Erdoğan ve belediye başkanlarına suç duyurusu: ‘İstifa ettirmek anayasaya aykırı’

Ankara’da Yargıçlar ve Savcılar Birliği (YARSAV) kurucu başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu liderliğindeki bir grup, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Başbakan Binali Yıldırım ve istifa eden belediye başkanları hakkında suç duyurusunda bulundu.

Sendika.org’un haberine göre savcılığa sunulan dilekçede, Erdoğan, Yıldırım ve başkanlar ‘anayasayı ihlal’ ve ‘siyasi hakları kullanmayı engellemek’le suçlandı.

Dilekçede şöyle dendi: “İstifa ettirenler, anayasanın dışına çıkmış, istifa edenler de daha önce istifaları gündemde değilken, ortaya çıkan bu irade karşısında, istifalarını isteyenlerin eylemlerine iştirak etmişler ve bu suçu birlikte işlemişlerdir.”

Fotoğraf: Reuters

‘Baskıyla istifa etti’

Eminağaoğlu, belediye başkanlarının seçilme yeterliliğini mahkumiyet kararıyla kaybetse bile Danıştay tarafından görevine son verilebileceğini belirterek belediye başkanlarının kendi iradelerinin dışında, AKP yöneticilerinin istek ve baskıları sonucunda istifa ettiğini söyledi.

Şimdiye dek İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Kadir Topbaş, Düzce Belediyesi Başkanı Mehmet Keleş, Niğde Belediyesi Başkanı Faruk Akdoğan, Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkanı Recep Altepe, Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanı Melih Gökçek ve Balıkesir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ahmet Edip Uğur istifa etmişti.

Kaynak : http://www.diken.com.tr/

”İSTİFA ETMEMENİN NETİCESİ AĞIR OLUR”

YouTube Preview Image

Recep Tayyip Erdoğan;İstifa etmezlerse gereği yapılacak

YouTube Preview Image

ERDOĞAN ; 3 BEL. BAŞ . İSTİFA ETTİ .! 3 ‘ BELEDİYE BAŞKANI’DA İSTİFA ETMELİ.!!

YouTube Preview Image

Diyanet İşleri Başkanı Görmez hakkında suç duyurusu

Bazı sivil toplum kurumu temsilcilerinin bir araya gelerek, oluşturduğu ‘Laikliğe Çağrı Birlikteliği’, yeni yıl öncesi camilerde okutulan cuma hutbesinde, yılbaşı kutlamalarının hedef gösterildiğini savunarak, ‘Halkı kin ve düşmanlığa tahrik’ ettiği gerekçesiyle, Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu.

Suç duyurusu sonrası Ankara Adliyesi önünde basın açıklaması yapıldı. Açıklamayı okuyan Mahmut Arslan, yılbaşı gecesi İstanbul Ortaköy’deki gece kulübüne yapılan saldırıyı hatırlatarak, “Bu saldırı öncesinde Cuma hutbesi veren Diyanet İşleri Başkanlığı; ‘yeni bir yılın ilk saatlerinin başka kültürlere, başka dünyalara ait yılbaşı eğlenceleriyle israfa dönüştürülmesi ne kadar da düşündürücüdür. Sevap-günah, hayır-şer konularında muhasebe yapılması gereken saatlerin, emek harcamadan zengin olma arzusuyla kumar, piyango gibi şans oyunlarıyla heba edilmesi ne kadar üzücüdür’ diyerek yılbaşı kutlayanları ve kutlamaları hedef göstermiştir” diye konuştu.

“DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI ANAYASAL SINIRLARINI VE KURULUŞ AMACINI ÇİĞNEDİ”

Açıklamada, devletin bir kurumunun laiklik karşıtı açıklama yapmasının Anayasa’nın 2’nci maddesinde yer alan ‘demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti’ maddesine, 24’üncü maddesinde yer alan ‘Din ve Vicdan Hürriyeti’ maddesine ve 136’ncı maddesinde Diyanet İşleri Başkanlığı için tanımlanan göreve aykırılık teşkil ettiği savunularak, “Diyanet İşleri Başkanlığı anayasal sınırlarını ve kuruluş amacını çiğnemiş, kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkmasına yaptığı açıklama ile doğrudan neden olmuştur. Bu nedenle Diyanet İşleri Başkanı ve bu hutbeyi veren kişiler hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunduk” denildi.

“SİYASAL SORUMLULUK KAÇINILMAZDIR”

Basın açıklamasına katılan YARSAV eski Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu da Diyanet İşleri Başkanı Görmez’in yapmış olduğu açıklamayla kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkmasına neden olduğunu belirterek, şunları söyledi: “Ortaya çıkan katliam açık ve yakın tehlikenin çok somut bir örneğidir. Diyanet İşleri Başkanının görev yönünden soruşturulması dışında görevde tutulması ve onu orada tutanların bu suça iştirakını ortaya koymaktadır. Konu hakkında siyasal sorumluluk kaçınılmazdır”

Eminağaoğlu, olaydan Cumhurbaşkanı’ndan Başbakan’a, bakanlardan hükümet yetkililerine kadar herkesin siyasi sorumlu olduğunu ve görevlerinden çekilmelerinin gerektiğini de söyledi. DHA

Kaynak : http://www.sozcu.com.tr/

Savcılıktan Erdoğan’ın diplomasına ilişkin açıklama: Marmara’dan değil, İstanbul Üniversitesi’nden..

435955042Eski YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu, konuyu AYM’ye taşıdı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın üniversite diploması konusundaki tartışma, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kararıyla farklı bir tartışmanın kapısını araladı. Üniversite diplomasının Marmara Üniversitesi’nden olduğunu açıklayan Erdoğan’ın aksine, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı diplomanın İstanbul Üniversitesi’nden olduğunu karara bağladı. Eski YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu, konuyu Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı.

Cumhuriyet Başsavcılığı kararı, Halkın Kurtuluşu Partisi’nin açtığı bir dava sonucu geldi. Partinin avukatı Eminağaoğlu, dava sürecini ve kararı Sözcü’den Zeynep Gürcanlı‘ya anlattı.

Savcılık kararı İstanbul Üniversitesi

“Kamuoyuna sunulan belgeleri görürseniz, dikkat etmişsinizdir. Hepsinin üzerinde Marmara Üniversitesi diye yazıyor” diyen Eminağaoğlu, diplomalarla ilgili olarak Halkın Kurtuluşu Partisi adına, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunulduğunu söyledi.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın ise suç duyurusunu işleme koymama kararı verdiğini söyleyen Eminağaoğlu, “Savcılık, suç duyurusunu işleme koymama kararında, Erdoğan’ın 1980/81 İstanbul Üniversitesi mezunu olduğunu açıkça ifade etme yoluna gitti. Savcılık, adeta işin esasına girip, nerede, ne zaman, nasıl okumuş gibi bir araştırmaya yönelip, Erdoğan’ın İstanbul Üniversitesi mezunu olduğu gibi bir değerlendirme yapmıştır” dedi.

Eminağaoğlu, Savcılık kararında “Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı adayı olmasının kamu tarafından verilmiş bir görev olarak addedildiğine” de dikkat çekerek, bunun da hukuki olmadığını söyledi. Eminağaoğlu şöyle konuştu;

“Savcılık verdiği kararın kesin olduğunu belirterek, itiraz hakkının yolunu da kesmiştir. Savcılığın bu kararı, hak arama özgürlüğü, seçme ve seçilme hakkı ihlali, adil yargılanma hakkının ihlali, gerçeğe ulaşma hakkının ihlalidir. Bu nedenle, Halkın Kurtuluş Partisi vekili olarak bu konuda Anayasa Mahkemesi’ne dün bireysel başvuruda bulundum.”

