| Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı Hatip Dicle, çözüm süreci ve Dolmabahçe mutabakatı ile ilgili dikkat çeken açıklamalarda bulundu.
Cumhuriyet’ten Selin Ongun’a konuşan Dicle, önerdikleri özyönetimin ademimerkeziyetçi bir sistem olduğunu, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ise Türkiye’yi Türkmenistan modeli gibi tek adam sistemine götürmek istediğini öne sürdü. Dicle, şu ifadeleri kullandı: “Şimdi Saray’ın ve hükümet sözcüsünün ‘Özyönetim ihanet, özyönetim fantezi’ gibi sözlerini biliyorsunuz. Bunları söyleyenlere, iki buçuk yıl Sayın Öcalan’la neler görüştüler, acaba diye sorarım. Özyönetim deklarasyonunda yer alan, Dolmabahçe mutabakatında bulunan maddeler görüşüldü. 
HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, eşinin öğretmenlik yaptığı köy okuluna 4 aydır gitmediği ve haksız yere devletten maaş aldığına dair yapılan haberleri yalanladı. Demirtaş, “Eşim hakkında yapılan yayınların tamamı çarpıtma ve karalamadır.” dedi.
Selahattin Demirtaş, konuya ilişkin yaptığı yazılı açıklamada şu ifadeleri kullandı: “Eşim Başak Hanım, bir süre önce bebek beklerken maalesef ki doğum yapmadan bebeği karnındayken kaybetmiş ve bir dizi ameliyat geçirmek durumunda kalmıştır. Ameliyat sırasında ve sonrasında yaşanan bazı komplikasyonlar neticesinde de daha ağır sağlık sorunlarına maruz kalmıştır. 
“Barış İçin Akademisyenler İnisiyatifi” üyesi 1128 akademisyenin bildirisi sonrası yaşanan gözaltı ve soruşturmalara tepkiler sürüyor.
Yurdun birçok yerinde akademisyenlere destek eylemleri, açıklamaları yapılırken, birçok kurum ve kuruluş akademinin özgürlüğü vurgusunu sürdürdü. Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk akademisyenlere yönelik operasyonları eleştirirken 28 taraftar grubu da akademisyenlerin “Bu suça ortak olmayacağız” çağrılarına kayıtsız kalmayacaklarını belirterek “Barış isteme suçunu gururla işleriz” dedi. Kendilerini ihbar ettiler Soruşturmaya tepki amacıyla dün aralarında gazeteci, sanatçı ve avukatların da olduğu bir grup Çağlayan Adliyesi’ne geldi. Burada basın açıklamasını okuyan gazeteci Ceyda Karan akademisyenlerin imzaladığı bildiriyi okuyarak “Bu sözlerin altına biz de imzamızı atıyor, doğacak yasal sorumluluğu üstlenmeye hazır olduğumuzu bildiriyoruz” dedi. Şanar Yurdatapan da bildiriyi imzalayan akademisyenlerin vatan haini ilan edildiğini vurgulayarak “Bu bildirinin altına imza atarak bu bir suçsa bizde suçluyuz diyoruz. Onun için kendimizi ihbar etmeye geldik” diye konuştu. Açıklamanın ardından gruptakiler adliyeye girerek hazırlanan dilekçelerle kendilerini savcılığa ihbar etti. 
AİHM 16 yaşındaki yaralı çocuk için tedbir kararı verdi ama çocuk tedbir kararının ulaşmasından önce öldü.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), sokağa çıkma yasakları ve operasyonlar ile ilgili ilk tedbir kararı 16 yaşındaki başvurucu Hüseyin Paksoy’u kurtarmaya yetmedi. AİHM, Cizre’de yaralanan 16 yaşındaki Hüseyin Paksoy’a ambulans ulaştırılmaması nedeniyle hayatının tehlikede olduğu gerekçesiyle yapılan başvuruda, hükümetten Paksoy’un yaşam hakkının ve vücut bütünlüğünün korunması için her türlü tedbiri almasına karar verdi. AİHM’in bu kararının avukatına gönderildiği saatlerde ise Paksoy yaşamını kaybetti. AİHM kararı Paksoy’u kurtaramasa da bundan sonra benzer durumlarda AİHM’in tedbir kararı vereceğinin işareti oldu. AHİM’in tedbir kararlarının artması ise bölgedeki sokağa çıkma yasağı sırasında yapılan operasyonların yöntemini uluslararası alanda tartışmaya açacak. 
