ABD’de Davutoğlu alerjisi

2015-10-04_110445Başbakan Davutoğlu, New York’ta, ABD’li hiçbir yetkiliyle görüşemedi. Erdoğan da aynı endişeyle BM toplantısına katılmamıştı. Obama yönetimine yakın bir kaynağa göre “Davutoğlu’na her zaman bir alerji vardı. Son kurultayla hiçbir gücü olmadığına emin oldular”

New York’ta BM Genel Kurulu’na katılan Başbakan Ahmet Davutoğlu, ABD’li hiçbir yetkiliyle görüşemeyerek Türkiye’nin yolunu tuttu. Sadece ikili görüşme değil, şöyle koridorda, rastlantısal olarak dahi karşılaşıp Dışişleri Bakanı Kerry ile dahi bir el sıkışması imkânı olmadı. Davutoğlu’nu, başbakan olduğu Ağustos 2014’ten itibaren Başkan Barack Obama’nın da telefonla dahi aramadığını hatırlatalım.

Geçen yıl New York’a giden Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da Obama ile görüşememiş, yerine Başkan Yardımcısı Joe Biden ile görüşmüştü. Davutoğlu ile hiçbir yetkilinin görüşmemesini, Washington’da Obama yönetimine yakın bir ABD’li kaynağa sordum. Kaynağın Obama yönetiminin Davutoğlu’na bakışını açıklayan ifadeleri şu oldu:

‘’Davutoğlu’na karşı ABD yönetiminde her zaman bir alerji vardı. Ama son kurultayla birlikte Davutoğlu’nun tamamen etkisiz eleman olduğuna kani oldular. Davutoğlu’nun elinde hiçbir güç olmadığına ve onunla yapılacak görüşmenin gereksiz olduğuna inanıyorlar. Onun yerine, müsteşarlığı döneminde de yakından çalıştıkları Feridun Sinirlioğlu ile işleri sürdürüyorlar. Daha mühim konulara zaten Erdoğan karar veriyor. ‘Davutoğlu peki ne yapıyor’ diye soran çok. Kendisine bundan dolayı randevu verilmiyor. Son dönemde Erdoğan’la ilgili olumlu konuşan tek bir ABD’li yetkiliye de rastlamadım. Özel görüşmelerde tek bir Amerikalı yetkili dahi Erdoğan’ın savunmasını yapmıyor artık. Gerisini siz tahmin edin.’’

Erdoğan da gidemedi

New York’taki BM toplantılarına, diğer uluslararası toplantılar gibi, Cumhurbaşkanı ve Başbakan, sıralı olarak katılıyor. Buna rağmen ağustos başına dek, Erdoğan ABD’ye gitmek istediğini söylüyordu. Beyaz Saray kendisine randevu vermediği için bu olmadı. Erdoğan’ın hesabı, İncirlik açılımı sonrası, ‘iyi dilek ortamından’ yararlanmak ve Ağustos veya Eylül’de Obama’yı ziyaret edebilmekti. Seçimler öncesi Erdoğan ile böyle bir resim vermesinin riski ve ağırlığını Obama almak istemedi. Kasımdaki seçimden sonra G20’nin Antalya’da toplanacak olması da, Obama’nın Erdoğan’ın taleplerini reddetmesi için çok iyi bahane oldu. Obama ile görüşemediği için New York’a gitmeyen Erdoğan’ın gönderdiği Davutoğlu ile herhangi bir Amerikalı yetkili neden görüşsündü?

Mr. Davutoğlu’nun tarih dersleri

ABD’li kaynak, Davutoğlu ile ilgili daha önce hiç anlatılmamış şu hikâyeyi paylaştı: “Önceki ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, bakanlığının son döneminde bir ara düşerek kafasını vurmuş, doktorlarının tavsiyesiyle bir süre dinlenmeye evine kapanmıştı. Bundan dolayı bizzat kurduğu ‘’Foreign Affairs Policy Board” isimli dışilişkiler danışma kurulunun son toplantısına video konferansla katılan Clinton’a, Kurul’un ve Brookings Enstitüsü’nün Başkanı Strobe Talbott son bir soru sormak istedi. “Madam, dışişleri bakanlığınız süresince yaptığınız ve ileride hiç özlemeyeceğiniz ne var?” Odada bulunan iki düzine kişiden birine göre Clinton gülerek şu cevabı verdi: ‘Türk Dışişleri Bakanı Mr. Davutoğlu’nun o katlanılmaz tarih derslerini hiç özlemeyeceğim.’ Ve bir kahkaka tufanı koptu.”

