SANALBASIN ULUSAL MEDYA

İçeriğin konusu Vicdani Ret

SANALBASIN SPOR

Karayolları Meteorolojik Tahmin Sistemi

Üç yaşında…

Yılmaz Özdil

Yılmaz Özdil

Burası da Aspat değil, aman Bitez yalısındayım. Sahilde kıvrıla kıvrıla giden yaya yolunun ismi, Çökertme caddesidir.

Daracıktır, trafiğe kapalıdır, 24 saat cıvıl cıvıldır. Bu caddenin üzerinde, restoranların arasında, küçücük sevimli bir cami vardır, Yalı cami… Sabah erkenden yürüyüş yaparken önünden geçiyorum, avlusunda çoluk çocuk en az yüz Suriyeli uyuyor. Her sabah… Bugün gördüklerim yarın yok, yarın başkaları gelip uyuyor, sırası gelen lastik bota binip umuda açılıyor.

Bir numaralı fotoğraf… O lastik botların akıbetini gösteriyor. Balıkçılarımız bangır bangır görüntülerini çekti, internette yayınladı, Yunan sahil güvenlik tekneleri, mültecilerin botlarına yanaşıyor, mızrak benzeri zıpkınla patlatıp, uzaklaşıyor. Burası Akyarlar… Delinen bot, içinde kalan havayla salına salına sahile vurmuş. Kos adasına bakan her koyda, her kuytuda, lastik bot enkazları var.
*
Bu botları Halep’ten Cerablus’tan gelirken yanlarında getirmediler, Bodrum’da alıyorlar. Nerede satılıyor, kimler satıyor,
hepsi belli.
*

İki numaralı fotoğraf, Bitez’le Gümbet arasındaki bakir yarımadanın kıyıları…
Üç numaralı fotoğraf, Bağla sahili… Dört numaralı fotoğraf, Akyarlar… Değerli arkadaşım Murat Gökerti’nin objektifiyle çekildiler… Her taraf “beach” dolu… Beachlerden arta kalan koylarda, sahipsiz ayakkabılar, pantolonlar, tişörtler, çantalar… Bazıları, botlara binmeden önce ağırlık bırakmak için çıkarılmış gibi görünüyor. Bazıları, sağa sola savrulmuş vaziyette, belli ki kıyıya vurmuş. Sahipleri sizce ne oldu?
*
Bakkallarda can yeleği satılıyor. Pazar çantası muşambasından ve mobilyacılarda kıymık tabir edilen parça süngerlerden yapılıyor.
Bırak can kurtarmasını, suya koyduğunda zaten kendisi batıyor. Bodrum’da bunları üreten atölyeler var. Hangi muhitte, sahipleri kim, hepsi belli.

*
Ve, son fotoğraf…
Dün Bodrum’da çekildi.
Aspat’ta.
*
İsmi, Aylan.
Üç yaşında.
*
“Denizde boğuldu” deniyor.

Yanlış.
*
Tüm bu olan biten, hepimizin gözünün önünde oluyor. Gizli saklı hiçbir şey yok. Hiç kimse çıkıp, haberim yoktu diyemez. Hiç kimse, bilmiyordum diyemez. Biliyoruz. Çaresizce seyrediyoruz.

*
Çünkü… “Bir kişi”nin hırsları yüzünden, 77 milyon kişi oyuncak oldu, kuklaya döndü. “Bir kişi” öyle istiyor diye, herkes öyle istemek zorunda, “bir kişi” nereye çekerse, herkes oraya gitmek durumunda.

*
Netice…
O “bir kişi” yüzünden, hepimiz bu vebale ortak oluyoruz.
Hepimiz o “bir kişi”nin günahını çekiyoruz.
Hepimiz kirleniyoruz.
*
İstediğin kadar sana dokunmadığını, bulaşmadığını zannet.
Ülkemiz, tarihimiz, örfümüz adetimiz, insanlığımız, ruhumuz… Tepeden tırnağa, kirleniyoruz.
*
Dolayısıyla…

Denizde boğuldu diyenler yanılıyor.
“İnsanlığımızın koli basili seviyesi”nde boğuldu Aylan.

KAYNAK : Yılmaz Özdil – SÖZCÜ Gazetesi

Müsvedde

Yılmaz Özdil

Yılmaz Özdil

Demokrat Parti’deyken “Tayyip Erdoğan kendisini padişah olarak görmek istiyor, paçalarından yolsuzluk akıyor” diyen Süleyman Soylu, AKP’li oldu.
Atatürk’e “kefere Kemal” diyen, Kılıçdaroğlu’na “çakma Gandi” diyen Mehmet Bekaroğlu, CHP’li oldu.
CHP’li Celal Doğan HDP’li oldu.
CHP’deyken “Tayyip Erdoğan’ın gömlek değiştirdik demesine aldanmayın, yılanlar da gömlek değiştirir ama zehiri bitmez” diyen Savcı Sayan, AKP’ye geçti.
AKP’nin müsteşarıyken CHP’ye genel başkan yardımcısı yapılan Murat Özçelik, “oyumu HDP’ye verdim” dedi.


