
Uğur Dündar
Emekli Büyükelçi Şükrü Elekdağ’dan siyasilere tarihi uyarı: “Türkiye’yi bir Türk milletinin var olmadığı noktasına getirirseniz, ülke dağılır. Yugoslavya gibi olur”
Sevgili okurlarım,
Son günlerde Türklük, Türk milleti, milliyetçilik, üst kimlik-alt kimlik ve ulus-devlet kavramları üzerinde yoğun tartışmalar yapılıyor. Ulusalcılığın Türkiye’nin önünü kestiği iddia ediliyor. Bazı kesimler, daha da ileri giderek Atatürk milliyetçiliğini savunanları ırkçılıkla ve faşistlikle suçluyorlar. Hazırlanmakta olan yeni anayasada “Türk milleti” yerine “Türkiyelilik “ veya “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı” terminolojisinin kullanılması öneriliyor.
Gündeme damgasını vuran tartışmaları, kavram ve görüşleri, emekli Büyükelçi ve CHP eski Milletvekili Şükrü Elekdağ’la konuştuk. Sayın Elekdağ sorularıma tabulardan korkmadan ve tam bir tarafsızlık içinde cevaplar verdi.
İşte sorularım ve bilge diplomat Elekdağ’ın, Türkiye’yi sarsacak açıklamaları:
UĞUR DÜNDAR (UD): Sayın Elekdağ, bu tartışmaların alevlenmesinin bir nedeninin de İmralı’daki Abdullah Öcalan’la yürütülen müzakereler olduğu yolunda yaygın bir algı var. Siz de bu görüşe katılıyor musunuz?
ŞÜKRÜ ELEKDAĞ (ŞE): Bildiğiniz gibi AKP iktidarının 2013 yılı icraat önceliklerinin başında, 12 Eylül Anayasası’nın yerine “sivil bir anayasanın” yapılması geliyor. Bu konuda Başbakan Erdoğan son derece kararlı. Nitekim, Mart sonuna kadar yeni anayasa çalışmalarından bir sonuç çıkmaması halinde, AKP’nin anayasa taslağını Meclis’e getireceğini ve referandum için gerekli olan 330 oya ulaştıklarında da referanduma götüreceklerini söyledi.
UD: Peki bu dayatmanın, telaşın sebebi ne?
ŞE: Bu acelenin odağında, İmralı ile başlayan müzakere sürecinde silahlı terör örgütünün dayatmasıyla PKK’ya verilecek ödünlerin yeni anayasaya geçirilmek istenmesi var. Bilindiği üzere, PKK-KCK-BDP cephesi, “Türk milleti” ve “Türklük” kavramlarını etnik kimlik olarak görüyor. Bunların anayasada yer almalarını ayrımcı ve antidemokratik olarak niteleyerek, çıkarılmalarını istiyor. Görünürde demokratik bir gerekçeye dayandırılan bu talep, esasında ülkemizin “üniter” yapısının iki milletli bir yapıya dönüştürülmesini amaçlıyor. PKK’nın “özerk bölge” veya “federe devlet” taleplerinin anayasal dayanağı bu şekilde oluşturulacak. Mevcut anayasanın 66. maddesinde vatandaşlık şöyle tanımlanıyor: “Türk Devleti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür”. TBMM bünyesinde kurulan Anayasa Uzlaşma Komisyonu’na AKP’nin bu konuda sunduğu öneri ise şöyledir: “Vatandaşlık temel bir haktır, kanunun gösterdiği şartlarla kazanılır ve ancak kanunda belirtilen hallerde kaybedilir”. Türk kelimesini vatandaşlık tanımından dışlayan bu öneri, CHP ve MHP tarafından kabul edilmiyor. Tabii AKP’nin başkanlık sistemini dayatmasına da karşı çıkılıyor ama komisyonun uzlaşmaya varmamasının başta gelen nedenlerinden biri, iktidarın “Türklük” ve “Türk milleti” kavramlarını yeni anayasadan dışlamak istemesidir.
UD: Çizdiğiniz tablo işin aslını, özünü ve Başbakan’ın telaşının nedenlerini gözler önüne seriyor ama bu tabloyu biraz daha netleştirir misiniz?
