|  Uğur Dündar Başbakan Erdoğan, sonunda itiraf etti! Konya Ekonomi Ödülleri Töreni’nde konuşurken yargıya çatarak, demokrasinin kuvvetler ayrılığı ilkesini, engel olarak gördüğünü açıkladı. Yani “Kuvvetler ayrılığı olmasa, ben bu ülkeyi ne güzel idare ederim!” demeye getirdi! Başbakan gönlünde yatan demokrasinin ilk sinyallerini, 23 Nisanlarda, Başbakan olan çocuklarla sohbet ederken vermişti. Örneğin önceki yılın Başbakanı’na görevini anlatırken “Sen Başbakansın. İster asar ister kesersin!” demişti. Bu yılın çocuk Başbakanı’nı, da bakanlarla nasıl konuşması gerektiği konusunda şöyle uyarmıştı: “Sen kimsin kardeşim? Sen bakansın, ben Başbakanım!” 
 Barış Yarkadaş “Kuvvetler ayrılığının olmadığı yerde özgürlük de olmaz.”Montesquieu Çok değil; yaklaşık on gün önce HALK TV‘de yayınlanan ”On Soru On Cevap” adlı programda Müşerref Seçkin‘in sorularını yanıtlamış ve “Başbakan kuvvetler ayrılığı ilkesini ortadan kaldırmak istiyor” demiştim. Aynı programda,Montesquieu‘nun demokrasi kuramının neredeyse temel taşlarından biri haline getirdiği bu teorinin özünü anlatmış ve “AKP iktidarı kuvvetler ayrılığı ilkesini kaldırıp KUVVETLER BİRLİĞİ‘ni hakim kılmaya çalışıyor” ifadesini kullanmıştım. Başbakan Erdoğan, pazartesi günü sanki bizi doğrulamak istercesine konuştu ve “Kuvvetler ayrılığı önümüze engel olarak dikiliyor” dedi. 
 Cevher Kantarcı 
MHP Genel Sekreteri ve Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman örtülü ödenekle ilgili açıklama yaptı! Ecevit, Çiller, Erbakan ve Mesut Yılmaz, başbakanlık yaptıkları süre içinde, örtülü ödenekten toplam 190 milyon 400 bin lira harcama yapmışlar! Ulu Hünkârım tahta geçtiğinden beri 10 yıllık saltanatında, toplam 2 “milyar” 759 milyon lira harcamış! 
 Utku Reyhan 
Bize “tosun”demiş Ahmet Kekeç son yazısında. Silivri’de 13 Aralık’ta bir araya gelen yüz binler için bir köşe yazısı yazmış Star Gazetesi’nde. “Şahlanın bakalım tosunlar” başlığını atmış yazısına Kekeç. “Şahlanın bakalım… Halkın şahlanması karşısında ne yapacaksınız, görelim…” diyor. Bu zerzevatın beylik yöntemidir bu. Halkı referans vererek kendisini aklamak, haklı göstermek. Meşruiyetini kalabalıkla sağlamak. Bu, abisinin arkasından tokat sallayan çömezin özgüvensizliğini ve iktidarsızlığını yansıttığı gibi “biz çokuz” söylemiyle küçük beyinlerinin bir köşesinde yer alan gizli faşizmin de açığa vurumudur. 
 Yılmaz Özdil Teee üç sene evvel. 2009 Ekim… Mustafa Balbay içeri tıkılalı yedi ay olmuştu, ha bugün ha yarın derken, çıkacağı yoktu. Kafalar karışık, yürekler pırpır’dı, basın tırsıyor, tutuklu gazeteci hakkında haber yapmak bile tehlikeli bulunuyordu. * Bir kişi hariç… O güne kadar yapılmayanı yaptı, bindi otomobiline Silivri’ye geldi. Savcıya başvurdu, izin istedi, kabul edildi, ailesi dışında görüşen ilk kişi oldu. Kapalı görüşe girdi, arada cam… İşte her şey, o anda başladı. 
 Barış Yarkadaş Yaklaşık beş yıl önce CHP kökenli Arslan Ailesi’nin yayın hayatına soktuğu Taraf Gazetesi dramatik sona yaklaşıyor.Gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Altan ile Yayın Yönetmen Yardımcısı Yasemin Çongar‘ın istifa kararı alması,Taraf‘ı var eden temel çizgide önemli değişiklikler olacağını gösteriyor. Gazete bundan sonra yayın hayatına devam etse bile; eski ilgiyi uyandırmayacak. Altan ve arkadaşlarının siyasi baskı yüzünden istifa etmek zorunda kalması, okurlarının yeni yönetime ve patronaja olan güvenini de sarsacak. Gazetenin yaptığı her habere, kuşkuyla bakılacak. 
 Mehmet Türker “Zehir var!” “Zehirlenme kanaati yok!” Yani olabilir de… Olmayabilir de… Tam bir muamma!.. 19 yıl sonra Türkiye, Özal’ın ölüm sebebini tartışıyor!.. Zehirlendi mi, eceliyle mi öldü?.. Mezarı açılıyor, Özal’ın belden yukarısı sanki gömüldüğü günkü gibi… 
| |