İktidar medyasını uyaran RTÜK bürokratı ertesi gün görevden alındı

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) İzin ve Tahsisler Daire Başkanvekili Yasin Yiğit’in, hükümete yakın Turkuvaz medya grubuna yasayı açıkça ihlal eden uygulama konusunda uyarı yaptıktan bir gün sonra görevden alındığı öğrenildi.

‘FETÖ bağlantısı’ nedeniyle Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na (TMSF) devredilen çok sayıda radyo televizyon kuruluşunun bazıları kapatılmış bazıları da satılmıştı. RTÜK’teki görevden alınma olayı da bu satışla ilgili yaşandı.


Cumhuriyet’ten Sinan Tartanoğlu’nun
 CHP’li RTÜK üyesi İlhan Taşçı’ya dayandırdığı haberine göre, ‘FETÖ bağlantısı‘ nedeniyle satışa çıkarılan radyo ve televizyonlardan 35’i hükümete yakın Turkuvaz grubuna (Sabah ve atv’nin de sahibi) geçti. Bunlardan 11’inin yayın yaptığı alanda Turkuvaz grubu hali hazırda yayın yapıyordu. Ancak RTÜK mevzuatı bir kuruluşun aynı bölgede birden fazla yayına sahip olmasını yasaklıyor.

RTÜK İzin ve Tahsisler Daire Başkanvekili Yasin Yiğit bunun üzerine 9 Ocak’ta Turkuvaz Medya Grubu’na gönderdiği yazıda, ‘mevzuata uyulması, çakışan frekanslardan bir tanesini iade etmesi gerektiği’ni bildirdi. Yiğit uyarı yazısının ardından 10 Ocak perşembe günü görevinden alındı.

Kaynak : http://www.diken.com.tr/

Anayasa Mahkemesi son noktayı koydu: Basın yayın özgürlüğü anayasal güvence altındadır

mansetAnayasa Mahkemesi (AYM), radyo-televizyonların devlet eliyle karartılmasının anayasa ve basın özgürlüğünün ihlali anlamına geldiğini tescil eden içtihat niteliğinde bir karar verdi.

RTÜK tarafından yayını durdurulan özel bir radyo sahibinin bireysel başvurusunu değerlendiren AYM, anayasal koruma altındaki basın ve ifade özgürlüğünün medya yayınlarının iletilmesini de kapsadığını vurguladı. Anayasa’nın 26, 28, 29 ve 30’uncu maddelerine atıf yapan Yüksek Mahkeme, basın ve ifade özgürlüğünün yanı sıra düşünceyi açıklama ve yayma hakkının da ihlal edilemeyeceğine hükmetti.Çoğunluğa muhalif olsa bile düşüncenin her türlü araçla açıklanmasının demokratik düzenin gereklerinden olduğuna işaret eden mahkeme, “Düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü ile basın özgürlüğü demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemdedir.” dedi. Demokratik bir sistemde basının devleti denetleme görevi olduğuna dikkat çekti.

b747eaba87669f96423f6d1d8dd0Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) kadar uzanan davanın seyri şöyle yaşandı: C.E.’nin kurduğu radyo, 1995’te ulusal karasal yayın lisansı (R1) talebi RTÜK tarafından kabul edilerek yayına başladı. 2000-2002 yılları arasında yayına ara verdiğini RTÜK’e bildirdi. Radyo, bir süre sonra yayına yeniden başladı. Ancak RTÜK, 2008’de “yayınlarına ara verdiği hâlde bir üst kurul kararı olmadan izinsiz yayına geçen kuruluşların, yargı kararları saklı kalmak kaydıyla yayınlarının durdurulması hususunda uyarılması ve yayına devam edenler hakkında ise yasal işlem başlatılması” yönünde karar aldı. Bu çerçevede RTÜK, aynı tarihte radyonun yayınlarını durdurdu. Konu yargıya taşındı. RTÜK işleminin iptali talebi yönünde açılan davalar mahkemece reddedildi.

Bu süreçlerin tamamlanması üzerine radyonun sahibi C.E., bireysel başvuru hakkını kullanarak konuyu 19 Şubat 2013’te AYM’ye götürdü. Başvuruda, ifade özgürlüğü ile adil yargılanma haklarının ihlal edildiği belirtildi. Başvuruyu değerlendiren AYM Birinci Bölümü, 14 Ekim 2015 tarihinde verdiği kararda, Anayasa’nın 26. maddesinin ihlal edildiğine hükmetti. Son sözü söyleyen AYM de başvurucuyu haklı buldu. Mevcut hâliyle başvurucunun “izin almadan yayın yapan” değil, “yayınlarına ara veren” statüsünde bulunduğu vurgulandı. Kararda, medyaya yönelik baskıların hukuksuzluğunu gösteren şu gerekçeler dikkat çekti:

İletilme biçimleri de koruma altında: Anayasa Mahkemesi’ne göre ifade özgürlüğü, yalnızca düşünce ve kanaatlerin içeriğini değil; iletilme biçimlerini de koruma altına almaktadır.

İfade özgürlüğünün ayrılmaz parçası: Bu bağlamda basılıp çoğaltılabilen kitle iletişim araçlarından farklı ve daha etkin bir konumda bulunan radyo ve televizyon yayınlarının, ifade özgürlüğünün ayrılmaz bir parçası olduğu konusunda hiçbir şüphe bulunmamaktadır.

Sınırlama, yayını engelleyemez: İfade özgürlüğü, sınırlanabilen bir hak olmakla birlikte radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımlarla ilgili yapılacak sınırlamaların, ‘yayını engellememek kaydıyla’ olması gerektiği Anayasa’da açıkça vurgulanmıştır.

Anayasa ihlal edildi: Sonuç olarak başvuruya konu müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olmadığı kanaatine varılarak başvurucunun, Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmiştir.

Basın, kamuyu denetler: Düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü ile basın özgürlüğü demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemdedir. Yazılı, işitsel ve görsel basın, kamu gücünü kullanan organların siyasi kararlarını, eylemlerini ve ihmallerini sıkı bir denetime tabi tutarak demokrasinin sağlıklı bir şekilde işlemesini güvence altına almaktadır.

BELEDİYE, ZABITALAR EŞLİĞİNDE GAZETE KAPATMIŞTI

Öte yandan medyaya yönelik baskılar yerel düzeyde devam ediyor. AK Partili Bolu Belediyesi, işyeri açma ruhsatı olmadığı gerekçesiyle haftalık yayımlanan Bolu Havadis gazetesini geçen yıl zabıtalar eşliğinde kapatmıştı. Aynı gerekçeyle Bolu Gündem gazetesi de kapatılmak istenmişti. Gazeteye gelen zabıtalar, Sakarya İdare Mahkemesi’nin yürütmeyi durdurma kararıyla karşılaşınca herhangi bir işlem yapılamamıştı.

