İstanbul’da polisin, taksiden indirdiği kadına tecavüz etmesi Soylu’ya soruldu

“Bakanlığınız neden bu suça ortak olmaktadır?”

İstanbul’da trafik kontrolü yapan polis memurunun taksiden indirdiği kadına alıkoyarak tecavüz etmesi, HDP Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş tarafından TBMM gündemine taşındı.

İstanbul’da bir polis, taksiden indirdiği kadına tecavüz etti. Polis merkezine giden kadının şikâyeti, “Cezalarını ben vereceğim” diyen memur tarafından işleme alınmadı. Olay, polislere dava açılmasıyla ortaya çıktı. Dün basına yansıyan olayla ilgili İçişleri Bakanlığı henüz bir açıklama yapmazken, TBMM Başkanlığı’na bir soru önergesi verildi.

TIKLAYIN – İstanbul’da polis, taksiden indirdiği kadına tecavüz etti!

HDP’li vekil Beştaş, olayı Meclis gündemine taşıdı. Beştaş’ın İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesinde şu ifadeler yer aldı:

Kadına yönelik şiddet, cinsel taciz ve tecavüz vakaları neredeyse hergün basında ya da kamuoyunda yer alan haberler arasında ilk sıralarda yer almaktadır. Konuya ilişkin yetkili makamlarca bir duyarlılık geliştirilmediği ve çoğu kez bu vakaların üzeri örtüldüğü için kadına yönelik işlenen bu suçlar kronik bir hal almıştır. Kadına yönelik bir şiddet ve tecavüz hadisesi önceki gün İstanbul’da gerçekleşmiş olup olayın faillerinin bizzat polis olması ise konunun neden çözümsüz kaldığına ilişkin önemli ipuçları vermektedir. Kamuoyuna yansıyan haberlere göre; İstanbul’da trafik kontrolü yapan Ş.Ş. ve İ.K. adlı iki trafik polisi Özbekistan uyruklu I.K.’yı araçtan indirerek, polis aracına almışlar ve 4 saat boyunca alıkoyarak tecavüz etmişlerdir. Ardından mağdur kadına ait 1400-TL parayı da alan polisler, I.K.’yı Yedikule civarında araçtan indirerek olay yerinden uzaklaşmışlardır. Şikâyette bulunmak için Aksaray Şehit Vedat Ulusoy Polis Merkezi Amirliği’ne giden I.K. polis memuru Y.S. ile görüşmüş ancak polis memuru Y.S.’nin “Onun da çoluğu çocuğu var, zaten it gibi pişman şu an, cezasını vereceğim, sen merak etme. Size bir daha yaklaşamaz. Yaklaştığında beni arayacaksın” diyerek şikâyet müracaatını almamıştır. Yine komiser E.S. de “O polisin komiseriyim. Cezasını kendim vereceğim. Onu başka yere süreceğim” diyerek yine şikâyet müracaatı oluşturmamıştır. Aynı gün Fatih İlçe Emniyet Müdürlüğü nöbetçi amiri olarak görev yapan A.B.’nin de polis memuru Y.S. tarafından bilgilendirildiği ancak onun da müştekiyi dinlemesine rağmen işlem yapılması için gerekli emri vermediği iddia edilmektedir. I.K.’nın şikâyet müracaatını almayan polisler gasp edilen 1.400 TL’yi ise mağdur I.K.’ya iade etmişlerdir. I.K.’nın arkadaşı G.K., bir gün sonra tecavüz fiilini gerçekleştiren polislere ne ceza verildiğini öğrenmek için polis merkezine gittiğinde ise kimsenin olaydan haberi olmadığı anlaşılmıştır. Şikâyet başvurusunu yapmaya çalışan I.K.’nın yeniden ifadesi alındığında ise polis memuru mağdura, “Evine git, banyo yap” diyerek başvurusunu almamıştır. I.K.’nın şikâyetini ilgili birimlere ulaştırmak için gösterdiği çaba neticesinde olay açıklığa kavuşmuş ve hem tecavüz fiilini gerçekleştiren hem de şikâyet başvurusunu almayan polis memurları gözaltına alınmıştır. Tecavüz suçunu işleyen Ş.Ş. ve İ.K. tutuklanırken diğer polis memurları ise adli kontrolle serbest bırakılmıştır.

“Polislerin, suçların failleri olmasını nasıl açıklarsınız?”

Bu bağlamda;

Polis memurlarının görevi suçları önlemek değil midir? Tecavüz ve gasp olayları neredeyse her gün her yerde yaşanırken polis memurlarının bu tür suçları önlemek yerine doğrudan bu suçların failleri olmalarını nasıl açıklarsınız?

“Nasıl bir mekanizma işletilmekte?”

Ş.Ş. ve İ.K.’nin bir kadını alıkoyup, tecavüz ettikleri ve parasına gasp ettikleri vakada diğer polis memurları neden şikâyet başvurusu oluşturmamışlardır? Suçların faili polis olduğu zaman farklı bir mekanizma mı işletilmektedir?

Suçu gerçekleştiren kişinin polis olması onların cezasız kalacağı anlamına gelmektedir?

Olay kamuoyuna yansımasaydı suç işleyen polis memurları tutuklanmayacak mıydı?

Benzeri olaylarda tecavüz suçları ile birlikte suçun failleri olan polis memurları da gizlenmekte midir?

Bahse konu olayda Ş.Ş. ve İ.K.’nin suçunu örtbas etmeye çalışan ve mağdura evine gitmesini salık veren Fatih İlçe Emniyet Müdürlüğü’nde görev yapan polis memuru görevden alınmış mıdır? Mesleğine devam edecek midir?

