DENİZ FENERİ AKP’Yİ Mİ AYDINLATIYOR?
Deniz Feneri e.V. davası sadece 2-3 soyguncunun bir araya gelip yaptığı bir olay olarak algılanmamalı. Deniz Feneri e.V. yolsuzlukları ile kazanılan paraların farklı ilişkiler eliyle harcandığına dair iddianamede pek çok veri bulunuyor. Özellikle bu yolsuzluğun AKP ile bağlantısı kesilmeye çalışıyor. Halbuki bugün yargılanan isimler de dahil iddianamedeki pek çok isim Başbakan’a ve AKP kurmaylarına yakınlığı ile biliniyor.
Örneğin bir dönem YİMPAŞ’ın bir şirketinde müdürlük yapan Bin Ali Yıldırım ve bir gemi satın alan oğlu Erkan Yıldırım, AKP’li olarak bilinen Mehmet Koç, Abdullah Özer, Bilal Ocak, AKP eski Milletvekili Eyüp Fatsa, eski Milletvekili Akif Gülle, eski milletvekili Şaban Dişli, Rıfat Köksal, Tarık Baykur, Erdoğan’ın eski tanışmanı Akif Beki gibi onlarca isim dava dosyasında bulunuyor. Bunların çok önemli bir kesiminin AKP hükümetiyle yakın ilişki içinde olduğunu görüyoruz.
Örneğin Deniz Feneri Şirketi bünyesinde bulunan ‘Atlas Pazarlama’ tarafından 1 milyon Euro’ya satın alınan ‘Atlas Lâin Gemisi’nin yüzde 40’ı Başbakan’ın oğlu Bilal Erdoğan’a ait olduğu belirtiliyor. Peki, genç Bilal, gemiye ortak olmak için 400 bin Euro’yu nereden getirdi. Bilen yok. Erdoğan, televizyonlarda tehditler savurup kükredi. ‘Bana para gelmedi’ dedi. Yani eline nakit para geçmemiş. Ancak oğlunun Deniz Feneri’nin Frankfurt bürosuna defalarca geldiği iddialar arasında. Ayrıca Bilal Erdoğan ile şu anda tutuklu bulunan Zekeriya Karaman’ın oğlu bacanaklar.
Erdoğan’a ait dosyanın 1513 sayfasında bulunan önemli bir belgede şunları belirtiliyor : “Bu gün 02.02.2005 Deniz Feneri e.V muhasebe sorumlusu Firdevsi Ermiş den Deniz Feneri e.V adına tsunami bölgesinde ihtiyaç sahiplerine Başbakanlık aracılığıyla dağıtılmak üzere …. Euro nakit olarak teslim aldım.” Gönderilen para yeri boş bırakılmış ve daha sonra resmi kayıtlarda 350 Euro olduğu belirtilmiş. Ancak hem gizli muhasebe kayıtlarında hem de Ermiş’in vermiş olduğu ifadede bunun 2,5 milyon Euro olduğu anlaşılmıştır. İlginç olanı ise Başbakanlık, kendilerine teslim edilen paralar hakkında somut bir rakam vermedi. Hatta Erdoğan önce gizledi sonra bana değil başkanlığa aktarılmış. Dosya’daki en önemli isimlerden bir tanesi olan Zahid Akman da AKP döneminde hem RTÜK Başkanlığı hem de RTÜK yöneticiliği yapmış bir isim. Bu isim uzun yıllar boyunca hükümetin himayesi altındaydı.
İddianamede çarpıcı isimler 2: Akif Beki
Başbakan’ın eski danışmanlarından şu anki Radikal gazetesi yazarı Akif Beki, Deniz Feneri e.V. dosyasında adı geçen Yeni Dünya İletişim’in Ankara temsilcisi. Yeni Dünya İletişim ise soygun şirketinin en önemli ayaklarından birini oluşturuyor. Akif Beki, yaşananlardan haberi olmadığını belirtiyor. Bu konuda bizim bir söz söyleme şansımız yok. Ancak şirketin patron ve yöneticilerinin yaptığı işler oldukça önemli.
