İstanbul’da polisin, taksiden indirdiği kadına tecavüz etmesi Soylu’ya soruldu

“Bakanlığınız neden bu suça ortak olmaktadır?”

İstanbul’da trafik kontrolü yapan polis memurunun taksiden indirdiği kadına alıkoyarak tecavüz etmesi, HDP Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş tarafından TBMM gündemine taşındı.

İstanbul’da bir polis, taksiden indirdiği kadına tecavüz etti. Polis merkezine giden kadının şikâyeti, “Cezalarını ben vereceğim” diyen memur tarafından işleme alınmadı. Olay, polislere dava açılmasıyla ortaya çıktı. Dün basına yansıyan olayla ilgili İçişleri Bakanlığı henüz bir açıklama yapmazken, TBMM Başkanlığı’na bir soru önergesi verildi.

TIKLAYIN – İstanbul’da polis, taksiden indirdiği kadına tecavüz etti!

HDP’li vekil Beştaş, olayı Meclis gündemine taşıdı. Beştaş’ın İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesinde şu ifadeler yer aldı:

Kadına yönelik şiddet, cinsel taciz ve tecavüz vakaları neredeyse hergün basında ya da kamuoyunda yer alan haberler arasında ilk sıralarda yer almaktadır. Konuya ilişkin yetkili makamlarca bir duyarlılık geliştirilmediği ve çoğu kez bu vakaların üzeri örtüldüğü için kadına yönelik işlenen bu suçlar kronik bir hal almıştır. Kadına yönelik bir şiddet ve tecavüz hadisesi önceki gün İstanbul’da gerçekleşmiş olup olayın faillerinin bizzat polis olması ise konunun neden çözümsüz kaldığına ilişkin önemli ipuçları vermektedir. Kamuoyuna yansıyan haberlere göre; İstanbul’da trafik kontrolü yapan Ş.Ş. ve İ.K. adlı iki trafik polisi Özbekistan uyruklu I.K.’yı araçtan indirerek, polis aracına almışlar ve 4 saat boyunca alıkoyarak tecavüz etmişlerdir. Ardından mağdur kadına ait 1400-TL parayı da alan polisler, I.K.’yı Yedikule civarında araçtan indirerek olay yerinden uzaklaşmışlardır. Şikâyette bulunmak için Aksaray Şehit Vedat Ulusoy Polis Merkezi Amirliği’ne giden I.K. polis memuru Y.S. ile görüşmüş ancak polis memuru Y.S.’nin “Onun da çoluğu çocuğu var, zaten it gibi pişman şu an, cezasını vereceğim, sen merak etme. Size bir daha yaklaşamaz. Yaklaştığında beni arayacaksın” diyerek şikâyet müracaatını almamıştır. Yine komiser E.S. de “O polisin komiseriyim. Cezasını kendim vereceğim. Onu başka yere süreceğim” diyerek yine şikâyet müracaatı oluşturmamıştır. Aynı gün Fatih İlçe Emniyet Müdürlüğü nöbetçi amiri olarak görev yapan A.B.’nin de polis memuru Y.S. tarafından bilgilendirildiği ancak onun da müştekiyi dinlemesine rağmen işlem yapılması için gerekli emri vermediği iddia edilmektedir. I.K.’nın şikâyet müracaatını almayan polisler gasp edilen 1.400 TL’yi ise mağdur I.K.’ya iade etmişlerdir. I.K.’nın arkadaşı G.K., bir gün sonra tecavüz fiilini gerçekleştiren polislere ne ceza verildiğini öğrenmek için polis merkezine gittiğinde ise kimsenin olaydan haberi olmadığı anlaşılmıştır. Şikâyet başvurusunu yapmaya çalışan I.K.’nın yeniden ifadesi alındığında ise polis memuru mağdura, “Evine git, banyo yap” diyerek başvurusunu almamıştır. I.K.’nın şikâyetini ilgili birimlere ulaştırmak için gösterdiği çaba neticesinde olay açıklığa kavuşmuş ve hem tecavüz fiilini gerçekleştiren hem de şikâyet başvurusunu almayan polis memurları gözaltına alınmıştır. Tecavüz suçunu işleyen Ş.Ş. ve İ.K. tutuklanırken diğer polis memurları ise adli kontrolle serbest bırakılmıştır.

“Polislerin, suçların failleri olmasını nasıl açıklarsınız?”

Bu bağlamda;

Polis memurlarının görevi suçları önlemek değil midir? Tecavüz ve gasp olayları neredeyse her gün her yerde yaşanırken polis memurlarının bu tür suçları önlemek yerine doğrudan bu suçların failleri olmalarını nasıl açıklarsınız?

