamlardır”

Kılıçdaroğlu, AKP’li belediyelere yönelik olarak başlayan “istifa” çağrılarının CHP’li belediyelere uzanacağı yolundaki iddiaları da şöyle değerlendirdi:

“Belediyelerimizin üzerine gideceklermiş. Gidin. Demirden korkan trene binmez. Bizim belediye başkanları namuslu adamlardır.”

“İnsan düşmanına dahi insanca davranmalı”

Kılıçdaroğlu’nun, partisinin grup toplantısında yaptığı açıklamalar şöyle:

Taşeron işçilerle ilk toplantı yapan bu kardeşinizdi. Taşeronların haklarını sonuna kadar savunmak bir sendikalı işçi kadrolu işçi gibi haklara sahip olacak taşeron işçi de. Hiçbir fark olmayacak. Sizin hakkınızı savunmak boynumuzun borcudur.

Enis Berberoğlu aylardır hapiste. Bir de fıtık ameliyatı oldu. Beni üzen havuz medyası tarafından istismar edilmesi. İnsan düşmanına dahi insanca davranmalıdır. İnsanda biraz ahlak olur. Bunların gözü o kadar kararmış ki yanında olmayanın yakılmasını istiyorlar. Berberoğlu boş durmadı içeride, kitap yazdı. Bu kitabın bütün gelirlerini gazetecilik stajı yapan öğrencilere verecek.

Ergenekon Balyoz davalarında bir Silivri Külliyatı oluşturulmuştu. Onlarca kitap çıktı böyle. Şimdi 20 Temmuz Silivri darbesi sonunda da böyle külliyat çıkacak.

“Bütün gazeteciler serbest bırakılsın”

Bugün Birgün Gazetesi’nden Mahir Kanaat’in duruşması var. Gazeteciler aylardır içeride bir türlü yargı önüne çıkarılamıyor. Bütün gazetecilerin serbest bırakılmasını istiyoruz. Cumhuriyet yazarları neredeyse 1 yıllarını dolduracaklar. Eğer bir ülkede gazeteci hapisteyse o ülkede demokrasi yoktur.

İnsan hakları savunucuları da hapiste. Efendim bu gizli toplantı. Ne gizli toplantısı? Bu aktivistler daha önce AK Parti’nin Bakanlıklarında da göreve yapmışlar. Ne yaptı bu insanlar? Ellerine silah alıp bir yer mi bastılar? Bunları yaptığınız zaman Türkiye dünyada itibar kaybeder. İtibarı demokrasiyle düşünce özgürlüğüyle kazanabilirsiniz. Onlar itibarı parayla kazandıklarını zannediyorlar.

Kayseri’de kitap fuarı yapılıyor. İhsan Eliaçık hepimizin bildiği bir isim. Düşünce, inanç özgürlüğünü savunur. Çok sayıda dini içerikli eseri vardır. Fuarı düzenleyen belediye İhsan Eliaçık’ın oraya gelip kitabını imzalamasını ve konuşmasını yasaklar. Bu Belediye Başkanı en büyük hakareti Kayserililere yapıyor. Demokrattır Kayserililer, düşünce özgürlüğünü savunur. İhsan Eliaçık 28 Şubat’ta mağdur olan bir isim. İbrahim Kaboğlu için de yasak getirilmiş. Bunlar bizde demokrasi olmadığını tek adam rejimi olmadığını gösteriyor. Büyük ihtimalle telefon etmiştir içeri sokmayın diye.

“Herkesin oturup düşünmesi lazım”

Şırnak’ta acı bir olay yaşadık 8 işçimiz kömür madeninde hayatını kaybetti. Biri Sıddık’tı.17 yaşında…Okula gitmek yerine kömür madenine gidiyorsa herkesin oturup düşünmesi lazım. Olaydan sonra açıklama yapıldı, maden ocağı kaçak diye. Kaçak değildi ihaleyle verilmişti. Ya bir Bakan yalan söyler mi? Dokularına işlemiş. Yalan söyleyen bakanın görevini bırakması lazım. 8 işçinin kanı onun boynundadır. Kendi kabahatini gizlemek için maden ocağı kaçaKtır diyorsun. İhaleyi sen yaptın!

“Uyuşturucu için verdiğimiz önergeyi parti reddetti”

Uyuşturucu sorununun çözümüyle ilgili verdiğimiz önergeyi AK Partililer reddetti. Buradan özellikle annelere sesleniyorm. AK Partili vekil size “Bir derdiniz var mı?” diye sorarsa deyin ki ‘CHP’nin önergesine niye hayır dediniz? Siz uyuşturucu baronlarını mı koruyorsunuz, çocuklarımızı mı?’

“OHAL bir yılı geçti”

Yine OHAL uzatıldı. Darbe girişiminde sonra Binali Yıldırım ile Çankaya’da bir araya gelmiştik. Çok kısa bir süre için OHAL’in ilan edileceğini söylemişti. Bir yılı geçti.

Her darbe kendi hukukunu yaratıt. 20 temmuz 2016 sivil darbesi kendi hukukunu yarattı ve öyle devam ediyor. Meclis’te bir komisyon kuruldu. O komisyonu engellediler. Gelip ifade vermesi gereken kişileri komisyona davet etmediler. Adil Öksüz’ü serbest bıraktılar. Cep telefonuyla serbest bıraktılar. Takip de etmediler. Dürüst savcıları görevden aldılar. 1 milyon aileyi mağdur ettiler. Ya darbeyi yapanı yakala. Askeri öğrencilerin ne günahı var? Dayısı olanlar parası olanlar dışarıda. Hele bir kayınpederin iyyise damat olarak her yere gideriz. 20 Temmuz’dan sonra yaratılan iklim nedeniyle hakimler adalet dağıtamaz hale geldiler.

“Hainler devlet yönetemez”

Tek adamı kandırırsanız ülkeyi felakete götürürsünüz. Trump kandırdı,PKK kandırdı, Esad kandırdı, Obama kandırdı, FETÖ kandırdı. Herkesin kandırdığı adamın ülkeye faydası olur mu? Her gece sarayda başka odada yatıyor. Niye korkuyorsun? Çık git kahvede otur çiftçiyle sohbet et. Devleti yöneten aldatılırsa ne olur? Devletin kozmik odasını teröre teslim eder. Türkiye devletinin bütün sırlarını terör örgütüne teslim eden vatan hainidir. Sen Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün sırlarını terör örgütüne açtın bunun hesabını verdin mi? Vereceksin!

