Erdoğan’dan Kılıçdaroğlu’na: “Denize dökeceğiz” diyen adamı kesin ihraç talebiyle at; atmazsan bu CHP gider

Print Friendly, PDF & Email

“Muhtarlara silah harcırahını kaldırıyoruz”

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, CHP Konya Milletvekili Hüsnü Bozkurt’un “Ulan sizi İzmir’e kadar kovalamazsak anamızdan emdiğimiz süt helal olmasın. İzmir’den denize dökeriz” sözlerine yönelik tepki gösterdi. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu‘na seslenen Erdoğan “Genel başkanları çıkıp konuşuyor, ‘Doğru bulmam’ diyor. Hemen kesin ihraç talebiyle bu adamı at. Atmazsan bu CHP gider.” ifadesini kullandı.

Erdoğan, göreve geldikleri sene muhtar maaşlarının “2-3 paket çaya karşılık geldiğini” belirterek Bir de Sosyal Güvenlik Kurumu primi var, onların da karşılanması lazım dedik. Yayınlanacak ilk KHK ile bu meseleyi çözüyoruz. ” diye konuştu. Ayrıca Erdoğan, muhtarların silah harcırahının kaldırılacağını da ifade ederek “Muhtarlarımız ile güvenlik korucularımızın verdikleri destekle, bunları hak ettiklerini düşünüyorum. Muhtarların bahsettikleri bir şey var; ‘Silah’. Neyse sayın Başbakan ile konuştuk. Silah harcırahını da kaldırıyoruz.” şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanı tüm güvenlik korucularının da sigortalı hale getirileceğini açıkladı.

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde 37’inci Muhtarlar Toplantısı’nda konuşan Erdoğan’ın açıklamaları şöyle:

İçinde bulunduğumuz bina gazi bir mekandır. 15 Temmuz darbe girişiminde bu mekanın çevresinde 29 kişi şehit olmuştur. Kardeşlerim, 15 Temmuz darbe girişiminde binamız darbecilerin ateşine maruz kaldı. Hemen önümüzdeki yol F-16’larla bombalandı.

Türkiye’nin bir daha öyle karanlık geceler yaşamaması için bu hatırları canlı olarak hafızamızda tutmalıyız.

Kardeşlerim Türkiye 11 gün sonra çok önemli bir seçim için sandığa gidecek. Seçimin konusu malum anayasa değişikliğidir. Ortada 18 maddelik bir anayasa değişikliğinin kabulü veya reddi söz konusudur ancak içerik itibariyle ülkemizin yönetim sistemini değiştirecek olması bakımından bu halk oylaması tarihi bir öneme sahiptir.

“Yeni sistemde milli irade ülke yönetimindeki etkisini artıracak”

Özellikle de yeni sistemin en büyük özelliği, milli iradenin ülke yönetimi üzerindeki etkisini artırıyor olmasıdır. Sizler, bunun anlamını çok iyi bilirsiniz. Kaymakam ve belediye başkanı yetkileriyle donatılmış muhtarın, mahallesine getireceği hizmetleri bir düşünün. İşte 16 Nisan’da buna benzer bir değişim gerçekleştiriyoruz.

Kardeşlerim, fakat bunu anlamayanlar var. Ana muhalefetin başındaki zat bunu anlamış değil. Geçenlerde bir konuşma yapıyor, ne diyor? “17 Nisan’da muhtarlıkları bu cumhurbaşkanı kapatabilir”. Kardeşlerim, inanın böyle bir yalan makinesi ben görmedim. Bir defa muhtarların nasıl seçildiğini bilmiyor. Tayyip Erdoğan nasıl seçildiyse, muhtarlıklar da öyle seçiliyor sayın Kılıçdaroğlu. Aramızda fark yok. Beni de millet seçti, sizleri de millet seçti.

Şimdi diyor ki, ‘Bir kararname çıkaracak,muhtarlıkları kaldıracak’ diyor. Ya Kılıçdaroğlu, yasal düzenlemeyle gelen, yasal düzenlemelerle gider. O yasal düzenlemelerin bağlı olduğu yer de anayasa.

