Soruşturmacı gazeteci Uğur Dündar, Türkiye’nin başına bela olan terör örgütü IŞİD için “İktidar bunların palazlanmasını seyretti” dedi.
Röpotaj: Gökmen ULU
“AKP iktidarının farkına varamadığı husus, bölgedeki yeni haritadır. Bu da Büyük Kürdistan projesidir” diyen usta gazeteci Uğur Dündar şöyle konuştu: IŞİD’i değerlendirirken ‘Bunlar öfkeli gençler’ diyen sayın Başbakan değil miydi? Ucuz politika yapması gerçekten üzücü…
Türkiye uzun yıllardır PKK ile mücadele ediyordu. Şimdi bir de IŞİD belası çıktı. Duayen gazeteci Uğur Dündar bölge gerçeklerini ve Türkiye’nin yaşadığı sıkıntıları en iyi bilen isimlerden. Dündar, AKP?iktidarının dış politikasını eleştirirken, dinci terör örgütü IŞİD’le ilgili şu tespiti yaptı:?“Halkın gerçekleri öğrenme hakkına hizmet eden gazeteciler sayesinde IŞİD?gerçeğini biliyoruz.”

Dündar, “Beyaz Toros ifadesi hukuksuzluğu ve anayasal rejimin ilgasını işaret eder” dedi.
İşte soruşturmacı gazeteci Uğur Dündar’ın, siyasette yaşananlara ve terör olaylarına ilişkin değerlendirmesi:
EN KORKUNÇ SALDIRILAR…
* AKP seçim meydanlarında açıkça “Eğer biz tek başımıza iktidara gelmezsek” diye başlayan cümleler kuruyor. Vatandaşlara “O halde ekonomi bozulur” diyor. Çatışma ortamının devam edeceği ima ediliyor, Başbakan Davutoğlu, bir dönem faili meçhul cinayetler ile özdeşleşen beyaz Toros tehdidini dile getirmekten çekinmiyor. Sizce bu yaklaşım vatandaşa şantaj anlamına gelmiyor mu?
O halde madde madde ilerleyelim: Ekonomi düzgün mü ki? Bilakis, ekonomi bozulmuş durumda ve bunun sorumlusu AKP’dir. Ayrıca beyaz Toros ifadesi hukuksuzluğu ve anayasal rejimin ilgasını işaret eder. Nitekim bu iktidar hukuksuzluğun ürpertici örneklerini sergiledi ve halen sergiliyor. ‘Biz gidersek bombalar patlar’ diyorlar. Oysa cumhuriyet tarihinin en kanlı, en korkunç katliamları bu iktidar döneminde gerçekleşti. Hatay Reyhanlı ve Şanlıurfa Suruç’tan sonra, Ankara Katliamı’nda 102 yurttaşımız katledildi, 150 civarındaki yurttaşımız da bundan sonra yaşamlarını uzuv kaybı ile devam ettirmek zorunda. Bunlar bu iktidarın varlığında gerçekleşti.
AİLELER DAVUTOĞLU’NU UYARDI
* Üstelik bunlar göz göre göre gelen katliamlar, değil mi?
Ben yıllar öncesinden, Suriye politikasındaki yanlışlıklar ve tutarsızlıklar nedeni ile Türkiye’nin başına çok büyük belalar gelebileceğini dile getirdim. Bilge diplomat Şükrü Elekdağ da yaptığımız röportajlarda altını çizerek uyardı. Sadece bizler de değil. Örneğin, Radikal’de yazan İdris Emen isimli kardeşimiz iki buçuk yıl önce Diyarbakır’da ve Suruç’ta bombalı katliamlara neden olan canlı bombaların Adıyaman’da kimler tarafından nasıl devşirildiklerini, eğitildiklerini, kaç kez Suriye’ye gidip, geldiklerini ayrıntılı biçimde yazdı. Hatta o çocukların bazılarının aileleri, “Çocuklarımızı tutuklayın” diye güvenlik güçlerine ve adli makamlara adeta yalvardılar. Onlardan biri olan Diyarbakır bombacısının annesi Başbakan Davutoğlu ile konuştu. Ama kadıncağıza çocuğu yerine polisten sadece bir yazı geldi. Polisten gelen yazıda “Çocuğunuzun IŞİD saflarına katıldığı tespit edilmiştir” şeklinde bir yanıt vardı. Aile bunu biliyor zaten ve Başbakan’dan evladını kurtarmasını istiyor. Bu, trajikomik, üzücü bir durum.
* Bombalı saldırılar hakkındaki eleştirilere Hükümet “İstihbarat zafiyeti yok” yanıtını veriyor. Bu açıklama “Biliyorduk” anlamını taşıyor. Bu daha vahim değil mi?
Vahim olanları anlatmaya sayfalar yetmez. Sayın Başbakan “Biz canlı bombaların istihbaratını alıyoruz, elimizde listesi var, ama onları eylem yapmadan önce gözaltına alamıyoruz” diyor. Oysa bu iktidar “Duran Adamı” bile gözaltına aldı. Bunları izlerken şaşkına dönüyoruz.
MAKYEVELİST POLİTİKALAR…
* Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun “Bakın yüzüme. Bende IŞİD’i destekleyecek yüz var mı” açıklamasına ne demeli?
Doğrusu üzülüyor ve şaşırıyorum. Adının başında profesör doktor unvanı olan bir bilim insanının, ucuz ve makyavelist olarak nitelenebilecek bir şekilde politika yapması hakikaten üzücü. Uçan kuşlar bile biliyor ki, bu iktidar IŞİD’in güçlenmesine, palazlanmasına, çok büyük bir bela haline gelmesine katkıda bulunmasa bile göz yumdu. Bunu da halkın gerçekleri öğrenme hakkına hizmet eden gazeteciler sayesinde biliyoruz. IŞİD’i değerlendirirken “Bunlar öfkeli gençler” diyen sayın Başbakan Ahmet
Davutoğlu değil miydi?
STRATEJİK ÖNEMİMİZ KALMAZ
* Türkiye’nin, Suriye’nin kuzeyinde uçuşa kapalı, güvenli tampon bölge oluşturulması, göçmenlerin buraya yerleştirilmesi önerisi küresel güçler tarafından kabul görmedi. Bu dikkate değer bir öneri değil miydi. Niçin kabul görmedi?
Doğru bir yaklaşım ama hükümet bunu Suriye bataklığına dalarken hesaplayacaktı. Farkına varamadıkları husus, bölgedeki yeni haritadır. Bu da Büyük Kürdistan projesidir. Şimdi adım adım gerçekleşiyor. Küresel güçler, burada tampon bölge oluşmasına bu nedenle olumlu bakmıyor. Kantonlar halindeki bu yapılanmanın Akdeniz’e ulaşmasına çok az kaldı. Denize açılınca Kuzey Irak petrolleri taşınacak. Kürdistan yapılanması denize de ulaştıktan sonra Türkiye’nin stratejik önemi kalmayacak. AKP iktidarı bunu çok geç gördü.
DEMİREL 1995’TE SÖYLEMİŞTİ
* Sonra sıra Türkiye’nin bölünmesine mi gelecek?
1995 yılında, dönemin Fransa Dışişleri Bakanı Alain Juppe, Çankaya Köşkü’nde Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’i ziyaret etmişti. Demirel, görüşme sonrasında gazetecilere, “Avrupa, Türkiye’nin yapamayacağı şeyleri istiyor. Üniter devlet yapısından vazgeçmemizi öneriyorlar. Sonra mesele federasyona gelecek. Daha sonra da parçalanmaya” açıklamasını yapmıştı. Ardından, “PKK’nın bizden istediği ne Kürtçe televizyon, ne okul, ne de dildir. Onun istediği bir tek şey vardır; bayrak” demişti. Yeni bir şey değil, bu öteden beri isteniyor.
* Hatta Sevr’e kadar dayandığını söyleyebilir miyiz?
Evet. Sevr’e kadar gider.