Kaynak : ÜNAL LİVANELİ, AHMET ŞİNOFOROĞLU – http://www.zaman.com.tr/

RTÜK’te Erdoğan korkusu

2015-10-26_114839Muhalefetin başvurusu 1 hafta bekletildi, sonra da geri çevrildi.

RTÜK’ün CHP’li ve HDP’li üyeleri, başta Cumhurbaşkanı olmak üzere siyasi kimliği olmasa da seçim sürecinde yaptıkları konuşmalarla süreci etkileyen kişilerin konuşmalarının denetlenmesi yönünde Başkanlığa başvurdu. MHP’li Başkanvekili başvuruyu 1 hafta beklettikten sonra geri çevirdi. Bu kez doğrudan YSK’ye başvuran üyeler, tavra tepki gösterdi.

7 Haziran’ın ardından oluşan yeni Meclis aritmetiği RTÜK’teki üye yapısını da değiştirdi. CHP, MHP ve HDP’nin toplam üye sayısı 5’e ulaşırken AKP’nin üye sayısı 4’te kaldı. Üst Kurul’da başkan seçimi yapılamayınca en yaşlı üye sıfatıyla MHP’li Arif Fırtına başkanvekilliği görevini devraldı.

YSK yolu…

1 Kasım’da seçim kararının alınmasının ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan, tekrar AKP için alana çıkmaya başlayınca, RTÜK’teki yeni yapının da etkisiyle muhalefet Erdoğan için bir kez daha harekete geçti. CHP’li üyeler Süleyman Demirkan ve İsmet Demirdöğen ile HDP’li üye Ersin Öngel, “siyasi kimlik taşımayan ancak yaptıkları konuşmalarla seçimleri etkileyen kişilerin konuşmalarının da seçim sürecinde denetlenmesi” istemiyle RTÜK’ün YSK’ye başvurması talebiyle Başkanlık makamına başvurdu. Başvurudan 10 gün sonra üyelere ret yanıtı verildi.

Verilen yanıtta, bu konuda “RTÜK Başkanlığı’nca şu an için yapılacak bir işlemin bulunmadığı, ancak başvuru ya da başvuruların muhataplığı çerçevesinde doğrudan YSK’ye yapılabileceği” belirtildi.

‘Allah da kulu da biliyor’

CHP’li üye Süleyman Demirkan, “Allah da kulu da aklı vicdanı olan herkes de Anayasa’ya göre, tarafsız bağımsız partiler üstü bir partiyle bağı varsa seçildiği anda bağını kopartması gereken Sayın Cumhurbaşkanı’nın seçim sürecinde bir parti için çalıştığını biliyor” dedi.

Kaynak : Fırat Kozok – http://www.cumhuriyet.com.tr/

YSK’ya ‘Erdoğan’a müdahale edin’ başvurusu

erdoganidurdurunmRTÜK’ün 3 üyesi YSK’ya başvurarak Erdoğan’ın TV’lerde yaptığı konuşmaların da YSK yasakları kapsamına alınmasını istedi.

RTÜK üyeleri Süleyman Demirkan, İsmet Demirdöğen ve Ersin Öngel, YSK’ya başvurarak, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın TV’lerde yaptığı konuşmaların da YSK yasakları kapsamına alınmasını istedi.

3 üye, 7 Haziran seçimlerinden önce YSK’nın, Erdoğan’ın konuşmalarına “Cumhurbaşkanı olduğu gerekçesiyle” müdahale etmediğini de anımsatarak, “Ancak AGİT, 7 Haziran seçimlerinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın taraflı davrandığını tespit etti” diyerek, YSK’nın da bu doğrultuda karar vermesi gerektiğini ifade ettiler.

Kaynak : Ali EKBER ERTÜRK/ SÖZCÜ

Ortadoğu Gazetesi Yazı İşleri Müdürü: Dağıtımımıza engel oluyorlar…

page_ortadogu-gazetesi-yazi-isleri-muduru-dagitimimiza-engel-oluyorlar_184549400“Ülkü Ocakları’na operasyon yapmayı hesaplamışlar, sonra ipi sapı kopuk, sabıkalı tiplerin bir arada olduğu Osmanlı Ocakları’nı kurdular”

Ortadoğu Gazetesi Yazı İşleri Müdürü ve MHP İstanbul 3. Bölge milletvekili adayı Mehmet Müftüoğlu, gazetesine baskıların olduğunu söyleyerek kendisi ve çalıştığı kurum hakkında 200’e yakın ceza ve tazminat davası açıldığını belirtti. Müftüoğlu, “Yayın politikasından rahatsızlık duydukları için dağıtımına engel oluyorlar” dedi.

Müftüoğlu, basına yönelik baskıları ve 7 kanalın dijital platformlardan çıkarılmasını eleştirerek, bunun “millete yapılan bir darbe” olduğunu söyledi. 

Ortadoğu Gazetesi Yazı İşleri Müdürü ve Mhp İstanbul 3. Bölge milletvekili adayı Mehmet Müftüoğlu, seçim çalışmalarını ve ülke gündemini Zaman gazetesinden Veysel Engi‘ye değerlendirdi. 

MHP’nin gazeteci kökenli milletvekili adayı Mehmet Müftüoğlu’nun açıklamaları özetle şöyle:

AKP iktidarının son yıllarına baktığımızda, havuz diye tabir edilen, kirli paralarla oluşturulan ve kirli işlere bulaşan bir medya oluşturuldu. Bu medya karşısında Türkiye’nin geleceğini düşünen, insanlara doğru bilgi akışını sağlamaya çalışan ve de haksızlığa karşı en azından cılız da olsa sesini duyurmaya çalışan bir grup medya da var. Bunlardan en büyüğü Zaman ve Samanyolu Grubu’dur. İpek Grubu ve Ortadoğu Gazetesi’ni de sayabiliriz. Haksızlığa karşı çıkan bu gruplara, kendilerine bağlı yargı mensupları kullanılarak, hukuksuz bir şekilde baskı yapılıyor. 17-25 Aralık bir dönüm noktası oldu. Erdoğan, ailesine uzanacak şeylerin yazılmasını engellemek amacında. Adının geçtiği her haber dava konusu oluyor. Biz 200’e yakın dava ile karşı karşıyayız. Ortadoğu Gazetesi’nin yayın politikasından rahatsızlık duydukları için dağıtımına engel oluyorlar.