“Nasıl bir mekanizma işletilmekte?”

Ş.Ş. ve İ.K.’nin bir kadını alıkoyup, tecavüz ettikleri ve parasına gasp ettikleri vakada diğer polis memurları neden şikâyet başvurusu oluşturmamışlardır? Suçların faili polis olduğu zaman farklı bir mekanizma mı işletilmektedir?

Suçu gerçekleştiren kişinin polis olması onların cezasız kalacağı anlamına gelmektedir?

Olay kamuoyuna yansımasaydı suç işleyen polis memurları tutuklanmayacak mıydı?

Benzeri olaylarda tecavüz suçları ile birlikte suçun failleri olan polis memurları da gizlenmekte midir?

Bahse konu olayda Ş.Ş. ve İ.K.’nin suçunu örtbas etmeye çalışan ve mağdura evine gitmesini salık veren Fatih İlçe Emniyet Müdürlüğü’nde görev yapan polis memuru görevden alınmış mıdır? Mesleğine devam edecek midir?

Mağdurun şikâyetine rağmen şikâyet kaydı oluşturmayan polis memurları hala görevde midir? Şikâyet başvurularını almayarak suçu gizleyen polis memurları görevde kalmaya devam edecek midir?

Olaya ilişkin kaç polis memuru görevden alınmıştır ya da alınacaktır?

“Polisin söylediği ne anlama geliyor?”

Aksaray Şehit Vedat Ulusoy Polis Merkezi Amirliği’nde görev yapan polis memuru Y.S. ile komiser E.S.’nin şikâyet kaydı oluşturmayarak “cezasını ben vereceğim” ifadesi ne anlama gelmektedir? Polis memurları kendi içlerinde bu suçları işleyenleri böyle mi kollamaktadır?

Emniyet personeli, kendi mensuplarının fail olduğu vakalarda polisleri koruma ve yasalardan muaf tutma yöntemini neye göre belirlemektedir?

Polislerin suç işlediği ancak buna karşın şikâyet başvurularının kabul edilmediği kaç vaka tespit edilmiştir? Buna göre suç işleyen ancak yargıya intikal etmeyen emniyet mensubu sayısı nedir?

Polisler tarafından işlenen suçların türleri ve dağılımı nedir?

Polislerin işlediği suçun cinsel suçlar kapsamında olması bu suçun gizlenmesinin sebebi midir?

Emniyet birimlerine yansıyan ve polislerin tecavüz suçlarının faili olduğu kaç vaka bulunmaktadır? Bu polislere karşı yaptırım uygulanmış mıdır? Kaç olay yargıya intikal etmiştir? Kaç polis görevden alınmıştır?

“Bakanlığınız neden bu suça ortak oluyor?”

Polislerin işlediği suçlar karşısında onların korunması, aynı zamanda topluma karşı işlenmiş bir suç değil midir? Neden emniyet mekanizması ve bu mekanizmanın en üst birimi olan Bakanlığınız bu suça ortak olmaktadır?

Kadına karşı şiddet ve cinsel suçlara ilişkin etkin bir mücadele yönteminin oluşturulmamasının sebebi, faillerin korunuyor olmasından kaynaklanmıyor mu?

“Bir çalışma yürütecek misiniz?”

Bakanlık olarak emniyet birimleri içindeki suç işleyen polislerin tespiti ve gerekli yaptırımların uygulanmasına ilişkin bir çalışma yürütecek misiniz?

Kadına yönelik erkek şiddeti ve cinsel suçlara ilişkin polis memurlarına yönelik bir eğitim çalışması yapılması ve bu suçlarla etkin mücadele yöntemlerinin belirlenmesine ilişkin bir çalışma yürütecek misiniz?

Kaynak : http://t24.com.tr/

Kulisleri hareketlendiren iddia; Akşener’in parti kurmasına izin verilmeyecek mi?

Bağımsız Isparta Milletvekili Nuri Okutan: İçişleri Bakanlığı bürokratlarıyla görüştüm, Cumhuriyet Başsavcısı ile görüşeceğim.

