|  RUSEN CAKIR / FOTOGRAF MUHSIN AKGUN Gazeteci Ruşen Çakır, kendi deyimiyle ‘Fethullah Gülen 40 yılı aşkın süredir bu işi yapıyorsa, 30 yılı aşkın süredir onu takip eden’ bir isim. Darbe girişiminin ardından kurucusu olduğu Medyascope’ta Gülen Cemaati’ne ilişkin hazırladığı dosyalarla da bu birikimi aktarmayı sürdürüyor. Gülen Cemaati’ni sıradan bir İslami hareket değil‘istihbarat örgütü’ olarak görmek gerektiğini aktaran Çakır, 15 Temmuz’daki kanlı darbe girişiminin ‘Fethullah Gülen’in işi’olduğunu üstüne basa basa vurguluyor. Ruşen Çakır’a, Türkiye’nin belki de en karmaşık örgütlenme ağına sahip, son yıllara damgasını vuran Gülen Cemaati’ni sorduk. Çakır’ın en dikkat çekici tespitlerinden biri, ‘Gülen’in kartlarının henüz bitmediği.’ 
 Mehmet Y.YILMAZ “ORDUNUN yeniden yapılandırılması kapsamında Genelkurmay Başkanı’nın doğrudan Cumhurbaşkanı’na bağlanacağından söz ediliyor.” Aynı şekilde Milli İstihbarat Teşkilatı sadece dış istihbaratı yürütmek üzere Cumhurbaşkanı’na bağlanacakmış., Diyanet İşleri Başkanı da “Hani bana, hani bana” diyor, o da Genelkurmay ile birlikte Cumhurbaşkanı’na bağlanmak istiyor. Belli ki Başbakan’ın “düşük profilli” olması Başkan’ın hoşuna gitmemiş, ille de “yüksek profilli” bir amir istiyor. İktidar partisinde, Cumhurbaşkanı’nın herhangi bir isteğinin tartışılmaksızın emir kabul edildiği bir gerçek. Belli ki bu talepler Cumhurbaşkanı’ndan geliyor, ama kimse ona üzerine yemin ettiği Anayasa’yı hatırlatma cesaretini kendisinde bulamıyor. 
 Hayko Bağdat Devlet bir kez olsun suç işlerse çöker. Suçu örtbas ederse, suçlu elemanını gizlerse, suçu sevmeye başlarsa artık devlet değil örgüttür. Cinayet işleyen, hırsızlık yapan, gaspçı, yağmacı bir suç örgütüdür. Ak Parti’yi kandırdılar mı, madik mi attılar, ofsayta mı düşürdüler bilemem ben. Fakat emin olduğum tek konu 14 yıllık iktidarları döneminde yönettikleri devlet bir suç örgütünden başka bir şey olamamıştır. Mesela Dink cinayetinde 10 yıldır sokaklarda yırtınırcasına bağırarak ismini pankartlarda taşıdığımız herifler bu hükümetin arka bahçesine gizlenmiştir. 
“Demokrasi geldi ulan; İzmir’e bile demokrasi geldi”
Sözcü yazarı Yılmaz Özdil, TSK’daki cunta yapılanması tarafından düzenlenen darbe girişiminin başarısızlıkla sonuçlanmasıyla ilgili olarak, “TBMM bahçesine toplanan kalabalık, başbakana ‘idam isteriz idam isteriz’ diye tempo tutuyor, odunla, kayışla, tekmeyle linç görüntülerini Japonya’dan Brezilya’ya kadar herkes seyrediyor, köprüden aşağı atalım diye bağırıyorlar, yağlı urganla darağacı yapıp, kamyon kasasına yüklemişler, sokak sokak gezdiriyorlar. Hâlâ inanmayıp, askerin gırtlağını kestikleri doğru mu acaba diye merak ediliyor” dedi. Özdil, “Medyanın gerisi zaten ampul broşürü ama… Bizim gazetenin bile şakülü kaydıysa kardeşim, Sözcü bile ebelek gübelek demeye başladıysa yani. Gelen demokrasiyi düşünün gari!” ifadesini kullandı. 
