|  Soner Yalçın Kemal Abi… Marks der ki: “Toplumsal reformlar; asla güçlünün zayıflığından ötürü değil, her zaman zayıfın gücünden ötürü gerçekleşir.” Yani… İktidar size sunulmaz; siz iktidarı söke söke alırsınız, demeye getiriyor. Kollarını kavuşturup nesnel koşulların oluşmasını bekleyenler her daim yenilmeye mahkumdur, demeye getiriyor. Ne yazık ki siz… İflah olmaz politik toyluğunuz nedeniyle, zayıfa güç kazandıramadınız! ABD’nin, TÜSİAD’ın ve kimi medyanın iktidarı avucunuza koyacağını sandınız! 
 Yılmaz Özdil Guguk kuşu. En tehlikeli… En sinsi kuş türüdür. * Gözüne kestirdiği yuvanın etrafında dolanır, saksağan yuvası, ispinoz yuvası, ötleğen yuvası fark etmez, yabancı türlerin yumurtlamasını, kuluçkaya yatmasını bekler, uygun zamanı kollar, hedef aldığı yuva boş bırakıldığında, anında gelir, kaşla göz arasında bir yumurtayı yuvadan atar, kendi yumurtasını onun yerine yerleştirir, pırrr, gider. * Yuvanın sahibi geri döner, kendi yumurtalarından birinin dışarı atıldığını, onun yerine kendisinden olmayan yumurtanın monte edildiğini fark etmez, kuluçkaya yatmaya devam eder. 
 Hasan Cemal Sonuç, Erdoğan açısından tam bir seçim başarısıdır. Muhalefet için de tam bir yenilgi. Bu sonuç Türkiye’de ‘muhalefet sorunu’nu da sergilemiş oldu. Ayrıca bu sonuçla Erdoğan, Türkiye siyasetini muhalefet liderlerine göre çok daha iyi okuduğunu göstermiş oldu. Bu dört konuda kuşkum yok. 1 Kasım’da AKP oylarının artacağını, 276 sınırına kadar çıkabileceğini bekliyordum, ama böylesine bir başarı doğrusu aklıma hiç gelmemişti. 
 Ayşe Yıldırım Cumhurbaşkanı Erdoğan, seçimlere iki gün kala çıktığı Sky Türk ve 24 TV ortak yayınında ‘bomba’ etkisi yaratacak bir gerçeği açıklıyordu: “Malum partinin kampanya yönetimini, Obama’nın kampanyasını yürüten ekip yapıyor. İstanbul’da bir araya geldiler. Bu görüşmelerde malum medya grupları da vardı.” Erdoğan, ‘üst akıl’ dediği Obama‘nın kampanyasını yürüten ekibin ‘malum parti’ dediği HDP’ye ‘terör yapılmasını tavsiye ettiğini’ de ‘açıklayarak’ devam ediyordu: “O kampanyayı yürüten ekip, yalanı ve iftirayı sürekli kullanın dedi. Çünkü sürekli yalan söyleyince artık doğru gibi algılanacağını belirttiler. Bunu aynen uyguluyorlar.“ 
 Yılmaz Özdil Bülent Arınç çıktı, “birilerine olan sevgimi kaybettim, Yezid’den daha fazla cinayet işliyorlar, TRT bana ambargo uyguluyor” dedi. * “Vicdan konuştu” deniyor. * İyi de… Sahte hahamı ekrana çıkaran, sahte cephanelik kazılarını canlı yayınlayan, varlığıyla onur duyduğumuz Sabih Kanadoğlu’nun evinin basıldığını henüz ev basılmadan duyuran, Silivri’de Ergenekon iddianamesini spikerlerine okutan TRT… Hangi vicdanın sesiydi? 
 Hasan Cemal Konuşmama* başlarken bir noktayı belirtmek istiyorum. Karım yazılarımdan şikâyetçi, döne döne hep aynı şeyi yazıyorsun, diyor. Haklı ama… Ben de onu dinlemiyorum. Çünkü bugün karşımızda döne döne hep aynı şeyleri tekrarlayan bir siyasal iktidar var, Saray’daki Sultan düzeni var. Türkiye bugün artık bir darbeler ülkesi… Özgürlüklere darbe… Hukuka darbe… Medya bağımsızlığına darbe… Medya özgürlüğüne darbe… İfade özgürlüğüne darbe… Yargı bağımsızlığına darbe… Güçler ayrılığına darbe… 
Dikkat ettiniz mi; yolsuzluğun hacmi büyüdükçe camilerin kapasitesi, ‘ihtişamı’ da büyüyor. Dinin, din gibi yaşandığı, Hakk için ibadet edildiği dönemlerde, inananlar bir araya gelir, bir dernek kurulur, konu-komşu, esnaf-tüccar ziyaret edilir, imece usulü ve biraz da yerel yönetim katkısıyla, mahallenin veya köyün uygun bir bölgesine o ibadethane yapılırdı.
Rızalıkla ve elbette helal paralarla yapılırlardı… Az buçuk da olsa ‘laiklik’ denilen kavrama uygun davranılırdı. Ahlaki olmaya, rızalık almaya dikkat edilirdi. Helallerine haram karıştırılmasını istemezdi yurttaşlar. Ezan çok güzel okunur, ses cihazı kullanılmaz kulaklara işkence edilmez, “illallah” dedirtmezdi. Henüz, ‘büyük İslam uleması’ Hayrettin Karaca; “yolsuzluk yapana hırsız demenin büyük bir günah olduğuna” dair fetva vermemişti. Henüz din, ahlakı dışlamamıştı ve henüz yolsuzluk yapılan ülkeler kategorisinde en diplere inmemiştik… 
| |