|  İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi ROMA – İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi, bir eskort kadınla yaptığı konuşmalara ilişkin ses kayıtlarının yayımlanmasına esprili bir üslupla tepki göstererek, “aziz” olmadığını söyledi. Urago D’Oglio beldesinde, Brescia-Milano otobanının inşası için kurulan şantiyenin açılışında konuşan Berlusconi, La Repubblica gazetesinin özel hayatından hareketle haftalardır kendisi aleyhinde bir kampanya yürüttüğünü ima ederek, “kendisinin aziz olmadığını La Repubblica gazetesindekilerin de anlayacağını umduğunu” belirtti. Lombardia Bölgesi Başkanı Roberto Formigoni’nin şantiye açılışında “bölgeyi adam etme” biçiminde bir ifade kullanmasına karşı çıkan Berlusconi, “Bu, hoş bir ifade değil. Zira bu bölgede çok sayıda hoş kız ve kadın yatırımcı da var” diye konuştu. 

Suriye ile Rusya deniz kuvvetleri arasında imzalanan anlaşma uyarınca Rusya, Suriye’nin Tartus limanında kalıcı bir deniz üssüne sahip oldu. Yaklaşık 10 geminin bu üsse konuşlandırılması ve Rusya’nın Karadeniz filosunun komutasının bundan böyle “Karadeniz ve Akdeniz komutanlığı” olarak faaliyet göstermesi kararlaştırıldı. Suriye’deki üsten 4 denizi (Hint Okyanusu, Akdeniz, Kızıldeniz, Atlantik) kontrol edebeilcek olan rus gemilerinin ilk ikisi olan Peter the Great ve Amiral Kuzetsov gemileri ocak ayında boğazlardan geçerek Suriye’ye gidecek. 

Ergenekon davası dünya basınında da geniş yankı buluyor. İşte dünkü bazı yorumlar… THE INDEPENDENT (İngiltere): Davayı “Türkiye’yi yeniden tanımlayacak olan dava” diye niteleyen gazete şu ifadeleri kullandı: “142 sanıklı hukuk sürecine alkış tutup tutmamak, Türkiye’ye ve AKP hükümetine nasıl baktığınıza bağlı. Modern bir devlet olabilmesi için darbelerle dolu askeri geçmişinden kendini kopartması şart bir Türkiye mi var gözünüzün önünde, yoksa laik anayasası dinci bir hükümet tarafından alt üst edilecek diye endişe duyduğunuz bir Türkiye mi? Birçokları için Ergenekon sanıklarının başarılı biçimde yargılanması, askeri iktidarın demokratik devlet önünde boyun eğmesi olarak alkış bulacak. Aralarında Batı yanlısı liberallerin de bulunduğu başkaları içinse ordu, bütün hatalarına karşın, laik anayasanın bekçisi durumunda. Bu kesim Ergenekon davasını, Türkiye’yi sinsice İslamlaştırmaya çalışanların muhaliflerini tasfiye girişimi olarak görüyor. Umuluyor ki AKP’nin dini emelleri laik karşıtlarının sandığı gibi çıkmasın. Çünkü bir şey kesin, Türkiye ordunun siyasete müdahele etmesinden fazlasıyla çekti. Gerçek anlamıyla modern bir devlet olacaksa, ikisi arasındaki ayrımı açık ve mutlak biçimde yapmalı.” 

İngiltere’de 39 yaşındaki hamile kadının domuz gribi hastalığına yakalandığı ve ölümünden hemen önce bir çocuk dünyaya getirdiği açıklandı. Annenin, 13 Temmuz günü Londra’da doğum yaptıktan sonra hayatını kaybettiği ve bebeğin de sağlık durumunun iyi olmaması nedeniyle yoğun bakımda tutulduğu bildirildi. Bu arada, 6 aylık bir başka bebeğin de Londra’daki bir hastanede domuz gribinden öldüğü belirtildi. İngiltere’de sadece geçen hafta ortaya çıkan yeni vaka sayısının 55 bin olduğu belirtiliyor. 
Arap gazeteci Abdulhamid El Ensari, İran’daki olaylardan yola çıkarak din devletini tartışıyor ve bu devletin hayatı dondurduğunu, toplumu felce uğrattığını, yaratıcılığı katlettiğini, sevinç ve tebessümü öldürdüğünü söylüyor. DOHA – İran seçim sonuçlarına yönelik gösteriler, İranlı otoritelerin gösterilere karşı sert tepkisi, tutuklamalar, medya karartması, gazetecilerin susturulması, Batılı ülkelerin suçlanması ve otoritelerin Tahran’daki İngiliz elçiliğinin 8 çalışanını tutuklaması… Bütün bu protestolar ve İran rejiminin üslubu din alimlerinin siyasi otoritedeki rolü etrafında önemli sorular oluşturuyor. Bu soruların başında şunlar geliyor: 
Arap gazeteci Abdulhamid El Ensari, İran’daki olaylardan yola çıkarak din devletini tartışıyor ve bu devletin hayatı dondurduğunu, toplumu felce uğrattığını, yaratıcılığı katlettiğini, sevinç ve tebessümü öldürdüğünü söylüyor. DOHA – İran seçim sonuçlarına yönelik gösteriler, İranlı otoritelerin gösterilere karşı sert tepkisi, tutuklamalar, medya karartması, gazetecilerin susturulması, Batılı ülkelerin suçlanması ve otoritelerin Tahran’daki İngiliz elçiliğinin 8 çalışanını tutuklaması… Bütün bu protestolar ve İran rejiminin üslubu din alimlerinin siyasi otoritedeki rolü etrafında önemli sorular oluşturuyor. Bu soruların başında şunlar geliyor: 

Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan Uygurların öldürülmesine tepki gösterirken bu mezalimi soykırıma benzetti. Etnik çatışmalarda, çok sayıda Uygur da dahil, 150’den fazla insan hayatını kaybetti. Erdoğan, “Çin’deki bu olaylar adeta soykırımdır” diyor ve ekliyordu: “Çin hükümetinden bu olaylara seyirci kalmamasını istiyoruz. Orada bir vahşet yaşandığı açıkça ortada.” Çin’deki olayların kınanması gerektiğine en ufak bir kuşku yok. Ancak burada, bize ‘Camdan evlerde oturan insanlar taş atmamalıdır’ deyişini hatırlatan bir diğer faktör söz konusu. 
| |