Dümbeleği “çala çala” yoruldu bileklerim…

Yılmaz Özdil

Ergenekon sahte çıktı.
Balyoz sahte çıktı.
Casusluk sahte çıktı.
Arınç’a suikast sahte çıktı.

*

Üniversite soruları çalındı.
KPSS soruları çalındı.

*

Başörtülü bacıma saldırdılar, yalan çıktı, camide içki içtiler, yalan çıktı.

*

Asrın liderimizin diploması senelerdir tartışılıyor, henüz diploma gösterilemedi.

*

Akp’nin seçim şarkısı “dombıra” araklama çıktı. Söz ve müziği kendisine ait olan Arslanbek Sultanbekov “şarkımı çaldılar, üstüne üstlük anonim diyerek, beni hırsız durumuna düşürdüler” dedi.

*

Akp’nin seçim reklamı, Sony’nin Playstation reklamından aşırma çıktı.

*

Akp milletvekillerinin, kanun çıkarılırken TBMM’de sahte oy kullandıkları ortaya çıktı.

*

Akp milletvekilinin “Yeliz” isimli sahte sosyal medya hesabıyla TBMM’den yayın yaptığı ortaya çıktı.

*

Akp teşkilatlarının sahte evrakla sahte üye kaydettikleri ortaya çıktı.

*

Saray, kaçak.

*

Yerli otomobil, Cadillac’tan çalıntı çıktı.

*

Akp’li belediyenin sporcusu, atletizm tarihimizde bir ilki başardı, olimpiyatta altın madalya kazandı, dopingli çıktı.

*

Akp tarafından “kamu yararına çalışan dernek” statüsü verilen, “izinsiz yardım toplama izni” verilen, üstüne, TBMM Üstün Hizmet Ödülü verilen Keriz Feneri’nde, bağışları çaldılar. Nasıl çaldıkları konusunda bilgi almak için Keriz Feneri’ne telefon ettim, telesekreterde hangi şarkı çalıyordu biliyor musunuz… Hem vallahi hem billahi, dümbeleği “çala çala” yoruldu bileklerim çalıyordu!

*

TBMM lokantasındaki yemekleri çaldılar, resmi makam araçlarıyla götürdüler, Meclis’in aşçı ve garsonlarını sahte evraklarla özel restoranda çalıştırdılar. TBMM’nin çay ocaklarından elde edilen çay paralarını çaldılar, aralarında kırıştılar. TBMM’nin temizlik malzemesi alımında sahte evrakla hırsızlık yaptılar. TBMM’nin bulaşık malzemesi alımında sahte evrakla sahte ihale verdiler. TBMM’nin güvenliğini sağlamak için satın alınan kameraların ihalesinde hırsızlık yaptılar. TBMM bilgi işlem dairesinin cihaz alımında hırsızlık yaptılar. TBMM’deki Vakıfbank şubesi soyuldu, kapıya anahtar uydurarak içeri girdiler, 150 adet para çekme kartını çaldılar. TBMM kafeteryasındaki LÖSEV bağış kutusu çalındı. TBMM basın bürosundan dizüstü bilgisayar çalındı. TBMM halkla ilişkiler binasından Kuran’ı Kerim çalındı. TBMM tuvaletinde unutulan çantadan, para çalındı. TBMM’deki diğer hırsızlık vakalarında, cüzdan, cep telefonu, fotoğraf makinesi, gözlük, hatta çeyrek altın çalındı.

*

TBMM’nin sağlık faturalarında hırsızlık yapıldığı ortaya çıktı, hastanede beş gün yatıp, 266 gün yattım diye fatura getiren oldu, sahte ilaç reçetesi getiren oldu, sahte evraklarla haftada beş gün tahlil yaptırdığını, iki ayda bir gözlük değiştirdiğini, 32 dişine implant çaktırdığını iddia eden milletvekillerimiz var.

*

TBMM’ye bağlı saray ve kasırlar soyuldu, gümüş şamdanların, zillerin, masa örtülerinin, abajurların, halıların, tabloların çalındığı ortaya çıktı.

*

Bu TBMM’de hırsızlık komisyonu kuruldu, bakanlarımızın 17/25’te hırsızlık yapmadıkları kararı çıktı.

*

En son…
Referandumda oylar çalındı.

*

Mühürsüz oyların geçerli sayılması için YSK’ya başvuran Akp temsilcisinin, TBMM’deyken sahte oy kullanma rezaletine karıştığı ortaya çıktı.

Kaynak : Yılmaz Özdil – http://www.sozcu.com.tr/

Özdil: Biz ve bizim gibi düşünenler sadece Yunanlıları denize dökmedi…

Duayen Gazeteci Uğur Dündar’ın hazırlayıp sunduğu Halk Arenası programına katılan SÖZCÜ yazarı Yılmaz Özdil gündemle ilgili merak edilen konulara cevap verirken CHP’li Hüsnü Bozkurt’un sözlerini de yanlış anladıklarını açıkladı. Bu sözler üzerine iki resim gösterip yorum yapan usta yazar Özdil, “Biz ve bizim gibi düşünenler sadece Yunanlıları denize dökmedi” ifadelerini kullandı.

http://www.dailymotion.com/video/x5hjwro

Duayen Gazeteci Uğur Dündar’ın hazırlayıp sunduğu Halk Arenası programının konuklarından Usta Yazar Yılmaz Özdil çok konuşulacak iki fotoğrafı canlı yayında göstererek, fotoğrafların hikayelerini anlattı. Yunan mangasının bir Kuvayi Milliye kahramanını direğe bağlayıp ateşe dizerken çekilen fotoğrafta bir Osmanlı subayının İngiliz subayı ile birlikte bu infaza nezaret etmesi izleyenlerin adeta kanını dondurdu.