Eminağaoğlu, AYM başvurusundaki gerekçeleri de şöyle sıraladı:

* AİHS’nin 13. maddesinde düzenlenen Etkili Başvuru Hakkı’nın ve Hakikati Bilme Hakkı’nın, Anayasanın 36. maddesinde düzenlenen Hak Arama Özgürlüğünün,

* AİHS 1. madde ile düzenlenen İnsan Haklarına Saygı Yükümlülüğü’nün, Eşitlik ilkesinin, Anayasanın 40. maddesinde düzenlenen haliyle Temel Hak ve Hürriyetlerin Korunması ilkesinin,

* Anayasa’nın aynı maddesinde düzenlenen “devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır” kuralının, dolayısıyla hukuk güvenliği ilkesinin ve Etkili Başvuru Hakkı’nın,

* AİHS 7 no.lu Ek Protokol’un 2. maddesinde düzenlenen iki dereceli yargılanma hakkının, bu nedenle Adil Yargılanma Hakkının,

* Yasal koşulları taşımayan bir aday ile seçim yarışmasına girildiği düşünüldüğünde EK-1 no.lu protokolün 3. maddesi ile düzenlenen “serbest seçim hakkı”nın,

* Başvurucunun siyasi parti olması nedeniyle talep ve suç duyurusunun işleme konulmaması ve dahi başvurucunun parti olması nedeniyle kararın tebliğ edilmemesi örgütlenme özgürlüğü/Dernek kurma hakkının (AİHS 11) ihlalini oluşturmaktadır.

Savcılık kararı ne diyor?

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının Halkın Kurtuluşu Partisi’nin yaptığı başvuruya ilişkin verdiği kararın ilgili bölümü aynen şöyle;

“Şikayet edilen Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olduğuna ilişkin belgenin Cumhurbaşkanlığı internet adresinden temin edilerek dosyasına konulmuştur.

Basına da yansıyan Marmara Üniversitesi Rektörü Prof. Zafer Gül’ün beyanında sayın Cumhurbaşkanı, T.C. İstanbul Üniversitesi İktisadi ve Ticari İlimler Akademesi Ticari Bilimler Fakültesinden 1980-1981 yılında mezun olduğu, kendi isteği ile 03 Nisan 1981 tarihinde geçici mezuniyet belgesi verildiği, Marmara Üniversitesi kurulmadan önce Sultanahmet’teki İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisine bağlı olarak Aksaray’da 4 yıllık İktisadi ve Ticari İlimler Akademisine bağlı Ticari Bilimler fakültesinin bulunduğunun belirtildiği.

Dosyada mevcut delil durumu nazara alındığında olayda unsurları itibariyle oluşmuş suç bulunmadığı anlaşılmıştır.”20160714172418_diploma-karar

Kaynak : http://t24.com.tr/

Eminağaoğlu suç duyurusunda bulundu: Diploması sahte, Cumhurbaşkanlığı iptal edilsin

63YARSAV kurucu Başkanı Eminağaoğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan için üniversite diploması sahte olduğu iddiasıyla “Resmi evrakta sahtecilik” nedeniyle suç duyurusunda bulunup Cumhurbaşkanlığının iptali için başvuru yaptı.

YARSAV kurucu Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına başvurarak Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında yüksek öğrenim yapmadığı ve diploması olmadığı gerekçesiyle, “Resmi evrakta sahtecilik” iddiasıyla suç duyurusunda bulundu.

