Erdoğan ve belediye başkanlarına suç duyurusu: ‘İstifa ettirmek anayasaya aykırı’

Ankara’da Yargıçlar ve Savcılar Birliği (YARSAV) kurucu başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu liderliğindeki bir grup, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Başbakan Binali Yıldırım ve istifa eden belediye başkanları hakkında suç duyurusunda bulundu.

Sendika.org’un haberine göre savcılığa sunulan dilekçede, Erdoğan, Yıldırım ve başkanlar ‘anayasayı ihlal’ ve ‘siyasi hakları kullanmayı engellemek’le suçlandı.

Dilekçede şöyle dendi: “İstifa ettirenler, anayasanın dışına çıkmış, istifa edenler de daha önce istifaları gündemde değilken, ortaya çıkan bu irade karşısında, istifalarını isteyenlerin eylemlerine iştirak etmişler ve bu suçu birlikte işlemişlerdir.”

Fotoğraf: Reuters

‘Baskıyla istifa etti’

Eminağaoğlu, belediye başkanlarının seçilme yeterliliğini mahkumiyet kararıyla kaybetse bile Danıştay tarafından görevine son verilebileceğini belirterek belediye başkanlarının kendi iradelerinin dışında, AKP yöneticilerinin istek ve baskıları sonucunda istifa ettiğini söyledi.

Şimdiye dek İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Kadir Topbaş, Düzce Belediyesi Başkanı Mehmet Keleş, Niğde Belediyesi Başkanı Faruk Akdoğan, Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkanı Recep Altepe, Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanı Melih Gökçek ve Balıkesir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ahmet Edip Uğur istifa etmişti.

Kaynak : http://www.diken.com.tr/

”İSTİFA ETMEMENİN NETİCESİ AĞIR OLUR”

YouTube Preview Image

Recep Tayyip Erdoğan;İstifa etmezlerse gereği yapılacak

YouTube Preview Image

ERDOĞAN ; 3 BEL. BAŞ . İSTİFA ETTİ .! 3 ‘ BELEDİYE BAŞKANI’DA İSTİFA ETMELİ.!!

YouTube Preview Image

Danıştay Üyesi: Giderken odamı boşaltmayacağım, hırsızlara her şey caiz

92866Danıştay 17. Daire Üyesi Prof. Dr. Bülent Olcay odasının bulunduğu ve isminin yer aldığı tabelanın altına “Giderken odamı boşaltmayacağım. Hırsızlara her şey caiz” yazılı kağıt astı.

TBMM’den 29 Haziran’da geçen Danıştay ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından henüz onaylanmadı ancak Danıştay ve Yargıtay’da kimlerin gönderileceği neredeyse isim isim biliniyor. ‘Cemaatçi’ olarak bilinenlerin yanı sıra, Atatürkçü, laik üyelerin de gönderilebileceği konuşuluyor. Danıştay 17. Daire Üyesi Prof.Dr. Bülent Olcay da, Danıştay üyeliğine yeniden seçilemeyecekler arasında gösteriliyor. Olcay, odasının bulunduğu ve isminin yer aldığı tabelanın altına “Giderken odamı boşaltmayacağım. Hırsızlara her şey caiz” yazılı kağıt astı. Prof. Dr. Olcay geçtiğimiz ay Danıştay binasında pencereye asılan cübbenin de kendisine ait olduğunu açıkladı.

”EVET BEN ASTIM”

Sözcü’nün haberine göre, Danıştay Üyesi Bülent Olcay, isminin altına “Hırsızlara her şey caiz” yazısını kendisinin astığını belirtti. “Niçin böyle bir yazı astınız?” sorusuna ise şu karşılığı verdi:

“Odamda çok sayıda kitap var. Burada hayli zengin bir kütüphane bırakıyorum. Eğer o kitaplardan almak isteyenler varsa alsınlar diye kapımın önüne böyle bir not astım. Çünkü bazılarının dini hassasiyetleri nedeniyle giden bir üyenin odasında bıraktığı kitaplar alınır mı, alınmaz mi diye tereddütleri olur. Fetva makamı değilim ama bana göre alınabileceğini belirtmek istedim.”

”BENDEN YANA HELAL OLSUN”

İsminin altındaki kağıtta “Hırsızlara caiz” yazısını büyük yazan Bülent Olcay, kitaplarını ve odasındaki diğer eşyalarını almak isteyenlere bunu kendisinden yana helal ettiğini belirtti. Olcay’ın, kendisine soranlara kitapları için böyle bir yazıyı astığını söylemesine rağmen, farklı kesimlere bu notla mesaj verdiği öne sürüldü. Danıştay Başkanının da böyle bir yazının asıldığını öğrenmesine rağmen sessiz kaldığı, bir çok üyenin ise fotoğraf çekip bunu bazı yargı mensuplarına gönderdiği öğrenildi. İdari Dava Daireleri Kurulu üyesiyken 2011 yılında 17. Daire Üyeliğine “tenzili rütbeyle “geldiğini belirten Bülent Olcay, Danıştay ve Yargıtay üyelerinin kanunla azledilmesini şöyle değerlendirdi:

”AİHM’E GÖTÜRECEĞİM”

Yapılan düzenleme tamamen Anayasa’ya aykırı. Bu konuda bütün hukukçular hem fikir. Yüksek yargının üyeleri azlediliyoruz. Bunu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Avrupa Konseyi’ne götüreceğim. Uluslararası bir kişiliğim var. Uluslararası komisyonlarda değişik dönemlerde görev aldım.” 

Kaynak : http://www.haberdar.com/

Yargıtay Üyesi Erdoğan: Üyeler susuyor, giderayak soruşturma geçirmekten korkuyor!

