Rıza Türmen, İbrahim Kaboğlu ve Turgut Kazan anlattı; neden “Hayır” diyorlar?

HABER
Miray Tamer

Türmen, Kaboğlu ve Kazan, Demokrasi İçin Birlik’in toplantısında konuştu.

Eski Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) yargıcı ve Demokrasi için Birlik Sözcüsü Rıza Türmen, anayasa profesörü İbrahim Kaboğlu ve avukat Turgut Kazan, 16 Nisan’da halk oylamasına sunulacak anayasa değişikliği teklifini eleştirdi. İbrahim Kaboğlu’nun “İçinde Türkiye yok” dediği metin için, Rıza Türmen’in yorumu da “Halkın çıkarları korunmuyor. Anayasaları halk hazırlar, hükümet değil” oldu. 

Halk oylamasında “hayır” çıkması durumunda, yeni bir anayasa için harekete geçilmesi gerektiğinin altını çizen Türmen, şunları söyledi:

“Bu ‘hayır’ sonucu ortaya çıkarsa, yeni bir anayasa yapmak gerekir. Düzeltilmiş bir parlamenter sistem kurulması gerekir. Cumhurbaşkanlığı’nın Meclis’ten çıktığı ve yetkilerinin sembolik hale getirildiği bir anayasa hazırlanmalı. Katılımcı ve çoğulcu bir sistem getirilmesi lazım”

Avukat Turgut Kazan da, referandumda ‘evet’ sonucunun çıkması hâlinde “kimsenin güvende olmayacağını” savundu. Kazan, “Evet çıkarsa güvenliğimiz kalmaz demeyeceğim yalnızca. Kimsenin evinin güvenliği kalmayacak. ‘O ev terörist evi denecek‘. Bugün zaten bu yaşanıyor” ifadesini kullandı.

Demokrasi İçin Birlik tarafından düzenlenen basın toplantısına konuşmacı olarak katılan Türmen, Kaboğlu ve Kazan’ın açıklamaları şöyle:

“Yapılan anayasa değişikliği, halktan kopuk”

Rıza Türmen: 
Referandum kampanlayalarında her türlü korkutma taktiğini uyguluyorlar. Ne basın özgürlüğünden ne toplantı özgürlüğnden söz edebilirsiniz. Korku, sindirme yöntemleri geçerli ve öyle anlaşılıyor ki ‘evet’i savunanlar, içeriğini anlatmak yerine ‘hayır’cıları susturmayı yeğliyorlar. Devletin bütün olanaklarını kullanıyorlar. İşte en son Demokrasi için Birlik’in RTÜK çalışması var. Oradan bir örnek bermek gerekirse televizyon ekranlarda ‘Evet’ için 485, ‘Hayır’ için 45 dakika ayrılmış.

Önemli olan şu; hayır hâlâ önde ve hayır mücadelesi yapılıyor. Alana baktığınız zaman ‘evet’ kampanyası 1.5 siyasi parti içine sıkışmış durumda. Ama hayır kampanyası çok geniş bir halk hareketi. Referandum büyük bir halk hareketi başlattı. Geziden bu yana hep görmek istedğimiz bir halk hareketini başlattı. Bu halk hareketinin içinde ‘evet’in getireceği keyfi, tek adam yönetimine itirazı olan, demokrasi içinde yaşamak isteyen herkes var. Bu istek, önüne geçilemez bir istek hale geldi.

Bu halk hareketi, baskılanan bir buharın fışkırması haline dönüştü. Bugün ortaya çıkan halk hareketinin bence en büyük özelliği bu. Bu halk hareketini ekranlarda görmüyorsunuz. Bizim elimizde kaymakam, vali de yok. “Vatan haini”, “Darbeci” diyenlere yanıt verme olanağımız yok, ama bu ‘hayır’ rüzgarını hissediyorsunuz. Bu dipten gelen bir hareket. Bütün toplum bunu ensesinde hissediyor. Bu halk hareketinin böyle çıkmasının temel nedeni, yapılan anayasa değişikliğinin halktan kopuk olması bir kere.

Anayasaları halk yapar, hükümetler değil. Halk yaparsa bir anayasayı ancak o halkın malı olur. Oysa bugün yapılan anayasa değişikliği içinde halkın olmadığı bir değişikliktir. Halkın çıkarlarının korunmadığı bir değişikliktir. O nedenle bu anayasa değişikliği hareketi böyle bir halk hareketine toslamıştır. Referandumda oylanan Türkiye’nin geleceğidir. Bu referandumda mutlaka doğru bir sonuç çıkarmalıyız. Referandum bittikten sonra bu hareketin devamı söz konusudur. Bu hareket devam etmelidir ki, hayır sonrasında, daha demokratik daha çoğulcu bir Türkiye’nin yolu açılsın. Bu Türkiye’yi yaratılmak için bu halk hareketinin dinamiğini sürdürmek lazım. Hayır kampanyası sonuç verirse, ki böyşe olacağını tahmin ediyorum, bu hayır kampanyası sadece anayasa değişikliğinin reddi değil, bu tahakkümcü zihniyetin de reddidir. Onun için bu hareketi muhafaza etmek lazım.

