Demirtaş: Siz kimsiniz de bu düzeni değiştireceksiniz diye soran olursa “halkız biz ulan!” deyiverin

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş cezaevinden gönderdiği yazıda, “aydın, sanatçı, akademisyen, siyasetçi çevrelerindeki yaygın karamsarlığı” eleştirdi.

Halkların Demokratik Partisi Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, tutuklu bulunduğu Edirne F Tipi Cezaevi’nden Birgün’e yazdığı yazısında aydın, sanatçı, akademisyen, siyasetçi çevrelerindeki karamsarlığı eleştirerek, ” Mevcut faşizan düzene itiraz eden, isyan eden milyonların varlığından emin olmamıza rağmen, bu potansiyele öncülük yapmaktan imtina etmek “ilerici” duruşa sahip hiç kimseye yakışmaz” ifadelerini kullandı.

Demirtaş’ın Birgün’de yer alan yazısı şöyle:

Tamam, çok da “neşeli günlerden” geçmediğimiz doğru. Ama bu gibi dönemlerde topluma öncülük etmesi beklenen aydın, sanatçı, akademisyen, siyasetçi çevrelerindeki yaygın karamsarlığı, kötümserliği anlamak da mümkün değil. Baskı ve zorbalık uygulamaları ile tarihte ilk kez karşılaşan insanın şaşkınlığını yaşamanın da alemi yok.

Yakın geçmişimiz dahil, insanlık tarihi bunun daha beterlerinin sayısız örnekleriyle doludur. Zulüm payidar olduğunda direniş olmuş, direniş olunca da zulüm bitmiştir. Direniş ne kadar erken ve büyük olmuşsa, zulmün ömrü o kadar kısa olmuştur. Bunun ülkemizde de böyle olacağını bilmek için kahin olmaya gerek yok. Ancak insan bu karamsarlık halini görünce yine de hayret ediyor işte. Lazım olduğunda kullanmayacaksak ayrıca, bu kadar şiiri, romanı, tarihi, bilimi niye okuyoruz; bu kadar direniş geleneğini niçin öğreniyoruz?

Yürü üstüne üstüne
Tükür yüzüne celladın…
diyen Ahmed Arif’i;
Yani içeride on yıl, on beş yıl
daha da fazlası hatta
geçirilmez değil
geçirilir
kararmasın yeter ki
sol memenin altındaki cevahir

diyen Nâzım’ı ne diye okuyoruz peki? Zor günlere hazırlık olsun diye okuyorsak, tam da o günlerdeyiz işte. Enseyi karatmanın gereği yok. Mevcut faşizan düzene itiraz eden, isyan eden milyonların varlığından emin olmamıza rağmen, bu potansiyele öncülük yapmaktan imtina etmek “ilerici” duruşa sahip hiç kimseye yakışmaz.

1536 yılının İsviçre’sinde, dinde reform yapsın diye “papaz hatip” mezunu bir din adamı olan Calvin, Cenevre’ye davet edilir. Kilise meclisinin yaptığı bu davete uyan Calvin, daha sonra başlattığı “reform” hareketi ile Cenevre’de tam bir diktatörlük inşa eder. Onun döneminde çıkarılan “KHK”ler ile kadınların elbise boylarından elbise fırfırlarına, yenilmesi uygun olan “caiz yemekler” listesine; kutsal olmayan şarkıların yasaklanmasından, çerez-marmelat türü şeylerin günah ilan edilmesine kadar günlük yaşama dair birçok düzenleme kilise meclisince yayınlanır. Tiyatro, eğlence, halk şenlikleri, dans, buz pateni, papaz kıyafetine benzemeyen bütün kıyafetler; erkeklere uzun, saç kadınlara kabartılmış kıvrılmış saç, altın ya da gümüş takı, düğme, şerit, dantelli başlık, eldiven, açık ayakkabı; kümes hayvanları, yerli halkın lokantada yemek yemesi; her türlü sanat, azizlerin resim ve heykelleri, müzik, İncil’de geçmeyen çocuk isimleri, Paskalya ve Noel kutlamaları; Calvin’e yönelik her türlü eleştiri ve daha yüzlerce yasak için yeni “KHK”ler çıkarılır (Kış lastiğine dair KHK ise çok çok sonraları bir başka ülkede yayıMlanacaktır).