Deniz Feneri e. V. davasında adı sıklıkla geçen Yeni Dünya İletişim şirketi şu anda tasfiye edilmiş durumda. Ticaret Sicil Kayıtları incelendiğinde Yeni Dünya’da 2007’de sermaye arttırımına gitti, 2008’de ise 14.6 milyon TL’lik sermayenin yüzde 97.2 oranında azaltılması kararı alındı. 2009’da ise Yeni Dünya’nın Kanal 7’yi, Hayat Görsel Yayıncılık AŞ’ye devrederek faaliyetine son verdikleri anlaşıldı. Bu durum, Almanya’daki davanın başladığı tarihten itibaren Yeni Dünya İletişim’in adım adım tasfiyeye sürecine sokulduğunu gösteriyor.
Öte yandan Deniz Feneri e.V.’ye 1 milyon 420 bin TL’lik fatura kesen Aktif Barter Anonim Şirketi’nin adresi ile Kanal 7’nin sahibi olduğu ‘Yeni Dünya İletişim’ adresi aynı verilmiş. 12 Eylül 2003 tarihinde şirketin ismi ve 16 Temmuz 2003 tarihinde ise şirketin yeri değiştirilmiş. ‘Beyaz İletişim tanıtım Turizm San. ve Tic. Limited Şirketi’ adı ile faaliyet yürüten şirketin ortakları ise Zekeriya Karaman, İsmail Karahan, Mustafa Çelik ve Aykut Zahid Akmandır.
Mustafa Peköz’den Akif Beki’ye yanıt
Hem Avrupa kamuoyunu hem de Türkiye kamuoyunu yıllardır meşgul evden bir soygun şebekesinin davası var. 100 milyon Euro’dan daha fazla paradan bahsediliyor. En azından resmi muhasebe kayıtlarına göre 41 milyon Euro para, yoksul insanlara yardım amacıyla toplanmış ama kurulan paravan şirketlerle kendi hesaplarına aktarılmış.
Soygun Şirketi davası olarak isimlendirdiğim, kamuoyunda ‘Deniz Feneri Davası’ olarak bilinen olay tahminlerinden çok daha kapsamlı olduğunu ortaya koyan dosyanın kendisidir.
Bir gazeteci-yazar olarak bu süreci yakında takip ettim, ediyorum. Buna dair epeyce de makale yazdım. Yazmaya devam edeceğim. Yetim hakkı yemeyiz diyenlerin, insanları nasıl aldattıklarına dair çok önemli bir davadır. Öyle sıradan bir iki kafadarın kendi başına yaptığı bir hırsızlık olayı da değil. Önüne geleni ‘suç örgütü kurmaktan’ tutuklayanlar, ilginçtir Deniz Feneri Davasındakileri ‘nitelikli dolandırıcılık’ suçunda tutukladılar. Hâlbuki Avrupa’nın en büyük örgütlü şebekesiyle karşı karşıyayız. Süreci az çok takip edenler bunu bilirler.
Buna ilişkin bir makale yazdım. Deniz Feneri davasına ilişkin Radikal’deki durumla ilgili fikrimi söyledim. Dava dosyasında ismi bulunan Başbakanlık eski danışmanı bugünkü Radikal Gazetesi yazarı M.Akif Beki’nin etkili olduğunu belirttim.
Şimdi Akif Beki yanıt vermiş. Makalesi tamamen suçluluk psikolojisi içinde yazılmış, gerçeği gizlemeye yönelik bir taktik. Başlamış ‘zırvalama’ gibi küfürlerle. Söz konusu şirketin profesyonel danışmanı olduğunu belirtmiş. Sonra ‘sözüm ona araştırmacı’ ve ‘dr’ Mustafa PEKÖZ. Yöntem ve metot buna derler. Birinin araştırmacı, yazar olmasına siz mi karar vereceksiniz veya unvanına. Sistemden gıdasını almanın bir başka psikolojik yansıması… ‘Sözde, sözüm ona’ gibi kavramlar artık sıradanlaşmıştır, bir şey de ifade etmez, hiçbir değeri de yoktur.