Saadet Partisi’ndeyken “AKP gibi firavunlaşmayacağız, Tayyip Erdoğan gibi İsrail’in vagonu olmayacağız, AKP Amerikan mandasıdır” diyen Numan Kurtulmuş, AKP’li oldu.
AKP kurucusu Dengir Mir Mehmet Fırat, HDP’ye geçti.
Ahmet Davutoğlu’nun adı meğer Ahmet Kalkan’mış, sonradan Davutoğlu yapmışlar.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun adı meğer Kemal Karabulut’muş, sonradan Kılıçdaroğlu yapmışlar.
Necmettin Erbakan’ın yeğeni CHP adayı oldu.
Bülent Ecevit’in kendi evini bağışladığı, milletvekili yaptığı koruma polisi, AKP’den aday oldu.
MHP’li Mansur Yavaş CHP’li oldu.
Tayyip Erdoğan sanatçıları Dolmabahçe Sarayı’nda topladı, açılımı anlattı, Kadir İnanır protesto etti, gitmedi, “insanlar açken saraylarda ballı börekli toplantı yapılmaz, onların popülist amacına hizmet etmem” dedi, sonra gitti, aynı Dolmabahçe Sarayı’nda “akil” oldu.
TBMM’ye “pezevenkler meclisi” diyen milletvekilinin, oğlu, AKP’den milletvekili oldu, TBMM’ye girdi.
Tayyip Erdoğan “afedersin çok çirkin, Ermeni bile dediler” derken, Markar Eseyan AKP’den milletvekili oldu.
Kemal Kılıçdaroğlu’na ikizi kadar benzeyen emekli Nusret Gümüşdal, AKP’ye üye oldu.
Tayyip Erdoğan’a ikizi kadar benzeyen kasap Rafet Özdemir, CHP’ye üye oldu.
CHP’nin memlekette adam kalmamış gibi taaa Mısır’dan getirdiği Ekmeleddin İhsanoğlu, MHP’ye geçti.
AKP milletvekilinin “puşt” dediği Haluk Koç, AKP’yle koalisyon koordinatörü oldu.
MHP’deyken “Bizans bile pekçok AKP’liden daha millidir, daha Türk’tür” diyen Tuğrul Türkeş, AKP’nin başbakan yardımcısı oldu.
Tayyip Erdoğan’ın “müftü müsveddesi” dediği İhsan Özkes, CHP milletvekiliyken “Ak Saray haramsaray’dır, Hazreti Muhammed yaşasaydı oraya gitmezdi” diyordu, CHP’den ayrılır ayrılmaz “Ak Saray’ın mescidinde namaz kılmak nasip oldu, Hazreti Muhammed yaşasaydı kesinlikle Ak Saray’a giderdi” dedi.
Üç dönem ayaklarıyla tasfiye edilen Bülent Arınç’ın AKP’yi haysiyetsizlikle suçlayarak CHP’ye geçmesi üzerine, Şero CHP’yi cibilliyetsizlikle suçlayıp, MHP binasına taşındı.
Selahattin Demirtaş’ın TRT’de caz söylemeye başlaması üzerine, PKK’lılar Diyarbakır belediyesine roket fırlattı, jöleli Yiğit, kabinedeki HDP’li bakanları korumak için bi tabanca daha satın aldı.
Tuğçe Kazaz musevi olmak için hahambaşılığa başvurunca, musevi vatandaşlarımız topluca hırıstiyanlığa geçti, hadi yerim böyle aşkın ızdırabını diyen fener rum patriği budist oldu, gavur İzmirliler aralarında para toplayıp, diyanet işleri başkanına ferrari aldı.
Maraş dondurmacısı gibi kafasında fesle dolaşan tarihçi, Halk tv’de program yapmaya başladı, köşeleri alt tarafı bir gün boş bıraktık kardeşim, Mehmet Barlas Sözcü’de başyazar oldu.
*
Sonra bi uyandım sıçrayarak…
*
Meğer, yazımın müsveddesini çıkarırken, “müftü müsveddesi” bölümünde içim geçmiş, uyuya kalmışım, kan ter içinde uyandım. Neyse ki, gerisi şimdilik kabusmuş, Tuğçe Kazaz henüz müslüman.

KAYNAK : SÖZCÜ Gazetesi

Davul zurna, saz

Yılmaz Özdil

Yılmaz Özdil

“Pkk’yla görüştüğümüzü iddia edenler şerefsizdir” deyip, sonra “elbette görüşüyoruz” diyen kimdi?
a, Sülün Osman
b, Banker Kastelli
c, Cübbeli Ahmet
d, Jet Fadıl

*

Taliban’ın dizinin dibinde, yerde oturan kimdi?
a, İsmet İnönü
b, Jon Snow
c, Eda Taşpınar
d, Avarel

*

İnsanları domuz bağıyla öldürüp, mezar evlerine gömenleri, halay çeke çeke sokağa salan kimdi?
a, Salvatore Ferragamo
b, Zuhurat baba
c, Profesör Canan Karatay
d, İnek Şaban

