Kimlik

Yılmaz Özdil

Yılmaz Özdil

Kimlik bilgileri çalınan Erzurumlu çiftçi Köksal Hançer’e İstanbul’da kendi adına kurulan üç naylon şirket nedeniyle haciz üstüne haciz geldi. Hayatı altüst olan, sağlığı bozulan ve hastaneye giden çiftçi Köksal Hançer, tedavi edilmedi. Çünkü, sahte şirketler nedeniyle Bağkur sistemine kaydedilmişti, SGK’dan yararlanamıyordu.

*

Kimlik bilgileri çalınan Çorumlu Ünal Özügüzel, sosyal yardım almak için kaymakamlığa gitti, yabancı uyruklu bir kadınla evli olduğunu ve bir de çocuğu olduğunu öğrendi. Yabancı uyruklu kadından boşanmak için dava açan Ünal Özügüzel, İstanbul ve Antalya mahkemelerinde 70 ayrı dolandırıcılıktan yargılandığını öğrendi.

*

Kimlik bilgileri çalınan İstanbullu Ferruh Memiş, kendi adına 93 adet cep telefonu hattı çıkarıldığını öğrendi. Mahkemeye koşturan Ferruh Memiş, kendi adına telefon hattı çıkaranların, kendilerini polis olarak tanıtıp vatandaşları dolandırdığını, dolandırılan vatandaşların da hattın sahibi olarak görülen Ferruh Memiş’e davalar açtığını öğrendi.

*

Kimlik bilgileri çalınan Manisalı Nuri Noyan, işe girmek için sabıka kaydı almaya gitti, Denizli’de hırsızlık suçundan üç ay hapis cezası aldığını öğrendi.

*

Kimlik bilgileri çalınan Diyarbakırlı Hüseyin Kaya, yedi sene içinde 162 defa yargılandı, 600’den fazla savcılık soruşturması geçirdi, 15 ayrı dosyadan suçsuz yere hapis yattı. İstanbul, Ankara, İzmir, Uşak, Konya ve Gaziantep’teki davalara gidip gelmekten işsiz kaldı.

*

Kimlik bilgileri çalınan Hataylı Ahmet Döner, hırsızlık, kaçakçılık ve sahte araç kiralamaktan sekiz defa ifadeye çağrıldı.

*

Kimlik bilgileri çalınan Kayserili Mustafa Yolcukaya’nın maaşına, kendi adına İzmir’de kurulan şirket nedeniyle haciz geldi.

*

Kimlik bilgileri çalınan Malatyalı zihinsel engelli Turabi Güzel’e, kendi adına açılan telefon hatları nedeniyle 30 bin liralık icra geldi. Turabi’ye ödenen engelli maaşı bloke edildi.

*

Kimlik bilgileri çalınan Konyalı Hüseyin Ceranoğlu, kendi adına kurulan üç hayali şirketten 51 milyon lira vergi borcu olduğunu öğrendi. Altı senedir mahkemede derdini anlatmaya çalışıyor.

*

Kimlik bilgileri çalınan Samsunlu Yusuf Kırman, muayene için hastaneye gidip nüfus cüzdanını verdiğinde, kendisinin Edirne Cezaevi’nde yatıyor olduğunu öğrendi! Derhal suç duyurusunda bulunan Yusuf Kırman, İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa ve Edirne’de insan ticareti yapmaktan yargılandığını öğrendi.

*

Kimlik bilgileri çalınan Ispartalı Mehmet Yüceer’e 40 bin liralık haciz geldi. Nedir bu diye kontrol ettirdi, kendisinin Antalya’da ikamet ediyor göründüğünü, bir bankadan kredi çektiğini öğrendi.

*

Uzatmayayım.
Binlerce var.

*

Hani 50 milyon vatandaşın tüm kimlik bilgilerinin çalındığı ve internetten kabak gibi servis edildiği ortaya çıkınca, acaba bi sıkıntı olabilir mi diye merak ediyorsunuz ya… Endişe etmenize gerek yok!

Kaynak : Yılmaz Özdil – http://www.sozcu.com.tr/

YGS

Yılmaz Özdil

Yılmaz Özdil

Cumhuriyet tarihimizin gelmiş geçmiş en büyük hukukçusu kimdir?
a, asrın liderimiz
b, uzun adam
c, büyük usta
d, koca yürekli dev

*

Siyaset tarihimizin gelmiş geçmiş en demokrat lideri kimdir?
a, reis
b, sağlam irade
c, milletin adamı
d, ümmetin umudu

*

Diplomasi tarihimizin gelmiş geçmiş en zeki hamlelerini kim yapmıştır?
a, dünya lideri
b, davos fatihi
c, dombıra
d, yükselen güç

*

90 yıldır enkaz halinde duran Türkiye’ye kim çağ atlattı?
a, efsanevi kurucu lider
b, kasırgalara direnen adam
c, kumral devrimci
d, küresel barış vizyoneri

*

Değerli gençler… Bugün gireceğiniz üniversite sınavında, cevap anahtarı yerine bunu doldurup verin, gerisini merak etmeyin, hangi fakülteyi istiyorsanız, banko kazanırsınız.

*

Sınav öncesinde zuhurat baba’ya gitmenize, okunmuş pirinç yutmanıza filan gerek yok, sınav çıkışında rabia işaretiyle selfie çektirip, ösym’ye göndermeniz yeterli.

*

Diplomayı alınca hatırlatın, size bi de “götünün kılı sertifikası” vereyim, Yeni Türkiye’nin istediğiniz kurumunda işe girersiniz, hiç endişe etmeyin.