“Bundan sonra istediğini ‘Fethullahçı terör örgütü’ diyerek yok edecektir”
Sözcü yazarı Bekir Coşkun, başarısız darbe girişimine ilişkin olarak, “Tayyip Erdoğan gibi kuşkucu, zeki ve cin birisinin… Tüm bu yapılanmadan, Fetullahçı örgütün devletin başına ördüğü çoraplardan habersiz olduğunu düşünmek için çok aptal olmak lazımdır” görüşünü savundu. “Bu darbeden haberi olmuştur” iddiasında bulunan Coşkun, “Asıl bundan sonra yapacağı; ne kadar muhalifi varsa, ne kadar hoşlanmadığı varsa, ne kadar sesi çok çıkan varsa, ne kadar sakıncalı gördüğü varsa ‘Fethullahçı terör örgütü’ diyerek yok edecektir… Valla iyi iş çıkarttın usta… ‘Madem örgütü bilmiyordunuz şu el çektirilen 50 bin kamu görevlisinin yerini bir gecede mi öğrendiniz?’ diye soran yok nasıl olsa” ifadelerini kullandı. 

 Orhan Bursalı Biraz spekülatif karakter taşıyabilir. Ama, “bu darbeyi RTE tezgâhladı” gibi temelsiz bir komplo teorisiyle, üşengeç beyinlerin uydurmasıyla, bu tür uydurmalarıyla ilgisi yok. Dün bir muhalife “yani ömrü boyunca hapis yatacak yüzlerce subayı kandırıp kendine darbe mi tezgâhlattı” diye sordum. Bana “banka hesaplarına bak” dedi! Fakat toplumda ve pek çok kanaat önderliğine soyunmuş insanda bu yaygın düşünceyi gördükçe, umudum sıfırlanıyor! Soruyu daha net soracağım: RTE darbe olabileceğini güçlü bir olasılık olarak biliyor-görüyor muydu? Eğer böyleyse, darbeyi önlemek için neden ciddi önlemler almadı? “Hele bir harekete geçsinler, topu açığa çıkar ve hepsini tepeleriz” diye düşünmüş olabilir mi? 
 Mine G. Kırıkkanat Cuma akşamını cumartesi sabahına bağlayan gece, Türkiye’deki görsel medyanın çoğunluk yandaşından azınlık muhalifine; ekranda boy gösteren hemen tüm temsilcilerinden iğrendim, sözümona gazetecilerin haberlerinden ve yorumlarından tiksindim. Hepsi, istisnasız hepsi; bu ülkede çoktandır biten bir anayasallık, delik deşik edilmiş bir hukuk, olmayan bir meşruiyet ve gölgesi bile kalmayan demokrasiyi savunmak adına ayağıyla darbe yapmaya kalkışanları tekmelerken… Eliyle asıl darbeyi yapmış, rejimi çökertmiş ve devleti bitirmiş olanlara dayanıyor, onların sırtını sıvazlıyordu! Oysa ifade, ancak fikir bağımsız ise özgürdür. Basında fikir ve ifade özgürlüğünden, ancak ilkeler üzerinde ve hiçbir güç ya da etki odağına yamanmadan, tüm taraflardan bağımsız var olunuyorsa söz edilebilir. Tarafsız habercilik tam da böyle bir bağımsızlığı gerektirir. Taraflı habercilikte ise elbette ne fikir özgürdür ne de ifade. Dolayısıyla taraflı gazeteci, aslında gazeteci değil reklamcıdır! Diyeceksiniz ki tarafsızlık muğlak, ütopik ya da izafi bir kavramdır. Doğru. Ama tıpkı demokrasi gibi, mümkün olduğunca yaklaşılması gereken bir idealdir, tarafsız habercilik. Türkiye’de böyle bir ideal taşıyan, tarafsız olmaya gayret eden haberci yok denecek kadar az artık. 
| |