*

Libya’yla, Pakistan’la, Afganistan’la vizeleri kaldırdık diye müjde (!) verip, bu ülkelerden 30 bin silahlı ruh hastasının elini kolunu sallaya sallaya gelmesini sağlayan, vizeleri kaldırdık ayağıyla Türkiye’yi köktendinci militan yatağına çeviren kimdi?
a, Sabiha Gökçen
b, Hulusi Kentmen
c, Piri Reis
d, Sarı çizmeli mehmet ağa

*

İran ajanı mıdır, Muhaberat tetikçisi midir, kim olduğuna bakmadan, ne idüğü belirsiz iki milyon mülteciyi, pasaportsuz kimliksiz hobaraaa diye memlekete sokan, istediğiniz şehre gidin diyen kimdi?
a, Sünnetçi Kemal Özkan
b, Lefter Küçükandonyadis
c, Düşes Cate Middleton
d, Ciguli

*

CIA, Mossad, FSB, BND, MI6 coğrafyasına İETT teşkilatıyla dalan kimdi?
a, Martha Stewart
b, Marko paşa
c, Robin van Persie
d, Kırmızı başlıklı kız

*

Bayrağımız indirilirken, Atatürk heykelleri yakılırken, gıkını çıkarmayan… Atatürkçülere “terörist holigan” diyen… Teröristi tanık, TSK’yı sanık yapan kimdi?
a, Bekçi Murtaza
b, Yelena İsinbayeva
c, Vedat Milor
d, Şero

*

Hayatını terörle mücadeleye adamış pırıl pırıl subayları, astsubayları, generalleri, amiralleri, fuhuşçu, casus, darbeci, terörist diye hapse tıkan… Kendisine biat etmeyen savcılara “çete” diyen, hakimlere “vatan haini” diyen, polislere “haşhaşi” diyen, orduyu-yargıyı-emniyeti darmadağın eden, memleketi saldım çayıra mevlam kayıra haline getiren kimdi?
a, Müzeyyen Senar
b, Halikarnas balıkçısı
c, Rafael Nadal
d, Cemil İpekçi

*

Türkiye kan ağlarken, 10 şehidimizin toprağa verildiği gün, şarkıcıları toplayıp Somali’ye gezmeye götüren… Soma’ya taziyeye gidip, cenaze sahiplerini yumruklayan, yerlerde tekmeleten… Ethem’in suratına ateş eden, Ali İsmail’i sopalarla döve döve öldüren, Abdullah Cömert’i Ahmet Atakan’ı katleden polisleri, tebrik eden, destan yazdılar diyen… Berkin’in annesini yuhalatan… Buna mukabil, Seyid Rıza’dan bahsederken gözyaşlarını tutamayan, Mısırlı Rabia’ya ağlayan, Mursi’ye kahrolan, Hamas’la kucaklaşan, 90 yaşındaki Suudi kralı için yas ilan eden kimdi?
a, Patek Phillippe
b, Fuat Avni
c, Zübük
d, Recep İvedik

*

Tüm bu olan biteni senelerdir hiç rahatsızlık hissetmeden seyreden, asrın ülkesiyiz zanneden, dünya bize hayran diyen… “Hanıma acil ameliyat için anca sekiz ay sonraya gün verdiler, benim emekli maaşına sadece 20 lira zam yaptılar, oğlum işsiz, ama, duble yollar çok güzel” diye övünen millet hangisiydi?
a, Tutsiler
b, Aborijinler
c, Aztekler
d, Hobbitler

*

Ve şimdi, nasıl oldu da “asrın ülkesi” dingonun ahırına döndü, gözlerine inanamıyorsun değil mi?
Bi taraftan IŞİD’in, bi taraftan PKK’nın vurmasına hayret ediyorsun değil mi?

*

Anlamamakta haklısın.

*

Anlayana davul zurna saz… Anlamayana, türküyle oy toplayan Selahattin Demirtaş’ın sazını soksan az.

Kaynak : Yılmaz Özdil – Sözcü Gazetesi

Silivri

 Lafı eğip bükmeyelim.

Yılmaz Özdil

Yılmaz Özdil

O kararı sadece mahkeme heyeti vermedi. Tarafsızım pozlarına bürünüp, üç kuruşluk şahsi menfaat için adaletsizlikten, zulümden taraf olan iş dünyası verdi.

 *

TOBB başkanı mesela.

O verdi.

Bunca hukuksuzluk, bunca iftira, bunca insafsızlığa göz göre göre tanık’ken, hâlâ muktedirin şakşakçılığını yapıyorsan…

Ortaksın bu karara. 

*

Vay efendim, hükümetin icraatlarını beğeniyorum ama, Mustafa’nın çocuklarına üzülüyorum filan… Yok öyle! Sevap senin desteğinle oluyorsa, günah da senin.

 *

Sezen Aksu verdi bu kararı. Hepimizin Sezen’iydi, Ak’su olmayı tercih etti. Hülya Koçyiğit verdi. Unutursam kalbim kurusun diye haykırıyor Tuncay’ın kızı… Asla unutturmayacağız Kadir İnanır’ı.

*

75 yaşındaki rektörü hapse tıktılar. Kanser hastası rektör, hücrede. Dut yemiş bülbül gibi koltuğunda oturan rektörler verdi bu kararı… Aman profesörlüğüm engellenmesin, doçentliğim yanmasın diye, insanların diri diri gömülmesini görmezden gelen, suratını başka tarafa çeviren akademisyenler verdi.