Kaynak : http://www.cumhuriyet.com.tr/

Misafirlerine pasta yedirdi

Başbakan Erdoğan, Türk-Arap İşbirliği Forumu’ndaki konuşmasının ardından Türkiye’de öğrenim gören Filistinli öğrencilerin, Filistin’in BM’de üye olmayan gözlemci devlet statüsü kazanması münasebetiyle hazırladığı Filistin bayrağı şeklindeki pastayı kesti. Erdoğan, kestiği pastadan kendisine eşlik eden devlet adamlarına ikram etti. 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, saat 13.00 sıralarında Üsküdar Kısıklı’daki evinden çıkarak Beşiktaş’taki Four Seasons Otel’e geldi. Burada 5. Türk Arap İşbirliği Forumu toplantısına katılan Erdoğan, Filistin’in BM’de Gözlemci Devlet olmasına değinerek, alınan sonuçtan memnuniyetini dile getirdi ve Filistinlileri tebrik etti. Başbakan Erdoğan, yaptığı konuşmanın ardından, Türkiye’de öğrenim gören Filistinli öğrencilerin, Filistin’in BM’de üye olmayan gözlemci devlet statüsü kazanması münasebetiyle hazırladığı Filistin bayrağı şeklindeki pastayı kesti. Başbakan Erdoğan, kestiği pastadan kendisine eşlik eden devlet adamlarına ikram etmesi dikkat çekti.

“FİLİSTİN’İN GÖZLEMCİ DEVLET OLMASIYLA UMUTLARIMIZ ÇOĞALDI”

Erdoğan, Birleşmiş Milletler’de yapılan oylamada, Filistin’in, gözlemci devlet statüsüne kavuştuğunu belirterek, bu adımın tarihi bir adım olduğunu söyledi. Erdoğan, “Filistin’in gözlemci devlet statüsüne kavuşması için katkı veren, destek veren, oylamada evet oyu kullanan ülkelere, devletlere, liderlere de buradan ayrıca şükranlarımı iletiyorum. Filistin ile ilgili bu gelişme, hiç kuşkusuz biraz önce de ifade ettiğim gibi, bölgemiz, dünyamız ve tüm insanlık için çok önemli çok tarihi nitelikte bir gelişmedir. 1948’den bugüne kadar 64 yıl boyunca, Filistinliler’e uygulanan baskı, sindirme, yıldırma, göç ettirme politikaları, Filistinlilere yönelik toplu kıyımlar, katliamlar, bölgede yaşanan savaşlar ve çatışmalar çok geniş bir coğrafyayı ve dünya siyasetini derinden etkiledi. Filistin, sadece bu coğrafyada değil, tüm insanlığın kalbinde, tüm insanlığın vicdanında kanayan bir yara oldu. Açıkçası tam bir iyimserlik içinde olduğumuz söylenemez ancak Filistin’in gözlemci devlet olmasıyla, umutlarımızın çoğaldığını ifade etmek istiyorum. Her ne kadar gözlemci ülke olsa da Filistin’in bugün aynı zamanda işgal altında bir ülke olduğunu da görmek ve kabul etmek durumundayız. İsrail’in, bu aşamadan itibaren başkenti Doğu Kudüs olan bir Filistin devletinin oluşumunun önüne engel çıkarmaması gerekir. İsrail de artık görmelidir ki, Filistin sorunu devam ettikçe bu bölgeye huzur, barış, istikrar ve güvenliğin gelmesi mümkün olmayacak, bu bölgede kan ve gözyaşı dinmeyecektir” dedi.

