
Mehmet Türker
“Demokrasi tramvaya benzer, binersin durağa gelince inersin”
Tayyip Bey, demokrasinin amaç değil, bir araç olduğunu böyle anlatıyordu!..
Öyle de yaptı!..
İktidara gelmek için “demokrasi tramvayına” bindi, iktidara gelince de indi!..
Şimdi demokrasinin iğdiş edilmesinden de fazlasını istiyor!..
Tayyip Bey’i tatmin etmek için kuvvetler ayrılığı prensibinin de kaldırılması gerekiyor!..
Kuvvetler birliği olacak, onun başında da Tayyip Bey oturacak!..
Yasama-Yürütme-Yargı…
Hepsine Tayyip Bey hükmedecek!..
* * *
“Demokrasiyi resmen kaldıralım” demiyor, demokrasinin olmazsa olmaz şartı kuvvetler ayrılığının karşılarına dikildiğinden şikayet ediyor!..
Konya’daki bir toplantıda sistemin (demokrasinin) yarattığı sıkıntıları anlatıyor!..
Dışarıdan bakan, “326 tane (adet) milletvekiliniz var, yine mi bahane” diyormuş!..
Ama işte maalesef bu kuvvetler ayrılığı karşılarına dikiliyormuş!..
Mesela Konya’da hastane projesi idari yargıya takılmış!..
Olacak iş değil, hukuku yok sayarsın olur biter!..
* * *
Sultanlığın yeni adı Başkanlık!..
E zaten Başkan!..
İster asar, ister keser!..
Dediği dedik, öttürdüğü düdük!..
Yok, bürokratik oligarşi engelliyormuş!..
Yahu bunlar 10 yıldır iktidarda değil mi?..
“Bürokrasi” dediğinin hepsi kendi adamları!..
Türkiye, Türkiye olduğundan beri böyle bir kadrolaşma görmemişti!..
* * *
Müsteşar, müsteşar muavinleri, genel müdürler, müdürler, şefler, memurlar hepsi iktidarın askeri haline getirildi yine de şikayet ediyorlar!..
Daha doğrusu iktidarın beceriksizliği ve hukuksuzluğunu bürokrasiye, yargıya yüklüyorlar!..
Ki, o yargı da meşrebe göre yeniden şekillendirildi!..
Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu meşrebe uygun, Yargıtay öyle, eh Danıştay Başkanı zaten Allah’ın Bülent Arınç’a verdikçe verdiklerinden!..
* * *
Açık açık “Bize en büyük engel demokrasidir” demiyor, lafın arkasından dolanıp kuvvetler ayrılığından şikayet ediyor!..
Demokrasinin kalıntıları bile Tayyip
Bey’i rahatsız ediyor!..
Tramvaydan çoktan indi de…
Tramvayların hâlâ ortalıkta dolaşmasını bile hazmedemiyor!..
“Yetmez ama evetçiler” de “Yetmez” derken acaba bunu mu kastediyorlardı?..
Yetmez, daha fazla daha fazla sultanlık!..
Sat, sat ye!..
Türkiye’nin satılmadık yeri kalmadı!..
Cumhuriyetin ilk döneminde yokluk içindeki ülkeyi kalkındırmak için yapılan tesisler birer birer ölmüş eşek fiyatına satılırken, dönemin Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, “Babalar gibi satarım” diye şişiniyordu!..
Tayyip Bey de “Bu ülkenin pazarlamacısı” olmakla övünüyordu!..
Sonunda Türkiye’nin en kârlı yapıları olan köprüleri ve otoyolları da sattılar, muratlarına erdiler!..
Üstelik köprülerde büyük bakımları, yenileme çalışmalarını devletin yapmasını kabul ederek!..
* * *
Köprüler satılınca, 12 Eylül sonrasının Halkçı Parti lideri rahmetli Necdet Calp aklıma geldi!..
TV’deki bir programda, Özal köprüyü satacağını söylediğinde, Necdet Calp, “Sattırmaaam, sattırmaaam” diye yumruğunu masaya vuruyordu!..
Sağ olsaydı, yıllar sonra yeni nesil siyasetçilerin birini değil, ikisini birden otoyollarla birlikte toptan sattıklarını görecekti!..
Ne yapacaklar o paraları?..
Eee seçimler peş peşe geliyor, iktidara da peşin para gerekiyor!..
Sattılar sattılar yediler!..
Satacak bir şey kalmayınca ne yapacak bu iktidar?..
Sıra memleketi satmaya mı gelecek?..











Bu konu hakkındaki yorumunuz