 *

Ekranda gerdan kıran gözlüklü şişko verdi bu kararı. Çünkü biliyor ki, Merdan Yanardağ gibi gazetecilerin kalemini kıran zihniyet olmasa, Patagonya’da bile haber sunamaz. Bi tarafta bu sunar, öbür tarafta anca penguen sunar.

*

Genelkurmay başkanına müebbet verilirken, karargâhta hurma ikram eden, iftar veren Necdet bey verdi bu kararı… Soğansız köfte tarifi veren Hilmi efendi verdi.

*

Dinle bak ne diyor silah arkadaşının oğlu…

Amca dediğim için utanıyorum, ömür boyu utanacağım, TSK’ya ve Türkiye’ye ihanet etti, bütün aileler böyle düşünüyor, vicdanıyla baş başa bırakıyoruz.

 *

Hangisi daha ağır dersin?

Hapisten çıkamamak mı?

İnsan içine çıkamamak mı?

*

Demem o ki…

Kendisine yapışmasın diye “teflon tava” ayaklarına yatan herkes, bu karara ortaktır. Ve aslında, Yargıtay aşaması herkes için bir şanstır. Herkesin vicdanını temyiz edip, kişisel kararını yeniden gözden geçirmesi için fırsattır.

*

Aksi halde.

Onlar müebbet’e ama…

Sizler ilelebet’e mahkûmsunuz.

İlelebet böyle anılacaksınız.

Kaynak : Hürriyet Gazetesi

Özgürlükçü anayasa

Yılmaz Özdil

Yılmaz Özdil

Yeni anayasa hazırlıyorlar.

“Özgürlükçü” olacakmış.

*

Halkı din ve ırk farkı gözeterek, kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmek suçundan hapis yatan ve siyaset yasağı konulan kişi, mevcut anayasa’ya göre başbakan olabiliyor mu? Olabiliyor.

*

Milletvekili ve genel başkan yardımcısı olduğu parti, Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılan… Sonradan milletvekili olduğu parti, Anayasa Mahkemesi tarafından bi daha kapatılan kişi… Mevcut anayasa’ya göre cumhurbaşkanı olabiliyor mu? Olabiliyor.

Anayasa Mahkemesi tarafından, laiklik karşıtı eylemlerin odağı ilan edilen ve hazine yardımı kesilen parti… Mevcut anayasa’ya göre iktidara gelebiliyor mu? Gelebiliyor.

*

Anayasa Mahkemesi tarafından, bölücülük suçlamasıyla bir defa, iki defa, üç defa kapatılan parti… Aynı kadrolarla, başka tabelalarla tekrar tekrar açılıp, meclise girebiliyor mu? Girebiliyor.

*

Atatürk ilkeleri üzerine şeref ve namus yemini edip, Atatürk ilkelerini anayasa’dan çıkarmak lazım diyen milletvekili var mı? Var. Anayasa’nın değiştirilemez maddeleri değiştirilsin diyen? O da var.

*

İstendiği zaman…

Hapiste bulunan kişinin, milletvekili seçildi diye, hapisten çıkarılıp, meclis’e girmesine izin veriliyor mu? Veriliyor.

*

İstendiği zaman…

Hapiste bulunan kişilerin, milletvekili seçilseler bile, hapiste tutulup, meclis’e girmeleri engelleniyor mu? Engelleniyor.

*

Nitelikli dolandırıcılık, kalpazanlık, rüşvet, ihaleye fesat karıştırma, evrakta sahtecilik, zimmet, kaçakçılık gibi suçlardan yargılanması gerekenler, mevcut anayasa’ya göre dokunulmaz mı? Dokunulmaz. Yargılanmayı boş ver, kendileri için af yasası çıkarabiliyorlar mı? Çıkarabiliyorlar.

*

Var mı dünyanın herhangi bir ülkesinde böyle özgürlük? Yok.

*

İyi de canım kardeşim… Daha nasıl “özgürlükçü” olabilir ki anayasa?

Kaynak : Hürriyet.com.tr

Gazeteci

Yılmaz Özdil

Teee üç sene evvel.

2009 Ekim…

Mustafa Balbay içeri tıkılalı yedi ay olmuştu, ha bugün ha yarın derken, çıkacağı yoktu. Kafalar karışık, yürekler pırpır’dı, basın tırsıyor, tutuklu gazeteci hakkında haber yapmak bile tehlikeli bulunuyordu.

*

Bir kişi hariç…

O güne kadar yapılmayanı yaptı, bindi otomobiline Silivri’ye geldi. Savcıya başvurdu, izin istedi, kabul edildi, ailesi dışında görüşen ilk kişi oldu. Kapalı görüşe girdi, arada cam… İşte her şey, o anda başladı.

*

“Merhaba arkadaş” dedi, “yalnız değilsin.”

G

Bir kişi…

Korku duvarını yıkmıştı.

