İBB yine ‘TÜRGEV’ dedi

thumb

Fatih Belediyesi’nin 25 yıllığına bedelsiz verdiği Mevlanakapı Yurdu arsasının ardından bir park alanı da TÜRGEV’e verildi.

AKP’li Fatih Belediyesi’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan ve kızı Esra Albayrak’ın yönetiminde olduğu TÜRGEV’e (Türkiye Gençlik ve Eğitime Hizmet Vakfı) 25 yıllığına bedelsiz verdiği Mevlanakapı Kız Öğrenci Yurdu’nun bulunduğu aynı bölgede bir park alanı daha TÜRGEV için ayrıcalıklı hale getirildi. İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’nde alınan kararla park alanıyla ilgili “kamu yararı var” denilerek bölgede TÜRGEV’in bir başka yurt binası yapabilmesinin önü açıldı. CHP yargıya gidecek.

544142Fatih Belediyesi TÜRGEV’e 25 yıllığına bedelsiz yurt tahsis etmişti. Cumhuriyet’in ulaştığı tapu kaydında satış bedeli “0 TL” olarak gözükürken 7 bin 927 metrekarelik bostan niteliğindeki arsa için “vesayet altındaki kişilerin mallarının tasarrufu işleminden” notu düşülmüştü. SİT alanında inşaata başlayan Fatih Belediyesi öğrenci yurdu inşa etmiş; yurt 2013’te inşaat halinde iken TÜRGEV’e devredilmişti.

TÜRGEV, Fatih Mevlanakapı mahallesinde yer alan bu yurtla aynı bölgede bulunan ve imar planlarında parkdinlenme alanı olarak görünen bir başka arsayı da 3 Ekim 2013 tarihinde aldı. Alana yurt yapılabilmesi için büyük ölçekli imar planlarında ilk değişiklik teklifi 23 Ekim 2013’te İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclisi’ne (İBB) geldi. Teklif CHP’li Meclis üyelerinin “ret” oyuna karşın AKP’li üyelerin oylarıyla kabul edildi. Aynı teklifin küçük ölçekli imar planı ise 2013 yılının Kasım ayında Fatih Belediyesi Meclisi’ne geldi. Teklif yeniden görüşülmek üzere iade edildi. 3 yıl sonra aynı teklif geçen haziran ayında Fatih Belediyesi Meclisi’ne geldi ve oy çokluğuyla kabul edildi. Park alanıyla ilgili “kamu yararı var” denilerek bölgede TÜRGEV’in bir başka yurt binası yapabilmesinin önü açıldı. Alana yurt yapılabilmesi için koruma kurulunun olumlu görüşü ise geçen hafta İBB Meclis gündemine gelerek oy çokluğuyla kabul edildi.

Teklife itiraz eden CHP’liler ise konuyu yargıya taşıyacak.

Kaynak : http://www.cumhuriyet.com.tr/

MEB “değerlerini” Ensar’dan alsın talebi

meb-degerlerini-ensardan-alsin-talebi-0807161200_m2Bilal Erdoğan’ın yöneticisi olduğu Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA) ile taciz skandalıyla gündeme gelen Ensar Vakfı’nın da katıldığı çalıştaydan skandal talepler geldi…

Tokat’ta Milli Eğitim Bakanlığı Din Öğretimi Genel Müdürü Nazif Yılmaz’ın teşvik ettiği ve Bilal Erdoğan’ın yöneticisi olduğu Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA) ile taciz skandalıyla gündeme gelen Ensar Vakfı’nın da katıldığı çalıştaydan skandal talepler geldi.

Cumhuriyet’ten Sinan Tartanoğlu’nun haberine göre söz konusu çalıştayda,“medreselerin imam hatip okullarına yardımcı unsur olarak hizmet etmesi”, “değerler eğitiminin 0-6 yaştan başlaması, 2 yaşından itibaren mutlaka verilmesi”, “din öğretiminin okulöncesinde de verilmesi”, “ailelerin zeki çocuklarını imam hatip okullarına yönlendirmesi için teşvik edilmesi, bunun için burs olanaklarının sağlanması”, “temel öğretim kurumları öğretmenlerinin de başarılı öğrencileri imam hatip okullarına yönlendirmesi”, “öğrencilerin okul dışında da öğretmenler ve imamlar tarafından takip edilmesi” önerildi.

TÜGVA VE ENSAR DA VAR

Çalıştaya, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın yöneticisi olduğu ve TÜRGEV’in kardeş vakfı olarak bilinen Türkiye Gençlik Vakfı ile Karaman’daki cinsel istismar skandalı ile gündemden düşmeyen Ensar Vakfı’nın il yöneticilerinin yanında hükümetin eğitim politikalarına yön veren Eğitim Bir Sen ve İlim Yayma Cemiyeti’nin yöneticileri de katıldı. Çalıştayın ardından yayımlanan rapora göre, din öğretiminin niteliğinin geliştirilmesi için şu öneriler sunuldu:

* 0-6 yaşa değerler eğitimi: Şahsiyet geliştirme aile eğitimleri ile desteklenmeli. Şahsiyet eğitiminde 0-6 yaş arası önem arz ettiği için bu yaşlarda değerler eğitimine önem verilmeli. Dede ve nineler şahsiyet eğitimine dahil edilmeli. Değerler eğitimi, öğencilerin din öğretimine yatkınlık ve hazırbulunuşluk seviyesini arttırmak için 2-6 yaş arasındaki çocuklara mutlaka verilmeli.

* Okul öncesinde din öğretimi: Din öğretimi okulöncesi dönemden başlayarak verilmeli. Kuranıkerim dersi seçmeli değil, zorunlu ders olmalı. Liselerde öncelikli olarak temel dini bilgiler dersi seçilmeli, sonra diğer dersler seçilmeli.

Kaynak : http://odatv.com/

AKP’nin Ensar Vakfı’nı neden koruduğu ortaya çıktı

59635-icerik

Ensar Vakfı’nın ilişkilerinin haritası, bu vakfın AKP için ne kadar önemli olduğunu ve neden koruma altına alındığını gösteriyor.

Veriler: Haziran Eğitim Komisyonu ve Onur Erem
Harita: Onur Erem
Analiz: Haziran Eğitim Komisyonu

On beş yıllık iktidarı sürecinde AKP; Millî Eğitim Bakanlığı, Diyanet ve İslamî Vakıflar üzerinden laiklik karşıtı, cinsiyetçi, dinci bir eğitim anlayışını adım adım hayata geçirdi.

Sac ayağının asli aktörlerinden olan Diyanet İşleri Başkanlığı, bütün bu süreç boyunca adeta bir fetva kurumu gibi çalıştı; hemen her gün yaptığı açıklamalarla, dinsel hegemonyanın kurulmasına yönelik özel bir görev üstlendi. Toplumsal hayatın Kur’ana göre düzenlenmesine yönelik ‘rıza üretmek’ ve tarihsel karşılığı olan kimi kabulleri din üzerinden yeniden tarif etmek olarak tanımlanabilecek söz konusu görevini yerine getirirken Diyanet, MEB ve Vakıflar arasında sıkı bir işbirliği gerçekleşti.

(İlişki ağını detaylı görmek için haritaya tıklayınız)

screenshot-9rsm57169c9ce337a
Ensar Vakfı evlerinde gerçekleştirilen çocuk tecavüzlerinde de, dinci örgütlenmeler içinde yer alan öğretmenlerin sözlü veya fiili tacizlerinde de bu rıza üretme ve kabuller mekanizması iş gördü. Diyanet’ten ‘babanın kızına şehvet duymasının günah olmadığı’ fetvası verilirken de, bir öğretmenin pantolon giyen kız öğrencisinin bacak arasına baktığında şehvet duyduğunu söylemesi sırasında da veya bir öğretmenin etek boyundan tahrik olduğu öğrencisini otobana yollarken ki tavrında da sığındığı gerekçeler aynı kabullerden beslenmektedir. Bu yüzden Karaman’da, Ensar Vakfı’yla ilişkili bir din görevlisinin 45 erkek çocuğa tecavüz etmesi bireysel, münferit bir olay olarak kabul edilemez, edilmemelidir. Bu olayın arkasında tüm toplumsal yaşamı İslami yasalara göre düzenlemek isteyen dinci siyasal gericilik vardır.