ŞE: Tabloyu biraz daha netleştireyim. AKP Hükümeti, birbirine paralel olarak iki süreç yürütüyor. Birincisi Öcalan’la müzakere süreci, ikincisi de yeni anayasayı oluşturma süreci. Hükümet İmralı sürecinde verdiği tavizleri yeni anayasaya geçirerek, attığı adımlardan geri dönmeyeceğini PKK’ya garanti ediyor. Yani, yeni anayasayı silahlı terör örgütüyle müzakere ederek oluşturuyor. Yeni anayasayla ne yapılmak istendiğinin Türk milletinin çok iyi bilmesi ve SÖZCÜ’nün bunu ülkemizin her köşesine duyurması lazım. Yeni anayasayla şu üç amaç güdülmektedir: (1) Türk milletinin ve Türk adının çıkarılması, (2) Türk toprakları üzerinde bir federe Kürt devleti veya özerk Kürt devleti kurulmasına imkan verecek bir hukuki altyapının hazırlanması. (3) Başkanlık sisteminin dayatılması…
UD: Çok düşündürücü, hatta sarsıcı bir tablo… Peki şimdi kavramlara gelelim. AKP temsilcileri koro halinde Anayasa’daki “Türk milleti” kavramının, ırkçı ve dışlayıcı bir kavram olduğunu iddia ediyorlar. Bunun iler tutar bir yanı var mı?
ŞE: Kesinlikle yok. “Türk milleti” kavramının en veciz tanımı, Atatürk’ün şu ifadesinde yerini bulmuştur: “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir.” Bu tanımda “Türk milleti” kavramı, etnik ırksal bir kimlik gözetmeksizin tüm Türk vatandaşlarını kucaklayan ve bütünleştiren, temsili bir nitelikte kullanılıyor. Bu anlamdaki bir “Türk milleti” kavramının, halkımızın her bireyinin kendi etnik kimliğini benimsemesini ve onu özgürce yaşamasını engelleyen bir yönü yoktur. “Türk milleti” kavramının etnik açıdan ayırımcı, dışlayıcı ve antidemokratik olduğunu söylemek hezeyandır. Irkçılık iddiasına gelince, Irkçılık, insanların özelliklerini biyolojik, ırksal özelliklerine indirger ve bir ırkın başka ırklara üstün olduğunu öne sürer. Oysa, Atatürk’ün milliyet tezi, ırk temelinde diğer ırklara üstünlüğü savunan Turancı görüşe özellikle karşı çıkar. Atatürk, Afet İnan’ın “Medeni Bilgiler” isimli ders kitabındaki “ırk aidiyetine” olan atfı çıkarmış ve millet tanımını “Dil, kültür ve ülkü birliği ile birbirine bağlı vatandaşların siyasal ve toplumsal kuruluşu” şeklinde düzeltmiştir.
Üst kimlik, birleştiren ‘milli kimliği’ yansıtır
UD: Bazı kesimlerce “Türk milleti” kavramının temelinde eşitsizlik ve dışlayıcılık yarattığı iddia ediliyor. Bu iddiaları nasıl yanıtlayacaksınız?
ŞE: Bunlar bilgisizlikten kaynaklanan iddialar. Zira, üst ve alt kimlik kavramları etnolojik ve siyasi açılardan değişik anlamlara sahiptir. İddialar bu anlamlar ışığında analiz edilirse, anlamsızlıkları ortaya çıkar. Etnolojik açıdan üst kimlik kavramı, ana kimlik anlamına gelir ve aynı etnik kökene sahip olan gruplar için şemsiye görevi yapar. Örneğin Türklük; Azeriler, Türkmenler, Özbekler, Yakutlar, Kazaklar ve Gagavuzlar için üst kimlik oluşturur. Hemen belirteyim ki, üst kimlik kavramı, aynı coğrafyada yaşayan, benzer kültürlere sahip grupları tanımlamak için de kullanılabiliyor. Üst kimlik kavramının siyasi anlamda kullanılışını ele alalım. Siyasi anlamda söz konusu olan üst kimlik “etnisite” anlamına gelmez, farklı etnik gruplara mensup kişilerin vatandaşlık bilinciyle benimsedikleri bütünleştirici ve kucaklayıcı milli kimliği yansıtır.
İktidarın hedefi ümmet!
UD: Dışişleri Bakanı Davutoğlu bir konuşmasında ulusçuluğun bir 19. yüzyıl ideolojisi olduğunu ileri sürdü, ulus-devlet kavramını hedef tahtasına koydu. Bu kavrama husumetinin nedenini sorabilir miyim?