“16/9 İhanet kuleleridir”

Sayın Erdoğan açıklama yapıyor. ‘Biz bu şehre ihanet ettik ben de bundan sorumluyum’ diyor. Hainler devlet yönetemez. 16/9 kuleleri ihanet kuleleridir. Danıştay kararını hiç kimse takmadı. Hukuk yok ki. Ben bildiğimi okurum diyor. Şimdi ihanet ettik diyor. İhanet ettiysen hain kim? Sensin! ‘Silueti yık’ diyoruz yapan adam ‘ben yıkmam’ diyor. Erdoğan diyor ki ‘Yıkmıyorsan ben seninle küstüm.’ ‘Danıştay kararıyla yık’ demiyor. Geçen yine beraber kurdele kestiler. Hainliğe hala devam ediyoruz diyor. Kendini hain ilan ettiysen o koltuktan kalkacaksın. Nurettin Sözen’i hatırlayın. Otelin kaçak katlarını devletten destek almadan tıraşladı. Bunların yatacak yeri yok bunlar sadece doların yeşilini seviyorlar. İhanetini itiraf ediyor, teşekkür ederiz. Etmese böyle konuşamazdık. Kendisine yürekten teşekkür ediyorum. ‘Benim haberim yoktu’ diyemez. Bir bakanı vardı uzun yıllar TOKİ başkanlığı yaptı. Bir bakanı Çevre ve Şehircilik bakanlığı yaptı. Ne dedi? Ne yaptıysam Erdoğan’ın talimatıyla yaptım dedi. İstifa etti. O etmedi. İhanete devam edecek. CHP’li belediyelerin üzerine gidecekmiş. Gidin. Demirden korkan trene binmez. Bizim belediye başkanları namuslu adamlardır.

Erken seçim çağrısı

Yüzde 49,5 oy alan Başbakanı görevden aldı. Milli iradeyi hiçe saydı. Milli irade benim diyor. Sonra seçimle gelen belediye başkanlarını istifaya zorluyor. Böyle bir adam Türkiye’de cumhurbaşkanlığı makamını işgal edemez. Bir daha söylüyorum, namus ve şeref kavramını yüreğinde taşımayan insanların o koltukta oturmaya hakları yoktur. Tehditle, şantajla baskıyla devlet yönetilir mi? Ben bunları söylediğim zaman siz belediye başkanını mı koruyorsunuz diyorlar. Biz demokrasiyi koruyoruz. 17 ay beklemeyelim seçimler için buyrun gelin seçimleri erken yapalım.

Kaynak : http://t24.com.tr/

Venedik Komisyonu belediyelere yapılan kayyım atamalarının iptalini istedi

Komisyon, hükümetin 89 belediyeye kayyım atamasına izin veren 674 nolu KHK’nın OHAL ile ilgisi olmadığını belirtti.

Venedik Komisyonu, hükümetin 89 belediyeye kayyım atamasına izin veren 674 nolu KHK’nın OHAL ile ilgisi olmadığını belirterek, iptalini istedi.

Komisyon, “OHAL için gerekmeyen 674 nolu KHK ile alınan kararları, özellikle de belediye başkanı, yardımcısı ve yerel meclis üyelerinin yerine yapılan atamaları iptal et” dedi.

Komisyon’un dün kabul edilen pazartesi günü açıklanması beklenen raporu öncesinde yapılan açıklamada, yeni kuralların “yapısal nitelikte ve sadece OHAL dönemi ile sınırlı olmayan” değişiklikler yarattığı da belirtildi.

Cumhuriyet’ten Duygu Güvenç’in haberine göre, yerel yönetimlerin, demokratik bir toplumun temeli olduğu anımsatılan açıklamada,“onların yerel halk tarafından seçilmesi kişilerin siyasi sürece katılımını garanti etmekte temeldir” denildi. Venedik Komisyonu, Türkiye’nin üyesi olduğu Avrupa Konseyi’nin (AK) danışma organı olarak görev yapıyor ve yasal konularda Konsey organlarına görüş bildiriyor. Komisyon’un daha önce hazırladığı raporlar, Türkiye’nin Konsey’de denetim sonrası süreçten çıkartılarak yeniden denetime alınmasına da temel teşkil etmişti. Venedik Komisyonu Türk yetkililere şu dört adımı atma çağrısında bulundu:

Kritik 4 adım çağrısı

-OHAL için gerekmeyen 674 nolu KHK ile alınan kararları, özellikle de belediye başkanı, yardımcısı ve yerel meclis üyelerinin yerine yapılan atamaları iptal et.

-674 ile getirilen kuralların uygulamasının OHAL dönemi ile sınırlı olduğunu ve yerel demokrasiyi etkileyen herhangi bir kalıcı tedbirin olağan yasalar ve yönetmeler ile, doğru dürüst parlamenter tartışmayla alınmasını sağla.

-Terörizmle mücadele için valilik tarafından özel güçlerin oluşturulduğu belediyelerde alınan tedbirlerin yeterli yargı denetimine tabii tutulmasını sağlayacak için adımları at.

-Terörle ilgili suçlamaların cezai bir mahkumiyetle sonuçlanmaması durumunda görevinden alınmış veya uzaklaştırılmış olan yerel temsilcilerin görevlerine iade edilmesi için yeterli kural ve çerçeveyi sağla.

Kaynak : http://t24.com.tr/

 

MHP’nin ‘Hayır’cı vekili Atila Kaya’dan seçmene mektup: Değişen ben değilim…

“Vekilden asile beyandır”

MHP İstanbul Milletvekili Atila Kaya, referandumun son dönemecinde seçmene neden “Hayır” dediğini anlatan bir mektup yazdı. Kaya, “Bugüne dek ağızlarına ‘Türk’ sözünü almayanlar, bir de Türklüğü ambalaj kâğıdı olarak kullanıp, isteklerini ‘Türk Tipi Başkanlık’ kisvesi altında sunmak istiyorlar” dedi. MHP’li Kaya’nın, “Güçlendirilmiş parlamenter sistemi savunuyorum. Değişen ben değilim. Bunu unutmamanız dileğiyle…” ifadesi dikkat çekti.

Atilla Kaya’nın “Vekil’den Asil’e hesap beyanıdır” başlıklı mektubu şöyle:

Yüce Türk Milleti’nin asil ferdi;

Sizin oyunuzla seçildiğinin farkında olan bir milletvekiliyim. Nedeni belirsiz bir şekilde ülke gündemine getirilen sistem değişikliği referandumunda, Genel Başkanım ve Parti yönetimi “Başkanlık Sistemi” lehinde tercihlerini ortaya koyarken, ben, getirilmek istenen “Tek Adam-Parti Devleti” rejimine “Hayır!” denilmesine ve güçlendirilmiş parlamenter sistemin savunulmasına dair taşıdığım inancın gereği olarak, Genel Başkan Yardımcılığı görevinden istifa ettim. Halen bu inancı taşımakta ve –elimden geldiğince kitlelerle paylaşmaktayım. Sizlerin vekili olarak, aldığım vekâleti kullanma biçimimin hesabını siz asillere vermek istiyorum: Ülkemizi -15 yıla yakın zamandır- yönetmekte olanlar, Türk milletine; din istismarının, mezhepçiliğin, yolsuzluğun, yoksulluğun, işsizliğin, yandaş kadrolaşmanın, terörün, BOP eşbaşkanlığının, Habur’un, Oslo’nun, şehirlerin cephaneliğe dönüşünü seyretmenin, dış politikada yalnızlaşmanın ve milli çıkarları koruyamamanın, yasalarla yapboz oynamanın, yürütmeyle uyumlu yargı istemenin, basın özgürlüğünü boğmanın, Türk milliyetçiliğini ayaklar altına almanın … bütün acı sonuçlarını yaşattılar. “Ben ülkemi pazarlamakla mükellefim” diyerek yola çıkanların, “anayasadan Türklüğü çıkartacağız” diyen Meclis Başkanvekilleri, “anayasadan laikliği çıkartalım” diyen Meclis Başkanları oldu. PKK’sından FETÖ’süne, terör örgütlerine “ne istedilerse verdim” diyenler, “Rabbim beni affetsin” demenin ötesinde bir bedel ödemediler. Adeta, “yaptığımız duble yollara, köprülere sayın” demeye getirdiler. Ülkeyi bu hale getirenler –yaptıklarının yanlarına kâr kalması yetmezmiş gibi- üstüne bir de ödül olarak; ülkeyi, ancak mutlak monarşi ve diktatörlük düzenlerinde görülebilecek yetkilerle, denetimsiz şekilde yönetmeyi istemekteler.