Kaynak : http://www.sozcu.com.tr/

Yılmaz Özdil canlı yayında cevapladı: ‘AKP tarafından ithal mağduriyet mi yaratılıyor?’

Duayen Gazeteci Uğur Dündar’ın hazırlayıp sunduğu Halk Arenası programına katılan SÖZCÜ yazarı Yılmaz Özdil gündemle ilgili merak edilen konuları yorumladı.

Hollanda kriziyle ilgili Dündar’ın sorduğu; ”AKP tarafından referandum öncesi ithal mağduriyet mi yaratılıyor?” sorusunu cevaplayan Özdil konuyla ilgili olarak AKP’nin henüz yayınlanmamış bir reklam filmi üzerinden cevap verdi.

Ayrıca Özdil, Hollanda’ya gönderilen Aile Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya’dan yola çıkarak, gönderilen bakanın neden kadın bakan olduğu konusunda da ilginç tespitlerde bulundu.

http://www.dailymotion.com/video/x5epkbc

Kaynak : http://www.sozcu.com.tr/


”Türkiye için Hollanda’nın başbakanı mı yoksa bu zihniyet mi tehlikelidir?”

http://www.dailymotion.com/video/x5eplsh

Hollanda

Yılmaz Özdil

Kaddafi, asrın liderimize ödül verdi, Kaddafi’yi kafasını taşla eze eze öldürdüler. Hüsnü Mübarek, cumhurbaşkanımız Abdullah Gül’le kucaklaştı, Hüsnü Mübarek’i kafese koydular. Asrın liderimiz Beşar Esad’la kardeş oldu, Suriyeliler o günden beri birbirini vuruyor. Cumhurbaşkanımız Pakistan’a gitti, Benazir Butto’yu havaya uçurdular. Başbakanımız Lübnan meclisinde konuştu, ertesi sabah Lübnan işgal edildi. Cumhurbaşkanımız Yemen’e gitti, bakanlarımızla birlikte Yemen türküsünü söyleyip ağladılar, Yemen’de iç savaş çıktı. Başbakanımız Filistin lideriyle el sıkıştı, o gece Gazze’ye füze yağdı. Ürdün başbakanı Ankara’ya ayak bastı, Ürdün’e dönmeden istifa etti. Gürcistan’la yakınlaştık, asrın liderimiz Saakaşvili’ye sarıldı, ertesi gün Rusya tanklarla Gürcistan’a girdi. Suudi kralı, asrın liderimizle dindar cumhurbaşkanımıza madalya taktı, turp gibiydi, felç oldu. Başbakanımız Irak’a gitti, henüz Irak’tayken Irak meclisi basıldı, bakanlar rehin alındı, 45 kişi öldü. Afrika açılımı yaptık, ne Tunus kaldı kardeşim, ne Fildişi Sahili, kan gövdeyi götürdü.