Mağdurun şikâyetine rağmen şikâyet kaydı oluşturmayan polis memurları hala görevde midir? Şikâyet başvurularını almayarak suçu gizleyen polis memurları görevde kalmaya devam edecek midir?

Olaya ilişkin kaç polis memuru görevden alınmıştır ya da alınacaktır?

“Polisin söylediği ne anlama geliyor?”

Aksaray Şehit Vedat Ulusoy Polis Merkezi Amirliği’nde görev yapan polis memuru Y.S. ile komiser E.S.’nin şikâyet kaydı oluşturmayarak “cezasını ben vereceğim” ifadesi ne anlama gelmektedir? Polis memurları kendi içlerinde bu suçları işleyenleri böyle mi kollamaktadır?

Emniyet personeli, kendi mensuplarının fail olduğu vakalarda polisleri koruma ve yasalardan muaf tutma yöntemini neye göre belirlemektedir?

Polislerin suç işlediği ancak buna karşın şikâyet başvurularının kabul edilmediği kaç vaka tespit edilmiştir? Buna göre suç işleyen ancak yargıya intikal etmeyen emniyet mensubu sayısı nedir?

Polisler tarafından işlenen suçların türleri ve dağılımı nedir?

Polislerin işlediği suçun cinsel suçlar kapsamında olması bu suçun gizlenmesinin sebebi midir?

Emniyet birimlerine yansıyan ve polislerin tecavüz suçlarının faili olduğu kaç vaka bulunmaktadır? Bu polislere karşı yaptırım uygulanmış mıdır? Kaç olay yargıya intikal etmiştir? Kaç polis görevden alınmıştır?

“Bakanlığınız neden bu suça ortak oluyor?”

Polislerin işlediği suçlar karşısında onların korunması, aynı zamanda topluma karşı işlenmiş bir suç değil midir? Neden emniyet mekanizması ve bu mekanizmanın en üst birimi olan Bakanlığınız bu suça ortak olmaktadır?

Kadına karşı şiddet ve cinsel suçlara ilişkin etkin bir mücadele yönteminin oluşturulmamasının sebebi, faillerin korunuyor olmasından kaynaklanmıyor mu?

“Bir çalışma yürütecek misiniz?”

Bakanlık olarak emniyet birimleri içindeki suç işleyen polislerin tespiti ve gerekli yaptırımların uygulanmasına ilişkin bir çalışma yürütecek misiniz?

Kadına yönelik erkek şiddeti ve cinsel suçlara ilişkin polis memurlarına yönelik bir eğitim çalışması yapılması ve bu suçlarla etkin mücadele yöntemlerinin belirlenmesine ilişkin bir çalışma yürütecek misiniz?

Kaynak : http://t24.com.tr/

Demirtaş: Sesini çıkarmayan gazeteci, milletvekili ve hâkimler istifa edip korkusunu evinde yaşamalı

“Kürt, Türk, AK Partili, CHP’li, MHP’li ve HDP’li demeden cesareti birbirimize bulaştıralım”

Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, “iktidarın temel dayanağının korku olduğunu” savunarak “Korkudan adil davranmayan bir hakim, korkudan sesini çıkarmayan bir milletvekili ya da gazeteci bu halka son bir iyilik yapmalı ve istifa ederek korkusunu evinde yaşamaya devam etmelidir. Sizin korkunuz başkasına ve toplumun geneline zarar veriyorsa buna hakkınız yoktur” görüşünü dile getirdi. 

Demirtaş’ın cezaevinden gönderdiği yazılı açıklama şöyle:

Cesaret Bulaşıcıdır

Tarihi günlerden geçtiğimizi, zorlu bir mücadele süreci içerisinde olduğumuzu hepiniz yakinen takip ediyorsunuz.

İktidarın en temel dayanağı korku yaratmak ve bu korkuyu herkese hissettirmektir. Böyle dönemlerde iktidardan korkmak gayet insani bir duygudur; ancak unutmayın ki, cesaret de insani bir duygudur ve korkuyu çocuklarımıza miras bırakmamanın biricik yolu cesur davranmaktır.

Bu dönemde yasama, yürütme, yargı ve medya koltuklarında oturarak korkuya teslim olanların durumu ibretlik ve utanç vericidir. Bu koltuklarda oturup korkuya teslim olanlar işlenen bütün suçların da asli ortağıdır.

Korkudan adil davranmayan bir hakim, korkudan sesini çıkarmayan bir milletvekili ya da gazeteci bu halka son bir iyilik yapmalı ve istifa ederek korkusunu evinde yaşamaya devam etmelidir. Sizin korkunuz başkasına ve toplumun geneline zarar veriyorsa buna hakkınız yoktur.

Maalesef bu iktidarın zorbalığı ve hukuksuz uygulamaları gerçekleştirebiliyor olması bu korkakların sayesindedir. Bizi yasadışı, korsanvari bir şekilde iktidarın emriyle tutuklatmak korkaklıktır, acizliktir. Herkes emin olsun ki, adil bir yargı huzurunda bu korkaklardan hesap soracağız.

Halkımız bu korkaklardan daha cesur davranmış ve korkuyu yenmiştir. Devlet, yargı ve medya içinde çöreklenmiş ve korkudan başını bile kaldıramayan bu kesimi tarih utançla anacaktır. Yargı ve medya içinde olup da adil davranışın onurunu koruyanları tenzih ederek bunları belirtiyorum.

Bize karşı ağır bir suç işlendi ve işlenmeye devam ediyor. Bütün yargıçlar da bunun farkında, ama bazıları korktukları için boyun eğmiş durumdalar. Onlara çağrım, hiç değilse onurunuzu kurtarın ve istifa edip gidip evinize kapanın, bir odada korkun. Hiç değilse korkaklığınızla başkalarına zarar vermemiş olursunuz.