“SİZİ HİÇBİR GÜÇ AYIRMAMALI” 

Konuşmasında Filistinliler’e seslenen Erdoğan, “Buradan özellikle Filistinli kardeşlerime sesleniyorum. Filistinliler şunu özellikle bilmelidir. Ben onlara kardeşleri olarak, sevenleri olarak sesleniyorum. Önceki gece sevinen, bayram eden, heyecanlanan, umutlanan, gözleri sevinçten yaşaran sadece Filistinliler değil, tüm Müslümanlardır, tüm dünyadır ” diye konuştu. Filistinlilerin dayanışma içinde olması gerektiğini dile getiren Başbakan Erdoğan, “Sizi hiç bir güç ayırmamalı” dedi. Erdoğan Filistinliler arasındaki birlik ve beraberliğe işaret ederek, ” Bütün dünya, bütün İslam coğrafyası Filistin’in sevinciyle kucaklaşırken, Filistinlilerin kendi aralarında kucaklaşmamalarını asla kabullenemeyiz. Filistin’i daha ileri statülere taşımak, Filistin’i, başkenti Doğu Kudüs olan bir devlet olarak görebilmek için, Filistin’in birliği, beraberliği şarttır ve biz de bunu görmek, bunun heyecanını yaşamak istiyoruz ” dedi. Konuşmasında Filistinlileri tebrik eden Erdoğan, ‘Tebrikler Filistin’ anlamına gelen ‘Mebruk Filistin’ kelimelerini kullandı.

“SURİYE REJİMİ YÖNETME EHLİYETİNİ ÇOKTAN KAYBETMİŞTİR” 

Konuşmasında Suriye’de yaşanan olaylara da değinen Erdoğan, “Rejimin masum sivillere karşı ayrım gözetmeksizin uygulamakta olduğu baskı ve şiddet politikası 20. ayını doldurdu. Bu 20 ay boyunca, Suriye rejimi, elindeki tüm devlet imkanlarını kullanarak, kendi halkına karşı acımasız, kuralsız, sınırsız bir kıyım yürüttü ve yürütmeye devam ediyor. Şunu bir kez daha vurgulamalıyım ki rejim, Suriye’de yönetme ehliyetini ve meşruiyetini çoktan kaybetmiş durumdadır. Tarihte hiçbir yönetim, halkına karşı savaşta muzaffer olamamıştır, bundan sonra da olamayacaktır. Esad ve rejiminin, kanlı fakat beyhude bir çaba içinde olduğu, adım adım sona yaklaştığı inkar edilemez bir gerçektir. Şu anda Esad babasıyla rekabet ediyor. Babası Hama, Humus’ta 30 bin Müslüman’ın canına kıymıştı, o da şu anda 50 bini yakalamış durumda. Babasını geçmiş vaziyette. Esad rejimine hangi gerekçeyle olursa olsun destek verenler ve sempati besleyenler de bu rejiminin işlediği suçlara ortaktırlar ve tarih karşısında er ya da geç hesap vermek durumunda kalacaklardır” dedi.

“200 BİNE YAKIN SURİYELİ KARDEŞİMİZİ MİSAFİR EDİYORUZ” 

Başbakan Erdoğan, Türkiye’nin Suriye’den kaçanlara yardım ettiğini dile getirerek, “Suriyeli kardeşlerimiz onurlu bir yaşam mücadelesi veriyorlar. Bu mücadelede onların yanında yer almak hepimiz için ahlâkî ve vicdanî bir borçtur. Bu sorumluluk anlayışından hareketle ve yüzlerce yıllık akrabalık ilişkilerimizin bir gereği olarak, Suriyeli kardeşlerimize imkanlarımızın elverdiği her türlü yardımı sağlıyoruz. Bugün itibariyle ülkemizde 200 bine yakın Suriyeli kardeşimizi misafir ediyoruz. Onların bütün ihtiyaçlarını karşılamanın gayreti içindeyiz. Bu zor günlerinde Suriyeli kardeşlerimize kapımızı her daim açık tutmakta kararlıyız. Şartlar ne olursa olsun açık tutacağız” diye konuştu.