El Beşir’e Çankaya köşkünde mantı yedirdik, Sudan resmen ikiye bölündü. Arjantin devlet başkanı geldi, gelmeden önce seyahat harcırahı çalındı, dönünce kansere yakalandığı açıklandı. Arnavutluk başbakanı düğüne geldi, asrın liderimizin oğlu Bilal’in nikah şahidi oldu, ertesi sabah sancılarla kıvrana kıvrana hastaneye zor yetiştirdiler, yatırıp safra kesesini aldılar. 2010’u Japonya yılı ilan ettik, 2011’de tsunamiyle dümdüz oldular, nükleer santral bile patladı. Cumhurbaşkanımız Güney Kore’ye gitti, elli sene sonra ilk defa Kuzey Kore’den füze fırlattılar. Yunanistan başbakanı kış olimpiyatımıza geldi, Yunanistan’da halk ayaklanması çıktı, hükümet istifa etti. Irak cumhurbaşkanı Talabani, başbakanımızla görüştü, görüşüş o görüşüş, o günden beri Talabani’yi gören yok, bazı kaynaklara göre bitkisel hayatta makineye bağlı, bazı kaynaklara göre öldü. Romanya başbakanı geldi, anlaşmalar imzaladı, gidince derhal istifa etti. İspanya başbakanıyla bizim başbakan medeniyetler ittifakı kurdu, adamcağız siyaseti bıraktı. Bizim Silvio İtalya’nın en zengin insanıydı, mahkum oldu, sosyal hizmet cezasına çarptırıldı, herife huzurevinde çöpçülük yaptırdılar. Portekiz başbakanı, cumhurbaşkanımızı karşıladı, el sıkıştı, sonra gitti kendi cumhurbaşkanına istifasını sundu. Ukrayna’yla vizeleri kaldırdık, Ukrayna başbakanı tutuklandı. Polonya’yla irtibat kurduk, Polonya devlet başkanının uçağı düştü, rahmetli oldu. Asrın liderimizin Kosova’ya gideceği açıklandı, Kosova sokaklarına hoşgeldiniz pankartları asıldı, asrın liderimiz gitmeden 12 saat önce Kosova hükümeti düştü. Asrın liderimizin ABD’ye gideceği açıklandı, başına gelecekleri tahmin eden Obama beyzbol sopasını çıkardı, gezi iptal oldu. Asrın liderimiz azimli davrandı, ertesi sene illa ABD’ye gitti, henüz dönmeden kasırga çıktı, insanlar öldü, Oklahoma afet bölgesi ilan edildi. Başbakanımızın El Fetih’le Hamas arasındaki sorunları çözmek için Filistin’e gideceği açıklandı, duyulması bile yetti, Filistin hükümeti istifa etti. Cumhurbaşkanımız İsveç’e gitti, külkedisi olarak tanınan İsveç prensesi şak diye öldü iyi mi… Cumhurbaşkanımızı korumakla görevli olan İsveçli polislerden biri motoruyla kanala uçtu, o da öldü, prensesle beraber gömdüler. NATO genel sekreteri geldi, otelin banyosunda düştü, omzu çıktı. Rusya dışişleri bakanı geldi, otelde merdivenden yuvarlandı, sol eli bilekten kırıldı. Gürcistan cumhurbaşkanı geldi, gelmişken burda kamp yapan Gürcistanlı bisikletçileri ziyaret etti, bisikletten düştü, kolunu kırdı. Burkina Faso dışişleri bakanı geldi, bizim dışişleri bakanıyla ortak basın toplantısı yaparken, bizimki lafı uzattı, adam ağaç gibi devrildi, bayıldı, hastanede güç bela ayılttılar. Mursi’ye gittiler, sırtını sıvazladılar, Mısır’da darbe oldu, Mübarek’i kafesten çıkardılar, Mursi’yi kafese koydular. Asrın liderimiz olimpiyat oylaması için Arjantin’e gitti, merhabalaştılar, Arjantin devlet başkanı beyin kanaması geçirdi. Olimpiyatı Tokyo kazandı, asrın liderimiz Tokyo’yu tebrik ediyorum dedi, Tokyo valisi istifa etti. Güney Afrika’yla vizeleri kaldırdık, olan Mandela’ya oldu, rahmetli oldu. Angelina Jolie bizimkilerin elini sıktı, gitti memleketine göğüslerini aldırdı, boşanmaya karar verdi. Cumhurbaşkanımız Almanya cumhurbaşkanını Kayseri’de ağırladı, bilahare, Almanya’ya iade-i ziyarete gitti, neticede, Almanya tarihinde ilk kez Almanya cumhurbaşkanı istifa etti. İspanya başbakanı Türkiye’ye geldi, bakalım İspanya hükümetinin başına ne gelecek diye merak ediyorduk, bu sefer iş Kral’a patladı, İspanya Kralı’nın kızıyla damadını yargıladılar, kontmuş dükmüş dinlemediler, mallarına el koydular. Cumhurbaşkanımız İtalya’ya gitti, İtalya hükümeti istifa etti. Cumhurbaşkanımız Roma’da kalmış, çok istemesine rağmen, hava muhalefeti nedeniyle Floransa’ya gidememişti. Sanırım İtalya’nın en şanslı şehri Floransa diye düşünmüş olmalılar ki, Floransa belediye başkanına hükümeti kurma görevi verdiler. Cumhurbaşkanımız Letonya’ya gitti, akabinde, Letonya’da süpermarket binası çöktü, 54 kişi öldü, Letonya hükümeti istifa etti. Fransa cumhurbaşkanı Paris’te mis gibi oturuyordu, durup dururken Ankara’ya gelmeye niyet etti, gelmeden üç gün önce sevgilisiyle yakalandı, first lady hastanelik oldu, ayrıldılar. Başbakanımız Ukrayna devlet başkanını Ankara’da ağırladı, Ukrayna’da iç savaş çıktı, Ukrayna devlet başkanı canını kurtarmak için Rusya’ya kaçtı. İtalya büyükelçisi, ülkesinin reklamı için Michael Schumacher’in kullandığı ilk Ferrari’yi Ankara’ya getirdi, sergiledi, bir ay geçti geçmedi, Michael Schumacher kafasını kayaya vurdu, hâlâ komada… İngiltere Kraliçesi bizim cumhurbaşkanına şövalye madalyası taktı, İngiliz halkı Avrupa Birliği’ni terk etti.

*

Galiba üç sene önceydi, cumhurbaşkanımızın Hollanda’ya gideceği açıklandı, Hollanda prensi çığ altında kaldı, bitkisel hayata girdi, cumhurbaşkanımız Hollanda’ya ayak bastı, Hollanda hükümeti istifa etti, Hollanda kraliçesi iade-i ziyarete geldi, bizim cumhurbaşkanına Hollanda Aslanı madalyası taktı, prens öldü, kraliçe tahtı bıraktı.

*

Ve dün… Hollanda hükümeti, bizim dışişleri bakanının uçağının Hollanda’ya inişine izin vermedi.

*

Hakikaten çok ayıp ettiler ama…
Maaşallah dediğimiz üç gün yaşıyor birader, naapsalardı yani!

Kaynak : http://www.sozcu.com.tr/

Barış Pehlivan: Adalet Bakanı Bekir Bozdağ yalan söylüyor

1

Gazeteci Barış Pehlivan

Cumhuriyet gazetesine yönelik soruşturmayı yürüten savcı Murat İnam’ın ‘FETÖ’ davasında yargılandığını yazan gazeteci Barış Pehlivan ile Yılmaz Özdil hakkında ‘takipsizlik’ kararı verildi. Gazeteci Barış Pehlivan, “Bu haberden dolayı tepki yükselince geri adım atmak zorunda kaldılar ve dosyayı daha ifademi dahi almadan kapatma yoluna gittiler. Yani Adalet Bakanı Bekir Bozdağ yalan söylüyor” dedi.

