
Toplumsal yapıdaki boşluklardan faydalanan cemaatlerin bireyleri ele geçirdiğini belirten Org. Başbuğ, bu tip bazı cemaatlerin TSK’yı en büyük engel olarak gördüğünü söyledi. Başbuğ “Bu cemaatlerle nereye gideceğiz?” dedi…
BAŞBUĞ’DAN TARİHİ DÜZELTME
Atatürk’ün söylediği en önemli sözlerden birinin hep yanlış anlaşıldığını vurgulayan Org. Başbuğ, Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkı” ifadesini hatırlatarak şöyle dedi: ” Türk halkı değil! Türkiye halkı! Bu ifade hiçbir etnik ve dini ayrım içermez!”
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ İstanbul’da Harp Akademileri Komutanlığı’nda “yıllık değerlendirme konuşması” yaptı. Org. Başbuğ ilk kez bu toplantıyı basına açık bir şekilde yaptı gerçekleştirdi.
İşte Başbuğ’un açıklamalarından satır başları:
Bu toplantıya katılan saygı duyduğum komutanlarım, değerli silah arkadaşlarım, Harp Akedemileri’nin çok değerli komutan, müdavim, öğrenciler ve çalışanları, çok değerli basun mensupları…
Harp Akademilerimizde sizlere hitap etmek benim için ayrı bir mutluluk ve gurur vesilesidir.
Bugün burada yapacağım konuşmamda güncel konulara fazla girmeden, son günlerde sık sık gündeme getirilen sivil – asker ilişkileri başta olmak üzere, terör, demokrasi ve laiklikle ilgili konulara akademik bir pencereden bakmaya çalışacağım.
Bu konuşmamda değinemeyeceğim konulara ilişkin de önümüzdeki hafta yapmayı planladığım basın toplantısında görüşlerimi sizlerle paylaşmamayı düşünüyorum.
SİVİL ASKER İLİŞKİSİ
Sivil – asker ilişkileri her ülkede üzerinde sıkça tartışılan ama özü anlaşılamayan konuların başında gelmektedir.
Soğuk savaş döneminden sonra güvenlik kavramı genişlemiştir. Bu gelişmeler sivil – asker ilişkisinin farklı boyutlarda tartışılmasına neden olmaktadır.
Sivil – asker ilişkilerini daha sağlıklı değerlendirmek için öncelikle askerlik mesleğinin ne olduğunu anlamak gerekir. Askerlik tabi ki profesyonel bir meslektir. Askerlik büyük bir deneyime, yüksek mesleki ölçülere sahip olmayı gerektirir. Fakat askeri profesyonellik diğer profesyonel mesleklerden farklıdır. Madernleşmede asker daima öncü olmuştur. Askerin şerefi her şeyin üzerindedir.
GÜVEN ÇOK ÖNEMLİDİR
Askerlikte güven de çok önemlidir. Toplumun güven ve itimadı önemlidir. Askerliğin toplumun güveni ve itimadı üzerine inşa edilmesi gerekir. Toplumun bu mesleği icra edenlerin bilgisine ve uygulamalarına güven ve itimat duyması hayatidir.
Silahlı kuvvetlerin halkın vergileriyle oluşturulduğu da unutulmamalıdır. TSK anketlerde her zaman en güvenilir kurum olarak başta yer almaktadır. Bu nasıl oluşur. Sarsılmaz güvenin nedeni ulusumuzun tarih içinde şekillenen kolektif benliği içinde bulabilirsiniz. TSK ulusumuzun güvenliğine mazhar olmuştur. Çünkü hiçbir fedakarlıktan kaçınmayarak güvenliği sağlamaktadır.
Aynı zamanda hızla dönüşen toplum yapısında güven arayışına da yanıt vermektedir.
TSK’YA YAPILAN İKİ KÖTÜLÜK
TSK’nın toplum nazarındaki güvenilirliğini sarsmayı amaçlayan 2 önyargıya dikkat çekmek istiyorum.