Bu istek sahipleri; Yürütme tek adamın iradesinden ibaret olsun istiyorlar. Bu tek adam tarafsız olmasın, partisinin başında bulunsun ve yasamayı da o belirlesin istiyorlar. Bu tek adam tarafsız olmasın ama eski anayasamızın “tarafsız” cumhurbaşkanına tanıdığı Anayasa Mahkemesi üyelerini ve rektörleri atama yetkilerini kullansın istiyorlar. Bu tek adam dilediğinde TBMM’yi feshedebilsin istiyorlar. Bu tek adam ülkeyi kararnamelerle yönetsin hatta OHAL ilan edip insan hak ve hürriyetlerini bile askıya alabilsin istiyorlar. Bu tek adam ülkenin idari teşkilat yapısını tek başına değiştirebilsin istiyorlar. Bu tek adam milletin seçmediği sadece kendisinin takdir ettiği sayıları belirsiz başkan yardımcılarına ülkeyi vekâleten yönettirebilsin istiyorlar. Bu tek adam bütün üst düzey bürokratları –usulünü de kendi belirleyecek şekilde tek başına seçsin ve atasın, Meclis’in onayına da gerek duymasın istiyorlar. Bu tek adam uluslararası antlaşmaları yapsın istiyorlar. Bu tek adam, bütçesi Meclis’te kabul edilmese bile, eski bütçesini arttırarak kullanabilsin istiyorlar. Bu tek adam yargıyı belirlesin; kendisi ile kendi seçeceği yardımcı ve bakanların yargılanmaları da ömür boyu imkânsız mesabesinde olsun istiyorlar. Bugüne dek ağızlarına “Türk” sözünü almayanlar, bir de Türklüğü ambalaj kâğıdı olarak kullanıp, isteklerini “Türk Tipi Başkanlık” kisvesi altındasunmak istiyorlar.

Vekâletini taşımaktan onur duyduğum, milletimin asil ferdi; Sizlerden oy isterken, nasıl parti programı ve seçim beyannamesindeki ilke ve görüşlere sadık kaldıysam, halen bu sadakatin gereğini yerine getirme azim ve kararındayım. Sizlere verdiği söze sadakat gösteren her milletvekilinden beklenecek şekilde, egemenliği milletten alıp bir kişiye verecek “Tek Adam-Parti Devleti” seçeneğine “Hayır!” diyor ve güçlendirilmiş parlamenter sistemi savunuyorum. Değişen ben değilim. Bunu unutmamanız dileğiyle…

Kaynakhttp://t24.com.tr/

Kılıçdaroğlu: Darbenin üstünü kapatmaya çalışıyorlar, buna izin vermeyeceğim, 248 şehidin hesabını soracağım!

Hem zulüm edeceksin hem Müslüman geçineceksin ben bunu kabul etmiyorum.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 15 Temmuz’a ilişkin olarak “kontrollü darbe girişimi” iddiasını sürdürerek, “Darbenin üstünü kapatmaya çalışıyorlar. Allah ömür verdikçe ben buna izin vermeyeceğim. 248 şehidin hesabını soracağım” dedi.

“Seksen milyon için de adalet istiyorum” diyen Kılıçdaroğlu, “Zulüm istemiyorum. Hem zulüm edeceksin hem Müslüman geçineceksin ben bunu kabul etmiyorum” ifadesini kullandı.

Kahramanmaraş’ta konuşan Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarından satır başları şöyle:

OHAL ilan ettiler ne oldu? 1 milyondan fazla aileyi mağdur ettiler. Darbenin üstünü kapatmaya çalışıyorlar. Allah ömür verdikçe ben buna izin vermeyeceğim. 248 şehidin hesabını soracağım. Seksen milyon için de adalet istiyorum. Zulüm istemiyorum. Hem zulüm edeceksin hem Müslüman geçineceksin ben bunu kabul etmiyorum. Kimsenin kimliğiyle uğraşmadım. Giderken sandığa elinizi vicdanınıza koyun. Çocuklarınızı düşünün. Nasıl bir Türkiye bırakacağız çocuklarımıza? Bu işin sağı solu yok. Bu iş demokrasiyle ilgili bir iştir.

“Bir partinin genel başkanı hakim tayin ederse, orada adalet olur mu?”

Üstünler hukuku kuruyorlar. Hukukun üstünlüğünü değil. Garibanın da hakkını koruyacak, çiftçinin de hakkını koruyacak bir anayasa istiyoruz. Getirilmek istenen rejimde partinin başkanı hakim tayin ediyor. Bir partinin genel başkanı hakim tayin ederse, orada adalet olur mu? Birikimlerimize yazık değil mi? Bu devlete yazık değil mi?

“Kenan Evren seçimle mi geldi?”

Bütün bunları düşünün. Bütün bunları. Sevgili muhtar arkadaşlarım. Sizler bulunduğunuz mahalle ve köylerinin kanaat önderlerisiniz. Çünkü der ki; bunu biz seçip buraya getirdik. Biz seçtiysek bu bizim derdimizi çözer. Sayın Cumhurbaşkanı bir yere gittiğinde ona TBMM Başkanı vekalet eder. Çünkü TBMM Başkanı seçimle gelmiştir ve tarafsızdır. Niye vekalet eder? Çünkü cumhurbaşkanlığı makamı da tarafsızdır. Şimdi size önemli bir soru. Seçimle gelmeyenler cumhurbaşkanlığı makamını ne zaman temsil etmişlerdir? Darbe dönemlerinde. Kenan Evren seçimle mi geldi? Hayır. Biz darbecilerden yana tavır alıyoruz. Yazıktır, günahtır. Benim sorumluluğum var ben konuşuyorum. Sizlerin de sorumluluğunuz var. Dün Gaziantep’te ‘evet’ çadırını ziyaret ettim. Orada bir çocuk, “Niye 18’e yaşına karşısınız?” dedi. Kendisine şunu söyledim; “Hiçbir zaman 18 yaşındaki çocuğun milletvekili olmasına karşı çıkmadım. Ama hem milletvekili olacak, hem de askerlikten muaf olacak. Ben buna karşıyım. Ben bunu yemem, garibanın çocuğu askere gidecek beylerin çocuğu paşa paşa vekillik yapacak.”