Siyasal İslam’ın Taşıyıcısı Olarak Vakıflar, MEB ve Bir Vakıf Kurucusu ve Bakan Olarak Ömer Dinçer

Ensar Vakfı’nda cisimleşen durum, yeni rejimin özünü oluşturan gericiliğin bir yansıması olarak okunmalıdır. Başta da belirttiğimiz gibi, AKP Rejimi’nin inşasında MEB, Diyanet ve Vakıflar arasında kurulmuş olan ilişki özel bir öneme sahip olup ilişki alanı eğitimle sınırlı değildir. Ne yeyip ne içileceğine, kaç cocuk doğrulacağına, yemeğin hangi elle yenip suyun nasıl içileceğine, etek boyuna, kimin iffetli kimin iffetsiz olduğuna varıncaya kadar hayatın her alanındaki ilişkilere dair söz söyleyen bir müdahallik söz konusudur.
Bütün bu müdahalliklerin merkezinde “Değerler Eğitimi” denilen zırva yer almaktadır. Zırvanın mucidi Ensar Vakfı olmakla birlikte, yaygınlaşmasında bir dönem Milli Eğitim Bakanlığı da yapmış olan Vakıf kurucularından Ömer Dinçer önemli bir rol oynamıştır. Gerek Dinçer gerekse de ardılı bakanlarca MEB ve İslami Vakıflar arasında eğitimin gericileştirilmesine yönelik çok sayıda protokol gerçekleştirilmiştir.

Protokoller Üzerinden İlerleyen İşbirliği. “MEB Hayratı”ndan Yararlanmak İçin Kuyruğa Giren Vakıflar: Ensar, TÜRGEV, Furkan ve Diğerleri

Vakıflarla MEB ve Diyanet arasındaki ilişki AKP iktidarının ilk yıllarından itibaren süregelmiş ama en verimli, en kritik adım 2014 yılında atılmıştır. 13 Eylül 2014 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanan yasal düzenlemeyle Milli Eğitim Bakanlığı, imam hatip liselerinde mesleki eğitim için ‘çeşitli kurumlardan destek almanın’ önünü açmış; bu durum, “imam hatip liselerinde eğitim ve öğretim yılı süresince ‘imamlık, hatiplik, vaizlik, müezzinlik, Kuran kursu öğreticiliği ve benzeri mesleki uygulamalara’ yönelik eğitimlerle ilgili ‘çeşitli kurumlardan destek alınabilecektir’ biçiminde tarif edilmiştir. Yeni düzenlemeyle, eğitimin gizli ‘patronu’ Bilal Erdoğan’ın TÜRGEV’i ile Ensar Vakfı, Furkan Vakfı, Hizmet Vakfı, Hayrat Vakfı gibi gerici kurumların devlet okullarında ders verebilmesi, kitap dağıtabilmesi ve kendi kurumlarında öğrencileri stajyer olarak eğitebilmesinin yolu açılmıştır.

MEB Din Öğretimi Genel Müdürlüğü ve Ensar Vakfı arasında Çankırı’da yapılan “namaz bilinci ve diriliş” konferansı düzenlenmesine ilişkin işbirliği protokolü, MEB Yalova İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve Yalova Valiliği ile vakıf arasında Yalova Anadolu İmam Hatip Lisesi külliyesi yapım protokolü, Marmaris İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ile vakfın Marmaris şubesi arasında yaz okulu protokolü, MEB İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile vakfın Değerler Eğitimi Merkezi arasında gercekleştirilen “Türkiye Değer Ödülleri” Değerler Olimpiyatı etkinlikleri düzenlenmesine yönelik protokol, söz konusu işbirliği sonucunda ortaya çıkmış girişimlerdir.

Yine ortaçağ karanlığının yeniden tesisi anlamına gelecek olan “Sübyan Mektepleri” ile ilgili faaliyetler, MEB’in bilerek okul öncesi çağındaki çocuklara yönelik kamu görevini yerine getirmemesine bağlı olarak devreye İslami vakıfların sokulması sonucu gerçekleşmiştir. MEB, gizli açık yaptığı protokollerle durmaksızın suç işlemektedir.

AKP’nin Finans Kaynaklarından Biri Olarak Vakıflar

AKP rejiminin neoliberal, piyasacı kapitalizmle siyasal İslamı nasıl harman ettiğini gerek vakıfların iç işleyişinde gerekse de MEB, Diyanet ve vakıflar arasında kurulmuş olan ilişkinin kendisinde görmek mümkündür. İslami Vakıflar, iktidarın hedeflerine ulaşmasında her şeyden önce bir gelir kaynağıdır. Yurttaşların dini duygularını istismar ederek bağış adı altında toplanan paralar, siyasal İslamcılığın temel finans kaynaklarından birini oluşturmaktadır. Bu gerici ağın para akışı vakıflar üzerinden sağlanmaktadır. Vakıflar stratejisiyle, başta değerli arazilerin bedelsiz tahsisi olmak üzere, kamusal kaynaklar AKP rejiminin bekası adına bu vakıflara aktarılmaktadır. Diğer taraftan ihale beklentisi içindeki sermaye gruplarının bu vakıflara para aktarması sağlanarak çark büyütülmekte ve rejimin teminatı nesillerin yetiştirilmesi bu sayede mümkün olabilmektedir.
Bu nitelikleriyle vakıflar, AKP’nin ‘dindar ve kindar bir nesil yaratma’ projesinde kilit bir konumdadır ve her geçen gün, yapılan yeni düzenlemelerle bu konumları güçlenmektedir.

Vakıflar İçinde Bir “Merkez” Vakıf: Ensar!

Ensar Vakfı, gerek kuruluş amacı gerekse de süreç içinde üstlenmiş olduğu fonksiyonla AKP diktatörlüğünün bugünlere gelişinde merkez kurumsal hikayelerden birini temsil etmektedir.
“Ensar” Arapçada ‘yardım edenler, yardımcılar, koruyan’ anlamına geliyor. Neye yardım ediyor, neyi koruyor peki? Yeni rejimin temsilcilerinin toplu fevaranından da anlaşılacağı üzere AKP’yi, Recep Tayyip Erdoğan’ı. “Hepimiz Ensar”ız demeleri boşuna değil. Hisler karşılıklı!

Kuruluşunda yer alanların, bugünkü yöneticilerinin ve gelmiş geçmiş başkanlarının çoğunlukla kesiştiği iki önemli özellik bulunuyor. Hemen hepsi Erenköy Nakşibendi cemaatinin üyesi ve hemen hepsi Kartal Anadolu İmam Hatip Lisesi mezunu olup yine hemen hepsi okulun mezun ve mensuplarının kurduğu dernek üyesi.

Dinci-mezhepçi gericiliğin ideolojik aygıtı olarak kurgulanan Ensar Vakfı’nın kuruluş tarihi 1979. Vakıf, özellikle AKP’nin iktidara gelmesi sonrasında hızla büyümüş. Vakfa bağlı TV kanalı, yayın evleri ve çok sayıda kültür merkezi bulunuyor. 46 öğrenci yurdu, binlerce örgüt eğitim eviyle, 80 ilde 160’a yakın şubeyle memleketin ve çocuklarımızın üzerine bir karabasan gibi çöktüğünü söylersek durumu abartmış olmayız sanırız.
Ensar Vakfı’yla ilgili işin sırrı, Kurucular Kurulu’nda. Gerek ilk gerekse bugünkü mütevelli heyetinde yer alan isimlere bakıldığında, bu isimlerin ilişkili olduğu kurumların listesi çıkartıldığında nasıl bir çıkar örgütüyle karşı karşıya olduğumuz görülebiliyor.

Abilerin Abisi Ahmet Şişman, Dinci Gericiliğin Borazanı Yeni Şafak ve İsmail Cenk Dilberoğlu

Bu tecavüzcü, AKP’li belediyeler tarafından korunup kollanan çıkar örgütünün kilit isimlerinden biri Kurucular Kurulu’nda yer alan Ahmet Şişman. Şişman, çocuklarımızın zihnini karartan hurafeler üzerine kurulu “Değerler Eğitimi”nin mucidi. 2002 yılında, dinci hurafelerin yaygınlaştırılması amacıyla “Değerler Eğitim Merkezi”ni kuran Şişman,Yeni Şafak gibi paçavranın ilk imtiyaz sahiplerinden olmasının yanı sıra vakfa bağlı faaliyet gösteren dinci yayın evlerinin de kurucusuydu. “Doğru ahlak” kisvesi altında akla dayalı bilginin yerine dinci söylemin yerleşmesi için çaba harcayan Ahmet Şişman, öldüğü 2011 yılına kadar örgütün bir numaralı ismi, abilerin abisiydi.

Yeni Şafak, Şişman’ın ölümünden sonra da dinci gerici ideolojinin temel aygıtlarından biri olmaya ve “rahle-i tedris”inden geçen kadrolar üzerinden İslami hareketi yönlendirmeye, bu kadroların kurumsal yapılarla ve Vakıf’la olan ilişkilerini sağlamlaştırmaya devam etti. Örneğin, Yeni Şafak yazarı ve Anadolu Ajansı Genel Müdürü Şenol Kazancı, THY Kargo Başkan yardımcısı ve Ensar’ın mütevelli heyetinden Şeref Kazancı’nın kardeşi. Şenol Kazancı, aynı zamanda, Ensar’ın bugünkü başkanı İsmail Cenk Dilberoğlu’nun da yakın arkadaşı.