Reform yapsın diye kendi elleriyle getirdikleri Calvin 25 yıllık iktidarında Cenevrelileri tam anlamıyla karanlığa boğar. Calvin döneminin etkileri sonraki 2 yüzyıla da sirayet eder. Bu 2 yüzyılda, Cenevre’de üretilmiş neredeyse tek bir sanat veya edebiyat eseri yoktur. Çünkü Calvin’e karşı toplumsal bir direniş geliştirilememiştir. Aynı zamanda Calvin’in arkadaşları olan Michele Serveto ve Sebastian Castellio dışında kimse itiraz etmeye cesaret edememiştir. İtiraz tekil olunca Calvin, Serveto’yu diri diri yaktırmış, Castellio’yu ise ömrünün sonuna kadar sefaletle, açlıkla “terbiye etmeye” çalışmıştır.

Bizde ise halkın ekseriyeti mevcut baskı düzenine kesinlikle karşıdır ve kabul etmemekte, boyun eğmemekte kararlıdır. ‘Bu halktan bir şey çıkmaz’ diyenler, halkın gücünü hafife alanlar geleceği asla inşa edemezler.

1619 yılında Fransa’da patates yasaklanır (evet, bildiğiniz patates). Çünkü patatesin cüzzama neden olduğuna inanılır. Oysa cüzzam Avrupa’nın en eski hastalığıydı. Patates ise sadece bir asır önce, 1500’lü yılların başında Peru’dan gelmişti Avrupa’ya. İşte bu Fransızlar, yani kıtlıktan, açlıktan kırılırken bile patates yemeyen Fransızlar, 1789’da dünya tarihinin en büyük devrimlerinden birine imza attılar.

Her halükarda halka, özgücümüze güvenerek, her gün umudu büyütmek ve zulme karşı direnmenin öncüsü olmak zorundayız. Kötülük ve zalimlik ancak uygun ortamlarda yayılır. Bunlar için en uygun ortam da korku iklimidir. Korkuya teslim olmadan, bedel ödemeyi de göze alarak iyiliği, özgürlüğü her koşulda savunmak tarihi misyonumuz, borcumuzdur.

Mitolojiye göre yaratılan ilk kadın Pandora’dır. Prometheus ateşi çalıp insanlara verince, tanrıların tanrısı Zeus öfkeden çıldırır ve insanları cezalandırmak için güzel bir kadın yapılması emrini verir. Bu görevi ateş tanrısı Hephaistos yerine getirir. Tanrılar Pandora’yı yaratıp muhteşem güzelliklerle süsledikten sonra onu Prometheus’un kardeşi Epimetheus’a eş olarak yeryüzüne yollarlar. (Plana bak!) Yani Pandora, Prometheus’un yengesidir artık. Bu arada tanrılar bütün acıları, kötülükleri bir fıçıya doldurmuş, fıçıyı da Pandora’ya vermişlerdir. İçini merak ettiği için Pandora fıçıyı açar (zaten açsın diye vermişlerdir ya) bütün üzüntüler, felaketler fıçıdan dünyaya yayılır. Fıçının içinde sadece “umut” kalır. Yerini biliyoruz en azından. Pandora’nın Kutusu’ndan kötülük yayıldı diye panikleyeceğimize, kutudaki umudu çıkaralım yeter. O da yayılıyor çünkü.

Siz kimsiniz de bu düzeni değiştireceksiniz diye soran olursa; “Fakiriz biz olum! Bir elimizle pantolonumuzu tutmazsak düşüyor. İki elimizi birden kaldıramıyoruz; teslim olmayı da bilmiyoruz o nedenle. Ayrıca Nâzım yazmış şiirimizi, Yılmaz çekmiş filmimizi zaten, halkız biz ulan!” deyiverin.