*

Arkasından kimsenin gelmesini beklemedi, açtığı o gedikten gene kendisi ilerledi. Önce hukukçulara danıştı, sonra gitti, Adalet Bakanlığı’na başvurdu. Evrensel kriterleri koydu masaya… Açık görüş’e ailesi dışındakilerin de katılabilmesi gerekir, izin istiyorum dedi. O izni de kopardı. Sarıldı telefona, gelir misiniz diye sordu, liste yaptı, ilk kez o ay, 10 gazeteciyi Silivri’ye götürdü, Balbay’la görüştürdü.

*

Böylece…

Tek tük, cılız cılız da olsa, gazete köşelerinde Silivri haberleri çıkmaya başladı. Otobüs kiraladı. Duruşmalara gazetecileri taşıdı. Kitap Fuarı’nda Mustafa Balbay standı açtı, dışarıdaki gazetecilerin içerideki gazetecilerin kitaplarını imzalama kampanyası, onun sayesinde başladı.

*

Hatta bir seferinde, Balbay’ın kızı Yağmur, babası imzalasın diye karnesini getirmiş, ancak o günkü görüş kapalı olduğu için boynu bükük kalakalmıştı. Ki, gene oradaydı… Ayrılma burdan, bekle dedi, çıktı savcıya, kanun’lardan değil, evlat sahibi baba’dan izin istedi, tarihte ilk kez o gün, evlat’a mahsus açık görüş izni verildi, Balbay kızının karnesini imzaladı, öptü, sarılabildi her baba gibi.

*

Kapsamı genişletti, gazetecilerin açık görüşlerde sadece Balbay’la, Tuncay Özkan’la değil, öbür tutuklularla görüşmelerini de sağladı. Çünkü, meslektaşları tarafından yalnız bırakılan tutuklu profesörler, subaylar, ondan yardım rica ediyor, seslerini duyurabilmek için aracılık etmesini istiyordu.

*

Nefes olmuştu…

Sanırım o nedenle, Müyesser Yıldız serbest kalır kalmaz, ilk iş onu ziyarete gitmiş ve “havamız, oksijenimiz oldun” demişti.

*

Hakaretlere uğradı tabii, yalanlarla iftiralarla linç etmeye çalıştılar, durdurmak için darbeci bile dediler ona, yılmadı, göğüsledi. Neredeyse her duruşmaya geldi, her açık görüşe geldi, 200’den fazla muhabiri-köşe yazarını getirdi. İçeridekilerin hayatı hakkında bugüne kadar yayınlanan haberlerin-yorumların yüzde 80’ini ona borçluyuz. Toplumun bilgi edinme hakkına hizmet etti, içeridekilerle dışarıdakiler arasında köprü oldu. En son okumuşsundur mutlaka… Değerli ağabeyim Uğur Dündar’ı, Ertuğrul Özkök’ü, Melih Aşık’ı, Ayşenur Arslan’ı, Ümit Zileli’yi, Necati Doğru’yu, Yalçın Bayer’i götürdü.

*

Atilla Sertel o… İzmir Gazeteciler Cemiyeti ve Türkiye Gazeteciler Federasyonu Başkanı.

*

Elbette, en başta Ali Ekber Yıldırım, bu fedakâr çalışmaları birlikte yürüttüğü yönetim kurulu arkadaşlarının… Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin, Çağdaş Gazeteciler Cemiyeti’nin, Basın Konseyi’nin, Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın emeğini unutmuyorum. İzinlerde zorluk çıkarmayan Adalet Bakanlığı’nın da hakkını teslim etmek lazım.

*

Ancak… Bu tarihi döneme damgasını vuran gazeteci, Atilla Sertel’dir.

*

Bu yazı da, Hasan Tahsin Onur Ödülü veren İzmir Gazeteciler Cemiyeti’ne dilekçemdir… Hiç boşuna sağda solda onur’lu gazeteci aramayın kardeşim, en fazla hak eden’e, başkanınıza verin.

Kaynak : Hürriyet.com.tr

Yol haritası

Yılmaz Özdil

“Güzel şeyler olacak…”

Hayırdır inşallah?

“Analar ağlamasın.”

İnşallah.

“Açılım başlatıyoruz.”

Bismillah.

Bedeli ne olursa olsunnn!”



Ya Allah!

Habur.”

Allahh Allahh Allahh…

Değerli kardeşlerim, hayır cephesinde kimler var, cehape var, mehape var, Kandil var, Kandil!”

Allah Allah?

“Yetmez ama evet.”

Maaşallah.

“Genelkurmay başkanı terörist.”

Elhamdüllillah.

“Her kürtaj Uludere’dir.”

Hafazanallah.

“Zana: Bu işi başbakan çözer.”

Evelallah.

“Bi Obama’ya danışıp geleyim.”

Eyvallah.

“Ramazana hürmeten sabrediyoruz, bıçak kemiğe dayandı, kükremiş sel olur, bendimizi çiğner aşarız.”

Alimallah.

“Gazabımız şiddetli ve kahredicidir.”

Maazallah.

“Reaksiyon gösteremedim.”

Hasbinallah.

“Hindistan’da Pakistan’da olur böyle şeyler, tanıtım potansiyeli olan popüler kişi’ye kilim hediye edilmesi, sucuk ikram edilmesi normaldir, lokum bile dağıtılır, halay çekseydi yadırgardık.”

Fesuphanallah.

“Şehitlik nasip işidir.”

İllallah.