DEMOKRATİKLİK KİSVESİ ALTINDA SİSTEMATİK MUHALİFLİK
Montesquieu’ya göre gönyargı bazı şeyleri dinlemek değil, kendi kendini bilmemektir. Bunlardan biri demokratiklik kisvesi altında TSK’ya sistematik muhaliflik yapılması… Bu demokrasimizi geliştirmeyecektir. Bu çoğulculukla da ifade edilmez.
TSK DİN KARŞITI DEĞİLDİR
İkincisi toplumun bir kesimini etkilemek amacıyla TSK’yı din karşıtı gösteren propagandalardır. Ancak bu kesim propagandalara inanmamaktadır. Çünkü Türk milletinin ordusu halktır, haktandır, halk içindir.
Sivil – asker ilişkisinde, karar mekanizmalarının nasıl işleyeceği; asker ve sivil arasındaki yetkilerin nasıl paylaşılacağı o ülkenin Anayasasında yazar. Sivil asker ilişkileri ülkelerin kendine özgü şartları da dikkate alınarak incelenmelidir.
Huntington’a göre askerlere otonomi tanınmalıdır.
IRAK SAVAŞINDAN ÇIKACAK DERS
Günümüzde ast rütbeli personelin güven ve itimadına sahip olmaları daha da fazla önem kazanmıştır. Bu nedenle üstlerin, karar öncesi astların teklif ve önerilerini dinlemeleri, dikkate almaları zorunludur.
2003’teki ikinci Irak savaşı süresince ABD’de yaşanan sivil – asker önerisi çok önemlidir.
Askerlerin öneri ve kaygılarının sivil otorite tarafından dikkate alınmaması halinde yaşanabilecek sorunlar Irak savaşında görülmüş ve yaşanmıştır.
Bu durum 2006 raporunda da dile getirilmiştir. Askerler samimi olarak profesyonel tavsiyelerini yaparlarken, bu tavsiyelerinin dinleneceğine ve değer verileceğine inanırlar. Sağlıklı bir ilişki için bu çok önemlidir.
SON KARAR SİVİLLERİN AMA ASKERE SAĞDUYULU YAKLAŞILMALI
Sivil – asker ilişkileri ülkelerin kendine özgü şartları dikkate alınarak incelenmelidir. Elliot Cohen sivil ve asker ilişkilerini eşit olmayanlar arasındaki bir diyalog olarak tanımlamaktadır. Bu ilişki de elbette sivil liderler gerçek güce sahiptir. Ancak sivil otoritenin askeri kararlarda sağduyulu davranışlar öne çıkmaktadır.
Sivil – asker ilişkisi karşılıklı samimiyete, güven ve itimada, en önemlisi de askerlik mesleğinin profesyonel niteliğine saygı göstermesine dayanmaktadır.
TEK YETKİLİ GENELKURMAY BAŞKANIDIR
Genelkurmay Başkanı, Anayasa’nın 111. maddesine göre silahlı kuvvetlerin komutanıdır. Sivil – asker ilişkilerinin yürütülmesinde yetkili tek makam Genelkurmay Başkanı’dır. Sivil – asker ilişkilerini yürütmesini politik ve siyasal hareketler olarak değerlendirmek doğru değildir. Tersine bu bir zorunluluktur ve işin özüne tartışmasız bir biçimde de uygundur ki bu faaliyetler bütün ülkelerdeki askeri makamlar tarafından da yapılagelmektedir. Gerekli hallerde de elbette silahlı kuvvetlerinin görüşlerini de kamuoyuyla paylaşır.
MGK’DA HER ÜYE EŞİTTİR
Bunun yürütüldüğü bir diğer platformda MGK’dır. MGK’da her üye eşittir. Görev ve sorumluluklarını bu anayasal platformda serbest olarak yerine getirirler.
MGK’nın gerekliliğini, yetkilerini sorgulayanlara ilgili yasaları dikkatle okumaların öneririm. Eğer ilgileniyorlar sa konuyla bu konuda ABD Başkanı Obama’nın Milli Güvenlik Danışmanı James Jones’un, Washington Post’ta yeni yazısının metnini de bu konuyla ilgili olarak yararlı bir doküman olarak görüyorum ve ilgilenenlere de öneriyorum.
