|  Levent Gültekin Berbat haldeki eğitim sistemini düzeltecek projeleri var da uygulamak için sanki mevcut sistem engel çıkarıyor. Üretimi artıracak, ekonomiyi canlandıracak, yoksullukla boğuşan 40 milyon insanın refah seviyesini yükseltecek projeleri var da sanki sistem izin vermiyor. Dünyada saygın, ağırlığı olan bir dış politika izleyecekler de sanki sistem buna engel oluyor. Her gün onlarca genci toprağa veriyoruz. Sorunu çözüp, bu çocukların ölümünü engelleyecek işler yapacaklar da sanki sistem engel çıkarıyor. Herkese eşit adalet dağıtan bağımsız bir yargı tesis edecekler de sanki sistem buna uygun değil. 
 Levent Gültekin Yaklaşık iki yıl önce bir yazımda mealen şöyle yazmıştım: Tek adam rejimleri toplumu bir arada tutan bütün kurumları, değerleri tahrip eder. Ülke adeta çözülür. O tek adamın varlığı, onun yaydığı korku, uyguladığı baskıcı politikalar o toplumu bir arada tutan tek enstrümana dönüşür. Sonra günün birinde o liderin başına bir iş geldiğinde, toplumu bir arada tutan değerler, kurumlar harcanmış olduğundan ülkeler dağılma eşiğine gelir. Böyle demiş, Irak, Libya vb. gibi ülkeleri de örnek göstermiştim. Amacım Erdoğan’ı Saddam’a benzetmek değil, gidişata dikkat çekmekti. Bu amaçla hemen her yazımda “Erdoğan, ne yazık ki kendi kaderini Türkiye’nin kaderiyle eşleştirecek, kendisini ülke için vazgeçilmez kılacak politikalar uyguluyor” vurgusu yaptım. 
 Levent Gültekin Kapalı kapılar ardında, ikili sohbetlerinde Erdoğan’a deli muamelesi çekenler, kamuoyu önünde Erdoğan’a methiyeler düzüyor. Eş-dost ortamlarında Erdoğan’ın yaptıklarının, söylediklerinin, uyguladığı politikaların ülkeyi felakete sürüklediğini iddia edenler, ekranlarda Erdoğan’ı göklere çıkarıyor. Sadece gizli saklı, eş dost sohbetlerinde de değil, dış dünyayla irtibatlı bazı çevrelere de “Aman bu adamı biz de kontrol edemiyoruz. Yoksa onun dediklerine katılmıyoruz” diyerek hem o çevrelerde Erdoğan’a nefreti daha da körüklüyorlar hem de kendilerini sorumluluktan kurtarmaya çalışıyorlar. Onların kapalı kapılar ardında söylediklerini açıktan, kamuoyu önünde söyleyenlere ise ‘Erdoğan düşmanı’ yaftası vuruyorlar. 

 Levent Gültekin Cumhuriyet tarihinin en çok mağdur edebiyatı yapan iktidarı kendi yarattığı mağdurların sessiz kalmasını, kaderine razı olmasını istiyor. 15 Temmuz sonrası “Darbecilerle mücadele ediyoruz” diye on binlerce insanı işten attılar. ‘Terörist’ damgası vurdular. Bir gecede hayatlarını zindana çevirdiler. Ne suçlarını ispat ediyorlar ne de savunma hakkı veriyorlar. Bunlar yetmezmiş gibi başka yerde iş bulmalarını da engelliyorlar. “Ben ne yaptım, söyleyin suçum ne?” diye feryat eden insanlara Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Yıldırım gaddarlıkla, vicdansızlıkla “Kimse mağdur edebiyatı yapmasın” diyor. 
 Levent Gültekin 15 Temmuz gecesi Türkiye bir felaketin eşiğinden döndü. Felaketin bıraktığı enkaz büyük. Sonrasında ortaya çıkan tabloya bakılırsa darbe iktidara değil, ülkeye yapıldı. Böyle bir ortamda elbette siyasi görüş farklılıklarını ve tartışmaları bir tarafa bırakmak gerek. Ülke ağır bir krizden geçerken, “Geçmişte sen şunu yapmıştın, sen şöyle yaptığın için bu işler böyle oldu” demenin şu anda kimseye bir faydası yok. Birliğe, bütünlüğe ve buradan çıkacak ortak akla ihtiyacımız var. Çünkü ülke, ortak akılla ancak düzlüğe çıkabilir. İktidar da muhalefet de birlik, bütünlük mesajları veriyor. Bu iyi bir şey. 
 Levent Gültekin 14 yıldır ülkeyi Tayyip Erdoğan yönetiyor. Ekonomide, dış politikada, iç siyasette, eğitimde… daha birçok alanda çok fazla yanlışı oldu. Bütün bunları eleştirebiliriz, tartışabiliriz. Bir çözüm yolu bulunur, politika değişir, işler normale döner… Ülkeyi bütünüyle çürütecek bir yanlışGelgelelim, Erdoğan’ın, ülkeyi bütünüyle çürütecek bir yanlışı var. O da şu: İtaati ülkede geçerli tek değer yaptı. İtaat esas olunca düşünen, sorgulayan, itiraz eden, eleştiren aklı başında, kişilik sahibi ne kadar insan varsa hepsi geri plana itildi. Erdoğan bilim insanlarını, aydınları, yazarları, işinin ehli herkes etkisizleştirdi. Her alanda, her kademede iyi yetişmiş; sözü olan, düşünen, üreten ve bundan dolayı da karakter ve kişilik kazanmış herkesi uzaklaştırdı. Haysiyetli insanları, ‘Ya itaat et ya da makamı terk et’ tercihine zorlayarak ülkeye katkı sundukları mevkilerden uzaklaşmak mecburiyetinde bıraktı. 
 Levent Gültekin İktidara yakın TV kanallarından birinde, 1 Kasım seçimlerini AK Parti kazandığı için üzülenlerin listesini yayınlamışlar. Listedekilerden biri de benim. Peki AK Parti’nin kazanmasına gerçekten üzüldüm mü? Niye mi üzüldüm…Evet üzüldüm. Esasında kötülüğün bu kadar rağbet görmesine üzüldüm. Nobranlığın, kabalığın, zevksizliğin, çıkarcılığın el üstünde tutulmasına üzüldüm. 
| |