Bir de benden “selam” söyleyin, tanır beni.

Kaynak : http://www.cumhuriyet.com.tr/

Demirtaş: Hükümete yönelttiğim eleştirilerin sertliği veya yumuşaklığı savcıyı ilgilendirmez

Edirne F tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ‘Türk milletini, Cumhuriyeti ve TBMM’yi alenen aşağılamak’ iddiasıyla yargılandığı davanın ilk duruşmasında ifade verdi.

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, ‘Türk milletini, Cumhuriyeti ve TBMM’yi alenen aşağılamak’ iddiasıyla yargılandığı davanın ilk duruşmasında, “Hükümete yönelttiğim eleştirilerin sertliği veya yumuşaklığı savcıyı ilgilendirmez. Burada açıkça ideolojik olarak hükümeti koruma kaygısı vardır” dedi. Demirtaş ülkeyi darbe koşullarına götürenlerin, eleştirilerini dikkate almayan hükümet olduğunu söyledi.

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın 9 Eylül 2015 tarihinde düzenlediği basın toplantısındaki konuşmasında ‘Türk milletini, Cumhuriyeti ve TBMM’yi alenen aşağılamak’ suçunu işlediği iddiasıyla 6 aydan 3 yıla kadar hapis istemiyle yargılanmaya başlandı.

Diyarbakır 2’nci Asliye Ceza Mahkemesi’nde başlayan davaya Demirtaş Edirne F tipi Cezaevi’nden SEGBİS sistemi ile katıldı. Duruşmayı, HDP milletvekilleri Feleknas Uca, Dilek Öcalan ve Mahmut Toğrul da izledi. Duruşmada söz alan Selahattin Demirtaş’ın avukatı Mahsuni Karaman, müvekkilinin halen yasama dokunulmazlığı olan bir milletvekili olduğunu, yaptığı konuşmanın yasama sorumsuzluğu kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ve dokunulmazlığının kaldırılması için gereken idari işleyişin usulüne uygun yapılmadığını savundu. Karaman, yargılamanın durdurulmasını istedi. İstemi değerlendiren mahkeme, 20 Mayıs 2016 tarihinde Anayasa’da değişiklik yapılmasına dair yasanın geçici maddesini gerekçe göstererek reddetti.

“TÜM MİLLETVEKİLLERİNİN DOKUNULMAZLIĞININ KALDIRILMASINI SAVUNDUK”

Savunması alınan Demirtaş, iddianameyi düzenleyen savcının görevini eksik olarak yerine getirdiğini ifade ederken, mahkemede suçsuzluğunu kanıtlama yükümlülüğü bulunmadığını ancak, savcı kendisinin suçlu olduğumu kanıtlamakla yükümlülü olduğunu söyledi. Demirtaş, şöyle dedi:

“Davanın esasına girildikten sonra sorumsuzluk kapsamına giren bir soruşturma olduğu anlaşılırsa, bana karşı anayasal bir suç işlenmiş olacaktır. Ben yasama meclisinin üyesi olarak nasıl ki elimi kolumu sallayarak gelip hakim veya savcının elindeki dosyaya müdahale edemezsem, güçler ayrılığı gereği bir yargı üyesinin de benim görevime müdahale yetkisi yoktur. Yargılamanın halen devam etmesi doğrudan parlemantonun iradesine müdahaledir. Biz tüm milletvekilleri için dokunulmazlıkların dönem sonuna kadar kaldırılması gerektiğini savunduk. Şu anda karşınızda dokunulmazlığı bakandan, başbakandan hiç bir farkı olmayan bir milletvekili olarak bulunuyorum. Mutlak yargılama yetkiniz vardır. Ancak, ben de yasama meclisinin bir üyesi olarak kesinlikle haklıyım. Çünkü, dokunulmazlığım halen vardır. Dolayısıyla yasama ve yargı üyeleri arasında bir yetki çatışması ortaya çıkmaktadır. Kanunumuzda böyle bir çelişki veya çatışma ortaya çıktığında yargı üyesinin yargılama yetkisinin, yasama üyesinin yasama yetkisinden üstün olduğuna dair bir belirleme yoktur. O nedenle biz bu haliyle yargılama yapılamayacağını savunarak, ifade vermeyi kabul etmedik. Biz burada ‘Yargının yetkisini tanımıyoruz’ demedik. Tam tersine yargının bağımsızlığını, saygınlığını, onurunu savunduk.”