Ankara kulisleri Meral Akşener’in yarın duyuracağı yeni partinin kuruluşunun engelleneceği iddialarıyla hareketlendi. Bağımsız Isparta Milletvekili Nuri Okutan, “Partinin engellenme söylentileri üzerine dün İçişleri Bakanlığı Genel Sekreteri ve İçişleri Bakanlığı Müsteşarı ile görüştüm. Partinin kuruluşuna ilişkin başvurumuzun Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yayınladığı bir görüşe göre inceleneceğini söylediler. Böyle bir inceleme Siyasi Partiler Yasasına aykırı. Bugün yeniden genel sekreter ve müsteşar ile görüşeceğim. İçişleri Bakanı Soylu’dan da randevu istedim” dedi.

Aysel Alp’in Hürriyet’te yer alan haberine göre, Okutan şu açıklamada bulundu:

“Ben de eski bir İçişleri Bakanlığı mensubuyum. Yeni partinin kuruluşunda sıkıntı çıkmasın, diye dün İçişleri Bakanlığı Müsteşarı ve Genel Sekreteri ile görüştüm. Kuruluş başvurumuzun 10 ay önce yayınlandığı iddia edilen bir Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı görüşüne göre inceleneceği bilgisini aldık. Ancak o görüşün ne olduğunu, içeriğini görmedik. Böyle bir şey Siyasi Partiler Yasasına aykırı. Yasanın sekizinci maddesi çok açık. ‘siyasi partiler bildiri ve belgelerin, İçişleri Bakanlığına verilmesiyle tüzelkişilik kazanırlar’ diyor. Dolayısıyla bizim yarın İçişleri Bakanlığına partimize ilişkin belgeleri vermemizle birlikte genel merkezimize tabelamzı asabilmeliyiz. Başsavcılık görüşüne göre inceleme nereden çıktı anlamış değiliz.”

Yarın partinin kuruluşunun engellenmemesi için bugün yeniden Genel Sekreter ve Müsteşar ile görüşeceğini açıklayan Okutan, “Biz bu sürecin demokrasiye uygun bir şekilde, suhuletle tamamlanmasını istiyoruz. Türk siyasetine yeni bir parti katılıyor. Yasaya, anayasaya aykırı, zorlamalarla niye engellensin ki? Bir başsavcının görüşüyle parti kuruluşu engellenebilir mi? İçişleri Bakanımız ile de görüşmek istiyoruz” dedi.

Sosyal medya hesabından partinin kuruluşunun engellenebileceği iddiaları üzerine açıklama yapan Nuri Okutan, şu ifadeleri kullandı:

Kaynak : http://t24.com.tr/

Çipli kimlik kartında gizli din hanesine tepki: Laikliğe aykırı

Anayasa Mahkemesi eski raportörü Aydın: Yeni kimlik kartının yongasında gizlenen ve yalnızca görevlilerce görülebilen din hanesi, laiklik ilkesi gereği kaldırılmalıdır.

Tüm Türkiye’de dağıtımına başlanan çipli kimlik kartlarına yönelik ilk itiraz İçişleri Bakanlığına iletildi. Anayasa Mahkemesi eski raportörlerinden, Hukukta Sol Tavır Derneği Başkanı Ali Rıza Aydın, İçişleri Bakanlığına başvurarak, “Yeni kimlik kartının yongasında gizlenen ve yalnızca görevlilerce görülebilen din hanesi, laiklik ilkesi gereği kaldırılmalıdır” dedi.

Türkiye genelinde yurttaşlara dağıtılmaya başlanan yeni kimlik kartlarına ilişkin ilk itiraz İçişleri Bakanlığına iletildi. Anayasa Mahkemesi emekli raportörlerinden, Hukukta Sol Tavır Derneği Başkanı Ali Rıza Aydın, avukatı Başak Aydın Tantürkü aracılığıyla İçişleri Bakanlığı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğüne başvurarak, çipli kimlik kartlarının yongasında gizlenen ve yalnızca görevliler tarafından görülebilen din hanesinin laiklik ilkesine aykırı olduğunu belirtip kaldırılmasını talep etti.

İşte o itiraz dilekçesi

soL’un haberine göre, Ali Rıza Aydın’ın avukatı Başak Aydın Tantürkü’nün yazıp sunduğu başvuru dilekçesinde şu ifadeler yer aldı:

Çankaya İlçe Nüfus Müdürlüğü tarafından hazırlanan, kimlik kartı müvekkilim Ali Rıza Aydın’a teslim edilmiştir.

Müvekkilin yeni kimlik kartı işlemi yapılırken, İlgili Nüfus Müdürlüğü’nün ekranında, önceki ‘nüfus cüzdanı’nda boş olarak görünen ‘dini’ bölümü karşısında, dininin belirtmediğinin yazılı olduğu müvekkil tarafından görülmüştür. Görevlilerin ifadesi, yeni kimlik kartında bu alanın yonga içinde gizli olduğu ve doğrudan görülemeyeceği şeklinde olmuştur. Benzer açıklama, bilgi edinme hakkı kapsamında İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada da yer almış ve kamuoyuna yansımıştır.

