Yusuf Halaçoğlu, yeni parti iddialarını doğruladı

HABER : Hülya Karabağlı

“Bu parti, merkez sağdaki boşluğu dolduracak”

MHP yönetimi ile düştüğü görüş ayrılıkları sonrasında partiden ihraç edilen Bağımsız Kayseri Milletvekili Prof. Yusuf Halaçoğlu, kamuoyuna yansıyan yeni parti iddialarını doğruladı. Merkez sağda yeni bir oluşum gerektiğine dikkat çeken Halaçoğlu, “Türkiye’de yeni bir oluşum gerekiyor merkez sağda, dolayısıyla böyle bir taban var. Geniş bir kitle tarafından da arzu var kurulması için. Bu çerçevede bir parti kurulacak” dedi.

Halaçoğlu, Türkiye’ye böyle bir partiye ihtiyaç olduğuna dikkat çekerken, “Bu oluşum bizim tabanı temsil eden kişiler ve onun dışında daha geniş bir kesimi temsil edecek. Merkez sağdaki boşluğu dolduracak” diye konuştu.

Halaçoğlu’nun T24’e değerlendirmesi şöyle:

“Çalışmalar devam ettiği için benim daha söyleyeceğim bir şey yok. Bir ihtiyaç var Türkiye’de, bu ihtiyaca cevap verecek bir siyasi yapılanma gerekiyor. İnşallah bu gerçekleşecek. Erken seçim falan ne zaman olacağı belli olmaz. Böyle bir oluşum ya erken seçimi getirir ya da 2019’a kadar götürür. Önce fikir birliği geniş bir çerçeve oluşturucak.”

Meral Akşener, Sinan Oğan, Ümit Özdağ ve Koray Aydın’ın genel başkan adayı olarak 19 Haziran 2016’da gerçekleştirdiği “MHP Olağanüstü Tüzük Kurultayı”nın iptaline yönelik açılan dava, Ankara 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nden “kurultayın iptali ve bu kurultayda alınan tüm kararların yokluğunun tespiti” kararı çıkmıştı. Bunun üzerine muhalifler yeni parti için kolları sıvadı.

Kaynakhttp://t24.com.tr/

Abdüllatif Şener: Davutoğlu, Arınç ve Gül sessiz; “Evet” derlerse gelecekte suçlanacaklarını hissediyorlar

Abdüllatif Şener, Abdullah Gül, Recep Tayyip Erdoğan, Bülent Arınç

HABER Hülya Karabağlı

Evet demenin 100 yıl içinde bu ülkeye yapılabilecek en büyük kötülük olduğunu biliyorlar

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın başbakanlığı döneminde yardımcılığı yapmış olan Abdüllatif Şener, anayasa değişikliği hakkında “AK Parti üst kademelerine geldikçe, böyle bir metne evet demenin bu ülkeye 100 yıl içerisinde yapılabilecek büyük kötülük olduğunu düşünenlerin oranı artıyor” dedi. AKP’nin kurucularından Şener, 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, eski Başbakan Ahmet Davutoğlu ve eski TBMM Başkanı Bülent Arınç‘ın anayasa değişikliği teklifiyle ilgili net bir ifadede bulunmamasını değerlendirdi.  

Tutumları AKP içinde ‘ayrışma’ iddialarına neden olan önemli isimlere dikkat çeken Şener, “Gül’ün, Davutoğlu’nun ve muhtemelen Bülent Arınç’ın şu ana kadar sessiz kalıyor olmaları böyle bir değişime evet demenin insanlık açısından gelecek kuşaklar açısından suçlanacakları, töhmet altında kalacakları ve büyük eleştirilere maruz kalacaklarını hissetmiş olmalarından dolayıdır diye düşünüyorum” diye konuştu.

“Hayır ihtimali yüksek olmakla birlikte ortada görüyorum”

16 Nisan’da yapılacak ‘hayır’ çalışması kapsamında meydanları dolaşan eski bakanlardan Abdüllatif Şener, T24’ün “Nasıl  görünüyor?” sorusuna “İşin dorusu ben bu anayasa değişikliğinin evet mi, hayır mı neticeleneceği konusunda net bir noktada değilim. Kesinlikle şu sonuç çıkacak diyemiyorum. Hayır çıkma olasılığı daha fazla olmakla birlikte kritik bir  referanduma doğru gidiyoruz biraz ortada görüyorum. Hayır ihtimali yüksek olmakla birlikte ortada görüyorum” yanıtı verdi.