3 yaşındaki Aylan’ın cansız bedeni 3 Eylül’de sahilimize işte böyle vurmuştu.
ESAD’IN DEVRİLMESİNİ ABD, SUUDİ ARABİSTAN, KATAR VE TÜRKİYE İSTEDİ
* Suriye’den göç dalgası sürüyor, Türkiye’nin yükü gün geçtikçe artıyor. Batı, Türkiye’ye para yardımı yapmayı ve “Geri Kabul Anlaşması”nı önerdi.
Beşar Esad’ın devrilmesini en başta kim istedi? Küresel güç ABD. Yangına körükle kimler gitti? Bazı Avrupa ülkeleri. Ve Suudi Arabistan ve Katar ile ortaklık kuran Türkiye. AKP hükümeti, Türkiye’yi Ortadoğu bataklığına sürüklemenin ne büyük yanlış olacağı ve oradan çıkmanın ne kadar zor olacağı yönündeki uyarılara aldırış etmedi. Oysa AKP iktidarına göre Esad iki ay içinde devrilecek, o topraklarda yeniden Osmanlı inşa ve ihya edilecekti. Oyun kurucu Türkiye olacaktı. Ama hayaldi ve gerçek olmadı. Şimdi Türkiye çırpınarak o bataklıktan çıkmaya gayret ediyor ama çok geç. Türkiye bize sığınan çaresiz insanlara “Gelmeyin” diyemezdi. Fakat “Biz arkandayız” diyenlerden Türkiye’ye hiçbir destek gelmedi. Batı şöyle bakıyor: Biz üç-beş kuruş verelim, Türkiye baksın, bize pek fazla kimse gelmesin, huzurumuz kaçmasın. Geri Kabul Anlaşması da Avrupa’ya geçmeyi başaran Suriyeli göçmenlerin Türkiye’ye iadesini içeriyor.
ÜLKENİN HER YERİNDE AYRI BİR DRAM VAR

* Kaderine terk edilen Suriyeli göçmenler açlık ve yoksullukla baş başa kaldı. Sosyolojik olarak nasıl riskler ile karşı karşıyayız?
Bakın, bu röportajı yaparken, karşımızda, kucağında bebeği ile dilenen Suriyeliler, diğer tarafta da mendil satmaya çalışan çocuklar var. Her yerde Suriyeliler’in dramı ile karşılaşıyoruz. Onlar hakkında olumsuz algı yaratmak istemem. Biçare insanlar… Ama aç insan ne yapar? Sonunda suça bulaşmak zorunda kalır. Türkiye’nin bu devasa soruna acil çözüm bulması gerekir.
Kaynak : http://www.sozcu.com.tr/











Bu konu hakkındaki yorumunuz