|  Tolga Şardan Kulislerde konuşulan iki iddia: İlki, soruşturma çerçevesinde MHP’nin bir isminin evinden yapılan gözaltı işlemi. Bu ismin evinden bir kişinin gözaltına alınması Ankara Emniyeti’nde kriz yarattı. Yapılan gözaltı işleminden Emniyet Müdürü Yılmaz’ın bilgi dışında olduğu ve sonrasında söz konusu kişinin serbest bırakıldığı emniyette dilden dile konuşuluyor dünden bu yana. İkincisi ise, olayın ardından bir Suriyeli’nin gözaltına alınması Eski Ülkü Ocakları Genel Başkanı Sinan Ateş, yeni yıla iki gün kala başkentte muhafazakâr kesimin adresi olarak bilinen Çukurambar’da öldürüldü. Suikast, son dönemde sıkça tercih edilen motosikletli eylem ekibince gerçekleştirildi. 
 Miyase İlknur Lüleburgaz’da ilginç bir kazı öyküsü herkesin dilinde. İlçede işletmesi olan bir dostum arayıp hikâyeyi anlatınca “Yok artık daha neler” deyip üzerinde durmadım. Ancak birkaç gün sonra devlette üst düzeyde görev almış bir başka dostumuzdan da benzer konuda bilgiler gelince olayı bir kurcalayalım dedik. Altından evlere şenlik bir hikâye çıktı. Mersin’in Tarsus kazısındaki gizemli öykünün benzeri bu kez Lüleburgaz’da yaşandı. Define avcılığı ile başlayıp sonradan terör operasyonuna dönüşen bu ilginç hikâyenin taraflarından biri ünlü bir iş insanı. Fırat Plastik Kauçuk Sanayi (Fıratpen) Yönetim Kurulu Başkanı Nevzat Demir. Bu ismi sporseverler, özellikle de Beşiktaş taraftarları iyi bilir. Zira Beşiktaş’ın Ümraniye’deki tesisleri onun sponsorluğunda yapıldığı için tesislere Nevzat Demir adı verilmiştir. 
 Yusuf Ziya Gümüşel, Hac dönüşü çocuk müritleri tarafından karşılanmıştı.  Timur Soykan İsmailağa Cemaati’ne bağlı Hiranur Vakfı’nın kurucusu Yusuf Ziya Gümüşel’in kızı H.K.G. babasının kendisini 6 yaşındayken imam nikahıyla ‘evlendirdiğini’, çocukluğu boyunca her gün cinsel istismara uğradığını anlatarak şikâyetçi oldu. 6 yaşındayken 29 yaşındaki bir müritle imam nikahı kıyılan H.K.G. ifadesinde cinsel istismarın kendisine bir oyun gibi gösterildiğini anlatıyor. 2012 yılında ise H.K.G.’nin cinsel istismarına yönelik soruşturmayı gizli ellerin örttüğü anlaşılıyor. 
 İsmail Saymaz “Dün dündür, bugün bugündür” cümlesi 9. Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel’e ait olsa da bu sözün hakkını Erdoğan veriyor. Bir değil, iki değil, üç değil. Say say bitmiyor. “Görevde olduğum sürece İsrail ile olumlu bir şeyi düşünemem” diyen de, “Siz bebek öldürmeyi iyi bilirsiniz” diye parmak sallayan da o, Tel Aviv’e büyükelçi atayan da. Rus uçağının düşürülmesi için “Emri ben verdim” diye övünen de o, Putin’in ayağına kadar gidip canlı yayında kapıda bekletilen ve özür mektubu sunan da. 
 Barış Terkoğlu Marquez’in Kırmızı Pazartesi romanı, “Santiago Nasar, onu öldürecekleri gün, psikoposun geleceği gemiyi karşılamak için sabah saat 05.30’da kalkmıştı” diye başlar. Haliyle cinayeti ilk cümleden itibaren izlemeye başlarız. Bu yazı siyasi bir cinayeti anlatmak için yazıldı. Hayır, parmağımızla gösteremiyoruz. Kapının ardında konuşulanları duyduk. Aklımız, gözlerimizin önünde gidiyor. “Ahmak davası”nı biliyorsunuz. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, üç yıl önce, Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi’nde konuşmuştu. Toplantı, Türkiye’deki yerel seçimlere dair hazırlanan rapor üzerine olağan bir buluşmaydı. Katılımcılar arasında, AKP dahil, farklı partilerin belediye başkanları vardı. İmamoğlu, İstanbul seçimlerinin tekrar edilmesi dahil, yaşanan sıra dışı olayları eleştirmişti. “Bedel” kelimesini ise şöyle kullanmıştı: “Sadece üç ayda, 13 bin oydan 806 bin oya çıkan bir farkla bedel ödeten bir halk var.” Birkaç gün sonra, İçişleri Bakanı Soylu’nun hedefi oldu: “Avrupa Parlamentosu’na gidip, Türkiye’yi şikâyet eden ahmağa söylüyorum, bunun bedelini bu millet sana ödetecek.” İmamoğlu’nun cevabı, tabiri caizse, “Sensin o” şeklindeydi: “31 Mart’ta seçimi iptal edenler ahmaktır.” 

Bilal Erdoğan, helikopterlerle Bitlis Çarşısı dâhil olmak üzere Ahlat’tan sürekli bir yerlere uçuşlar yapılıyor, bir şeyler götürülüyor. Ahlat üzerine çok konuşuldu. Bitlis ve çevresine Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oğlunun, Okçular Vakfı ziyaretleri ve son olarak da Ahlat’ta neden bir Cumhurbaşkanlığı külliyesi açıldığı tartışıldı. İddia o ki Bilal Erdoğan bir süredir tarihi eser kaçakçılığı ile uğraşıyor. Helikopterlerle Bitlis Çarşısı dâhil olmak üzere Ahlat’tan sürekli bir yerlere uçuşlar yapılıyor, bir şeyler götürülüyor. Olabilir. Ya da olmayabilir. 

 Timur Soykan Saray’a uzanan rüşvet ağında ipin ucu yakalandı. Bu ipin ucu kaçarsa Türkiye, Saray rejiminin karanlığına daha da gömülecek. Daha önceki skandallar gibi bu büyük rüşvet ağı da unutulacak. Sorular sormalı ve peşini bırakmamalıyız… Türkiye tarihinin en büyük rüşvet skandallarından biriyle yüzleşiyor. Henüz rüşvet ağındaki ipin ucu yakalandı ve bu ip çekildikçe Saray rejiminin gerçek işleyişini göreceğiz. Yoksulluğa mahkum edilen halktan kopuk 1150 odalı Karanlık Saray’ın koridorlarında, odalarında patronlarla siyasilerin çevirdiği dolaplar, bol sıfırlı kirli pazarlıklar deşifre oluyor. 
| |