Gazeteci Barış Pehlivan hakkında, gazetemiz yazar ve yöneticileri hakkında soruşturma yürüten “FETÖ üyeliği” davası sanığı savcı Murat İnam ile ilgili haberinden dolayı soruşturma başlatıldı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Suçları Bürosu, Pehlivan’ı “terörle mücadelede görev almış kişileri hedef göstermek” suçundan şüpheli sıfatıyla ifadeye çağırdı. 

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın Pehlivan hakkında soruşturma olmadığı yönünde açıklamaları üzerine ulaştığımız Pehlivan şunları söyledi:

“Bugün 11.00 civarında düzenli olarak Oda TV’ye tebligatları getiren polis arayarak, ‘Barış bey hakkınızda bir soruşturma açılmış Savcı Umut Tepe tarafından. Ne zaman ifade vermeye gelebilirsiniz’ diye sordu. Ben de soruşturmanın hangi haberden dolayı açıldığını sordum. O da “Cumhuriyet’e FETÖ operasyonu yapan savcı, FETÖ üyeliğinden yargılanıyor” başlıklı haberi söyledi. Suçlamanın da ‘terörle mücadelede görev almış kişileri hedef göstermek’ olduğunu söyledi. Dosya numarasının 2016/131028 olduğunu söyledi. Bunun üzerine Oda TV için bu konuyu haber yaptım. Bu haberden dolayı tepki yükselince geri adım atmak zorunda kaldılar ve dosyayı daha ifademi dahi almadan kapatma yoluna gittiler. Yani Adalet Bakanı Bekir Bozdağ yalan söylüyor.”

TAKİPSİZLİK KARARI VERİLDİ

Cumhuriyet Gazetesi’ne yönelik susturma soruşturmasını yürüten Savcı Murat İnam’ın, FETÖ/PDY davasında yargılandığı haberini yaptıkları gerekçesiyle Odatv Genel Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan ve Yılmaz Özdil hakkında başlatılan soruşturmaya, 24 saat sonra takipsizlik kararı verildi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Bürosu’nca, Gazeteci Yılmaz Özdil ve Odatv Genel Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan hakkında Cumhuriyet’e yönelik soruşturmayı yürüten Savcı Murat İnam’ın FETÖ/ PDY davasının sanıkları arasında yer aldığını haberleştirmeleri üzerine dün soruşturma başlatıldı.

Savcılık, Özdil ve Pehlivan tarafından kaleme alınan yazıları, “Terörle mücadelede görev almış kişileri hedef göstermek” suçu kapsamında rutin olarak ele alarak 2 Kasım’da re’sen incelemeye aldı.

Savcılık tarafından yapılan inceleme sonucunda, Özdil ve Pehlivan hakkında 24 saat sonra “Terörle mücadelede görev almış kişileri hedef göstermek suçunun yasal unsurları oluşmadığı”gerekçesiyle takipsizlik kararı verildi.

Kaynak : http://www.cumhuriyet.com.tr/

Yılmaz Özdil: Sözcü bile ebelek gübelek demeye başladıysa…

229371229“Demokrasi geldi ulan; İzmir’e bile demokrasi geldi”

Sözcü yazarı Yılmaz Özdil, TSK’daki cunta yapılanması tarafından düzenlenen darbe girişiminin başarısızlıkla sonuçlanmasıyla ilgili olarak, “TBMM bahçesine toplanan kalabalık, başbakana ‘idam isteriz idam isteriz’ diye tempo tutuyor, odunla, kayışla, tekmeyle linç görüntülerini Japonya’dan Brezilya’ya kadar herkes seyrediyor, köprüden aşağı atalım diye bağırıyorlar, yağlı urganla darağacı yapıp, kamyon kasasına yüklemişler, sokak sokak gezdiriyorlar. Hâlâ inanmayıp, askerin gırtlağını kestikleri doğru mu acaba diye merak ediliyor” dedi. Özdil, “Medyanın gerisi zaten ampul broşürü ama… Bizim gazetenin bile şakülü kaydıysa kardeşim, Sözcü bile ebelek gübelek demeye başladıysa yani. Gelen demokrasiyi düşünün gari!” ifadesini kullandı.

Yılmaz Özdil’in “Demokrasi geldi ulan!” başlığıyla yayımlanan (20 Temmuz 2016) yazısı şöyle:

50’li yılların başı.
Demokrat parti iktidar.
Bursa’nın ünlü Çelik Palas Oteli’nde cumartesi geceleri orkestra eşliğinde keyifli anlar yaşanıyor, zarif hanımlar, şık beyler, dans ediliyor, yemekle başlayan müzik, yasa gereği makul bir saatte sona eriyor.