Kaynak : Yılmaz Özdil – http://www.sozcu.com.tr/

Canlı yayında düşen roket azzz sonra…

Yılmaz Özdil

Yılmaz Özdil

Reyhanlı havaya uçtu.
Yayın yasağı getirildi.
Suruç’ta canlı bomba patladı.
Yayın yasağı getirildi.
Musul konsolosluğu basıldı.
Yayın yasağı getirildi.
Ankara garında katliam yapıldı.
Yayın yasağı getirildi.
Kilis’te okula roket düştü.
Yayın yasağı getirildi.
Sultanahmet’te canlı bomba.
Yayın yasağı getirildi.
Ankara’nın göbeğinde askeri servis araçları hedef alındı.
Yayın yasağı getirildi.

*

TRT World’ün canlı yayınında Kilis’e katyuşa roketi düştü, ciyuvvv diye sesi duyuldu, branggg diye patladı, anbean naklen yayınlandı.

*

Yayın yasağı filan getirilmedi!

*

900 kilometrelik Suriye sınırımızın toplu iğne başı büyüklüğündeki yerinden canlı yayın yapacaksın, koordinat versen anca bu kadar olur, roket o saniye gelip, tam oraya, kameranın önüne düşecek. Ne tesadüf di mi?

*

900 kilometrelik Suriye sınırımızın tam o noktasından tam o saniyede canlı yayın yapan başka televizyon kanalı var mı? Yok… Canlı yayından vazgeçtik, o sırada orada muhabiri, kamerası olan televizyon veya haber ajansı var mı? Yok… Sadece kim var? TRT World.

*

ntv’den cnntürk’e kanal d’den star’a kadar, televizyonların tecrübeli haber ekipleri nerede? Sur’da İdil’de, haberin olduğu yerde… Sadece TRT World nerede? Kilis’te, haberin olacağı yerde.

*

Hissi kablel vuku herhalde.

*

E nedir bu TRT World, merak etmişsinizdir haliyle.

*

Türkiye’nin en yeni haber kanalı, sadece dört ay önce uydu yayınına başladı. Sayın ahalimiz seyretmese de olur, yeter ki dünya seyretsin diye, İngilizce yayın yapıyor.

*

TRT’nin merkezi Ankara’da, TRT World’ün merkezi İstanbul’da… Bu kanalın fikir babası, asrın liderimiz… Zaten slogan olarak da, asrın liderimizin icat ettiği “dünya beşten büyüktür” sloganını kullanıyor. Kurumsal rengi ne? Elbette, asrın liderimizin en sevdiği renk, turkuaz.

*

Muhabirleri BBC, CNN, El Cezire gibi kanallardan transfer edildi. Kilis’e roket düştüğü saniyede canlı yayında bulunan Francis Collings mesela… İngiliz’dir, eskiden BBC’de çalışıyordu, genellikle spor programları filan sunuyordu ama, aslında, ileri seviyede Arapça bilir, Suriye’nin başkenti Şam’da ortadoğu politikası üzerine eğitim aldı, Lübnan’da serbest gazeteci kimliğiyle belgeseller yaptı, BBC’den önce kısa adı BFBS olan British Forces Broadcasting Service, yani, İngiltere savunma bakanlığına ait, majestelerinin silahlı kuvvetleri televizyonu’nda çalışıyordu. Bu arkadaş, dünyanın en prestijli televizyonu BBC’den ayrıldı, daha prestijli bulmuş olmalı ki, bizim TRT’ye geçti, TRT World’ün muhabiri oldu. Bismillah işbaşı yaptı, 52 senelik TRT tarihinde ilk defa canlı yayında roketi denk getirdi.

*

Bu enteresan haber kanalımız yayın hayatına başlarken, TRT’den sorumlu başbakan yardımcısı Yalçın Akdoğan, şu enteresan açıklamayı yapmıştı.

*

“Algı savaşı yaşanıyor. Uluslararası odaklar iletişim kanalları üzerinden algı operasyonu yürütüyor. TRT World, yapacağı yayınlarla, Türkiye’nin menfaatlerine hizmet edecek, Türkiye’nin mesajını dünyaya iletecek, Türkiye’nin tezlerini anlatacak.”

*

Ne diyelim…
Cümleten hayırlı algılar, hayırlı tezler, hayırlı mesajlar dilerim.

Kaynak : Yılmaz Özdil – http://www.sozcu.com.tr/


 

Fuat Avni: Suriye’den Türkiye’ye füzeleri Hakan Fidan attırdı

İnsan

Yılmaz Özdil

Yılmaz Özdil

Lübnan…
Ağustos 2013.
Geceyarısı saat 03.
İstanbul-Beyrut seferini tamamlayan Türk Hava Yolları ekibi, servis minibüsüne binmiş, konaklama için, Refik Hariri havalimanından Radisson oteline gidiyordu. Yorgunluğun üstüne rahat bir uyku hayali kuruyorlardı ama, kendilerini bir anda aksiyon maceranın ortasında buluverdiler. Cocodi köprüsünden geçerken gümüş renkli bir BMW önlerini kesti, arkadan da siyah renkli Kia Picanto sıkıştırdı, maskeli, kalaşnikoflu altı kişi indi. Minibüsteki hostesler çığlık atarken, saldırganlardan biri kalaşnikofun namlusuyla, kaptan pilot Murat Akpınar ve yardımcı pilot Murat Ağca’yı işaret etti, inin dedi. Pilotlarımız indi. Birini bmw’ye birini kia’ya bindirdiler, vınn… Dört hostesimize ve şoföre dokunmamışlar, pilotlarımızı kaçırmışlardı.

*

Hadise, ertesi sabah Türkiye gündemine bomba gibi düştü. Kimdi bu kaçıran örgüt, neden pilotlarımız hedef alınmıştı? Kamuoyuna açıklanmıyordu ama, sebep belliydi… Kısa süre önce İran’a giden dokuz Lübnanlı, karayoluyla dönerken Suriye’de Özgür Suriye Ordusu tarafından rehin alınmıştı. Tüm dünya biliyordu ki, Özgür Suriye Ordusu’nu Ankara besliyordu. Lübnanlı Şii örgüt, pilotlarımızı işte bu nedenle, “takas” için kaçırmıştı. Sen Lübnanlı rehinelerin bırakılmasını sağla, ben de pilotlarını serbest bırakayım diyordu.