92741Yargıtay 23. Ceza Dairesi Üyesi Mustafa Erdoğan, Yargıtay ve Danıştay’da kanun ile tasfiye yasası ile ilgili açıklamalarda bulundu.

Sosyal medya hesabından yasanın Anayasa’ya aykırı ve kötü niyetli olduğunun altını çizen Erdoğan, Anayasa Mahkemesinin bu kanunu iptal edeceğini hatırlatırken, yasanın da yok hükmünde kabul edilmesi gerektiğini ifade etti. Erdoğan, yargı mensuplarının bir kısmının yeniden atanma beklentisi, bir kısmının da giderayak soruşturma geçirme korkusu ile sustuklarını hatırlattı. Diğer yandan da yeniden seçilecek ve gönderileceklere ilişkin listenin elden ele dolaştığını belirtti.

Erdoğan’ın açıklamaları şöyle:

“Burası Türkiye, kurallar kişiye ve kuruma göre değişir. Yargı mensuplarının kasten yasaya aykırı karar vermeleri suç iken, yasama organı üyelerinin bilerek Anayasayı ihlal etmeleri suç olmaz. Yargıtay ve Danıştay ile ilgili kanunun tasarısının Anayasa’ya aykırı olduğu uzun zaman tartışıldı. Anayasa’ya aykırılık AKP’li vekiller tarafından da kabul edildiği halde, bilerek ve isteyerek Anayasa’ya aykırı kanun çıkardılar. Sehven çıkarılan Anayasa’ya aykırı kanun hükümleri Anayasa Mahkemesince iptal edilir. Ancak Anayasa’yı yok saymak suretiyle kötü niyetle çıkarılan yasalar da yok hükmünde sayılmalıdır. Bu kanunun amacı Yargıtay’ı küçültmek değil, biat etmeyenleri tasfiye etmektir. Amaç üye sayısını azaltmak olsaydı arka arkaya yeni üye seçmezlerdi. “Ayrılan iki kişinin yerine bir kişinin seçileceği”  şeklindeki hüküm de amacın üye sayısını azaltmak olmadığını göstermektedir.

Üye sayısı 200’e indirilecekse, boşalan her iki üyelik için bir üye neden seçilsin? Amaç, söz dinlemeyen ayrık otlarını mı temizlemek? Şu an, yeniden seçileceklerin ve gideceklerin listesi ellerde dolaşıyor. Artık çocuklar bile bu konuda bilgi sahibi. Kendisini yeniden seçilmiş görenlerin çocukları, arkadaşlarına kimin nereye gideceği konusunda babalarından duyduklarını anlatmaktadır.

Yargıtay’ın yapısı kökten değişiyor, ama Yargıtay’da bu kadar önemli bir konuda konuşmak tabu adeta. Kalacaklar kendilerini ilgilendirmediğinden, gidecekler de giderayak soruşturma geçirmekten korktukları için konuşmaktan kaçınmaktadırlar. Hülasa, yasa çalışması ile ilgili bir bilgi Yargıtay’a  hiç ulaşmamış gibi herkes üç maymunu oynuyor.”

Kaynak : Arzu Yıldız – http://www.haberdar.com/

Savcı Celal Kara: Erdoğan’ın diploması yoksa HSYK’da kararları da yok hükmünde!

83168-icerik17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasını yürüten savcı Celal Kara, HSYK tarafından hakkında verilen ve kesinleşen ihraç kararına ilişkin avukatı aracılığıyla Danıştay’a dava açtı.

Kara, dava dilekçesinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın üniversite diplomasının sahte olduğuna yönelik iddiaların araştırılmasını talep etti.

Kara, Erdoğan’ın diplomasının sahte olması halinde hakkında verilen ihraç kararının ve mevcut HSYK’nın da kararlarının da yok hükmünde olacağına dikkat çekti. Kurula Cumhurbaşkanı tarafından atamalar yapıldığını, Cumhurbaşkanının diplomasının sahte olması halinde Cumhurbaşkanlığının düşeceği gibi, tüm kararların, kararnamelerin de geçersiz olacağını belirtti. Meslekten ihraca ilişkin lehte olan bu hususun kesinlikle aydınlatılması gerektiğini belirterek, talebe ekletti.

Kara, daha öncede Bolvadin’de kendisi hakkında Cumhuriyet Gazetesi’ne verdiği mülakat nedeniyle açılan “hakaret” davasında, Erdoğan’ın diplomasını isteyeceğini yakın çevresine beyan etmiş, ancak hakkında verilen yakalama kararı sonrasında yurt dışına gittiği ve teslim olmadığı için bu konudaki girişimin hangi safhada kaldığı öğrenilememişti.

İşte Celal Kara’nın Danıştay’a açtığı dava dilekçesinde yer alan diploma iddiaları ile ilgili bölüm: 

Müvekkil hakkında verilen meslekten çıkarma kararı , karar vermeye yetkili organlar tarafından alınmamıştır. Davalı idarenin dava konusu karar ve işlemi yetki unsuru yönünden açıkça hukuka aykırı olup yok hükmündedir.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından seçilen üyelerin seçilme işlemleri yok hükmündedir. Bu üyelerin katılımı ile alınan kararlar da yok hükmündedir. Bu eksik idari işlemi yetki yönünden sakatlar. Şöyle ki ;

Kamuoyunda sıkça dile getirilmiş olması ve kimi üst düzey siyasi parti temsilcileri tarafından delile dayalı olarak iddia edilmiş olması sebebi ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın lisans diplomasının sahte olduğu iddiası ciddi bir iddiadır ve araştırılması gereken bir husustur.  