Vakfın bugünkü başkanı İsmail Cenk Dilberoğlu, Bilal Erdoğan’ın karısından sonra en çok görüştüğünü söylediği isim. Bugün THY yönetim kurulunda saf tutup nemalanan yandaş avukat Dilberoğlu, AKP gençlik kollarında da uzun yıllar çalışmış. Dilberoğlu, 17/25 Aralık yolsuzluk haftasında ses kayıtlarında yer alan önemli aktörlerden. Bilal Erdoğan’la “muhteşem” bilgi birikimlerini birleştirerek ülkenin eğitim sistemini nasıl daha fazla imam hatipleştirecekleri konusunda, karşılıklı yürüttükleri fikirleri dinlemiş, doğrusu kendilerinden epeyce de “feyz” almıştık.

Damat Olmadan Olmaz! Ne Kadar Çok Damat, Ne Kadar Çok Şeytanlık, O Kadar Çok İhale!

Ensar’ın ilişkilerini Erdoğan ailesi ve yakın çevresi ile sınırlı tarif edersek Vakfın kapsama kabiliyetine haksızlık etmiş oluruz. Ensar Vakfı Başkan yardımcılarından Mehmet Sarımermer, AKP kurmaylarıyla Ensar Vakfı arasındaki “aile bağları”nı güçlendirenlerden. Abdullah Gül’ün damadı Sarımermer, aynı zamanda Kadir Topbaş’ın oğlu H.Ersan Topbaş ile iş ortağı.

Bağlar bu kadar kuvvetli olunca alınan ihaleler de kuvvetli oluyor haliyle. Kamu kaynaklarının bu söz konusu dinci çete tarafından har vurulup harman vurulmasında belediyeler başrolde. Örneğin, 2012’de İBB’nin 5 ihale aldığı Bilgisayar şirketi Prodigy Bilişim ortaklarından biri Vakıf kurucularından Ali Erilli’nin oğlu Ali Osman Erilli.

Çalıp çırpma, kitabına uydurma konusunda çok yetenekliler. Osmanlı’da oyun çok. Misal, Hamidiye Su, İBB’nin kendi şirketi. En azından biz öyle biliyoruz. Ancak kazın ayağı öyle değil. Şeytanın bile aklına gelmeyecek yöntemle İBB, 2005 yılında Hamidiye Su’yu Ali Osman Erilli’nin ortaklar arasında yer aldığı Zirve Gıda’ya ihale ediyor. Yani kendi suyunu kendine sattırıyor.

Ahd etmişler. Kamu kaynaklarını,sülalece sonuna kadar sömürüyorlar. Baba Ali Erilli’yi de hafife almamalı. Kurucusu olduğu ALUCRA derneği, bir diğer gerici kurum olan İYC’den ayni nakdi yardımlar alıyor.

İhaleler Verilirken Başta Kadir Topbaş Olmak Üzere Hepsi Oradaydılar!

Belediye desteğinin biçiminin, maddi katkının ucu bucağı yok. Eşeledikçe derinleşiyor, dal budak salıp genişliyor.
Ensar Vakfı’yla İBB arasındaki en organik bağlardan biri, aynı zamanda vakfın kurucularından olan İstanbul Büyükşehir belediye Başkanı Kadir Topbaş. Belediye Vakıf ilişkilerindeki anahtar isimlerden bir diğeri ise Recep Çalık. Ensar Vakfı kurucularından Çalık, bir dönem Topbaş’ın danışmanlığını ve İBB idari koordinatörlüğünü yapmış olan bir isim. Bu karmaşık gibi görünen ama aslında son derece net ilişki ağı içinde oklar hep Vakıfla ve AKP’yle bağı kuvvetli olan ailelerin kazanç hanesine çıkıyor. Şeytana pabucunu ters giydirme hususunda birbirleriyle yarışıyorlar. Örnekse, Orman Bakanlığı,25.000 Tl doğrudan teminle bilgi işlem ihalesi yapıyor. Sonra aynı ihale yeniden açılıyor ve İTÜ üzerinden Topbaş ailesine ait bir şirkete 1 milyon TL’ye veriliyor. Orman Bakanı Veysel Eroğlu sıkı bir Ensar destekçisi olmayıp da ne yapsın?!

Öte yandan İBB’nin Ensar Vakfı’na 7 yurt binasını bedelsiz tahsis ettiği de biliniyor. Ama tahsis bununla sınırlı değil. Hizmette sınır yok! İhale ve alımda da! İBB, 2012-2013 yılından bu yana Ensar Neşriyat’tan ihalesiz 100 binlerce liralık kitap alımı yapıyor. Yüksek bedelle alınan bu kitaplar bu karanlık ilişki ağı işletilerek yoksul aile çocuklarının zihinlerinin köreltilmesinde kullanılıyor.
Ne Ararsan Var! THY Yöneticisi, Eski-Yeni Belediye Başkanı, Müftü, Spor Kulübü Menejeri, Milletvekili.. Hepsi Bir Arada!
THY yönetim kurulu üyesi Abdurrahman Kayapınar, Ensar’ın mütevelli heyetindeki avukatlardan. Avukatlığını yaptığı isimlerden biri Kadir Topbaş, diğeri ise ‘Kabataş Yalancısı’ diye bilinen Zehra Develioğlu.

Bir başka isim Ensar çetesinin elebaşlarından olan Feyzullah Kıyıklık. Bağcılar eski AKP belediye başkanı Kıyıklık, İYC ve imam hatipleri birleştiren Önder Vakfı gibi gerici vakıfların kurucuları arasında yer alıyor. Ve bir başka önemli ayrıntı: Kıyıklık’ın ismi, Tayyip Erdoğan ve eski MEB bakanı Ömer Dinçer ile birlikte gerici Birlik Vakfı kurucuları arasında geçiyor.
Okçular Vakfı, ARDEV, Asitane Vakfı gibi gerici merkezlerin kurucusu veya üyeleri arasında yer alan Beyoğlu belediye başkanı Misbah Demircan da Ensar Vakfı’nın mütevelli heyetindeki isimlerden.

Bir başka isim Rıdvan Nizamoğlu. Ensar’ın eski başkanlarından. Yurt dışı Diyanet görevlerinden sonra, önce İstanbul müftülüğü, ardından da Diyanet ve vakıflar arasındaki organik ilişkiyi tescil edercesine İstanbul Vakıflar Başmüdürlüğü görevine getiriliyor.

Ensar’ın da Bildiği Gerçek: Futbol, Sadece Futbol Değildir!

Mütevelli heyetinin genç isimlerinden 1980 doğumlu Mustafa Eröğüt İBB/Başakşehir spor kulübünün idari menejeri olarak görev yapıyor. A Milli takımın yönetiminde de çalışan ve Acıbadem grubunun başkanı Mehmet Ali Aydınlar’ın damadı Eröğüt, vakfın spor kurumlarıyla olan ilişkisini de gösteren bir örnek. Eröğüt, bu alanda yalnız değil. Bir başka Ensar kurucusu, M. Ata Özer de 2009 yılında, Türkiye Okul Sporları Federasyonu Başkanlığı görevini ifa etmişti. O göreve, “hizmette süreklilik anlayışı”nın doğal bir sonucu olarak, aynı yılın Eylül ayında, İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü görevinden apar topar alınması sonrasında getirilmişti.
Vakıf Kuruculuğundan Milletvekilliğine, Oradan da Ağır Haddeciliğe: İlişkiler Tamamen Duygusal!
Tayyip Erdoğan’ın İstanbul belediye başkanlığı yaptığı dönemde genel sekreter olan Mustafa Açıkalın da vakfın kurucuları arasında yer alıyor. Açıkalın, 2002 yılında AKP İstanbul milletvekili seçilmiş. Bu tarihten itibaren de Başkan Tayyip yürü ya kulum demiş, Açıkalın, kabına sığmamış, ağır takılmış;1985 yılında kurulan Ağır Haddecilik Anonim Şirketi’nin hisselerinin tümü, kimbilik hangi akçeli pazarlık sonucunda Açıkalın’a devredilmiş!

Nerede Dinsel Çağrışımlı Akçeli Bir İş Varsa Orada Bir Ensar Kurucusu Var!

Hem İslami İlimler Araştırma Vakfı’nın hem de Ensar Vakfının kurucuları arasında ismi geçen İsmail Bacacı, aynı zamanda “Helal Gıda” konseptinin yaratıcısı olan Güvenilir Gıdalar Vakfı’nın da kurucusu. Bacacı’nın Ülker grubuyla ortak ve Saf Gayri Menkul’le devir yoluyla birleşen Sağlam Gayri Menkul’de de hisseleri mevcut. Sermaye iktidar ilişkisinin paravanlarından biri olan Bacacı, çok yönlü bir Vakıfçı; “Düşünce” gibi İslami dergilerde din üzerine makaleler yazarak idelogluk yapmayı da ihmal etmiyor!