Bu ‘hayır’ sonucu ortaya çıkarsa tabii ki yeni bir anayasa yapmak gerekir. Düzeltilmiş bir parlamenter sistem kurulması gerekir. Cumhurbaşkanlığı’nın Meclis’ten çıktığı ve yetkilerinin sembolik hale getirildiği bir anayasa. Katılımcı ve çoğulcu bir sistem getirilmesi lazım. Hayır çıktıktan sonra bugünkü durum muhafaza edilemeyecektir. Bugünkü durumdan daha farklı bir anayasa yapmak lazım. Bu proje yeni bir demokrasi tartışması başlatabilir. Bu tartışma yeni kapılar açabilir. Hayır sonucunun çıkması böyle bir Türkiye’nin çıkması anlamına gelecektir. Bu referandum ile birlikte yeni bir günün ışıkları doğacaktır. Böylesine bir kampanya Türkiye’de görülmemiştir. Böylesine yaratıcı, cıvıl cıvıl bir kampanya görülmemiştir.

“Metnin içinde Türkler yok, Kürtler yok, Türkiye yok”

İbrahim Kaboğlu:
Rıza Bey çok olumlu, pozitif bir çerçeve çizdi. Ben onun açtığı yoldan ilerlemeye çalışacağım bazı belirlemeler yapmak suretiyle. Bu işin bir devlet tarafı var ve bir muhalefet partisinin katkılarıyla hazırlanan bir metin söz konusu. “Halk bunun neresinde?” sorusunu Güneydoğu’da çok soruyorlar. Kürt halkı da soruyor, Batı’da Türkler de soruyorlar. Bu metinde Türkiye de yok aslında. Toplumsal ihtiyaçlardan kaynaklı bir metin değil. Bunun kamuoyuna sunulmasında izlenen yöntem dikkate alındığında üç ayak saptanabilir;
1) İktidar, muhalefet partisi ve bütün devlet organları…
2) Medya
3) Halk
Birincisi savaş seferberliği görünümünde. Bu savaşa “Hayır” diyenler terörist olarak ilan edilebiliyor. Öyle bir medya ki bu metnin tartışılması bir yana, bu metnin çıplak olarak sunulması bile söz konusu değil. Yani sadece cumhurbaşkanının yasama yetkileriyle ilgili maddeler okunsa, bu bile yaterli bir mesaj olur. Bu metnin çıplak tanıtımı yapılamıyor, tam tersine çarpıtılarak sunulması söz konusu. Anayasal bilgilendirilme hakkı, en öne çıkan haklardan biridir.

Uzmanların görüşlerine başvurulmadığı bir süreçte, bu hak da ihlal edilmektedir. Şu söylenebilir; referanduma iki hafta kala, bu metin yeterince işlenilebilmiş değil ve yeterince bu konuyla ilgili kesimler arasında bile paylaşılabilmiş değil. Bir anayasa metni değil, adeta sonradan eklemeler yoluyla yazılmış bir metin. Bütün yetkiler bir kişiye veriliyor, belirsiz yetkiler bunlar, birçok yasama yetkisi hem de doğrudan doğruya anayasa ile aynı kişiye verilmiş bulunuyor. Bunun başında devletin tüm örgütleri bulunuyor. Bu metin, cumhurbaşkanının parlamentoda çoğunluğa sahip olabilmesi amacıyla yazılan bir metin. Bu metnin sistemle ilgisi bulunmamaktadır.

Burada esasen halk çok canlı ve benim hiç görmediğim bugüne kadar bir sahiplenme söz konusu. Hayırın terörize edilmesi Anadolu halkının zoruna gitmiş bulunuyor. ‘Anadolu isyanı’ denebilecek bir süreç içindeyiz. Bence savaş projesinin kırılması, barış projesinin geliştirilmesine bağlıdır. Bu nedenle bu metni tekrar tekrar okuyup bunun çelişkilerini çevremizle paylaşmamız gerekiyor. Bu metni hazırlayan AK Parti ve MHP’nin tabanı da çok rahatsız. “Hayır” diyenleri terörize ederek kendi tabanlarını kurtarmak istiyorlar. Bunları münferit olarak, bireysel olarak, birlikte olarak yapabileceğimize inanıyorum. Bu bir savaş projesi. Salonlar iptal ediliyor, üniversitede öğrencileri bile konuşturulmuyor. Bu sürdürülebilir bir kampanya değildir.