6271 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Seçim Kanunun 6. maddesinin ilgili fıkrasında C.Başkanı adayının 4 yıllık fakülte mezunu olma şartı aranmaktadır.

Recep Tayyip Erdoğan’ın 1981 yılında elden almış olduğu GEÇİCİ MEZUNİYET BELGESİ incelendiğinde , bu belgede ne dekanın mührü ne Erdoğan’ın resmi vardır. Halbuki aynı okuldan mezun olan başka kişilerin diplomaları incelendiğinde dekanın imzası üzerinde mühür olduğu ve öğrencinin resminin mevcut olduğu görülecektir. Kaldı ki Erdoğan’ın diplomasında Dekan olarak görünen Doc. Dr. Sinan ARTAN in imzasının dahi Erdoğan’ın diplomasında değişik olduğu diğer öğrencilerin diplomasının karşılaştırmasında da açıkça görülmektedir. Ayrıca bu konu gündeme geldiğinde Marmara Üniversitesinden tanzim edilen ve ne dekanın ne rektörün imzalarını taşımayıp Lisans Diplomasının incelendiğinde 1981 yılında Erdoğan’ın almış olduğu geçici mezuniyet belgesinde okul numarasının 2443 iken Marmara Üniversitesinden verilen lisans  Diplomasında ise 8345 olarak görünmektedir. Kaldı ki yine bu diplomada dekan olarak imzası bulunan Prf. Dr. Ömer Faruk BATIREL’in Erdoğan’ın mezun olduğu 1981 tarihinde Doçent olduğu 1982 yılında kurulan ve faaliyete geçen Marmara Üniversitesinde de prof. olarak 1982 yılında görevine başladığı ama Erdoğan’ın bu diplomasının üzerinde imzası olmadığı gibi Prof. olarak adı geçmektedir. 1982 yılında Prof. olmuş bir kişi 1981 yılında Doçent iken bu  diplomada Profesör olarak görünmesi bu diplomanın sahte olarak tanzim edildiğine dair ciddi emaredir. Bu iddianın kamuoyunda yoğun bir şekilde gündeme getirilmesinden sonra Marmara Üniversitesi’nin diploma sorgulanması yapılan internet sitesine erişimin engellenmesi düşündürücüdür. 

Sayın Yüksek Mahkeme’nin bu iddiaların sübutu açısından Marmara Üniversitesi arşivinden gerekli belgeleri celp ederek incelemesi gerekmektedir. 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın lisans diplomasının sahte olduğunun tespiti halinde , seçilme yeterliliğine sahip olamadığı için Cumhurbaşkanı sıfatını hiç kazanamadığı hukuken tartışılmaz gerçektir. Bu nedenle Cumhurbaşkanı olarak aldığı kararlar , yaptığı atamalar ve seçimler yok hükmündedir. Aynı şekilde HSYK’ye üye seçimine dair kararlar da yok hükmündedir. Recep Tayyip Erdoğan tarafından seçilen HSYK üyelerinin katılımı ile alınan kararlarda aynı şekilde yok hükmündedir. 

Bu izahlar çerçevesinde kanuna uygun bir şekilde göreve getirilmeyen HSYK üyelerinin katılımı ile müvekkil hakkında verilen meslekten çıkarma cezası yetki yönünden sakattır.

Kaynak : http://www.haberdar.com – Arzu Yıldız

Danıştay Başkanı’nın kızı Saray kadrosunda, damadı Saray’ın inşaatını yapan holding bünyesinde

83162-icerikDanıştay Başkanı Zerrin Güngör’ün kızı Gonca Hatinoğlu’nun Saray kadrosunda görev yaptığı öğrenildi.

Öncesinde açıktan 1.derece Başbakanlık Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliğinden girişi yapılan Gonca Hatinoğlu’nun daha sonra Cumhurbaşkanlığı kanunlar ve Kararlar Dairesi’nde 3600 ek göstergeli uzman olarak geçtiği ifade edildi.

Hatinoğlu’nun şu an müdür olduğu söylenirken, 1980 doğumlu Gonca Hatinoğlu’nun Volkan Hatinoğlu ile evli olduğu öğrenildi.

Danıştay Başkanı Zerrin Güngör’ün damadı Volkan Hatinoğlu ise Saray’ın inşaatını yapan Rönesans Holdingde Sağlık Yatırım A.Ş’de  Nisan 2016’da yönetici olarak işe başladığı belirtildi.

Eminağaoğlu: Danıştay Başkan’ını görevden çekilmeye davet ediyorum!
Yargıçlar Sendikası Kurucusu Ömer Faruk Eminağaoğlu, Danıştay Başkanı’nın kızının Saray kadrosunda çalışmasına ilişkin sert bir açıklama yaptı.

Söz konusu olayın eşine az rastlanan bir durum olduğunun altını çizen Eminağalu,“AKP iktidarı döneminde Başbakanlık’ta çalıştığı, bunun da kızının emsalleri gözetildiğinde eşine rastlanmayan bir durum olduğu dikkate alındığında, davranışlarını görevinin gereklerine göre değil, kişisel çıkarlarına göre biçimlendiren Danıştay Başkanı’nı, görevinden çekilmeye davet ediyorum.” dedi.