*

Pilotlarımız namlunun ucunda, Türkiye’nin yüreği ağzındaydı. Ama elbette en büyük korkuyu pilotlarımızın aileleri yaşıyordu.

*

Tam o günlerde, kaptan pilot Murat Akpınar’ın İzmir’de yaşayan anne babasının kapısı çalındı. Takım elbiseli, güleryüzlü iki genç adam gelmişti. “Oğlunuzla ilgili olarak geldik” deyince, içeri buyur ettiler.

*

Ağlamaktan göz pınarları kuruyan anne baba, adeta nefesini tutmuştu. Acaba kötü haber mi getirdiler? Genç adamlardan biri güven verici bir ifadeyle konuşmaya başladı, “sakın endişe etmeyin, beni de oğlunuz gibi aynı yerde, Beyrut’ta kaçırdılar, benzer bir örgüttü, bir ay sonra serbest kaldım, asla kötü davranmıyorlar, çünkü aslında bizimle, oğlunuzla işleri yok, siz ağladıkça kendi annemi görüyorum, benim annem de ben yokken perişan olmuştu, yaşadıklarımızı, tecrübelerimizi size aktarmak için buraya geldik, emin olun sağ salim gelecekler, yeter ki üzüntüden size bir şey olmasın” dedi. Sonra diğer genç adam konuşmaya başladı, “size patronumuzun ve grubumuzun selamını getirdik, başımıza aynı şey geldiği için neler hissettiğinizi biliyoruz, yalnız değilsiniz, maddi manevi yanınızdayız, özel uçağımız dahi emrinizde, inşallah çok yakında oğlunuzu getirmek için o uçakla beraber gideriz” dedi.

*

Genç adamlar konuştukça, anne babanın karamsarlığı, yerini umuda bırakmıştı. Endişeleri nispeten azalmış, moralleri biraz olsun düzelmişti. İzmir’deki bu tablonun aynısı, ertesi gün Elazığ’da yaşandı. Aynı iki genç adam, bu defa yardımcı pilot Murat Ağca’nın Elazığ’da oturan anne babasını ziyaret etti, aynı morali verdi.

*

Anne babalar, günlerdir ilk kez gülümsüyordu, merak edip sordular.

*

– Sizi devlet mi gönderdi evladım?
– Hayır teyzeciğim.
– THY’den misiniz?
– Hayır amcacığım.
– Peki kim gönderdi?
– Mustafa Koç!

*

Evet… Kaçırılan pilotların anne babaları da şu an tam sizin hissettiğiniz gibi hissetmişti, hayret etmişti. Nasıl yani demişlerdi?

*

Çünkü…

*

Bir sene önce.
Ağustos 2012.
Lübnan.

*

Arçelik’in Afrika bölgesi satış sorumlusu Aydın Tufan Tekin, Afrika’da faaliyet gösteren bir Lübnan firmasıyla görüşmek üzere, Beyrut’a gelmişti. Havalimanından oteline giderken, bindiği taksinin önü kesilmiş, maskeli kalaşnikoflu kişiler tarafından kaçırılmıştı.

*

Kamuoyuna açıklanmıyordu ama, sebep belliydi… Lübnanlı Mikdat aşiretinin bir üyesi, Suriye’de Özgür Suriye Ordusu tarafından rehin alınmıştı. Mikdat aşireti de “takas” yapmak üzere, Aydın Tufan Tekin’i kaçırmıştı. Ankara’ya verilen mesaj açıktı, sen bizim aşiretin üyesini kurtar, ben de senin vatandaşını serbest bırakayım.

*

Kaçırılan kişi, 100 bin çalışanıyla Koç ailesinin bir ferdiydi. Mustafa Koç ilk iş Arçelik’in Afrika-Ortadoğu Direktörü Murat Büyükerk’i çağırdı, her şeyi bırakın, tüm mesainizi Tufan’a ayırın dedi. Aydın Tufan Tekin’in ailesiyle bizzat görüştü, kendinizi asla yalnız hissetmeyin, yanınızdayız, devletimiz elbette gereğini yapacaktır ama, biz de maddi manevi tüm imkanlarımızı seferber ettik, endişeniz olmasın, Tufan’ı sağ salim kurtaracağız dedi.

*

Dediği gibi oldu. Aydın Tufan Tekin 27 gün sonra serbest bırakıldı.

*

Bu hadiseden bir sene sonra, aynı yerde THY pilotları kaçırılınca… Mustafa Koç ilk iş yine, Arçelik’in Afrika-Ortadoğu Direktörü Murat Büyükerk’i çağırdı, “yanına Tufan’ı al, derhal pilotlarımızın ailelerine gidin, tecrübelerinizi aktarın, yaşadıklarınızı anlatın, moral verin, maddi manevi yanlarında olduğumuzu söyleyin, devletimiz elbette gereğini yapıyordur ama, Lübnan’daki ortaklarımızı, imkanlarımızı pilotlarımızın kurtarılması için seferber ettiğimizi söyleyin” dedi.

*

Pilotlarımızın ailelerini ziyaret eden iki genç adam… Aydın Tufan Tekin’le Murat Büyükerk’ti.

*

Dedikleri gibi oldu. Pilotlarımız 71 gün sonra sağ salim yurda döndü.

*

Aradan altı sene geçti.
Mustafa Koç vefat ettiğinde, Murat Büyükerk’le Aydın Tufan Tekin’in telefonları çaldı… Taziye için arayan ilk iki kişi, ailelerinden birini kaybetmiş kadar üzgün olan Murat Akpınar’la Murat Ağca’ydı.

*

Ve dün, Mustafa Koç’un yedinci gün mevlidi vardı. Hiç kimsenin haberi bile olmadan hayatına dokunduğu insanlar… Ruhuna fatiha okudu.