En komik tarafı da Deniz Feneri ile Yeni Dünya İletişim Şirketi’nin arasında bir ilişki olmadığını söyleyip, internette bunu görmenin kolay olduğunu belirtmiş. Böylece aslında işin gerçek özünü çarpıtmaya yöneliyor. Yani hukuken ikisi arasında bir ilişki yoksa Sayın Beki’nin çalıştığı şirket temize çıkmış olacak. Öyle mi? Demek istiyor ki, kendisinin çalıştığı soygun şirketinin yöneticileri yasal olarak şunu demeleri gerekirmiş: ‘Deniz Feneri üzerinde dolandırıcılık yapmak için kurulduk’. Bunu demedikleri için ikisi arasında bir bağ yok. İnsanda biraz mantık olur. Sayın Beki, böyle komik tuhaf şeyler yazacağınıza, ortada somut veriler ve belgeler var. Onlara bakıp konuşun.
İkincisi Mustafa Çelik neden tutuklanmadı o zaman bu kişi suçsuz benim de bir ilişkim yok? Bir biçimiyle bunu demek istiyor. Peki, işin baş organizatörleri olan patronlarınız tutuklandı. O zaman sizi suçlu mu görelim. Deme hakkımız var mı? Yok. O zaman bu aklanma psikolojisinden kurtulun.
Bir de Radikal’deki yazımızda ‘Ankara temsilcisi’ yerine ‘Türkiye temsilcisi’ yazılmış. Bu sizin gerçeğinizi değiştirmez ki. Teknik bir yazım hatası olarak görülebilecek bir durum. Evet, resmi Almanca belgesinde ‘Ankara Temsilcisi ve eski Başbakan Erdoğan danışmanı olarak belirtiyor.
Ayrıca Türkiye temsilcisi olsaydınız belki daha pasif ve sembolik olurdu ama Ankara temsilcisi olmanız, rolünüzün önemini ortaya koyuyor. Tam bu noktada insanın kafasına bir kısım sorular geliyor: Ankara temsilcisi olarak Yeni Dünya İletişim Şirketi adına neler yapıyordunuz. Ankara’daki işleviniz neydi? Temsilcilik olarak hangi görevler aldınız? Bu şirketin temsilciliğini ne kadar yaptınız? Sizin aylık ücretiniz nereden ödendi? Miktarını sormuyorum. Kimseyi de ilgilendirmez.
Siz görev aldığınız şirketin yönetim kurulu ile Deniz Feneri arasındaki ilişkiyi bilmeyecek kadar saf olmadığınız gibi neler döndüğünü de biliyorsunuz. Dava dosyasında üç şirket önemli yer işgal eder. YİPMAŞ, WEİSS-AK Holding ve Yeni Dünya İletişim Şirketi. Mademki dosya hakkında bilgi sahibisiniz, bunları biliyorsunuzdur. Bu şirketlerin kurucusu ile Deniz Feneri Yönetimi arasındaki ilişkiyi de gayet iyi biliyorsunuz. Bilgim yok, beni ilgilendirmez demeniz de bir anlam ifade etmez. Sizi kurtarmaz.
Siz Ankara temsilcisi, Deniz Feneri Davasının bir no’lu sanığı ve 9,3 milyon Euro çekip alan, bu paraları sizin patronunuz olan Zekeriya Karaman’a verdiğini söyleyen Mehmet Gürhan ise Avrupa temsilcisidir. Siz başkentteki işleri organize ederken, Gürhan Avrupa’daki işleri yapıyordu. İkiniz de temsilci olduğunuza göre aranızda görüşmeler oldu mu? Şahsen tanışır mısınız?