Böyle bir ortamda içerde ve dışarda korkuya teslim olmayan, direnen, cesaretin onurunu temsil eden on milyonlarca yurttaşımızı kutluyorum. Türkiye’nin demokratik geleceğini direnenler belirledi,  belirlemeye devam ediyor.

Referanduma giderken herkesi bu korkuyu yenerek sandığa gitmeye, korkuya ‘HAYIR’ demeye davet ediyorum. Cesaret bulaşıcıdır. Kürt, Türk, Alevi, Sünni, AK Partili, CHP’li, MHP’li ve HDP’li demeden el ele verip cesareti birbirimize bulaştıralım. Emin olun ki, iyilik kazanacak, hepimiz kazanacağız.

MUTLAKA KAZANACAĞIZ.

Selahattin Demirtaş
Halkların Demokratik Partisi
Eş Genel Başkanı
4 Nisan 2017

Kaynak : http://t24.com.tr/

HDP’nin Van ve İzmir’de seçim araçlarına el konuldu!

İzmir’de el konulan araç, referandum gününe kadar bağlı kalacak.

Van’ın Bahçesaray ilçesinde “Bêjin Na” şarkısı eşliğinde ilçeyi gezen HDP’nin seçim aracına “Yasaklı parça çaldığı” gerekçesiyle el konuldu. İzmir’de de HDP’nin seçim otobüsü ses sisteminin ruhsata işlenmediği gerekçe gösterilerek 15 günlüğüne bağlandı.

Şırnak Valiliği’nin ardından bu kez de Van Valiliği, Halkların Demokratik Partisi (HDP) tarafından referandum çalışmalarında kullanılmak üzere sanatçı Seyda Perinçek tarafından hazırlanan “Bêjin Na” isimli parçayı yasakladı.

Bu nedenle Van’ın Bahçesaray ilçesinde “Bêjin Na” şarkısı eşliğinde ilçeyi gezen HDP’nin seçim aracı polislerce durduruldu.

dihaber’de yer alan habere göre araca “Yasaklı parça çaldığı” gerekçesiyle el konuldu.

İzmir’de de seçim otobüsüne el konuldu

Yine dihaber’in haberine göre HDP referandum çalışmaları kapsamında Muğla’daki programlarının ardından İzmir’e doğru gelen seçim otobüsü, Aydın gişelerde güvenlik şube ve trafik polisleri tarafından rutin uygulama denilerek durduruldu.

Araç şoförünün ve araçta bulunan Genel Bilgi Taraması (GBT) kontrolleri yapıldı. Ardından aracın muayene işlemleri yapılırken, araçta olan ses sisteminin ruhsata işlenmediği gerekçe gösterilerek 15 bin TL para cezası verilerek 15 günlüğüne bağlandı.

Habere göre aracın bağlanması sırasında güvenlik şube polisleri tarafından HDP’li yöneticilere “Emir büyük yerden” denildi.

HDP Referandum Bêjin NA NA NA

YouTube Preview Image

Kaynak : http://t24.com.tr/

YSK adayları reddetti: Hakkari’de HDP’nin sandık kurulu başkanlığını yapacak kimse yok

Fotoğraf: DHA (Arşiv)

HDP’nin Hakkari’de sandık kurulu başkanlığı için belirlediği 151 isim, gerekçe gösterilmeden önce ilçe seçim kurulu, ardından il seçim kurulu ve en son Yüksek Seçim Kurulu tarafından reddedildi.

Dihaber’de yer alan habere göre Hakkari’de toplam 497 sadığın kurulacağını belirten HDP İl Eş Başkanı Metin Besi, merkezde kurulacak 151 sandık için müracaat ettikleri ilçe secim kurulunun gerekçe göstermeden listeyi reddettiğini söyledi.

“Sadece ‘Yapılan mutabakat neticesinde varılan sonuç olarak reddine’ diye bir ibare kullanılmış” diyen Besi, şunları söyledi: “Biz bunun üzerine il seçim kuruluna müracaat ettik. İl seçim kurulu da bu başvurumuzu reddetti. Aynı gerekçeyle biz bu sefer Yüksek Seçim Kuruluna (YSK) müracaat ettik. YSK’dan bize ret yazısı geldi.”

Kentteki diğer siyasi partilerin kendilerine destek verdiğini söyleyen Besi, “Çoğunluk olarak Yüksek Seçim Kurulu’ndaki hakimler ret ettiler. Yani şu anda Hakkari’de sandık kurulu başkanlığını yapacak hiçbir siyasi partinin üyesi bulunmamaktadır. Hakkari’de uygulanan özel bir yaklaşımla bizim başvurularımız ret edildi” diye konuştu.

Mardin, Batman ve Siirt’te de aynısı yaşanmıştı

Mardin, Batman ve Siirt’te toplam 164 HDP’li ve CHP’linin sandık başkanlığı ve üyeliği iptal edilmişti.

AKP’nin İstanbul Güngören ilçe teşkilatı 1’inci Seçim Kurulu’na başvurarak, yurt çapında sandıklarda görev yapacak CHP ve HDP’liler hakkında soruşturma olup olmadığının araştırılmasını istemişti.

Mardin, Batman ve Siirt’te sandık kurulu başkanları ‘soruşturmaları olduğu’, ‘örgütle ilişkilendirildikleri’ ve ‘saygın kişilik olmadıkları’, ‘iyi ün sahibi olmadıkları’ gibi gerekçelerle görevden alınmışlardı.