“Evet demenin bu ülkeye yapılabilecek 100 yıl içinde en büyük kötülük olduğunu biliyorlar”

Şener’in AKP’deki ayrışmalarla ilgili tartışılan iddialar konusunda sorularına değerlendirmesi şöyle:

Referanduma giderken ‘Hayır’ ve ‘Evet’ oy ayrımını belli bir parti mensubu olmaya göre katı bir şekilde değerlendirmek yanlıştır. Her partinin ‘Hayırcı’ları da ‘Evetçi’leri de. Bu durum Ak Parti’ye de yansıyor. Ak Parti’de ağırlık ‘Evet’ yönünde yönlendiriliyor olsa da yine aklıselim ile düşününler bu işin ülkemize ne getirip götüreceğini ölçüp biçenler bu işe evet denemeyeceğini böyle metne bir evet demenin bu ülkeye yapılabilecek 100 yıl içinde en büyük kötülük olduğunu biliyorlar, anlıyorlar. Böyle bir kötülük gelecek kuşaklara yapmanın ülkeye yapmanın da yanlış olduğunu düşünen insanlar var, bu az sayıda da değil, mutlaka çok sayıda hatta partinin üst kademelerine geldikçe bu oranın daha da artığını düşünüyorum ben.

“Eski cumhurbaşkanı, eski başbakan ve milletvekillerince sakıncaları görülüyor”

“Normal seçmen kitlesini partinin görüşüymüşçesine bir yandan Başbakan’ın bir yandan Cumhurbaşkanı’nın evet yönünde yönlendirmeye çalışmasına rağmen partinin üst kademelerinde yani milletvekilleri arasında partinin kurullarında partide eskiden cumhurbaşkanlığı, başbakanlık yapmış kişiler arasında böyle bir metnin anayasa değişikliği metninin geçmesini yürürlüğe girmesini büyük sakıncaları çok iyi görülmektedir ki bunlar arasında ‘Hayır’ eğilimi daha fazladır.

“Rejimin  nereye doğru gidebileceği hayal bile edilemez”

“Örneğin Sayın Gül’ün, Davutoğlu’nun ve muhtemelen Bülent Arınç’ın şu ana kadar sessiz kalıyor olmaları böyle bir değişime evet demenin insanlık açısından gelecek kuşaklar açasından suçlanacakları töhmet altında kalacakları ve büyük eleştirilere maruz kalacaklarını hissetmiş olmalarından dolayı diye düşünüyorum.

“Çünkü bu öyle bir değişiklik ki gerçekten rejimin nereye doğru gidebileceği ne sizin ne de benim tarafımdan hayal bile edilemez ve gelecek kuşakların bu değişimi yapan bizim  kuşağa  lanet edeceklerinden benim hiçbir  şüphem yoktur. Bunu sadece ben hissetmiyorum ,  bunu elbette eski cumhurbaşkanı ve eski başbakan da hissediyorlar çok yönlendirilmeye çalışıldıkları halde evet oyu vereceklerini hiç söylemediler ve sessiz  kalmayı tercih ediyorlar partinin şu andaki yönetimiyle  çelişkili duruma düşmemek için.”

Kaynakhttp://t24.com.tr/

AKP’li Özdağ: Akar ve Fidan; 15 Temmuz’da gelen ihbarı “Kendimiz hallederiz” diyerek Erdoğan’a haber vermemiş!

HABER
Hülya Karabağlı

“MİT’e ihbar veren binbaşının özel olarak korunduğu görüşleri var”

TBMM 15 Temmuz Darbesi Girişimini Araştırma Komisyonu’nun AKP Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ, darbe girişimine ilişkin olarak, Binbaşı S.A’nın 15 Temmuz günü saat 14.40’da geldiği MİT’e gelerek, “MİT Müsteşarı ve Genelkurmay Başkanına yönelik bir derdest edilme operasyonu yapılacağı” bilgisini verdiğini söyledi. Özdağ, bu ihbar araştırıldıktan sonra önlemler alındığını belirtirken, “Bu sırada Cumhurbaşkanı Erdoğan’a haber vermiyorlar mı” sorusuna, “O sırada haber vermiyorlar, bunu hallederiz diye düşünüyorlar, bu bir derdest etme, suikast ya da savcılarla beraber yapılacak bir operasyon gibi düşünüyorlar, hallederiz diye düşünüyorlar” yanıtı verdi.