“Muhtar deyip geçmeyin”

Muhtar deyip geçmeyin, adı üstünde muh-tar. Ne yazık ki muhtarları bu beyefendi hafife alıyor. Ben BM toplantısında konuşuyorum. O da burada konuşuyor. “BM toplantısında Tayyip Erdoğan konuşurken bir yurttaş olarak utandım. Dünya liderlerine mi yoksa muhtarlara mı konuşuyor” dedi.

Daha sonra çıktı “Haddime mi?” dedi. Ya söyledin işte, kayıtlarda. Artık dünya öyle bir dünya ki ağzından çıkan bir lafın esiri olursun. Artık internet denen bir olay var. Her şey kayıtlarda. Ben gidiyorum özel kalemime “Ya dök bakalım neler demiş bu” diyorum. Hop döküyor önüme saatine varıncaya kadar. “Lokantaları kapatacak” diyor.

Ya cumhurbaşkanı ile lokantanın ne işi var. Lokantaları belediyeler kapatır. Sayın Kılıçdaroğlu ben belediye başkanlığı yaptım, bu işleri de bilirim. Kim ne iş yapar, haberi yok. Böyle bir insana bu ülkede nasıl olacak da, böyle bir siyasi parti, üstelik ana muhalefet teslim edilecek. Demokrasilerde değerli arkadaşlarım, muhalefet çok önemli. Muhalefet gerçekten akıllı bir muhalefet yaparsa iktidara güç katar. Muhalefet, muhalefetliğini doğru yapmazsa hem kendi kaybeder, hem ülke kaybeder.

Şimdi tabii öyle bir gerçek var ki cumhurbaşkanlığının kapısı tarih boyunca hiçbir zaman muhtarlara açık oldu mu? Ama ilk defa bu kardeşiniz, bu kapıları muhtarlara açtı. Ve şu anda 16 bin muhtarı ben külliyede ağırladım. Milletim adına ağırladım. Beraber yemeklerimizi yedik, resimlerimizi çektirdik, hediyelerimizi verip uğurladık. İnşallah buraya çok sayıda muhtarımız gelmiştir ve yeni yapılacak yerde bunu çok daha farklı bir şekilde icra edeceğiz.

Biz ne diyoruz, cumhurbaşkanlığı ile başbakanlığı birleştiriyoruz. Var mı burada kaydı? Var herhalde arkadaşlar yok mu? Haydi bir dinletin de duyalım. (Kılıçdaroğlu’nun ses kaydı) Sıkıntı bu işte. Zaten bu kavga çıkmasın diye cumhurbaşkanlığı ile başbakanlığı birleştiriyoruz Sayın Kılıçdaroğlu, anladın mı?

Tabii çok daha eskide, bunları çok daha ağır yaşadık. İşte bir bizim dönemimizde yaşamadık. Aynı ekolden geliyoruz. Ne sayın Gül ile, ne benim cumhurbaşkanlığım döneminde bunlar olmadı.

“Hükümet Meclis’te değil, doğrudan sandıkta, sizin tarafınızda kurulacak”

Güneş Motel’de ne pazarlıklar yapıldı. Hatırladığım kadarıyla 13 bakanlık dağıtıldı. Şimdi hükümet Meclis’te kurulmayacak. Doğrudan sandıkta, sizin tarafınızdan kurulacak. Siz, sandıkta yetkiyi veriyor musunuz cumhurbaşkanına, veriyorsunuz. Cumhurbaşkanı parlamento içinden değil, isterse oradan da kurar, ama parlamentodan aldığı kişinin vekilliği düşer. Ya ne yapacak? Dışarıdan alacak.

Milletvekilliği sıfatı olmayacak, tabii isterse olur o ayrı konu. Cumhurbaşkanı, dışarıdan kurduğu kabineyle ülkesinde hizmeti sürdürecek. “Siz o bana gidebilir misiniz?” diyor. Ya niye gidemesin. Bakanın görevi ülkeye hizmet. Cumhurbaşkanının görevi o Bakanlar Kurulu’nu çalıştırmak. 2.5 yıldır cumhurbaşkanlığı yapıyoruz. Burada da gerek hükümetle münasebetler, gerek hizmet nasıl yürütülür bunları da icra ettik. Şimdi bizim çok daha ileriye gitmemiz lazım. Bize artık bu elbise dar geliyor, dar.

