Bir Mülkiye Müfettişi’nin uyanıklığı sayesinde ortaya çıkan vurgunda, önemli isimlerden olan eski Genel Müdür Şengül asıl hedefi gösterdi: Yukarıdakiler!
Herşey, Mülkiye Müfettişi Candan Eren’in, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde Genel Sekreter Yardımcısı olan Mahmut Kuş’u ziyaretiyle başladı…
Eren, İstanbul’u ahtapot gibi sarıp kanını emdiği iddia edilen, gazetelerde günlerce yazılıp çizilen Albayrak A.Ş. ile ilgili soruşturmayı yürütmekle görevlendirilmişti… Mahmut Kuş da bir dönem mülkiye müfettişi olduğuna göre Candan Eren’e istediği bilgileri verebilirdi…
Kuş, Eren’i kapıda karşıladı… Ne de olsa eskiye dayanan dostuklukları vardı… Karşılıklı içilen çaylardan, dünde kalan hatıraları anan konuşmalardan sonra söz döndü dolaştı, Büyükşehir Belediyesi’ne ve Albayrak A.Ş’nin üstlendiği ihalelere geldi…
Mahmut Kuş, karşısındaki meslekdaşına çekinmeden gördüğü, bildiği ve birilerinden dinlediği herşeyi 2 saat boyunca anlattı… Kurulan tezgahları, ihalelerin nasıl kotarıldığını, Tayyip Erdoğan’la Albayrak Kardeşler’in geçmişe uzanan dostluklarını ve götürülen paraları Kuş gibi öttü!
Sohbetin sonunda Eren, Mahmut Kuş’un gözlerine bakıp şöyle dedi:
“Tanıklık yapıp, bunları bana resmi olarak anlatır mısın?”
Mahmut Kuş’un cevabı “Hayır”dı:
“Sonra başım ağrır… Albayraklar Belediye içinde çok güçlü.. Zorda kalırım, sıkıntı çekerim…”
Candan Eren, meslekdaşına hak verdi… İzin istedi..
Eren’i o gece uyku tutmadı… Kuş’un anlattıkları araştırdıklarının aslıydı… Eğer özel sohbette söylediklerini yazılı ifadeye döküp altını imzalasa herşey bitecekti… Ama “Hayır” demişti…
Odayı bir aşağı bir yukarı adımlarken birden aklına geldi:
“Onu bir daha konuşturup, sesini banta alabilirim…”
EMNİYET’TE PLAN
Candan Eren’in ertesi sabah ilk işi İstanbul Emniyet Müdürü Hasan Özdemir’den randevu almak oldu… İçişleri Bakanı’nın kendisine verdiği görevi anlattı ve Belediye’de Genel Sekreter Yardımcısı olarak görev yapan Mahmut Kuş’tan dinlediklerini aktarıp, aklına gelen planı aktardı…
Polis de zaten bu işin üstündeydi.. Plan “okey”lendi… Emniyet Müdürlüğü’nde üzerine gizli kayıt sistemi yerleştirilen Eren, ertesi gün yeniden Mahmut Kuş’u ziyarete gitti…
Kuş iki gün önce anlattıklarını tekrarlamakla kalmadı… Albayraklar için nasıl ballı ihaleler düzenlendiğini, kimlerin bu pastadan çatal çatal yediğini, Tayyip Erdoğan ile Albayrak Kardeşler arasındaki ilişkinin hangi düzeyde seyrettiğini anlattı… Sıradan bir taşıma şirketinin nasıl olup da holding haline geldiğini aktardı… Bu arada kamuoyunda uzun süre tartışılan iddiayı da ortaya attı:
“Tayyip Erdoğan’ın 1 milyar doları var!”