Eminağaoğlu, Erdoğan’ın 12 nci Cumhurbaşkanı seçildiğine ilişkin seçim tutanağının da “Tam kanunsuzluk” gerekçesiyle iptalini ve seçimin yenilenmesini istedi ve şu açıklamayı yaptı:

“10.8.2014 tarihinde yapılan Türkiye Cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin olarak, 12’nci Türkiye Cumhurbaşkanı seçilen Recep Tayyip Erdoğan’ın, ortaya çıkan haklı iddialar karşısında, seçim tarihi itibarıyla yükseköğrenim yapmış olmak koşulu taşıyıp taşımadığı yolunda gerekli hukuksal incelemenin yapılarak, yükseköğrenim yapma koşulunu taşımadığının saptanması durumunda; 12 nci Türkiye Cumhurbaşkanı seçildiğine ilişkin tutanağın tam kanunsuzluk nedeniyle iptali ve seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi, iptal kararı ile Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı sıfat ve görevi ortadan kalkacağından, YSK’nın görev gereği öğrendiği bu tam kanunsuzluk durumunu, TCY’nın 279 uncu maddesindeki düzenleme karşısında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına ihbar zorunluluğu altında olması aksi durumun ise YSK için sorumluluk doğurucu boyutu gözetilerek, Erdoğan hakkında, konu ile ilgili diğer suçlar yanında, TCY’nın 204/1-3 maddesi uyarınca sahte resmi evrak kullanmak suçundan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmuştur”

Kaynak : http://www.cumhuriyet.com.tr/

YARSAV: Başörtülü kadın yargıçları kabule imkân yok; AYM, Yargıtay ve Danıştay’ı göreve çağırıyoruz

78965487“Yargıçların tarafsızlığı ancak dini simgelerden arınması ile mümkün olur”

Yargıtay’da bir hâkimin başörtülü olarak görev yapmasını eleştiren YARSAV, “Kadın yargıçların başları kapalı görev yapabileceklerini kabule imkân yoktur” dedi.

“Başörtüye karşı ortak direniş gösterelim” çağrısı yapılan “Siyasal İslam’a karşı koyma” başlıklı açıklamada, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay’ı yargının bağımsızlığı ve yargıçların tarafsızlığının ancak yargılama alanlarının ve yargıçların dini simgelerden arınması ile mümkün olacağını, hukukun üstünlüğü ilkesinin egemen olduğu laik, demokratik Cumhuriyetin bir gereği olduğunu açıklamaya, yargı bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğü ilkesine sahip çıkmaya çağırıyoruz” dendi.

İstanbul Anadolu 3. Sulh Hukuk Mahkemesi’nde görevli olan kadın hâkimin bir duruşmaya başörtüsüyle çıkması tartışma yaratmıştı.

Dönemin başbakanı Tayyip Erdoğan, 2013 yılında AKP tarafından açıklanan ‘Demokratikleşme Paketi’ kapsamında kamuda getirilen başörtüsü serbestisine ilişkin olarak, “Yargıda hâkim ve savcıları bunun dışında tutuyoruz” demişti. 

Yeni Şafak’ta yer alan habere göre, YARSAV’ın açıklaması şöyle:

Yargıtay’da görev yapan bir kadın yargıcın başörtülü olarak çalıştığı, bu konuda kendi çalışma kuralları olan Yargıtay’ın HSYK’dan görüş sorduğu ve Kurul kararı olmaksızın HSYK Genel Sekreter Yardımcısının imzalı yazısına istinaden kadın yargıcın başörtülü olarak görev yapmasına izin verildiği ve bu yazının verdiği cesaret ile Türkiye’nin değişik yerlerinde bazı kadın yargıç ve savcıların görevlerini başörtüsü ile yerine getirdikleri öğrenilmiştir.

“Kabule imkan yoktur”

Şimdiye dek yargıçlar ve savcılarla ilgili bir düzenleme yapılmadığından bahisle kadın yargıçların başları kapalı görev yapabileceklerini kabule imkan yoktur. Zira evrensel hukuk ve etik kurallar da bağlayıcılığı olan kurallardır ve bu nedenle de Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından Birleşmiş Milletler 2003/43 sayılı Bangalore Yargı Etiği İlkeleri kabul edilmiştir. Üstelik bu ilkeler HSYK’nın kararı ile kendi mevzuatımıza da aktarılmıştır.