İşte gene böyle bi gecenin finalinde, solist kapanış selamını veriyor, salondakilere teşekkür ederek, enstrümanları toplatmaya başlıyor ki… O da ne? Arka masalardan tehditkar bir ses yükseliyor, dewvam edinn!
Herkes dönüp bakıyor, güya takım elbiseli ama, yaka bağır açık, erkek erkeğe oturan dört tip… Tatsızlık çıkmasın diye orkestra tekrar yerine oturuyor, solist tangoya başlıyor, papatya gibisin beyaz ve ince…
Tango bitiyor.
Çile bitmiyor.
Az önce devamm diyen herif, bu defa elini devamm devamm manasında sallıyor, devam edin dedim, duymadınız mı diye bağırıyor.
Orkestra soliste bakıyor, solist zoraki ses tonuyla, adeta mesaj verircesine son tangoyu tekrarlamaya başlıyor, nedir bu çektiğim senin elinden, yalvarırım gel üzme beni…
Herif aniden yerinden fırlıyor, ağzından köpükler saça saça sahneye yürüyor, çalacaksın ulan, coşkulu çalacaksın diye gürleyerek, solisti ıskalıyor, ayaklı mikrofona basıyor tokadı, deviriyor, orkestra donup kalıyor, az önce neşeli kahkahaların yükseldiği salona ölüm sessizliği hakim oluyor, herkes suspus…
Otel yetkilisi koşuyor, vaziyete müdahale etmeye çalışıyor, ortak bir tanıdık çağırıp işi tatlıya bağlamak için, gayet nazik ifadeyle soruyor, sayın beyefendi siz kimlerdensiniz acaba?

*

Herif kendini tanıtıyor:
Ben demokrasiyim ulan!

*

Sonra da salona dönüp,
nara atıyor:
Memlekette artık demokrasi var ulan, var mı itirazı olan!

*

Ve 2016…
Çok şükür ki demokrasimiz darbecilerden kurtarıldı.

*

Akp’ye oy vermeyen Kadıköy, Beşiktaş, Bakırköy, Şişli gibi semtlerde kornalarla demokrasi turuna çıkıp, otomobilinin penceresine oturan demokrat arkadaşlar, kafelerde oturanlara bağırıyor, alkışlasanıza ulann!

*

İstanbul’da kamyonet kasalarına doluşup, mahalledeki komşusunun kapısına dayanan
demokratlar var, sen niye
tura çıkmıyorsun ulann!

*

İzmir’e bile demokrasi geldi mesela…
Şehrin simgesi, tarihi Saat Kulesi, tee 1901’den beri, 115 yıldır orada huzurla duruyordu, İzmir yangınından bile sağ salim kurtuldu.
Demokrasi bi geldi… Demokrasi nöbeti’yle demir parmaklıklarını, işlemeli ahşap kapısını yıktılar, oymalı taşlarını, mermerlerini kırdılar, çeşmelerini söktüler, duvarlarındaki ay-yıldız işlemelerine zarar verdiler, benzerleri sadece Efes’te bulunan mozaiklerini parçaladılar, içerden tırmanan merdivenlerinde bile hasar var, denize bakan yüzündeki saatini taşla vura vura kırdılar, kadranını çaldılar. Gözümüz gibi baktığımız firuze çinili Konak camisi’nin etrafı çöplüğe döndü.

*

Allah “oku” diyor…
Darbe kurbanının cenaze namazını kıldıran imam “bizi bilhassa okumuşların şerrinden muhafaza eyle yarabbi” diye dua ediyor, cumhurbaşkanı orada, bakanlar orada, ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu diyeceklerine, “amin” diyorlar.

*

TBMM bahçesine toplanan kalabalık, başbakana “idam isteriz idam isteriz” diye tempo tutuyor, odunla, kayışla, tekmeyle linç görüntülerini Japonya’dan Brezilya’ya kadar herkes seyrediyor, köprüden aşağı atalım diye bağırıyorlar, yağlı urganla darağacı yapıp, kamyon kasasına yüklemişler, sokak sokak gezdiriyorlar. Hâlâ inanmayıp… Askerin gırtlağını kestikleri doğru mu acaba diye merak ediliyor.

*

Medyanın gerisi zaten ampul broşürü ama… Bizim gazetenin bile şakülü kaydıysa kardeşim, Sözcü bile ebelek gübelek demeye başladıysa yani… Gelen demokrasiyi düşünün gari!

Kaynak : http://t24.com.tr/

Kimlik

Yılmaz Özdil

Yılmaz Özdil

Kimlik bilgileri çalınan Erzurumlu çiftçi Köksal Hançer’e İstanbul’da kendi adına kurulan üç naylon şirket nedeniyle haciz üstüne haciz geldi. Hayatı altüst olan, sağlığı bozulan ve hastaneye giden çiftçi Köksal Hançer, tedavi edilmedi. Çünkü, sahte şirketler nedeniyle Bağkur sistemine kaydedilmişti, SGK’dan yararlanamıyordu.

*

Kimlik bilgileri çalınan Çorumlu Ünal Özügüzel, sosyal yardım almak için kaymakamlığa gitti, yabancı uyruklu bir kadınla evli olduğunu ve bir de çocuğu olduğunu öğrendi. Yabancı uyruklu kadından boşanmak için dava açan Ünal Özügüzel, İstanbul ve Antalya mahkemelerinde 70 ayrı dolandırıcılıktan yargılandığını öğrendi.

*

Kimlik bilgileri çalınan İstanbullu Ferruh Memiş, kendi adına 93 adet cep telefonu hattı çıkarıldığını öğrendi. Mahkemeye koşturan Ferruh Memiş, kendi adına telefon hattı çıkaranların, kendilerini polis olarak tanıtıp vatandaşları dolandırdığını, dolandırılan vatandaşların da hattın sahibi olarak görülen Ferruh Memiş’e davalar açtığını öğrendi.

*

Kimlik bilgileri çalınan Manisalı Nuri Noyan, işe girmek için sabıka kaydı almaya gitti, Denizli’de hırsızlık suçundan üç ay hapis cezası aldığını öğrendi.