Candan Eren istediğini elde etmişti… Soruşturmakla görevli olduğu kurumun yöneticisinden büyük hikayeyi dinlemişti…
Sıra ifade vermekten çekinen bir başka kişiye gelmişti:
Albayrak’lar’ın eski muhasebecisi Zeki Nigiş…
Bunun için de polisten yardım istedi… Nigiş kameraya alındığından habersiz içini döktü, bildiklerini özetledi…
Candan Eren’in şimdi elinde biri ses, diğeri görüntü olmak üzere iki kaset vardı… Ama o bunlarla yetinmedi… Birçok kişiyi daha dinledi ve sonunda hazırladığı soruşturma dosyasını, suç duyurusu eşliğinde Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne gönderdi… Eren, Erdoğan ile Albayrak kardeşleri “çete” oluşturmakla suçluyordu… Bununla kalmıyor, yalnız Büyükşehir Belediyesi’nden değil, Faziletli ilçe belediyelerinden de alınan haksız ihalelerle elde edilen paraların; Erdoğan’ı geleceğin Başbakan’ı yapmak için kullanıldığını anlatıyordu…
Candan Eren’in raporu üzerine DGM Savcılığı soruşturma başlattı… Albayrak Kardeşler’le Büyükşehir Belediyesi’nin Erdoğan dönemindeki bazı bürokratları gözaltına alınıp sorgulandı…
Bütün bunlar olup biterken Ali Müfit Gürtuna rahattı… Çünkü iddialar, suçlamalar kendi döneminin öncesini kapsamıştı… Kaldı ki; boy hedefi yapılan Tayyip Erdoğan’ın yıpranması kendi siyasi geleceği için artı puandı…
Erdoğan ise kendine dokunulamayacağından emin bir tavırda meydan okuyordu… Fütursuzca rest çekiyordu:
“Bizim alnımız açık… Bize kimse leke süremez…”
Erdoğan cidden suçsuz muydu? Yoksa devlet “Daha zamanı değil” diyerek biraz daha bekliyor muydu?
SİHİR BOZULDU
Oysa ilk adım atılmış, bazı kişilere dokunulmuştu.. İlk kez İstanbul Büyükşehir Belediyesi devletin merceği altına alınmıştı… Üstelik DGM Savcısı’nın emri ile bugüne kadar dokunulmayan bir çok isim sıraya sokulmuştu… Kapalı kapılar ardında kotarılıp kılıfına uydurulan işlerle ilgili iddiaların ispatı belki mümkün değildi ama birşeyler döndüğü de belliydi…
İstanbul Büyükşehir Belediyesi birilerinin çiftliği miydi? Tayyip Erdoğan’ı geleceğin Başbakanı yapmayı amaç edinenlerin hortumladıkları yer miydi?
Devlet buna seyirci kalamazdı! Çünkü iddiası bile yenilip yutulamazdı…
***
İşte; ne olduysa oldu, bu kez Hesap Uzmanları Kurulu’nun bir raporu gündeme oturdu… Rapor, İGDAŞ’ta 22.5 trilyon liralık dolandırıcılık ve yolsuzluk yapıldığını ortaya koydu… Kurul’un tespitlerine göre bu sıradan bir yolsuzluk da değildi… En önemlisi; bütün tezgah 1999 yerel seçimlerini kazanmak için Fazilet Partisi’nce oluşturulan havuza para aktarmayı hedeflemişti… Üstelik bu tezgahın içinde Erdoğan döneminde Büyükşehir Belediyesi’nde görev alan bir çok üst düzey bürokrat da kendi çapında rol üstlenmişti…
Belediye ile İGDAŞ’ta kurulan kumpasta kimler yoktu ki… Raporda bütün üst düzey bürokratların isimlerine yer verilmişti…
Hesap Uzmanları Kurulu’nun raporuna göre kurulan tezgah Şeytan’ın bile aklına gelmeyecek cinstendi…
Albayraklar’da olduğu gibi yöntem aynıydı: Yandaşlara uygun ihale… Böylece trilyonlar cukkalanacak… Günün birinde yargı hesap sorarsa kolayca aklanılacak… Ancak evdeki hesap çarşıya uymadı..
İŞTE SOYGUN
Mali Şube Müdürü Ayhan Mimaroğlu’na bağlı ekiplerle Hesap Uzmanları Kurulu’nun soruşturması İGDAŞ’ta inanılmaz bir tezgahı ortaya çıkardı. İşte adım adım kurulan tezgah:
* BüyükŞehir Belediyesi 1988 yılında İGDAŞ’ın sayaç okuma işini “Mobil tahakkuk sistemi” adı altında ihaleye açıyor…
* Mobİl Tahakkuk Sistemi’nin ne olduğu fazla bilinmediği için ihaleye ilgi olmuyor…
* Dönemİn Büyükşehir Belediye Başkanı Tayyip Erdoğan’ın yakını olan Ahmet Hamdi Pınarcık ile yine Erdoğan’ın danışmanlarından Tufan Mengi’nin ortağı olduğu Lonca A.Ş, İSKİ’de 21 cente (336 bin lira) yaptığı bu işi ihale ile 1 dolar 55 cente (Bugünkü kurlarla 2 milyon 480 bin lira) alıyor… Yani aynı işi 7 kat pahalıya yapıyor.