Gazeteci arkadaşlarımızın tutuklanması hiçbir şekilde kabul edilemez. 7 TV kanalının mahkeme kararı olmaksızın yayınları kesiliyor. RTÜK ise bir savcının yazısıyla bunun yapılamayacağını söyleyerek, yasalara aykırı diyor. Peki anayasal bir devlet isek hangi anayasa, hangi hukuk kitabında kendi keyfinize göre bu TV’leri kapatacaksınız diye yazıyor? Bu aslında millete yapılan bir darbedir. Basına yapılan darbe bilakis millete yapılıyor. Vatandaşın bilgi alma hürriyetini engelleyemezsiniz. Bu vatandaşa baskı kurmaktır, zihni ve fikri bir alana hapsetmektir. Hükümetin yanında yer almayan ve yanlışlarını ortaya koyan medya kuruluşlarına dönük hem hukuki, hem fiziki, hem mali anlamda baskılar kuruluyor. İpek Medya Grubu’na yapılan baskıya yakın zamanda şahit olduk.  Samanyolu TV’nin Genel Yayın Yönetmeni hâlâ cezaevinde. Zaman’a yakın bir zamanda kamuoyunun önünde rencide edecek itibarını sarsacak şekilde baskınlar düzenleniyor. Bu baskınlardan bir şey bulabildiniz mi? Bulamadınız.

Yargı Erdoğan’ın ağzına bakıyor; ‘ne diyecek de biz onu yapacağız’ diye. Böyle bir anlayışı kabul etmek mümkün mü? Nerede hukuk devleti? Bülent Arınç ‘Yüzde 50’ye yakın bir kesim bizden nefret ediyor.’ demişti. Şimdi o rakam yüzde 70-80’lere dayandı. Peki bu nefret duyduğunuz insanları çıkardığınız yasalarla insanları cezaevine atarak, Twitter’dan paylaşım yapan insanları suç işledi diyerek hapse atarak mı susturacaksınız? Ya da frekanslardan, uydudan TV’leri çıkararak mı insanları susturacaksınız?

‘Ülkü Ocakları’na operasyon planlayanlar, Osmanlı Ocakları’nı kurdu’

Bir dönem Ülkü Ocakları’nı gayri meşru örgüt sınıfına sokarak operasyon yapmayı bile hesaplamışlar. Ülkü Ocakları, eğitim ve kültür yuvasıdır. Burada yetişenler Türkiye’nin yönetiminde ve hizmetinde çeşitli kademelere gelirler ve bunlar vatanına, milletine bağlı insanlardır. Bunlardan asla AKP’liler gibi birtakım gayri meşru işlere bulaşmış tipler çıkmaz. Siz kalkacaksınız, bunu sabote edeceksiniz… Bunun adımı Erdoğan’ın Kazlıçeşme’deki mitinginde 3 hilal açmasıyla atıldı. Sonrasında ‘MHP’yi nasıl yok edebiliriz?’ düşüncesiyle ortaya çıkan bir gayretin ürünü olarak Osmanlı Ocakları’nı kurdular. O ocakları AKP’den ayrı düşünmek mümkün değildir. İpi sapı kopuk, gayri meşru işlere bulaşmış hatta sabıkalı tiplerin bir arada olduğu  bir yapının AKP hükümeti tarafından nasıl kullanıldığını gösteren bir tablo karşımızda. Özellikle AKP’nin lehine bürokratların yaptıkları çalışmalarda biz ülkücüyüz diyerek tanımlama yapmasını da buna bağlayabiliriz.

17-25 Aralık’tan sonra
bütün kurumlar altüst edildi

17-25 Aralık operasyonundaki iddialardan sonra Türkiye’de emniyet, yargı dağıldı, bütün kurumlar adeta alt üst edildi. Operasyona katılan polislerimiz haksız operasyonla göz altına alındılar, cezaevine konuldular. Bütün bunlar olurken 7 Haziran seçimlerinden sonra AKP tek başına iktidardan düşüyor. Özellikle hükümetin kurulamayışının sebebi Recep Tayyip Erdoğan’dır. Erken seçim kararı alan Erdoğan, bu karar ile ‘Acaba AKP yine tek başına iktidara gelir de ben kendimi kurtarabilir miyim? Acaba sıfırlayamadıkları paraların mukabilinde bu iddiaları sıfırlayabilir miyim?’ düşüncesi hakimdi. 7 Haziran sonrası bombalar patlıyor şehitler geliyor. Hiç kimse  umurunda değil, umrunda olan tek şey ailesi ve partisi.

7 Haziran’da millet tokat attı,
1 Kasım’da tekme yiyecekler

Sahada ev, esnaf ve STK ziyaretleri yapıyoruz. Onlardan aldığımız bilgiler ve tepkiler ışığında yeni siyasi alanlar ve doneler geliştiriyoruz.  Hem gazeteci hem de siyasetçi olarak şunu söylüyorum ki; sokağa çıkıp vatandaşın kapısını çaldığımızda bize, ‘AKP’nin artık iktidara gelmesi mümkün değil, Türkiye’yi kurtarın’ diyorlar. Yüzde 52’lerden bahsedenler bugün yüzde 40’ları konuşamaz duruma geldiler. 7 Haziran’da milletten büyük bir tokat yediler. 1 Kasım’da da tokat yerine tekme yiyecekler. AKP kaybederse Türkiye kazanır.

Kaynak : http://t24.com.tr/

TBB Başkanı Metin Feyzioğlu: Sansür, lisans iptaline gider

f1e78e6ec4c47e3c487d4c577429TBB Başkanı Feyzioğlu, 7 televizyon kanalına hukuksuz sansür uygulayan platformlar hakkında RTÜK’ün uyarısının gereğinin yapılmasını istedi. ‘Sansürü kaldırmadığında bu iş lisans iptaline gider” uyarısı yaptı.

Bugün gazetesinden Metin Arslan’ın haberine göre Türkiye Barolar Birliği Başkanı (TBB) Metin Feyzioğlu, 7 televizyon kanalını sansürleyen, Anayasa ve kanunlara aykırı şekilde vatandaşların iletişim özgürlüğünü engelleyen platform işletmecilerini uyardı. BUGÜN’e konuşan Feyzioğlu, Radyo ve Televizyon Kuruluş ve Yayınları Kanunu’nun “Platform işletmecileri medya hizmet sağlayıcı kuruluşlara tarafsızlık ve hakkâniyet ölçülerinde, makul ve ayrımcılık içermeyecek koşullarda hizmet vermek zorundadır” hükmünü hatırlattı.

SİYASİ TALİMATLA ÇIKARILDI

Platform işletmecilerinin televizyon kanallarının sahibi olan şirketler arasında ayrımcılık yapamayacağını vurgulayan Feyzioğlu, “Kanallara uygulanan yasağın seçimle ilgili olduğu çok açık. Tek sesli medya isteyen iktidar, farklı görüşleri dillendirenlere yasak uyguluyor.

7 Haziran öncesi de bu kanallara RTÜK üzerinden astronomik cezalar yağdırıldığını biliyoruz. Şimdi de savcılık bahanesini kullanarak yayından kaldırıyorlar. Televizyon kanalları, iktidardan gelen bir telkin, tavsiye belki de talimat üzerine platformlardan çıkarıldı” dedi.