Ne Doğanın Yeşili Umurlarında Ne de Tarihin Korunup Kollanması

Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen de Ensar’ın mütevelli heyetinde yer alan isimlerden. Biz kendisini 2014 seçimlerinde Validebağ Korusu gibi, Anadolu yakasının Karacaahmet’ten sonra 2. Büyük yeşil alanını Hyde Park’a çevirmeyi vaad eden, doğa ve halk düşmanı tavrıyla tanıyoruz. Son icraatı, ata dedelerinin gayri müslimlere yönelik el koymacı tavırlarıyla uyumlu. Türkmen ve Ensar Vakfı işbirliğiyle, 2105 yılında, İstanbul Ermenilerinin tarihinde yer etmiş bir mekanın gaspına ilişkin önemli bir adım atıldı; Üsküdar İcadiye Mahallesi’ndeki 250 yıllık Ermeni Okulu, belediye himayesinde Ensar Vakfı’na yurt olarak kiralandı.

Halil Türkmen’in İslamcı Vakıflarla olan rabıtası Ensar’la sınırlı değil. Gönlü geniş. Türkmen, sıkı bir İslami Vakıflar destekçisi. Üsküdar Belediye Meclisi’nin son iki yılda almış olduğu 233 kararın 15’i aralarında Ensar, İlim Yayma Cemiyeti, Yedi Hilal Derneği gibi İslamcı Vakıflarla ilgili. Bu kararların hemen hepsi, yardım ve destek içerikli.
“Ensar” Her Yerde! Ensar’sız Sanat, Sanatsız Hegemonya Olmaz!
Sanat sektöründe de mevzilenmeyi ihmal etmeyen gerici zihniyetin bu alandaki temsilini, vakıf kurucularından Ali Osman Emirosmanoğlu üstlenmiş.Türk sinemasında, 1969 yılından beri dinci ve gerici ahlak anlayışın dikte edildiği filmlerin neredeyse tümü Emirosmanoğlu’nun şirketi Elif Film tarafından çekiliyor. Yalnız gezmiyorlar, yanlarında, çeperlerinde mutlaka bir başka “ensar” oluyor. Serdar Karagöz o isimlerden biri. Ensar kurucularından olan ve Emirosmanoğlu’nun eğitmen olarak görev yaptığı İstanbul Medya Akademisi’nde çalışan Karagöz, aynı zamanda Sabah gazetesinde köşe yazarlığı yapıyor.

İman “Yerli” Nasılsa, İsim Yabancı Olsa da Olur! Önce Sağlık!

Ensar’ın sağlık sektörüyle de ilişkisi var. Eski adı “Özel Ensar Sağlık” olan Avicenna hastaneleri doğrudan vakfa bağlı olarak faaliyet yürütüyor. Allah verdikçe veriyor, kazandıkça kazanıyorlar.

İşlenen Bütün Cinayetler “Ensarlar”a Çıkıyor!

Artık şaşırmıyoruz! Recep Tayyip Erdoğan’ın çocukluk arkadaşlarından Aziz Torun da Ensar Vakfı’nın kurucuları arasında yer alıyor. Kendisini işçi cinayetlerinden tanıyoruz. Erdoğan, çocukluk arkadaşının arkasında misket oynadıkları günlerin hatrına durmuyor kuşkusuz. Torunlar Center inşaatında 2014 yılında öldürülen işçilerle ilgili davanın akamete uğratılmasının, protesto gösterilerine gaz bombalarıyla karşılık verilmesinin gerisinde, İslamcı pragmatistlerin, işçinin canını malını hiçe sayan bu vahşi neoliberal sistemle kurmuş oldukları çıkara dayalı işbirliği var. Birbirlerine “ensarlar”, kaygıları ortak, çıkarları bir çünkü.

“Yeni Türkiye”nin Yeni Anayasası da Artık Ensarlar’dan Soruluyor!

2016 Ocak ayında Türkiye Anayasa Platformu toplandı. Aralarında Ensar, Birlik, ASKON, İHH, İYC, MÜSİAD, Önder, TGTV, TÜRGEV gibi gerici vakıf ve patron dernekleri de vardı. Ülkenin anayasa düzenlemesi için “STK’lara soruyoruz, milletin sesini önemsiyoruz” söyleminin esas anlamı şuydu: “Ümmet için gerici dinci uyuşturucu sistemin, bilimsel laik ve ilerici toplumsal yaşamın önüne geçmesini hangi kanunlarla sağlayabiliriz, onu bir konuşalım”. Bir tür meydan okumaydı bu aslında. Durum böyleyken; AKP, yandaş sendikaları sermaye ağları ve gerici dinci örgütleriyle koordineli bir şekilde hareket edip, onları “asil özne” olarak gören bir yerden tahkimatını yaparken, hala Anayasa tartışmalarından bir şey çıkacağını ummanın safdillikten öte bir anlamı olsa gerek.
Üç, Beş, On Okul Yetmez! Kültür Merkezleri, Yatılı Kur’an Kursları da Olsun! Her Yer, Memleket Ensar Olsun!
Vakfın İstanbul’da bilinen 3 anaokulu var. Başakşehir’de koleji var. Mardin’de ilkokulları, Niğde’de rehabilitasyon merkezi var. GOP, Batman ve Malatya’da kültür merkezleri var. Gerici eğitim merkezi olarak kullandıkları gençlik kültür merkezlerini Gençlik ve Spor Bakanlığı destekli projelerle yapıyorlar. Çaycuma’da 4-6 yaş grubu için yatılı kuran kursları var. Yasalara göre bu yaşta çocukların devlete bağlı olmayan kurumlar aracılığıyla yatılı okuması mümkün değil. Ama devlet AKP devleti olduğu için ve yasaları aşarak pratiğe geçirdiğinden, barınma ve eğitim ihtiyacı içinde olan küçücük çocuklarımızın geleceği, tecavüzcü Ensar gibi örgütlerin elinde karartılabiliyor.

Devletin Bütün Birimleri Ensarcılar Tarafından Tapulanmış Durumda!

Vakfın Ankara şubesi yönetimi devletle doğrudan ilişkili bir öbek halinde kurgulanmış: Nusret Yazıcı İŞKUR Genel Müdürü, Naim Gürhan Keskin Yurt Dışı İşçi Hizmetleri Genel Müdürü, Münib Karakılıç TETAŞ Genel Müdürü, Davut Güney ise Tapu Kadastro Genel Müdürü. Aynı ilişkilenmeyi, Ensar Vakfı şubesinin olduğu her yerde görmek mümkün.

AKP İktidarı; ENSAR, TÜRGEV, İHH, vb. kuruluşlara kamu arazilerini, binalarını peşkeş çekmiş, okullarda çalışma yapmalarının önünü sonuna kadar açmış, özellikle yoksulların çocukları, türlü yöntem ve tezgâhlarla İslami Vakıfların tahakküm ve himayesine mecbur bırakılmıştır.

Ensar çetesi, şubeleri, yurtları ve hurafelerle örülü dinci eğitim anlayışı aracılığıyla ülkenin her tarafına yayılmış örgütlü bir güç durumundadır. Eğitim politikalarının belirlenmesinde söz sahibi olan bu çıkar örgütü, çocuklarımızın zihnen ve bedenen yaşadığı istismardan, taciz ve tecavüzden birinci derecede sorumludur. AKP ve Ensar bir bütündür. AKP Ensar’dır, Ensar AKP’dir. İşlenen suç bireysel değil kamusaldır. Kamuya, memlekete, çocuklarımıza karşı işlenmiştir. Suç büyüktür, suçları büyüktür. Şüphesiz ki yargılanacaklar. Ne mağdur edebiyatları ne de utanıp sıkılmadan söyledikleri yalanlar onları kurtaramayacak. Ve bizler; bu ülkenin iyiden, güzelden ve haklıdan yana olan aydınlık insanları, Ensar’ın ve Ensarcılar’ın, bir suç örgütü olarak AKP’nin yargılandığını göreceğiz. Er ya da geç ama mutlaka göreceğiz!…  / Kaynak :  BİRLEŞİK HAZİRAN HAREKETİ EĞİTİM KOMİSYONU

Kaynak : http://www.haberdar.com/

Tarikatlar anlaşamadığı için Milli Eğitim Müdürlüğü’ne atama yapılamadı!

istanbul-milli-egitim-mudurlugu-binasinda-yanginİstanbul Milli Eğitim Müdürü Muammer Yıldız’ın Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı’na atanmasıyla boşalan koltuk, tarikatların rekabetini ve çekişmesini ortaya çıkardı. TÜRGEV, İlim Yayma Cemiyeti, Ensar Vakfı, İmam Hatip Mezunları Derneği, Hüma Vakfı gibi tarikat oluşumlarının anlaşamaması nedeniyle atama yapılamadı.

İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü’nden Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı’na atanan Muammer Yıldız, görevini dini vakıflar ve AKP yanlısı sendikalar birbirine girdiği için bırakamıyor. Her iki koltukta da boşluk var.

Sözcü‘den Saygı Öztürk‘ün haberine göre, öğrencilere karnelerin verildiği gün Milli Eğitim Bakanlığı’nda sürpriz atamalar yapıldı. Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarı Yusuf Tekin, göreve başladığı dönemde özel kalem müdürlüğüne getirttiği Bülent Çiftçi’nin genel müdürlüğe, yanında eğitim uzmanı olarak görev yapan Ercan Demirci’nin ise müsteşar yardımcılığına atanmasını sağladı. Müsteşar Yardımcısı Salih Çelik, uzun süredir sürdürdüğü görevden alınıp Washington Eğitim Müşavirliği’ne verildi. Bakanla ilişkilerinin bozuk olduğu bilinen Tekin’in bu hamlesi MEB’te belirli bir kesim tarafından tepkiyle karşılandı.

TÜRGEV, ENSAR, HÜRMA, İLİM YAYMA CEMİYETİ…

Bu arada İstanbul Milli Eğitim Müdürü Muammer Yıldız’dan boşalacak koltuk için dini vakıflar arasında müthiş bir yarış başladı. AKP’ye yakınlığıyla bilinen öğretmen sendikası Eğitim Bir-Sen, Erdoğan’ın oğlunun yöneticisi olduğu TÜRGEV, İlim Yayma Cemiyeti, Ensar Vakfı, İmam Hatip Mezunları Derneği, Hüma Vakfı arasında yaşanan sorunlar, atamalarla birlikte gün yüzüne çıktı. Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı’na daha önce de kurul üyesi olarak görev yapan İstanbul Milli Eğitim Müdürü Muammer Yıldız’ın getirilmesi planlandı. Ancak Yıldız, İstanbul’daki müdürlere veda etmesine rağmen, yerine yapılacak atamada etkili olan sendika ve derneklerin anlaşamaması yüzünden kentten bir türlü ayrılamadı. Talim ve Terbiye Kurulu Başkanı Emin Karip’in görev süresi de uzatılmadı.

KOCABIYIK’IN EŞİ ALINDI

İzmir Milletvekili Hüseyin Kocabık’ın eşi olan Temel Eğitim Genel Müdürü Funda Kocabıyık da, etkili olan bu genel müdürlükten alındı, Avrupa Birliği ve Yurtdışı Eğitim Genel Müdürlüğü’ne atandı. Yabancı ülkelerde sıkı işbirliğini gerektiren ve bu yüzden göreve getirilecek kişinin yabancı dil bilmesinin gerekli olmasına karşın, Kocabıyık’ın yeterli yabancı dil bilgisine sahip olmadığı belirtildi.

Kaynak : http://haber.sol.org.tr/

Bilal Erdoğan kolej zincirine ortak oldu

4670TÜRKİYE genelinde TÜRGEV isimli vakfı ile öğrenci yurtları açan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan şimdi de özel okul sahibi oldu.

Erdem Özel Eğitim Hizmetleri’nin çatısı altında birçok eğitim kurumu bulunuyor.

İstanbul Ümraniye’de hizmet veren şirketin çatısı altında İrfan Koleji, Ümraniye Anaokulu, Fen Lisesi, Anadolu Lisesi, Madenler Ortaokulu, Atakent İlkokul ve Ortaokulu hizmet verirken toplamda bine yakın öğrencisi bulunuyor. 3 Kasım’da yapılan yönetim kurulu toplantısında yönetime giren Bilal Erdoğan ayrıca İlim Yayma Vakfı kurucuları arasında yer alıyor. 12 milyon Türk Lirası sermayesi bulunan Erdem Özel Eğitim Hizmetleri Anonim Şirketi’nin Yönetim Kurulu Başkan Yardımcılığı’na İstanbul Sebahattin Zaim Üniversitesi Mütevelli Heyeti Üyesi İsmet Ağan getirildi. Yine aynı üniversitede Mütevelli Heyeti Üyesi olan ve Kamu Aydınlatma Plaformu bağımsız üyesi olarak görevine devam eden Mustafa Büyükabacı da şirket yönetimine girdi.

5670KREDİYİ VEREN DE YÖNETİMDE

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın diğer oğlu Burak Erdoğan’a gemi alması için kredi veren isim de yönetimdeki yerini aldı. Dönemin Albaraka Türk yöneticisi Turgut Simitcioğlu’nun verdiği krediyle Burak Erdoğan geminin parasını 10 yıl vadeli krediyle ödemişti. Ayrıca Simitçioğlu için Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “30 yıllık dostum”dediği de biliniyor.

Kaynak : Bora ERDİN – http://www.sozcu.com.tr/

Belediye 1 milyon TL’ye kiraladığı yurtları bedelsiz olarak TÜRGEV ve Ensar Vakfı’na tahsis etti

page_belediye-1-milyon-tlye-kiraladigi-yurtlari-bedelsiz-olarak-turgev-ve-ensar-vakfina-tahsis-etti_0692452695 vakfa, toplam 19 bina tahsis edildi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), aralarında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın yönetim kurulunda bulunduğu TÜRGEV ve Ensar Vakfı’nın da bulunduğu toplam 5 vakfa, 19 binayı bedelsiz olarak tahsis etti. CHP’li Meclis üyesi Erhan Aslaner, bu binalardan 3 tanesinin İBB mülkiyetinde olduğunu, geri kalan binaların kiralama yöntemiyle vatandaşlardan alındığını ve bu kiralama ve tahsislerin yurttaşlara maliyetinin 1 milyon TL olduğunu kaydetti.

DHA’dan Ezgi Çapa‘nın haberine göre, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, yurt olarak kullanılmak üzere TÜRGEV’e 6 bina daha tahsis etti. TÜRGEV’in yanı sıra Ensar Vakfı’na 7, Aziz Mahmud Hüdayi Vakfı’na 4, Asitane Kültür Sanat ve Eğitim Vakfı’na 1 ve İstanbul Daru’l Fünun İlahiyat Vakfı’na 1 olmak üzere toplam 19 binanın bedelsiz olarak tahsisi yapıldı. 

İBB Meclisi’nin Kasım ayı oturumunda, Meclis’in ana gündemini oluşturan 2016 İstanbul Bütçesi’nin görüşüldüğü oturum öncesinde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile TÜRGEV, Ensar Vakfı, Aziz Mahmud Hüdayi Vakfı, Asitane Kültür Sanat ve Eğitim Vakfı ve İstanbul Daru’l Fünun İlahiyat Vakfı arasında protokol yapılmasına karar verildi. 

“Bedelsiz tahsis edilen binalar için 1 milyon TL harcandı”
İBB Meclisi’nde, ’Orta ve yüksek öğrenim öğrenci yurtlarına ilişkin ortak hizmet projesi’ adı altında, 6 adet bina yurt olarak kullanılmak üzere TÜRGEV’e tahsis edildi. Aynı oturumda görüşülen protokollerle, Ensar Vakfı’na 7, Aziz Mahmud Hüdayi Vakfı’na 4, Asitane Kültür Sanat ve Eğitim Vakfı’na 1 ve İstanbul Daru’l Fünun İlahiyat Vakfı’na 1 olmak üzere toplam 19 bina bedelsiz tahsis edildi.

Meclis’te teklifin görüşülmesi sırasında söz alan CHP’li Meclis üyesi Erhan Aslaner, bu binalardan 3 tanesinin İBB mülkiyetinde olduğunu, geri kalan binaların kiralama yöntemiyle vatandaşlardan alındığını ve bu kiralama ve tahsislerin yurttaşlara maliyetinin 1 milyon TL olduğunu kaydetti. 

CHP’li Meclis üyesi Esin Hacıalioğlu ise tahsis edilen yerler arasında yapı yasağı getirilmiş alanlar olduğunu savunarak, “Öğrenci yurdu olarak verdiğiniz alan yapı yasağı olan alan. Başka bir alana bakıyorsunuz, yeşil alan. Başka bir alana bakıyorsunuz, konut alanı” diyerek, teklifin yeniden değerlendirmek üzere geri çekilmesini talep etti. Ancak teklif, AKP’li üyelerin oylarıyla oy çokluğuyla kabul edildi.