*

“Biz, terör örgütüyle hiçbir zaman masaya oturmadık, hiçbir zaman da masaya oturmayacağız, biz buyuz.”

Vallah billah.

“Bunlarla masaya oturduğumuzu söyleyenler, bu alçakça iftirada bulunanlar, müfteridir, şerefsizdir.”

Estağfurullah.

“Evet, görüştük, gene görüşeceğiz.”

Hay Allah!

*

E güzergâhı öğrendiğinize göre…

Beraber yürüyün bu yollarda.

Yallah.

Kaynak : Hürriyet.com.tr 

Beytüşşebap Kaymakamı Beytüşşebap’ı anlatıyor

Yılmaz Özdil

Beytüşşebap’a atandım…

Önce Diyarbakır’a geldim. 

Şırnak’a gidebilmem için Cizre’ye, oradan başka bir araçla Şırnak’a gitmem gerektiğini öğrendim. Karayoluyla gitmekten vazgeçtim. Diyarbakır kolordu’da üç-dört gün helikopter bekledim. Sonunda Sikorsky’yle hareket ettim. 

1.5 saat uçup, tümen’in pistine indim. Valilik binasına gittim. Vali beni kabul etti. Asla normal kaymakam gibi davranmamam gerektiğini, köy ziyaretleri yapmamamı, çünkü, devletin kırsalı tamamen terk ettiğini, il ve ilçe merkezinde tutunulmaya çalışıldığını söyledi. Kısacası, dost bilinen aşiretlerin dışındaki köyler, yollar PKK’nın hâkimiyetine bırakılmıştı. 

Beytüşşebap’a giden helikoptere bindim. 50 dakikalık uçuştan sonra, yüksek dağlarla çevrili askeri birliğe indim. Komutan beni karşıladı, çay kahve ikramından sonra, bugünlerde ilçeye baskın yapılacağını, duyum aldıklarını söyledi. Merak ediyorsam, dürbünle görebileceğimi anlattı. Gerçekten de, baktım, karşımızdaki dağlarda hareketli insan grupları görülüyordu. Komutan da, Vali gibi, ilçe’den kesinlikle ayrılmamamı, köylere gitmememi salık verdi. 

Şırnak’tan gelirken, Besta denilen bölgeyi geçip, 30 kilometre sonra hayli bozuk asfalttan Uludere’ye varılır, asfalt biter, ham toprak yol başlar. Beytüşşebap’a kadar 60 kilometrenin bir tarafı sarp ve dik yamaçlı, öbür tarafı derin uçurumdur. Sürekli mayın döşeniyor. Aslında, bu yolu en az birkaç noktada her gün kesip, kimlik kontrolü yapıyorlar. Bu durum bilindiği için, hiçbir kamu görevlisi karayolunu kullanmıyor. Erzak kamyonları talan ediliyor. 

*

Terör örgütü, korku salmış, halkın nazarında itibar kazanmış… Tanıştığım insanlar, aman kaymakam bey sakın şurdan aşağı inme, şurayı geçeyim deme gibi uyarılarda bulunuyor. Bunların bir kısmı samimi, bir kısmı kamu görevlilerinde korku, yılgınlık yaratmak için söyleniyor. 

Buralarda ticaret yapmak isteyen, örgütten icazet almak zorunda… Vergi adı altında para toplanıyor. Eylemler, vatandaşa bire beş katılarak anlatıyor. Örgütün, istemediği adamı derhal görevden aldıracağına, istediği adamı vali, hatta bakan bile yapabileceğine, psikolojik olarak inandırılıyor. 

İlçede, asaleten atanmış neredeyse bir memur bile yok. Buraya atananların hepsi, ya kurumları tarafından cezalandırılmak maksadıyla gönderilmiş ya da torpilleri olmayan sahipsiz insanlar… Kırgınlık, küskünlük, bezginliklerinden ötürü, yöre halkına verebilecekleri hiçbir şey yok. Bazı kamu görevlileri ise buralara hiç uğramazlar, onlar imtiyazlıdır. 

Geçici köy korucularının mücadeleye büyük katkısı var. Ancak, devlet istemeden de olsa, feodal sistemi, aşiretleri güçlendirdi. Korucular, kendi meslekleri olan hayvancılığı tamamen bırakmış vaziyette… Unvanlarının önündeki ‘geçici’ kelimesinden rahatsız oluyorlar, durumumuz, geleceğimiz belirsiz diyorlar. Korucu yapılanların özenle seçilmesi gerekiyor. 

PKK, küçük çocukları kaçırarak veya ikna ederek, intikam duygusu aşılayan, araziyi avucunun içi gibi bilen kişilerden oluşuyor. Örgüte katılan, çaresiz bırakılıyor, ne aile, ne arkadaş ilişkisi kalıyor, geri dönüş yolları kapatılıyor. Dağdaki ağır şartlarda yıllarca yaşamaktansa, çılgınca emirlere itaat edip, ölümün kurtuluş olduğunun farkındalar. 

Bizimkiler ise sivil yaşamlarında iş veya meslek sahibiyken, zorunlu olarak askere alınan 18-20 yaşındaki gençler… Henüz askere alınmadan önce, televizyondaki şehit haberleriyle psikolojileri sarsılan, üstelik, ailelerinin endişelerini hisseden gencecik delikanlılar. 