Elbette dün olduğu gibi bugün de TSK vazifesini, Anayasa’da ifade edilen Cumhuriyet’in temel niteliklerine bağlı olarak devam edecektir.
Silahlı kuvvetlerdeki bütün personelin sahip olması gereken dürüstlük sadakat cesaret sorgulamayla anlama gücü, fiziki şartlara her zaman sahip olma bugün de önemini korumaktadır.
Bugün silahlı kuvvetlerin temel faaliyetleri 3 temel husus öne çıkmaktadır.
1 – Açıklık, 2 – Sonuçlara odaklanma, 3 – Sorumluluk
Günümüzün şartları ve ihtiyaçları silahlı kuvvetlerin önemini azaltmamaktadır. Aksine kapsamlı bir strateji çerçevesinde kullanılması konseptinin önemini giderek artırmaktadır. Buna bugün gayret birliği denilmektedir. Bu husus için askeri liderlerinin bilgi alanının daha da genişlemesini zorunlu kılmaktadır.
SADECE ASKERİ BİLGİ YETMEZ
ABD Başkanı Kennedy bir konuşmasında diyor ki: Siz profesyonel askerler, strateji taktik ve lojistik konuları mutlaka bilmelisiniz. Ama bunun yanında ekonomi, siyaset, diplomasi ve tarihi de bilmelisiniz. Askeri güç ile ilgili her şeyi bilmelisiniz. Askeri güçlerin limitlerini de bilmelisiniz. Günümüzdeki sorunların yalnız, tek başına, askeri güçle ortadan kaldırılamayacağını anlamalıyız.
Anayasamızın 5. maddesindeki, devletin temel amaç ve görevlerine bakmakta yarar var. Bu madde gözlerden nedense kaçıyor. Bu madde temel amaç ve görevlerini bazı başlıklarda topluyor.
Türk milletinin bağımsızlığını, bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, cumhuriyet ve demokrasiyi korumak ve kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak.
Anayasamızın bu 5. maddesindeki çok açıkça yer alan devletin amaç ve görevleri çerçevesinde terörle mücadele konusu ile, demokrasi ve laiklik konusuna değineceğim.
TERÖR ÖRGÜTÜ ETNİK TEMELDE KURULMADI
Yaklaşık 30 yıldır bölücü terör örgütü PKK halkımızı, uniter yapımızı tehdit etmektedir. Terör örgütü terörü etnik bir çatışma gibi ortaya koymaya çalışmış ancak bunu başaramamıştır.
Bugün yaşananlar bölücü terör örgütü ve destekleyicilerinin iddia ettiği gibi etnik çatışma olarak tanımlanabilir mi? Terör ve terörle mücadelede kavram karışıklığının nedeni budur. Bazı kavramların henüz yeterince oturmamış olması… 30 yıldır bu mücadelenin içinde olmamıza rağmen yeterince akademik eserin olmadığı da gerçek.
Bu kavram karmaşasını engellemek için bugün bu kavramlara açıklık getirmeye çalışacağım.
70’li yılların sonunu şöyle bir hatırlarsak. Bölücü terör örgütünün kuruluş yıllarıdır. Örgüt ilk olarak sınıf temelli, ikinci olarak da etnik temelli Marksist Leninist bir örgüttü. 1994’ten sonra örgüt Markist Leninist kimliği geri plana iterek, etnik temeli öne çıkarmıştır. Bunun nedeni de o dönemde yaşanan gelişmelerdir.
Marksist Leninist söylem gücünü yitirince, örgüt sorunu etnik bir çatışmaya dönüştürmeye çalıştı ve başaramadı.