*

Kimlik bilgileri çalınan Diyarbakırlı Hüseyin Kaya, yedi sene içinde 162 defa yargılandı, 600’den fazla savcılık soruşturması geçirdi, 15 ayrı dosyadan suçsuz yere hapis yattı. İstanbul, Ankara, İzmir, Uşak, Konya ve Gaziantep’teki davalara gidip gelmekten işsiz kaldı.

*

Kimlik bilgileri çalınan Hataylı Ahmet Döner, hırsızlık, kaçakçılık ve sahte araç kiralamaktan sekiz defa ifadeye çağrıldı.

*

Kimlik bilgileri çalınan Kayserili Mustafa Yolcukaya’nın maaşına, kendi adına İzmir’de kurulan şirket nedeniyle haciz geldi.

*

Kimlik bilgileri çalınan Malatyalı zihinsel engelli Turabi Güzel’e, kendi adına açılan telefon hatları nedeniyle 30 bin liralık icra geldi. Turabi’ye ödenen engelli maaşı bloke edildi.

*

Kimlik bilgileri çalınan Konyalı Hüseyin Ceranoğlu, kendi adına kurulan üç hayali şirketten 51 milyon lira vergi borcu olduğunu öğrendi. Altı senedir mahkemede derdini anlatmaya çalışıyor.

*

Kimlik bilgileri çalınan Samsunlu Yusuf Kırman, muayene için hastaneye gidip nüfus cüzdanını verdiğinde, kendisinin Edirne Cezaevi’nde yatıyor olduğunu öğrendi! Derhal suç duyurusunda bulunan Yusuf Kırman, İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa ve Edirne’de insan ticareti yapmaktan yargılandığını öğrendi.

*

Kimlik bilgileri çalınan Ispartalı Mehmet Yüceer’e 40 bin liralık haciz geldi. Nedir bu diye kontrol ettirdi, kendisinin Antalya’da ikamet ediyor göründüğünü, bir bankadan kredi çektiğini öğrendi.

*

Uzatmayayım.
Binlerce var.

*

Hani 50 milyon vatandaşın tüm kimlik bilgilerinin çalındığı ve internetten kabak gibi servis edildiği ortaya çıkınca, acaba bi sıkıntı olabilir mi diye merak ediyorsunuz ya… Endişe etmenize gerek yok!

Kaynak : Yılmaz Özdil – http://www.sozcu.com.tr/

YGS

Yılmaz Özdil

Yılmaz Özdil

Cumhuriyet tarihimizin gelmiş geçmiş en büyük hukukçusu kimdir?
a, asrın liderimiz
b, uzun adam
c, büyük usta
d, koca yürekli dev

*

Siyaset tarihimizin gelmiş geçmiş en demokrat lideri kimdir?
a, reis
b, sağlam irade
c, milletin adamı
d, ümmetin umudu

*

Diplomasi tarihimizin gelmiş geçmiş en zeki hamlelerini kim yapmıştır?
a, dünya lideri
b, davos fatihi
c, dombıra
d, yükselen güç

*

90 yıldır enkaz halinde duran Türkiye’ye kim çağ atlattı?
a, efsanevi kurucu lider
b, kasırgalara direnen adam
c, kumral devrimci
d, küresel barış vizyoneri

*

Değerli gençler… Bugün gireceğiniz üniversite sınavında, cevap anahtarı yerine bunu doldurup verin, gerisini merak etmeyin, hangi fakülteyi istiyorsanız, banko kazanırsınız.

*

Sınav öncesinde zuhurat baba’ya gitmenize, okunmuş pirinç yutmanıza filan gerek yok, sınav çıkışında rabia işaretiyle selfie çektirip, ösym’ye göndermeniz yeterli.

*

Diplomayı alınca hatırlatın, size bi de “götünün kılı sertifikası” vereyim, Yeni Türkiye’nin istediğiniz kurumunda işe girersiniz, hiç endişe etmeyin.

Kaynak : Yılmaz Özdil – http://www.sozcu.com.tr/

Canlı yayında düşen roket azzz sonra…

Yılmaz Özdil

Yılmaz Özdil

Reyhanlı havaya uçtu.
Yayın yasağı getirildi.
Suruç’ta canlı bomba patladı.
Yayın yasağı getirildi.
Musul konsolosluğu basıldı.
Yayın yasağı getirildi.
Ankara garında katliam yapıldı.
Yayın yasağı getirildi.
Kilis’te okula roket düştü.
Yayın yasağı getirildi.
Sultanahmet’te canlı bomba.
Yayın yasağı getirildi.
Ankara’nın göbeğinde askeri servis araçları hedef alındı.
Yayın yasağı getirildi.

*

TRT World’ün canlı yayınında Kilis’e katyuşa roketi düştü, ciyuvvv diye sesi duyuldu, branggg diye patladı, anbean naklen yayınlandı.

*

Yayın yasağı filan getirilmedi!

*

900 kilometrelik Suriye sınırımızın toplu iğne başı büyüklüğündeki yerinden canlı yayın yapacaksın, koordinat versen anca bu kadar olur, roket o saniye gelip, tam oraya, kameranın önüne düşecek. Ne tesadüf di mi?

*

900 kilometrelik Suriye sınırımızın tam o noktasından tam o saniyede canlı yayın yapan başka televizyon kanalı var mı? Yok… Canlı yayından vazgeçtik, o sırada orada muhabiri, kamerası olan televizyon veya haber ajansı var mı? Yok… Sadece kim var? TRT World.