Kart sahibi ve üçüncü kişiler tarafından gözle doğrudan görülmesi olanaksız olan bu alanın, yasal olarak tanımı bile yapılmayan görevliler olan ikinci kişiler tarafından bir düzenekle görülmesi olanaklıdır.

Anayasa’nın 24. maddesindeki, kimsenin ‘dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamayacağı’ hükmü hiçbir istisna, sınırlama, kayıt ve koşula bağlanmamıştır. Bu hüküm, farklı inançlara sahip olanlar ya da inanmayanlar karşısında yalnızca üçüncü kişilerin değil, devletin de yansızlığı için dinsel inanca dayalı her türlü ayrım biçimlerinin ortadan kaldırılmasını gerektirir. Yonga içinde gizlenen bilgiler de bu gereğe dahildir. Din hanesini boş bırakma ya da yonga içinde gizleme, dinsel inancı ve inançsızlığı ortaya koyma anlamına gelir ki bu da 24. madde kapsamında yasaktır.
İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM), İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’ne (İHAS) dayanarak kimlikte din hanesini insan haklarına, din ve vicdan özgürlüğüne aykırı bulmuş, kimlikte din hanesi olmaması gerektiğini karar altına almıştır. Avrupa Konseyi de kimlikte din hanesinin kaldırılması için Türkiye’ye uyarı mektubu yazmıştır.

İHAM’a göre, düşünce, din ve vicdan özgürlüğü, bir dine bağlı olsun, olmasın ya da dinsel görevleri uygulasın, uygulamasın herkes için geçerlidir. Kimlik, bir dini, dinsel inancı ya da inanmamayı açığa vurmak için araç değildir, olamaz.

Kimlik, yasal zorunluluğu olan ve vatandaşlığı gösteren bir belgedir; dinsel inanç ya da düşünceleri kimlikle açığa vurmaya zorlama, özgürlüğün özüne dokunur; ayrımcı davranışlara yol açar. Kimlikte din hanesinin bulunması, kişinin isteği dışında dinsel durumunun açıklanmasına neden olur. Din hanesinin boş bırakılması dahi kamu otoriteleri karşısında ayırt edici bir özelliğe sahip olacaktır. Din hanesinin boş ya da dolu olması talebi, başlı başına bireylerin dinsel inanca karşı tutumlarının açıklanması; bu talebin yazılı yapılması da beyan belgesidir.

Kamusal mercilerden bir istemde bulunulurken din hanesinin dolu ya da boş olmasının, istemin kabul ya da reddi hususunda etkili olduğu yönünde yaygın tereddütler doğurabileceği, dolayısıyla dinin olumlu ya da olumsuz referans olma olasılığı taşıyacağı gözden uzak tutulmamalıdır.

Din hanesinin gizli yongada olması halinde de aynı gerekçeler ve ihlal söz konusudur. Gizli de olsa din hanesi hem aile kütüğünde hem de kimlik kartında durmaktadır. Kütükte, yetkili kamu görevlileri tarafından, kimlikte de bir düzenekle okuma yetkisi olanlar tarafından okunabilecektir. Devlet ayrımcılık yapmaz. Devletin, bireyin vicdanıyla ilgili olan inançların ya da inançsızlığın dışavurumunda takdir hakkı yoktur.

Din hanesinin iç hukukta yasa ile konulmuş olması, bu hanenin dolu/boş ya da gizli olması ihlali değiştirmez. Anayasa’nın 90. maddesinin son fıkrasının son tümcesine göre, usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası anlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda uluslararası anlaşma hükümleri esas alınacağından, din hanesi konusunda, Türkiye’deki Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun değil İHAS hükümlerinin esas alınması gerekir. İsteğe bağlılık, kimlik kartında “din hanesi olmama” koşulunun karşılığı değildir. İHAM, kimlikte dine ayrılan hanenin iptal edilmesi gereğini açık olarak karar altına almıştır.

Yukardaki nedenlerle, Çankaya İlçe Nüfus Müdürlüğü tarafından hazırlanarak gönderilen T.C. Kimlik Kartının, yongasında gizli olarak yer alan din hanesinin tümüyle çıkarılarak hukuka aykırılığın giderilmesinden sonra yeniden düzenlenerek tarafımıza gönderilmesi için gereği arz olunur.