“İçerik anlatılmıyor, hepsi yalana dayalı”

Turgut Kazan:
İçeriğin anlatılması gerek, içerikle ilgili hiçbir şey anlatılamıyor. Hepsi yalana dayalı. ‘Hayır’cılar, ağırlaşan bir korku imparatorluğunun daha gelmekte olduğunu anlatıyorlar. Ben yargının içinde görev yapan bir insanım. O yüzden bu pencereden bakarak ‘hayır’ı anlatmaya çalışıyorum. Bugün kimsenin güvenliği yok. Saray “Bu kadarı bana yetmez” diyor. ‘Evet’ çıkarsa güvenliğimiz kalmaz demeyeceğim yalnızca. Kimsenin evinin güvenliği kalmayacak. “O ev terörist evi” denecek. Bugün zaten bu yaşanıyor.

Kaynak : Miray Tamer –  http://t24.com.tr/

Avukat Turgut Kazan: FETÖ kumpaslarının başrol isimleri korunuyor

Kazan, bazı isimlerin korunmasına karşı HSYK’ya dilekçe verdi.

CHP İstanbul Milletvekili İlhan Cihaner ve Avukat Turgut Kazan, Gülen cemaati yapılanmasının gerçekleştirdiği kumpasların başrol isimlerinin hâlâ korunduğunu söyledi.

Eski Cumhuriyet Başsavcısı ve CHP İstanbul Milletvekili İlhan Cihaner, Avukat Turgut Kazan ile birlikte basın toplantısı düzenleyerek, “FETÖ ile mücadele” söyleminin aksine Gülen Cemaati yapılanmasının düzenlediği ifade edilen Van, Erzincan, Erzurum kumpaslarında başrol oynayan isimlerin korunduğunu ifade etti.  

Kazan, ‘FETÖ itirafçısı’ Savcı Ferhat Sarıkaya için “Cemaatin uydurduğu asılsız bir ihbar mektubu Enver Arpalı’nın intiharına yol açmıştı. Arpalı’nın intiharı FETÖ çatı iddianamesinde örgütün şiddet sonucu ölümle sonuçlanan eylemlerine örnek olarak gösteriliyor. İntiharda başrol oynayan Ferhat Sarıkaya tanık sıfatıyla yer alıyor. Sarıkaya hakkında bir şey yapılmış değil. Son olarak lütfettiler de açığa aldılar” dedi.

Evrensel’de yer alan habere göre, Ankara Barosu Eğitim Merkezi’nde basın toplantısı düzenleyen Cumhuriyet eski Başsavcısı ve CHP İstanbul Milletvekili İlhan Cihaner, Avukat Turgut Kazan, ‘FETÖ’ davalarında asıl ‘FETÖ’cülerin korunduğunu ifade ederek Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na (HSYK) verdikleri dilekçe örneğini basınla paylaştı.

Kazan, şunları ifade etti:

“FETÖ’nün Türkiye’yi ele geçirme girişiminin ilk adımı Van Yüzüncü Yıl soruşturmasında atılmıştı. Savcı Ferhat Sarıkaya başrol oyuncusuydu. Cemaatin uydurduğu asılsız bir ihbar mektubu Enver Arpalı’nın intiharına yol açmıştı. Arpalı’nın intiharı FETÖ çatı iddianamesinde örgütün şiddet sonucu ölümle sonuçlanan eylemlerine örnek olarak gösteriliyor. İntiharda başrol oynayan Ferhat Sarıkaya tanık sıfatıyla yer alıyor. Sarıkaya hakkında bir şey yapılmış değil. Son olarak lütfettiler de açığa aldılar.

“Kumpas davasında sıradan biz gizli tanık olan Serkan Zirek’e 23 yıl hapis cezası verilirken EFE kod adıyla Bayram Bozkurt tahliye edildi. Üstelik bu tahliye duruşma günü dışında ara celse yapılıp Bozkurt’un dinlemesi  sonrasında verildi. Bu uygulamanın kaçırma uygulaması olduğu açıktır. Koruma uygulaması Erzincan, Erzurum kumpaslarıyla ilgi başka bir dosyada da devam etti. Kumpasın başrol oyuncularından Ahmet Demir ve Abdulvahap Güllü 23 Şubat 2017 tarihinde tahliye edildi.

“Siyasal iktidar eli güçlendikçe ‘o davalarda görev yapanları koruyalım’ demiş oluyor. Hiç lafı uzatmadan söyleyeyim İstanbul Darbe Girişimi iddianamesinde müvekkilim İlhan Cihaner’in FETÖ örgütü mensuplarınca makam odasında sürüklendiği belirtilirken, o örgüt mensuplarının birer birer tahliye edilmesinin ‘o davalarda görev yapanları koruyalım’ demekten başka bir anlamı yok.

“Daha 17-25 Aralık öncesinde biz bu yapının tehdit oluşturduğunu söylemiştik. Gelinen noktada bu yapıyla etkin ve adil bir mücadele sürdürülmeli. Siyasi boyutları da var. Kumpas davalarında kritik isimlerin salıverilmesine göz yumuluyor. Darbe Girişimini Araştırma Komisyonu da olayın üstünü örtmek için bir rol üstlendi.”

Kaynak : http://t24.com.tr/