Kaynak : http://t24.com.tr/

HDP’li Kerestecioğlu: Reddedilen Türkiye değil, AKP; 2015’te Cizre’ye bakanlarını sokmadılar

“Başbakan’a tane tane anlatayım”

HDP Grup Başkanvekili Filiz Kerestecioğlu, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında Hollanda ile yaşanan diplomatik krizi “Reddedilen Türkiye değil AKP” sözüyle değerlendirdi. Son yaşananları, “Güya Avrupa’ya posta atılarak küçük bir ‘milliyetçi oyları konsolide etme oyunu” diye nitelendiren Kerestecioğlu, “Avrupa’da aşırı sağ nasıl Müslümanları düşman gösteriyorsa, AKP de sürekli Avrupalıları, kendi dışında herkesi düşman gösteriyor” diye konuştu.

2015 Eylül ayında dönemin Kalkınma Bakanı Müslüm Doğan ve dönemin Avrupa Birliği Bakanı Ali Haydar Konca‘nın sokağa çıkma yasaklarını protesto etmek için gittikleri Cizre’ye alınmamasına değinen HDP’li Kerestecioğlu, “Bütün dünyada gösteri hakkı, ifade özgürlüğü olmalıdır. Burada dikkat çekilmesi gereken Türkiye’de bunların sağlanıp sağlanmadığıdır. 15 yıldır iktidarda olan insanlar zamanında Cizre’ye bakanlarını sokmadılar” hatırlatmasında bulundu.

Kerestecioğlu’nun değerlendirmeleri şöyle:

“Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Komisyonu, Türkiye’ye ilişkin yeni bir rapor yayımladı. Raporda, Türkiye’de, Güneydoğu’da son 18 ayda yürütülen askeri operasyonlar sırasında aralarında ‘800 güvenlik görevlisinin de bulunduğu 2 bine yakın kişinin hayatını kaybettiği, ciddi insan hakları ihlalleri yaşandığı ve 355 binden fazla insanın yerinden edildiği’ ifade ediliyor. Bu bilanço, bizlerin de defalarca anlatmaya ve olmasını önlemeye çalıştığımız, AKP’nin bilançosudur!

“Başbakan’a tane tane anlatayım”

“İşte bu referandum bu uğurda önümüze paket halinde bırakılan bir referandumdur. Sorumsuzca ve utanılacak şekilde önümüze bırakılan bir tekliftir bu aslında.

“Gidip Bolululara ‘Bolu Beyi’nin torunları’ diye sesleniyor Başbakan. Oldu olacak hazır Newroz yaklaşırken Diyarbakırlılara da ‘Dehak’ın torunları’ desin. Şimdi kendisinin anlayacağı şekilde tane tane anlatayım. Bu referandumu kim istedi, Cumhurbaşkanı ve iktidar. OHAL’i kim getirdi arkadaşlar; Cumhurbaşkanı ve iktidar. Peki, OHAL kime karşı geldi: 15 Temmuz darbe girişimi yapanlara karşı! Peki, 15 Temmuz darbe girişimini yapan siyasiler bulundu ya da bulunmak istendi ve yargılandı mı?

“Yeni doğum yapan kadın bile cezaevinde ama darbenin siyasi ayağı bulunamadı”

“Darbe Komisyonu Başkanı Reşat Petek‘in açıklamalarına baktığımızda darbe girişiminde bulunan siyasilerin bulunamadığını görüyoruz! Dolayısıyla yargılanmadılar da! Ne enteresan değil mi! Yeni doğum yapmış kadınlar da dahil her türlü sıradan insan cezaevlerinde ama siyasi kanadı olmayan bir darbe girişimi ile karşı karşıyayız! Bizim de buna inanmamızı bekliyorlar! Ve sözde bu darbe girişimine karşı getirilen OHAL ve KHK’lar; 100 binlerce insanın canını yakarken, şimdi de, kendilerinin sabahlara kadar Meclis’i canhıraş, adeta köleler gibi çalıştırıp getirdikleri referanduma karşı hayır oyları yükseldikçe, hayırcıların canını yakmak için kullanılıyor OHAL!

“Hangi demokrasiden söz ediyorsunuz?”

“Şimdi de bir kaç gündür ‘demokrasi demokrasi’ demeye başladılar! Bu tabloda hangi demokrasiden söz ediliyor! Barış isteyen 312 akademisyen üniversitelerinden ihraç edildi, işten çıkarılan ve istifaya ya da emekliliğe zorlananları da ekleyince 450’ye yaklaşıyor bu sayı! Bugün Türkiye’de 157 gazeteci hapiste. Onlarcası da artık sürgün! Kendi halkına bütün meydanları kapatmış bir iktidar hangi demokrasiden söz ediyor.

“Milliyetçi oyları konsolide etme oyunu”

“Bu referandumu kendisi icat ettiği halde, bu referandumda bütün hayır diyenleri bir de terörist ilan eden bir iktidar hangi demokrasiden söz edebilir! Yine güya Avrupa’ya posta atılarak küçük bir ‘milliyetçi oyları konsolide etme oyunu’ oynanırken, her türlü anlaşmaya devam ediyorlar! Avrupa’da aşırı sağ nasıl Müslümanları düşman gösteriyorsa, AKP de sürekli Avrupalıları, kendi dışında herkesi düşman gösteriyor.

“Reddedilen Türkiye değil, AKP”

“Siz bu ülkelere, Türkiye’nin, halkımızın yararına olacak diplomatik veya ticari görüşmeler yapmaya gitmiyorsunuz. AKP propagandası yapmaya gidiyorsunuz. Sonra da sanki bu ülkeler Türkiye’yi reddetmiş gibi krizin yükünü yurttaşa yüklüyorsunuz. Aslında reddedilen Türkiye değil; AKP.

“Cizre’ye bakanları sokmadınız”

“Bütün dünyada gösteri hakkı, ifade özgürlüğü olmalıdır. Burada dikkat çekilmesi gereke Türkiye’de bunların sağlanıp sağlanmadığıdır. 15 yıldır iktidarda olan insanlar zamanında Cizre’ye bakanlarını sokmadılar. 157 gazeteci tutuklu, 13 milletvekili tutuklu ve Türkiye’nin bütün meydanları halka kapatılmış durumda. Başkalarına söz söylemek için kendilerinin o evrensel ilkeleri yerine getirmesi gerekmektedir. Türkiye’de ifade özgürlüğü, insan hakları yerle bir edilmiş”

Kaynak : http://t24.com.tr/

Britanya başbakanına ‘sert tutum’ çağrısı: Türkiye’de yaşananlar ‘komik’ olmaktan çıktı

Britanya parlamentosunda vekiller hükümete insan hakları ihlallerinin arttığı gerekçesiyle ‘Türkiye’ye yönelik tutumu sertleştirme’ çağrısı yaptı.

BBC Türkçe’den İrem Köker’in haberine göre  ‘partili cumhurbaşkanlığı’nı hedefleyen anayasa değişikliği referandumu öncesinde Türkiye’deki son durumun ele alındığı oturumda, 15 Temmuz sonrası ilan edilen OHAL’de kapatılan medya kuruluşları, hapse atılan gazeteciler, görevden alınan kamu görevlileri ve akademisyenlerin yanısıra ifade özgürlüğüne getirilen kısıtlamalar eleştirilerin odağında yer aldı.