Eminağaoğlu’nun açıklaması şöyle:

“Danıştay Yasası’nda, iktidarın istediği doğrultuda, darbe hukukunun ötesinde değişiklikler yapılırken, kurumunu temsil yönünden sesini çıkarmayan, Cumhurbaşkanı ile çay toplayan, öte yandan kızının Cumhurbaşkanlığında, öncesinde ise AKP iktidarı döneminde Başbakanlık’ta çalıştığı, bunun da kızının emsalleri gözetildiğinde eşine rastlanmayan bir durum olduğu dikkate alındığında, davranışlarını görevinin gereklerine göre değil, kişisel çıkarlarına göre biçimlendiren Danıştay Başkanı’nı, görevinden çekilmeye davet ediyorum.”

Kaynak : http://www.haberdar.com – Arzu Yıldız

YARSAV: Başörtülü kadın yargıçları kabule imkân yok; AYM, Yargıtay ve Danıştay’ı göreve çağırıyoruz

78965487“Yargıçların tarafsızlığı ancak dini simgelerden arınması ile mümkün olur”

Yargıtay’da bir hâkimin başörtülü olarak görev yapmasını eleştiren YARSAV, “Kadın yargıçların başları kapalı görev yapabileceklerini kabule imkân yoktur” dedi.

“Başörtüye karşı ortak direniş gösterelim” çağrısı yapılan “Siyasal İslam’a karşı koyma” başlıklı açıklamada, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay’ı yargının bağımsızlığı ve yargıçların tarafsızlığının ancak yargılama alanlarının ve yargıçların dini simgelerden arınması ile mümkün olacağını, hukukun üstünlüğü ilkesinin egemen olduğu laik, demokratik Cumhuriyetin bir gereği olduğunu açıklamaya, yargı bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğü ilkesine sahip çıkmaya çağırıyoruz” dendi.

İstanbul Anadolu 3. Sulh Hukuk Mahkemesi’nde görevli olan kadın hâkimin bir duruşmaya başörtüsüyle çıkması tartışma yaratmıştı.

Dönemin başbakanı Tayyip Erdoğan, 2013 yılında AKP tarafından açıklanan ‘Demokratikleşme Paketi’ kapsamında kamuda getirilen başörtüsü serbestisine ilişkin olarak, “Yargıda hâkim ve savcıları bunun dışında tutuyoruz” demişti. 

Yeni Şafak’ta yer alan habere göre, YARSAV’ın açıklaması şöyle:

Yargıtay’da görev yapan bir kadın yargıcın başörtülü olarak çalıştığı, bu konuda kendi çalışma kuralları olan Yargıtay’ın HSYK’dan görüş sorduğu ve Kurul kararı olmaksızın HSYK Genel Sekreter Yardımcısının imzalı yazısına istinaden kadın yargıcın başörtülü olarak görev yapmasına izin verildiği ve bu yazının verdiği cesaret ile Türkiye’nin değişik yerlerinde bazı kadın yargıç ve savcıların görevlerini başörtüsü ile yerine getirdikleri öğrenilmiştir.

“Kabule imkan yoktur”

Şimdiye dek yargıçlar ve savcılarla ilgili bir düzenleme yapılmadığından bahisle kadın yargıçların başları kapalı görev yapabileceklerini kabule imkan yoktur. Zira evrensel hukuk ve etik kurallar da bağlayıcılığı olan kurallardır ve bu nedenle de Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından Birleşmiş Milletler 2003/43 sayılı Bangalore Yargı Etiği İlkeleri kabul edilmiştir. Üstelik bu ilkeler HSYK’nın kararı ile kendi mevzuatımıza da aktarılmıştır.

Bangalore Yargı Etiği İlkeleri uyarınca;

1-Yargıç, yargısal görevlerini tarafsız, önyargısız ve iltimassız olarak yerine getirmelidir.

2-Yargıç, meslekî davranış şekli itibariyle, makul olarak düşünme yeteneği olan bir kişide her hangi bir serzenişe yol açmayacak hal ve tavır içinde olmalıdır.

3-Yargıcın hal ve davranış tarzı, yargının doğruluğuna ve tutarlılığına ilişkin inancı kuvvetlendirici nitelikte olmalıdır: Adaletin gerçek anlamda sağlanması kadar gerçekleştirildiğinin görüntü olarak sağlanması da önemlidir.

4-Yargıç, yargıçtan sâdır olan tüm etkinliklerde yakışıksız ve yakışık almayan görüntüler içerisinde olmaktan kaçınmalıdır.

5-Kamunun sürekli denetim sujesi olarak yargıç, normal bir vatandaş tarafından sıkıntı verici olarak görülebilecek kişisel sınırlamaları kabullenmeli ve bunlara isteyerek ve özgürce uymalıdır. Yargıç, özellikle yargı mesleğinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranmalıdır.

6-Yargıç, kendi mahkemesinde hukuk mesleğini icra eden kimselerle olan bireysel ilişkilerinde, objektif olarak bakıldığında tarafgirlik veya bir tarafa meyletme görüntüsü ya da şüphe doğuracak durumlardan kaçınmalıdır.

7-Yargıç, toplumdaki çeşitliliğin ve sınırlı sayıda olamamakla birlikte ırk, renk, cinsiyet, din, tabiiyet, sosyal sınıf, sakatlık, yaş, evlilik durumu, cinsel yönelim, sosyal ve ekonomik durum ve benzeri diğer sebeplerden neşet eden farklılıkların (davaya mesnet olmayan sebepler) şuurunda olmak ve bunları anlamak zorundadır.

8-Yargıç, yargıçlık görevini yerine getirirken , davaya mesnet olmayan sebeplere dayanarak herhangi bir kişi ya da gruba karşı sözle veya davranışlarıyla meyilli ya da önyargılı olarak hareket edemez.