ŞARTLARI İHLAL EDİYORLAR

TV kanallarına yaptırım yetkisi olan RTÜK’ün platformlara da yaptırım yetkisi olduğunu hatırlatan Feyzioğlu şunları söyledi: “Nitekim ‘Bu ihlali kaldır’ diye uyarı yazısı yazdı. Hizmet sağlayıcısı kuruluşlara bir an önce çok büyük maddi zararlara, lisans iptaline gidecek yaptırımlara uğramadan kanunun gereğini yapmalarını öneriyorum.

Sansürü kaldırmadığında bu iş lisans iptaline gider. Çünkü lisans alırken yayıncı platform işletmecileri bütün medya hizmet sağlayıcı kuruluşlara karşı eşit mesafede duracaklarını, ayrımcılık yapmayacaklarını, hakkaniyetten ayrılmayacaklarını taahhüt ediyorlar. Lisans alırken ki taahhüde uymazlarsa lisans almanın şartını ihlal etmiş olurlar.”

KAMU HİZMETİ EŞİT VERİLMELİ

Televizyon kanallarının yayınını sağlayan platform işletmelerinin kamu hizmeti sunduğunu vurgulayan TBB Başkanı Metin Feyzioğlu, “Tivibu, Digiturk ve Türksat gibi işletmeciler ‘İstediğime izin veririm istediğime izin vermem’ diye yaklaşamaz. Kamu hizmeti veriyor olmasaydılar, temel ilkelerini kanun belirlemezdi. Örneğin; kanun bir insanın evine müdahale edip ‘Oturma odasını şuraya koyacaksın, nevresimin şu renk olacak’ diyemez. Çünkü tamamen özel hayat. Ama burada basınla, haberleşme hürriyetiyle ilgili bir kamu hizmeti var. Bu kamu hizmetinin herkese eşit şekilde sunulması gerekiyor” değerlendirmesi yaptı.

Kaynak : http://www.zaman.com.tr/

Bugün TV ve Kanaltürk için Türksat’tan skandal karar

2015-10-18_215508Bugün TV ve Kanaltürk’te yayınlanan gerçekleri halkın duymasını istemeyenler, sansür için bir adım daha attı. Türksat, Bugün TV ve Kanaltürk’e sözleşmenin bir ay içinde feshedileceğini iletti. Skandal uygulamaya tepki yağdı. Hukukçular, “Türksat yönetim kurulu şahsi sorumludur, tazminata mahkûm edilir” uyarısı yaptı.

Bugün gazetesinin haberine göre özgür medyaya yönelik sansürde skandal bir adım daha atıldı. Bugün TV ve Kanaltürk‘ün, Digitürk, Tivibu,Teledünya ve Kablo TV’den sonra devletin kontrolündeki Türksat‘tan çıkarılması için adım atıldı.

Kararda Türksat, söz konusu kanallara önceki gün yazı göndererek yayınlarını düşürmeleri konusunda bir aylık süre verdi. Söz konusu kanallara süre sonunda sözleşmelerinin feshedileceği iletildi.

Hukukçular, Türksat‘ın hiçbir mahkeme kararı olmadan Bugün TV veKanaltürk‘ün uydudan düşürmeleri konusunda tebliğatta bulunmasının Anayasa, yasalar ve uluslararası sözleşmelere aykırı olduğuna dikkat çekti. Bu kararı veren bürokrat ve yönetim kurulu üyelerinin hem devleti zarara uğrattıklarını hem de haksız rekabete yol açtıklarına dikkat çeken hukukçular, hukuksuz kararlarla yayınların sonlandırılmasından oluşacak maddi zararın, kararda imzası bulunan Türksat Yönetim kurulu üyelerine rücu edeceğini belirtti.f1e78e6ec4c47e3c487d4c577429

Ticaret Hukuku Profesörü Yılmaz Aslan: Zararın 3 katı talep edilir

Sözleşmeye aykırı durum yoksa, siyasi gerekçelerle böyle bir şey yapılıyorsa bu hukuka aykırı bir durum. Muhalif kalındı diye susturmak için yapılıyorsa hukuka aykırı olacağına şüphe bile yok. Basın özgürlüğü açısından, sözleşme ve rekabet hukuku açısından aykırı bir karar olur. Sözleşmeye aykırı davranılınca sözleşme iptal edilir ama gerekçe yoksa sözleşmelere aykırı olur. Bu gibi paralı uydu yayınları, dijital yayın gibi mecra sahipleri sırasıyla bu kanalları yayından çıkarıyorsa bu kendiliğinden olacak şey değil. Birinde ihmal olmuşsa diğerlerinde de ihmal olması şart değil. Demek ki bunlar hepsi aralarında konuşup, birbirine bakıp böyle yapıyorlar. Tazminat hakkı doğar. Hukuka aykırı davranışlardan haksız fiil durumundan doğar. Rekabet Kanunu’na aykırılık ortaya çıkarsa zararın 3 katı tazminat talep edilebilir. Türksat‘ın sahibi olan devlet buraya yönetim kurulu, memur veya görevli atadıysa, bunlarda devletin zarar etmesine, tazminat ödemesine yol açarsa onlara rücu ettirebilir. Devletin öyle bir hakkı var.

Ankara Barosu eski Başkanı Vedat Ahsen Coşar: Tazminat rücu eder

Bu bir kamu kuruluşu her kuruma eşit, tarafsız yaklaşması gereken bir kurum. Kiracı kirasını ödüyor. Hiçbir aykırı eylem, fiil yok. Buna rağmen evden atılmaya çalışılıyor. Hukuka uygun değil. Siyasi bir karar ve doğru değil. Bir takım olaylar karşısında kamu kurumlarının taraf tutması, vatandaşın devlete olan güveninin sarsılmasına neden olur.Türksatyönetim kurulu şahsi sorumludur, tazminata mahkûm edilir. Haksız bir şekilde sözleşme iptal ediliyor. Uğranan zarar tazmin edilmek zorunda.

Tüketiciler Birliği Başkanı Avukat Bülent Deniz: Ceza hukukuna aykırı

Türksat ve uydudan bazı yayınların yasaklanması sansürde zirve noktasıdır. Digiturk yasaklamalarına rağmen tüketici alternatif dijital platformlardan yayınları izleme olanağına sahipti ancak şimdi tamamen uydudan çıkarılması söz konusudur. Bu kanalları izlemek için tüketiciye internet ve karasal yayın kalmaktadır. Bu durum 1985 tarihli BM Tüketici Hakları Evrensel Bildirgesi’nde belirtilen bilgilendirme ve Anayasa’daki haberleşme özgürlüğünün açık ihlali demektir. Bu durum Türk Ceza Hukuku’nun 124. maddesinde yazan haberleşmenin engellenmesinin başka şeklidir. Devletin ortak olduğu kuruluşlardakisansüranlayışıdır.

CHP Milletvekili Barış Yarkadaş: Saray’dan düğmeye basıldı

Kanaltürk, Bugün TV, Yumurcak TV, Samanyolu TV ve diğer kanalların Digiturk’ten çıkarılması saraydaki zatı tatmin etmedi. Aynı kanalların uydudan çıkarılması da söz konusu. Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mustafa Varank bu konuyla yakından ilgileniyor. Edindiğim bilgilere göre, saraydaki zat tarafından düğmeye basıldı. Şu an sadece Türkiye’deki seçim dengelerini görmeye çalışıyorlar.