“MİT’e ihbar veren binbaşının özel olarak korunduğu görüşleri var”

Binbaşı H.A’nın bugün nerede olduğu konusunda iki farklı görüşün olduğunu söyleyen Özdağ, “Özel olarak korunduğu veya cezaevinde tutulduğu yolunda görüşler var” dedi. Binbaşının, darbe girişimi konusunda 3 aylık çalışma yapan Meclis Komisyonu’nda  neden dinlenilmediği konusunda da “Bu konuda hiç kimsenin bir talebi olmadı. Bir talep olmadı, bu binbaşı nerede davet edelim veya gidelim dinleyelim diye bir teklif yapılmadı. Ne CHP yaptı ne MHP ne de HDP’liler yapmadı. Kimsenin aklına gelmedi herhalde. Ben bunu çok dikkatli bir biçimde izledim” diye konuştu.

“CHP ve MHP liderlerini bilgilendirdim”

Özdağ, 15 Temmuz’da 27 yaşındaki güvenlik görevlisi yeğenini kaybetti. Darbe girişiminde  akşam saat 21.00’da haberdar olduğunu ve hemen Başbakan Binali Yıldırım’ı aradığını ifade eden Özdağ, aynı gece CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye de yöneticileri aracılığıyla bilgilendirme yaptığın belirtti.

Erdoğan’la ilk kavganın 2007 yılında Hrant Dink’in öldürülmesiyle başladığını ifade eden Özdağ, “Uludere’de bunların parmağı vardır. Dink olayında bunların parmağı var, Yazıcıoğlu olayında bunların parmağı var, Oslo görüşmelerinin sızdırılmasında bunların parmağı var çünkü 2004 yılındaki MGK kararlarının 2014 yılında Taraf gazetesinde gizli olmasına rağmen boy boy yayımladıklarını biliyoruz” dedi.

“MİT, Emniyet ve askeri istihbaratın bu olaylarda kusurlu olduğu” görüşünü savunan Özdağ’ın T24’ün sorularına verdiği cevaplar şöyle:

15 Temmuz akşamı ben darbeyi saat 21.00’da aldım. Sayın başbakanı arayarak haber verdim,  daha sonra başbakana bana geri döndü ve ‘darbe oluyor sayın başbakanım’ dedim. ‘ Benim kulağıma da geliyor bir çılgınlık yapacaklar geliyor, lokal bir çılgınlık gibi geliyor’ dedi. Böyle bir duyumlar almış ama benim ki kesindi.  Sonra tweetler attım. Darbe oluyor dedim. Ben FETÖ’cülerin yaptığını anladım hemen. Ümit Özdağ aradı beni ‘kim yapıyor’ dedi. FETÖ’cüler dedim. O zaman Paralel deniyordu,  Paralelciler dedim. Sonra danışmanını mı aradım sokağa çağırın herkesi dedim.

Sakarya Milletvekili Ayhan Sefer Üstün’ü aradım.  Şamil Tayyar, Emrullah İşler ve Abdülhamit Gül’ü aradım. Naci Bostancı’yı aradım. Darbe oluyor, ‘gelin genel merkezde buluşalım, sokağa çıkalım’ dedim. Ben başbakana şunu söyledim ‘Genelkurmay başkanıyla görüştünüz mü’ dedim.  Başbakan ‘aradım ulaşamıyorum’ dedi.  ‘ikinci paşaya ulMİT’e daraştınız mı, Yaşar Paşa’ya’ diye sordum  ‘ulaşamıyorum’ dedi.  Ben de ‘Onlar ya beraberler, o zaman durum kötü,  topyekun bir darbe varsa durum kötü ama  lokal ise  cemaat yapıyor, paralelciler  yapıyor, gereğini  yaparız efendim  dedim, ellerinde  rehin olabilirler dedim.  Genel merkeze gidelim siz de emir buyurun arkadaşlar oraya gelsin oradan yürütelim dedim” sonra Genel Merkezi bombalanacağı düşüncesiyle Çankaya Köşk’üne, Başbakanlık Konutuna gideyim dedim ve gittim.