* Böylece İstanbullular’ın doğalgaz faturalarına yansıtılan bu ücretle Lonca A.Ş. 22.5 trilyonluk haksız kazanç sağlıyor…
* Hortum bununla da kalmıyor.. İGDAŞ, Lonca A.Ş’ye 1999 seçimleri öncesi avans olarak 3.5 milyon dolar aktarıyor… Bu paranın nereye gittiği, kimler tarafından kullanıldığı açıklanamıyor… Ancak tahminler bu para Refah’ın seçim için oluşturduğu havuza akıyor…
Hesap Uzmanları Kurulu raporunda yalnızca soygunun nasıl yapıldığı anlatılmadı, suçlular da sayıldı:
“İGDAŞ’ın dolandırılmasını planlayanların başında Genel Müdür (dönemin) Fuat Şengül, Genel Müdür Yardımcısı Halil İ. Leventoğlu, Müşteriler Müdürü Yusuf Aydınoğlu ile İGDAŞ Pazarlama ve Satış Müdürü İbrahim Müjdat Oğuz bulunmaktadır…”
POLİS DEVREDE
Hesap Uzmanları Kurulu’nun raporundan sonra şimdi sıra Mali Polis’teydi… Büyük bir gizlilik içinde yürütülen soruşturma sırasında Albayrak olayından tanıdığımız Tufan Mengi gibi bildik isimlerin yanı sıra yazar Abdurrahman Dilipak gibi sürpriz isimler de belirlendi…
Polise göre halen aranmakta olan Mengi İGDAŞ’ın hortumlanmasında, bu paraların belli amaçlar için bir havuza aktarılmasında kilit isimdi…
Peki; kimdi Tufan Mengi?
Sözüm ona mazlumların hakkını savunan Mazlum-Der’in eski Başkanıydı… Tayyip Erdoğan’ın yakını, Fazilet’in para işlerinin maystrosuydu…
Bir başka isim Mustafa Hasanoğlu’ydu… Hasanoğlu Tayyip Erdoğan ve Ali Müfit Gürtuna dönemlerinde Büyükşehir Belediyesi’nden ihaleler alan İZSAL adlı firmanın patronuydu… İZSAL kısa sürede öylesine büyüdü. İhalelerde öylesine ayrıcalıklı bir hale geldi ki; Belediye’ye bağlı KİPTAŞ nerede konut inşaatına başlasa, İZSAL mutlaka bu ihaleyi alıyordu…
Yine tesadüfe bakın ki; Hasanoğlu’nun sahip olduğu İZSAL, Lonca adlı şirkete ortaktı… Ama asıl ilginç olan bu ortaklığın Lonca’nın, İGDAŞ’ın ihalesini almasından sonra yapılmasıydı…
Kısacası; Lonca İGDAŞ’ı hortumlayacak, alınan paralar İZSAL tarafından Fazilet için kurulan havuza aktarılacaktı… Sistem emme basma tulumba gibi çalışıyordu…
***
Polis, olayı deştikçe İGDAŞ’ın yalnız sayaç okuma işiyle değil, başka yöntemlerle de soyulduğunu belirledi… Çünkü; 560 milyon dolarlık ciroya sahip bu kuruluş birilerinin kasasıydı ve bu kasanın anahtarı da Fazilet ve yandaşlarındaydı…
Mali polis, soruşturmayı derinleştirdikçe bu kez İroni Ajans adlı bir şirketin kurduğu kumpasa ulaştı… Müşteri sıkıntısı çekmeyen, yüzbinlerce abone olmaya hazır İstanbullu kapısında bekleyen İGDAŞ, nasıl olmuşsa, “İstanbullular bizi tanımıyor, kendimizi tanıtalım” diye düşündü ve bu işi de 1.5 trilyon lira karşılığında İroni Ajans’a verdi… Ve rastlantıya bakın ki; bu şirketin bütün ortakları da Fazilet’liydi…
Polis ipin ucunu çektikçe yumak büyüdü, inanılmaz isimler, ilişkiler gündeme geldi…
Örnek mi?