BU ÜLKEDE AYRIŞMA OLMAZ
Bir ülkede ayrışmanın olması için şunlar gerekiyor: Gruplar arası kültürel farklılıklar, sosyal alanlarda bölünmeler, siyasal haklarda eşitksizlikler, ülkenin ana konularına farklı bakış açıkları…
Türkiye’deki durumu bu faktörler içinde inceleyelim. Yüzyıllardan beri Osmanlı topraklarında yaşayan muhtelif topluluklar arasında bir kültür alışverişi yaşanmıştır. Bu süreçte farklılıklarımız törpülenirken, benzerliklerimiz artmıştır. Bu tabiatın bir gerçeği, sonucudur. Dolayısıyla kültürel yaşantımızda farklılıklardan çok benzerliklerin olduğu yadsınamaz bir gerçektir.
Kurumlarda da etnik bir ayrımcılık yoktur. Ne Osmanlı’da ne de Cumhuriyet döneminde hiçbir kurumumuz etnik temelde yapılandırılmamıştır.
Montesquieu eğer cumhuriyette erdem yasa sevgisi ve topluluğa bağlık ise ve çağdaş bir deyimle vatanseverlik ise bu son çözümlemede eşitlik anlayışını oluşturur. Cumhuriyet insanların toplulukla ve topluluk içinde yaşadıkları, kendini vatandaş hissettikleri bir rejimdir. Bu onların kendileriyle birbirleriyle eşit hissetmeleridir. Türkiye’de bunun aksinin yaşandığını iddia etmek ne kadar doğrudur. Bazı eksikler olabilir onlara da değineceğim.
TSK’NIN BİR BENZERİ DAHA YOKTUR
TSK’yı bir örnek olarak alalım. TSK gerçekten bu anlamda emsalsiz bir örnektir. Dünyada ikinci bir örneğini bulamazsınız. Her Türk vatandaşı hiçbir fark gözetilmeksizin askerlik görevini yerine getirmektedir.
Terörle mücadelede şehitlik mertebesine ulaşmış çok sayıda Kürt ve Zaza kökenli vatandaşımız vardır. Edirne’den Hakkari’ye kadar vatanın her köşesinden gelen subay, uzman çavuş, er, erbaşlar göreceksiniz…
Eğer harp okullarına bazı illerden gelen yoksa biz buna üzülüyoruz ve o illerden de kişilerin gelmesi için önlemler alıyoruz. Milletimizin bütün bireyleri hiçbir fark gözetilmeksizin çok değerlidir. Çünkü bizim ordu yapımızın sağlam oluşu, milli ordu oluşumuzun temel nedeni de budur. TSK üyelerinin siyasi görüşleri ve mezheplerinin sorgulanması en büyük tehdittir. Bu ordu milli ordudur. Milli ordu vasfınızı kaybederseniz her şeyinizi kaybedersiniz. Örneği çok…
Siyasal eşitliğe gelince… Birinci Meclis’ten beri tüm vatandaşlarımız eşit siyasal, sosyal hak ve hükümlülüklere sahiptir. Etnik köken farkına bakılmaksızın her vatandaşımız kanun önünde eşittir. Bu haklarını eşit olarak kullanmaktadırlar. Serbest piyasa koşullarından faydalanabilmektedir.
Türkiye’de farklı etnik kökenli vatandaşlarımız arasında ayrık bir yaşam oluşmamıştır. Eğer etnik bir çatışma olsaydı, ne Kürt kökenli vatandaşlarımızı batıya göç edebilirdi, ne de göç alan bölgeler bu göçleri kabul edebilirdi.
ASİMİLASYON YAPILMAMIŞTIR
Ulus devlet inşası sürecinde homojen bir yapı amaçlanmamıştır. Örneğin Cumhuriyetin ilk yıllarındaki zorunlu iskan yasasını eleştirenlere soruyorum. Eğer devlet asimilasyon uygulamış olsaydı, batıya göç ettirilen kişilerin tekrar dönmelerine nasıl izin verilmiştir.
Asimilasyon iddiasındakilere soruyorum: 1938 yıllarına dönelim. 84 yıllarına gelelim. 84’te terör baş göstermiştir. 38 ile 84 yılları arasındaki huzur ve barış ortamını nasıl izah edeceğiz?
Diyebilirsiniz ki asimilasyon olmadığına göre, Cumhuriyet döneminde 1938’e kadar olan isyanların nedenleri neydi? Bu da haklı bir sual? Yerinde bir sual?