 “Çankaya Köşk’ünde elemanlar kaçmıştı; başbakanın odasını bulamadık”

 Odanın birinde Süleyman Soylu’yu gördüm ve ona geç başbakanın odasına aradık, bulamadık, ışıkları yakamıyoruz,  televizyonu açamıyoruz elemanlar yok herkes kaçmış vaziyette kimse yok. Ben Köşk’e girdiğimde polisler vardı, benim elimde silah vardı, beni darbeci zannettiler herhalde birada kim var  diye soruyorum  söylemiyorlar sonra Süleyman Soylu’yu buldum. Başbakanın masasının başına geç, sen burayı yönet bakan sensin ben zaten Ümit Özdağ ile görüştüm Devlet Bahçeli’ye ulaşmak için.  O özel kalemine ulaştı bana döndü, ‘kim yapıyor ‘dedi  ‘paralelciler’ yapıyor dedim. Bana döndü Bahçeli ‘MHP Genel Merkezinin ışıklarını yakın, darbeye karşıyız, seçilmiş hükümetin yanındayız diyor’ ve bildiri hazırlıyorlar dedi. CHP’yi arama gereğini hissettim. CHP Grup Başkanvekili Engin Altay aklıma geldi ve aradım. O da bana döndü, “Şu anda genel başkana ulaştım darbeye karşıyız seçilmiş hükümetten yanayız’ dedi ve bana ‘darbeyi kim yapıyor’ dedi ben de ‘paralelciler’ dedim. Sonra Kılıçdaroğlu Başbakanla görüşmek istedi ben de özel kalemle görüştüm. Özel kaleme Kılıçdaroğlu telefonun diğer ucunda dedim o Başbakanla görüştüremeyeceğini söyledi. O zaman Başbakana haber ver dedim,  yerini saklıyordu başbakanın. Çünkü Kılıçdaroğlu’nun açıklayacağı bir cümle bu darbeyi önler dedim. Sokağa çıkmalarını, halkın ikiye bölünmesini iç savayı önler dedim.  Daha sonra televizyondan bildiri okundu ve ben bu bildiri lokal dedim.

“Bildiriden lokal darbe olduğunu anladım, emir komuta olsaydı altına açıkça isim yazılırdı”

Arkadaşlar nereden biliyorsun dedi.  Bir kısmının morali bozuldu ayrıldı. Çankaya Köşk’ünde 10 kişi kaldık. Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri, şimdi ki başbakanlık müsteşarı, İsmet Yılmaz, Abdühamit Gül ve Mehmet Muş var,  ben varım. Eğer bu darbe emir komuta zinciri içinde yapılmış olsaydı Genel Kurmay Başkanı adıyla konuşur,  Kara kuvvetleri komutanı adıyla konuşur,  açıkça konuşurlar.

Ben daha sonra televizyonlara bağlanalım dedim. Önce bağlanamadık hatta çok ağır laflar söylemişim, nerede bu televizyonlar diye bana bağlanmıyorsa bakanlar konuşsun dedim. Sonra kısa kosa konuşmaya başladık. Gidelim dedim sonra bir uçak geçti bomba atıldığını zannettim.  Işıkları söndürttüm, arabanın ışıklarını Çankaya Köşk’ünde bütün ışıkları söndürttüm. Hedef olmayalım diye.  Ardından burada kalmamız tehlikeli, yerimiz tespit edildi,  Meclis’e gidelim orada ölelim dedi.

“Çankaya Köşkü’nü darbeci askerler tutmuştu;  ölmemeliyim dedim ”

Çankaya Köşk’ünden çıkarken şoförüm  ‘burayı askerler tutmuş’ dedi.  O zamana kadar hiçbir korku hissetmedim, Türkiye, bütünlük beraberlik iç savaşı nasıl çıkmaz hep aklıma egemen güçler geliyor, Suriye’de sıra şimdi, Irak’ı parçaladılar, burayı parçalamak istiyorlar,  sonra İran’a gelecek sıra aklımda hep böyle şeyler var. Şoförüme ‘beni biradan çıkar dedim. Ben ölmemeliyim ve yakalanmamalıyım dedim’ ardından şoförüm oradan çıkardı beni.