*

Demem o ki…
Mustafa Koç’un Atatürk hassasiyeti yazıldığında itiraz edenler oldu, ideolojilere alet etmeyelim filan diyenler çıktı. Halbuki meselenin ideolojiyle alakası yok. “İnsan” olmakla alakası var.

Kaynak : Yılmaz Özdil – http://www.sozcu.com.tr/

Kentsel dönüşüm

Yılmaz Özdil

Yılmaz Özdil

Ahmet Kiziroğlu açıkladı.

Hakkari ve Şırnak taşınıyor.
Hakkari, Yüksekova’ya gidiyor.
Şırnak, Cizre’ye gidiyor.

*

Kentsel dönüşüm yani.

*

Cudi dağı için henüz kesin karar verilmedi, ya komple sökülüp Konya’ya getirilecek, ya da ikiye bölünüp Yozgat’la Çorum’a serpiştirilecek. Nusaybinliler Silopi’ye gidecek, Silopililerin nereye gönderileceği güvenlik zirvesinde çekilecek kurayla belirlenecek.

*

Rus turistler gelmeyeceği için, Antalya’nın yerli turistten faydalanmak üzere Kapadokya’ya taşınması planlanıyor.

*

İstanbul’da Kastamonu’dan daha fazla Kastamonulu yaşadığı için, Kastamonu’nun lağvedilmesi, Kastamonu’dan boşalan araziye, bir süre sonra kapatılacak olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetlilerin taşınması bekleniyor.

*

Trakya tahliye edilecek, orası Halep büyükşehir belediyesi haline getirilecek, Suriyeliler oraya yerleştirilecek. Böylece bi taşla iki kuş vurulacak. Hem Akp’ye sittin sene oy vermeyen Trakyalılardan kurtulmuş olunacak, hem de Yunanistan’a komşu olacakları için Suriyelilerin boğulmadan Avrupa’ya kaçmaları kolaylaşacak.

*

Bursa’daki işsizlik oranını azaltmak için, Çukurova üç seneliğine İnegöl’de hizmet verecek. Menemen, Yumurtalık’a taşınacak.

*

İzmir ilçe yapılacak.
Akhisar’a bağlanacak.

*

Gülüyorsunuz belki ama, sayın ahalimize demokrasi feriştahı olarak kakalanmaya çalışılan Demokrat Parti aynı işi yapmıştı.

*

Türkiye’nin her tarafını kazanmışlardı, gene de mutsuzdular, çünkü Kırşehir’i kazanamıyorlardı. Şak, Kırşehir’in il statüsünü lağvettiler, ilçe haline getirdiler. Nevşehir, Niğde’ye bağlı bir ilçeydi, Nevşehir’i il yaptılar. Kırşehir’i Nevşehir’e bağladılar. Kırşehir’le birlikte Avanos’la Hacıbektaş’ı da Nevşehir’e bağladılar. Üç sene sonra hallettik zannettiler, Avanos’la Hacıbektaş’ı Nevşehir’de bırakıp, Kırşehir’i yeniden il yaptılar. Gene kazanamadılar!

*

Badem…
60 senedir aynı badem.

*

Kırşehir’i Nevşehir, Yüksekova’yı Hakkari, Cizre’yi Şırnak yaparak… Akp’yi ak, Esad’ı Esed, Işid’i Daeş yaparak, halledebileceğini sanıyor.

*

Nasıl olsa kimse çıkıp sormuyor.

*

Madem ki bu işi güvenlik gerekçesiyle yapıyorsun, madem ki güvenliğini sağlamak için ilçelerin mutlaka il merkezi olması gerekiyor… İki aydır giremediğin Sur ilçesi, Diyarbakır ilinin göbeğinde değil mi birader?

Kaynak : Yılmaz Özdil – http://www.sozcu.com.tr/

Paris

Yılmaz Özdil

Yılmaz Özdil

Kimin kimi öldürdüğüne değil… Para kimin cebine giriyor, daima ona bakmak lazım.

*

Dünyada her gün 88 milyon varil petrol tüketiliyor. 20 sene sonra, her gün 100 milyon varil tüketilecek. Aradaki farkı kim karşılayacak? Nereden gelecek bu değirmenin suyu? Irak’tan…

*

Uluslararası Enerji Ajansı’na göre, dünya petrol talebindeki artışı tek başına Irak üstlenecek. Hani Saddam’dan kurtarıp, özgürlük getirmişlerdi ya… Son damlasına kadar inek gibi sağacaklar o özgür Irak’ı!

*

Şii bölgelerindeki yataklarda 115 milyar varil rezerv bulunuyor. Kuzey Irak’ta 45 milyar varil rezerv olduğu tahmin ediliyor. Ne demek bu? En az beş-altı nesile yetecek kadar petrol geliri demek… Doğalgaz rezervlerini saymıyorum bile, varın siz hesap edin.

*

Kuzey Irak’ın kendi başına petrol ihraç etmesine izin vermeyen Şii Bağdat yönetimi, 10 sene içinde, Irak’ın günlük üretimini 10 milyon varile çıkarmayı hedefliyordu. Bunu başarırsa… Petrol gelirinde Suudi Arabistan’la kafa kafaya gelecekti. Petrol piyasasında Suudilerin Katar’ın Kuveyt’in borusu eskisi kadar ötmeyecekti.

*

Zart diye IŞİD çıktı ortaya!

*

Ne idüğü belirsiz, ne zaman, nerede, kimler tarafından kurulduğu belirsiz, toplama katiller sürüsü… Suriye’de dehşet dengesi kurdu, Tahran-Bağdat-Şam hattını kopardı, Şii Bağdat’ın Suudi Arabistan’a rakip olmasını güçleştirdi. Tesadüf işte… Sadece Kuzey Irak’a dokunmadı, tampon bölge gibi kuzeyle güneyin arasına girdi, Irak’ı ikiye böldü, hatta, Barzani’nin Kerkük’ü almasına vesile oldu. IŞİD, sadece Suudilere ve Barzani’ye yaradı.