TÜRGEV’e 6, Ensar Vakfı’na 7 yurt

TÜRGEV’e tahsis edilen taşınmazların listesi şöyle:

-Sarıyer Maslak Mahallesi, 4065 ada, 1 parsel sayılı yer. Maslak Mahallesi, Büyükdere Caddesi Atatürk Oto Sanayi 53. Sokak, No:13.

-Üsküdar Ahmediye Mahallesi, 408 ada, 3 parsel. Ahmediye Mahallesi, Tunusbağı Caddesi, Kefçedede Sokak, No: 23.

-Fatih Balabanağa Mahallesi, 231 pafta, 918 ada, 96 parsel. Balabanağa Mahallesi, Büyükreşitpaşa Caddesi, No: 16.

-Şişli Kaptanpaşa Mahallesi, 10256 ada, 2 parsel. Kaptanpaşa Mahallesi, DarülacezeCaddesi, No: 12.

-Avcılar Gümüşpala Mahallesi, 19958 parsel, Gümüşpala Mahallesi, Şükrübey Durağı, E-5 yan yol, No: 140.

-Şişli Mecidiyeköy, 9123 ada, 29 parsel. Mecidiyeköy, Şehit Er Cihan Namlı Caddesi, No: 114/122.

Ensar Vakfı’na, Ataşehir, Büyükçekmece, Maltepe ve Şişli’den birer; Kartal’dan ise 2 taşınmaz tahsis edildi. Aziz Mahmud Hüdayi Vakfı’na ise Gaziosmanpaşa’dan 1, Üsküdar’dan da 3 olmak üzere toplam 4 taşınmaz tahsis edildi.

İBB Meclisi, Eylül ayında da, yurt olarak kullanılmak üzere kiraladığı 9 binadan 4’ünü TÜRGEV’e tahsis etmiş, diğer binalardan 2 tanesi Türkiye Gençlik Vakfı’na, birer tanesi de Ensar Vakfı, İstanbul Daru’l Fünun İlahiyat Vakfı ve Aziz Mahmud Hüdayi Vakfı’na verilmişti. 

Kaynak : http://t24.com.tr/

Yanıtsız kalan 5 soru

lBilal Erdoğan, ülkelerin gelir dağılımı adaletini ölçmeye yarayan GINI katsayısının iyileşmekte olduğunu söyledi. Oysa Türkiye’nin GINI rakamları 10 yıldır kötüye gidiyor.

Bilal Erdoğan önceki gece hükümete yakınlığıyla bilinen A Haber’in canlı yayına katıldı. Kendisini, ailesini ve TÜRGEV’i savunan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’a programda ‘sorulmayan ya da sorulamayan sorular’ vardı. Biz de Bilal Erdoğan’a yöneltilmeyen, yanıtsız kalan soruları derledik.

1 TÜRGEV’e gönderilen 100 milyon dolarlık bağış neyin karşılığıydı?

17-25 Aralık döneminde en çok tartışılan konu TÜRGEV’e yurtdışından yapılan 99 milyon 999 bin 990 dolarlık bağıştı. Eski Suudi Arabistan kralı Abdullah’ın TÜRGEV’e 100 milyon dolar bağışladığı ve karşılığında Boğaz’daki Sevda Tepesi’ne imar aldığı iddia edildi. Ve hâlâ bağış parası ‘Neden Bilal Erdoğan’ın hesabına gönderildi?’ sorusunun yanıtı verilmedi.

2 İşadamları alacakları ihaleler öncesi TÜRGEV’e bağışa yönlendirildi mi?

17-15 Aralık yolsuzluk dosyasında ortaya çıkan ses kaydındaki iddialara göre, eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, işadamı Reza Sarraf’ı bağış adı altında rüşvet vermesi için TÜRGEV’e yönlendirmişti. 3. Havalimanı ihalesine girenlerin TÜRGEV’e bağış yaptığı iddia edilmişti. Bilal Erdoğan’a, bu iddialar sorulamadı.

3 AKP’li belediyeler yurt yapıp niçin bedelsiz olarak TÜRGEV’e devrediyor?

TÜRGEV’e AKP’li belediyeler tarafından kamu kaynakları kullanılarak yapılan yurt binaları bedelsiz bir şekilde devredildi. Bunun en önemli örneği ise AKP’li Fatih Belediyesi ve AKP’li Ümraniye Belediyesi’nin yaptığı yurtlar oldu. Belediye başkanları aynı zamanda TÜRGEV’in de yönetiminde yer alan isimlerdi. Bilal Erdoğan’a, “Acaba belediyelerin yurt binası yapıp TÜRGEV’e bedelsiz devri Erdoğan’ın emri mi, yoksa AKP politikası mı?’ sorusu yöneltilmedi.

4 Yüz milyonlarca değerindeki arsa çok düşük fiyatla neden TÜRGEV’in üniversitesine kiraya verildi?

TÜRGEV tarafından Başakşehir’de kurulacak olan İbn-i Haldun Vakıf Üniversitesi’nin arazisinin yok pahasına tahsis edilmişti. Mülkiyeti Hazine’ye ait resmi belgede göre tam ‘606 milyon TL’ değerindeki 779 dönüm arazi TÜRGEV’e yıllık 3 milyon TL karşılığında 30 yıllığına tahsis edildi. TÜRGEV’e üniversite açma yetkisi veren yasa, savcı Mehmet Selim Kiraz’ın rehin alınarak öldürüldüğü 31 Mart gecesi saat 05.20’de yangından mal kaçırırcasına yasalaşmıştı.

5 MEB tavrıyla Anadolu’da il il gezip, bakanlarla, valilerle TÜRGEV’e arsa beğendiniz mi?

Bilal Erdoğan Anadolu’nun birçok kentinde Milli Eğitim bakanı gibi toplantılara katıldı. Dönemin İçişleri Bakanı Muammer Güler’le Gaziantep’te TÜRGEV’e yurt için arsa beğendi. Programda ‘Hangi sıfatla bakanlarla, valilerle gezerek TÜRGEV için destek istediniz?’ diye bir soru yöneltilmedi.

Bilal Erdoğan’ın ‘katsayı’ açıklamaları tartışma yarattı

Bilal Erdoğan’ın önceki gece katıldığı yayındaki konuşmasında iki önemli ayrıntı kamuoyunda tartışma yarattı. Bilal Erdoğan doktora konusunun Türkiye’deki büyüme ve gelir dağılımı ilişkisini de içerdiğini belirterek Türkiye’nin son 10 yılda gelir dağılımının ve GINI katsayısının iyileşmekte olduğunu ifade etti. Ancak Türkiye’nin GINI katsayısı son 10 yıldır kötüye gidiyor. Katsayının 1’e yaklaşması gelir dağılımındaki adaletsizliğin arttığı anlamına geliyor. Türkiye’nin 2005’teki GINI katsayısı 0.38 iken, 2015’te 0.412’ye yükseldi. Bilal Erdoğan’ın katsayı mağduriyeti açıklaması da tartışma yarattı. Erdoğan “Lise son sınıfta girdiğim sınavlarda bu katsayı engeli bizi etkiledi. Mağduriyeti çok derin yaşadık” dedi. Sosyal medyada Bilal Erdoğan’ın 1998’de liseden mezun olduğu, katsayı mağduriyeti yaşamadığı paylaşımları yapıldı. Katsayı ilk kez 1999’da uygulandı.

Kaynak : Aykut Küçükkaya – http://www.cumhuriyet.com.tr/

Yeni Türkiye’nin yeni sembolü

1

Zeynep Miraç

Zeynep Miraç

Ahmet-Zeynep-Efe Özal, Mert- Berk Çiller, Fatih Erbakan… Siyasetçilerin çocuklarıyla ilgili, gazete sayfalarını dolduran sayısız haber okuduk.

Siyasetçi oğlunun siyasete yakınlık duyması da pek yeni sayılmaz, pek pırıltılı bir örnek olmasa da Tuğrul Türkeş duruyor önümüzde.

Yine de Bilal Erdoğan, bir siyasetçi çocuğu olmanın ötesinde bir portre olarak çıkıyor karşımıza. Kartların yeniden karıldığı, kuralları kazananların yeniden yazdığı ‘Yeni Türkiye’nin sembolik bir portresi olarak…

Bir yanda dünyanın muteber okullarından aldığı diplomalar, bir yanda toplumun yüzde ellisi tarafından sorgulanan kavrayışı duruyor. Bir yanda son günlerde gündeme geldiği şekliyle İtalya’da devam ettiği doktorasıyla bir tevazu kalesi gibi görünürken, öte yanda TBMM tarafından bir üniversite kurmasına onay verilen TÜRGEV’in yönetim kurulu üyesi sıfatıyla akademik haddini zorluyor.

Ahmet Özal’ın siyaset hevesini, Fatih Erbakan’ın dini referanslarını, Efe Özal’ın ticari kıvraklığını bünyesinde birleştirmişe benziyor.