“Meclis kapısında kurşunlandık”

TBMM’ye geldik hatta burada kurşunlandık kapılar kapalıydı açmaya çalıştık, bir kapıyı kırmak istedik anahtar bulundu,  ışıklara nereden yandığını aradık,  Genel Kurul o arada bombalandı CHP Milletvekilleri geldi, MHP’den birkaç kişi geldi. Bizden ilk olarak 15 kişiydik bazı kadın milletvekilleri   kuliste oturuyordu,  ikinci bomba geldiğinde genel kuruldaki  arkadaşlara  burayı  terk edelim dedim. sığınağı bulamadık sonra Bursa Milletvekili Bennur Karaburun arkadaşımızın tekerlekli sandalyesi  aşağıya inemeyince  ben de onun yanında kaldım  ‘beraber öleceğiz’ dedim. Bomba atılınca korktu ve  ağladı,  korktu ve ben de korkma dedim. İnmiyorum aşağıya dedim. Sabaha kadar Meclis’te kaldık,  Genel Kurul’da konuşmalar oldu ortak bildiri yayımlandı.  Sabah yeğenimin şehit olduğunu öğrendim 27 yaşında güvenlik görevlisiydi.

“15 Temmuz günü H.A MİT’de derdest operasyonu olacağını söylüyor”

15 Temmuz günü saat 14.40 sıralarında adı H.A olan bir binbaşının MİT’e geldiği ve bu binbaşının FETÖ’cü olma ihtimali yüksek ve MİT Müsteşarı ve Genelkurmay Başbakanına bir operasyon yapılacağı ve bu operasyonun derdest edilme operasyonu olacağını söylüyor. Bu derdest edilme ne anlama geliyor bir devletin içinde bir iki adam kaçırılıp derdest edilirse ne olur,  çok ciddi bir skandal olur. Genelkurmay Başkanı, MİT Müsteşarınız kaçırılırsa ne olur,  çok ciddi bir itibarsızlık olur. Bununla ilgili bir bilgi veriyor bunu üzerine haber araştırılıyor. Genelkurmay Başkanı talimatlar veriliyor,  darbenin öncelikli TSK içindeki buraya gelip haber veren binbaşının çok ciddi rolü var kendisine çok teşekkür ederim.

 “H.A’nın komisyona davet edilmesi konusunda bir talep olmadı”

(H.A nerede sorusuna) burada iki düşünce var birincisi özel korunuyor diğeri cezaevinde diye. (Darbe Komisyonu olarak neden davet edilmedi sorusuna) Bu konuda hiç kimsenin bir talebi olmadı.  Bir talep olmadı,  bu binbaşı nerede davet edelim veya gidelim dinleyelim diye bir teklif yapılmadı. Ne CHP yaptı ne MHP ne de HDP’liler yapmadı. Kimsenin aklına gelmedi herhalde. Ben bunu çok dikkatli bir biçimde izledim. O günkü MİT Müsteşarının ve o günkü Genel Kurmay başkanını vermiş olduğu talimatlar burada darbenin önlenmesi önledi.

“Akar ve Fidan bunu kendimiz hallederiz diye düşünüyor”

Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın savcılığa vermiş olduğu ifadesi var. ‘Geldiler beni derdest etiler ben de onlara meydan okudum,  ulan ne darbesi dedim. Biraz kötü muamele yaptılar, arkadaşlarımızı derdest ettik diyor. Ama biz ondan evvel müdahale ettik. MİT Müsteşarıyla ayrıldıktan sonra müdahale ettik’ diyor.

 (Bu sırada Cumhurbaşkanı Erdoğan’a haber vermiyorlar mı sorusuna) O sırada haber vermiyorlar, bunu hallederiz diye düşünüyorlar, bu bir derdest etme, suiskast ya da savcılarla beraber yapılacak bir operasyon gibi düşünüyorlar, hallederiz diye düşünüyorlar. Daha sonra başka bir şeye evrilebilir diye düşünerek saat 18.00’den sonra komutanlarına emir veriyorlar.