HDP Batman il örgütü, Batman merkezde sandık başkanlığı kurulu için seçilen 200’ü aşkın kişi AKP’ye yakın Eğitim-Bir-Sen üyesi ve memur olduğunu açıklamıştı. YSK, HDP’nin buna dair başvurusunu da reddetmişti.

Kaynak : http://www.diken.com.tr/

“MHP’nin durumu, AKP’nin gözlerini Kürt oylarına çevirdi”

“AKP, Diyarbakır’da büyük bir miting için kolları sıvadı”

Hürriyet yazarı Murat Yetkin, anayasa değişikliği teklifine ilişkin 16 Nisan’da yapılacak halk oylamasıyla ilgili olarak kulis yazdı. Yetkin, “AK Parti MHP ile ittifak nedeniyle araya mesafe koyan Kürt seçmenin kalbini böylelikle yeniden kazanmak, MHP’deki sorun nedeniyle alamayacağını düşündüğü ‘evet’ desteğini bu yolla telafi etmek istiyor” ifadesini kullandı.

Murat Yetkin’in “MHP’nin durumu AKP’nin gözlerini Kürt oylarına çevirdi” başlığıyla yayımlanan (25 Mart 2017) yazısı şöyle:

Anayasa kampanyasındaki son gelişmeler 16 Nisan’da “Evet” için MHP’den gelecek desteğin tahminlerinden az olabileceğinden endişe eden AK Parti’nin gözlerini Kürt seçmene çevirdiğini gösteriyor.

Başbakan Binali Yıldırım “Evet” kampanyası için MHP lideri Devlet Bahçeli’den desteği aldığı sıralarda AK Parti o zamana dek alışılmadık dozda bir Türk milliyetçiliği söylemini benimsemişti.

Yalnızca MHP’nin öteden beri istediği ölüm cezasının geri getirilmesi vaadinin öne çıkarılmasıyla sınırlı değildi bu durum. Örneğin eş-başkanlar Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ dâhil önemli sayıda HDP milletvekilinin art arda tutuklanmaları da bu amaca hizmet edecek şekilde değerlendiriliyordu. HDP’nin PKK’nın aleti olduğu, diyaloga yeniden başlamanın söz konusu olmadığı, Suriye’deki gelişmelere karşın tek yolun kayıtsız şartsız teslimiyet olduğu söyleminin her fırsatta öne çıkarılarak tekrarı da öyle.

AK Parti’deki hesaplar şöyle bir var sayıma dayanıyordu. 1 Kasım 2015 seçimlerinde AK Parti yüzde 49,5, MHP yüzde 10,8 oranında oy almıştı. Düz toplamları yüzde 60,3 yapıyordu.

MHP ile ittifak nedeniyle araya mesafe koyan Kürt oylar ve MHP’deki muhalefet nedeniyle “Evet” demeyecek seçmenler göz önünde tutulduğunda dahi yüzde 50’nin rahatça geçileceği hesap ediliyordu.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın 23 Mart akşamı CNN Türk-Kanal D ortak yayınında Hakan Çelik’i yanıtlarken “yüzde 52’nin üzerinde” oy beklediğini ancak bu sonucu aslında “yüzde 60 ile taçlandırmak” gerektiğini söylemesi muhtemelen bu varsayımlar bütününe dayanıyordu. Yüzde 52 (tam olarak 51,8)  ise malum, Erdoğan’ın 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aldığı destek oranıydı.

Ancak zaman geçtikçe AK Parti’de MHP’deki sorunun sanılandan daha büyük, çatlağın tahmin edilenden daha derin olduğu yolunda izlenim ağır basmaya başladı. MHP’nin kamuoyunca tanınan isimleri, partiden atılmayı göze alarak (ve neticede atılarak) “hayır” kampanyasına destek veriyorlardı. Bunu yazan gazeteciler, mesela Abdülkadir Selvi Bahçeli’nin tepkisine neden oluyordu ama AK Parti’den dışarıya yansıyan izlenim bu şekildeydi. Dün konuştuğum AK Parti’nin Kürt siyaset üzerinde etkili kaynağım, henüz MHP’deki “Evet” oranının yüzde 35’i aştığını gösteren bir tek güvenilir anket görmediklerini söyledi örneğin.

Bu durum, AK Parti hesaplarını etkiliyordu doğal olarak.

Üstelik tek etken bu da değildi.

AK Parti-MHP kampanyasının HDP’yi ama daha çok da PKK’yı “Evet de çıksa, hatır da çıksa Kürt davasına faydası yok” deyip seçimleri boykot etmeye itebileceği yolunda bir varsayım da vardı. HDP oyunu “hayır” olarak açıkladığına göre, hayırcı cepheden sandığa gitmeyen her oy, kendiliğinden evet oranının artmasına neden olacaktı.

HDP zaten söylem değiştirme yolunda işaret vermedi. Ancak PKK’dan geçtiğimiz aydan itibaren birbirinden sert açıklamalar geldi; belki de Suriye kolu PYD/YPG’nin hem ABD, hem de Rusya’dan Türkiye’ye karşı destek bulmasına paraleldi bu açıklamalar. PKK’nın Kandil’deki başları bırakın boykot ilanını, boykottan söz etmenin dahi Türk devletine ajanlık sayılacağı gibi tehditkâr bir söylem geliştirdi; hayır verilmesinde ısrarlıydı.

Barometre dönmeye başlamıştı. İşte bu noktada AK Parti’de, bir süredir askıya alınan “CHP de PKK gibi hayır diyor” söylemi yeniden canlandırıldı.

Ama asıl dönüm noktası Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY) Başkanı Mesud Barzani’nin 26 Şubat’taki Ankara ziyareti oldu.