Mehmet Gürhan’a sormuşsunuzdur: Frankfurt’taki davada neden isminiz geçiyor. Mutlaka bir gerekçesi olmalı. Veya sizin hakkınızda Gürkan’a sorular sorulmuş mudur? Merak etmiyor musunuz? Yoksa gerçeği bildiğinizden sessiz mi kalmak istiyorsunuz. Deniz Feneri’nde çalışan birçok insan var. Kanal-7 de çalışan ve program yapan birçok insan var. Neden onların ismi dosya da değil de sizin ki var. Yoksa bu Frankfurt Mahkemesi sizi sevmiyor mu, başarılarınızı mı kıskanıyor. Bunu bilemem, öyle bir durum varsa gerçekten ayıptır. Hep birlikte karşı çıkalım.
Zekeriya Karaman ile temsilcisi olduğunuz şirket hakkında hiç görüştünüz mü? Ankara faaliyetiniz hakkında ne tür bilgiler verdiniz? Başbakanlık danışmanı olmanızda bunun bir rolü oldu mu? Sayın Beki, bunlara yanıt vermek zorunda değilsiniz. Hatta diyebilirsiniz ki, bu sorular ciddiyetsizdir, dikkate almıyorum. Bu sizin doğal hakkınız. Ama gerçeği değiştirmek de zordur. En iyisi sessizliğe gömülün.
Yimpaş-Ak Holding-Yenidünya İletişim Şirketi ilişkisi
Yimpaş’ın kuruluşu hala hafızalardadır. Kombasan ve Jetpa gibi Türkiye’li göçmenlerden ‘şirkete ortak olma’ iddiasıyla toplanan paralarla kurulan ve sonra iflas gösterilen şirketlerden biridir. O dönemi hatırlayanlar iyi bilirler, 30-40 yıllık birikimlerini bunlara kaptıran birçok göçmen intihar etmek zorunda kalmıştı. Erdoğan ne demişti: “Paranızı verirken bana mı danıştınız.”
İslamcı sermayenin önemli bir gücü olarak gösterilen İflas gösterilen YİMPAŞ, nerde kirli bir iş varsa onun içinde yer alıyor. Bu şirketin en önemli özelliği halktan toplanan paraları zimmetine geçirmek ve üzerine yatmak.
Dosya’nın 586-589, 651-700, 2301-2350, 2464-2470, 2571-2572, 3081-3850, 3851-3900, 4001-4051 sayfalarında oldukça geniş yer verilmiş. Deniz Feneri Soygun Şirketi’nin de içinde. Hem de doğrudan yer alıyor. YİMPAŞ’ın önemli yöneticilerinden biri olan Şükrü Kurum, Deniz Feneri Soygun Şirketinin birinci derecede organizatörü olan Mehmet Gürhan’ın kayın babasıdır. Ayrıca Deniz Feneri’den para çekip Türkiye’ye aktaran İzzet Kurum da Gürhan’ın eşinin amcasıdır. Tesadüf olabilir ama oldukça ilginç bir bağlantı. Ayrıca bugünkü Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın da bir dönem YİPMAŞ şirketinde müdürlük yaptığı ve oğlunun da gemi işlerine girdiği belirtiliyor.
Yimpaş-AK Holding ortaklığı da dikkat çekiyor ve 1,8 milyon avronun paylaşımı el yazısı ile dosyada mevcut. Gemi için alınan krediler ve Yimpaş ortaklığı; 3.450.000 Euro’dur. Yine Zekeriya Karaman’a ait olduğu söylenen Yeni Dünya İletişim Şirketi ise Yimpaş ve Kanal-7 ortaklığına dayanıyor. Yimpaş’ın hissesi yüzde 40, Medya-7’nin ise yüzde 60 olarak belirlenmiş. Dikkat edilirse, Yimpaş-Yenidünya İletişim Şirketi-Deniz Feneri’nde aynı insanlar bulunuyor. Rüşvet ve dolandırıcılık için ortak bir faaliyet içindeler.
İddianamede çarpıcı isimler 3: Albayrak Ailesi
Deniz Fenerinde kurulan ve tam bir şebeke gibi çalışan sisteme dâhil olanların arasında bulunan ‘Yeni Şafak Gazetesi’ ve Başbakan Erdoğan’ın eniştesinin de dahil olduğu ‘Albayrak’ ailesi bulunuyor.