“Yargıç dini simgelerden uzak durmalıdır”

AİHM ve Anayasa Mahkemesi başörtüsünü dini bir simge olarak kabul etmiş, başörtüsüne din ve inanç özgürlüğü bağlamında yaklaşmıştır. Toplum nezdinde de başörtüsünün dinsel simge olarak inanç gereği kullanıldığı kabul edilmektedir. Bu ilkeler çerçevesinde duruşma salonlarının yargıcın tarafsız olduğu inancına gölge düşürecek her türlü dini ve siyasi simgeden arındırılması, yargıcın da dini ve siyasi simgelerden uzak durması, kullanmaması gerekmektedir. Diğer yandan yargılama sırasında yargıcın ve yargılamanın yapıldığı salonun dini ve siyasi simgeden arınmışlığı adalete ulaşmada tarafsızlık ve saflığın sağlanması bakımından oldukça önemlidir. Aksi yorum, ileriki günlerde başka simgelerin de duruşma salonlarına girmesinin önünü açacaktır.

“Başörtüsü kullanmanın evrensel hukukça olanağı yok”

Kamu çalışanlarının kılık kıyafetinin düzenlendiği Yönetmelik hükümlerine evrensel hukuk ve etik ilkelerden uzak olarak normatif bir değer vermek bizleri sonuçsuz ve olumsuz bir mecraya sürükleyecektir. Örneğin, önceki düzenlemede yer alan “Elbiseler temiz, düzgün, ütülü, sade; ayakkabılar ve/veya çizmeler sade ve normal topuklu, boyalı; saçlar düzgün taranmış veya toplanmış; tırnaklar normal kesilmiş olur” ifadeleri şimdiki düzenlemede olmadığı için kadın yargıçlar ya da diğer kadın kamu çalışanları elbiseleri ütüsüz, ayakkabıları boyasız, saçı başı dağınık, kirli tırnaklı olarak görev yapamayacakları açıktır. O zaman salt Yönetmelikte bir hüküm olmadığı ve yargıç ve savcılarla ilgili kıyafet yönetmeliğinde düzenleme yapılmadığı için kadın yargıç ve savcıların dini bir simge olan başörtüsü kullanmalarının evrensel hukuk ve etik ilkeler uyarınca olanağı bulunmamaktadır.

“Başörtüsü Türkiye’de din ve inanç özgürlüğünün simgesi”

Öte yandan Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında laiklik ilkesi halen yerini korumaktadır ve yargıçların dinsel simge kullanmayarak bütün din ve inançlara eşit mesafede olduğunun “görünmesi” laiklik ilkesinin getirdiği bir zorunluluktur. Bilinmelidir ki insanların istedikleri dine ve inanca sahip olmaları, inançlarına göre yaşamaları Anayasa ve Uluslararası sözleşmeler ile korunan bir hak ve aynı zamanda özgürlüktür. Ne var ki AİHM kararlarında ısrarla ve isabetle belirtildiği üzere adil yargılanma (tarafsız olduğundan kuşku duyulmayan bir yargıç tarafından yargılanma) hakkı da Anayasa ve AİHM karararları, Uluslararası Sözleşmeler ile korunan bir haktır. İki hak ve özgürlüğün çatışması halinde bireysel olan hakka, toplumsal barışa hizmet eden hakka karşı sınırlamalar getirilebileceği AİHM kararlarıyla ölçülülük ilkesi gereği içtihat haline getirilmiştir. Bütün ülke ve uluslarası kamuoyu bilmektedir ki başörtüsü yıllardır Türkiye gündeminde din ve inanç özgürlüğünün bir simgesi olarak kullanılmış ve fazlasıyla istismar edilmiştir.

En az üç çocuk doğurması ve çocuk doğuran kadın çalışana izin veya ücret gibi kimi teşviklerin verilmesi bir sosyal hakkın teslimi değil, kadınların çalışma hayatından çekilmesi önermesidir. 12 Eylül 1980 darbesiyle açılan ve siyasal İslam’a giden yol yıllarca din ve inanç özgürlüğünün güçlendirilmesi görüntüsüyle istismar edilerek, din karşısındaki ahlaki ve bilimsel değerler yok edilerek bu günlere gelinmiş, önce “üniversitelerde serbest olsun, kamu çalışanları ile ilk ve orta öğretimde olmayacak”, arkasından “asker, polis ile yargıç ve savcılarda olmayacak, ilk ve orta öğretimde zaten olmaz” denilerek süreç aşılmış ve en son ilk öğretim çağındaki çocuklardan yargıç ve savcılara kadar tüm kadınların, hatta çocukların başörtüsüyle kapanmalarına kadar gelinmiştir.

“Siyasal İslam çizgisine kayışın birçok işareti var”

Yargı alanında özellikle 2010 HSYK’sından sonra hükümet cemaat ortaklığında yargı bir kamplaşmaya götürülmüş, bu ortaklığın siyasi ve ekonomik menfaat savaşına girmesi ertesinde ise başka kullanışlı taşeronlar bulunarak yargı mesupları araşındaki ayrışma ve düşmanlaştırma had safhaya ulaşmış, yargıdan cemaat tasfiyesi adı altında HSYK’da başka cemaat ve güçlerin ve özellikle siyasi iktidarın egemenliği güçlendirilmiş özellikle son beş yılda yargıç ve savcıların özlük hakları, terfileri, yetkilendirilmeleri ve görev yerlerinin belirlenmesi anlamında kıdem, liyakat, uzmanlaşma, deneyim gibi tüm kriterler yok edilmiştir. Artık yargıç ve savcıların yüreğinde kendilerine yönelik bir adalet duygusu kalmamıştır. Ülke rejiminin demokratik, sosyal hukuk devleti çizgisinden siyasal İslam çizgisine kayışın elbette bir çok işareti vardır fakat, en kuvvetli ve tehlikeli işaret yargı üzerinden verilendir.