Cumhuriyetin başlattığı bir modernleşme var. Bu da merkezi yönetim sistemine gidiyor. Doğal olarak merkezi yönetim sistemine karşı bazı yerel tepkilerin olması doğal. Yine cumhuriyetin başlarında laik düzene geçiyorsunuz. Bu değişikliğin bölgedeki yerel liderlerin, kim bunlar dini liderler, kimler şeyhler… Bunların yetkilerine bir kısıtlama var. Bunların da tepki göstermemesi beklenemez. Dış dinamikler, kışkırtmalar var. Şeyh Sait ile bugünkü Irak arasındaki bağlantıyı nasıl görmeyiz?
Osmanlı döneminden beri bölgenin geri kalmışlığı da bir nedendir. Elbette yine bu dönemlerde devletin bazı memurların, bölge halkına kötü muamelede bulanması da bir nedendir. Bunu da kabul etmek gerekir.
Sonuç olarak gerçekten Cumhuriyetin ilk dönemindeki ayaklanmalar da temel anlamında etnik temelli değil. Bölücü terör örgütü PKK’nın ortaya çıkışı da etnik temelli değil.
Türkiye bazılarının görmek istediği gibi etnik olarak ayrışmış bir ülke değil. Türk milleti bir bütün olarak ülkenin ana ulusal konularına bakışında farklılıklar yok.
KONDA’NIN ARAŞTIRMASI
Türkiye’de vatandaşlarımızın ortak bir geçmişi paylaştığını görüyoruz.
2006’da KONDA’nın yaptığı bir araştırma var. Soruluyor, vatandaşlıktan ne anlıyorsunuz, sizce en önemli husus nedir sorusuna verilen cevapların yüzde 82’sinin verdiği cevap:
“Türkiye’yi seviyor olmak.”
Kimliklerinizi özgürce yaşayabiliyor musunuz? Yüzde 80’i Evet diyor.
İmkanınız olsa hangi ülkede yaşamak istersiniz? Yüzde 88 Türkiye.
Bütün bu değerler varken biz hala türkiyede etnik bir çatışma vardır dersek bu yanlış olur. Hiçbir zaman yaşanmamıştır yaşanmayacaktır da. Çünkü bir ülkenin buna sürüklenmesi demek kardeş kavgası demektir.
ATATÜRK “TÜRKİYE CUMHURİYETİ’Nİ KURAN TÜRKİYE HALKIDIR” DEMİŞTİ
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu bir devrimdir ve hedef ulus devletin yaratılmasıdır. Atatürk Türk Devleti için şunu diyor:
“Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkı” Türk halkı derseniz bütün cümle düşer… Buradaki Türkiye halkı vurgusu, hiçbir dini, etnik tanımı içermez…
Türk milleti Türk sözcüğü bir sıfat değil, değişik unsurların hepsine verilen ortak bir isimdir. Aynı şekilde kullanımı biz diğer ülkelerde de görebiliriz. Bu kavrama etnik yüklemeler yapmak, kavrama sanal anlamlar vermektir.
Bugün ulus devlet yapısının ortak değeri ne olacak? Anayasa’nın 5. maddesinde çok açık.
Türk milletinin bağımsızlığını, bütünlüğünü, cumhuriyeti, demokrasiyi korumak. Buna bir de kişilerin mutluluğunu, huzurunu oluşturmayı eklerseniz.
Ulus devletin dayanağı ne olacak? Vatandaşlık esasına dayanan milliyetçilik esasıdır.
Obama dedi ki “Biz aynı zamanlarda farklı dinlerden, ırklardan gelen ortak bir milletiz” dedi.
Asimilasyon değil entegrasyon vardır. Bugün bazı sorunlarla karşılaşıyorsak entegrasyonda ne kadar başarı sağladığımızı sorgulamalıyız. Entegrasyonu sadece kimlikler üzerine dayandırmak da çok yanlış.