Hükumet sözcülerinin manipülatif çarpıtmaları ile HDP’nin yargı makamlarının yetkisini tanımadığı havası oluşturulduğunu belirten HDP Eş Genel başkanı Demirtaş, hükümetin yargıyı tanımadığını, Anayasa’ya aykırı işler yaptığnı, yasama ve yargı üyelerini karşı karşıya getirdiğini söyleyerek şöyle konuştu:

“Yargıladığınız kişi sadece şahsını temsil eden birey değildir. Konuşmam, parlamenter yetkim ve seçmenlerimden aldığım meşruiyete dayalı siyaset hakkımdır. Yargıladığınız şey tam olarak budur. Suçlandığım konuşmamı okuduğumda neresinde Türk milletine veya Cumhuriyete hakaret ettiğim ya da neresinde TBMM’yi alenen aşağıladığım belirtilmiyor. Konuşma Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın politikalarına, idari kararlarına yönelik eleştirilerden ibarettir. Savcı, temsil ettiğim parlamentoya tam olarak nerede hakaret ettiğimi belirtememiş. Milletvekilleri denetleme görevlerini değişik şekillerde yerine getirirler. Yaptığım konuşma parlamenter denetim görevidir. Parlamenter denetimi nasıl yaptığım konusunda savcılık makamları müdahale hakkına sahip değildir. Ben muhalefet lideriyim ve denetimi layıkıyla yapıp yapmadığımı sadece seçmenler denetleyebilir. Bunun hesabını da sandıkta sorabilir. Görevimi yerine getirirken hükümete yönelttiğim eleştirilerin sertliği veya yumuşaklığı savcıyı ilgilendirmez, yargıyı ilgilendirmez. Burada açıkça hükümeti idolojik ve siyasi olarak koruma kaygısı vardır. Hiçbir iktidar, parti ve idoloji kutsal değildir. Cumhurbaşkanı, Başbakan ve muhalefet başkanı eleştiriden azade değildir. Bizim yaptığımız denetim ve eleştiriler AKP’yi korumak adına bize karşı yargı baskısına dönüşmüştür.”

HDP Eş Genel başkanı Selahattin demirtaş, yargılama konusu olan konuşmada, “Bütün bu olanlarda, bu işte bir terslik olmalı” cümlesini kullandığını da belirterek, bu uyarısının 15 Temmuz darbe girişiminde nasıl bir vahşetle ortaya çıktığını gördüklerini söyledi. Demirtaş, şöyle konuştu:

“Cizre’de güvenlik güçlerinin uygulamalarının zor kullanma yetkisini aştığını söylemiştim. Bu konuda hükümet sürekli oradaki komutanları savunmuştur. O gün bu konuşmayı yaptığımda savcılar peşime düşüp, soruşturma açacaklarına bu eleştirilerimden yola çıkarak bu uygulamaları yapan güvenlik güçlerini soruştursalardı, belki de 15 Temmuz darbecileri daha erken ortaya çıkarılacaktı. Cizre’de bu operasyonları yürütenler darbeci olarak tutuklandı. Sur’da operasyonu yürüten Ordu Komutanı bile tutuklandı. O gün terslik olduğu konusunda uyarırken yanlışın farkındaydık. Darbeci komutanlar ülkede hükümetin yönetim zaafiyeti içerisine girdiğini ispatlamak için sokağa çıkma yasağı olan birçok yerde orantısız güç kullandılar. MGK’ya yanıltıcı istihbari raporlar göndererek, ordunun tanklarla şehirlere girmesini sağladılar. Ülkeyi adım adım darbe sürecine götürdüler. O günlerde biz hükümeti uyarmışız. Yaptığım birçok konuşmada şunu belirttim; bir yerde birileri hendek, barikat kazarak eline silah almışsa devletin yasalar çerçevesinde müdahale hakkı ve yetkisi vardır. Ancak, bu yetki fazlasıyla aşılmaktaydı. Bunu yapan komutan ve bu kararı siyasi olarak veren hükümeti eleştirdiğimizde savcılar bize değil, ortaya çıkardığımız suça yönelik soruşturmayı yönetmeliydi. Elbet ülkemizi vahşi darbe girişimine götüren tek alçaklık bu değildi. Bunlar başka şeyler de yaptı. Bu konuşmalardan dolayı yargılanması gereken ben değilim. Bu eleştirilerimizi dikkate almayarak ülkemizi darbe koşullarına götüren hükümettir yargılanması gereken. Biz muhalefet olarak iktidarın yürütme görevini denetledik ve anlaşılıyor ki yerinde bir denetim yapmışız. Bundan dolayı madalya istemiyoruz ama iddianameyi de hak etmiyoruz. Eleştirdiğimiz konuların tamamı yürütmenin faaliyetleridir. Bunlar Türk milletinin, Cumhuriyetin ve TBMM’nin faaliyeti değildir. Bütün yargılama, tutuklama takvimlerinin Türkiye’de devam eden referandum sürecine endeksli olduğu gözetilerek yargının siyasete alet olmasını engellemenizi bekliyorum.”
Dava eksiklerin tamamlanması için ertelendi.

Kaynak : http://www.cumhuriyet.com.tr/

Selahattin Demirtaş’tan tahliye talebi: Tutukluluğumuzdan siyasi çıkar elde edilmek isteniyor

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, tutuklu bulunduğu Edirne F Tipi Cezaevi’nden, Diyarbakır 8’inci Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderdiği dilekçede tahliyesini istedi. Tutukluluklarından siyasi çıkar elde edilmek istendiğini belirten Demirtaş, “Zorbalığın ve baskının karşısında diz çökmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, tutuklu bulunduğu Edirne F Tipi Cezaevi’nden Diyarbakır 8’inci Ağır Ceza Mahkemesi’ne dilekçe göndererek, tahliyesini talep etti. Geçen yıl 4 Kasım günü Eş Genel Başkan Figen Yüksekdağ ve 10 milletvekili arkadaşıyla gece yarısından sonra evlerine yapılan abatılı, orantısız ve siyasi sansasyona yönelik bir baskınla tutuklandığını belirten Demirtaş, “Girişimin tek bir siyasi merkezden yönetildiğinden zerre kadar kuşkumuz yoktur” dedi.

RAFA KALKAN FEZLEKELER İDDİANAMEYE EKLENDİ

Darbe girişimine değinen Demirtaş, “Kaldı ki hakkımda 8 ayda tamamlanan 501 sayfalık iddianameye konu olan 31 fezlekenin 11’ini hazırlayan savcılar FETÖ’den dolayı tutukludur. 7 fezleke ise bizzat iddianameyi hazırlayan savcı tarafından yakın zamanda ‘soruşturmanın ertelenmesi kararı’ ile rafa kaldırılan fezlekelerdir. Ancak ne hikmetse bu fezlekeler de iddianameme dahil edilerek dosya kabarık gösterilmek istenmiştir. Bu şekilde hazırlanan bir iddianameyi mahkemeniz kabul etmiş ve iş yoğunluğu olmamasına rağmen ilk duruşma tarihi de referandum sonrası yani 28 Nisan olarak belirlenmiştir. Ayrıca mahkememiz, tensip duruşmasında verdiği bir kararla davanın sözde güvenlik gerekçesi ile başka bir ile naklinin de önünü açarak ilk duruşma tarihinin uzaması ihtimalini de doğurmuştur. Duruşmalarımın güvenlik gerekçesi ile Diyarbakır’da yapılamayabileceğini düşünen mahkemeniz, Milletvekilimiz İdris Baluken’in Bingöl’de açılan ama güvenlik gerekçesi ile Diyarbakır’a nakledilen davasının ilk duruşmasını güvenlik içerisinde yapabilmiştir. Yine Hakkari milletvekilimiz Abdullah Zeydan, Selma Irmak ve Nihat Akdoğan’ın Hakkari’de güvenlik olmadığı gerekçesiyle dosyaları Diyarbakır’a gönderilmiştir” dedi.