BAŞBAKAN ERDOĞAN’DAN MUHALİFLERE DESTEK ÇAĞRISI 

Başbakan Erdoğan konuşmasında Suriyeli muhalif güçlerin biraraya gelme konusundaki adımlarını da değerlendirdi. Erdoğan, “Bildiğiniz gibi, muhalefet, Suriye halkının çağrısını ve uluslararası toplumun tavsiyesini dikkate alarak, geçtiğimiz ay Doha’da birleşme yönünde tarihi bir adım atmış ve Suriye Muhalefet ve Devrimci Güçler Koalisyonu’nu oluşturmuştur. Doha’da kazanılan ivmenin korunması için bizlere önemli görevler düşüyor. Muhalefetin saflarını birleştirmesi suretiyle atılan bu olumlu adım karşılığında, verilen sözlerin somut eylem ve icraata dönüştürülmesinin zamanı gelmiştir. Koalisyona vereceğimiz her türlü destek, Suriyeli kardeşlerimizin meşru taleplerinin yerine getirilmesine ve bu sayede barış, huzur ve refah içinde bir Suriye’nin inşasına katkı sağlayacaktır. Bizim sorunumuz Suriye halkıyla değildir. Suriye halkının tümü bizim kardeşimizdir. Bizim sorunumuz Suriye’deki zalim Esad rejimiyledir. 12 Aralık tarihinde Marakeş’te gerçekleştirilecek Suriye Halkının Dostları Grubu’nun dördüncü toplantısında muhalefete güçlü bir destek verilmesini bekliyoruz” diye konuştu.

FİLİSTİN BAYRAKLI PASTAYI BAŞBAKAN ERDOĞAN KESTİ 

Filistin meselesinin dayanışma ve birlikle aşıldığını dile getiren Erdoğan, Suriye konusunun da bu şekilde aşılacağını vurgulayarak, “Açıkçası, bugün Filistin sorununda ulaşılan aşama, bölge ülkelerinin ittifakının, dayanışmasının, istişarelerinin eseridir. Suriye meselesi de aynı şekilde dayanışma ve istişare ile inşallah geride kalacaktır.Bölgemizdeki diğer acil ve ciddi meseleler konusunda da, istişarelerimizi sürdürmemizin, dayanışmamızı daha ileri seviyelere çıkarmamızın son derece önemli olduğuna inanıyorum” dedi. Sözlerini Hz. Muhammed’in cümleleriyle noktalayan Başbakan, “Sözlerimi, Peygamber efendimizin, Aleyhisselam’ın hepimize ışık tutması, rehber olması gereken şu sözleriyle tamamlamak istiyorum.İki birden, üç ikiden, dört de üçten iyidir. İttifak ediniz ” dedi. Başbakan konuşmasının ardından Filistin’in BM’de Gözlemci Devlet olması kesilen pastayla kutlandı. Filistin bayraklı pastayı Başbakan Erdoğan kesti ardından da tabaklara koyarak ikram etti. (DHA)

Kaynak : GAZETEPORT

En sıkı askerlik arkadaşım Mustafa Denizli’ydi

CHP İstanbul Milletvekili Şafak Pavey, BM temsilcisiyken iki yıl, sekiz ay, yedi gün geçirdiği İran’daki anılarını ‘Nereye Gidersem Gökyüzü Benimdir’ kitabında topladı. Pavey, ‘gurbette İslami askerlik’ diye nitelediği İran günlerinde en sıkı askerlik arkadaşının da o dönem Pas takımının teknik direktörü olan Mustafa Denizli olduğunu söylüyor. 

Türkiye’de ilk uzun vadeli işim Agos köşe yazarlığıydı. İran’da seyahat yasağı yüzünden ofise mahkûm olduğum günlerde telefonum çaldı. 2006’nın sonları… Karşımda Hrant, bir konferansa gelmiş. Beni İran’da en çok yaralayan anımı, protez bacağım ve kolum yüzünden Buşehr Havaalanı’nda şeytan ilan edildiğimi anlattım. Hrant, “Bunları Agos’a yaz” demişti ısrarla. Ben Agos’a yazamadan o öldürüldü. Cenazeye geldim, İran’a geri döndüğümde, duvar yazılarının yasak olduğu Tahran’ın bir arka sokağında ‘Viva Hrant’ yazılı bir grafiti gördüm. O, işaret ve umut oldu bana. Bu kitabı biraz da ona dokunmak için yazdım.

