Deniz Feneri yolsuzluğu soruşturmasında tutuklu şüphelilerin tahliyesinde gerekçe olarak “Daha fazla tutuklu kalmaları cezaya dönüşür” ifadesinin kullanılması şaşkınlık yarattı. Hukukçular, mahkemenin gerekçesini, “Hukukta çifte standart. Silivri’de 4 yıla yakın süre tutuklu kalan çok sayıda insan var. Demek ki Silivri için 4 yıl az, Deniz Feneri için 4 ay fazla” şeklinde yorumladı.
Almanya’nın “Asıl failler Türkiye’de” dediği Türkiye’deki Deniz Feneri soruşturmasının başlamasından bin 31 gün sonra gözaltına alınıp tutuklanan eski RTÜK Başkanı Zahid Akman ile Kanal 7 Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Karaman’ın da aralarında bulunduğu 6 şüpheli, tahliye edildi. Şüphelilerin tahliyesine karar veren mahkemenin gerekçesinde, Ergenekon, Balyoz, İrtica ile Mücadele Eylem Planı, KCK gibi uzun tutukluluk sürelerinin eleştirildiği soruşturmaların aksine, “Zaten 4 aydır tutuklular. Bunun ilerisi cezaya dönüşür” ifadesinin kullanılması dikkat çekti.
‘Deniz Feneri’ndeki adalet Silivri’de neden yok?’
Deniz Feneri’ndeki tahliyeleri, İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal gazetemize değerlendirdi. Silivri’de görülen davalardaki tutukluluk sürelerinin uzunluğuna ve delil karartma şüphesine değinen Kocasakal, “Silivri’de bazı davaların 30’uncu, 40’ıncı duruşmaları sürüyor. Deniz Feneri’ndeki adalet niye buralarda işlemiyor? Demek ki adalet siyasi nüfuzu güçlü kişilerin ziyaret ettiği kişilere işliyor sadece” şeklinde konuştu. Deniz Feneri e.V. soruşturmasındaki tahliyelerin, Silivri’deki davaların göz önüne alınarak değerlendirilmesi gerektiğini söyleyen Kocasakal, “Deniz Feneri’ndeki bu karar tek başına değerlendirilirse alkışlanması gerekiyor çünkü tutukluluk infaza dönüşmemeli ve mahkeme bunu yaptı. Ama işte bu karara tekil olarak bakmak aldatıcıdır. Sözde bir referandum ile yargı siyasi iktidara bağlandı, ardından hakim ve savcılar gazetelerde çıkarılan bir listeye uygun olarak seçildi ve son olarak yeni HSYK, başta özel görevli mahkemeleri kurdu ve siyasi iktidarın sevmediği hakimleri görevden aldı. Yüksek yargıya, yüksek mahkemeye atamalar yapıldı, Yargıtay’a seçilen 160 üye oy kullanarak başkanlarını seçti. Rabbi verdikçe verdi ve siyasi iktidardakilerin sınıf arkadaşları seçildi. Deniz Feneri’nde önce savcılara el çektirildi. Beşiktaş’taki mahkeme için yüzlerce şikayet varken hiçbir şey yapmayan HSYK, bu davada yapacağını yaptı ve tahliyeleri verdi. Bu karar bu süreçle okunursa anlamlı olur” ifadesini kullandı.
‘Kişiye özel kararlar’
Kocasakal, HSYK’nın, Silivri’deki davalardaki tutukluluk sürelerinin uzunluğunu Deniz Feneri’ndeki gibi önemsemediğine dikkat çekti. Mahkemelerin karar verirken kişilere özel davrandığını dile getiren Kocasakal, “Artık Türkiye’de adalet kaynaklı değil kişiye özel kararlar çıkıyor. Deniz Feneri soruşturmasındaki sanıklar bakımından toplanan delillerin karartma tehlikesi ve süre meselesi Silivri’de niye göz önünde değil? Buradaki gerekçeler niye orada geçerli değil? Bunun açıklaması, siyasi iktidar tercihlerine göre davranan yargının kişiye özel kararlar vermesidir. Vekiller bu kişileri ziyaret ettiler ve ardından tahliyeler gerçekleşti. Demek ki adalet siyasi nüfuzu güçlü kişilerin ziyaret ettiği kişilere işliyor sadece. Demek ki siyasi nüfuzu güçlü kişiler yargıyı etkiliyor” yorumunu yaptı.











Bu konu hakkındaki yorumunuz