‘Ticaret anlaşmaları insan haklarının yerini alamaz’

May ocak ayında Ankara’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la samimi pozlar vermişti. Fotoğraf: Reuters

Ana muhalefetteki İşçi Partisi’nden Joan Ryan, Başbakan Theresa May’i Ankara ziyareti sırasında silah anlaşmasına imza atarken, insan hakları ihlalleriyle ilgili iddialar konusunda sessiz kalmakla eleştirdi: “Ticaret anlaşmaları asla insan haklarının yerini alamaz. Hükümet, Türkiye ile ilişkilerinde insan haklarını gündemine almıyor.”

May, ocak ayında Türkiye’ye yaptığı ziyaret sırasında 100 milyon sterlinlik bir savunma anlaşmasına imza atmıştı.

‘Türkiye’de yaşananlar komik olmaktan çıktı’

Yine İşçi Partisi’nden Ann Clwyd, Türkiye’deki hükümetin, Britanya’dan aldığı silahları ‘eninde sonunda kendi halkının üzerinde kullanacağını’ öne sürdü: “Dört Türk arkadaşım buraya sürgüne geldi. Çünkü Erdoğan tarafından mitinglerde hedef gösterildiler ve can güvenliklerinden endişeliler. Türkiye’de birçok akademisyen, gazeteci ve yazar, sıranın kendilerine ne zaman geleceğini soruyor.”

İktidardaki Muhafazakar Parti’den Sir Edward Garnier, Türkiye’yle ilgili 2015 yılında yayılanan bir raporun yazarları arasında olduğunu ve o dönem Türkiye’deki bazı basın organları tarafından ‘Fethullah Gülenci olmakla suçlandığını’ hatırlatarak Türkiye’de yaşananların ‘komik olmaktan saçma olmaya’ doğru evrildiğini söyledi.

Kaynak : http://www.diken.com.tr/

ABD’den acı Türkiye tablosu

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın 2016 İnsan Hakları Raporu’nda Türkiye’deki hak ihlalleri sıralanırken ifade ve basın özgürlüğü konusunda yaşanan gerilemeye dikkat çekildi.

Türkiye’de ifade ve basın özgürlüğüne sert eleştiriler yöneltilirken 15 Temmuz darbe girişimi sonrası hükümetin OHAL ve KHK uygulamaları ile birlikte bir çok hak ihlali yaşandığı vurgulandı. Raporda, tutuklu gazeteci sayısının fazlalığına dikkat çekilirken gazetimize yönelik operasyonlara, muhaliflere yönelik baskılara işaret edildi. ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson geleneği bozarak, bir önceki Obama yönetiminin hazırladığı raporu kendisi açıklamadı. İnsan hakları savunucuları bu durumu eleştirdi.

Türkiye kısımına geçen yıla oranla iki sayfa daha uzun yer ayrılan 75 sayfalık raporda, ilk olarak 15 Temmuz darbe girişimi sırasındaki sivil kayıplardan bahsedildi. Darbe girişiminde 240’dan fazla kişinin hayatını kaybettiği, 2 bin 100’den fazla kişinin de yaralandığını hatırlatıldı. “Din adamı” ifadesi kullanılan Fethullah Gülen’in Türk hükümeti tarafından darbeden sorumlu tutulduğu belirtildi. Türkiye’deki en temel insan hakları sorunlarının sıralandığı raporda ilk sırada adil yargılama sürecine ulaşımda yaşanan sorunlar yer aldı.

KHK’lerle şüphelilerin yasal yardıma ulaşımlarının kısıtlandığı, şüphelilerin suçlamada bulunulmadan bir aya kadar tutulabilmelerini mümkün kılındığı belirtildi. Listede ikinci sırada yer alan madde ise hükümetin ifade özgürlüğüne müdahelesi oldu. Buna göre hükümet ifade özgürlüğüne, medyaya, internete kısıtlama getirdi, darbe girişiminin ardından medyaya baskıyı artırdı. Yetkililer, çoğunluğu Gülen haraketi ya da PKK ile bağlantılı olmakla suçladıkları 140 gazeteciyi tutukladı. Hükümet, basın kuruluşlarını, yayıncı kurumları kapattı, medya firmalarına baskınlar düzenlendi, sözde tartışmalı içeriği olan materyallere el konuldu. Terörist gruplara destek olmakla suçlanan gazeteci ve editörlere cezai soruşturma açıldı, kitaplar yasaklandı, terörizm konulu haberlere yayın yasağı getirildi, internet siteleri yasaklandı. Neredeyse bütün Kürtçe gazeteler kapatıldı.

Listenin üçüncü maddesinde ise sivillerin güvenliğinin sağlanamaması yer aldı. PKK ile birlikte IŞİD saldırıları nedeniyle geçen yıl çok sayıda sivil kayıp verildiğine dikat çekilen raporda, PKK ile mücadelede hükümetin sivilleri korumak için yeterli önlemler almada başarısız olduğu, güneydoğuda yüzbinlerce kişinin evlerini terk ettiği, yaklaşık 200 sivilin öldüğü vurgulandı. Diğer maddeler ise “cezaevlerindeki insan hakları ihlalleri”, “insan hakları ihlali gerçekleştiren güvenlik güçleri ve yöneticiler hakkında soruşturma açılması ve cezalandırılmaları konusundaki eksiklikler” olarak sıralandı. Cezaevlerindekilerin sağlık hizmetlerine erişimindeki sorunlara dikkat çekildi. Darbe girişiminin ardından 3 bin yargı mensubunun işinden olmasının, yargı bağımsızlığının daha da kısıtlandığına dikkat çekildi.

Azınlıklar da var eğitim de

-Kürt politikacıların ve destekçilerinin gözaltı ve tutuklamalarına yer verildi.

-Dokunulmazlığın, insan hakları ihlalleri ile suçlanan güvenlik güçleri ve diğer hükümet yetkilileri ile ilgili soruşturma, yargılama ve cezalandırma sürecinde bir problem olduğuna dikkat çekilen raporda, teröre karşı savaşta görev yapan güvenlik görevlilerinin yargılanmasının güçleştirildiği vurgulandı.

-Raporda, Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi’nin öldürülmesi ile ilgili soruşturmanın ağır ilerlemesi de eleştirildi.

-Darbe girişimi sonrası gözaltına alınan kişilere taciz ve işkence uygulandığına işaret
edildi. Darbe girişimin ardından keyfi tutuklamaların arttığına vurgu yapıldı.

-Darbe girişiminin ardından hükümetin yüzlerce işyerine, Gülen Haraketi ile bağlantılı olmakla suçlananların mal varlıklarından yaklaşık 15 milyar liraya el koyduğu belirtildi. Rapora göre hükümet, muhalif 195’ten fazla medya kuruluşunu kapattı.

-İnsan hakları örgütlerinin karakollara kapalı devre kamera sistemleri kurulmasına
rağmen güvenlik güçlerinin karakol dışında gözaltındakilere kötü muamele yaptığı uyarısı aktarıldı.

-Türkiye’ye gelen sığınmacıların eğitim, iş ve sosyal güvenlik eksikliklerine dikkat çekilen raporda, özellikle sığınmacılar arasında çocuk işçiliğin yaygın olduğu aktarıldı.