Barzani AK Parti iktidarı için mevcut zaman diliminde yalnızca Irak ve Suriye’de PKK ve IŞİD’e karşı ortak tavır alabilmek için önem taşımakla kalmıyordu. Geleneksel, dindar ve aşiret bağları güçlü Kürt seçmen üzerinde bir etkisi de vardı. Bu etki belki niceliksel, aritmetik değeri olan bir etki değildi ama niteliksel, psikolojik yönü, moral yönü güçlü bir etkiydi.

Referandum kampanyasından beri AK Parti hükümetine muhalefeti öne çıkarmayan MHP lideri Bahçeli, Barzani’nin Ankara’da Erdoğan ve Yıldırım ile görüşmelerinde KBY bayrağının göndere çekilmesine sert tepki verdi.

Başka koşullar altında Bahçeli’nin, kendi tabanındaki eğilimi de dikkate alarak bu tepkisini bir süre devam ettirmesi beklenebilirdi. Ama öyle olmadı. Hatta AK Parti kademelerinde Bahçeli’nin mesela “Kürt kökenli” söylemi yerine “Kürt” dediği dahi not edildi. Bahçeli’nin bu tutumu AK Parti saflarında “hayır çıkarsa MHP ve kendi liderliğinin yaşayacağı sıkıntıları” dikkate alan “makul” bir yaklaşım olarak memnuniyete neden oldu.

Böylelikle AK Parti’de Kürt seçmene yönelik adımlar cesaret kazandı.

Başbakan Yıldırım, AK Parti İstanbul İl Örgütünün 21 Mart Nevruz günü düzenlediği kitlesel bir “Doğu ve Güneydoğu Kanaat Önderleriyle Buluşma” toplantısına katıldı.

O arada AK partililer 23 Mart Batman mitingini örgütlemekle meşguldü. Yıldırım Batman mitinginde “evet” oyunu Kürtçe istedi.  istedi. Miting, aynı gece CNN Türk’te konuşan Erdoğan’dan övgü aldı.

Şimdi AK Parti 1 Nisan’da Diyarbakır’da Erdoğan ve Yıldırım’ın birlikte katılacağı, belki de gövde gösterisi niteliğinde büyük bir miting için kolları sıvamış bulunuyor.

AK Parti MHP ile ittifak nedeniyle araya mesafe koyan Kürt seçmenin kalbini böylelikle yeniden kazanmak, MHP’deki sorun nedeniyle alamayacağını düşündüğü “evet” desteğini bu yolla telafi etmek istiyor.

Bunu başarıp başaramayacağını görmek için fazla beklememize gerek kalmayacak, sandığa 22 gün kaldı bugün itibarıyla.

Kaynak : http://t24.com.tr/

Adalet Bakanı Bozdağ: Venedik Komisyonu ‘hayır’dan yana taraf olmuştur

Adil, objektif ve tarafsız olmayan bu raporun, Türkiye açısından saygınlığı ve kıymeti yoktur”

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, sosyal paylaşım sitesi Twitter’dan Venedik Komisyonu’nun raporuna ilişkin açıklamalarda bulundu.

Türkiye’nin anayasada yaptığı değişikliklere dair Venedik Komisyonu’nca hazırlanan raporun siyasi olduğunu belirten Bozdağ, adil, objektif ve teknik olmayan raporun yanlış bilgiler içerdiğini ifade etti.

“Kararı asla etkilemeyecektir”

Bozdağ, raporun anayasa değişiklikleriyle uyuşmayan yanlış, çarpıtılmış, abartılmış, CHP ve HDP görüşlerinden ibaret olduğuna işaret ederek, şunları kaydetti:

“Venedik Komisyonu raporunu hazırlayan raportörler, CHP ve HDP görüşlerini aynen rapora alarak Venedik Komisyonu üyelerini yanıltmışlardır. Venedik Komisyonu kabul ettiği rapor ile anayasa değişikleri için Türkiye’de yapılacak halk oylamasında ‘hayır’dan yana taraf olmuştur. Venedik Komisyonu veya başka bir uluslararası örgüt Türk halkının hür iradesiyle vereceği kararı asla etkilemeyecektir.”

Bozdağ, “Adil, objektif ve tarafsız olmayan, teknik değil tamamen siyasi ve subjektif bu raporun, Türkiye açısından saygınlığı ve kıymeti yoktur. Venedik Komisyonu raporunu referans alacak hiç kimse, Türkiye’deki anayasa değişiklikleri hakkında doğru bir kanaat sahibi olamaz.” ifadelerini kullandı.

Kaynak : http://t24.com.tr/

HDP’li Kerestecioğlu: Reddedilen Türkiye değil, AKP; 2015’te Cizre’ye bakanlarını sokmadılar

“Başbakan’a tane tane anlatayım”

HDP Grup Başkanvekili Filiz Kerestecioğlu, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında Hollanda ile yaşanan diplomatik krizi “Reddedilen Türkiye değil AKP” sözüyle değerlendirdi. Son yaşananları, “Güya Avrupa’ya posta atılarak küçük bir ‘milliyetçi oyları konsolide etme oyunu” diye nitelendiren Kerestecioğlu, “Avrupa’da aşırı sağ nasıl Müslümanları düşman gösteriyorsa, AKP de sürekli Avrupalıları, kendi dışında herkesi düşman gösteriyor” diye konuştu.

