|  Ahmet Altan Artık kaybolmuş bir nehir Rubicon, coğrafyacılar bir zamanlar tam olarak nerelerden akmış olduğunu, başka bir nehire dönüşüp dönüşmediğini, kuruduysa nasıl kuruduğunu hala araştırıyorlar. İtalya’daki bu nehrin adı ve iki bin yıldan fazladır insanlığın sözlüğünde kapladığı simgesel yer, nehrin kendisinden çok daha önemli. Romalı komutanların bu nehri ordularıyla birlikte geçmeleri ve imparatorluğun başkentine askerleriyle gelmeleri “ölümcül” bir suçtu. Roma’yı kendi kuvvetlerinden de korumak zorunda olduklarına inanan Romalılar bu kesin kuralı koymuşlardı… Her devletin, kendi görevlilerine karşı da korunması gerektiğini o zamanlardan sezmişlerdi. 
 Ahmet Altan Zaman Gazetesine el konulması sonrası Ahmet Altan dün çok çarpıcı bir yazı yazdı. Muhalefete çağrı yapan Altan “parlamentoda ciddi bir gücünüz, milyonlarca seçmeniniz var” deyip Hukuka sahip çıkın mesajı gönderdi. “Zaman Gazetesi’ni koruyun, Sur’da vurulan beş aylık bebekleri koruyun, Kayseri’de göz altına alınan Boydak’ları koruyun, yeniden hapsedilmek istenen Can Dündar’la Erdem Gül’ü koruyun, Mehmet Baransu’yu, Hayri Tunç’u, Hidayet Karaca’yı, Gültekin Avcı’yı, Kürt gazetecileri, mallarına el konulan işadamlarını koruyun.” 
 Hasan Cemal Anayasa Mahkemesi’nin Dündar-Gül kararı, anlaşılan, Erdoğan’ın vücut kimyasını fena hâlde bozmuş durumda. Galiba artık ne söylediğinin de farkında değil. “Vermiş olduğu karara sadece sessiz kalırım” dedikten sonra, ne sessiz kalması, her zamanki gibi açtı ağzını yumdu gözünü: – Kararı kabul etmek zorunda değilim – Bu karara uymuyorum. – Saygı da duymuyorum. – Bu dava casusluk davasıdır. – Basın özgürlüğü davası değildir. – Yerel mahkeme bu karara direnebilirdi. – Dirense, AYM kararı boşa çıkacaktı. – Karar boşa çıksa, tahliye edilen kişiler Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gideceklerdi; oradan alacakları cevap da bellidir. 

 Ahmet Altan Şu korkunç sonbahar kış döneminde, Ankara’nın ağaçlarının dallarında yapraktan çok insan parçaçıkları gördük. Ard arda bombalar patladı. İnsanlar, insancıklar, arkalarında sevdiklerinin sarılacağı, son kez dokunacağı, elini sevgiyle öpeceği bir cenaze bile bırakamadan paramparça olarak havaya savruldular. Bunu mu hak ediyor Türkiye? Bu insanlar bunu mu hak ediyor? Biz, Ortadoğu’nun “vaad edilmiş” toprakları, ateşten kavrulan insanlarının serin ve güvenli cenneti, başkentinin ağaçlarından insan parçaçıklarının toplandığı değil neşeli yaprakların açtığı yeşil bir vadi olabilirdik. Her şeyimiz vardı bunu gerçekleştirebilmek için. 
 Hasan Cemal Evet soruyorum: Kuduran kim?.. Murat Belge… Oya Baydar… Aydın Engin… Ferhat Kentel… Gençay Gürsoy… İsmail Beşikçi… Ragıp Zarakolu… Muzaffer Erdoğdu… Temel İskit… Doğan Özgüden Yücel Sayman… Zeynep Tanbay… Necmiye Alpay… Nesrin Nas… Fikret Başkaya… Abdullah Demirbaş… Ahmet Abakay… Alev Er… Gün Zileli… Bülent Keneş… Ferhat Tunç… Şanar Yurdatapan… Hasan Cemal… 
 Celal Başlangıç Sheraton Erbil’in lobisinde röportaj yapıyorduk. Teyp açıktı. Cep telefonu çaldı. İzin isteyip yanıtladı gelen çağrıyı. Hattın öbür ucundakini dinledi bir süre, sonra Kürtçe birşeyler söyleyip kapattı telefonu. Düzgün Türkçesiyle biraz önce çalan telefonunu göstererek anlattı: “Şimdi Rojava’dan aradılar. 30 kadar rejim askerinin olduğu bir karakolu kuşatmıştı arkadaşlar. 10 gündür teslim olmalarını bekliyorduk. Sonunda kabul etmişler. Şimdi silahlarını bırakıp teslim olmuşlar. Bizim arkadaşlar da ‘İster burada kalmaya devam edin, isterseniz Suriye’nin dilediğiniz bir kentine gidin’ demişler. Şimdi bunları muhalifler kuşatmış olsaydı, bir gün bile beklemez basıp öldürürlerdi hepsini. Gördüğünüz gibi bizim amacımız savaşmak değil, kendi halkımızı, yaşama alanlarımızı korumak.” 
Cumhuriyet yazarı Mine Söğüt: En baştan belliydi, bu adamın o makamlarda cumhuriyetin içini boşaltmak gibi önemli bir işi vardı.
Roman ve Cumhuriyet gazetesi yazarı Mine Söğüt, “Gözümüzün içine baka baka orduyu tasfiye etti, hukuku ele geçirdi, basını tekeline aldı, aydınları tehdit etti, gazetecileri hapse tıktı, tüm muhaliflerine esip gürledi” dediği Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan için, “Bu adamın Cumhurbaşkanlığı makamında ne işi var?” diye sordu. Erdoğan’ın yirmi iki yıl önce “Elhamdülillah Müslümanım diyenlerin, şeriatçıyım demesi de gerekir”; altı yıl önce 23 Nisan kutlamalarında koltuğunu bıraktığı çocuğa “Başbakan sensin, ister asar, ister kesersin”; üç yıl önce “İki tane ayyaşın yaptığı yasa muteber oluyor da dinin emrettiği bir yasa sizin için neden reddedilmesi gerekiyor” sözlerini hatırlatan Söğüt, “Yarın, bu acı utanca dönüşecek ve soracağız: ‘Bu ülkenin bu zamanda, burada ne işi var? Bizim bu kadar uzakta ne işimiz var?’” dedi. 
| |