ŞEHİTLERİ UNUTMAMAK ÜLKENİN NAMUSUDUR
1993’te 5717 terör eylemi meydana geldi. 583 şehit verdik. 2008’de 1602 olay oldu. Şehit sayısı 138 oldu. O zaman akşam belli bir saatten sonra dışarı çıkamazdınız. Bugün o sorun yok. Bugün bu duruma nasıl geldik? 4970 vatan evladının canı pahasına…
Bir ülkenin bir namus borcu da şehitlerini unutmamasıdır. Bugün bazılarının hedefi olan korucular da 1335 şehit vermiştir.
TERÖR ÖRGÜTÜ KAN KAYBEDİYOR
Türkiye’de geçici köy korucu sistemini eleştirenler Irak’a baksınlar. ABD Irak’ta korucu sistemini kurdu ve çok etkili bir sonucu oldu. Peki ABD’nin aynı sistemi Afganistan’da da kurmaya başladığını biliyor musunuz?
Bu konuyla ilgili son olarak, terör örgütü şu an kan kaybediyor. Çünkü Irak emniyetli bölge değil. Küçük gruplar halinde hareket ediyor. Haberleşme çökmüş durumda. Moral düşük, kaçışlar artıyor. Avrupa ülkelerinin aldığı finans tedbirleri de örgütü zor duruma düşürüyor.
Bu mücadelede güvenlik güçlerimiz, Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, ayrılmaz parçamız Jandarmamız, Emniyetimiz, polisimizin kararlılığı, cesareti karşısında inanınız ki bu mücadeleden karşı tarafın arzu ettikleri bir sonuca gelmeleri mümkün değil. Bundan emin olmamız lazım. Terörle mücadele uzundur, kanlıdır, sabır ve dayanıklılık ister.
Terörle mücadelede TSK dün olduğu gibi bugün de kahramanca mücadele edenlerin şerefiyle, onuruyla, moraliyle oynanmasına seyirci kalmaz. Bu konuda biz yetkili ve sorumlu herkesin aynı duyarlılığı göstermesini bekliyoruz.
TERÖRLE MÜCALEDE SÜRECİ NASIL KISALTILIR?
Devlet örgüte katılımların nedenlerini incelemeli ve alacağı tedbirlerle bu katılım engellemelidir. Dağ kadrosunun örgütten ayrılmasını, mevcut yasal düzenlemelerden farklı düzenlemeler yapmalıdır. Terörle mücadele teröristle mücadele olarak görülmemelidir. Irak’ın kuzeyindeki bölücü terör örgütünün varlığı etkisiz hale getirilmelidir.
OBAMA’NIN SÖZLERİ
Obama’nın söylediği şu sözleri basınımız çok güzel değerlendirdi. Obama dedi ki:
Bu sabah Atatürk’ün, sizin ülkenizin kurucusunun anıt mezarını ziyaret ettim. Bu güzel anıttan çok etkilendim. Atatürk tarihin şeklini değiştiren liderlerdendir. Ama Atatürk’ün en güzel anıtı hiçbir zaman taştan olamaz. Kendisinin en büyük mirası laik demokratik Türkiye Cumhuriyetidir.
Bence, Obama’nın bu sözleri sempatik görünmek amacıyla söylenmiş değil, uluslar arası alanda karşı karşıya kaldığı sorunlara çözüm arayışı olarak görüyorum.
Türkiye Cumhuriyeti’nin doğuşu ve gelişimi 20. yüzyılda yaşanmış en büyük devrimlerden biridir. Türkiye bu yüzyılda da ilgi odağı olacaktır. Bunu başta Mustafa Kemal Atatürk olmaz üzere Cumhuriyet kadrolarının öngörüsüne ve stratejik vizyonuna da borçluyuz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN TEMEL TAŞLARI
Montesquieu demiştir ki: Cumhuriyetin ilkesi erdemdir. Laiklik ilkesi Türkiye Cumhuriyetinin temelinde, her ilkesinde mevcuttur. Demokrasi de Cumhuriyetimizin temel niteliklerindendir. Demokrasi halk egemenliğinin siyasallaşması olmasına karşın ortak bir tanımı yoktur. Önemli olan kanımca, demokrasinin olmazsa olmaz koşulları üzerinde fikir birliğine varılmasıdır.