2015 Eylül ayında dönemin Kalkınma Bakanı Müslüm Doğan ve dönemin Avrupa Birliği Bakanı Ali Haydar Konca‘nın sokağa çıkma yasaklarını protesto etmek için gittikleri Cizre’ye alınmamasına değinen HDP’li Kerestecioğlu, “Bütün dünyada gösteri hakkı, ifade özgürlüğü olmalıdır. Burada dikkat çekilmesi gereken Türkiye’de bunların sağlanıp sağlanmadığıdır. 15 yıldır iktidarda olan insanlar zamanında Cizre’ye bakanlarını sokmadılar” hatırlatmasında bulundu.

Kerestecioğlu’nun değerlendirmeleri şöyle:

“Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Komisyonu, Türkiye’ye ilişkin yeni bir rapor yayımladı. Raporda, Türkiye’de, Güneydoğu’da son 18 ayda yürütülen askeri operasyonlar sırasında aralarında ‘800 güvenlik görevlisinin de bulunduğu 2 bine yakın kişinin hayatını kaybettiği, ciddi insan hakları ihlalleri yaşandığı ve 355 binden fazla insanın yerinden edildiği’ ifade ediliyor. Bu bilanço, bizlerin de defalarca anlatmaya ve olmasını önlemeye çalıştığımız, AKP’nin bilançosudur!

“Başbakan’a tane tane anlatayım”

“İşte bu referandum bu uğurda önümüze paket halinde bırakılan bir referandumdur. Sorumsuzca ve utanılacak şekilde önümüze bırakılan bir tekliftir bu aslında.

“Gidip Bolululara ‘Bolu Beyi’nin torunları’ diye sesleniyor Başbakan. Oldu olacak hazır Newroz yaklaşırken Diyarbakırlılara da ‘Dehak’ın torunları’ desin. Şimdi kendisinin anlayacağı şekilde tane tane anlatayım. Bu referandumu kim istedi, Cumhurbaşkanı ve iktidar. OHAL’i kim getirdi arkadaşlar; Cumhurbaşkanı ve iktidar. Peki, OHAL kime karşı geldi: 15 Temmuz darbe girişimi yapanlara karşı! Peki, 15 Temmuz darbe girişimini yapan siyasiler bulundu ya da bulunmak istendi ve yargılandı mı?

“Yeni doğum yapan kadın bile cezaevinde ama darbenin siyasi ayağı bulunamadı”

“Darbe Komisyonu Başkanı Reşat Petek‘in açıklamalarına baktığımızda darbe girişiminde bulunan siyasilerin bulunamadığını görüyoruz! Dolayısıyla yargılanmadılar da! Ne enteresan değil mi! Yeni doğum yapmış kadınlar da dahil her türlü sıradan insan cezaevlerinde ama siyasi kanadı olmayan bir darbe girişimi ile karşı karşıyayız! Bizim de buna inanmamızı bekliyorlar! Ve sözde bu darbe girişimine karşı getirilen OHAL ve KHK’lar; 100 binlerce insanın canını yakarken, şimdi de, kendilerinin sabahlara kadar Meclis’i canhıraş, adeta köleler gibi çalıştırıp getirdikleri referanduma karşı hayır oyları yükseldikçe, hayırcıların canını yakmak için kullanılıyor OHAL!

“Hangi demokrasiden söz ediyorsunuz?”

“Şimdi de bir kaç gündür ‘demokrasi demokrasi’ demeye başladılar! Bu tabloda hangi demokrasiden söz ediliyor! Barış isteyen 312 akademisyen üniversitelerinden ihraç edildi, işten çıkarılan ve istifaya ya da emekliliğe zorlananları da ekleyince 450’ye yaklaşıyor bu sayı! Bugün Türkiye’de 157 gazeteci hapiste. Onlarcası da artık sürgün! Kendi halkına bütün meydanları kapatmış bir iktidar hangi demokrasiden söz ediyor.

“Milliyetçi oyları konsolide etme oyunu”

“Bu referandumu kendisi icat ettiği halde, bu referandumda bütün hayır diyenleri bir de terörist ilan eden bir iktidar hangi demokrasiden söz edebilir! Yine güya Avrupa’ya posta atılarak küçük bir ‘milliyetçi oyları konsolide etme oyunu’ oynanırken, her türlü anlaşmaya devam ediyorlar! Avrupa’da aşırı sağ nasıl Müslümanları düşman gösteriyorsa, AKP de sürekli Avrupalıları, kendi dışında herkesi düşman gösteriyor.

“Reddedilen Türkiye değil, AKP”

“Siz bu ülkelere, Türkiye’nin, halkımızın yararına olacak diplomatik veya ticari görüşmeler yapmaya gitmiyorsunuz. AKP propagandası yapmaya gidiyorsunuz. Sonra da sanki bu ülkeler Türkiye’yi reddetmiş gibi krizin yükünü yurttaşa yüklüyorsunuz. Aslında reddedilen Türkiye değil; AKP.

“Cizre’ye bakanları sokmadınız”

“Bütün dünyada gösteri hakkı, ifade özgürlüğü olmalıdır. Burada dikkat çekilmesi gereke Türkiye’de bunların sağlanıp sağlanmadığıdır. 15 yıldır iktidarda olan insanlar zamanında Cizre’ye bakanlarını sokmadılar. 157 gazeteci tutuklu, 13 milletvekili tutuklu ve Türkiye’nin bütün meydanları halka kapatılmış durumda. Başkalarına söz söylemek için kendilerinin o evrensel ilkeleri yerine getirmesi gerekmektedir. Türkiye’de ifade özgürlüğü, insan hakları yerle bir edilmiş”

Kaynak : http://t24.com.tr/

Güneydoğu’da ‘evet’ baskısı… Yeni ev şarta bağlı

Anayasa referandumu öncesi Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde baskı iddiaları gündeme geldi.