*

Akp’den önce şıpıdık terlikle dolaşan Barzani’nin, şu anda, Katar emiri kadar, Dubai şeyhi kadar petrolü var. Exxon Mobil, Chevron, Hunt Oil, Addax, Heritage Oil, Oryx Petroleum, BP, Shell, Total gibi dünya devleriyle anlaşma imzaladı.

*

Peki, kuzeyde bunlar olurken, güneyde neler oluyor?

*

Rus petrol devi Lukoil, 20 milyar varil rezerviyle, dünyanın henüz delinmemiş en büyük petrol alanı Batı Kurna-2’de üretime başladı. Çin devlet şirketi PetroChina, güneyde petrol sahaları satın aldı, 10 bin Çinli işçiyi bölgeye taşımak için, kendi havaalanını inşa etti. PetroChina’nın satın aldığı bölge, eskiden Exxon Mobil’e aitti, Amerikalılar sepetlendi, onların yerine Çinliler oturdu.

*

(Parantez açalım, fantastik bir film senaryosu uyduralım… Arap baharı ayaklarıyla Libya petrolüne oturan Batı bloğu, gözünü Suriye’ye dikmişti. Kuzey Irak’ın petrolünü Akdeniz’e akıtmak için, Kuzey Suriye’de koridor açılacaktı. Müdahale an meselesiyken, Rusya hamle yaptı, zurt diye Ukrayna’ya daldı. Ukrayna’da çarşı karışınca, Suriye geri planda kaldı, Esad rahat nefes aldı. Batılı ülkeler, Rusya’ya ambargo uygulamaya kalktı. Sadece bir kişi itiraz etti… Fransız petrol devi Total’in ceo’su Christophe de Margerie, Batı’nın Rusya’ya ambargo uygulamasına karşı çıktı. “Oyun kuralları”nın dışına çıkmıştı. Kendi ülkesinin kararını bile sallamamıştı. Total dediğin zurna değildi, dünyanın en büyük 11’inci şirketiydi, 130 ülkede faaliyet gösteriyordu. Total ceo’sunun görüşü, pekçok ülke liderinden önemliydi. Ve o da, Putin’in yanında saf tutmuştu. Sonra ne oldu biliyor musunuz? Geçen sene ekim ayında Moskova’ya gitti, Putin’le görüştü. Paris’e dönmek üzere Vnukova havalimanına geldi, özel uçağına bindi, havalanmak üzere pistte hızlanırken, haşırt, önlerine kar küreme aracı fırladı, burnundaki dört metrelik kar küreme kepçesi uçağa çarptı, tekerlekleri yerden kesilmiş olan uçak, piste çakıldı, alev alev sürüklendi. Total ceo’su, pilotlar, hostes, uçakta dört kişi vardı, hepsi öldü. Batı bloğunda yeralıp, Putin’i destekleyen tek kişi, kendisini en güvenli hissettiği yerde, Putin’in başkentinde, tuhaf bir kazayla can vermişti. Talihsizlik işte!)

*

(Filler tepişirken çimenler ezilir.
Bu defa, filler tepişirken gergedan ezilmişti.)

*

(Üç ay sonra… Libya petrolüne oturan Batı bloğunun, Libya harekatını yürüten merkezi Paris’te, Charlie Hebdo basıldı.)

*

(Paris’e mesaj mıydı acaba?
Çalma kapımı, çalarlar kapını mıydı?)

*

(Işid görünümlü iki tetikçi saldırmıştı. Peki gerçekten öyle miydi? Kuklaların, kuklacıyı tanıması mümkün müydü?)

*

(Enteresan ötesi iki açıklama geldi. İran cumhurbaşkanı, İslam adına başvurulan terörizmi kınadı. Hizbullah lideri Nasrallah ise “radikal İslamcılar, Hazreti Muhammed’e hakaret eden karikatüristlerden daha fazla zarar veriyor” dedi. Yani… Şiiler, Sünni kökenli terörizmi kınıyordu. Charlie Hebdo baskını yüzünden, Işid’e destek veren Sünni İslam ülkeleri zor durumda kalmıştı.)

*

(Sonrası malum, Almanya, İngiltere, İtalya, elli kadar Batılı ülkenin başbakanı, Paris’te protesto yürüşüne katıldı. ABD ise, şaşırtıcıydı, sadece büyükelçisiyle katıldı. ABD adalet bakanı Paris’teydi, buna rağmen katılmadı. Acaba… Hakikaten katılmadı mı, yoksa, Fransa’nın tepkisi yüzünden katılamadı mı? Yoksa hakikaten, onca başbakan karikatüristler öldürüldü diye mi yürüdü zannediyordunuz?)

*

(Charlie Hebdo’dan sonra bazı sürprizler oldu… Fransa, Rusya’yla 1 milyar 200 milyon euroluk anlaşma imzalamıştı, iki adet helikopter gemisi satacaktı, 210 metre uzunluğundaki gemiler 70’er adet helikopter taşıyabiliyordu, ismi helikopter gemisiydi ama aslında indirme-çıkarma gemisiydi, güvertesinde 16’şar helikopter taşırken, kargosunda 55’er adet tank taşıyabiliyordu. Şak… Paris bu anlaşmayı iptal etti, bu sene teslim etmesi gereken gemileri vermedi.)

*

(Aynı şekilde, Charlie Hebdo’dan 10 gün sonra… Rusya enerji bakanlığı, taahhütlerini yerine getirmeyen, imzalanmış sözleşmelere uymayan Total’i uyardı. Çünkü, Total’in ceo’su değişince, Total’in Rusya’ya bakışı da değişmişti. Eski ceo zamanında yatırım üstüne yatırım yaparken, yeni ceo gelince, yeni yatırımları boşver, yaptığı anlaşmaları bile iptal etmişti. Total artık Rusya’nın yanında değildi.)