TAM 21 KERE YAPTILAR: BACAĞINI ÇIKAR GÖRELİM 

Benden önceki BM görevlileri altışar ay kaldı. Ailesine gönderme niyetiyle evinin fotoğrafını çektiği için ülkeden sınırdışı edilenler bile oldu çünkü. Ama ben hiç, istenmeyen kadın olmadım. Evcil hayvan beslemek de yasaktı. İran’ı, kedim Şurup’u sokakta yarı çıplak aramam gibi, her yasağı delerek öğrendim. Evimi izleyen askerler şaşkınlık içinde kaldı ama kasıtlı yapmadığımı anlayınca işlem yapmadılar. Özgür büyüdüğüm için otosansürüm yok. Onu uslandırmak kolay değildi ama zannederim İranlılar’ın da hoşuna gitti. Hatta hayatlarına heyecan katmış olabilirim. Çünkü onlar benimkine kattı. Havaalanında “Bacağını çıkar, görelim” deniyorsa ve bunu bir kere, iki kere değil, 21 kere yaşıyorsanız; çok eğlendiklerini düşünüyorum.

MUSTAFA DENİZLİ ORADA BİR KAHRAMAN 

Humeyni’nin yasının tutulduğu günlerde varmıştım İran’a. Ülke yasta, bir otel odasında tek başıma radyo dinliyorum ve her şeye ağlamaklıyım. Mustafa Denizli’nin sesini duyunca içim açıldı. Onunla bir nevi askerlik arkadaşıyız. “Hemen geliyorsun” dedi. “Adresi verir misiniz” dedim. “Taksiye bin, Mustafa Denizli’ye de, getirir” dedi. Hakikaten öyle oldu. Beni de tanıştırır mısın diyenler, imza isteyenler… Taksilerle bedava dolaştım sayesinde. Denizli, oranın kahramanı. Yazdan beri görüşemiyorduk. Geçenlerde kitabımı göndermek için aradım. Çok keyiflendi. İki gün sonra baktım yeniden İran’a gidiyor. Yemek planları yapmıştık oysa. Belki ben de imza gününe giderim İran’a, orada buluşuruz.

ÖLÜME MEYDAN OKUYAN EŞCİNSEL PARTİLERİ 

Gördüğüm iki idam hayatım boyunca hafızamdan çıkmayacak: Biri Afgan bir mülteciydi. Ekmek çaldığı gerekçesiyle 24 saatte yakalanıp asıldı. Görevli olarak oradaydım. Diğeri bir kadının recmi. Bir de vinçlerin geldiği toplu idam alanı gördüm. Bunları görmek ve bir idamın nasıl yapıldığını biliyor olmak çok ağır, korkunç bir yük. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ni, insan hakları ihlalleriyle ilgili raporları daha iyi anladım. Ben ayrıldıktan sonra işler daha da kötüleşti. 2009 seçimlerinde sadece protesto ettiler diye insanları tekme tokat döverek öldürdüler, idam ettiler. Sırf eşcinsel olduğu için idam edilenler var. Ama trajikomik olayların ülkesi İran. Cumhurbaşkanı, “ülkemde eşcinsel yok” deyince hemen eşcinsel arkadaşımı aramıştım. İkimiz de dünyanın en sağlam yeraltı gay organizasyonunun İran’da olduğunu biliyoruz. Bazen hiçbir hakkınız olmadığında kendi çabanızla yarattığınız eğlence daha keyifli oluyor. Eşcinsellerin partileri gibi; o partilerden birine de katıldım. Dünyanın herhangi bir yerinde makul bir gece kulübündeki sıradan bir akşamdan farkı yoktu. Ancak ölüme meydan okunduğu için adrenalin yüksekti, heyecan doruktaydı.

KAŞINI DÜZELTMEYEN BAKİRE SAYILMAZ 

Öte yandan ameliyatla cinsiyet değiştirmek yasal, hatta devletçe teşvik edilen bir uygulama. Estetikte ise Türkiye’den çok daha tecrübeliler. “Estetik operasyon burada çok ucuz ve çok iyi. Düşünüyorsan burada yaptır” diyenler oldu. Öyle bir yarışa girilmiş ki; lisede estetik geçirmeyenler dışlanıyor. Bunu istemeyen ya da parayı bulamayan kızlar da yeni ameliyat olmuş gibi görünmek için burunlarına bant yapıştırıp geziyor. Ünlü bir mollanın kızı, “Kaşını düzelttirmeyen bir kadın, bakire sayılmaz!” demişti.