RTÜK Üyesi İsmet Özdal Demirdögen: RTÜK gündemine alınacak

Bu iletişim özgürlüğüne vurulan en son ve en ağır darbedir. Tek sesli bir medya düzeni oluşturulmak isteniyor. Halkın haber alma hakkı göz ardı ediliyor. Devletin görevi halkın doğrulara ulaşabilmesini sağlamaktır. Onu sağlayacak altyapıyı oluşturmaktır. Ancak ne yazık ki bu olayda devlet kurumları bu olanağı sağlamadıkları gibi var olanları da gasp etmektedirler. RTÜK olarak bu konuyu Digiturk’te olduğu gibi gündemimize alarak değerlendireceğiz. Hükümetin baskısının sonuç verdiğini görüyoruz. Umut ediyoruz ki Türksatyönetimi ve diğer platform yöneticileri bu yanlışlardan bir an önce döner.

RTÜK Üyesi Süleyman Demirkan: Hangi mahkeme kararına göre

Bunlar sonuç getirmeyecek şeyler. 1 Kasım’dan sonra Anayasa işler hale gelir ve böyle saçmalıklar olmaz. Seçim hükümeti döneminde yapılması ters teper. Yapanlara hayır getirmez. Kurumları da, yapanları da, devleti de yıpratır. Devlete olan güven sarsılır. Bu, devlete karşı işlenen suçlar kapsamındadır. Platformlar için aldığımız karar Türksatiçin de alınır. ‘Neye göre, hangi yasaya göre hangi mahkeme kararına göre bunu yaptınız? RTÜK’e danıştınız mı’ diye sorulmalı. Panik havası ve bir şuursuzluk var.

Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç: Yasaya aykırı her girişimin karşısındayız

Basın Konseyi Yüksek Kurulu Bölge Toplantısı İzmir’in Çeşme ilçesinde başladı. Konsey Başkanı Pınar Türenç, Türk basınının zorlu bir süreçten geçtiğini, toplantıda şikayetler ve meslek üzerindeki baskılarla ilgili değerlendirmede bulunacaklarını söyledi. 7 televizyon kanalının, yayın platformlarından çıkarılarak sadece internete mahkum edilmesinin kabul edilemez olduğunu vurgulayan Türenç şöyle konuştu: “Basın Konseyi olarak mesleğimiz üzerinde artarak devam eden baskıların sonlanması için verdiğimiz mücadeleye kararlılıkla devam edeceğiz. Umuyoruz ki yapılan yanlışlardan bir an önce dönülür. Ve umuyoruz ki basın ve ifade özgürlüğü önünde hiçbir engel kalmadan gazeteciler özgürce yazıp, konuşabilir. Yasaya aykırı her türlü girişimin karşısındayız.” 

İPEK MEDYA GRUBU: SİZİN İÇİN DEVAM EDECEĞİZ

Biz, bu topraklarda birlikte yaşadığımız herkesi, her insanı sevdik. İnsan haklarını, evrensel hukuku, demokrasiyi savunduk. Yalana, iftiraya, haksız hukuksuz infazlara, toplu imha teşebbüslerine karşı direndik. Zorla, baskıyla, birbirimizi susturmadan, hakaret etmeden konuşsak, sorunlarımızı çözebileceğimize inandık. Katılsak da, katılmasak da herkesin düşüncelerini söyleme hakkına saygı gösterdik. Sadece gerçekleri, insanlarımızı, sokaklarımızı yansıttık. Buna dayanamadılar. Tüm kamu kaynaklarını gırtlaklarına kadar emmelerine rağmen; gerçek, yalanla örtülemediğinden rekabet de edemediler. Sadece bir havuzun uğultularını duymanız, kapkara bir zifti, berrak su zannedip yudumlamanız için zorla, hoyratça ve hukuksuzca ekranlarımızı kararttılar. Karartıyorlar… Biz sizin için vardık. Sizin için varız. Sizin için var olmaya devam edeceğiz.

SEÇİM İÇİN HAZIRLIK

Kanalların Digiturk’ten çıkarılması sonrası tepki ile karşılaştılar. Binlerce kişi aboneliklerini iptal etti. Sansürün AKP’ye nasıl yansıyıp yansımayacağını merak ediyorlar. Kanalların uydudan da çıkarılmasını fiilen planlıyorlar. Yapabilirlerse, kanalları seçimden önce kapatıp, halkın gerçekleri öğrenmesini engelleyecekler. Uydudaki yayınları seçim öncesi kesemezlerse, seçimlerden hemen sonra hükümet kurma çalışmaları sürerken, bunu yapmak istiyorlar.

RTÜK BYPASS EDİLİYOR

RTÜK bir kanalı kapatmak için mahkeme kararı ister. Bunlar onu da beklemiyorlar. Anayasa, yasalar, RTÜK ve hukuk bypass ediliyor. Biz şimdiden Cumhurbaşkanı’na uyarımızı yapalım. Bu yanlıştan dönün, Türkiye’yi keyfi şekilde yönetemezsiniz. Keyfi şekilde kanal kapatamazsınız.

YÖNETİMDE ERDOĞAN’A YAKIN İSİMLER

Yönetim Kurulu üyelerine kanunlara aykırı olarak 10’ar bin lira maaş vermesiyle gündeme gelen Türksat‘ın yönetiminde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın danışmanlarının ağırlığı dikkat çekiyor. Erdoğan’ın başbakanlığı döneminde 3 başdanışmanı Mustafa Varank, Şenol Kazancı ve Maksut Serim 18 Nisan 2014’te Türksatyönetimine getirilmişti. Bu atamaların ardından Erdoğan, cumhurbaşkanı olduktan 2 ay sonra 2 Ekim 2014’te TÜRKSAT yönetimine eski Kültür Bakanı Atilla Koç’un oğlu Cumhurbaşkanlığı Bilgi Teknolojileri Başkanı Ali Taha Koç’un da atandığı ortaya çıktı. Böylelikle TÜRKSAT’ın yönetiminde genel müdür dışındaki 7 yönetim kurulu üyesinden 4’ü Erdoğan’ın en yakınındaki isimlerden oluştu.

İŞTE YÖNETİM KURULU:

Prof. Dr. Ensar GÜL: Başkan ve Genel Müdür.

Prof. Dr. Yusuf Suat HASÇİÇEK:  Başkan Vekili, Ulaştırma, Denizcilik, Haberleşme, Araştırmaları Merkezi Başkanı.

Mehmet Hamdi YILDIRIM:Üye, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı.

Prof. Dr. Mustafa HELVACI:  Üye, İstanbul Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi.

Mustafa VARANK: Üye, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı.