İDDİANAMEYE CEZAEVİ YÖNETİMİ EL KOYDU

Soruşturma evresinde dosyasına ‘gizlilik’ kararı konulduğunu belirten Demirtaş, “Oysa dosyamın tamamı TBMM’ye gönderilen ve alenileşen fezlekelerden ibarettir. Gizlilik kararının yetmeyeceği düşünülerek benim cezaevinde avukatlarım ile yapacağım bütün görüşmelerin bir görevli huzurunda ve kayıt altına alınarak yapılmasına karar verilmiştir. Soruşturmanın yürütüldüğü Diyarbakır’a coğrafi olarak en uzak olan ve 1700 kilometre ötedeki Edirne F Tipi Cezaevi’nde 57 gün boyunca tek başıma bir hücrede tutulmam sağlanmıştır. İddianamenin mahkemenizce değerlendirilmesi aşamasında avukatımın resmi olarak bizzat sizin onayınızla aldığı iddianamenin ziyaretçilerim tarafından bana verilmek üzere cezaevine tesliminden sonra, iddianameye yasadışı belge muamelesi yapılmış ve tarafıma verilmeden cezaevi yönetiminin aldığı bir kararla el konulmuştur. Bu şekilde soruşturma sürecinin başlangıcı ve safahati tam bir savunma hakkı katliamıyla geçmiştir. Adil yargılanma ihtimalimiz bu şekilde başından itibaren ortadan kaldırılmıştır. Şüphesiz ki hakkımızdaki asılsız iddiaların tamamı kovuşturma evresi çürütülecek ve tam aksine yargı eliyle bize karşı ağır suçların işlendiği bir bir ortaya konulacaktır” dedi.

Demirtaş, Yüksek Seçim Kurulu’nun referandum tarihini resmi olarak ilan etmesinin ardından yeni bir durum ortaya çıktığını ifade eden Demirtaş, başvuru dilekçesinde şöyle devam etti:

TUTUKLULUĞUMUZLA SİYASAL ÇIKAR ELDE EDİLMEK İSTENİYOR

“Bu açıklama ile birlikte bizlerin tutukluluk durumu çok daha vahim bir ihlale tekabül edecek noktaya gelmiştir. Zaten AYM’nin Balbay kararı ve AİHM’in birçok kararına rağmen milletvekillerinin tutuklanmış olması ve tutukluluklarına devam yönünde karar verilmiş olması usuli bir hatadan öteye açıkça yargı görev ve yetkisini kötüye kullanma durumuna dönüşmüştür. Milletvekillerinin temsil hakkından kaynaklı yasama yetkisi ile denetleme yetkisi sadece ve sadece seçilmiş olan kişi yani o milletvekili tarafından bizzat kullanılabilen yetkilerdir. Milletvekili tutuklu olduğu için kullanamadığı bu yetki ve haklarını başkasına devredemediği gibi avukat veya başka bir milletvekili aracılığı ile de kullanamamaktadır. Bu şekilde milletvekilinin tutuklulukta geçirdiği süre, telafisi hiçbir şekilde mümkün olmayan ağır sonuçlar ve parlamenter zararlar ortaya çıkarmaktadır. Hele hele son derece önemli bir Anayasa değişikliğinin yapıldığı ve 16 Nisan’da halkoylamasına gidileceğinin kesinleştiği bir süreçte Parlamento’nun 3’üncü büyük partisinin Eş Genel Başkanları ile birlikte 10 milletvekilinin tutuklu bulunuyor olması, yargı eliyle siyasete ağır bir müdahaledir. Bizim tutuklu bulunmamız ile elde edilmek istenen yargısal menfaat ile tutukluluğumuz nedeniyle ortaya çıkan toplumsal zarar (yani seçmenlerin temsil hakkının gasp edilmesi) kıyaslanamaz bile. Açıktır ki tutukluluğumuz ile yargısal bir menfaat değil, siyasal bir çıkar elde edilmek istenmektedir.”