*

ntv’den cnntürk’e kanal d’den star’a kadar, televizyonların tecrübeli haber ekipleri nerede? Sur’da İdil’de, haberin olduğu yerde… Sadece TRT World nerede? Kilis’te, haberin olacağı yerde.

*

Hissi kablel vuku herhalde.

*

E nedir bu TRT World, merak etmişsinizdir haliyle.

*

Türkiye’nin en yeni haber kanalı, sadece dört ay önce uydu yayınına başladı. Sayın ahalimiz seyretmese de olur, yeter ki dünya seyretsin diye, İngilizce yayın yapıyor.

*

TRT’nin merkezi Ankara’da, TRT World’ün merkezi İstanbul’da… Bu kanalın fikir babası, asrın liderimiz… Zaten slogan olarak da, asrın liderimizin icat ettiği “dünya beşten büyüktür” sloganını kullanıyor. Kurumsal rengi ne? Elbette, asrın liderimizin en sevdiği renk, turkuaz.

*

Muhabirleri BBC, CNN, El Cezire gibi kanallardan transfer edildi. Kilis’e roket düştüğü saniyede canlı yayında bulunan Francis Collings mesela… İngiliz’dir, eskiden BBC’de çalışıyordu, genellikle spor programları filan sunuyordu ama, aslında, ileri seviyede Arapça bilir, Suriye’nin başkenti Şam’da ortadoğu politikası üzerine eğitim aldı, Lübnan’da serbest gazeteci kimliğiyle belgeseller yaptı, BBC’den önce kısa adı BFBS olan British Forces Broadcasting Service, yani, İngiltere savunma bakanlığına ait, majestelerinin silahlı kuvvetleri televizyonu’nda çalışıyordu. Bu arkadaş, dünyanın en prestijli televizyonu BBC’den ayrıldı, daha prestijli bulmuş olmalı ki, bizim TRT’ye geçti, TRT World’ün muhabiri oldu. Bismillah işbaşı yaptı, 52 senelik TRT tarihinde ilk defa canlı yayında roketi denk getirdi.

*

Bu enteresan haber kanalımız yayın hayatına başlarken, TRT’den sorumlu başbakan yardımcısı Yalçın Akdoğan, şu enteresan açıklamayı yapmıştı.

*

“Algı savaşı yaşanıyor. Uluslararası odaklar iletişim kanalları üzerinden algı operasyonu yürütüyor. TRT World, yapacağı yayınlarla, Türkiye’nin menfaatlerine hizmet edecek, Türkiye’nin mesajını dünyaya iletecek, Türkiye’nin tezlerini anlatacak.”

*

Ne diyelim…
Cümleten hayırlı algılar, hayırlı tezler, hayırlı mesajlar dilerim.

Kaynak : Yılmaz Özdil – http://www.sozcu.com.tr/


 

Fuat Avni: Suriye’den Türkiye’ye füzeleri Hakan Fidan attırdı

İnsan

Yılmaz Özdil

Yılmaz Özdil

Lübnan…
Ağustos 2013.
Geceyarısı saat 03.
İstanbul-Beyrut seferini tamamlayan Türk Hava Yolları ekibi, servis minibüsüne binmiş, konaklama için, Refik Hariri havalimanından Radisson oteline gidiyordu. Yorgunluğun üstüne rahat bir uyku hayali kuruyorlardı ama, kendilerini bir anda aksiyon maceranın ortasında buluverdiler. Cocodi köprüsünden geçerken gümüş renkli bir BMW önlerini kesti, arkadan da siyah renkli Kia Picanto sıkıştırdı, maskeli, kalaşnikoflu altı kişi indi. Minibüsteki hostesler çığlık atarken, saldırganlardan biri kalaşnikofun namlusuyla, kaptan pilot Murat Akpınar ve yardımcı pilot Murat Ağca’yı işaret etti, inin dedi. Pilotlarımız indi. Birini bmw’ye birini kia’ya bindirdiler, vınn… Dört hostesimize ve şoföre dokunmamışlar, pilotlarımızı kaçırmışlardı.

*

Hadise, ertesi sabah Türkiye gündemine bomba gibi düştü. Kimdi bu kaçıran örgüt, neden pilotlarımız hedef alınmıştı? Kamuoyuna açıklanmıyordu ama, sebep belliydi… Kısa süre önce İran’a giden dokuz Lübnanlı, karayoluyla dönerken Suriye’de Özgür Suriye Ordusu tarafından rehin alınmıştı. Tüm dünya biliyordu ki, Özgür Suriye Ordusu’nu Ankara besliyordu. Lübnanlı Şii örgüt, pilotlarımızı işte bu nedenle, “takas” için kaçırmıştı. Sen Lübnanlı rehinelerin bırakılmasını sağla, ben de pilotlarını serbest bırakayım diyordu.

*

Pilotlarımız namlunun ucunda, Türkiye’nin yüreği ağzındaydı. Ama elbette en büyük korkuyu pilotlarımızın aileleri yaşıyordu.

*

Tam o günlerde, kaptan pilot Murat Akpınar’ın İzmir’de yaşayan anne babasının kapısı çalındı. Takım elbiseli, güleryüzlü iki genç adam gelmişti. “Oğlunuzla ilgili olarak geldik” deyince, içeri buyur ettiler.