Ali Taha KOÇ:Üye, Cumhurbaşkanlığı Bilişim Teknolojileri Başkanı.

Şenol KAZANCI:Üye,  Anadolu Ajansı Genel Müdürü

Üye Maksut SERİM:Başbakan Başdanışmanı

DEVLET ADINA UYGU İŞLETMECİLİĞİ YAPIYOR

Türksat Uydu Haberleşme Kablo TV ve İşletme A.Ş, 2 Temmuz 2004 tarih ve 5189 Sayılı Kanunun Ek 33. maddesi uyarınca kuruldu. Bu kanun gereğince uydu işletmeciliği Türk Telekom A.Ş’den alınıp TürksatUydu Haberleşme Kablo TV ve İşletme A.Ş’ye verildi. Özel hukuk tüzel kişisi olmakla birlikte tamamı devlete ait olan şirket, devlet adına uydu işletmeciliği yapıyor. Uydunun kontrol ve denetim hakkı da TürksatUydu Haberleşme Kablo TV ve İşletme A.Ş’ye ait bulunuyor.

Kaynak : http://www.zaman.com.tr/

Başkanlardan, başkana “uyarı” mektubu

Saygı Öztürk

Saygı Öztürk

AKP bü­rok­ra­si­de ya­pa­ca­ğı tüm ata­ma­la­rı yap­tı. AK­P’­nin kur­du­ğu bü­rok­ra­si dü­ze­ni “se­çim hü­kü­me­ti­”ne ata­ma ya­sa­ğı ge­ti­re­rek sür­dü­rül­mek is­te­ni­yor. “Ba­ğım­sı­z” di­ye ba­kan­lı­ğa ge­ti­ri­len­le­rin, AK­P’­ye en ya­kın isim­ler ol­du­ğu da or­ta­da…
Bü­rok­ra­si­de­ki dü­zen­siz­lik yar­gı­ya da sıç­ra­mış du­rum­da… Rad­yo ve Te­le­viz­yon Üst Ku­ru­lu­’na (RTÜK) baş­kan seç­mek için 15 Tem­mu­z’­da baş­la­yan se­çim tur­la­rın­dan bir tür­lü so­nuç çık­ma­dı. 18. tur ya­rın ya­pı­la­cak ama yi­ne so­nuç alı­na­ma­ya­cak. RTÜ­K’­te­ki du­rum­dan da­ha be­te­ri Yar­gı­ta­y’­da ya­şa­nı­yor. 28 Ni­sa­n’­dan bu ya­na Yar­gı­ta­y’­da üç dai­re baş­kan­lı­ğı için ba­zı gün­ler 3-4 kez se­çim tur­la­rı ya­pı­lı­yor ama hiç­bir aday se­çi­le­cek ço­ğun­lu­ğu el­de ede­mi­yor.

AKP, AÇIK OY­LA­MA İS­Tİ­YOR

Yar­gı­nın gi­de­rek si­ya­sal­laş­tı­rıl­dı­ğı, AK­P’­nin yar­gı üze­rin­de bü­yük bas­kı­lar kur­du­ğu sık­ça gün­de­me ge­ti­ri­li­yor. O yüz­den Ha­kim­ler ve Sav­cı­lar Yük­sek Ku­ru­lu­’nun (HSYK) ya­pı­sın­da de­ği­şik­lik ya­pıl­dı, yar­gı­da den­ge­le­ri de­ğiş­tir­mek için ya­sa­lar çı­ka­rıl­dı. AKP des­tek­li “Yar­gı­da Bir­lik Plat­for­mu­” oluş­tu­rul­du. Plat­form aday­la­rı üst gö­rev­le­re ge­ti­ril­di. Se­çim tas­nif ko­mis­yo­nu da il­ginç­tir hep Yar­gı­da Bir­lik Plat­for­mu üye­le­rin­den oluş­tu.
Yar­gı­tay 12. Ce­za Da­ire­si Baş­ka­nı Ay­şe Do­ğan, 15. Ce­za Da­ire­si Baş­ka­nı Hay­dar Ero­l’­un gö­rev sü­re­si 11 Mar­t’­ta dol­du, baş­kan­lık se­çi­mi­ne 16 Mar­t’­ta baş­lan­dı. 8. Ce­za Da­ire­si Baş­ka­nı Se­dat Ba­kı­cı­’nın gö­rev sü­re­si 25 Ni­sa­n’­da dol­du, 28 Ni­sa­n’­da se­çim için ilk tu­ra ge­çil­di. Ba­kın ara­dan 4-5 ay geç­me­si­ne rağ­men bu da­ire­le­re baş­kan se­çi­le­mi­yor. Ni­çin? Çün­kü 516 üye­si bu­lu­nan Yar­gı­ta­y’­da hiç­bir aday se­çil­me­si için ye­ter­li olan 258 oyu ala­mı­yor. AKP, ço­ğun­lu­ğu el­de et­mek için Yar­gı­ta­y’­a ge­rek­li-ge­rek­siz çok sa­yı­da ata­ma yap­tı. Ço­ğun­lu­ğu el­de et­ti­ği­ni san­dı. An­cak ata­dık­la­rı isim­ler bi­le ar­tık üzer­le­rin­de­ki bas­kı­ya rağ­men, se­çil­me­si­ni is­te­dik­le­ri aday­la­ra vic­dan­la­rı­nın se­si­ni din­le­yip oy ver­mi­yor.
Yar­gı­ta­y’­a seç­tik­le­ri üye­ler­le is­te­dik­le­ri baş­kan­la­rı seç­ti­re­me­ye­cek­le­ri­ni an­la­yan­lar, bas­kı­yı ar­tır­mak için hiç ol­ma­dık yön­tem­le­re baş­vur­mak is­ti­yor. On­la­rın hu­kuk­çu olan ço­cuk­la­rı­nın ta­yin­le­ri gün­de­me ge­ti­ri­li­yor, baş­kan­lık söz­le­ri ve­ri­li­yor. Yi­ne so­nuç alı­na­ma­yın­ca Yar­gı­tay Ya­sa­sı­’n­da se­çi­min giz­li oy­la ya­pıl­ma­sı ön­gö­rül­me­si­ne rağ­men oy­la­ma­nın açık ya­pıl­ma­sı, oy­la­rın top­lu kul­la­nıl­ma­sı için ça­ba­lar baş­la­dı.