-Çeşitli insan hakları örgütlerinin Suriye sınırından Türkiye’ye kaçak yollardan girmeye çalışan çok sayıda kişinin güvenlik güçleri tarafından öldürüldüğüne yönelik iddialarına raporda yer verildi.

-Raporda, Aleviler, Hıristiyanlar, LGBTİ vatandaşlar gibi azınlık grupların ayrımcılık ve şiddet tehdidi ile karşı karşıya olduğu, hükümet yanlısı medya organlarının azınlıklara karşı bir dil kullandığı, hükümetin azınlık grupları korumak için yeterli önlem almadığı ifade edildi. Yahudilerin anti-Semitizm nedeniyle göç ettikleri belirtildi.

-4+4+4 eğitim sistemi düzenlemesinin kız çocuklarının okula gönderilmemesi ve erkenden evledirilemesi endişelerini artırdığına yer verildi.

Cumhuriyet’te raporda

Raporda, hükümetin ve destekçilerinin, gazetecilere baskı yapmak için aralarında tehditler, davalar hatta fiziksel saldırılar olan çeşitli yöntemlerle gazetecilere baskı yaptığının altı çizildi. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP üyelerinin, eleştirel haber yapan gazetecilere sözlü olarak saldırıda bulunduğu hatırlatıldı. Uluslararası Basın Enstitüsü’nün araştırmasına atıf yapılarak hükümet yetkilileri ile milliyetçilerin gazetecileri internette hedef alarak taciz ettikleri belirtildi. Raporda gazetemizin 11 yazar, yönetici ve muhabirinin tutukluluklarına dikkat çekilirken eski Genel Yayın Yönetmenimiz Can Dündar’a 6 Mayıs’ta adliyede saldıran ve cinayete teşebbüs ile yargılanan şahsa yöneltilen suçlamaların hafifletildiğine dikkat çekildi. Gazetemiz yazarlarından Özgür Mumcu için Erdoğan’a hakaret suçlamasıyya 5 yıl hapis istendiği aktarıldı. Yine gazetemiz yazarlarından Hikmet Çetinkaya ve Ceyda Karan’ın Paris’te Charlie Hebdo dergisine gerçekliştirilen ve 12 kişinin hayatını kaybettiği saldırının ardından yazılarında Charlie Hebdo karikatürüne yer verdikleri için “dini değerleri aşağılama” suçlaması ile iki yıl hapis cezası verildiği hatırlatıldı. Charlie Hebdo karikatürlerinin olduğu bir ekin yayımlanmasının ardından gazetemizin tehditlere maruz kaldığı kaydedildi.

Ankara’dan yanıt: Hiçbir dayanağı yok

Dışişleri Bakanlığı, ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan 2016 Türkiye İnsan Hakları Raporu hakkında yazılı bir açıklama yaptı. Raporun Türkiye ile ilgili kısımlarının kabul edilemeyecek iddialar, yanlış tanımlamalar ve gerçekten uzak yorumlar içerdiği ifade edilen açıklamada, “Devletimizin ve ulusumuzun varlığına yönelik emsali görülmemiş terör tehditleriyle karşı karşıya kaldığımız bu dönemde, FETÖ/PDY, PKK, DHKP-C ve DEAŞ başta olmak üzere, terör örgütleriyle haklı mücadelemizin gerçeklerle örtüşmeyen biçimde yansıtılması derin hayal kırıklığı yaratmıştır” denildi. “15 Temmuz darbe girişimi hakkında FETÖ unsurlarının rolüne ve FETÖ lider kadrosunun ABD’de ikamet ettiğine hiç değinilmemesi manidar bulunmuştur” denilen açıklamada ayrıca PKK’ye karşı yürütülen mücadelenin ‘iç çatışma’ olarak nitelendirilmesinin kabul edilemeyeceği vurgulandı. Açıklamada, “Raporun, vatandaşlarımızın temel hak ve özgürlüklerinin korunmasına matuf olarak alınan tedbirlerin gerekliliğini; ayrıca, tüm bu koşullar altında büyük çoğunluğunu Suriyelilerin oluşturduğu toplam 3.2 milyon sığınmacıya yönelik eşi görülmemiş çabalarımızı da idrak etmekten geri kaldığı esefle karşılanmıştır. Yapıcı işbirliği anlayışı içinde makamlarımızca sunulan bilgi ve görüşleri yok sayan bu raporun nesnellik konusunda hiçbir dayanağının olmadığı açıktır” ifadeleri kullanıldı.

Kaynak : Betül Berişe – http://www.cumhuriyet.com.tr/

FETÖ’nün Eğitim İmamı Hüseyin Çelik mi?

Erzurum’da FETÖ/PYD soruşturması kapsamında öğretmenlikten ihraç edilen Muhammet Lütfi Bayrak, 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde terör örgütüne üye olmak suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezasına mahkum edildi. Sanığın avukatı Faruk Terzioğlu, duruşmada eski Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik hakkında suç duyurusunda bulunulmasını istedi. Müvekkilinin OHAL kapsamında kapıtılan Aktif- Sen üyesi olmakla suçlandığını belirten Terzioğlu, “Aktif- Sen üyeliği için dönemin Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in talimatı var. Hatta üye olanlar 45 lira fazla maaş almışlar” iddiasında bulundu. CHP Milletvekili Fikri Sağlar, bu davaya dikkat çekerek  Başbakan Binali Yıldırım’ın yanıltması istemiyle soru önergesi verdi.Önergede “FETÖ’nün Eğitim imamı Hüseyin Çelik miydi?” sorusu da var.

Aktif-Sen üyeliği için dönemin Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in talimat verdiğini belirten Avukat Faruk Terzioğlu, üye olanlar için o dönem kesilen sendika aidatlarına karşı her üç ayda bir ödeme yapıldığını ve üyelere 45 lira fazla maaş verildiğini ileri sürdü. Bunun için Hüseyin Çelik’in de ByLock sorgulaması yapılması gerektiğini savunan Avukat Terzioğlu şunları söyledi:

“Ama Hüseyin Çelik’te ByLock var mı yok mu sorgulanmıyor. Bank Asya TMSF’ye devredildiğinde müvekkilime mesaj gelmiş, ‘size daha iyi hizmet vermek istiyoruz, paranızı çekmeyin’ diye. Müvekkilim de 132 gram altınını bankaya yatırıyor, diye terör örgütü üyesi oluyor. Hüseyin Çelik ve TMSF başkanı hakkında suç duyurusunda bulunulmasını istiyorum. Sempati duyan herkesin burada yargılanması lazım. Devleti yönetenler, dönemin başbakan yardımcısı ağlamış, ben de Türkçe olimpiyatı için gelen çocukların başını okşamışım.”

“FETÖ’nün eğitim imamı Hüseyin Çelik midir?”

CHP Milletvekili Fikri Sağlar, bu davaya dikkat çekip Başbakan Binali Yıldırım’ın yanıltması istemiyle soru önergesi verdi. CHP’li Sağlar şu soruları yöneltti:
“1) Hüseyin Çelik hakkındaki iddialar doğru mudur? Bu konu hakkında herhangi bir soruşturma açılacak mı?

2) Aktif-Sen üyelerinin maaşlarına ek olarak 45 TL fazla verildiği iddiası doğru mudur?