Ali Rıza Aydın: Kimlik kartında din hanesi hiçbir biçimde olmamalı

Konuyla ilgili soL’a konuşan Ali Rıza Aydın, “Anayasanın laiklik ilkesi gereği, kimlikte din hanesi olmaması gerektiği konusunu sürekli savunuyoruz. AİHM de bu yönde bir karar verdi. Türkiye bu kararı uygulamak yerine, önce nüfus cüzdanlarındaki din hanesini boş bırakma hakkı tanımıştı, şimdi de yeni kimlik kartlarında din hanesini yonganın içine gizledi. Ancak bunu ilgililer ve kamu görevlileri görme olanağına sahip. Dolayısıyla da laiklik ilkesinin temel kuralı yerine getirilmemiş oluyor. Anayasanın 90. maddesini de göz önünde bulundurarak, Türkiye Cumhuriyeti kanunları yerine AİHS’nin kullanılması gerektiği görüşüyle Bakanlığa başvurduk. Bakanlık anayasa gereği, talebimizi yerine getirmek durumunda. Ancak getirmezse yargı yoluna başvuracağız” dedi.

“Bakanlığın talebimize olumlu yanıt vereceğini tahmin etmiyorum”

İçişleri Bakanlığının bu talebe nasıl bir yanıt vereceğini tahmin ettiklerini ifade eden Aydın, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bugünün Türkiyesinde ilgili yasayı hazırlayan ve yeni kimlik kartlarını bu hale getiren Bakanlığın, talebimizi yerine getirmesini beklemek hayal olur. Ancak usulü ve prosedürü yerine getirmek için, aynı zamanda Bakanlığı uyarmak için başvurduk. Bakanlığın olumlu yanıt vereceğini tahmin etmiyorum. Dolayısıyla yargı yolunu kullanacağız. İdare mahkemesine başvuracağız. Tüm iç hukuk yollarını kullanacağız.”

Kaynakhttp://t24.com.tr/

‘Hayır Partisi’: Kuruluşumuz engelleniyor

Beklevic (Sağda)

‘Hayır Partisi’ adıyla referandum kampanyasına katılan Tuna Bekleviç, gerekli evrakları 6 Şubat’ta teslim etmelerine rağmen, partilerinin kuruluşunun ‘hukuksuzca engellendiğini’ duyurdu.

AKP’den Edirne milletvekili adayı olan, eski bakanlar Egemen Bağış ve Mehmet Müezzinoğlu’nun danışmanlığını yapan siyasetçi Tuna Bekleviç, ‘Hayır Partisi’nin kuruluşunu ‘resmi’ olmasa da ilan etmiş, partinin referandumdan sonra kapanacağını açıklamıştı.

Bekleviç, anayasa değişikliğinin ‘Cumhuriyetin sonu olacağını’ savunmuştu.

‘Savcılık talimatı olduğu söylendi’

Parti adına Bekleviç tarafından yapılan açıklamada, referandum sürecinde yer almanın ‘görev bilindiği’ ve siyasi parti kuruluşu için içişleri bakanlığına 6 Şubat tarihinde başvuru belgelerinin eksiksiz olarak sunulduğu aktarıldı.

Fotoğraflar: Facebook/tunabeklevic

Bakanlıktan henüz usulüne uygun olarak ‘Alındı’ belgesinin ellerine ulaşmadığını belirtilen açıklamaya şöyle devam edildi: “Bakanlık yetkilileri ile yapılan görüşmelerde sözlü olarak başvurunun değerlendirildiği ve parti kuruluşlarının kim olduğunu bilmediğimiz bir savcının talimatı ile inceleme altında olduğu bildirilmiş ve ‘Alındı’ belgesi verilmesinden kaçınılmıştır. Bakanlık yetkilileri, ısrarlı taleplerimiz sonucunda belge verilmemesi yönünde savcı talimatı olduğunu beyan etmişlerdir. Oysaki Siyasi Partiler Kanunu gereği İçişleri Bakanlığı siyasi parti kuruluşu amacıyla sunulan belgeleri teslim aldığı anda başvuruculara usulüne uygun bir alındı belgesi vermek ve başvuru evrakını üç gün içinde Cumhuriyet Başsavcılığına göndermek zorundadır. Ancak başvuru tarihimizden bu yana 21 gün geçmiş olmasına rağmen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın internet sitesinde bulunan siyasi partiler listesinde ‘Hayır Partisi’nin unvanı bulunmamaktadır. Savcılık siciline yaptığımız başvuruda da bu durum teyit edilmiştir.”