Daha ileri gitmemiz lazım. Gazi Mustafa Kemal’in ifade ettiği gibi, muasır devletler seviyesinin üstüne Türkiye’yi çıkarmamız lazım. Bu da lafla olmuyor, icraatla oluyor. Bizden öncekileri biz solladık. Üçüncü Köprü’yü de getirdik oraya yerleştirdik. Ortasından da hızlı tren. Bunların eşi benzeri pek yok. Yetmedi, tuttuk denizin altından Marmaray’ı yaptık.

Üç yılda Marmaray’dan 200 milyon insan geçti. Denizin altından. Bizim dedemiz Fatih, karadan biliyorsunuz kadırgaları geçirdi. Biz de torunları olarak denizin altından geçirelim dedik. Onunla da kalmadık, dedik bir de otomobilleri denizin altından geçirelim. Şimdi otomobiller de denizin altından geçiyor mu? Osmangazi Köprüsü’nü yaptık. Buradan İstanbul-İzmir’i 3.5 saate indiriyoruz. Şimdi 18 Mart’ta Çanakkale’nin temelini attık. İki kule arasındaki açıklığı, dünyada bir numara. Bu köprüyle Avrupa ile Asya’yı farklı bir yerden birbirine bağlıyoruz.

Niye? Bu millet çok ezildi. Çok ezdiler. Artık buna bir son verelim. Şimdi biz şanlı geçmişimize yeniden döndük. Yeniden inşa ve ihya ediyoruz. Adalette, sağlıkta, emniyette, gıdada, her şeyde. Şimdi, burada bir özellik var. 5 yılda bir yapılacak seçimlerde milletimizin önüne iki sandık gelecek. Bu sandıklardan birisi cumhurbaşkanlığı sandığı, öbürü milletvekilliği. Bunu da karıştırıyor galiba o.

“IMF borcunu biz sıfırladık”

Yerel seçimlerde de belediyeler, muhtarlar, orada da onların seçimi yapılacak. Tabii beş yılda bir yapıldığı zaman ülkeye istikrar gelecek. Beş yıl sonra bu ülkede seçim var, bunu görecekler. Yatırımcı, beş yıl sonrasını görecek. Şimdi biz yurt dışına gittiğimiz zaman yaptığımız görüşmelerde “Seçim var mı” diye sorarlar. Ne zaman, ilan edildiği tarihte. Bize gelene kadar bu ülkede 16 ayda bir hükümet kurulmuş. Bunların içerisinde 25 gün süren hükümetler de olmuş.

Ben ortalamasını aldım. 48 hükümet kurulmuş çok partili hayatta. Bunlar boyacı küpü gibi, hükümeti o küpün içerisine çıkarıp çıkarıp durmuşlar. Ama biz geldik, geldiğimizden bu yana tarih ne zamansa o zaman seçim yaptık. İstikrar bu, güven bu. İstikrarın olduğu ülkede ekonomiyi de üçe katlarsınız.

Değerli kardeşlerim, göreve geldik IMF’ye olan borcumuz neydi? 23 milyar 500 milyon dolardı. 2013 yılında biz, IMF ile olan bu ilişkiyi bitirdik. Bütün borcu ödedik, sıfırlandı. Bizden öncekiler borçlandı, biz de ödedik. Bunun içinde her partinin taksiratı var. Bu ülkeyi 70 sente muhtaç edenler bu işin günahkarlarıdır. Şimdi, Merkez Bankamızın rezervi göreve geldiğimizde 27.5 milyar dolardı.

Hamd olsun şimdi son bu kurlar falan, 110 milyar dolarda döviz rezervimiz var. Bizler kararlıyız. Bu istikrar ile bunları yakaladık. Şimdi seçimden sonra cumhurbaşkanı, hükümetiyle birlikte bu ülkeyi yönetecek. Yargı derseniz, bağımsızlığının yanına tarafsızlığı da eklenmiş bir şekilde görevini etkin bir şekilde yapmaya devam edecek. Ne diyor Kılıçdaroğlu? Öbürlerinin pek sesi çıkmıyor zaten de… Ya ayıptır ya, nasıl yalan söyleyebiliyorsun. Yasama organı daha etkin olacak, yasama organı cumhurbaşkanının Yüce Divan’a gitmesine kadar büyük bir yetkiyle donatılıyor.