“MİT’in darbeden niye haberi yok”

Burada soru şu MİT’in niye haberi yok, darbe hazırlıklarında niye haberi yok. Bu darbeye en aşağı 1000 subay katıldı, bine yakın adam eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un darbe hazırlıklarının 8 8.5 ay süreceği ifadesi dikkate alırsak böyle bir çalışma yaparken bu cemaatin içerisinde niye MİT’in, cemaatin adamı yok.  Niye ordu içerisinde çok ciddi istihbarat yok. MİT diyor ki biz  TSK içinde inceleme yapamıyoruz yasa gereği,  Genelkurmay Başkanı da  MİT’den bir şey istiyorum  vermiyorlar diyor. Burada siyaset de oturup bir kanun yapmalı.

“Darbe 03.00’da yapılsaydı darbe olurdu”

Çünkü, darbe 03.00’de olacaktı, 03.00’de olsaydı bu darbe olurdu.  TSK içerisindeki bunun FETÖ’cülerin yaptığını veya Erdoğan düşmanı bazı kişilerin de buraya dahil olduğunu anlayan sağduyu sahibi generaller ve demokrasiye inanan subaylar rütbeli subayların tavırları önemli. Kendi içlerinde demokrasiden ya olanlarla darbeden yana olanlar arasında mücadele var.Bu darbe öncelikle iktidara karşı yapılıyor, ama öncelikle Recep Tayyip Erdoğan’a karşı yapılıyor sonra TBMM’ye karşı yapılıyor.

“TÜRKSAT, Özel kuvvetler, Marmaris’ten erken ayrılma darbeyi amacına ulaştırmadı”

Bu darbenin başarısız olmasını üç şeye bağlıyorum. TÜRKSAT’ın ele geçmemesi,  özel kuvvetlerin 60a yakın şehit vermesine karşın direnmesi, darbecilere 55 dakika ile Marmaris’e geç gitmesi.  Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın onlar geldiğinde 55 dakika önce burada otelin helikopteri ile buradan  ayrılmış olması  ölümü göze  alarak. Hatta burada araba bulamıyorlar sıkışarak,  aile helikoptere küçük olduğu için zor sığıyor .

“CHP komisyonda görevini yapmadı; medya varken aslan kesiliyorlar”

Ben şunu gözlemledim CHP,  MHP ve HDP komisyon üyesi milletvekillerinin görevlerini yapmadıklarını gözlemledim.  Eski Başbakanlara soru soralım dedik buraya davet etmeyelim dedik. Davet edilmesi dilekçeleri yazdılar. Genel Kurmay Başkanlarından Necdet Özel ‘siz soru sorun ben cevaplayım gelemem’ dedi.  Burası bir araştırma komisyonu davet edersiniz gelir gelmez, sorarsanız cevap vermez veya yazılı sorun der ya da Birgül Ayman Güler gibi hiçbir şey yapmaz.  Sadece bize 5 sayfalık bir şey gönderdi soru da istemiyorum dedi. Burada Necdet Özel gelmeyeceğim sorularını sorun dedi  CHP, MHP ve HDP’liler soru sormadılar. Eski başbakanlara, eski cumhurbaşkanlarına,  MİT Müsteşarına soru sormadılar. MİT Müsteşarına soru sorsalardı biz onu göndermek zorundaydık komisyon başkanlık divanı olarak. Sormadılar,  niye sormadılar bunu anlamadım. Komisyondaki çoğu soruları ben hazırladım. Fetullah Gülen’in sahte emekliliğini, sahte pasaportunu tespit eden koruma müdürlüğü gönderildiğini tespit eden benim. En ciddi soruları ben sondum günde 5 saat uykuyla çalıştım. Bir defa hastalandım kalkıp geldim çünkü tarihi bir görev bu.

 CHP Melih Gökçek’e soru sormadı.  Gökçek’le ilgili Bülent Arınç kavgası vardı ama sormadılar, Kadir Topbaşla ilgili sormadılar. Biz Ak Parti milletvekilleri olarak biz sorduk.  Niye CHP sormadı 4 milletvekili var. Kamera olunca aslan kesiliyorlar olmayınca sanki görevleri yok komisyona da gelmiyorlar.  Ben bunu anlamadım. Murat Hazinedar’a niye sormadılar, neden ciddi çalışmadılar.

