|  Cüneyt Ülsever Ahmet Davutoğlu Cengiz Çandar’ın “Cumhuriyet tarihimizin en çarpıcı Dışişleri Bakanı.” (Radikal-04.05.2010) methiyesi ile başladığı kariyerine şimdi Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Cumhuriyet tarihimizin en çapsız dışişleri bakanı” saptaması ile devam ediyor. *** “En çarpıcı-en çapsız” döngüsü üzerine sürdürülen tartışmalar bana da son günlerde “acaba gelmiş geçmiş an çapsız Genelkurmay Başkanı kim?” sorusunu sorduruyor. Hali ile bu sorunun doğru cevabını verebilmek için tüm genelkurmay başkanlarını tanımam ve performansları üzerinde bilgi sahibi olmam gerekir. Böyle bir bilgi bende olmayınca ben ancak kısıtlı bilgimle ve sübjektif tavırla “bir aday” öne sürebilirim. Adını zikretmediğim diğer çapsız Genelkurmay Başkanlarından özür dileyerek adayımı açıklıyorum: 
 Ahmet Altan Eskiden bunu generaller yaparlardı. Televizyona çıkar gözümüzün içine baka baka yalan söylerlerdi. Kendi halklarına böyle pervasızca yalan söyleyebiliyorlardı; çünkü kendilerinin çok güçlü olduğuna, kimsenin onların yalanını yüzlerine vuramayacağına inanıyorlardı. Bu yanılgı, onların iktidarının sonunu getirdi. Önceki gün A Haber’deki programda Başbakan Erdoğan’ı dinledim. “İşkenceci polis”le ilgili soruya aynen şöyle cevap verdi: “Hakkında bir mahkûmiyet kararı yok.” 
 Yılmaz Özdil Kafamıza çuval geçirdiler… Teşekkür mahiyetinde, Kuzey Irak’taki Amerikan üssü’nü biz inşa ettik. Erbil Havalimanı’nı biz yaptık. Süleymaniye Havalimanı’nı da… Rahat gidip gelsinler diye, tarifeli uçak koyduk. * Şahane kampuslarıyla üniversiteler yaptık. Türkiye’nin güneydoğusu’nda dünyaya geldiysen, bu üniversitelere sınavsız kabul ediyorlar. Yurt ücretsiz. 200’er dolar harçlık veriyorlar. 
 Merdan Yanardağ Nihayet beklenen gerçekleşti ve Genelkurmay eski Başkanı Hilmi Özkök, Ergenekon Davası’nın geçen hafta perşembe ve cuma günleri yapılan duruşmalarında tanık olarak dinlendi. E. Orgeneral Hurşit Tolon ve Genelkurmay eski Başkanı İlker Başbuğ gibi sanıkların ve avukatlarının iyi hazırlanmış, gerçeğin açığa çıkmasını sağlayacak soruları Özkök’ü hayli sıkıştırdı. Özkök’ün Ergenekon davasında dinlenmesi hiç kuşku yok ki geçen haftanın en önemli gelişmesiydi. Çünkü Özkök, Ergenekon ve Balyoz davalarının en kritik tanığıydı. Ergenekon tertibinin hazırlanmasında Özkök’ün önemli bir rolünün olduğuna ilişkin ciddi iddialar vardı. Kendisinin de doğruladığı gibi; “Ayışığı” ve “Yakamoz” gibi kodlarla anılan ve darbe planları olduğu ileri sürülen dosyaların yüklü olduğu CD, kendisine görevdeyken ulaştırıldı. Özkök, bu CD’nin “kaynağının belirsiz olduğunu ve meşru bulmadığını” belirterek işlem yapmadığını söyledi. 
 Doğan Akın Bu, kendisine aşkından gözleri kör olmuş ülke için bir kez daha utanma vaktidir. Bahçelievler’de silahsız yedi genci hunharca öldüren katillerden yakalanabilenler “Dünya Hukuk Günü”nde serbest bırakıldı! Böylece, daha önce bırakılan diğer katiller ve uğursuzlarla Bahçelievler katliamı katillerinin durumu eşitlenmiş oluyor. Vatandaşını korumayan, katilini yakalamayan, yakaladığına hak ettiği cezayı veremeyen bir ülkenin icat ettiği adalet bu kadar oluyor demek ki: Katillere eşitlik! 
 Doğan Akın Biliyorum; “skandal”, gazetecilik dilinde tüketilmiş, yerli-yersiz kullanım nedeniyle pek itibarı kalmamış bir sözcük. Ünlem işareti de öyle. Ancak ben anlatacağım hikâye için ne “skandal”dan başka bir ifade bulabildim, ne de neredeyse her cümlenin sonuna ünlemden başka ekleyecek bir işaret. Sıkıcı uzunlukta bir hikâye anlatacağım size. Torbalı-torbasız yasalardan, tüzüklerden, yönetmeliklerden, idari düzenlemelerden, denetimden söz edeceğim. Ancak bilin ki, anlatacağım, bu ülkede yaşayan herkesin hikâyesidir. Madem hikâye sıkıcı, önce vakti olmayanlar için bir özet yapalım. 
 Fethullah Gülen, Ali Bayramoğlu. Özel Yetkililerde Cemaat su sızdırmaz biçimde örgütlendi. O alan Cemaat dışı dindar-muhafazakârlardan bile ‘temizlendi’ Siyasette haklı çıkmaya çalışmanın bir anlamı vardır. Nihayetinde siyaset, mevcut gerçekliği kendi hakikatinize taşıma eyleminin ta kendisidir. Bununla beraber, gerçeklik ile hakikatiniz arasındaki mesafe her açıldığında “bakın bakın ne kadar da haklıymışım!” hallerine dalarsanız, haklı çıkma çabanız trajikomik bir gösteriden ileri gidemez. Bugün Türkiye ’deki entelektüellerin geneline hakim olan manzara da bu! 
| |