“Siyasi hayatımda ne aldanan oldum ne aldatan”

2019 Kasım’ından sonra işlediği kişile suçlardan dahi cumhurbaşkanı, Yüce Divan’a gidecek. Hakimler Savcılar Kurulu’nun 7 tane üyesini kim seçecek? Şimdiye kadar yoktu, artık Meclis seçecek. Kılıçdaroğlu okumadın mı ya bu maddeleri. Ayıp olur ya. Bir oku ya. Kardeşlerim, 16 Nisan’da yapılan işin bir diğer yanı da, 2007’de başlatılan sürecin devam ettirilmesidir. Hatırlarsanız Türkiye, 2007 yılında kendini milli iradenin üstünde gören birtakım güçler tarafından uçuruma sürüklenmeye çalışıldı. Önümüze bu engeller çıkarılınca ne yaptık? Hakem olan millete gittik.

Cumhurbaşkanlığı seçiminin doğrudan sandıkta yapılmasını teklif ettik. O dönemin şartlarında ancak bu kadarına imkan bulabildik. Milletimiz hem iktidarı bize verdi hem bu değişikliği kabule etti. Yeni sisteme göre ilk cumhurbaşkanlığı seçimi 2014’te yapıldı. 16 Nisan’daki değişikliğin o zaman gerçekleştirilmesi gerekiyordu.

Ama Türkiye, Gezi olaylarından 17-25 Aralık emniyet yargı darbesine kadar o kadar şey yaşadı ki, buna fırsat kalmadı. Şimdi, Meclis’te AK Parti ile MHP’nin anlaşmasıyla, ki ben her iki genel başkana da çok teşekkür ediyorum. Ben genel başkanlarıyla hareket eden milletvekillerine de teşekkür ediyorum. Bu anlaşma “Yapılamaz” denenin yapılacağını gösterdi. Değerli kardeşlerim, şimdi görüldüğü gibi yeni yönetim sistemimiz gökten zembille inmiş değildir. Kendini göstere göstere gelmiştir. Hem 2011 seçimleri, hem 7 Haziran seçimleri boyunca gece-gündüz bu meseleyi gündeme getiren, milletimizden destek isteyen bu kardeşiniz değil miydi?

Hatta benim gündemimde, belediye başkanı olduğum dönemden beri var. Büyükşehir belediyelerinin sistemi, başkanlık sistemine benzer. Bu teklifi, o zamandan beri tüm oturumlarda işledim. Nasip bugüneymiş, bugün de bazı eksikler olabilir. Birileri Türk tipi başkanlık sisteminden rahatsız oluyor. Bizim kendi geleneklerimiz var. Kendi geçmişimizden gelen bir siyaset anlayışımız var. Biz bunları bir kenara mı koyacağız? Bunlardan istifade edeceğiz. Bizim tarihimizde Nizamülmülk’ümüz var. Bir bal arısı gibi, eşek arısı gibi değil, nasibimizi alacağız. Balımızı yapacağız.

Ana muhalefet partisinin hayatlarında ilk defa görüyor gibi davranması, olaydan ne kadar kopuk olduklarını göstermeye yeter. Ben geçmişte çok daha geniş çalışmalar yaptım. MHP’nin görevlendirdiği arkadaşımızla AK Parti’nin görevlendirdiği arkadaşımız buna göre çalıştı. Ve bu hazırlanan bal, millete ikram edildi. Ana muhalefet konuşur, biz yaparız. Farkımız bu. Şimdi ana muhalefetin başındaki zat, 15 Temmuz’un ruhunu karalıyor. Bak ne diyor, “Örtülü bir darbedir” diyor. Ya, sen şehitlerimize bu hakaret yetkisini nereden buldun. Örtülü darbeyse, zerre kadar haysiyetin varsa, zerre kadar şahsiyetin varsa çık, dosyaları ortaya koy.