O KONUŞMALARI TBMM’DE YAPTIM

TBMM çalışmalarına, yasama ve denetleme faaliyetlerine katılmanın en demokratik hakları olduğunu söyleyen Demirtaş, “Zorbalığın ve baskının karşısında diz çökmeyeceğiz. Bizlere karşı bu hukuk dışı siyasi operasyonları planlayanların tuzağına elbette ki düşmeyeceğiz. Hakkımda hazırlanan iddianameye konu 31 fezlekenin neredeyse tamamının dokunulmazlık değil, sorumsuzluk kapsamında olduğu gözetilerek, o konuşmaların tamamını TBMM’de de yaptığım düşünülerek, Anayasa, CMK, AYM ve AİHM kararları doğrultusunda tutukluluk halime son verilmesini talep ediyorum. Saygılarımla” dedi.

Kaynak : http://www.cumhuriyet.com.tr/

‘Semaveri al gel, zikir yapalım’

Metro Turizm in sahibi Galip Öztürk geçen şubat ayında tutuklanarak Silivri Cezaevi ne konulmuştu.

Uyuşturucu baronu Hurşit Yavaş, eski ortağı ve Metro’nun sahibi Galip Öztürk’e mektup yazdı: Artık borcunu öde ve Edirne F Tipi’ne, yanıma gel.

Ünlü uyuşturucu baronu Hurşit Yavaş, kaldığı Edirne F Tipi Cezaevi’nden Silivri Cezaevi’nde kalan Metro Turizm’in sahibi Galip Öztürk ’e mektup yazarak, eski alacaklarına karşılık 100 milyon dolar istedi. Mektubunda “Evinin önündeki havuzu düşün. Havuzdan sürahiyle su alsan ne eksilir? Servetini Allah arttırsın bana hakkımı vermen gerekir. Bana haraç vermeyeceksin ki hakkım olanı vereceksin. Evet sana kızdım ama hâlâ seni seviyorum” diyen Yavaş, her gün zikir çektiğini belirterek, Öztürk’e de Edirne F Tipi Cezaevi’ne gelmesini önerdi.

1990’larda Galip Öztürk’le Star Turizm’e ortak olan Hurşit Yavaş 1994’te İtalya ’da uyuşturucu suçundan tutuklandığında, Star Turizm’in tüm malvarlıklarını Galip Öztürk’ün kendi üstüne geçirdiği iddia edilmişti. Yine iddialara göre Yavaş, eski ortağı Öztürk’ten parasını tahsil etmek için uğraştı. Almanya ’da Samsunluların sık yaşadığı yerlere giderek Öztürk’ün izini aradı, Öztürk’ün otelinin bulunduğu Beykoz’da da sık sık keşif çalışmaları yaptı. Öztürk de yakınlarına kendisinin veya ailesinin başına bir şey gelmesi durumunda bunun sorumlusunun Hurşit Yavaş olduğunu söylüyordu. Ancak aralarındaki bu hesap kapanmadan Yavaş ‘uyuşturucu’, Öztürk de ‘ borsa yolsuzluğu, adam öldürmeye azmettirmek ve suç örgütü kurmak’tan tutuklandı.