Şırnak’ta operasyonlar sırasında yıkılan evlerin yerlerine yenisinin yapılmasının, referandumdan evet çıkması şartına bağlandığı öne sürüldü. Bitlis’te ise evet çıkmaması halinde köylerin boşaltılacağı iddiaları dile getirilmeye başlandı.

Konuyu TBMM gündemine taşıyan HDP Şırnak Milletvekili Leyla Birlik, “Bırakın yeni evlerin yapılmasını yeni yıkımlar da söz konusu. Bu söylentiyi de insanlarda baskı kurmak için yapıyorlar. Şunu çok iyi biliyorlar; insanlar bu yönetime hayır diyecek. Bunu tersine çevirmek için korkutmak istiyorlar” diye konuştu.

Kaynak : Mahmut Oral – http://www.cumhuriyet.com.tr/

HDP kampanyaya başladı… Osman Baydemir: Topunuza ‘Hayır’

HDP, başkanlık sistemine ‘Hayır’ kampanyasını İstanbul, Diyarbakır ve İzmir’de eş zamanlı olarak başlattı. İstanbul’daki toplantıda konuşan parti sözcüsü Osman Baydemir, “Bu pakette Kürtler, Aleviler, demokrasi, adalet, özgürlük var mı? Al birini, vur ötekine ‘Topunuza Hayır” dedi.

HDP, ‘cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi’ adıyla referanduma götürülen başkanlık sistemine ‘Hayır’ kampanyasını “Hayır hepimiz kazanalım” sloganıyla İstanbul, Diyarbakır ve İzmir’de başlattı.

İstanbul’da konuşan Osman Baydemir’in konuşmasından satır başları şöyle;

-Bu pakette Kürtler, Aleviler, demokrasi, adalet, özgürlük var mı? Al birisini, vur ötekine. Topunuza HAYIR.

-OHAL’e ve karanamelere hayır diyelim gelin o zihniyeti sandığa gömelim…

-Bu Şeri ‘hayır’a götürelim. Bu kez ‘hayır’da aydınlık, ferahlık var. Hayır’da saygı, hoşgörü var.

Dihaber’in aktardığına göre, HDP’nin üç ildeki toplantıları arasında canlı bağlantılar kurularak ortak mesajlar iletildi.

Sırrı Süreyya Önder: Bu referandumda hayır oyu çıkmıştır

İzmir’deki toplantıda konuşan HDP Ankara Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, “Bu referandumda hayır oyu çıkmıştır. Halklar bunun kutlamasına başladı ama zalimlerin haberi yok. Türkiye halklarının en net ‘Hayır’ cevabı tahakkuk etmiştir. Bunu sesi Nisan ayının 16’sında onlara gidecek. O zamana kadar ayıktırmayın böyle devam etsinler” dedi.

Önder, ‘Hayır’ gerekçelerini şöyle anlattı:

 “Onlar evet için bir tane sebep sayıyorlar, bizim hayır için 31 milyon nedenimiz var. Bunun yan yana gelmesi bunu belki 40 milyona çıkaracak.

14 yıldır iktidardalar, çevirmedikleri entrika kalmadı. Allah bizi affetsin diyorlar. Allah’ın işi gücü yok sizin saçmalamalarınızı affedecek. Memlekette ne kaynak bıraktınız, talan edilmedik. Hala hızdan şikayet ediyorlar. Bu halkın bir sınırı vardı. Onu öyle bir doldurdunuz taşırdınız ki, size öyle bir ‘Hayır‘ çekecek, sesi Fizan’dan duyulacak. Bu halk bunu sizden esirgemeyecek.”

Toplantılarda HDP’nin kampanya şarkıları da tanıtıldı. Türkçe şarkının adı ‘Hayır Diyelim Kazanalım’ olurken, Kürtçe şarkı da ‘Bêjin NA’ adıyla duyuruldu.

Söz ve müziği Seyda Perinçek’e ait olan ve Sara ile seslendirdiği “NA” şarkısı 16 Nisan’a kadar her yerde çalınacak.

6 dilde referandum sloganı

Salon girişine referandumun Kürtçe sloganı olan “Tenê NA be” yazılı dev stant konuldu. HDP’nin Türkçe sloganı ise “HAYIR Hepimiz kazanalım” olarak belirlendi. Kürtçe “Tenê NA be” olan slogan, her bölgenin ruhuna göre Türkçe, Kürtçenin Kirmancî ve Kirmanckî (Zazakî) lehçesi, Ermenice, Süryanice ve Arapça olmak üzere 6 dilde açıklandı.

HDP’nin “Hayır” bildirgesi şöyle:

Tek kişilik devlet mi olur?
Cumhurbaşkanı istediğini atayacak, istediğini kovacak. Sayısız yardımcılar, bakanlar, valiler, üst düzey yöneticiler, rektörler… Hepsi tek kişiye bağlanacak

Bağımlı mahkeme mi olur?
Cumhurbaşkanı ve partisi, bütün hakimleri, savcıları seçecek. Mahkemelerin bağımsızlığı ve tarafsızlığı kalmayacak.

Bütün toplumu bir parti başkanı mı temsil eder?
Hem parti genel başkanı, hem cumhurbaşkanı, hem başkomutan… Bütün kararlar partili olacak. Tek parti devleti kurulacak.

Ülke fermanlarla mı yönetilir?
Cumhurbaşkanı kararnamelerle, talimatlarla ülkeyi yönetecek. İstediğinde savaş, istediğinde olağanüstü hal ilan edecek. Seçilmişleri görevden alıp, halkın iradesini kayyımlarla gasp edecek.

Güdümlü Meclis mi olur?
Cumhurbaşkanı, partisinin milletvekillerini genel başkan olarak seçecek. Meclis’in çoğunluğu onun sözünden çıkamayacak.