*

(Ve, 14 gün önce… Mısır’da tatil yapan Rus turistlerin bulunduğu Rus yolcu uçağı, Şarm El Şeyh’ten Sankt Petersburg’a gitmek üzere havalandı, 20 dakika sonra patlama oldu, Sina’ya düştü, 224 kişi hayatını kaybetti, bavulların arasına bomba konulduğu ortaya çıktı. Sıradan Rus vatandaşları hedef alınmıştı.)

*

(14 gün sonra… Paris’te silahlar patladı, canlı bombalar patladı. 152 kişi hayatını kaybetti. Sıradan Fransız vatandaşları hedef alınmıştı. Acaba gene… Çalma kapımı, çalarlar kapını mıydı?)

*

(Neyse… Sakın ola ciddiye alınmasın. Uydurduğumuz fantastik bir film senaryosuydu, gerçek değildi, kapatalım parantezi.)

*

Demem o ki…

*

Bu yaşanan hadiselerin etnik kökenle, mezheple filan uzaktan yakından alakası yoktur.
45 milyar varil petrolü ver…
Danimarkalılar bile Kürt olur.
Arjantinliler bile Sünni olur!

*

CIA, FSB, MI6, DGSE, Mossad coğrafyasına İETT’yle girmek, intihardır.

*

“Misak-ı milli” denilen kavram, akıldır. Akıl yoksa… Bir koyayım üç alayım, Şam’da namaz kılayım filan derken, anca şehit tabutu alınır.

Kaynak : Yılmaz Özdil – http://www.sozcu.com.tr/

Guguk kuşu

Yılmaz Özdil

Yılmaz Özdil

Guguk kuşu.
En tehlikeli…
En sinsi kuş türüdür.

*

Gözüne kestirdiği yuvanın etrafında dolanır, saksağan yuvası, ispinoz yuvası, ötleğen yuvası fark etmez, yabancı türlerin yumurtlamasını, kuluçkaya yatmasını bekler, uygun zamanı kollar, hedef aldığı yuva boş bırakıldığında, anında gelir, kaşla göz arasında bir yumurtayı yuvadan atar, kendi yumurtasını onun yerine yerleştirir, pırrr, gider.

*

Yuvanın sahibi geri döner, kendi yumurtalarından birinin dışarı atıldığını, onun yerine kendisinden olmayan yumurtanın monte edildiğini fark etmez, kuluçkaya yatmaya devam eder.

*

Guguk yavrusu, kendisini oraya monte eden annesi kadar tehlikeli, annesi kadar sinsidir. Hangi yuvaya bırakılırsa bırakılsın, kabuğunu öbür yumurtalardan en az bir gün önce kırar, bir gün önce doğar.

*

Ve, doğar doğmaz…
Uygun zamanı kollar, yuva boş bırakıldığında, ittirir kaktırır, öbür yumurtaları yuvadan dışarı atar.

*

Böylece… Yuvanın gerçek evlatları imha edilir, guguk yavrusu kendisine ait olmayan yuvanın tek mirasçısı olur.

*

Kandırdığı, yuvasına yerleştiği ana’nın şefkatini, fedakarlığını, besleme, koruma kollama, büyütme içgüdüsünü sömürmeye başlar.

*

Vahametin farkında olmayan zavallı ana besler, besler, besler… Guguk yavrusu, kendisini besleyen ana’dan daha iri hale gelir.

*

Artık işi bitmiştir.
Yuvaya ihtiyacı kalmamıştır.
Ne yapar biliyor musunuz?
Yuvayı dağıtır.
Öyle gider.

*

Yeni CHP…
Guguk kuşudur.

*

Üç milyon altı yüz yetmiş beş bin dokuz yüz kırk birinci defa, belki bu defa anlaşılır umuduyla, tekrar yazıyorum… Yeni CHP’nin misyonu Yeni Türkiye’ci AKP’yi iktidarda tutmaktır.

*

Atatürkçüleri, yurtseverleri, ulusalcıları yuvadan dışarı atıp, ikinci cumhuriyetçileri, siyasal İslamcıları, Kürt milliyetçilerini, liboşları, cemaatçileri, soykırımcıları, tescilli ajanları, sorosçuları monte etmek… Gözümüzün içine baka baka “guguk kuşu operasyonu”dur.

*

Gaflet değildir.
Dalalettir.

*

Alt kadrolardaki insanlar Mustafa Kemal Türkiyesi ve devrimlerini korumak için çırpınırken, Yeni CHP’nin tepesine paraşütle indirilenlerin amacı, partiyi partisizleştirmektir. Kimliksizleştirmektir.

*

“Ne yaparsak yapalım kazanamıyoruz” duygusunu, “yenilgiyi kanıksama” duygusunu, Atatürkçü seçmenin zihninde kökleştirmektir.

*

Üstelik tüm bunları… CHP’yi yuvası olarak bilenlerin, adeta ana şefkatiyle sahip çıkanların, sevgisini, fedakarlığını, sömürerek yapmaktır.

*

Üç milyon altı yüz yetmiş beş bin dokuz yüz kırk ikinci defa,belki bu defa anlaşılır umuduyla, tekrar yazıyorum… CHP’yi geri almadan, Türkiye’yi geri alabilmek mümkün değildir.

“Sen kim oluyorsun da, bize bunları söylüyorsun” diyenler olabilir… İzah edeyim.
Gençliğe Hitabe’den aldığım yetkiyle söylüyorum.

Tıpış tıpış değil…
Defolup gideceksiniz kardeşim!

Kaynak : Yılmaz Özdil – http://www.sozcu.com.tr/

Vicdan öyle mi?

Yılmaz Özdil

Yılmaz Özdil

Bülent Arınç çıktı, “birilerine olan sevgimi kaybettim, Yezid’den daha fazla cinayet işliyorlar, TRT bana ambargo uyguluyor” dedi.

*

“Vicdan konuştu” deniyor.

