|  Levent Gültekin Yaklaşık iki yıl önce bir yazımda mealen şöyle yazmıştım: Tek adam rejimleri toplumu bir arada tutan bütün kurumları, değerleri tahrip eder. Ülke adeta çözülür. O tek adamın varlığı, onun yaydığı korku, uyguladığı baskıcı politikalar o toplumu bir arada tutan tek enstrümana dönüşür. Sonra günün birinde o liderin başına bir iş geldiğinde, toplumu bir arada tutan değerler, kurumlar harcanmış olduğundan ülkeler dağılma eşiğine gelir. Böyle demiş, Irak, Libya vb. gibi ülkeleri de örnek göstermiştim. Amacım Erdoğan’ı Saddam’a benzetmek değil, gidişata dikkat çekmekti. Bu amaçla hemen her yazımda “Erdoğan, ne yazık ki kendi kaderini Türkiye’nin kaderiyle eşleştirecek, kendisini ülke için vazgeçilmez kılacak politikalar uyguluyor” vurgusu yaptım. 
 Levent Gültekin Kapalı kapılar ardında, ikili sohbetlerinde Erdoğan’a deli muamelesi çekenler, kamuoyu önünde Erdoğan’a methiyeler düzüyor. Eş-dost ortamlarında Erdoğan’ın yaptıklarının, söylediklerinin, uyguladığı politikaların ülkeyi felakete sürüklediğini iddia edenler, ekranlarda Erdoğan’ı göklere çıkarıyor. Sadece gizli saklı, eş dost sohbetlerinde de değil, dış dünyayla irtibatlı bazı çevrelere de “Aman bu adamı biz de kontrol edemiyoruz. Yoksa onun dediklerine katılmıyoruz” diyerek hem o çevrelerde Erdoğan’a nefreti daha da körüklüyorlar hem de kendilerini sorumluluktan kurtarmaya çalışıyorlar. Onların kapalı kapılar ardında söylediklerini açıktan, kamuoyu önünde söyleyenlere ise ‘Erdoğan düşmanı’ yaftası vuruyorlar. 

 Levent Gültekin Cumhuriyet tarihinin en çok mağdur edebiyatı yapan iktidarı kendi yarattığı mağdurların sessiz kalmasını, kaderine razı olmasını istiyor. 15 Temmuz sonrası “Darbecilerle mücadele ediyoruz” diye on binlerce insanı işten attılar. ‘Terörist’ damgası vurdular. Bir gecede hayatlarını zindana çevirdiler. Ne suçlarını ispat ediyorlar ne de savunma hakkı veriyorlar. Bunlar yetmezmiş gibi başka yerde iş bulmalarını da engelliyorlar. “Ben ne yaptım, söyleyin suçum ne?” diye feryat eden insanlara Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Yıldırım gaddarlıkla, vicdansızlıkla “Kimse mağdur edebiyatı yapmasın” diyor. 
 Fotoğraf: Reuters Olan bitene dair doğru saymamız istenen ‘bilgi’ şu: Bir ‘üst akıl’, yani ‘Amerika’, ‘FETÖ’, PKK ve DAİŞ’i kullanarak Türkiye’yi işgal etmeye ve ‘çökertmeye’ uğraşıyor. Bu, dünya tarihi boyunca kurulmuş en aptalca cümle olabilir. Biri tahsilsiz öbürü tahsilli iki tür cehaletin pençesindeki toplumumuz, üstelik bir yandan derin travmalara yol açan olaylar yaşarken, yeni bir cehalet pompalamasıyla karşı karşıya. Buna karşı savunmasızız. Çünkü akıl ve muhakeme yeteneği stokumuz bizi koruyabilecek düzeyde değil. Cehalet pompalaması karanlığı büyütüyor, bilinmezliği derinleştiriyor; böyle bir ortamda bunun kaçınılmaz sonucu, korkunun, paniğin artışı, her türlü sapkınlığa meyledebilme tehlikesi olacak. 
 Mine Söğüt Aldatanlar ve aldatılanlar… Özür dileyenler, pişman olanlar, Allah’a sığınanlar… Apoletleriyle cüppelerini tokuşturanlar… Dünyaya kafa tutan ve idam diye diye nutuklar atan bir “kahraman başkumandan”… İdam cezasının geri gelmesini isteyen, çok isteyen, illa isteyen sevinçli kalabalıklar… Her kesimden insanın bir araya gelip bayrak sallamasını; tekbir sesleriyle Onuncu Yıl Marşı’nın birbirlerini bastıra bastıra yan yana çalınmasını; bu ülkenin şaibelerle dolu bir darbeden kurtuluşu ve yeniden kuruluşu sananlar… Neyin yıkılıp neyin kurulduğunu hiç umursamayanlar… 
 Oya Baydar Yenikapı’daki miting meydanının adı nedir ya da bundan sonra ne ad verilecek bilmiyorum ama bir yurttaş olarak isim önermek istiyorum: Başkomutanlık Darağacı Meydanı. RTE Darağacı Meydanı da olabilir, böylesi Sayın Cumhurbaşkanı’nın daha fazla hoşuna gider sanırım, tarihe damgasını daha kalıcı vurmuş olur. Üstelik insan da iktidar da fâni; gün gelir başkomutan değişebilir. Şu canî kalkışma maazallah başarıya ulaşsaydı şimdi başkomutan uğursuz katilin teki olacaktı mesela. 
 Levent Gültekin 15 Temmuz gecesi Türkiye bir felaketin eşiğinden döndü. Felaketin bıraktığı enkaz büyük. Sonrasında ortaya çıkan tabloya bakılırsa darbe iktidara değil, ülkeye yapıldı. Böyle bir ortamda elbette siyasi görüş farklılıklarını ve tartışmaları bir tarafa bırakmak gerek. Ülke ağır bir krizden geçerken, “Geçmişte sen şunu yapmıştın, sen şöyle yaptığın için bu işler böyle oldu” demenin şu anda kimseye bir faydası yok. Birliğe, bütünlüğe ve buradan çıkacak ortak akla ihtiyacımız var. Çünkü ülke, ortak akılla ancak düzlüğe çıkabilir. İktidar da muhalefet de birlik, bütünlük mesajları veriyor. Bu iyi bir şey. 
| |