ŞE: Ulus-devlet, Osmanlı devlet siteminin Türklük olgusuna ve kimliğine asla yer vermeyen, bu nedenle de milli kimliği olmayan, ümmet ideolojisine dayalı çok kültürlü toplum modeli yerine inşa edilmiştir. Esasında, ulus-devlet olgusu, Batı toplumlarının geçirdikleri Reform, Rönesans ve Aydınlanma Çağı süreçlerinin kendilerine kazandırdıkları birikimler sonucunda ulaştıkları eşitlikçi ve özgür demokratik düzeyin ürünüdür. Osmanlı Batı toplumlarının geçirdiği bu kültürel süreçlerin dışında kalmış, ümmet ideolojisi etkisiyle “asabiyesini” yani milli kimliğini, Türklük bilincini tamamen yitirmiştir. Atatürk’ün kurduğu ulus-devlet, Türk halkını hiçbir alt grup ayırımına gitmeden, tüm toplum bireylerini dil, kültür ve tarih bilinci temelinde “Türk milleti” ve “Türklük” şemsiyesi altında birleştiren üniter yapıdır. Erdoğan’ın sözünü ettiği asabiye kavramının mucidi olan İbn Haldun’a göre “…Bir toplum benliğini temsil eden aidiyet duygusunu, yani asabiyesini yitirdiği zaman, tarih sahnesinden silinir gider.” Aidiyet duygusu bugün de toplumların tutkallığını yapan en önemli sosyolojik olgudur. Anlaşılan Davutoğlu, Osmanlı nostaljisinden kaynaklanan tutkuyla Türkiye’ nin kozmopolit bir ümmet modeline dönebileceğini tasavvur ediyor.
Milleti parçalamak en büyük hıyanet
UD: Bunlar çok çarpıcı tespitler… Başbakan Erdoğan konuşmalarında daima Türkiye’nin milli kimliğini “TC vatandaşlığı” olarak tanımlıyor ve milli kimlik söz konusu olunca, hep şu minvalde konuşuyor: “Türk ‘Türküm’, Kürt ‘Kürdüm’, Laz ‘Lazım’, Boşnak ‘Boşnağım’ diyecek. Ama hepimizi birleştiren üst kimlik, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığıdır.” Bazen üst kimlik olarak “Türkiyelilik” kavramını da telaffuz ediyor. Aidiyet olgusu açısından bu kavramları nasıl değerlendiriyorsunuz?
ŞE: Türk milleti deyiminden kaçarak onun yerine bu tür terminolojilerin tercih edilmesi, Türkiye’nin milli kimliği olan Türklüğün reddedildiği şeklinde algılanır. Ülkemizin içinde bulunduğu şartlarda Türk milleti yerine TC vatandaşlığı veya Türkiyelilik kavramlarının ikame edilmesinin, Türk milli şuurunun zayıflatılmasına, ülkemizin etnik köken bazında ayrıştırılmasına ve milli kimlik ve kültürden yoksun bir insan kitlesi, bir mozaik haline dönüştürülmesine hizmet edeceğinin bilinmesi gerekir. Türkiye’yi bir Türk milletinin var olmadığı noktasına getirirseniz, Türkiye Yugoslavya’ya döner, parçalanır. Bu bağlamda belirtilmesi gereken bir husus da, bugün Avrupa’da ve dünyada birçok ülkenin milli kimliğinin, devletin kurucusu olan egemen unsurun kimliği olduğudur. Örneğin Fransa’da yaşayan halkın milli kimliği olan Fransızlık, Fransız Devleti’nin kurucusu olan ve tarihsel kuruluş sürecinde yüzde 40 çoğunlukla hakim unsur konumundaki Frankların kimliğidir… Bizim milli kimliğimiz de, Türk Devleti’ni kuran Türk unsurundan kaynaklanıyor. Bu noktada vurgulanması gereken husus, ülkemizin yüzde 85’inin kendini Türk olarak tanımlamasıdır. Kimliğimizin “Türk milleti”, devletimizin de “Türk Devleti” olarak tanımlanmasının bir nedeni de budur. Nitekim, bölgede yarattığı korku ve uyguladığı baskıya rağmen Türkiye genelindeki oyların sadece yüzde 6’sını alabilen PKK/BDP’nin oyların en azından yüzde 85’ini elinde tutan çoğunluğa iradesini dayatabileceği düşünülebilir mi? Bu itibarla Türk halkının terör eksenli bir dayatma karşısında Türk milleti üst kimliğinden vazgeçebileceğini düşünmek dahi akla zarardır. Atatürk’ün şu sözleri her Türk siyasi liderinin kulağına küpe olmalıdır: “Memleket mütesait (gelişen, artan) bir birliğe muhtaçtır… Alelade politikacılıkla milleti parçalamak hıyanettir”.












Bu konu hakkındaki yorumunuz