17 yıl önce okuduğu şiir yüzünden ceza alan Erdoğan için Pınarhisar Cezaevi yarı kapalı otele dönüştürülmüştü. Bugün aralarında Can Dündar ve Erdem Gül’ün de yer aldığı 30’un üstünde gazeteci en ağır koşullarda tutuluyor.
Türkiye’de halen aralarında Can Dündar, Erdem Gül, Mehmet Baransu, Hidayet Karaca, Gültekin Avcı’nın da bulunduğu 30 gazeteci tutuklu. 1930’larda Nazım Hikmet’e 1970’lerde Deniz Gezmiş’e, 1980’lerde ise sıkıyönetim döneminde Ecevit’e ve sendika yöneticilerine daktilo verilirken, günümüzün tutuklu gazetecilere bu hak tanınmıyor. Sadece gazeteciler değil, diğer tüm tutuklular için de geçerli olan bu yeni kurallar, gayet katı ve sert. Oysa, bundan 17 yıl önce şiir okuduğu için tutuklanan şimdiki Cumhurbaşkanı Erdoğan için, çok büyük ayrıcalıklar yapılmıştı. 4 ay 10 gün hapis yatan Erdoğan’ın da konuşmasında dilinden düşürmediği cezaevi dönemine ilişkin arkadaşı Hasan Yeşildağ’ın Big Boss isimli kitabında yer alan ayrıntılar inanılacak gibi değil. Şimdi, iki dönemin cezaevi koşullarını ayrı ayrı anlatıp, yorumu size bırakalım: 
İmralı’da Öcalan ve devlet arasında konuşulanlar kitap olarak yayınlandı. İşte, “çözüm süreci”nden, “savaş süreci”ne dönüşen gelişmelere ışık tutacak tartışmalar.
Ocak 2013 tarihinde DBP Heyeti’nin İmralı Adası’na giderek Öcalan ile görüşmesi, ‘çözüm süreci’ olarak tanımlanan dönemin, kamuoyuna açık hale gelmesini ve yeni bir aşamaya geçişi işaret ediyordu. 1993 yılından itibaren çeşitli dönem ve biçimlerde devam eden Türkiye ile Öcalan-PKK arasındaki görüşmelerin en ‘umut verici’ halkası böylece başlamıştı. Fakat sonuç, beklendiği gibi olmadı. Bu görüşmelerin üzerinden tam üç yıl geçti ve durum tam tersine döndü. Peki, gerçekte süreç hangi aşamadaydı ve taraflar sürece hangi perspektifle yaklaşıyordu? 

Türkiye’de yargıya güven dibe vurdu. Soruşturma ve davalar siyasi rüzgarın etkisiyle yön değiştiriyor. İktidarın benimsemediği soruşturmaları yürüten savcılar anında değiştirilerek dosyalar, atanan yeni savcılar aracılığıyla kapatılıyor. Özgür Düşünce’den Bilal Şahin’in haberine göre, benzer durum, davalar için de geçerli. Birçok önemli soruşturma ve dava son dönemde yapılan müdahalelerle kapatıldı, karartıldı veya sürüncemede bırakıldı… REYHANLI’NIN PERDE ARKASI KARANLIK Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde 11 Mayıs 2013’te 53 kişinin hayatını kaybettiği iki ayrı bombalı saldırıyla ilgili 33 kişi yargılanıyor. Güvenlik nedeniyle Ankara’ya nakledilen davada perde arkası hala aralanamadı. Silah TIR’ları soruşturmasından tutuklu yargılanan savcı Özcan Şişman, “MİT’in Reyhanlı saldırısını bildiğini ancak Emniyet’ten sakladığını” açıklamıştı. 
| |