PKK, yıllardır aynı noktalarda üsleniyor. Operasyon yapacağımız zaman, birliklerimizde hareketlilik yaşanıyor, korucular toplanıyor. Sağır sultan bile duyuyor! Zirvelerden seyrediyorlar. Bizimkiler hedef bölgeye vardığında, orda kimse kalmıyor. Bizimkiler geri dönüp, daha birliğin kapısından bile girmeden, onlar eski mevzilerine yerleşiyor. 

Bir seferinde, ele geçirilen örgüt mensubunun üstünden çıkan not defterinde okumuştum. Karakolumuz bir ay boyunca, 24 saat izlenmiş, giren çıkan araçların plakası, nöbetçi-devriye saatleri en ince ayrıntılarına kadar yazılmış, ne yaptığımızı, ne yapacağımızı ezbere biliyorlar. 

Halbuki, PKK’nın dağ kadrosu 3 bini geçmez, farz edelim 4 bin olsun, 11 bölgeye dağılmış durumdalar, kabaca her şehre 350 terörist düşer… Bunlara karşı, 22-25 yaşında, 5 bin veya 7 bin kişilik özel birlik oluşturulmalıdır. Gerilla harbi’yle eğitilmelidir. Eşlerine her türlü ekonomik güvence, çocuklarına en üst seviyede eğitim sağlanmalıdır. Operasyon yetkisine sahip, tek bir komutana bağlanmalıdır. Emirlerinde, helikopter, uçak olmalıdır. Her mangada doktor bulunmalıdır. Asla sabit durmayıp, gece gündüz hareket halinde olmalıdır. Ne zaman, nerede oldukları asla bilinmemelidir… 

Av durumundan çıkıp, avcı konumuna geçmelidir. 

Şehit cenazelerinde atılan nutukların, kanları yerde kalmayacak türünden anlamsız lafların, herhangi bi etkisi yok artık… Ne şehit sayısında azalma var, ne atılan nutuklarda! 

Derken… 

Saat 21 sularında, yoğun silah sesleriyle irkildim. Eşimi ve kızımı arka odalardan birine, mermi isabet etmeyecek şekilde yatırdım. Kapım çalındı… Elinde fener tutan polis, ilçeye saldırıldığını, en alt kattaki kalorifer dairesine inmemiz gerektiğini söyledi. Eşim sığınakta bulunanları teskin etmeye çalışırken, şahsıma verilen Kalaşnikof’la dışarı çıktım.

 * 

Lojman duvarında siper almış polislerin yanına gittim. Gecenin karanlığında kimin kime ateş ettiği belli değildi. Ben dahil herkes, bilinçsizce, içgüdüyle hareket ediyordu. Her insan korkar. İnsani duygudur. Ancak, yüreğimde hissettiğim korku değildi, derin bir sızıydı… Taa Çin sınırlarından Avrupa’nın içlerine ilerleyen millet, çapulcu karşısında acze mi düşmüştü? 

*

Evet, Beytüşşebap Kaymakamı’nın sözleri bunlar…

*

Ancak, şu anki Beytüşşebap Kaymakamı’nın değil… 1993-95 arasında Beytüşşebap Kaymakamı olan Mesut Taner Genç’in, 2008’de piyasaya çıkardığı “Ateş Hattında-Beytüşşebap Kaymakamı’nın PKK ile Mücadele Günlüğü” isimli kitabından!

*

Anlatmış kaymakam…

Daha ne anlatayım.

Kaynak : Hürriyet.com.tr

Ne ördün filan…

Yılmaz Özdil

Demiryolları Almanlarındı.

İngilizler, Fransızlar işletiyordu.
İşletme lisanı, Fransızcaydı.
Meslek, Türklere kapalıydı.
Hatta, imtiyazlar, ödenen paralar kesmemiş, Alman demiryolu mühendisi, ray döşüyoruz ayaklarıyla Zeus sunağını araklamıştı;
memleketi söğüşlüyorlar,
inek gibi sağıyorlardı.

Mustafa Kemal geldi…
Demiryolları millileştirildi.
Milletin oldu.
Vagon fabrikası kuruldu.
Okul kuruldu.
Demiryolcu yetiştirildi.
Tek kuruş borç almadan, bunların yaptığının dört
katı demiryolu yapıldı.

Sonra, bunlar geldi.

Ankara-İstanbul hızlı treni…
Çinliler yapıyor.
Lokomotifler İspanya’dan.
Rayları bile İspanya’dan.
Makinistler desen…
Almanya’da eğitildi.

Konya-Ankara?
Raylar, İtalyan.
Vagonlar, İspanyol.

Marmaray, Japon.
Vagonları, Güney Kore.

Ankara metrosu…
Sistemi, Alman, İtalyan.
Vagonları, Çin’den.

İstanbul metrosu…
Sistemi, Fransız, Alman.
Vagonları, Güney Kore’den.

(Metrobüs, Hollanda’dan.
Deniz otobüsü, Avustralya’dan.
Fatih Sultan Mehmet
Köprüsü’nün asfaltı teee
Trinidad Tobago’dan.
Metro diye market var…
O bile Alman!
Neyse, konuyu dağıtmayalım.)