Biz de gerekeni yapalım. Siyasi hayatımda ne aldanan olduk, ne aldatan olduk. Bu millete yalan konuşma. Ben o gece, geç saatlerde Yeşilköy’e indiğimde, Atatürk Havalimanı’nda binlerce kardeşim oraya gelmişti. Saat 11.30 gibi de “Kılıçdaroğlu geldi ve ayrıldı” dediler. Sonra öğrendik ki Bakırköy Belediye Başkanı’nın evine kaçmış. “Tankın üzerine ilk ben çıkarım” diyordu. Tank oradaydı, sen neredeydin? Bu iş lafla olmaz, yürekle olur bu iş. 36 yaşındaki Sabri’ye bak bir. Bir tank üzerinden geçiyor, ikinci tankın altına da yatıyor. Kolu bacağı kırılıyor ama, oradan yürekli bir gazi olarak çıkıyor. Şimdi soruyorum; Sabri mi, yoksa Kılıçdaroğlu mu? Sabri, Sabri.

“Önce haddini bil, sen kimsin?”

Bu topraklar şehit kanıyla yoğrularak kurtuldu Gabar’da dün üç şehitimiz var. Allah rahmet eylesin. Milletimizin başı sağ olsun. Ama bedelini, 20 teröristi etkisiz hale getirmek suretiyle ödettik. Ödeteceğiz. Ben silahlı kuvvetlerimize huzurunuzda çok teşekkür ediyorum. Çıkıyor bir milletvekili. Nasipsiz, evet diyenleri İzmir’de denize dökmekten söz ediyor.

Ya kimsin sen. Önce haddini bil. Bu millet seni Amasya’ya sokmaz. Sizi Sivas’a sokmazlar ya. Terbiyesiz herif ya. Biz Yunan’ı denize döktük. Sen bu ülkede “Evet” diyenleri denize dökeceksin. Senin ayakta durmaya mecalin var mı ya?

 “Denize dökeceğiz’ diyen adamı kesin ihraç talebiyle at”

Genel başkanları çıkıp konuşuyor, “Doğru bulmam” diyor. Hemen kesin ihraç talebiyle bu adamı at. Atmazsan bu CHP gider. Bunun adı bölücülüktür, bunun adı bu ülkeyi parçalamaktır. Biz “Hayır” diyenleri denize dökmeyiz. Biz “Hayır” diyenlere inşallah özel bir siyaset müzesi kuracağız. Onları da orada sergileyeceğiz. Biz demokrasiyi böyle anladık. Ne demek denize dökmek? Bizim için 80 milyon bu ülkede saygındır. Biz “Hayır” diyenlerin eleştirilerine anlayışla karşılık veririz. Ama kalkıp denize dökmeyiz. Ben onların çadırına gittim. Evet diyenleri de, hayır diyenleri de anlayışla karşılarım.

Ya biz birlikten yanayız, beraberlikten yanayız. Artık kulağımızın duymadığı çok zırvalar var. Lafa gelince demokratlığı kimseye bırakmazlar, milletin iradesine de zerre kadar saygı duymazlar. Milletimiz bunlara gereken dersi 16 Nisan’da verecek. Allah hidayetlerini artırsın ne diyeyim. Biz türlerinin son örneği olan tek parti dönemi siyasetçilerinin artıklarını müzeye kaldıracağız.

Bizim inancımızda israf haramdır. Bazıları 16 Nisan halk oylamasının kabul edilmesi halinde geçeceğimiz yeni yönetim sisteminin alelade bir değişiklik olduğunu sanıyor. Şu anda Türkiye’nin başında 1950’den önce alacak olursak 65’inci, 1950’den alacak olursak 48’inci hükümet var.  65 nire, 19-20 nire. Bu kadar çok hükümet kurulmasının ne zarar var derseniz cevabım; çok büyük zararı var. Öyle 1920’lere falan gitmeden, buradaki herkesin hazırlayacağı bir tarihten örnek vereyim. 80’den itibaren bir koalisyon furyası başladı mı? AK Parti iktidara gelene kadar bu sürdü mü?