3) FETÖ’nün eğitim imamı Hüseyin Çelik midir?”

Kaynak : http://gazeteport.com/

Feyzioğlu’ndan Cumhuriyet’e operasyona tepki: Böyle demokrasi, böyle hukuk devleti olmaz!

2016-10-31_234351

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu, “Cumhuriyet Gazetesi’nin yönetimini, yayın anlayışını beğenir ya da beğenmezsiniz. Türkiye’nin en köklü en eski gazetelerinden olan Cumhuriyet Gazetesi’ne karşı başlatılan operasyon basın özgürlüğüne doğrudan saldırıdır” dedi.

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Av. Prof. Dr. Metin Feyzioğlu, Cumhuriyet gazetesi yöneticileri ve yazarlarına yönelik başlatılan operasyonu, “Böyle demokrasi, böyle hukuk devleti olmaz” sözleriyle eleştirdi.

Feyzioğlu yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

Cumhuriyet Gazetesi’nin yönetimini, yayın anlayışını beğenir ya da beğenmezsiniz. Türkiye’nin en köklü en eski gazetelerinden olan Cumhuriyet Gazetesi’ne karşı başlatılan operasyon basın özgürlüğüne doğrudan saldırıdır.

Bir yazarın veya yöneticinin terör örgütüyle bağlantılı olduğuna dair varsa delilin, onu çağırırsın adliyeye, gereği neyse hukuka uygun ve şeffaf bir şekilde yaparsın.

Hem ne demek 5 gün avukatla görüşme yasağı!

Bu bal gibi buz gibi benden olanı dün kiminle olduğuna bakmaksızın korurum, ama bana halen muhalif olanın ise canına okurum demektir!

Böyle demokrasi, böyle hukuk devleti olmaz!

Darbeye karşı Millet tek vücut oldu. Şimdi OHAL diye Milletin savunma hakkı yok ediliyor. Savunma yoksa adalet de yok! Böyle milli birlik beraberlik olmaz! Yapılanlar sadece terör örgütlerine yarıyor.

Kaynak : http://www.cumhuriyet.com.tr/

CHP’li Böke: Kayyum atanacaksa, ilk kayyum AKP’nin kendisine atanmalıdır

2016-09-21_222224

CHP Parti Sözcüsü Böke,”Teröre yardımdan bir kayyum atanacaksa, ilk kayyum AKP’nin kendisine atanmalıdır” dedi.

CHP Merkez Yönetim Kurulu (MYK), Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında parti genel merkezinde toplandı.

Türkiye’de yeni bir eğitim politikasına ihtiyaç duyulduğunu belirten Böke, yeniden şekillenen dünya ekonomisine çocukların uyumlu bir şekilde yetiştirilmesi gerektiğini söyledi.


“14 yıllık AKP döneminde eğitimdeki sorunlar derinleşti”

Türkiye’nin OECD ülkeleri arasında, kişi başına eğitim harcamasında sonlarda olduğunu, uluslararası sınavlarda çocukların yeterli performansı gösteremediğini öne süren Böke, “Bu tabloda hala eleştirel düşünen, fikir özgürlüğünün garantisi olan öğretim üyeleri, öğretmenler sadece muhalif oldukları için meslekten atılıyorlar. AKP zihniyetinin öğretmene verdiği değer, geçtiğimiz birkaç hafta içerisinde KHK’larla sorgusuz, sualsiz on binlerce öğretmeni fişleyerek işten çıkarmasından bir kez daha belli oluyor” diye konuştu.

“Teröre yardımdan bir kayyum atanacaksa, ilk kayyum AKP’nin kendisine atanmalıdır”

“Kim hendek açılmasına destek verdiyse, kim şehirlerin bomba yığınağına dönüştürülmesine belediye kaynaklarıyla destek olduysa ve bunlar kadar önemlisi kim bizim bütün uyarılarımıza rağmen, bütün bunlara kendi siyasi çıkarı için göz yumup, teröre yardım ve yataklık yaptıysa hukukun önünde mutlaka hesap vermelidir. Ancak hukuk, oy veren vatandaşın, halkın iradesi yok sayılarak, seçilmişlerin kayyum yoluyla görevden alınması hiçbir biçimde kabul edilemez. Hiç kimse kendisini bu darbe fırsatçılığıyla hukukun, anayasal düzenin, seçmenin iradesinin yerine koymaya kalkmamalı. Demokratik düzende seçilmişlerin meşruiyet sınırlarını siyasetin keyfi değil, hukuk belirler. Siyaset keyfi yapılamaz. Bu hukuk yalnızca Güneydoğu’da teröre destek veren belediyelere değil, FETÖ’ye kentlerimizi parsel parsel peşkeş çeken AKP belediyelerine de terör örgütü PKK kentlerimizi silah deposuna çevirirken göz yuman, TSK’yı ve tüm kurumlarımızı FETÖ’ye bilerek teslim eden yöneticilere de, IŞİD’in Türkiye yapılanmasına göz yumanlara da aynı biçimde uygulanmalıdır.”

Böke, “Nasıl ki o hendeklerin kazılması teröre destekse, FETÖ’yü devlete yerleştirip parsel parsel arsa satmak da, IŞİD’i bir Türkiye gerçeğine dönüştürmek de eşit derecede terörü beslemektir. Unutulmamalı ki eğer teröre yardım ve yataklıktan kayyum atanacaksa Türkiye’de ne AKP’li belediye ne de AKP’li yönetici kalır. Teröre yardımdan bir kayyum atanacaksa, ilk kayyum AKP’nin kendisine atanmalıdır” dedi.

İşsizlik rakamları

Türkiye’de 6 milyon işsizin bulunduğunu, umudunu kaybedenler de dahil edildiğinde gerçek işsizliğin yüzde 18,1 seviyelerinde olduğunu savunan Böke, “Her 5 kişiden biri işsiz. Resmi rakamlar bu oranı daha düşük gösteriyor. Gençlerimize imkan yaratmayan bir ekonomik düzen ortaya çıktı. Durum çok vahim. Esasında siyasetin konuşması gereken en temel meseleler bunlar. Eğitimi farklılaştırmak, çocuklarımıza bir yarın sunmak ve işsizlik sorununu çözmek siyasetin ve özellikle iktidarın görevi” ifadesini kullandı.

Böke, her üç gençten birinin Türkiye’de boşta gezdiğini, kendine bir gelecek yaratma imkanına erişemeyen kadınların oranının ise yüzde 47 olduğunu iddia etti.

“FETÖ’YÜ DEVLETE YERLEŞTİRENLER HESAP VERMELİ”

Türkiye’nin çok ciddi bir işsizlik sorununun olduğuna işaret eden Böke, iktidarın 14 yıldır sürdürdüğü eğitim ve ekonomi politikalarını eleştirerek, “Sistem ne bugünü kurtarıyor ne de daha iyi bir yaşamı, başka bir geleceği mümkün kılacak politikaları ortaya koyuyor” diye konuştu.