Ankara-Eskişehir
Aliağa-Menderes
Bandırma-Menemen
Bursa tramvayı, İspanyol.

Balıkesir-Eskişehir, Fransız.
Köseköy-Gebze, İtalyan.
Gebze-Halkalı, İspanyol
Ankara-Sivas, çekik gözlü.
Sivas-Erzincan, İtalyan.

Testleri, Çek Cumhuriyeti’nde yapılıyor iyi mi… Çek Cumhuriyeti müsait değilse, haaadi bakalım Almanya’ya Fransa’ya gönderiliyor; lokomotifleri zaten gemiyle Güney Kore’den geliyor.

Edirne’den Ardahan’a
hızlı tren için Çinlilerle
masaya oturuldu, Çinliler etap etap döşeyelim diyor, hükümetimiz komple boydan boya döşeyin diyor; kondüktör’ün düdüğü Çin’den.

Güzergâhlar üzerindeki…
Koyunlar Macaristan’dan.
İnekler Uruguay’dan.
Tek tesellimiz var…
Trene bakan öküzler yerli!

Kaynak : Hürriyet.com.tr

$ehit

Yılmaz Özdil

Kafamıza çuval geçirdiler…

Teşekkür mahiyetinde, Kuzey Irak’taki Amerikan üssü’nü biz inşa ettik. Erbil Havalimanı’nı biz yaptık. Süleymaniye Havalimanı’nı da… Rahat gidip gelsinler diye, tarifeli uçak koyduk.

*

Şahane kampuslarıyla üniversiteler yaptık. Türkiye’nin güneydoğusu’nda dünyaya geldiysen, bu üniversitelere sınavsız kabul ediyorlar. Yurt ücretsiz.

200’er dolar harçlık veriyorlar.

*

İçişleri Bakanlığı binasını, Kültür Bakanlığı binasını, Merkez Bankası binasını, Kürdistan Başbakanlık Binası’nı biz yaptık. Kuzey Irak’taki Amerikan

Elçiliği binası da bizim eserimiz.

*

Elektriği kim veriyor? E biz tabii… Üstelik, kendi vatandaşımıza kilovatsaatini 20 kuruştan veren hükümetimiz, Kuzey Irak’a 10 kuruştan veriyor. Kullandıkları “ampul” de bizden.

*

İçme suyu şebekesini, kanalizasyonu, arıtma tesislerini, sulama kanallarını, enerji iletim hatlarını, otoyollarını, demiryollarını, köprülerini, tünellerini, viyadüklerini biz yaptık. Plazalar, iş kuleleri, 14’er katlı apartmanlar, bahçeli, havuzlu villalar yapıyoruz.

*

Petrol ve doğalgazı bize satsınlar diye, kendimize, kendi ellerimizle boru döşedik.

*

Sosyal yaşam gelişsin diye, spor salonlarını, alışveriş merkezlerini, sinemalarını, kültür merkezlerini inşa ediyoruz. Çocukları mutlu olsun diye,

sevabına oyun parkları kuruyoruz.

*

Yaralı pkk’lıların tedavi gördüğü hastanelerini biz yaptık. Erbil’deki hastanede çalışan bi Türk doktorun röportajı vardı geçenlerde, “buraları İstanbul’dan güvenli” diyordu.

*

Erbil caddelerindeki okaliptüs ağaçları savaş sırasında kurumuştu, vah vah, derhal devreye girdik, sosyal sorumluluk projesi kapsamında, para almadan, palmiye ağaçları diktik.

*

Türk müteahhitlerle ortak iş tutan peşmerge işadamı Hacı Süleyman’a mikrofon uzattı bizim televizyonlardan biri, “geleceğin Dubai’si olacağız, açılımı destekliyoruz” dedi adam.

*

Çöpçülük de bizim… İnsanın koltukları kabarıyor. Belediye binalarıyla beraber, caddelerin, sokakların temizlik ve çöp toplama işini yapıyoruz, ne kadar gurur duysak azdır yani… Kamu hizmetlerindeki garsonluk ve “uşaklık” işine de talibiz, layık görülmemiz an meselesi.

*

2 bin 500 firmamız, 5 bin mühendisimiz, 100 bin işçimiz harıl harıl çalışıyor…

Ki, güzelleşsin Kuzey Irak.

Mesela, en son 7 yıldızlı bi otel yaptık Süleymaniye’de, ismi Güzellik Şehri!

*

Hal böyleyken…

Evlatlarımızı şehit edenler, elini kolunu sallaya sallaya nereden geliyor?

Oradan.

*

Karakollarımız nasıl?

Barakadan.

*

Bildiğin, briket.

Çatıları, teneke.

Gerek yok rokete…

Mermiyle süzgeç gibi oluyor tavan.

*

Bakın, iddia ediyorum…

Sınırdaki kampları, Kandil’deki mağaraları şöyle insanca yaşanır bi hale getirmek için ihaleye çıksın Murat Karayılan…

İşi Türkiye kapmazsa, yüzüme tükürün.

Kaynak : Hürriyet.com.tr

Sayfa1 → 91234567Son Sayfa »