BAŞ­KA­NA MUH­TI­RA Gİ­Bİ YA­ZI

Bu­lun­duk­la­rı da­ire­le­re ye­ni­den baş­kan ada­yı olan Ay­şe Do­ğan, Hay­dar Erol ve Se­dat Ba­kı­cı, oy­la­ma­nın açık ya­pıl­ma­sı gi­ri­şi­mi­ne kar­şı Yar­gı­tay Baş­ka­nı İs­ma­il Rüş­tü Ci­ri­t’­e
“u­ya­rı­” ni­te­li­ğin­de mek­tup gön­der­di. Ye­tin­me­yip o mek­tu­bu tüm üye­le­re de da­ğıt­tı­lar. Böy­le bir olay Yar­gı­tay ta­ri­hin­de ilk kez ger­çek­leş­ti. O mek­tup­ta, baş­kan­lı­ğın Yar­gı­tay Ya­sa­sı­’na ay­kı­rı dav­ra­nış­la­rı sı­ra­la­nı­yor ve mek­tup şöy­le de­vam edi­yor:
“Da­ire Baş­kan­lı­ğı se­çi­min­de bil­gi, li­ya­kat, de­ne­yim, bi­lim­sel ba­şa­rı­la­rın ön plan­da tu­tul­ma­sı ge­re­kir­ken, baş­kan­lık­la­rın bu il­ke­ler­den uzak şe­kil­de pay­laş­tı­rıl­dı­ğı­na iliş­kin du­yum­lar Yar­gı­ta­y’­a olan gü­ve­ni sars­mak­ta­dır.
Ka­mu­oyu ta­ra­fın­dan, ya­kın­dan bi­lin­di­ği ve ta­kip edil­di­ği üze­re, HSYK se­çi­min­de oluş­tu­ru­lan Yar­gı­da Bir­lik Plat­for­mu, Yar­gı­ta­y’­a da yan­sı­tıl­mış ve ben­zer bir olu­şum içi­ne gi­ril­miş­tir. Yar­gı­tay Ya­sa­sı­’nın se­çim­ler­de her tür­lü pro­pa­gan­da­yı ya­sak­la­yan 38. mad­de­si­ne, Yar­gı­ta­y’­ın iş­le­vi­ne, gö­re­vi­ne, ge­le­nek­le­ri­ne, yar­gı­nın ba­ğım­sız ve ta­raf­sız­lı­ğı­na, Bir­leş­miş Mil­let­ler Ban­go­lar Yar­gı Eti­ği İl­ke­le­ri­’ne, ha­ki­me hiç­bir ko­nu­da emir ve­ri­le­me­ye­ce­ği, tav­si­ye­de bu­lu­na­ma­ya­ca­ğı­na iliş­kin Ana­ya­sa hük­mü­ne ay­kı­rı ola­rak bir­li­ğe ka­tı­lan sa­yın baş­kan ve üye­le­ri, çok sa­yı­da top­lan­tı dü­zen­le­ye­rek ve­ya top­lan­tı­la­ra ka­tı­la­rak 38. mad­de­ye ay­kı­rı dav­ran­mış­lar­dır.

BU SE­Çİ­MİN DE GÜ­VEN­Lİ­Ğİ YOK

Bi­rin­ci Baş­kan­lık­ça ge­rek­li ön­lem­le­rin alın­ma­sı, Yar­gı­tay Ya­sa­sı­’nın 38. mad­de­si­ne ay­kı­rı ola­rak ge­rek Yar­gı­tay için­de ge­rek­se Yar­gı­tay dı­şın­da se­çim­ler­le il­gi­li top­lan­tı­lar ya­pıl­ma­sı, üye­le­ri­ni bağ­la­yı­cı ka­rar­lar alın­ma­sı, pro­pa­gan­da ya­pıl­ma­sı­nın ön­len­me­si, uy­ma­yan­lar hak­kın­da di­sip­lin so­ruş­tur­ma­sı­na baş­lan­ma­sı ya­sa ge­re­ği­dir. Se­çim­ler­le il­gi­li olum­suz­luk­lar Bi­rin­ci Baş­kan­lık ve Ge­nel Sek­re­ter­lik ma­kam­la­rı­na ya­zı­lı ve­ya söz­lü ola­rak za­man za­man yan­sı­tıl­dı­ğı hal­de se­çim­le­rin ya­sa ve iç yö­net­me­li­ğe uy­gun şe­kil­de ya­pıl­ma­sı sağ­lan­ma­mış­tır.
So­nuç ola­rak; baş­kan­lık se­çim­le­ri­nin Yar­gı­tay Ya­sa­sı ve iç yö­net­me­li­ği­ne, etik ku­ral­la­ra, Yar­gı­ta­y’­ın örf ve adet­le­ri­ne uy­gun şe­kil­de ya­pıl­ma­sı­nın sağ­lan­ma­sı için ge­re­ği­nin tak­dir ve ifa­sı say­gıy­la arz olu­nur.”
Yar­gı­tay dai­re baş­kan­lı­ğı se­çim­le­ri­ne bi­le gü­ven kal­ma­dıy­sa, “Ad­li yı­l” açı­lı­şın­da yar­gı­nın önem­li ayak­la­rın­dan olan Tür­ki­ye Ba­ro­lar Bir­li­ği yok sa­yı­lı­yor, on­la­rın ay­rı tö­ren yap­ma­la­rı­na ne­den olu­nu­yor­sa va­rın yar­gı­nın ha­li­ni he­sap edin.

KAYNAK : SÖZCÜ Gazetesi

Üç günde ne değişti

Deniz Feneri davasının kilit ismi, dava başladığı gün şikâyetinden vazgeçti.

Skandalla başladı

Deniz Feneri yolsuzluğunun mağdurlarından gurbetçi Sadık Deniz, 14 Ocak’ta gazetemizde yayımlanan açıklamasında muhafazakâr bir insan olduğunu belirterek o dönem Kanal 7’nin Deniz Feneri reklamlarından etkilenerek bağışta bulunduğunu söylemişti. Deniz, Deniz Feneri’nin bir avukatının yanına gelerek, “Şikâyetini geri al. Sana Yimpaş’a yatırdığın parayı vereceğim” şeklinde teklifte bulunduğunu ileri sürmüştü. 

Almanya’daki Deniz Feneri e.V. bağlantılı soruşturma kapsamında haklarında dava açılan, Kanal 7 Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Karaman ile eski RTÜK Başkanı Zahid Akman’ın da aralarında bulunduğu 20 tutuksuz sanığın yargılanmasına dün başlandı. Mahkeme CHP İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal ile CHP Kâğıthane İlçe Başkanı avukat Zeynel Öztürk’ün davaya katılma talebini suçtan zarar görmedikleri gerekçesiyle reddetti.

Çağlayan’daki adliye önünde açıklama yapan CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan, “Başından beri bu davaya sahip çıkan yurtseverler, milletvekillerimiz, Türk halkı bu yolsuzluğun arkasını bırakmayacak” dedi. Davanın müştekisi Sadık Deniz’in mahkemeye faks göndererek şikâyetinden vazgeçtiğini belirtirken, avukatları da “Bu fakstan şimdi haberdar olduk. Kendisiyle görüşüp, talebimizi bildireceğiz. Faks dün gönderilmiş. Gerçek olup olmadığını öğrenmemiz lazım” dediler.

İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın ilk duruşmasına Zahid Akman ve Zekeriya Karaman dahil 14 sanık katıldı. Duruşmayı, CHP milletvekilleri İlhan Cihaner, Ali Özgündüz, Kadir Öğüt, Bülent Tezcan, Ömer Suha Aldan, İl Başkanı Oğuz Kaan Salıcı da izledi.

Kimlik tespitinde evli ve 5 çocuğunun olduğunu belirten Akman, yayıncılık yaptığını ve aylık gelirinin de 25 bin TL olduğunu söyledi. Evli ve 3 çocuk babası olduğunu, yöneticilik yaptığını belirten Karaman ise aylık gelirini 40 bin TL olarak beyan etti.

Faksla vazgeçti 

Mahkeme Başkanı İsmail Hakkı Yolmaz, davanın müştekisi Sadık Deniz’in mahkemeye faks göndererek şikâyetinde vazgeçtiğini belirtti. Deniz’in avukatları da, “Bu fakstan şimdi haberdar olduk. Kendisiyle görüşüp, talebimizi bildireceğiz. Faks dün gönderilmiş. Gerçek olup olmadığını öğrenmemiz lazım” dediler.

Müdahale tartışması 

CHP milletvekili Mahmut Tanal ve CHP Kâğıthane İlçe Başkanı Zeynel Öztürk davaya katılma talebinde bulundu. Tanal’ın konuşması, sanık avukatlarından Ersan Şen’in araya girmesiyle bölündü. Sözünün kesilmesine tepki gösteren Tanal’ın açıklama yapmasına, “Burası parlamento değil” diyen, diğer sanık avukatları da engel oldu. Daha sonra yeniden söz alan Tanal, suçun niteliği açısından davanın özel yetkili mahkemeye gönderilmesi gerektiğini söyleyince, sanık avukatları yine araya girdi. Mahkeme Başkanı’nın da “Önce katılma talebinizin kabul edilmesi lazım” demesi üzerine Tanal, “Söz alırken sanık avukatlarının bize sataşmasını önleyin. Birilerine yanıt vermek zorunda değilisiniz” diye konuştu.

Avukat Ersan Şen, müdahil taleplerinin reddedilmesini isteyerek “Bu dava siyasi değildir. Almanya’daki derneğin mal varlığının suiistimal edilip edilmediğine ilişkindir. Halkın vekili olmak her mahkemede, davalara katılma yetkisi vermez. Görevini Meclis çatısı altında yürütsün. CHP’nin zarara uğradığı söz konusu değil” dedi.

‘Zarar görmediler’ 

Mahkeme heyeti Tanal ve CHP Kâğıthane İlçe Başkanı Zeynel Öztürk’ün suçtan zarar görmedikleri gerekçesi ile davaya katılma taleplerini reddetti. Sadık Deniz’in avukatının katılma talebi ise faksın aslının mahkemeye gönderilmesinden sonra değerlendirilecek. Tanal ve Öztürk, müdahillere ayrılan bölümden izleyicilerin olduğu tarafa geçerken bir sanık, “Güle güle” diye laf attı. Tanal da, “Güle güle demeyin. Her gün bu davayı izleyip peşinizi bırakmayacağım. Bir de utanmadan güle güle diyorlar” diye tepki gösterdi. Sanık avukatlarının özetlenmesini istemesine karşın, mahkeme, 520 sayfalık iddianamenin okunmasına karar verdi. İddianame 137. sayfasına kadar okundu. Davaya bugün devam edilecek.

Vasfı da değişmişti 

Almanya’daki Deniz Feneri e.V. Derneği davasının Türkiye bağlantılarını ortaya koymak üzere başlatılan soruşturmayı yürütürken görevden alınan 3 savcının mahkemeye sevk yazılarında sanıklara “çıkar amaçlı suç örgütü kurmak ve yönetmek”, “çıkar amaçlı suç örgütüne üye olmak”, “evrakta sahtecilik” ve “nitelikli dolandırıcılık”suçlaması yöneltiliyordu. Savcıların görevden alınmasının ardından yeni savcıların hazırladığı iddianamede suç vasfı da değişmişti. İddianamede sanıklara, çıkar amaçlı örgüt kurmak ve nitelikli dolandırıcılık suçlamalarının yerine “özel belgede sahtecilik”, “hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanmak” gibi suçlamalar yöneltilmişti.

Sadık Deniz ne demişti?

Mağdurlardan Sadık Deniz, 14 Ocak’ta gazetemize yaptığı açıklamada, Kanal 7’nin Deniz Feneri reklamlarından etkilenerek bağışta bulunduğunu belirtmişti. Sadık Deniz, Deniz Feneri’nin bir avukatının “Şikâyetini geri al. Sana Yimpaş’a yatırdığın parayı vereceğim” şeklinde teklifte bulunduğunu ileri sürmüştü.

Kaynak : Muhalif Gazete

“Osmanlı dönemi ‘Sex and the City’si”

New York Times gazetesi, Muhteşem Yüzyıl’dan “Osmanlı Çağı Sex and the City’si” olarak bahsederek, Türkiye ve Ortadoğu’da çok popüler olan dizinin Başbakan tarafından sevilmediğini yazdı.

Gazetenin sanat sayfasında yer alan yazıda, son günlerde Türkiye gündemini meşgul eden “Muhteşem Yüzyıl”dan söz edildi. Gazete diziyi, kadın erkek ilişkilerinin anlatıldığı Amerikan dizisi “Sex and The City”ye benzeterek yazının başlığını “Şehvet Dolu Türk dizisi Başbakan’dan eleştiri aldı” olarak kullandı. 

Dizide, Osmanlı İmparatorluğu’nu 36 yıl boyunca yöneten Kanuni Sultan Süleyman’ın Harem, Hürrem Sultan ve Saray üçgeninde yaşamının anlatıldığını aktaran yazıda, Başbakan Erdoğan’ın “Biz öyle bir Süleyman tanımadık. Kanuni’nin 30 yılı sarayda değil, at sırtında geçti” eleştirilerine yer verdi.

Gazete, Başbakan’ın bu eleştirilerine karşılık CHP Genel Başkan Yardımcısı Muharrem İnce’nin Erdoğan’ın sultan gibi davrandığı eleştirisini aktardığı yazısında, dizinin yayınlanmaya başladığı günden bu yana tartışmalara ve eleştirilere yabancı olmadığını belirtti. Yazı şöyle devam etti:

“Dizi geçtiğimiz yıl ocak ayında ilk kez yayınlandığında RTÜK’e 70 binden fazla şikayet gelmişti. Bu şikayetlerde televizyon kanalının tarihi bir insanın özel yaşamının yanlış anlatıldığı bu nedenle kamusal bir özür beklendiği belirtilmişti.”

Gazete, yazısında ayrıca, dizide Sultanın, İslam’da yasak olan içkiyi içerken gösterilmesi ve Harem’deki nikahsız ilişkilerinin bazı izleyenleri son derece rahatsız ettiğini aktarıldı.

Kaynak : CNN TÜRK