Bangalore Yargı Etiği İlkeleri uyarınca;

1-Yargıç, yargısal görevlerini tarafsız, önyargısız ve iltimassız olarak yerine getirmelidir.

2-Yargıç, meslekî davranış şekli itibariyle, makul olarak düşünme yeteneği olan bir kişide her hangi bir serzenişe yol açmayacak hal ve tavır içinde olmalıdır.

3-Yargıcın hal ve davranış tarzı, yargının doğruluğuna ve tutarlılığına ilişkin inancı kuvvetlendirici nitelikte olmalıdır: Adaletin gerçek anlamda sağlanması kadar gerçekleştirildiğinin görüntü olarak sağlanması da önemlidir.

4-Yargıç, yargıçtan sâdır olan tüm etkinliklerde yakışıksız ve yakışık almayan görüntüler içerisinde olmaktan kaçınmalıdır.

5-Kamunun sürekli denetim sujesi olarak yargıç, normal bir vatandaş tarafından sıkıntı verici olarak görülebilecek kişisel sınırlamaları kabullenmeli ve bunlara isteyerek ve özgürce uymalıdır. Yargıç, özellikle yargı mesleğinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranmalıdır.

6-Yargıç, kendi mahkemesinde hukuk mesleğini icra eden kimselerle olan bireysel ilişkilerinde, objektif olarak bakıldığında tarafgirlik veya bir tarafa meyletme görüntüsü ya da şüphe doğuracak durumlardan kaçınmalıdır.

7-Yargıç, toplumdaki çeşitliliğin ve sınırlı sayıda olamamakla birlikte ırk, renk, cinsiyet, din, tabiiyet, sosyal sınıf, sakatlık, yaş, evlilik durumu, cinsel yönelim, sosyal ve ekonomik durum ve benzeri diğer sebeplerden neşet eden farklılıkların (davaya mesnet olmayan sebepler) şuurunda olmak ve bunları anlamak zorundadır.

8-Yargıç, yargıçlık görevini yerine getirirken , davaya mesnet olmayan sebeplere dayanarak herhangi bir kişi ya da gruba karşı sözle veya davranışlarıyla meyilli ya da önyargılı olarak hareket edemez.

“Yargıç dini simgelerden uzak durmalıdır”

AİHM ve Anayasa Mahkemesi başörtüsünü dini bir simge olarak kabul etmiş, başörtüsüne din ve inanç özgürlüğü bağlamında yaklaşmıştır. Toplum nezdinde de başörtüsünün dinsel simge olarak inanç gereği kullanıldığı kabul edilmektedir. Bu ilkeler çerçevesinde duruşma salonlarının yargıcın tarafsız olduğu inancına gölge düşürecek her türlü dini ve siyasi simgeden arındırılması, yargıcın da dini ve siyasi simgelerden uzak durması, kullanmaması gerekmektedir. Diğer yandan yargılama sırasında yargıcın ve yargılamanın yapıldığı salonun dini ve siyasi simgeden arınmışlığı adalete ulaşmada tarafsızlık ve saflığın sağlanması bakımından oldukça önemlidir. Aksi yorum, ileriki günlerde başka simgelerin de duruşma salonlarına girmesinin önünü açacaktır.

“Başörtüsü kullanmanın evrensel hukukça olanağı yok”