Ülke olarak 1991 yılından beri kesintisiz bir şekilde güçlü hükümetler tarafından istikrarlı bir şekilde yönetilseydi, bulunduğu yerin iki katın üstünde olacaktı. Kişi başına düşen milli gelir 11 bin dolar değil, 22 bin dolar olacaktı. Bu para, milletimizin cebinden çalındı.

Aynı şey, Gezi olaylarında da oldu. Türkiye’de bir gecede faizlerin yüzde 7 binlere çıktığını hatırlıyoruz değil mi? Bunu kim ödedi? Benim milletim ödedi ya. “Benim köyüme 20 kilometre sıcak asfalt yapın” diyor. Ya zaten mesele bu. Batı’da ne varsa Doğu’da da o olcak.

Kardeşlerim, ya yazık değil mi bu millete? Biz bir daha milletimizin cebinden paralar çalınmasın diye “İstikrar” diyoruz. 7 Haziran 2015 seçimleri sonrası yaşananları unutmadık değil mi? Ve milletim ferasetiyle ortaya çıktı ve 1 Kasım’da yeniden tek başına iktidar yetkisi verdi. Terör örgütlerinin ülkemizin üstüne sırtlan gibi çullandıklarını hatırlıyoruz değil mi?

En son bakanım söyledi, Yerin altında 1500 kişiyi barındırabilecek şehirler kurmuşlar. Ama biz ne yaptık? İnlerine girdik. Yerin altında bunları bitirdik. Biz ne söylediysek bitiririz merak etmeyin. Şimdi yasama, yürütme, yargı. Kardeşlerim, kendi kulvarlarında güçlü bir şekilde işlediği bir sistem kuruyorum. Bunun için “Güçlü Türkiye” diyoruz. Bunun için istikrarlı Türkiye diyoruz. 16 Nisan’da bunlar için “Evet” denilmesini istiyoruz. Kardeşlerim, Tayyip Erdoğan’ı seven vardır, sevmeyen vardır.

Hepsine de saygı duyarım. Ama Tayyip Erdoğan’ın Türkiye ve Türk milletinin aleyhine herhangi bir işe kalkışmayacağını herkesin bildiğini düşünüyorum. Beni bölücü terör örgütü sevmez. Beni FETÖ sevmez. Beni DEAŞ sevmez. Beni rantçılar sevmez. Beni Batı’da bir kısım liderler hiç sevmez. İsviçre Parlamentosu önünde portremi koyup şakağıma silah dayanlar beni sevmez. Ya onlardan zaten beni sevmelerini beklemiyoruz. Bizi halkımız sevsin, bizi Hakk kabul etsin, onun rızasını kazanalım yeter.

“Biz Ferhat’ız millet de Şirin”

Bak, biz bir şeyin peşindeyiz.Rabbimizin rızasını kazanmak, halkımızın rızasını kazanmak. Yarın ölür gideriz, ya öleceğiz ya. Ne olacak? 2 metreküp mezara gömecekler değil mi? Ve musallada hoca efendi “Cumhurbaşkanı niyetine…” demeyecek. Ondan sonra nasıl bilirdiniz diyecek? (İyi bilirdik sesleri) Ve bizim için baki kalan bu kubbede hoş bir sada imiş. Bu eserler görüldükçe “Bir gün bu ülkeden bir cumhurbaşkanı geldi geçti. Arkadaşlarıyla ne iyi işler yaptılar” diyecekler.

Erdoğan’dan muhtara: Biraz fazlan var, kilo vermelisin

Çok enteresan, bakın adeta yarım saat mesafede havalimanı var. Havayolu halkın yolu oldu. Binali Bey’e, ulaştırma bakanımıza dedim “Bak, hava yollarını halkın yolu yapacağız”. THY tekti, şimdi 6 tane oldular. Ya biz bu millete aşığız. Ya biz dertliyiz ya. Tüneller; dağları deliyoruz ya. Ulaşacağız, nereye? Ferhat. Ferhat kime ulaşacak? Şirin’e. Şirin, millet. Ferhat da biziz.

(Ayağa kalkan bir muhtara) Kiloyu da verebilirsin ha, bak biraz fazlan var. Arkadaşlar bir gelin hele.