“Laikliğe açıkça saldırı teşkil eden iktidar hamlesi…”

Adalet; inanç ve siyasi görüşlerden feyzaldığında, hukuk bu referanslardan hareket etmeye başladığında demokratik, hukun üstünlüğüne dayalı laik ve sosyal devletin varlığından söz edilemeyeceğinden hiç kimsenin kuşkusu bulunmamalıdır. Sonuç olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti artık bir siyasal İslam devletine doğru ciddi şekilde evrilmiştir. Bu durum demokrasi, özgürlük, hukukun üstünlüğü ve yargının bağımsızlığı, tarafsızlığı ilkesi ile demokrasilerin olmazsa olmaz koşulu olan laikliğe açıkça saldırı teşkil eden bir siyasi iktidar hamlesidir. Otoriter siyasal İslam yönetimine doğru gidişe dur demenin son aşamasına gelinmiştir.

“Köprüden önce son çıkış”

Yaşadığımız zaman köprüden önceki son çıkıştır. Bu gidişe dur demek bir yurttaşlık görevidir. Bizler, Yargıçlar Sendikası ve YARSAV olarak yurttaşlarımızı haysiyetlerine sahip çıkmaya, demokrasi ve özgürlüklerden yana tavır almaya çağırıyoruz. Öncelikle; tüm otoriterleşme faaliyetlerinin yargının sopa olarak kullanılması suretiyle yapılması nedeniyle yargının diğer sivil unsurları olan Yargıda Birlik Derneği ve Demokrat Yargı Derneğini bu gidişe dur demeye davet ediyoruz.

“Siyasal İslama karşı ayağa kalkmaya davet ediyoruz”

Yargının aktif gücü ve asli unsuru olan bağımsız savunmanın şerefli üyeleri avukat örgütlerini, başta Türkiye Barolar Birliği olmak üzere tüm baroları siyasal İslama gidişe karşı ayağa kalkmaya çağırıyoruz. Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay’ı yargının bağımsızlığı ve yargıçların tarafsızlığının ancak yargılama alanlarının ve yargıçların dini simgelerden arınması ile mümkün olacağını, hukukun üstünlüğü ilkesinin egemen olduğu laik, demokratik Cumhuriyetin bir gereği olduğunu açıklamaya, yargı bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğü ilkesine sahip çıkmaya çağırıyoruz. Türkiyenin tüm siyasi partilerini, sivil, demokratik kitle örgütlerini, üniversiteleri, sendikaları, odaları, dernekleri, özgürlük ve demokrasi platformlarını bu siyasal islama dayalı otoriterleşme isteğine karşı durmaya, hayır demeye davet ediyoruz. Bilinmelidir ki, bu kötü gidişe dur demek bir sorumluluk, bir görevdir.

“Kötü gidişe dur dememek ortaklık anlamına gelir”

Bugün bu kötü gidişe dur dememek, bu sorumluluktan kaçınmak Türkiye’nin otoriterleşme ve siyasal İslama teslim edilmesinin ortaklığı anlamındadır. Tarih, bu Ülkenin en başta siyasi partiler olmak üzere aydınlarını, avukatlarını, yargıçlarını, savcılarını, üniversitelerini, odalarını, derneklerini, sendikalarını ve bu günün bütün demokratik, sivil kitle örgütlerini sorgulayacak ve tavırlarına göre kendilerini layık oldukları yerde anacaktır. Kamuoyunun bilgi ve takdirlerine saygı ile sunarız.”

Kaynak : http://t24.com.tr/

Yiğidoları kızdıran atama

’Muhsin Yazıcıoğlu bulundu, yaşıyor’’ diyerek arama kurtarma çalışmalarını aksatmakla suçlanan Vali, Danıştay üyesi oldu.

ANKARA – BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu’nun hayatını kaybettiği helikopter kazasından hemen sonra, ‘’Yazıcıoğlu bulundu, yaşıyor’’ açıklaması yapan ve arama-kurtarma çalışmalarının aksatmakla suçlanan Kayseri eski Valisi Mevlut Bilici, Danıştay üyeliğine atandı. Cumhurbaşkanı Gül’ün yaptığı bu atama, Büyük Birlik Partisi yönetimini kızdırdı. Bilici, 4 ay önce merkeze alınmıştı. 

Vali Bilici, 25 Mart 2009’daki kaza sonrası, enkaza ulaşıldığını Yazıcıoğlu’nun sağ o ve şuurunun açık olduğunu, bir ayağı ile kaburgasında kırık bulunduğunu ve hastaneye kaldırıldığını açıklamıştı. Yazıcıoğlu’nun cesedi bulunduktan sonra da ayak ve kaburgasında kırık olduğu saptanmıştı.

Bu açıklamanın arama kurtarma çalışmalarını aksattığı, Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu ve TBMM Araştırma Komisyonu raporunda da yer almıştı. DDK raporunda açıklamanın, ‘’Arama-kurtarma çalışmasını geciktirecek nitelikte, bir bilgi kirliliğine yıol açtığı’’ vurgulanmıştı.

‘’ŞÜPHELİ OLARAK GÖRÜLÜR’’

Bilici, TBMM Araştırmöa Komisyonundaki ifadesinde ‘’Bilgiyi Emniyet müdüründen aldım sadece BBP’li Yalçın Topçu’ya aktardım, o da basına söylemiş’’ açıklaması yapmıştı. Dönemin BBP Genel Sekreteri Yalçın Topçu ise ‘’ Vali ile ne telefonla ne de yüz yüze görüşmedim’’ diyerek Bilici’yi yalanlamıştı.