Adını bir romandan alıyor

Necmettin Bilal Erdoğan’ın doğum tarihi 23 Nisan 1981. Necmettin, dinin yıldızı demek. Bilal’in anlamı ise su gibi ıslatan. Oğlunun doğum haberini, 12 Eylül sonrası kapatılan Milli Selamet Partisi’nin bir duruşmasında, Mamak’ta aldığını anlatıyor Recep Tayyip Erdoğan:

“Mahkeme kuyruğundayken eşimin doğum haberini aldık. Ve arkadaşlarla şakalaşmaya başladık. Arkadaşlardan biri, ‘Ne düşünüyorsun, Necmettin koy’ dedi. Ben de eşime ‘Necmettin koyalım’ dedim, o da ‘Bilal koyacaktım’ dedi. Şule Yüksel Hanım’ın Huzur Sokağı kitabından çok etkilenmiş. O zaman göbek adı ‘Bilal’ olsun dedim. Böylece ‘Necmettin Bilal’ koyduk.”

Şanslı azınlık

Necmettin Bilal, dört kardeşin ikincisi. Kendisinden bir yaş büyük bir ağabeyi (Burak), iki de kız kardeşi (Esra ve Sümeyye) var malumunuz.

Necmettin Bilal Erdoğan, Türkiye’nin ilk Anadolu lisesi ile imam hatip lisesi müfredatlarını birleştiren okulu sıfatını taşıyan Kartal Anadolu İmam Hatip Lisesi’ni bitirdikten sonra üniversite öğrenimi için ABD’ye, Indiana Üniversitesi’ne gitti. Bu tercihin nedenini yıllar sonra farklı katsayı uygulamasının imam hatip liseleri mezunlarını mağdur ettiği bilgisiyle açıkladı:

“Bir imam hatip mezunu sınavda ne kadar başarılı olursa olsun, evvelden girebileceğini düşündüğü, hayalini kurduğu üniversitelere, fakültelere giremeyecek noktaya gelmiştir. Yüz binlerce gencin hayalleriyle, gelecekleriyle oynanmıştır. Doğrusu ben imam hatip mezunları içindeki şanslı azınlıktaydım. Benim için bir kapı kapandı, ama başka bir kapı açıldı.”

O kapı Indiana Üniversitesi’ydi. Burada siyaset bilimi okudu. 2002 yılında lisans öğrenimini Türk Dış Politikasını Kıbrıs’ı nasıl etkilediğine dair yazdığı tezle takdir derecesiyle tamamlayıp Harvard’a yüksek lisans yapmaya gitti.

2004 yazında Harvard Üniversitesi’nde kamu yönetimi yüksek lisansını tamamladı Bilal Erdoğan. Ardından Dünya Bankası’nda staja başladı. Ortadoğu ve Kuzey Afrika Bölgesi projelerinin danışman kadrosundaydı. Bu sırada babasının yaptığı ABD ziyareti “Başkan Bush, Bilal’i sordu” manşetleriyle haber oldu. 2005’te onunla ilk söyleşiyi Vatan gazetesinden Safile Usul telefonda yaptı. Vatan hasretinin boğazına kadar geldiğini, eşinin tahsili bitince İstanbul’a döneceklerini söylüyordu. Döndüğünde ise AK Parti’de siyasetin bir parçası olmayı planlıyordu. “Politikada babanızın gölgesini aşabilir misiniz?” sorusuna gülerek soruyu tekrar edip “Ben böyle bir şey düşünmüyorum” cümlesiyle cevap verdi.

Zaten henüz ortaokul öğrencisiyken, babasının Refah Partisi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayı olduğu dönemde uzatılan mikrofona SHP adayı Zülfü Livaneli’nin müziğini sevdiğini ve büyüyünce politikacı olmak istediğini anlatıyordu.

İstanbul’a dönüş hemen gerçekleşmedi, stajın ardından ABD’nin önemli düşünce kuruluşlarından Brookings Enstitüsü’nde araştırma görevlisi olarak işe girdi.

Şu sıralar İtalya ziyaretiyle gündeme taşınan Johns Hopkins Üniversitesi’ndeki doktorasına da bu sırada başladı.

Dedelerden miras adlar

Akademik ve ticari kariyeri ilerlerken ailesini de genişletti. 2007’de ilk oğlu Ömer Tayyip, 2013’te ise Ali Tahir doğdu. Tayyip’in adını kimden aldığı aşikâr. Tahir isminin hikâyesi ise epeyce ilgi çekici. Psikiyatr Cemal Dindar’ın sıra dışı inceleme kitabı “Biat ve Öfke”den edindiğimiz bilgiye göre (o da Enis Tayman’ın 2006 tarihli Tempo haberini kaynak alıyor) Tayyip Erdoğan’ın dedesinin dedesi Bakatoğlu Ahmet oğlu tarafından öldürülüyor ve adı ailede kuşaktan kuşağa aktarılıyor (Bilal Erdoğan’ın ağabeyi Ahmet Burak adını taşıyor). Bakatoğlu Ahmet’i öldüren oğlunun adı ise Tahir… Bilal Erdoğan’ın küçük oğluna verdiği ad.

Ali Tahir’in 40’ı çıkmamıştı ki 17 Aralık operasyonu patladı. Bir anda Bilal Erdoğan’ın babasıyla yaptığı telefon konuşmaları döküldü ortaya… 25 Aralık’ta ise ikinci dalga geldi. Savcı Muammer Akkaş, Bilal Erdoğan’ı şüpheli sıfatıyla ifadeye çağıran bir evrak hazırladı. Suçlama, yönetim kurulu üyesi olduğu TÜRGEV’e nüfuzunu kullanarak bağış almaktı. Ali Ağaoğlu’nun Küçükbakkalköy’deki 100 milyon dolar değerindeki 20 dönüm araziyi, Maslak 1453 projesi önündeki engellerin kaldırılması için TÜRGEV’e bağışlaması fezlekedeki örneklerden biriydi.

Emniyet, savcının talimatını yerine getirmedi. Bilal Erdoğan ifadesini ancak 5 Şubat’ta, soruşturmaya Akkaş’ın yerine atanan yeni savcılara verdi. İddiaları yalanladı.

Ayarlar bozulunca

Soruşturma takipsizlikle sonuçlandığında ülkenin bir yarısı Bilal Erdoğan’ın suçlu olduğuna, diğer yarısı ise bunun ‘Paralel’lerin komplosu olduğuna çoktan inanmıştı bile. TÜRGEV yeni bağışlar almaya, Bilal Erdoğan siyaset sahnesinde daha sık görünmeye devam etti…

O günlerden geriye adalet, hukuk, ahlak değil; ‘paraları sıfırlamak’, ‘kupon arazi’, ‘babacığım’ gibi sözcükler kaldı. Bir de bütün ülkenin bir daha düzelmemecesine bozulan ayarı…

O ayar bozuk olmasa Fuat Avni nam, ne idüğü belirsiz bir sosyal medya mahluku bu denli iştahla okunmazdı. O ayar bozuk olmasa, Bilal Erdoğan’ın İtalya’ya taşındığını böyle bir kaynaktan öğrenmezdik. O ayar bozuk olmasa, Cumhurbaşkanı’nın oğlunun tahsil hayatı bizi ilgilendirmezdi. O ayar bozuk olmasa, henüz doktorasını tamamlamamış bir zatı muhterem üniversite kurmayı aklına dahi getiremezdi. O ayar bozuk olmasa, Cumhurbaşkanı’nın oğlunun doktora için değil de adaletten kaçmak için İtalya’ya gittiğini düşünmeye gerek kalmazdı.

O ayar bozuk olmasa…

Ticarete ilk adım

Türkiye’de siyaset yapmak kadar ticaret yapmak da ilgisini çekiyordu. İlhan Taşcı’nın Cumhuriyet’te 27 Aralık 2013 tarihinde yayımlanan haberinden öğrendiğimize göre farklı sektörlere yatırım yaptı. Ticarete ilk adımını ağabeyi Burak Erdoğan’ın eşi Sema Erdoğan ile birlikte Atatürk Havalimanı’nda Atagold’un kuyumculuk mağazasına ortak olarak attı. Sonra ‘gemicik’lerle tanınan aile şirketi BMZ Group Denizcilik ve İnşaat A.Ş. ile denizcilik sektörüne adım attı. ABD’li makyaj malzemesi üreticisi Bellapierre Cosmetics’in ürünlerini Türkiye’de satan Maye Dış Ticaret isimli şirkete ortaklığıyla kozmetik sektörüne girdi. O da yetmedi, kokulu meyve sabunu satan Mis Hediyelik Eşya Sanayi Ticaret Limited Şirketi eklendi listeye. Arkasından gıda sektörü geldi; Doruk Izgara Limited Şirketi.