*

İyi de… Sahte hahamı ekrana çıkaran, sahte cephanelik kazılarını canlı yayınlayan, varlığıyla onur duyduğumuz Sabih Kanadoğlu’nun evinin basıldığını henüz ev basılmadan duyuran, Silivri’de Ergenekon iddianamesini spikerlerine okutan TRT… Hangi vicdanın sesiydi?

*

Suikast yalanıyla devletin kozmik odası’na girilirken, hukuku guguk haline getirirlerken, yandaş yargı inşa ederlerken, gevrek gevrek gülerek, “kurban olduğum Allah, verdikçe veriyor” diyen kimdi?

*

Atatürk dahil, cumhurbaşkanlarımız dinsizmiş gibi “dindar cumhurbaşkanı seçeceğiz” diyen vicdan… Hangi dinin vicdanıydı?

*

10’uncu Yıl Marşı duyduğunda “asabım bozuldu” derken… Abdullah Öcalan hakkında “oruç tutardı, camiye giderdi, namazında niyazında, masum bir çocuktu, kurban edildi” diyen… Hangi devletin vicdanıydı?

*

Kendisi gibi düşünmeyen Tüsiad’ın kadın başkanına “pornocu” ithamında bulunan… Kadın milletvekillerine “yaratık” diyen, “sus” diyen… Kahkaha atan kadınlara “iffetsiz” diyen… Vicdan öyle mi?

*

“Çok şükür, satanist olanlar, memleketi soyanlar, yolsuzluk yapanlar, imam hatiplerden yetişmedi” diyen… 17/25 kepazeliğine rağmen, koltuğunu kaybedene kadar “memleketi satan”istlerden hiç bahsetmeyen vicdan, vicdan mıdır?

*

Tayyip Erdoğan’ın kötü adam olması, Bülent Arınç’ı iyi adam yapmaz.

*

Türk silahlı kuvvetlerini iftirayla-kumpasla hapse atarlarken, madalyalı subaylar canına kıyarken, kahırdan kanser olurken, “Türkiye bağırsaklarını temizliyor” diyen, kimin vicdanıydı mesela?

*

Gırtlağına kadar boka batmak mıdır vicdan?

Kaynak : Yılmaz Özdil – http://www.sozcu.com.tr/

Rus uçağını vururuz filan…

Yılmaz Özdil

Yılmaz Özdil

Putin, Leningrad Üniversitesi’nden hukuk diploması alırken, bizimki imam hatipten mezun oldu.
Putin KGB’ye girdi, bizimki İETT’ye girdi.
Putin yarbay rütbesiyle Doğu Almanya’da casusken, bizimki kantin asteğmeniydi.
Putin KGB’nin yerini alan istihbarat teşkilatı FSB’nin başkanlık koltuğuna otururken, bizimki Taliban’ın dizinin dibinde oturuyordu.
Putin düzenli olarak yüzüyor, rafting ve kayak yapıyor, badmington ve buz hokeyi oynuyor, judo ve karatede kara kuşak, dünyada 10’uncu dan mertebesine ulaşmış sadece yedi kişi yaşıyor, Putin karatede altıncı dan, judoda sekizinci dan, sambo’da master seviyesinde, silahsız savunma manasına geliyor, aikijutsu, jujitsu, aikido, judo ve güreşin karışımından oluşuyor, modern savaş sanatı kabul ediliyor, bizimki spor yapmıyor.


Putin ata biniyor, bizimki düştü.
Putin dalgıç, bizimki değil.
Putin arkeolojik kazıya katıldı, amfora çıkardı, bizimki “çanak çömlek” diyor.
Putin mini denizaltıyla 1400 metre derine indi, bizimki donanmayı imha etti.
Putin pilot, bizzat kendisinin kullandığı SU-27 tipi savaş uçağıyla Çeçenistan’ı vurdu, TU-160 tipi ağır bombardıman uçağıyla havacılık fuarında gösteri uçuşu yaptı, BE-200 tipi tanker uçağını kullanarak orman yangınına müdahale etti, bizimkinin ise, hangardaki uçmayan pırpır uçağın koktipinde pilot montuyla fotoğrafı var.
Putin piyano çalıyor, Brahms, Mozart, Çaykovski, Rahmaninov, Schubert, Liszt dinlemeyi seviyor, bizimki müzik aleti çalamıyor, makam otomobilinde Cengiz Kurtoğlu dinliyor.
Putin favori şarkısının Beatles’dan Yesterday olduğunu söylüyor, bizimkinin favorisi Uğur Işılak’tan çakma dombıra.
Putin bale izlemeyi seviyor, bizimki balenin “belden aşağı bi şey” olduğunu söylüyor.
Putin klasik müzik konserlerini kaçırmıyor, bizimkinin kendi adına senfoni orkestrası var, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası, ona bile gitmiyor.
Putin İngilizce, Almanca, Fransızca ve İsveççe biliyor, bizimki Arapça ve van münüts biliyor.
Putin tarih ve felsefe kitapları okumayı seviyor, Ömer Hayyam’ın hayranı, bizimki kitap okumuyor.
Putin, Harley Davidson kullanıyor, gençlik festivaline gidiyor, bizimki motor kullanamıyor, gençlik festivalinden vazgeçtik, gençlerin parktaki banklarda yan yana oturmasını bile istemiyor.
Putinka adıyla votka var, bizimki ayran için diyor.
Putin’in köpekleri var, biri labrador retriver, öbürü çoban köpeği, bizimki köpekleriyle yatıp kalkanları sevmiyor.
Putin’in uzay istasyonu, uzay gemileri var, bizimkinin gemicikleri var.
Putin nükleer güç, bizimki en az üç.