Yazıcıoğlu’nun eşi Gülefer Yazıcıoğlu, Vali Bilici için ‘’ İyi bir müneccim. Eşim daha bulunmadan ayak ve kaburgasındaki kırıkları nereden biliyor, kuşları mı var ? ’’’ suçlaması yapmıştı. BBP Genel Başkanı Mustafa Destici de önceki günkü açıklamasında, ‘’ Vali bu bilgiyi nereden aldığını dürüstçe açıklamazsa, çok açık bir şekilde vebal altındadır. Bu hadiseyle de ilgili olarak hep şüpheli olarak görülecektir’’ demişti.

Kaynak : GAZETEPORT

Kuzenleri kariyer basamaklarını hızla tırmanıyor

Recep Tayyip Erdoğan’ın kuzenleri AKP iktidarı döneminde mesleki kariyer basamaklarını hızla çıkmakta olmaları dikkat çekti.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın iki gün önce hayatını kaybeden teyzesi Meliha Er ile ilgili basında çıkan haberlerde bir ayrıntı dikkat çekti. Haberlerde taziyeleri kabul eden Meliha Er’in beş oğlunun da mesleklerinde yükselişlerinin Erdoğan’ın başbakanlığıyla aynı döneme denk geldiği ortaya çıktı. 

Erdoğan’ın kuzenlerinden İbrahim Er 2011’de Danıştay üyeliğine atanırken, Recep Ali Er 2009 yılında Kredi ve Yurtlar Kurumu’nun Ankara Bölge Müdürü olarak atanmıştı. Adnan Er bu yıl Rize Üniversitesi’nde Sağlık Kültür ve Spor Dairesi Başkanlığı görevine atanırken, gazeteci Cengiz Er ise 2011’de Çalık Holding bünyesinde kurulan A Haber kanalında genel yayın yönetmeni oldu. Tüccar olan Ali Yaşar Er ise Rize Ticaret Odası’nda Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yapmakta.

Danıştay üyesi kuzen 

Başbakan Erdoğan’ın kuzenlerinden İbrahim Er, geçtiğimiz yıl Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından Danıştay üyeliğine atanarak dikkatleri çekmişti. 2000 yılına kadar öğretmenlik ve okul müdürlüğü yapan Er, 2000-2003 yılları arasında Bingöl’de ilköğretim müfettişliği yapmış ve sonrasında Erdoğan’ın başbakanlığıyla birlikte kariyer basamaklarını tırmanmaya başlamıştı.

2003 yılında Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim Genel Müdürlüğü’ne Genel Müdür Yardımcısı olarak atanan Er, 2007 yılında ise MEB İlköğretim Genel Müdürlüğü koltuğuna oturmuştu.

12 Eylül 2010’daki referandum sonrasında yüksek yargının yapısında yapılan değişiklikler Er’e 2011’de Danıştay’ın kapılarını açmıştı.

Kritik görevde bulunuyor 

MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın da içinde bulunduğu MİT üyelerinin savcılık tarafından ifadeye çağırılmasıyla ortaya çıkan krizde Danıştay’a atanan kuzen Er’in kritik bir göreve atandığı ortaya çıkmıştı. Er’in üyesi bulunduğu Danıştay 1. Dairesi, Başbakan’ın MİT görevlileri için soruşturma izni vermemesi durumunda buna karşı Danıştay’a başvurabilecek olan Cumhuriyet Savcısının başvurusunu inceleyecek.

MİT krizi döneminde Danıştay 1. Dairesi’nde yer alan savcıların görev yerleri değiştirilirken üye sayısında da azaltmaya gidilmişti. Uzun zaman görevde bulunan üyeler başka dairelere atanırken, İbrahim Er görevinde kalmaya devam etmişti.

Suat Kılıç baltayı taşa vurmuştu 

Erdoğan’ın diğer kuzeni Recep Ali Er ise 2009 yılında Kredi ve Yurtlar Kurumu’nun Ankara Bölge Müdürü olarak atanmıştı. 2006 yılına kadar Bingöl ve Trabzon’da öğretmenlik ve idarecilik yapan Recep Ali Er, 2006 yılında ise Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Samsun Bölge Müdürlüğüne bölge müdürü olarak atanmıştı.

Er, geçtiğimiz yıl Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın Ankara’da öğrenci yurtlarını teftiş ederken bir öğrencinin şikayeti üzerine “sorunu hemen çözün” şeklindeki talimatına “Pazartesi hallederiz” şeklinde cevap vermesi sonucu Kılıç tarafından “Pazartesi olmaz, hemen çözeceksin” sözleriyle gündeme gelmişti. Kılıç tarafından azarlanan Er’in Erdoğan’ın akrabası olduğunu ortaya çıkınca basın “Suat Kılıç baltayı taşa vurdu” yorumunu yapmıştı.

Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi’nde kuzen daire başkanı

Erdoğan’ın öğretmen kökenli bir diğer kuzeni Adnan Er ise 2012 yılı başlarında şimdiki adı Recep Tayyip Erdoğan olan Rize Üniversitesi’nde Sağlık Kültür ve Spor Dairesi Başkanlığı görevine atandı.

1996’da öğretmen olarak göreve başlayan Er, üniversitedeki görevine atanmadan önce Rize Sosyal Bilimler Lisesi’nde Müdür olarak görev yapmaktaydı.