Dava dosyasının 169’uncu sayfasında, 03 Ekim 2003 tarihinde, ‘Yeni Şafak Gazetesi’ ile ilgili olarak yayınlanan bir açıklamaya yer verilmiş: “Yeni Şafak gazetesi 20 Ekim’den itibaren Avrupa’daki okuyucuları ile buluşuyor. Yeni Şafak’ın Avrupa baskılarında, Avrupa’da yaşayan Türk okuyucu kitlesinin haber ihtiyacına cevap verilecek. Gazetenin Avrupa Koordinatörlüğünü uzun yıllar değişik basın yayın organlarında üst düzey yöneticilik yapan Mehmet Gürhan yürütecek.”
Deniz Feneri davasının bir numaralı sanığı olarak bütün yolsuzlukları organize eden ve karanlık ilişkilerin içerisinde yer alan Mehmet Gürhan, aynı zamanda, Yeni Şafak Gazetesinin Avrupa Koordinatörü ve Yönetim Kurulu üyesi olmuş. Dava dosyasının 3016. sayfasında buna ilişkin çok somut bilgi edinmek mümkün. Dünkü dizimizde ayrıntılı işlediğimiz Mehmet Gürhan, hem Kanal-7’nin Avrupa temsilcisi, hem Yeni Şafak gazetesinin Avrupa Koordinatörü hem de Milli Gazete temsilciliği yapıyor. Yani önemli İslamcı grup ve şirketlerle önemli bağları bulunuyor.
Halktan toplanan paraların hesaplara aktarılması için şirketlerin kurulması bir kural haline getirilmiş. Bu şirketlerden birinin de ‘Yeni Şafak Europa GmbH olduğu iddia ediliyor. 31 Aralık 2003 tarihinde, Yeni Şafak şirketi, 49 bin avro ile WEISS/AK Holdingin hisselerine ortak oluyor. Peki, Yeni Şafak gazetesi adına kurulan bu şirket, hangi paralarla, AK/WEİSS şirketine ortak oldu. Paraları nereden ve nasıl getirildi? İddianamede işte bu sorulara yanıt aranıyor.
Dosyanın 320-339 sayfalarında yer alan bilgilere göre, ‘Yeni Şafak Europa GmbH’ şirketinin hisselerinin payı 99 bin avro olarak belirleniyor. Bu hisse payının 49 bin avrosu WEİSS/AK Holdinge, 1000 avrosu Zahid AKMAN’a, 16.650 avrosu Ahmet Albayrak’a, 16.650 avrosu Mesut Muhammed Albayrak’a ve 16,700 da Muzzafer Albayrak’a ait.
17.09.2003 tarihinde noterce satma ve devretme sözleşmesi yapılmıştı. Buna göre hissedarlar şu sermayelerine göre ‘’Europen Food & Marketing GmbH’’ şirketinde hisse sahibi olmuşlardı: Weiss Handels- und Investment GmbH şirketi 49.000 avro, Dr. Aykut Zahid Akman 1.000 avro, Muzaffer Albayrak 16.700 avro Mesut Muhammed Albayrak 16.650 avro Ahmet Albayrak 16.000 avro.
Dosyanın 353’cü sayfasında yer alan ilginç bir başka nokta, Albayrak’lar 49 bin € ile kurdukları ‘Yeni Şafak GmbH’ şirketinin hisseleri ile bu kez de yine soygunda adı geçen ‘Europan Consulting&Marketing GmbH’ şirketine ortak oluyorlar.
Dosyanın 1739’cu sayfasında Mehmet Gürhan’ın yapılan sorgusunda anlaşılacağı üzere, ‘Yeni Şafak Europan GmbH’ şirketinin, Kanal 7’nin sahibi Zekeriya Karaman’ın bilgisi dâhilinde kurulduğu belirtiliyor. Bu veriler aynı zamanda Yeni Şafak Gazetesi ile Kanal7 arasında ilişkinin boyutunu ortaya koymaktadır.










Bu konu hakkındaki yorumunuz