Ülkenin tapusu tek kişiye mi verilir?
Bütçeyi tek kişi hazırlayacak. Hazine’yi tek kişi yönetecek. İstediği yere, istediği parayı harcayacak.

Hesap vermeyen yönetici mi olur?
Cumhurbaşkanı, yardımcıları ve bakanları, kolay kolay asla yargılanamayacak. Yargılansalar bile kendi atadıkları hakimler tarafından yargılanacaklar. Ömür boyu dokunulmazlıkları olacak.

Bu şekilde anayasa mı hazırlanır?
Olağanüstü hal şartlarında, seçilmişler cezaevindeyken, gizli pazarlıklarla bir teklif hazırlanıyor, topluma dayatılıyor. Geleceğimiz ipotek altına alınıyor.

Bu anayasa teklifinde kadınlarla ilgili tek bir kelime var mı?
Yok. Hayır böyle olmaz diyoruz.

Hepimizin anayasası nasıl olmalı?

• Halkın egemenliğini, demokrasiyi esas almalı

• Herkes için adaletli, hakkaniyetli olmalı

• Kimseye sınırsız yetki vermemeli

• Yetkilerin kötüye kullanımını önlemeli

• Kadın özgürlükçü ve eşitlikçi olmalı

• İnsan ve doğa haklarına dayanmalı

• Özgürlüğü, eşitliği ve emeği korumalı

• Etnik, dini, kültürel zenginliği, çoğulculuğu tanımalı

• En geniş mutabakatla hazırlanmalı

• En güzel anayasayı beraber yapalım.

Kaynak : http://www.cumhuriyet.com.tr/


HDP Nin Referandum #HAYIR Kampanyası Muziği 2017

YouTube Preview Image

Kürkçü’den HDP’li seçmenden ‘evet’ oyu isteyen Erdoğan’a yanıt

Tayip Erdoğan’a Kürt halkı çok şans verdi

İzmir’e partisinin referandum çalışmaları kapsamında halkla buluşan HDP İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkçü, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın HDP seçmeninden oy istemesini eleştirdi. Kürkçü, “Tayyip Erdoğan’a Kürt halkı çok şans verdi. Artık deniz bitti” dedi.

dihaber’de yer alan habere göre, HDP’nin İzmir’deki “Hayır” kampanyası çalışmaları kapsamında halkla bir araya gelmeye devam ediyor. Konak ilçesinde bulunan Çimentepe mahalle Temsilciliği’nde HDP İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkçü’nün katılımı ile halk buluşması gerçekleştirildi. Çok sayıda vatandaşın katıldığı buluşmada konuşan Kürkçü, HDP vekillerin parlamentoda olmamasında ısrar eden tek kişinin Erdoğan olduğunu söyleyerek, vekillerin en kısa sürede mutlaka ait oldukları yerde olacaklarını söyledi.

“Halk sana hayır diyor”

“16 Nisan günü cemrenin sandıklara düşeceğini ve o sandıklarda ‘hayır’ın patlayacağını” sözlerine ekleyen Kürkçü, “Zulme, esarete ve Kürtlerin sömürgeleştirilmesine hayır diyeceğiz. Asla yılmayacağız. Cumhurbaşkanının bir anket müptelası olduğunu biliyoruz. Sabah kalkıyor anketlere bakıyor akşam yatağında anket sonuçları ile uyuyor. O anketler son 3 aydır Erdoğan’a şunu diyor; halk sana hayır diyor o buna inanmak istemiyor” ifadelerini kullandı.

“Kürt halkı çok şans verdi”

Erdoğan’ın daha önce 7 Haziran ve 1 Kasım seçimlerinde HDP’ye oy verenlere “Onlar da teröristtir” sözlerini söylediğini ifade eden Kürkçü, “Erdoğan bir haftadır Kürdistan’ın çevre ilçelerinde dolaşırken ne diyor ‘AKP, MHP, CHP’liden ve hatta HDP’li kardeşimden evet bekliyorum’ Tayip Erdoğan aç tavuğun rüyasında kendisini darı ambarında görmesi gibi HDP’lierin kendisine evet diyeceğini düşünüyor. Ama HDP’liler bu meseleyi ilk kez düşünmüyorlar. Tayip Erdoğan’a Kürt halkı çok şans verdi. Artık deniz bitti” şeklinde konuştu.

“Sana hayır diyoruz”

Kürkçü, “Bilal’in anlayabileceği şekilde anlatmamız gerekir. Biliyorsunuz Bilal tane tane anlatmayınca anlamıyor. Osmanlı padişahlarının bile böyle bir yetkisi yoktu. Eğer biz 16 Nisan’da Tayip Erdoğan, Devlet Bahçeli ve kontrgerilla ortaklığına hayır ve kırmızı kartı gösterebilirsek o zaman her şeye yeni baştan başlayacağız. 16 Nisan’da Erdoğan’a sevilmiyorsun, istenmiyorsun, bizi yönetmeye layık değilsin başımızdan git. Sana hayır diyoruz diyeceğiz” dedi.

“Halk olarak kendimizi yöneteceğiz”

7 Haziran’da kendilerine barajı aşamayacaklarını söylenmesine rağmen barajı aştıklarını hatırlatan Kürkçü, “Barajı patlattık. 1 Kasım’da katliamlarla sizi barajın altında bırakacağız dediler başaramadılar. 16 Nisan’da şimdi bize sizin sultanınız biz olacağız siz olmayacaksınız derse biz de bu devirde ne şah ne padişah ne de sultan var. Biz halk olarak kendi kendimizi yöneteceğiz” diye konuştu.

Kaynak : http://t24.com.tr/