‘Demokrasi tarihimizin utancı’

Anayasa’nın 68’nci maddesinin siyasi partileri demokratik siyasi hayatın ‘vazgeçilmez unsurları’ olarak tanımladığını ve “Partiler önceden izin almadan kurulurlar” diye eklediğini hatırlatan parti, kuruluşlarının engellenmesini ‘çok partili dönemin en ciddi siyasi hak ihlallerinden biri’ olarak tanımladı.

Açıklama şöyle sona erdi: “İçişleri Bakanlığı’nın üstte ifade ettiğimiz uygulamaları demokrasi tarihimizin utanç bölümüne kaydedilecektir. Aynı tarih, bu faydasız ve amaçsız baskılara rağmen Hayır Partisi’ni kuran tertemiz gençlerimizi ve ülke çapındaki gönüllülerimizi de ‘HAYIR’la kaydedecektir.”

Kaynak : http://www.diken.com.tr/

‘Çağrı’ yapan Halkevleri üyesi: Bakanlık katili bulsun, laikliği savunmak suç değil

İçişleri bakanlığının ‘sakıncalı’ bulup terörle mücadele ekiplerine yönlendirdiği bir videoda laiklik çağrısı yapan Halkevleri üyesi  Ergin Çevik, “Bakanlık gitsin, Reina’da onlarca kişiyi katledip elini kolunu sallayarak mekandan çıkan katili bulsun. Laikliği savunmak suç değildir” dedi.

Ünlü gece kulübü Reina’da 39 kişinin hayatını kaybettiği saldırı öncesi sosyal medyada yılbaşı kutlamalarına yönelik yükselen ayrımcı söylemler tedirginlik yaratmış, ancak hiçbir yaptırımla karşılaşmamıştı. Saldırının ardından ise vahşeti öven paylaşımlarla ilgili emniyet müdürlüğüne ihbar yapılabileceği belirtilmişti.

 

Ancak bunlar yerine, laiklik çağrısı yapılan bir video hedefe oturtulmuştu.

 

 

Okmeydanı’nda çekilen ve Halkevleri’nin paylaştığı videoda konuşan Ergin Çevik şöyle diyordu: “Artık buraya kadar. Bundan sonra mahallelerimizde ne bir IŞİD’çiye, ne de bir gerici cihatçıya izin vermeyeceğiz. Gericiliğe karşı yükseltilmesi gereken bir bayrak vardır. O da laiklik bayrağıdır. Bizler herkesi bu mücadelenin birer neferi olmaya çağırıyoruz. Gericilerden, faşistlerden, bakanlık sevdalılarından hesap sormaya çağırıyoruz.”

Bir kişi videoyu iç savaşa davet ettiği gerekçesiyle polise ihbar etmiş, İçişleri Bakanlığı da ihbarı hayli ciddiye alıp terörle mücadele ekiplerine iletildiğini duyurmuştu.

Bakanlık, yoğun tepki çeken tweeti yaklaşık iki saat sonra sildi ancak Çevik’in konuştuğu esnada arkada beklediği görülen Halkevleri üyesi Ayşegül Başar sabah gözaltına alınmıştı.

‘Bu katliam ilk değildi ve bu gidişle son da olmayacaktı’

sendika.org’a konuşan Çevik, “IŞİD veya IŞİD’in izinden giden cihatçı katiller, kendilerine destek veya yol verenlerle de birlikte bir katliama daha imza attı. Bu katliam ilk değildi ve bu gidişle son da olmayacaktı. Bizse bu katliamın bir son olmasını istediğimizi ve bunun için de laiklik mücadelesinin yükseltilmesi gerektiğini belirttik” dedi.

‘Bu cihatçı katillerin kökleri ile uğraşsınlar’

Bakanlığa ‘katliamın sorumlularını bulma’ çağrısı yapan Halkevleri üyesi Çevik, şöyle devam etti: “Bu ülkede bunca katliam yaşanırken, her geçen gün ülkemiz ve halklarımız daha fazla karanlığa gömülmek istenirken; İçişleri Bakanlığı’nın görevi, insanların kahvelerde ne konuştuğuyla ilgilenmek midir? Gitsinler, katliamların sorumlularını bulsunlar. Gitsinler, Reina’da onlarca kişiyi katledip elini kolunu sallayarak mekandan çıkan katili bulsunlar ve bu cihatçı katillerin kökleri ile uğraşsınlar. Laikliği savunmak suç değildir. Halkevleri, laikliği savunmaya her daim devam edecektir!”