Yandaş basında genel yayın yönetmeni kuzen

Erdoğan’ın bir diğer kuzeni Cengiz Er ise yandaş basındaki yükselişini sürdürüyor. Uzun yıllar Kanal 7’de çalışan Er, 2006’da transfer olduğu Kanal 24’te genel yayın yönetmenliği görevine getirildi. Er daha sonra Erdoğan’la yakınlığı ile bilinen Çalık Holding bünyesinde kurulan A Haber kanalında genel yayın yönetmeni oldu.

Kaynak : Muhalif Gazete

Karakullukçu’yu şikayet etti

CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Danıştay Başkanı Hüseyin Karakullukçu hakkında basına yansıyan iddialarla ilgili disiplin ve ceza kovuşturması başlatılması talebiyle Danıştay Başkanlığı’na başvurdu.

ANKARA – Sezgin Tanrıkulu, başvurusunun ardından Danıştay binası önünde gazetecilere yaptığı açıklamada, Karakullukçu hakkında çok vahim iddiaların basında yer aldığını ancak Danıştay Başkanlığı’nın kendisiyle ilgili herhangi bir soruşturma açmadığını söyledi.  

Bu nedenle Danıştay Kanunu’nun 67. maddesi uyarınca disiplin soruşturması, 76. maddesi uyarınca da ceza soruşturması başlatılması talebiyle Danıştay Başkanlığı’na başvurduklarını anlatan Tanrıkulu, yargının şayia kabul edemeyeceğini söyledi. Tanrıkulu, şöyle konuştu:

”Danıştay Başkanı ile ilgili çok yaygın bir şayia ortaya çıkmıştır. Danıştay Başkanı’na düşen görev Danıştay’ı bu şayiadan kurtarmak ve en kısa yoldan emekliliğini istemek olmalıdır. Zira kendi bu süreci başlatmazsa Danıştay Başkanlığı’nın ilgili yasa maddeleri uyarınca bu soruşturmayı başlatması gerekecektir. Gerçekten de kamuoyuna yansıdığı kadarıyla yapılan görüşmeler bir yargıca, bir Danıştay Başkanı’na yakışmayacak, yargı dünyasının, Danıştay’ın kaldıramayacağı görüşmelerdir. Ardında ne olursa olsun bu şayialardan sonra Danıştay Başkanı’nın bu binada görev yapmaması gerekir görüşündeyim.”

Tanrıkulu, konunun ceza soruşturmasını gerektirecek ağırlıkta olduğunu da öne sürdü.

Bir gazetecinin Karakullukçu’nun konuya ilişkin açıklamalarını hatırlatarak, değerlendirmesini sorması üzerine de Tanrıkulu, ”Yargıçlık mesleğinin ne olduğunu ben Sayın Başkan’a hatırlatacak değilim. Ama Sayın Başkanı’nın bu konuda en azından gerekli özeni göstermediği ortadadır. Bir yargıcın, bir ay içerisinde şaibeli bir insanla, şaibeli olduğu ortaya çıkan ya da soruşturulan bir insanla bir görüşmesi olmaz, araç içerisinde bir görüşmesi olmaz. Sayın Başkan kamuoyuna yansıyan açıklamalarında Danıştay’ın dinlendiğini ifade etmişti. Bu dinlemeden kaçmak amacıyla mı araç içinde bir görüşme yaptı? Dolayısıyla bütün bunlardan çıkaracağımız sonuç, Danıştay Türkiye’nin en sayın yargı kurumlarından biridir. Böyle bir şayiayı kaldıracak kurum değildir. Danıştay Başkanı’nın üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi ve emekliliğini istemesi gerekir” diye konuştu. (AA)

Kaynak : GAZETEPORT

Başkana yüce divan yolu

Hayali ihracatçılarla görüştüğü ortaya çıkan Danıştay Başkanı Karakullukçu hakkında soruşturma açılması ve Yüce Divan ihtimali gündeme geldi.

 ANKARA – İstanbul Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen hayali ihracat soruşturmasında, suç örgütü üyeleri ile makamında ve bir aracın içinde görüştüğü ortaya çıkan Danıştay Başkanı Hüseyin Karakullukçu hakkında soruşturma açılması gündeme geldi. 

Danıştay kanununun ilgili maddeleri, Danıştay Başkanı hakkında ‘’Yüksek hakimlik vakar ve şerefi ile bağdaşmayan veya hizmetin aksamasına yol açan hal ve hareketleri görülür veya öğrenilirse hakkında kovuşturma yapılmasını’’ öngörüyor. Kovuşturmaya karar verilirse, Danıştay Daire Başkanları ve üyeler arasından seçilecek üç kişi soruşturma için görevlendiriliyor.

Başkanın savunması da alınarak bir rapor hazırlanıyor. Danıştay Yüksek Disiplin Kurulu bu raporu inceleyerek karar veriyor. Yüksek Disiplin Kurulu, Danıştay Genel Kurulunca her daireden seçilecek birer üye ile, ikisi dava daireleri ve biri de idari daireler başkanları arasından seçilecek, üç daire başkanı ve Danıştay Başsavcısından oluşuyor.

Bu Kurulun ‘’Uyarı, istifaya davet ya da emekliliğini isteme’’ gibi yaptırımları bulunuyor. Danıştay Başkanı buna uymazsa bir ay sonra istifa etmiş sayılıyor. Yapılacak soruşturmada ceza yasalarına göre suç unsuru bulunursa dosya, Cumhuriyet Başsavcısına gönderiliyor. Açılacak davada 6 ay ve daha fazla hüküm giyen Danıştay mensubu meslekten çıkarılıyor. Anayasa’nın 148. maddesine göre Danıştay Başkanı hakkında göreviyle ilgili bir suçlamadan dolayı yargılamayı ise Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesi yapıyor.

Kaynak : GAZETEPORT

Sayfa1 → 212