İşsizlikteki bu ağır tabloya, bir de KHK’lerle mağdur edilen yeni işsizler ordusunun katıldığını ifade eden Böke, sözlerine şöyle devam etti:

“Türkiye’yi kendi hedefleri uğruna bir darbe girişimiyle karşı karşıya bırakan, geçmişte kumpas davalarıyla binlerce insanımızı mağdur etmiş, TSK’ya kurulan komploda rol oynamış olan, Türkiye’nin kurumlarını AKP ile kol kola çökme noktasına getiren, devlete yerleştirilmiş olan ve adı FETÖ diye tanımlanan bu örgüt, her alanda ve kurumda mücadele edilerek temizlenmelidir. Bu, Türkiye’nin geleceği için bir zorunluluktur. Hem FETÖ hem de FETÖ’yü devlete yerleştirmiş olanlar mutlaka hukuk önünde hesap vermelidir. Ancak bu yapılırken insan haklarına, hukuka ve evrensel değerlere de mutlaka uyulmalıdır. Yeni haksızlıklarla, yeni mağduriyetler oluşmasına engel olunmalıdır. Unutmayalım ki darbenin ve demokrasiye karşı yönelen tehditlerin yegane panzehiri darbe hukuku değil, demokrasidir.”

Böke, darbe girişiminden demokrasi değil, sivil dikta çıktığını ileri sürerek, “Eğer siz FETÖ’yü devlete bizzat, bile isteye yerleştiren AKP içindeki FETÖ’cülerle mücadele etmez, buna göz yumarsanız, onun yerine hayatları FETÖ gibi örgütlerle mücadele etmekle geçmiş olan özgürlükçü, demokrat akademisyenlere, öğretmenlere, gazetecilere fatura çıkarırsanız, FETÖ’cülük çizgisini hukuk değil, AKP’li olup olmamak üzerinden çizerseniz, bunun adı darbe ile mücadele değil, açıkça darbe fırsatçılığı olur. Üstelik darbe fırsatçılığıyla sivil darbe yapmak olur” dedi.

”TARIK AKAN’IN ANISINI YAŞATACAĞIZ”

Demokrasi, millet iradesi ve Meclis yok sayılarak OHAL’in uzatılmasının konuşulduğunu kaydeden Böke, “Buradan çağrı yapıyoruz, Sayın Başbakan ’90 günü bulmaz bitiririz.’ demişti, şimdi, bugün OHAL’i kaldırsınlar. Türkiye bu durumdan, Meclisten demokratik bir şekilde, parlamenter düzeni güçlendirerek çok daha sağlıklı çıkacaktır” ifadesini kullandı.

“KHK ile devlet yönetilmez. Meclisin etrafından dolanmak çok açık bir anayasa ihlalidir, millet iradesine yapılmış çok açık bir sivil darbedir. Biz, 15 Temmuz’dan önce de 15 Temmuz gecesi bombaların altında da halkın iradesini Meclis’te savunduk, savunmaya da devam edeceğiz. Nasıl asker üniforması giymiş teröristlerin darbesine karşı halkın iradesini savunduysak, bugün de sivil darbe anlayışına karşı bu iradeyi savunmaya devam edeceğiz. Anayasada çizilen sınırları açıkça aşan, darbe fırsatçılığıyla sivil bir diktatörlük kurmuş olan KHK’ları hemen Anayasa Mahkemesine taşıyacağız. Çünkü bizim muhalefet partisi olarak en temel görevimiz saray rejimine değil, halkın iradesine, demokratik ve anayasal düzene sahip çıkmaktır. Dolayısıyla başka muhalefet partileri ne yapar bilemeyiz ama CHP, ne halkın iradesine yedek kabul eder ne de iktidarın antidemokratik uygulamalarının yedek lastiği olur.”

Tarık Akan’ın hayatını kaybetmesine de değinen Böke, “Gönül isterdi ki halkın iradesini temsil ettiğini iddia eden iktidar da bu kayıp karşısında gereken saygıyı gösterseydi. Biz CHP olarak bu değerlerin siyasi mücadelesini vermeye, elimizde olan bütün demokratik araçlarla devam edeceğiz. Biz, Tarık Akan’ın anısını onunla birlikte yaşatmaya devam edeceğiz” ifadesini kullandı.

“SOMUT ADIMLAR BEKLİYORUZ”

Böke konuşmasının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı. “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘yedek milletvekili’ önerisine nasıl bakıyorsunuz?” sorusuna Böke, “Biz, ‘Siyasi Partiler Yasası değişsin, ön seçimlerle vatandaşın istediği milletvekili adayı olsun’ derken, şimdi çıkıp ‘Benim istediklerim milletvekili olsun, ben istemediğimde de yedeğini yerine koyayım’ diyen bir yaklaşım Türkiye demokrasisini bugünden yok etmek demek olur. Biz, hiçbir işi yedekleri gözeterek yapmayız, işin esasını iyi yapmak bizim için her şeyden öncelikli” yanıtını verdi.
“Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Başbakan Binali Yıldırım görüşmesinin takvimi belli oldu mu Konu başlıkları ne olacak?” sorusu üzerine Böke, kendilerine henüz iletilmiş bir takvimin olmadığını söyledi. Böke, görüşmedeki öncelikli gündemlerinin, temizliğin hukuka uygun yapılması, hukuk dışına çıkan yeni mağduriyetlerin ortaya çıkmaması olduğunu bildirdi.

“AK Parti içindeki FETÖ yapılanması”na ilişkin soruyu Böke, “Her şeyden önce AKP’nin de kendi içinde bir temizlik ihtiyacını dillendiriyor olması önemlidir. Ancak iktidarın en temel görevi konuşmak değil, işi yapmaktır. Biz artık bu yönde somut adımlar bekliyoruz” diye cevapladı.

“Adil Öksüz’ü jandarmanın koruduğuna yönelik bugün bir gazetede haber yer aldı. Elinizdeki bilgilerle, bu bilgiler örtüşüyor mu?” sorusuna karşılık Böke, TBMM içinde darbeyi soruşturacak bir komisyonun kurulması isteklerine iktidarın ayak dirediğini, Öksüz’e dair bilgilerin de bu komisyonda tartışılabileceğine değindi.

“MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın, CHP’nin Anayasa Mahkemesine yapacağı başvuruyla ilgili ‘OHAL sürecinde çıkarılan KHK’ların yargıya taşınamayacağını, yine KHK yoluyla düzeltilebileceğini’ söyledi. Bu konudaki görüşünüz nedir?” sorusuna Böke, şu yanıtı verdi:

“1991’de Anayasa Mahkemesinin iki kararı var. Gönül isterdi ki bütün muhalefet partileri ödevlerini bu ciddiyetle yapmış, bizim komisyonumuz gibi bu bilgilerin ışığında açıklama yapıyor olsun. Biz onlara hatırlatalım; 1991’de Anayasa Mahkemesinin verdiği karar, ‘Olağanüstü hali aşan düzenlemeler olduğu takdirde KHK’ların anayasal denetlemeye tabi olduğunu’ söyler. Bugünün bütün OHAL KHK’ları da bu tanıma çok açık bir biçimde uymaktadır. Dolayısıyla biz, hiç tereddütsüz bunları hukukun gerektirdiği ve izin verdiği şekilde Anayasa Mahkemesine götüreceğiz.”

Kaynak : http://www.cumhuriyet.com.tr/

 
Sayfa1 → 212