|  Emin Çölaşan Sevgili okurlarım, adına yargı bağımsızlığı denilen kavram her demokratik ülkenin temel direği, olmazsa olmazıdır.
Hakimler ve savcılar baktıkları, karar verdikleri dosyalarda adamına göre muamele yapıyorsa, ya da yapmak zorunda bırakılıyorsa, o ülkede yargı bağımsızlığından, adaletten söz edilemez.
Baskı altına alınan, iktidarın istemleri ve talimatları doğrultusunda karar vermek zorunda kalan hakim ve savcıların durumu zordur.
Dün gündeme düşen bir yargı haberi vardı ama üzerinde fazla durulmadı.
Yadırganmadı! * * * 
 Emin Çölaşan Sevgili okuyucularım, Türkiye Cumhuriyeti 1923 yılında kurulduktan sonra 12 cumhurbaşkanı gördü. Sırasıyla Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü, Celal Bayar, Cemal Gürsel, Cevdet Sunay, Fahri Korutürk, Kenan Evren, Turgut Özal, Süleyman Demirel, Ahmet Necdet Sezer, Abdullah Gül ve Recep Tayyip Erdoğan. Cumhurbaşkanı sıradan bir siyasetçi değil devletin başıdır. Dolayısıyla kendi saygınlığını kendisi yaratır. Nitekim son cumhurbaşkanına kadar hep öyle oldu. Hiçbir cumhurbaşkanı başkalarına en ağır ve hakarete varan sözlerle saldırmadı, vatandaşlarla mahkemelik olmadı. Bir Atatürk düşünün, Çanakkale’de tümen komutanı olarak savaşırken binlerce Mehmetçik gözlerinin önünde şehit düşmüştü. Ama savaş bitince o günün düşmanları olan Anzak askerlerine cumhurbaşkanı kimliği ile seslenirken “Siz artık bizim evladımız oldunuz, analarınız gözyaşı dökmesin. Bizim vatan toprağımızda huzur içinde uyuyun” demişti. Devlet adamlığı işte budur. 
 Emin Çölaşan SEVGİLİ okuyucularım, bugün sizi biraz geçmiş yıllara götürüp belleğinizi tazelemek istiyorum. Günlerden 17 Mayıs 2006. Silahlı bir kişi bazı ihmallerden yararlanıp Danıştay binasına girdi. Danıştay 2. Dairesi bir süre önce bir öğretmen hakkında türban kararı vermiş ve sıkmabaşlı öğretmenin okuldan atılmasını sağlamıştı. Ama olayın öncesi vardı. Danıştay bu kararı verince, Vakit isimli şeriatçı gazete bu kararda imzaları olan Daire Başkanı Mustafa Birden ile dört Danıştay üyesinin fotoğraflarını 13 Şubat 2006 günü birinci sayfadan dokuz sütuna manşet yapıp “İşte o üyeler” başlığı ile yayınlamış ve onları açıkça hedef göstermişti. Ben de ertesi günkü yazımda “Bu nasıl bir rezalettir, bu hakimlerin can güvenliğini bundan sonra kim koruyacaktır” demiştim. 
 Emin Çölaşan Sevgili okuyucularım, Aydınlık gazetesi birkaç günden beri ilginç bir yayın yapıyor. Orhan Aykut isimli biri, geçmişte yaşanan bazı olayları anlatırken, geçen dönem AKP Diyarbakır Milletvekili olan İhsan Arslan’ı bu olayların tertipçisi olmakla suçluyor. Nedir o olaylar?.. Arslan’ın İstanbul Ümraniye’de yakalanan bombaların, Ergenekon ve Balyoz davalarının tertipçisi olduğunu iddia ediyor. Orhan Aykut bu kirli komplonun içinde doğrudan tanık olarak yer aldığını iddia ediyor, tezgahı kuranın İhsan Arslan olduğunu savunuyor. Anlattıklarının doğru veya yanlış olduğunu bizim bilmemiz mümkün değil. 
 Emin Çölaşan Sevgili okuyucularım, bugün yine geleneksel Kubilay yazımla karşınızdayım. Onun feci bir biçimde şehit edilmesini, her yıl olayın yıldönümünde anmayı bir görev bilirim. Türkiye Cumhuriyeti bundan tam 82 yıl önce, 23 Aralık 1930 günü korkunç bir irtica olayına tanık olmuştu. O sabah İzmir’in Menemen ilçesinde tuhaf şeyler oluyordu. Sabahın erken saatlerinde dördü silahlı altı çember sakallı yobaz Menemen belediye meydanında tekbir getirerek dolaşmaya başladı. Başlarında sarık, sırtlarında cübbe vardı. 
 Emin Çölaşan Sevgili okuyucularım, bugün günlerden 19 Aralık. Türk milleti açısından hem “Tarihi (!)” bir günün, hem de “En şanslı” günümüzün üçüncü yıldönümü! Bundan üç yıl öncesine gidiyorum. Tarih 19 Aralık 2009. Soğuk ve puslu bir Ankara günü. Hani şu “Şeyini şey ettiğimin şeyi” var ya, hani adı Bülent Arınç olan büyük devlet ve hükümet adamı var ya!.. 19 Aralık 2009 günü onu az daha öldüreceklerdi! Bülent’i bize Allah bağışladı, onu Allah kurtardı. 
 Emin Çölaşan Sevgili okuyucularım, Tayyip çareyi artık takvim günlerine ve rakam oyunlarına sığınmakta buldu. Herkes aptal ya, herkes bu oyunları yutacak ve oynanan komediye inanacak! Bildiğiniz gibi, sürekli olarak dev eserlerin (!) açılışını yapıyor ve bunları ciddi ciddi anlatıyor. Dün aynı şeyi bir kez daha, devlet parasıyla yaptı. 10.10.2010… O gün güya 110 dev eseri açmıştı! 11.11.2011… O gün güya 111 dev eseri açmıştı! 12.12.2012… Dün bu kez 112 dev eserin açılışını yaptı! Bu atraksiyonu önümüzdeki yıl ne yazık ki yapamayacak çünkü 13.13.2013 diye bir tarih olmayacak. Onun da çaresini bulup takvime 13. ayı ekletmeyi başarırsa, vallahi onu bilemem! Ne de olsa dünya devidir, Allah’ın dünyamıza bağışladığı bir lütuftur ve takvimleri bile değiştirmeyi başarır. 
| |