STRES DANIŞMANLARI STRES OLUP GİTTİ 

Diplomatlar için bir ara stres yönetim danışmanları getirildi, kendileri stres olup gittiler. Onları o kadar boğduk ki, söyledikleri hiçbir şey realitemize uymuyor. Mesela “Spor yapın” diyorlar. Yüzmek için o kadar uğraştım ki! İran’da kadın havuzlarında yüzmek değil amaç, çıplak vücutları ve yüzleri özgürce yakabilmek. Kadın, anne ve eş olarak tanımlandığı için çalışan kadının hayatına uyan bir şey yok. İnsan üç seneye yakın zamanı minyatür ustası arayarak geçirebilir mi? Oysa minyatür o topraktan çıkmış bir sanat. Sosyal özgürlüklerin tamamen kısıtlandığı bir yerde, o özgürlüğün değerini çok iyi anlıyorsunuz. BBC’nin internet sitesine iki defa girebildim, o da büyük uğraşlarla.

TİŞÖRTLE KENDİMİ ÇIPLAK GİBİ HİSSETTİM 

İran’dan döndükten sonra tişörtle dolaşamadım. Çıplak hissettim kendimi. En güzel havalarda bile terasta oturmak aklıma gelmedi. Tahran’ın balkonları boştur. Hayat duvarlar arkasına itilmiştir. Bir-iki sene sürdü bu travma. Psikolojik destek almadım, paylaşımla attım. Biraz gülebilmeniz gerekiyor yaşadıklarınıza. İran’da sistemin çatırdadığını düşünüyorum yoksa protestocuları bu kadar bastırmaya çalışmazlardı. Arap Baharı bence İran’da başladı.

LÜTFEN TÜRKİYE İRAN OLMASIN DİYORLAR 

Kitabınızın milletvekili seçilmenizden sonra yayınlanması diplomatik sıkıntı yarattı mı?

– Böyle bir şey olduğunu sanmıyorum. Çünkü politik bir kitap değil. Gerçeklere ve yaşanmışlıklara kim itiraz edebilir…

“Bu kitap kimseyi öfkelendirmek için yazılmadı” diyorsunuz. Öfkelenenler, sizi acımasız bulanlar çıktı mı?

– Bir tek Erzurumlu akrabam Sabiha Teyze çok kızgın. Alt komşusu İranlı ve senelerdir birlikteler. “Kitabını okudum artık hiç sevmiyorum İranlıları. Komşuma da gidip kızacağım. Bizim kıza ne kötü davranmışlar ülkenizde diye” dedi. “Sabiha Teyze, benim yaşadıklarımı onlar her gün yaşıyor. Ben onlardan biri gibi anlattım” dedim de ikna ettim. İnsanın vicdanla yazdığı ya da yaptığı hiçbir şeyin yanlış olmayacağına ve insanlardaki gerçek karşılığını bulacağına inanıyorum. Yazdıklarıma inanmayan çıkmadı. İsteyenler, bu kitabı da İran için bir el kitabı gibi görsün.

Bir daha asla, diye ayrılmışsınız İran’dan… 

– Evet, o duyguyla ayrıldım ve barışmam uzun sürdü. Aradan beş yıl geçti. Bugüne kadar gitmedim İran’a. Ama bir daha git deseler yine giderim. Ülkenin rejimi, sosyal özgürlüğü korkunç olabilir ama o tabloda inanılmaz bir insan, bir edebiyat ve bir kültür var; beni çok etkilemiş bir İran var. Çok şey öğrendim orada. Bir daha gidersem daha iyi not alırım.

Türkiye, İran olur mu diye soranlar var mı hâlâ? 

– Türkiye, İran olur mu diye soranlar artık İranlılar. En çok nefes alabildikleri, vizesiz en rahat girebildikleri ülke Türkiye. “Lütfen Türkiye İran olmasın” diyorlar. Bu çığlığı duysak yeter.

Kaynak : Şehriban Oğhan – Hürriyet.com.tr