Kaynak : http://www.diken.com.tr/

Demirtaş’tan ‘Hodri meydan’ çıkışı

2016-08-16_003105İçişleri Bakanlığı’na belediyelere kayyum atama yetkisi verecek olan kanun tasarısına karşı Diyarbakır’da basın açıklamasına katılan Demirtaş, kanun tasarısına tepki göstererek, “Hodri meydan. Kayyum atanacak belediyelerde erken yerel seçim yapılsın” dedi.

TBMM Plan Bütçe Komisyonu’nda, görüşülen, ‘teröre destek veren’ belediyelere kayyum atanmasının yolunu açan torba tasarı kabul edildi. Tasarıya göre İçişleri Bakanlığı’na istediği kamu kurum ve kuruluşunun taşınırlarına ve mallarına el koyma yetkisi verilecek.

Tasarıya karşı Diyarbakır’da geniş katılımlı bir basın açıklaması yapıldı. Tasarıya tepki gösteren HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, seçilmiş belediyelere atanacak kayyumların fiilen çalışamayacaklarını söyledi. “Hodri meydan” diyen Demirtaş, “Kayyum atanacak belediyelerde erken yerel seçim yapılsın” dedi.

demirtasKonuyla ilgili Diyarbakır’da geniş katılımlı bir basın açıklaması yapıldı.

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi önünde yapılan açıklamaya Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Sebahat Tuncel, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, belediye eşbaşkanları, HDP milletvekilleri, belediye meclis üyeleri ve il genel meclis üyelerinin yanı sıra belediye çalışanları ve birçok yurttaş katıldı.

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, burada yaptığı konuşmada hem hükümete hem de muhalefete uyarılarda bulundu.

“HODRİ MEYDAN”

Demirtaş, seçilmiş belediyelere atanacak kayyumların fiilen çalışamayacaklarını söyledi, “hodri meydan” dedi: “Kayyum atanacak belediyelerde erken yerel seçim yapılsın.”

Demirtaş’ın konuşması şöyle:

“Bizim beklentimiz bu yasanın Meclis Genel Kurulu’ndan geri dönmesi, ama biliyoruz ki karşımızda vicdanını, siyasi ahlakını yitirmiş bir iktidar var. Yaptığımız her uyarı, ülkenin selameti için yerinde ve makul öneriler olmasına rağmen sırf HDP’den, DBP’den, muhalefetten geldi diye kulaklarını tıkayan bir iktidar var.

“SÖZÜMÜZÜ DİNLESEYDİNİZ, BİR SALYA SÜMÜĞÜN PEŞİNDEN GİTMEZDİNİZ”

“Eğer sözümüzü dinleseydiniz her gece Hz. Muhammet’i rüyasında gördüğünü söyleyen bir salya sümüğün peşinden gitmezdiniz. O dönem paralel yapının KCK adı altında tüm seçilmişleri içeri atarken ‘Bir gün sizi de içeri atarlar’ diye uyarmıştık. Ama o zaman hükümet ne diyordu, ‘Paralel devlet KCK’dir’ diyordu. Gün geçti, devran döndü, kimin ne olduğu açığa çıktı. Hakikat, doğru kim tarafından söylenirse söylensin ciddiye alsaydınız bunlar olmazdı.

“Bir kez daha tarihi doğruları söylüyoruz. Halkın iradesini gasp etmeniz fiilen mümkün değil. Parmak sayınız yetse bile siz o kayyumu çalıştıramayacaksınız.

“HALK ONLARI ÇALIŞTIRMAYACAKTIR”

“Belediye çalışanlarına, sendikalara, barolara, sivil toplum örgütlerine çağrı yapıyoruz. Halkın, sizin seçtiğini belediyeyi tanımayıp memur atayan kayyumu tanımayın. Halk onları çalıştırmayacaktır. Kendi başına atanmış bir diktatörü çalıştırmayacaktır.

“Siz belediyelerin çalışmadığını mı düşünüyorsunuz? Hodri meydan! O zaman gelin kayyum atamak istediğiniz her yerde erken yerel seçim yapalım. Belediyelerin halk tarafından tepki gördüğünü söylediğiniz yerlerde seçimi tekrarlayalım. Sandıkla gelen sandıkla gitsin.
“CHP’nin politikası, AKP’yi kurtarma politikasıdır”

“Ama sizin derdiniz başka. Derdiniz Kürt’le. Kürt adına, Kürtlük adına hiçbir şeyi kabul etmiyorsunuz. Daha önceleri Türkiye Türklerindir deniyordu, şimdi ise Türkiye AKP’nindir diyorsunuz. AKP’yi beğenmemek ülke düşmanlığı değildir. Ana muhalefet ve yavru muhalefet partileri yeni kurulacak devletten pay almak için her türlü faşizmi göze almış durumda. CHP’nin ortaya koyduğu politika AKP’yi kurtarma politikasıdır.