*

Medvedev, Leningrad Üniversitesi’nden hukuk diploması aldı, hukuk doktorası yaptı, bize dünyanın en uzun borusunu döşeyen Gazprom’un yönetim kurulu başkanı oldu, hardrock müzik tutkunu, Led Zeppelin, Black Sabbath, Pink Floyd ve özellikle Deep Purple hayranı, plak koleksiyonu var, çalışma ofisinde bakımını kendisinin yaptığı akvaryumu var, Sibirya cinsi kedisi var, hergün satranç oynuyor, istisnasız, her sabah 1500 metre, her akşam 1500 metre yüzüyor, yoga yapıyor, kürek çekiyor, halter çalışıyor. Bizimki Ahmet Kiziroğlu, bir bilge adam, bir yiğit adam, peh peh peh peh.

*

Alexander Bortnikov, Rus istihbarat teşkilatı FSB’nin başkanı, aralıksız 40 senedir KGB’de görev yapıyor, orgeneral… Bizimki emekli astsubay, MİT’e zart diye tepeden indi, Oslo’da yakalandı, az daha tutuklanıyordu, silah yüklü tır’ları yakalandı, füze attırayım derken yakalandı, kaçayım milletvekili olayım dedi, onu da beceremedi.

*

Sergey Shoygu, Rusya savunma bakanı, Türk kökenli, orgeneral, Türkçe dahil dokuz lisan biliyor. Bizimkiler “Türk yoktur” diyor, kendi generallerimiz için “iyi ki bunlarla savaşa girmemişiz” diyor.

*

Valery Gerasimov, 2012’den beri Rusya genelkurmay başkanı, Ukrayna’yı haşat etti, Kırım’ı işgal etti, şimdi de Suriye’ye girdi… Bizimkiler tarafından hapse atılan, terörist yaftası yapıştırılan, müebbete mahkum edilen Türkiye Cumhuriyeti Genelkurmay Başkanı ise, hâlâ Yargıtay’da ifade veriyor, 2012’den beri sanık.

*

Yani?

*

Sonradan yas ilan etmemek için…
Önceden kı’yas yapayım dedim.

Kaynak : Yılmaz Özdil – http://www.sozcu.com.tr/

Üç yaşında…

Yılmaz Özdil

Yılmaz Özdil

Burası da Aspat değil, aman Bitez yalısındayım. Sahilde kıvrıla kıvrıla giden yaya yolunun ismi, Çökertme caddesidir.

Daracıktır, trafiğe kapalıdır, 24 saat cıvıl cıvıldır. Bu caddenin üzerinde, restoranların arasında, küçücük sevimli bir cami vardır, Yalı cami… Sabah erkenden yürüyüş yaparken önünden geçiyorum, avlusunda çoluk çocuk en az yüz Suriyeli uyuyor. Her sabah… Bugün gördüklerim yarın yok, yarın başkaları gelip uyuyor, sırası gelen lastik bota binip umuda açılıyor.

Bir numaralı fotoğraf… O lastik botların akıbetini gösteriyor. Balıkçılarımız bangır bangır görüntülerini çekti, internette yayınladı, Yunan sahil güvenlik tekneleri, mültecilerin botlarına yanaşıyor, mızrak benzeri zıpkınla patlatıp, uzaklaşıyor. Burası Akyarlar… Delinen bot, içinde kalan havayla salına salına sahile vurmuş. Kos adasına bakan her koyda, her kuytuda, lastik bot enkazları var.
*
Bu botları Halep’ten Cerablus’tan gelirken yanlarında getirmediler, Bodrum’da alıyorlar. Nerede satılıyor, kimler satıyor,
hepsi belli.
*

İki numaralı fotoğraf, Bitez’le Gümbet arasındaki bakir yarımadanın kıyıları…
Üç numaralı fotoğraf, Bağla sahili… Dört numaralı fotoğraf, Akyarlar… Değerli arkadaşım Murat Gökerti’nin objektifiyle çekildiler… Her taraf “beach” dolu… Beachlerden arta kalan koylarda, sahipsiz ayakkabılar, pantolonlar, tişörtler, çantalar… Bazıları, botlara binmeden önce ağırlık bırakmak için çıkarılmış gibi görünüyor. Bazıları, sağa sola savrulmuş vaziyette, belli ki kıyıya vurmuş. Sahipleri sizce ne oldu?
*
Bakkallarda can yeleği satılıyor. Pazar çantası muşambasından ve mobilyacılarda kıymık tabir edilen parça süngerlerden yapılıyor.
Bırak can kurtarmasını, suya koyduğunda zaten kendisi batıyor. Bodrum’da bunları üreten atölyeler var. Hangi muhitte, sahipleri kim, hepsi belli.

*
Ve, son fotoğraf…
Dün Bodrum’da çekildi.
Aspat’ta.
*
İsmi, Aylan.
Üç yaşında.
*
“Denizde boğuldu” deniyor.

Yanlış.
*
Tüm bu olan biten, hepimizin gözünün önünde oluyor. Gizli saklı hiçbir şey yok. Hiç kimse çıkıp, haberim yoktu diyemez. Hiç kimse, bilmiyordum diyemez. Biliyoruz. Çaresizce seyrediyoruz.

*
Çünkü… “Bir kişi”nin hırsları yüzünden, 77 milyon kişi oyuncak oldu, kuklaya döndü. “Bir kişi” öyle istiyor diye, herkes öyle istemek zorunda, “bir kişi” nereye çekerse, herkes oraya gitmek durumunda.

*
Netice…
O “bir kişi” yüzünden, hepimiz bu vebale ortak oluyoruz.
Hepimiz o “bir kişi”nin günahını çekiyoruz.
Hepimiz kirleniyoruz.
*
İstediğin kadar sana dokunmadığını, bulaşmadığını zannet.
Ülkemiz, tarihimiz, örfümüz adetimiz, insanlığımız, ruhumuz… Tepeden tırnağa, kirleniyoruz.
*
Dolayısıyla…

Denizde boğuldu diyenler yanılıyor.
“İnsanlığımızın koli basili seviyesi”nde boğuldu Aylan.

KAYNAK : Yılmaz Özdil – SÖZCÜ Gazetesi

Sayfa1 → 101234Son Sayfa »