Galip Öztürk, geçen pazartesi günü İstanbul Adliyesi’ne gelerek ifade verdi. Savcının Galip Öztürk’e zanlı uyuşturucu baronu Yavaş’ın cezaevinden yazdığı mektubu ve aralarındaki husumeti sorduğu ortaya çıktı. Radikal , savcının sözünü ettiği mektuba ulaştı. Yavaş, Edirne F Tipi Cezaevi’nden Öztürk’e gönderdiği mektupta, 1990’lı yıllarda kurdukları Star Turizm firmasından kalma alacaklarını istiyor, 17–18 yıldır parasını geri alamadığını anlatıyor.

‘Semaver al da gel’

‘Besmele’ ile başlayan 2 Mart 2012 tarihli mektupta Yavaş, uzun bir girişten sonra, Öztürk’ü kendisinin ele vermediğini söyleyip, Silivri Cezaevi’nde kalan Öztürk’e birkaç tavsiyede bulunuyor: “En rahat F tipi Edirne. Tekirdağ çok kötü ve sıkı. Kandıra iyi, Silivri sıkı, burası çok iyi. Haftada bir kez sohbet programı var. Bir saat spor. Buraya gelmeni tavsiye ederim. Gel, hem vesile olup barışmış oluruz. Bir de Metris’ten kesin semaver alın çünkü çoğu cezaevinde yok semaver. Semaverde öyle güzel yemekler terbiye ediliyor ki mükemmel oluyor. Koğuşlar üçlü dubleks, bir de tekliler var, bir odaya bir semaver veriliyor. Rabbül Âlemin biliyor ki sana yazdıklarım dışında asla bir şey olması mümkün değil. Şerefim ve namusum üzerine yemin ederim.”

Havuzu düşün !

Yavaş mektubun devamında ‘asıl’ konuya geliyor ve alacaklarını istiyor: “Evinin önündeki havuzu düşün. Havuzdan sürahi ile su alsan noksanlaşır mı, sanmıyorum… Servetini Allah arttırsın, bana hakkımı vermen gerekir. 18 yıl oldu, kuruş alamadım, bana yazık değil mi? Beni bu kadar sıkıntı içinde bıraktın, mahşerde Allah’a ne diyeceksin? Bana haraç vermeyeceksin ki hakkım olanı vereceksin. Kalbini dinle. Sana yapılsaydı aynı şey ne düşünürdün ne yapardın. Ama ben sabırla bekliyorum. Birçok yeri hava parasıyla aldığımı biliyorsun. Biri yanında gerçekleşti. Sen Metro’ya ortak olacağımı sanıp benimle görüşmedin. Ben kimden zorla bir şey almışım hiç duydun mu Galip kardeşim.”

Öztürk’ün mektupla ilgili ifadesinde Yavaş’a yaptıkları anlaşma gereği zamanında parasını verdiğini ve aralarında alacak verecek durumunun olmadığını söylediği belirtildi. Yavaş’ın da ifadesinin alınacağı öğrenildi.

Zikir yapıyorum

Yavaş, mektubunu bitirirken dine yöneldiğini, zikir yaptığını anlatıyor: “Mal mülk de istemem ne yapacağım kardeşim ben. Tasavvuf ilmi hadis ilmi 15 – 16 saat zikir yapıyorum. Kalp gözlerim açık Allah’a şükürler olsun. Kırgınsın ama namus davası değil, kan davası değil hadi Galip tekrar yazıyorum buraya gel barışalım cezaevi vesile olsun. Allaha emanet olun.”

Niye böyle bir mektup yazdı?

Öztürk tutuklandığı zaman Hurşit Yavaş avukatı aracılığıyla Öztürk hakkında ifade vermek istediğini söyleyerek polisleri çağırdı. Polisler cezaevine gittiğinde Öztürk, ifade vermekten vazgeçtiğini söyledi. Edinilen bilgiye göre Yavaş bu taktikle Galip Öztürk’e “Paramı vermezsen konuşurum” mesajı gönderdi.

Kaynak : Radikal.com.tr