AKP’ye gönül vermiş kardeşlerim, MHP’ye, BBP’ye, CHP’ye, Saadet Partisi’ne gönül vermiş kardeşlerim; gelin 16 Nisan’da birlikte bir milli, yerli ittifak yapalım. Ve inşallah lider ülke Türkiye’yi, farklı bir şekilde inşa etmenin, ihya etmenin gayreti içinde olalım. Burada hissi davranmayalım. Burada asli davranalım.

“2019’da yapılacak seçim için şimdiden hazırlanmaya başladım”

Ben CHP’ye gönül vermiş kardeşlerimin böyle bir yönetimi hak ettiğini düşünmüyorum. Böyle bir partinin akıbeti, 1990’ların partilerinin akıbeti olacaktır. Milletimiz, bunları sandığa gömer bakın buradan söyleyeyim. Cumhurbaşkanlığı sisteminin devreye girmesiyle bu zihniyet tamamen tasfiye olacaktır. Artık vizyonu olmayanların siyasette emaresi okunmayacaktır. Şahsen ben, 2019’da yapılacak seçim için şimdiden hazırlanmaya başladım. Planları, vizyonu gözden geçiriyorum.

Bunlar bana “Muhtar bile olamazsın” diyorlardı. Bunların zihniyeti işte bu. Bunlar muhtarları küçümsüyorlar. Ha bak, hatır gönülle zorla muhtar olma dönemi bitiyor. İlk seçimle birlikte sizleri zorlu bir yarış bekliyor. Kardeşlerim, artık müjdemizi verebiliriz.

Eskiden malum, göreve geldiğimde neredeyse iki-üç paket çay parasına bile denk gelmiyordu verdikleri ücret. Paket derken sigara anlamayın ha. Sigaraları bırakın bir defa. Ben biliyorsunuz sigara düşmanıyım. Sigarayı bırakma kampanyalarını muhtarlarımızın yürütmesi lazım. Çünkü evinizde hanımınıza da çocuklarınıza da işkence ediyorsunuz. Gelin Türkiye olarak bu işin bir belini kıralım. Nargile margile hepsini def edelim.

Biz muhtar maaşlarını asgari ücretle eşitledik. Şu anda muhtarlarımız 1406 lira maaş alıyor. Bir de “sosyal güvenlik kurumu primi var, onların da karşılanması lazım” dedik. Biz sizlerle gurur duyuyoruz. Yayınlanacak ilk KHK ile bu meseleyi çözüyoruz.

613 tutan SGK primleri devlet tarafından karşılacak. Böylece muhtarlarımızın gelirleri de fiilen maaş artı primleriyle kazançları 2019 liraya çıkıyor. Dersime çalıştım da geldim. Ülkemizde görev yapan 18 bin 296 köy, 39 bin 921 mahalle muhtarımıza hayırlı olmasını diliyorum. Bu vesileyle bir müjde de güvenlik korucularımıza vermek istiyorum. 1411 liraya çıkarmıştık. Güvenlik korucularımız artık kendi illeri dışındaki illerdeki operasyonlara gitmesinin de önünü açmıştık. Mevcut illerimize ilave olarak Erzurum, Erzincan ve Osmaniye’yi güvenlik korucuları sistemine dahil ettik. Güvenlik korucularımızı, asker ve polislerimizi en büyük yardımcımız haline getirdik.

PYD,YPG bizim komşumuz olamaz. Bunların hepsi Türkiye’nin buralardaki düşmanıdır. Şimdi yeni bir haber olarak güvenlik korucularımızı sigortalı hale getiriyoruz. Sigorta primleri İçişleri Bakanlığımız tarafından ödenecek. Güvenlik korucularımız, istedikleri yerden sağlık hizmeti alabilecekler. Bu uygulamayla kazançlarına ilave olarak 578 liralık sigorta ödemesi yapılacaktır. Muhtarlarımız ile güvenlik korucularımızın verdikleri destekle, bunları hak ettiklerini düşünüyorum. Muhtarların bahsettikleri bir şey var; “Silah”. Neyse sayın Başbakan ile konuştuk. Silah harcırahını da kaldırıyoruz. “

Kaynak : http://t24.com.tr/

Yorum yazmak için Giriş yapmalısınız.