*

Ağlamaktan göz pınarları kuruyan anne baba, adeta nefesini tutmuştu. Acaba kötü haber mi getirdiler? Genç adamlardan biri güven verici bir ifadeyle konuşmaya başladı, “sakın endişe etmeyin, beni de oğlunuz gibi aynı yerde, Beyrut’ta kaçırdılar, benzer bir örgüttü, bir ay sonra serbest kaldım, asla kötü davranmıyorlar, çünkü aslında bizimle, oğlunuzla işleri yok, siz ağladıkça kendi annemi görüyorum, benim annem de ben yokken perişan olmuştu, yaşadıklarımızı, tecrübelerimizi size aktarmak için buraya geldik, emin olun sağ salim gelecekler, yeter ki üzüntüden size bir şey olmasın” dedi. Sonra diğer genç adam konuşmaya başladı, “size patronumuzun ve grubumuzun selamını getirdik, başımıza aynı şey geldiği için neler hissettiğinizi biliyoruz, yalnız değilsiniz, maddi manevi yanınızdayız, özel uçağımız dahi emrinizde, inşallah çok yakında oğlunuzu getirmek için o uçakla beraber gideriz” dedi.

*

Genç adamlar konuştukça, anne babanın karamsarlığı, yerini umuda bırakmıştı. Endişeleri nispeten azalmış, moralleri biraz olsun düzelmişti. İzmir’deki bu tablonun aynısı, ertesi gün Elazığ’da yaşandı. Aynı iki genç adam, bu defa yardımcı pilot Murat Ağca’nın Elazığ’da oturan anne babasını ziyaret etti, aynı morali verdi.

*

Anne babalar, günlerdir ilk kez gülümsüyordu, merak edip sordular.

*

– Sizi devlet mi gönderdi evladım?
– Hayır teyzeciğim.
– THY’den misiniz?
– Hayır amcacığım.
– Peki kim gönderdi?
– Mustafa Koç!

*

Evet… Kaçırılan pilotların anne babaları da şu an tam sizin hissettiğiniz gibi hissetmişti, hayret etmişti. Nasıl yani demişlerdi?

*

Çünkü…

*

Bir sene önce.
Ağustos 2012.
Lübnan.

*

Arçelik’in Afrika bölgesi satış sorumlusu Aydın Tufan Tekin, Afrika’da faaliyet gösteren bir Lübnan firmasıyla görüşmek üzere, Beyrut’a gelmişti. Havalimanından oteline giderken, bindiği taksinin önü kesilmiş, maskeli kalaşnikoflu kişiler tarafından kaçırılmıştı.

*

Kamuoyuna açıklanmıyordu ama, sebep belliydi… Lübnanlı Mikdat aşiretinin bir üyesi, Suriye’de Özgür Suriye Ordusu tarafından rehin alınmıştı. Mikdat aşireti de “takas” yapmak üzere, Aydın Tufan Tekin’i kaçırmıştı. Ankara’ya verilen mesaj açıktı, sen bizim aşiretin üyesini kurtar, ben de senin vatandaşını serbest bırakayım.

*

Kaçırılan kişi, 100 bin çalışanıyla Koç ailesinin bir ferdiydi. Mustafa Koç ilk iş Arçelik’in Afrika-Ortadoğu Direktörü Murat Büyükerk’i çağırdı, her şeyi bırakın, tüm mesainizi Tufan’a ayırın dedi. Aydın Tufan Tekin’in ailesiyle bizzat görüştü, kendinizi asla yalnız hissetmeyin, yanınızdayız, devletimiz elbette gereğini yapacaktır ama, biz de maddi manevi tüm imkanlarımızı seferber ettik, endişeniz olmasın, Tufan’ı sağ salim kurtaracağız dedi.

*

Dediği gibi oldu. Aydın Tufan Tekin 27 gün sonra serbest bırakıldı.

*

Bu hadiseden bir sene sonra, aynı yerde THY pilotları kaçırılınca… Mustafa Koç ilk iş yine, Arçelik’in Afrika-Ortadoğu Direktörü Murat Büyükerk’i çağırdı, “yanına Tufan’ı al, derhal pilotlarımızın ailelerine gidin, tecrübelerinizi aktarın, yaşadıklarınızı anlatın, moral verin, maddi manevi yanlarında olduğumuzu söyleyin, devletimiz elbette gereğini yapıyordur ama, Lübnan’daki ortaklarımızı, imkanlarımızı pilotlarımızın kurtarılması için seferber ettiğimizi söyleyin” dedi.

*

Pilotlarımızın ailelerini ziyaret eden iki genç adam… Aydın Tufan Tekin’le Murat Büyükerk’ti.

*

Dedikleri gibi oldu. Pilotlarımız 71 gün sonra sağ salim yurda döndü.

*

Aradan altı sene geçti.
Mustafa Koç vefat ettiğinde, Murat Büyükerk’le Aydın Tufan Tekin’in telefonları çaldı… Taziye için arayan ilk iki kişi, ailelerinden birini kaybetmiş kadar üzgün olan Murat Akpınar’la Murat Ağca’ydı.

*

Ve dün, Mustafa Koç’un yedinci gün mevlidi vardı. Hiç kimsenin haberi bile olmadan hayatına dokunduğu insanlar… Ruhuna fatiha okudu.

*

Demem o ki…
Mustafa Koç’un Atatürk hassasiyeti yazıldığında itiraz edenler oldu, ideolojilere alet etmeyelim filan diyenler çıktı. Halbuki meselenin ideolojiyle alakası yok. “İnsan” olmakla alakası var.

Kaynak : Yılmaz Özdil – http://www.sozcu.com.tr/

Sayfa1 → 111234Son Sayfa »