Kamu çalışanlarının kılık kıyafetinin düzenlendiği Yönetmelik hükümlerine evrensel hukuk ve etik ilkelerden uzak olarak normatif bir değer vermek bizleri sonuçsuz ve olumsuz bir mecraya sürükleyecektir. Örneğin, önceki düzenlemede yer alan “Elbiseler temiz, düzgün, ütülü, sade; ayakkabılar ve/veya çizmeler sade ve normal topuklu, boyalı; saçlar düzgün taranmış veya toplanmış; tırnaklar normal kesilmiş olur” ifadeleri şimdiki düzenlemede olmadığı için kadın yargıçlar ya da diğer kadın kamu çalışanları elbiseleri ütüsüz, ayakkabıları boyasız, saçı başı dağınık, kirli tırnaklı olarak görev yapamayacakları açıktır. O zaman salt Yönetmelikte bir hüküm olmadığı ve yargıç ve savcılarla ilgili kıyafet yönetmeliğinde düzenleme yapılmadığı için kadın yargıç ve savcıların dini bir simge olan başörtüsü kullanmalarının evrensel hukuk ve etik ilkeler uyarınca olanağı bulunmamaktadır.

“Başörtüsü Türkiye’de din ve inanç özgürlüğünün simgesi”

Öte yandan Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında laiklik ilkesi halen yerini korumaktadır ve yargıçların dinsel simge kullanmayarak bütün din ve inançlara eşit mesafede olduğunun “görünmesi” laiklik ilkesinin getirdiği bir zorunluluktur. Bilinmelidir ki insanların istedikleri dine ve inanca sahip olmaları, inançlarına göre yaşamaları Anayasa ve Uluslararası sözleşmeler ile korunan bir hak ve aynı zamanda özgürlüktür. Ne var ki AİHM kararlarında ısrarla ve isabetle belirtildiği üzere adil yargılanma (tarafsız olduğundan kuşku duyulmayan bir yargıç tarafından yargılanma) hakkı da Anayasa ve AİHM karararları, Uluslararası Sözleşmeler ile korunan bir haktır. İki hak ve özgürlüğün çatışması halinde bireysel olan hakka, toplumsal barışa hizmet eden hakka karşı sınırlamalar getirilebileceği AİHM kararlarıyla ölçülülük ilkesi gereği içtihat haline getirilmiştir. Bütün ülke ve uluslarası kamuoyu bilmektedir ki başörtüsü yıllardır Türkiye gündeminde din ve inanç özgürlüğünün bir simgesi olarak kullanılmış ve fazlasıyla istismar edilmiştir.

En az üç çocuk doğurması ve çocuk doğuran kadın çalışana izin veya ücret gibi kimi teşviklerin verilmesi bir sosyal hakkın teslimi değil, kadınların çalışma hayatından çekilmesi önermesidir. 12 Eylül 1980 darbesiyle açılan ve siyasal İslam’a giden yol yıllarca din ve inanç özgürlüğünün güçlendirilmesi görüntüsüyle istismar edilerek, din karşısındaki ahlaki ve bilimsel değerler yok edilerek bu günlere gelinmiş, önce “üniversitelerde serbest olsun, kamu çalışanları ile ilk ve orta öğretimde olmayacak”, arkasından “asker, polis ile yargıç ve savcılarda olmayacak, ilk ve orta öğretimde zaten olmaz” denilerek süreç aşılmış ve en son ilk öğretim çağındaki çocuklardan yargıç ve savcılara kadar tüm kadınların, hatta çocukların başörtüsüyle kapanmalarına kadar gelinmiştir.

“Siyasal İslam çizgisine kayışın birçok işareti var”

Yargı alanında özellikle 2010 HSYK’sından sonra hükümet cemaat ortaklığında yargı bir kamplaşmaya götürülmüş, bu ortaklığın siyasi ve ekonomik menfaat savaşına girmesi ertesinde ise başka kullanışlı taşeronlar bulunarak yargı mesupları araşındaki ayrışma ve düşmanlaştırma had safhaya ulaşmış, yargıdan cemaat tasfiyesi adı altında HSYK’da başka cemaat ve güçlerin ve özellikle siyasi iktidarın egemenliği güçlendirilmiş özellikle son beş yılda yargıç ve savcıların özlük hakları, terfileri, yetkilendirilmeleri ve görev yerlerinin belirlenmesi anlamında kıdem, liyakat, uzmanlaşma, deneyim gibi tüm kriterler yok edilmiştir. Artık yargıç ve savcıların yüreğinde kendilerine yönelik bir adalet duygusu kalmamıştır. Ülke rejiminin demokratik, sosyal hukuk devleti çizgisinden siyasal İslam çizgisine kayışın elbette bir çok işareti vardır fakat, en kuvvetli ve tehlikeli işaret yargı üzerinden verilendir.

