Dikkat ettiniz mi; yolsuzluğun hacmi büyüdükçe camilerin kapasitesi, ‘ihtişamı’ da büyüyor. Dinin, din gibi yaşandığı, Hakk için ibadet edildiği dönemlerde, inananlar bir araya gelir, bir dernek kurulur, konu-komşu, esnaf-tüccar ziyaret edilir, imece usulü ve biraz da yerel yönetim katkısıyla, mahallenin veya köyün uygun bir bölgesine o ibadethane yapılırdı.
Rızalıkla ve elbette helal paralarla yapılırlardı…
Az buçuk da olsa ‘laiklik’ denilen kavrama uygun davranılırdı. Ahlaki olmaya, rızalık almaya dikkat edilirdi. Helallerine haram karıştırılmasını istemezdi yurttaşlar. Ezan çok güzel okunur, ses cihazı kullanılmaz kulaklara işkence edilmez, “illallah” dedirtmezdi. Henüz, ‘büyük İslam uleması’ Hayrettin Karaca; “yolsuzluk yapana hırsız demenin büyük bir günah olduğuna” dair fetva vermemişti. Henüz din, ahlakı dışlamamıştı ve henüz yolsuzluk yapılan ülkeler kategorisinde en diplere inmemiştik…
![]()