‘Mazbut’ bir kızla evleniyor

Bilal Erdoğan’a adını veren “Huzur Sokağı” romanındaki başkahraman Bilal; dini bütün bir üniversite öğrencisi. Kendisi kadar ‘dini bütün’ olmayan Feyza’ya âşık olsa da gidip ‘mazbut’ bir kızla evleniyor. Romanın geri kalanı bu iki âşığın buluşma çabalarıyla geçiyor.

Bilal Erdoğan ise aşkı kendisi gibi mazbut birinde bulacak kadar şanslıydı. 10 Ağustos 2003, Bilal Erdoğan için önemli bir tarih. Reyyan Uzuner ile evlendikleri gün bu. Bu evliliğe aracılığı Şefkat Vakfı’nda Reyhan Uzuner ile birlikte çalışan, AKP İstanbul Milletvekili Nevzat Yalçıntaş’ın eşi Meliha Hanım yaptı. Aynı zamanda çiftin nişanının da ev sahibiydi.

Evlendikten sonra öğrenimine ABD’de devam edeceğini söyleyen Reyyan Uzuner, nişanın ardından liseden tasdikname aldı. Nikâh ise henüz 17 yaşında olduğu için Fatih 3. Sulh Mahkemesi’nden alınan kararla gerçekleşebildi.

Dokuz bin davetlinin katıldığı nikâh töreni ne bir otelde ne de evlendirme dairesinde yapıldı. Reyyan ve Bilal Erdoğan aynı gün 21. Dünya Felsefe Kongresi’ne de ev sahipliği yapan Lütfi Kırdar Kongre Merkezi’nde attılar imzalarını.

Damatlığın iki katı zam Nikâh memuru İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ali Müfit Gürtuna; gelin hanımın şahitleri Arnavutluk Başbakanı Fatos Nano, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve AKP İstanbul Milletvekili Nevzat Yalçıntaş; damat beyin şahitleri ise TBMM Başkanı Bülent Arınç ve İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi idi.

Damada saat, geline kolye hediye eden Berlusconi yolsuzluktan yargılanmış ancak Bunga Bunga partilerinden ötürü henüz suçlanmamıştı. İtalyan Başbakan, Türkiye medyasını nikâhın ardından öpmek için gelinin eline hamle etmesi, böyle Frenk âdetlerine alışık olmayan Reyyan Hanım’ın elini çekmesi ve Berlusconi’nin epeyce eğilerek buseyi kondurmasıyla meşgul etmişti.

‘Tam zamanında evlendim’

Çift, önceden planladıkları gibi evlenip ABD’ye gitti. Bilal Erdoğan’ın eğitimi için… Evlenmelerinin üzerinden bir yıl dahi geçmemişti ki, Bilal Erdoğan’dan ilginç bir açıklama geldi: “Evlenince notlarım yükseldi.” Tam zamanında evlendiğini söylüyor, biraz gecikince “bu işlerin zor olduğunu” iddia ediyordu. Oysa henüz 23’ündeydi.

Kaynak : Zeynep Miraç – http://www.cumhuriyet.com.tr/

İBB, öğrenci yurdu yapmak için kiraladığı 9 binadan 4’ünü TÜRGEV’e tahsis etti.

626356334

CHP’li meclis üyeleri, binaların Cumhurbaşkanı’nın oğlu Bilal Erdoğan’ın yönetiminde olduğu vakfa verilmesine hakkında red oyu kullandı.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) öğrenci yurdu olarak kullanılmak üzere kiraladığı 9 binadan 4’ü, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın oğlu Bilal Erdoğan‘ın yönetiminde olduğu TÜRGEV’e tahsis edildi. Red oyu kullanan CHP’li üyeler, “Büyükşehir Belediyesi TÜRGEV’in bir finansörü haline gelmiş bulunmaktadır. Kamu kaynaklarının bu şekilde vakıflara aktarılması vicdanınıza sığıyorsa bizim söyleyecek fazla bir şeyimiz yok” dedi.

DHA’dan Ezgi Çapa’nın haberine göre, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Kurban Bayramı’ndan önceki son meclis toplantısı gerçekleştirildi. Toplantıda, İBB’nin öğrenci yurdu olarak kullanılmak üzere kiraladığı 9 binadan 4 tanesi TÜRGEV’e yurt yapılması amacıyla tahsis edildi. Diğer binalardan 2 tanesi Türkiye Gençlik Vakfı’na, birer tanesi de Ensar Vakfı, İstanbul Daru’l Fünun İlahiyat Vakfı ve Aziz Mahmud Hüdayi Vakfı’na yine yurt yapılması amacıyla tahsis etti.

Yurt yapılması amacıyla Şişli’de 2 bina ile Avcılar ve Fatih’te bulunan birer binanın TÜRGEV’e tahsis edildiği oturumda CHP red oyu kullandı. Oturumda söz alan CHP’li Hukuk Komisyonu üyesi Av. Erhan Aslaner, Kredi Yurtlar Kurumu’na paralel bir yapı oluşturulduğunu, bu yapının da TÜRGEV olduğunu savundu. Aslaner “Büyükşehir Belediyesi TÜRGEV’in bir finansörü haline gelmiş bulunmaktadır. Kamu kaynaklarının bu şekilde vakıflara aktarılması vicdanınıza sığıyorsa bizim söyleyecek fazla bir şeyimiz yok” ifadelerini kullandı. CHP’nin itirazına AKP sıralardan herhangi bir yanıt gelmedi.

Meclis Komisyon Raporu’na göre tahsis edilen binaların tam listesi şöyle:

1. Şişli Dereboyu Caddesi No:114 adresinde bulunan ve İBB tarafından kiralanan binanın, orta ve yükseköğrenim öğrencilerinin barınma ihtiyaçlarının karşılanması amacı ile, Türkiye Gençlik ve Eğitime Hizmet Vakfı’nın kullanımına sözleşme süresince tahsis edildi.

2. Avcılar eski Londra asfaltı Caddesi No:142 adresinde bulunan ve İBB tarafından kiralanan binanın, orta ve yükseköğrenim öğrencilerinin barınma ihtiyaçlarının karşılanması amacı ile, Türkiye Gençlik ve Eğitime Hizmet Vakfı’nın kullanımına sözleşme süresince tahsis edildi.

3. Fatih Cemal Yener Tosyalı Caddesi No:10/A adresinde bulunan ve İBB tarafından kiralanan binanın, orta ve yükseköğrenim öğrencilerinin barınma ihtiyaçlarının karşılanması amacı ile, İstanbul Daru’l Fünun İlahiyat Vakfı’nın kullanımına sözleşme süresince tahsis edildi.

4. Üsküdar Libadiye Caddesi Coşkun Sokak No: 31 adresinde bulunan ve İBB tarafından kiralanan binanın, orta ve yükseköğrenim öğrencilerinin barınma ihtiyaçlarının karşılanması amacı ile, Aziz Mahmud Hüdayi Vakfı’nın kullanımına sözleşme süresince tahsis edildi.

5. Maltepe Karayolları Caddesi No:34 adresinde bulunan, 15840 ada, 17 parsel sayılı İBB mülkü taşınmazın, orta ve yükseköğrenim öğrencilerine konaklama hizmeti sağlamak amacıyla, Ensar Vakfı’nın kullanımına 10 yıl süreyle tahsis edildi.

6. Fatih Büyük Reşit Paşa Caddesi No:12 adresinde bulunan, İBB tarafından kiralanan taşınmazın, orta ve yükseköğrenim öğrencilerine konaklama hizmeti sağlamak amacıyla Türkiye Gençlik ve Eğitime Hizmet Vakfı ‘nın kullanımına sözleşme süresince tahsis edildi.

7. Şişli Darülaceze Caddesi No:12 adresinde bulunan, İBB tarafından kiralanan taşınmazın, orta ve yükseköğrenim öğrencilerine konaklama hizmeti sağlamak amacıyla Türkiye Gençlik ve Eğitime Hizmet Vakfı’nın kullanımına sözleşme süresince tahsis edildi.

8. Sarıyer Büyükdere Caddesi 53. Sokak No:13 adresinde bulunan, İBB tarafından kiralanan taşınmazın, orta ve yükseköğrenim öğrencilerine konaklama hizmeti sağlamak amacıyla Türkiye Gençlik Vakfı’nın kullanımına sözleşme süresince tahsis edildi.

9. Üsküdar Tunusbağı Caddesi Kefçedede Sokak No:23 adresinde bulunan, İBB mülkü taşınmazın, orta ve yükseköğrenim öğrencilerine konaklama hizmeti sağlamak amacıyla, Türkiye Gençlik Vakfı’nın kullanımına, 10 yıl süreyle tahsis edildi.

Kaynak : t24.com.tr