İstanbul Büyükşehir Belediyesi eski Genel Sekreteri ve İGDAŞ eski Yönetim Kurulu Başkanı olan Mustafa Açıkalın, soygun benzeri 20 trilyonluk sayaç okuma işini alan Lonca A.Ş’nin hissedarlarından Mehmet Yıldız’ın eniştesiydi… Sadece bu akrabalık bile ihaleye “şaibeli” damgası vurulması için yeterliydi…
Ya İGDAŞ eski Genel Müdürü Fuat Şengül’ün Mali Polis’teki sorgusunda söylediği şu sözlere ne demeli?
“Her operasyonda bizi alıyorsunuz… Bizim başımızdakilere (Erdoğan ile Gürtuna’yı kasdediyor) neden dokunamıyorsunuz?
BAŞKANLAR HEDEFTE
Eski Genel Müdür Şengül’ün “Yukarıdakilere bakın” ifadesi Büyükşehir’in 2 başkanını işaret ediyor.
SON SÖZ
Gerek Mülkiye Müfettişlerinin raporlarında belirtilen ve gerekse yargıya intikal edilen bütün hortumlamalar ne amaçla tezgahlandı?
Bunun amacı; Mülkiye Müfettişi Candan Eren’in raporunda belirttiği gibi Tayyip Erdoğan’a geleceğin Başbakanlığı yollarını açmak mı? Yoksa, bu tezgahı ve hortumlamayı düzenleyenlerin elde edecekleri paranın gücü ile hayal ettikleri rejimi Türkiye’de kurmak mı?
Bunun yanıtını bağımsız yargı bulacak…
Ve 65 milyon adına inanıyoruz ki; bağımsız yargının vereceği karar yalnız bu olayı noktalamayacak, gelecekte böylesine planlar kuranların aklını başına almayı sağlayacak…
DİP NOT: Bu yazıyı halen Kartal Cezaevi’nde tutuklu bulunan Şengül’ün gündeme getirdiği bir gerçekle noktalamak istiyorum:
Neden hep aynı isimler tukaka ediliyor, tepedekilere ilişilemiyor… Neden ümmet fatura ödüyor da, onları kötü yola sevkeden peygamberler(!) sefa sürüyor…
Soruşturma sırası Halk-Ekmek’e geldi
İstanbul DGM Cumhuriyet Başsavcılığı, Büyükşehir Belediyesi İktisadi Teşekkülleri’ne yönelik soruşturma kapsamında, İGDAŞ’tan sonra Halk Ekmek A.Ş’nin ihale dosyaları da incelemeye aldı.
BİT’lere yönelik soruşturmayı sürdüren DGM Cumhuriyet Savcısı Abdülaziz Özatlan, İstanbul Büyükşehir Belediyesi kuruluşlarından Halk Ekmek Un ve Unlu Maddeler Gıda Sanayi Ticaret Anonim Şirketi’nden, ihale dosyalarının DGM’ye gönderilmesini istedi. Şirket yetkilileri de savcılığın bu isteğine uyarak ihale dosyalarını DGM Cumhuriyet Savcılığı’na teslim etti. Yetkililer, incelemelerin belediyeye bağlı tüm iştiraklere yayılacağını kaydetti.
İGDAŞ’la ilgili açıklama yapan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ali Müfit Gürtuna ise eski İGDAŞ Genel Müdürü Fuat Şengül ile Genel Müdür Yardımcısı, halen de Pazarlama ve Satış Müdürü İbrahim Müjdat Oğuz’un tutuklanması konusunda “Her tutuklanan suçlu değildir” dedi.
1 ay önce kaçtılar
İGDAŞ’ta 1997-98 yıllarında yapılan 22.5 trilyonluk yolsuzlukla ilgili aranan Tufan Mengi ve Ahmet Hamdi Pınarcık’ın soruşturmanın başlamasından bir ay önce yurtdışına çıktıkları belirlendi. Soruşturmayla birlikte, haklarında yurtdışına çıkma yasağı getirilen Lonca A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Hamdi Pınarcık’ın 12 Eylül, İGDAŞ’taki bütün yolsuzlukların arkasındaki isim olduğu belirtilen Tufan Mengi’nin de 18 Eylül’de Atatürk Havalimanı’ndan yurtdışına çıktıkları öğrenildi.











Bu konu hakkındaki yorumunuz