
Ezgi Başaran
Kemal Kılıçdaroğlu’nun üç yıl önce gösterdiği belgede de isimlerin ve adreslerin üstü ‘nezaketen’ kapatılmıştı.
Üç yıl kadar önce, Kemal Kılıçdaroğlu TBMM’de bir basın toplantısı düzenlemişti. Henüz o günlerde CHP grup başkanvekili. Koltuğunun altındaki mavi klasörlerle, retorik sorularla yolsuzluk ve usulsüzlük ifşaatları yapma maratonundaydı.
İşte yine öyle bir gün… Basın mensuplarına bir kâğıt gösteriyordu: Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği bir arama kararının fotokopisi. Fakat o da ne! Aramanın nedeni, aranacak kişi ve arama yapılacak evler ve diğer adresler gibi bilgilerin üstü kapatılmış. “Hamili çek gibi bir mahkeme kararı söz konusudur. Savcılar bunu açıklasın, Başbakan bunu açıklasın” diye ballandırıyordu Kılıçdaroğlu.
***
İş, Başbakan’a varmadan belli olmuştu. Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı, Kılıçdaroğlu’ndaki belgenin kendileri tarafından ‘ilgili kurumun nezaketen bilgilendirilmesi’ amacıyla Erzincan Merkez Komutanlığı’na önceden gönderilen belge olduğunu açıkladı. Yoksa karar metninin orijinalinde arama yapılacak şüphelilerin isim ve adresleri açıkça yazılmıştı. Kılıçdaroğlu’nun gösterdiği belge, kararın orijinali değil, ilgili kurumlara gönderilmek üzere hazırlanmış bir kopyaydı ve savcıların ifade ettiği gibi sadece bu kopya üzerinde isimlerin ve adreslerin üstü ‘nezaketen’ kapatılmıştı. Bu açıklamanın ardından gazeteler, “Ooo Kılıçdaroğlu nasıl da rezil oldu, nasıl da yaş tahtaya bastı” şeklinde manşet manşet dalga geçmişti. E haklı olarak.
***
Şimdi gelin bugüne… Eski Deniz Feneri savcıları Nadi Türkaslan, Abdulvahap Yaren ve Mehmet Tamöz’e ne diye dava açıldı? ‘Resmi belgede tahrifat ve görevi kötüye kullanmak’tan… Ne yapmışlardı da böyle oldu? Ankara 3. Sulh Ceza Mahkemesi’ne başvurarak 18 zanlının tüm kişisel ve ortak oldukları şirketlerin malvarlıklarına el konulmasını talep ettiler. Mahkeme kişisel malvarlığı tedbirini kabul etti ama ortak oldukları şirketlerle ilgili savcıların talebini reddetti. Sonra savcılar bu mahkeme kararını çoğalttı ve ilgili tapu kadastro müdürlüklerine gönderdi. Ama gönderirken kararın mahkeme tarafından reddedilen maddesini kapattılar; o maddenin tapu müdürlüklerini ilgilendirmediği gerekçesiyle. İşte bu yüzden belgede tahrifat yaptıkları iddia ediliyor. Haklarında ağır cezada dava açılıyor.
***
Görüştüğüm hukukçuların hepsi, savcıların bu tür mahkeme kararlarını ilgili mercilere gönderirken ilgisiz maddelerin üstünü kapattığını söylüyor. Kılıçdaroğlu örneğinde de görüldüğü gibi bu işi bazen ‘nezaketen’ de yapabiliyorlar. Yani böyle bir usul var. Öyleyse bugüne kadar bu usulü uygulayan başka savcılar da yargılanacak mı? Yoksa bu savcıların özel bir durumu mu var? Ya da ne bileyim, bu savcıların soruşturduğu sanıkların durumu mu özel? Zamanında “Ah be Kılıçdaroğlu, sen bizi güldürdün, Allah da seni güldürsün” minvalinde yazan gazeteler, bugün aynı uygulama nedeniyle ağır cezalık olan savcılar için neden 3 yıl önceki hadiseyi hiç hatırlamıyor?
***
‘Üstü kapamak’ bizde genel usuldür. Hrant Dink cinayetinin üstü kapanır, Uğur Mumcu cinayetinin üstü kapanır, Sivas kapanır, Maraş kapanır, Uludere katliamının üstü kapanır. Bu felaketlerde parmağı olanlar korunur, kollanır, gerekirse vekil yapılır. Maddenin üstünü kapatan Deniz Feneri savcıları ise hapisle yargılanır. Genel usul budur.











Bu konu hakkındaki yorumunuz