“Kayyum atanacak bir belediye varsa önce Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne atayın. İtiraf etti, ‘Gülen’e bir sürü arsa tahsis ettim’ dedi. Başlayacaksanız oradan başlayın. Belediyemiz Gülen örgütüne bir metre kare arsa vermemiştir, hiçbir örgüte vermemiştir. Ama çıkaracağınız yasaya göre Ankara, İstanbul, Kayseri, Konya başta olmak üzere tüm AKP’li belediyelere kayyum atamanız lazım. En büyük terör destekçileri bunlardır. Gülen örgütüne neler neler aktardılar, örtülü ödenekler aktardınız.

“TERÖRE YARDIM, YATAKLIKTAN BİRİ YARGILANCAKSA ÖNCE SEN YARGILANMALISIN”

“Terör örgütüne yardım yataklık etmekten biri yargılanacaksa ilk önce senin tutuklanman lazım. ‘Allah affetsin’ diyorsun. Kanunlar sana işlemiyor, ancak ‘Allah affetsin’ diyorsun. Bu dünyada hesap vermeyecek misin?

“Sıradan bir memuru cemaate bulaştı diye görevden alıyorsun, sen hükümet olarak 12 yıl boyunca devletin tüm imkanlarını seferber etmişsin, şeyhi uçuran sizsiniz, belediyesine kayyum atanacak olan biziz. Böyle bir adalet var mı? CHP ne der bilmiyoruz ama biz yok sayacağız. Kayyum hiç bir belediyeyi çalıştıramayacak. Nereden biliyoruz. Seçilmişleri gözaltına almak için harekete geçen tank ve uçakların karşısında direnilmesinden biliyoruz. Gayri meşru bir şekilde seçilmişlere yönelenlere karşı direnmek nasıl meşru ise sizin darbenize karşı direnmek de meşrudur.

“Erdoğan sanıyor ki bizim davamız yıllardır ittifak yaptığı fırıldak Gülen cemaati gibidir. Kusura bakmayın biz sizin gibi değiliz. 40 bin kişi gözaltına alındı, biri de çıkıp ‘Ben Gülenciyim’ diyemedi. Bizden 10 bin kişi cezaevine atıldı hiçbiri de ‘Ben bu davanın içinde değilim’ demedi.

“BU ANLAYIŞA KARŞI DİRENECEĞİZ”

“Bize kötülük yapanlara karşı kurbanlık koyun gibi duracak halimiz yok. Biz güçlüyüz, bu anlayışa karşı direneceğiz. AKP, Meclis’e girdiğimiz 2007 yılından bu yana bizi bitirmeye çalışıyor, ama başaramadı, başaramayacak. Sen yenileceksin, çünkü haklılığın yok, geçerliliğin yok.
Sivil toplum örgütlerine çağrı

“Buradan tüm sivil toplum örgütlerine çağrı yapıyorum. Kayyumdan mı halk iradesinden mi yanasınız? Renginizi belli edin. Herkesin tarafını bilmek istiyoruz. Yarın öbür gün kayyum gelirse bundan nasıl nemalanırız, eskisi gibi nasıl rant alanına çeviririz belediyeleri diyen varsa bilelim. Kayyum atanmak isteyen varsa, kimdir bilmek istiyoruz.

“Baroları, sendikaları göreve çağırıyoruz. Onlarla çalışacak mısınız, onlarla işbirliği yapacak mısınız? Halkımız da her şeye hazır olmalıdır. Bu kadar aleni olarak el konulmasına sessiz mi kalacağız? Yasa yarın görüşülecek. Bu çılgınlığın meclis genel kurulundan geri dönmesini umuyoruz.

“Mecliste sert bir muhalefet yürüteceğiz. HDP grubu olarak parlamento içinde elimizden geleni yapacağız. Ancak parlamento dışında da meşru direnme hakkımızı kullanacağız. Bu herkes için geçerlidir. Asla yılma, geri adım atma, moral bozmak yok. Büyük coşkuyla mücadele edeceğiz.” (Kaynak: İMC)

Kaynak : http://www.cumhuriyet.com.tr/