 Ben CHP genel merkezine Amerika seyahatini sordum geldi onlar bunlar gittikleri yerde 5 vakfı ziyaret ettiler bunlar FETÖ vakfıydı.  Kimlerle görüştürler, onları sordum, Birgül Ayman Güler’i sordum. Ben elimden geldiği kadar darbenin ortaya çıkmasını ve 50 yıllık bu süreç olduğunu ortaya çıkarmak için uğraştım. CHP’liler ‘sizin dönemimizde palazlandılar’ diyor bir tohum ekilmiş bu tohumlar daha sonra sulanmış, biçilmiş, budanmış zaman zaman aşılanmış, bizim iktidarımızda 2010 yılında referandum çalışması yürütmüşler daha sonra çatışma başlamış eğer bizim dönemimizde palazlanmış olsalar seslerini çıkarmazlardı Recep Tayyip Erdoğan’a.

“Erdoğan’la ilk kavga Hrant Dink’in öldürülmesiyle başladı”

Erdoğan’la ilk kavga 2007 yılında Hrant Dink’in öldürülmesiyle başlamıştır.  Erdoğan başbakanlık teftiş kurulunu devreye sokmuştur. Bir kadın bir erkek müfettiş gitmiştir, Ali Fuat Yılmazel onun bütün bürokratlarının ihmalleri incelenmektedir.  Verdiği cevap şudur;  ‘Recep Tayyip Erdoğan’a selam söyleyin Hrant Dink olayını inceleyeceğine gitsin Balyoz ve Ergenekon davalarını incelesin demiştir. Bir edepsizce ifadedir. Selam söyleyin dediği kişi Başbakandır, sonra sen kimsin ki, başbakana selam söylüyorsun sen önce görevini yap.

“Uludere’de bunların parmağı vardır”

Dink olayında bunların parmağı var, Yazıcıoğlu olayında, Uludere olayında bunların parmağı var, Oslo görüşmelerinin sızdırılmasında bunların parmağı var çünkü 2004 yılındaki MGK kararlarının 2014 yılında Taraf Gazetesi’nde gizli olmasına rağmen boy boy yayınladıklarını biliyoruz. Bütün yapılanma biliyorsunuz en çok ordu içinde olmuş. 2004 yılında MGK’da tavsiye kararı alınmış Nurcular ve Fetullah Gülen hizmet hareketinin incelenmesi mali kaynakları okullarının incelenmesi kararı  alınıyor ama  Askeriye, MİT, Emniyet demiyorlar, en büyük örgütlenmeyi de askeriye ve Emniyet de  yapmışlar.

“M.K denen adam MİT’i uzaktan dinlemiş”

MİT’i uzaktan dinlemişler çok daha büyük bir teknoloji ile M.K denilen adam şu an aranıyor bu adam  gizli olarak MİT’in  oralarda ev tutarak  daha büyük cihazlarla  dinlemiş.  Bu da şunu gösteriyor,  bu yapı egemen güçlerin ajanlarıyla istihbarat örgütleriyle irtibatlı PKK gibi D EAŞ gibi. Burada MİT, Genelkurmay ve siyasetin ihmali var. Birlikte eksiklikleri giderecek bir kanun yapmalılar.  En büyük kusur askeri kusur askeri istihbarat, MİT ve Emniyet istihbaratınındır.

Bu darbeden niye haberleri yoktur.  Emir komuta içerisinde bu darbe olsa olabilir, 4 kişi karar verir ve duyulmayabilir. Ama bu cunta, cemaat çıkışı içinde Recep Tayyip Erdoğan düşmanlarının dahil olduğu  ki onların  sayılarının  çok fazla olduğunu sanmıyorum yani nasıl haberleri olmadıki; açık istihbarat biz biliyorduk  onlar bilmedi. Sızıntı Dergisi’nin subliminal mesajlarını biz niye incelemedik. Zaman Gazetesi, STV, Kanaltürk’ün sübliminal mesajlarını ben biliyorum da niye MİT gözlemleyemiyor.

CIA, KGB, Alman istihbaratı niye haber vermedi?

CIA, KGB Alman istihbaratı bize niye haber vermiyor müttefikiz biz. Amerika ile müttefikiz niye haber vermiyor,  Amerika niye Gülen’i saklıyor.

Kaynak : Hülya Karabağlı – http://t24.com.tr