1- Kuvvetler ayrılığı
2- Yargının bağımsızlığı, hukukun üstünlüğü
3- Çoğulculuk
TSK DEMOKRASİ REJİMİNE SAYGILIDIR
TSK Cumhuriyetin temel niteliklerinden birini oluşturan demokrasi rejimine bağlıdır ve saygılıdır.
Demokrasi ve laiklik arasında çok iyi bir ilişki olduğu da görülmektedir. İkisi arasında bir çatışma da yoktur.
Laiklik Türkiye’de sadece din ile devlet işlerini ayırmamış; egemenlik sorununu da çözmüştür. Egemenliğin kutsala değil de millete ait olduğu gerçeği bu ilkenin sonucudur.
Geçmişten günümüze bazı laiklik karşıtı hareketlerle de karşılaşılmıştır. Bu hareketlerin sosyal, ekonomik, kültürel nedenleri de unutulmamalıdır. Laiklik karşıtı hareketlere, daha iyi cevap verebilmek için bu nedenler de belirlenmelidir.
Max Weber, anlayışı öne çıkartıyor. Anlayış felsefesinde öncelik insandır. İnsan için bazı değerler vardır. Bu değerler içinde elbette inançlar da var. Dinin ortak bir duyarlılık yaratmak bakımından önemi inkar edilemez. Türkiye için böyle bir şeyi tartışmak bile abestir. Yanlış olan ne? Anayasanın 24. maddesinde ifade ettiği gibi, dinin toplumsal yaşamı belirleyen sistematik bir yapı olması.
Burada Atatürk’ün dine ilişkin görüşlerini de hatırlatmak isterim: Din gerekli bir kurumdur. Dinsiz milletlerin devamlarına imkan yoktur.
Halkımızın arasında ordunun en yaygın adlarından biri de “Peygamber Ocağı”dır. TSK hiçbir dönemde dine karşı olmamıştır. Bizim karşı olduğumuz şey, kişisel çıkarlar için dinin alet olarak kullanılmasıdır. Bütün bu düşüncelere rağmen laikliğin din karşıtı olma, dinin bireyin hayatından soyutlanması anlamına geldiğinin söylenmesi, TSK’nın din karşıtı bir kurum olduğunun söylenmesi, her şeyden önce Gazi Mustafa Kemal’e en büyük sorumsuzluk ve haksızlıktır.
Weber’e göre yaşanan din önemlidir. Yaşanan din uygulama biçimi olarak ortaya çıkıyor. Yaşanan dinin en büyük göstergesi sosyal gruplar ve cemaatlerdir.
Yeni dönemde, yeni kimlik, aidiyet arayışı, sosyal devlet olgusunun zayıflaması nedeniyle; din eksenli cemaatleşme yapısı artmaktadır. Bugün bazı cemaatler öncelikle ekonomik bir güç olmaya, daha sonra sosyo-politik yaşamı biçimlendirmeye çalışmaktadırlar. Sorun da işte buradadır.
CEMAATLERLE NEREYE GİDECEĞİZ?
Sorun dini duyguların kendi amaçları için alet olarak kullanılmasıdır. Atatürk bu konuda düşüncelerini şöyle ifade ediyor: Bunca yüzyıllardır olduğu gibi bugün de ulusların bilgisizliğinden ve bağnazlığından yararlanarak binbir türlü siyasal, kişisel çıkar ve çıkar sağlamak için dini alet ve araç olarak kullanmak girişiminde bulunanların -içerde ve dışarıda- varlığı bizi, bu konuda söz söylemekten ne yazık ki henüz uzak bulundurmuyor. İnsanlıkta dine ilişkin uzmanlık ve bilgi, her türlü boş inanışlardan sıyrılarak gerçek bilimin ışıklarıyla temiz ve mükemmel oluncaya dek din oyunu aktörlerine her yerde rastlanılacaktır.