“Laikliğe açıkça saldırı teşkil eden iktidar hamlesi…”

Adalet; inanç ve siyasi görüşlerden feyzaldığında, hukuk bu referanslardan hareket etmeye başladığında demokratik, hukun üstünlüğüne dayalı laik ve sosyal devletin varlığından söz edilemeyeceğinden hiç kimsenin kuşkusu bulunmamalıdır. Sonuç olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti artık bir siyasal İslam devletine doğru ciddi şekilde evrilmiştir. Bu durum demokrasi, özgürlük, hukukun üstünlüğü ve yargının bağımsızlığı, tarafsızlığı ilkesi ile demokrasilerin olmazsa olmaz koşulu olan laikliğe açıkça saldırı teşkil eden bir siyasi iktidar hamlesidir. Otoriter siyasal İslam yönetimine doğru gidişe dur demenin son aşamasına gelinmiştir.

“Köprüden önce son çıkış”

Yaşadığımız zaman köprüden önceki son çıkıştır. Bu gidişe dur demek bir yurttaşlık görevidir. Bizler, Yargıçlar Sendikası ve YARSAV olarak yurttaşlarımızı haysiyetlerine sahip çıkmaya, demokrasi ve özgürlüklerden yana tavır almaya çağırıyoruz. Öncelikle; tüm otoriterleşme faaliyetlerinin yargının sopa olarak kullanılması suretiyle yapılması nedeniyle yargının diğer sivil unsurları olan Yargıda Birlik Derneği ve Demokrat Yargı Derneğini bu gidişe dur demeye davet ediyoruz.

“Siyasal İslama karşı ayağa kalkmaya davet ediyoruz”

Yargının aktif gücü ve asli unsuru olan bağımsız savunmanın şerefli üyeleri avukat örgütlerini, başta Türkiye Barolar Birliği olmak üzere tüm baroları siyasal İslama gidişe karşı ayağa kalkmaya çağırıyoruz. Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay’ı yargının bağımsızlığı ve yargıçların tarafsızlığının ancak yargılama alanlarının ve yargıçların dini simgelerden arınması ile mümkün olacağını, hukukun üstünlüğü ilkesinin egemen olduğu laik, demokratik Cumhuriyetin bir gereği olduğunu açıklamaya, yargı bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğü ilkesine sahip çıkmaya çağırıyoruz. Türkiyenin tüm siyasi partilerini, sivil, demokratik kitle örgütlerini, üniversiteleri, sendikaları, odaları, dernekleri, özgürlük ve demokrasi platformlarını bu siyasal islama dayalı otoriterleşme isteğine karşı durmaya, hayır demeye davet ediyoruz. Bilinmelidir ki, bu kötü gidişe dur demek bir sorumluluk, bir görevdir.

“Kötü gidişe dur dememek ortaklık anlamına gelir”

Bugün bu kötü gidişe dur dememek, bu sorumluluktan kaçınmak Türkiye’nin otoriterleşme ve siyasal İslama teslim edilmesinin ortaklığı anlamındadır. Tarih, bu Ülkenin en başta siyasi partiler olmak üzere aydınlarını, avukatlarını, yargıçlarını, savcılarını, üniversitelerini, odalarını, derneklerini, sendikalarını ve bu günün bütün demokratik, sivil kitle örgütlerini sorgulayacak ve tavırlarına göre kendilerini layık oldukları yerde anacaktır. Kamuoyunun bilgi ve takdirlerine saygı ile sunarız.”

Kaynak : http://t24.com.tr/