Bugün bazı din eksenli cemaatler kendilerini demokratik alanın bir oyuncusu olarak takdim etmekte ve çeşitli nedenlerle de görünürde kendilerinin güçlü bir konuma geldiğine inanmaktadır. Ancak bu güç imajı ve algısı yanıltıcıdır. İşte bu tip bazı cemaatler hedeflerine ulaşmada kendilerine en büyük tehdit olarak TSK’yı görmektedirler.
Destekleyicilerinin de yardımıyla TSK’ya karşı faaliyetlerde bulunmaktadır. Hukuk devleti kapsamında, altını çiziyorum, hukuk devleti kapsamında TSK’nın etkisiz, tepkisiz kalacağını düşünmek ise büyük yanlıştır.
Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir. Bunu tekrarlamak istemiyorum. Zaten çok zamanınızı aldım. Herkese inanç özgürlüğü tanınmamış mı? Kimsenin devletin sosyal, ekonomik, sosyal hukuk düzenini kısmen de olsa din kurallarına dayandıramayacağı ifade edilmiyor mu?
Türkiye Cumhuriyet demokratik laik ve sosyal bir hukuk devletidir. Anayasa’mızın 24. maddesi laikliğin işlevselliğini açıkça ortaya koyuyor.
Dini ayin, ibadet serbest bırakılmamış mı? Bu konuda hürriyetin kısıtlandığını iddia etmek ne kadar doğru? Anayasa’nın 24. maddesinde açıkça belirtilmesine rağmen, dinin kısmen şekillendirilmesini kabul edebilir misiniz?
BU CEMAATLERLE NEREYE GİDECEĞİZ?
Din eksenli bazı cemaatleri Anayasa’nın 24. maddesine göre nereye koyacaksınız? Önemli olan istismarın önlenmesi değil mi? Dinin araçsal hale getirilmesi en büyük kötülük değil mi? Modern toplumlarda kişi artık bir cemaatin üyesi olarak değil, birey ve vatandaş olarak yer almıyor mu?
Toplumun inanan inanmayan, dindar dindar olmayan ayrımı yaparken, insanların iman ve dini inançlarını siz hangi hakla değerlendiriyorsunuz? Allah’la kul arasındaki bir konuyu, siz nasıl ayrım yapabilirsiniz? Bu aslında dinimize karşı en büyük saldırıdır. Böyle yaparak gruplaşmalar, cemaatleşmelerle, bölünmelerle nereye gideceğiz?
Türkiye Cumhuriyet demokratik laik ve sosyal bir hukuk devletidir. Asla birbiriyle çelişkili değildir. Bu nitelik Türkiye’yi dünyada farklı bir noktaya getiren niteliklerdir. Bu açıdan Türk toplumunun bütün bireylerinin yaşatılmasında yıpratılmamasında duyarlı ve sorumlu davranılması herkese düşen vatandaşlık görevidir.
AKADEMİLİLERE ÖNERİ
Ufku geniş, düşünce becerileri gelişmiş, sorgulayabilen, yaratıcı zekaya sahip, Harp Akademisi mensupları,
Günlük sorunlara olağan işlere takılıp kalmayın, geleceğe, sizden sonraki kuşakların sorunları olarak görme lüksünüz yok. Bugün alacağınız kararlar, projeler, yarınlarımızın şekillenmesine katkı sağlayacak. Bunun için sizler kendinizi sürekli yenileyiniz. Bunu yaparken öncelikle Atatürk’ün entelektüel düşünce yapısına nelerin etki ettiğini iyi düşünmelisiniz.
Atatürkçü düşünce sistemi ne yapılmasını anlatan bir ideoloji değildir. Akla ve bilime dayanarak, nasıl karar verileceğini gösteren bir dünya görüşüdür.
Tarih ilerisini göremeyenler için acımasızdır, geleceğe doğru emin adımlarla yürüyüşümüzün teminatı sizlersiniz.
Bu hassas coğrafyada, sahip olduğu maddi ve manevi gücüyle, güven ve istikrarı simgeleyen Türkiye, çağdaş topluluklar için hak ettiği yeri almak zorundadır.
Kaynak : Vatan











Bu konu hakkındaki yorumunuz